Sermayenin eldeğiştirmesi ve AKP iktidarı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 08 Ağustos 2020, 15:28:01


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sermayenin eldeğiştirmesi ve AKP iktidarı  (Okunma Sayısı 2094 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Onural
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 106



« : 29 Aralık 2009, 11:21:07 »

Geriye dönüp bir bakarsanız "sermayenin el ve yer değiştirmesi "için yoğun çabalar harcandığını kolayca farkedeceksiniz. Eğer bu saptamaları yapmazsak masanın ayağı eksik kalacaktır.
Bilderberg örgütü denen dünyayı yöneten ve tüm dünyanın maddi kaynaklarını sadece 3-5-10 kişi arasında pay eden örgüt bugüne kadar ufak tefek aksamalar olsada dünya denen sofraya tek başına oturup ağzından lokmalarını saça saça oburca karnını doyurdu.
Önce dinlerin baskısını ön plana çıkararak, dünya halklarını "ses çıkarmayan", "itaatkar","şükredici","allah başımızdan eksik etmesin" dualarını hayatının vazgeçilmezi yapan insanlar yetiştirdiler. Bunun için hristiyanlık ve musevilik çok uygundu, ruhban sınıfı , kiliseler üyelerini fazlası ile sömürerek, korkutarak  görevlerini yerine getirdiler. Zaman içinde dünya tarihinin en acımasız katliam ve işkencelerini yaparak insanları zorla kendi dinlerinin mensupları haline getirdiler.  Müslümanlar için de sahte mehdiler yaratıldı, tarikatlar yaratıldı, fettullahlar yaratıldı, cüppeli hocalar, menzil'ciler, iskenderpaşa'lılar, nakşibendi'ler, süleymancı'lar yarattılar. Dişli tıkır tıkır işliyordu. Dünyanın baharat pazarları, elmas madenleri, petrol kuyuları aklınıza hangi zenginlik geliyorsa gerçek sahipleri yerine sömürgecileri tarafından işletiliyordu. Diğer yandan dünyanın en büyük silah ve uyuşturucu ticaretini de paravan örgütler kurarak gerçekleştiriyorlardı.
Tarih ,bu dişliyi yerinden oynatan birisini çıkardı karşılarına : Mustafa Kemal Atatürk
Su hayalleri bitecek miydi ?
Hepimizin bildiği gibi inanılmaz bir cesaret,akıl ve başarı örneği ile hepsini dize getirdi. Öyle bir nesil yetiştirdi ki , kendine güvenen, dürüst,çalışkan ve akıllı. Düşmanları saygı duymak zorunda kaldı. Bütün dünyanın ezilmiş halkları O'nun mücadelesini örnek aldı. Sömürgecilerin yenilebileceğini bütün dünyaya ispatladı.
Ne yazık ki öldükten hemen sonra "sömürgeci akbaba" lar üşüştü yine ülkemizin üstüne. Milli eğitimimizden tutun, politikacısına, medyasına,basınına kadar her köşesine el attılar. Önce ulusal kimlik yok edilmeye başlandı, sonra dini ögeler ön plana çıkartıldı. Darbeler yaptırıldı.Peygamberler yaratıldı. Temsilcileri parlamentoya sokuldu. Fakat halk bir türlü istenen noktaya gelemiyordu.O zaman ne yapmak lazım dı ? Halkın yoksullaştırılması gerekiyordu ki ," akşam eve ne götüreceğinden ", " çocuk şu sınavı bi kazansa" dan yada "kredi kartını nasıl öderim" den başka birşey düşünmesin.
Bu süreci daha da uzatmama gerek yok hepiniz neler olduğunu yaşayarak öğrendiniz.
Menderes, Demirel,Özal ( Demirel in bakmayın öyle "aslan demokrat" havalarına, başımıza bütün bu çorapları örenlerin başında o gelmiyor mu ? Lakabı "morrison süleyman" değil miydi?), Çiller,direnemeyen 3 lü koalisyon, ve nihayet Deniz Baykal ın katkılarıyla Erdoğan.
1970 de muhtıra- dünya bankasından Atilla Karaosmanoğlu.
1980 de darbe - dünya bankasından Turgut Özal.
1990 da abd vatandaşı Tansu Çiller.
2000 de ekonomik kriz-dünya bankasından Kemal Derviş.(şu anda sayın başbakanın askerlik yapmayan yada 10 gün askerlik yapan oğlu dünya bankasında yetiştiriliyor)
Bunların senaryo olduğunu düşünüyorsanız, sadece Kemal Derviş in yaptıklarını hatırlayın yeter: "İsmail Cem i ayartıp DSP yi bozarak parti kur dedi, oradan  "Ben aslında CHP liyim "diyerek CHP ye atladı, sonra da "misyonumu tamamladım, şeker pancarını,tütünü hallettim diyerek BM ye kaçtı orada AKP (=AB-D) politikalarının bir numaralı savunucusu oldu.
Geçen 7 yıla bir geri dönerek bakalım isterseniz ,
Bankalar
Marketler
Madenler
Tarım
Turizm
Akaryakıt
Medya
Basın
İlaç firmaları
Otomotiv Sanayii
Beyaz Eşya, TV
Elektronik
Telekom
Tekel
Sigorta Şirketleri
aklınıza ne geliyorsa hepsi yabancı sermayenin eline geçti.(Adamlar İPEK şampuanı bile satın aldı düşünün)
Sadece sağlık sektörü ulusaldı. Doktor,Hemşire,Diş Tabibi, Eczacı, İlaç Dağıtım Kanalları, Hastaneler şimdilik bizde idi KURT
SSK öyle,böyle işi götürüyordu, nasıl olacaktı, "işçi hakları vs, eşitlik, vatan ,millet )?
SSK lılar serbest eczanelerden ilaçlarını alabiliyorlardı artık. İşte "geçmiş olsun" dememiz gereken yer burası !
Bu sayede AKP seçim kazandı (% 43 le idi galiba.)
Tabii bu arada hastaneler özelleşti. Kıyamet gibi yabancı zincirler geldi. Devlet Hastaneleri özeller gibi hizmet vermeye başladı ( kısa bir süre sonra özelleşecekler ). Ele geçiremedikleri Üniversite Hastaneleri için YÖK ün baskısı arttırıldı. 500 oy alan aday yerine 50 oy alan dekan yada rektör olarak atandı.
Sistem ,vatandaşın elindeki paranın ceplerine "firesiz inmesi" için her türlü atraksiyonun yapılmasını gerektiriyordu.
Duyduğumuza göre ilaç fabrikası da kurdular. Dağıtım kanalları da var. Ethem Sancak ve Hedef Holding birden U dönüşü yaparak T.Erdoğan ın danışmanı oldu.
Hastaneler alındı yada açıldı- devlet buraya yığınla ödeme yaptı.
Buradan çıkan hasta Eczaneye geliyor. Eczacı, ya "onların ilaçlarını"  satmazsa ?
Ya da koskoca ,ödenecek olan 15 katrilyon para nasıl olur da ceplerine girmez ?!
Üstüne üstlük genelde sol filan takılıyorlar, yada CHP li en azından çoğunluk muhalefet. İyice emin oldular : Eczaneler ele geçirilmeli.
Nasıl ?
IMF,OECD,D.Bankası Bilderberg in sadık kurumları olarak emirlerine amade idiler.
İlaç fiat kararnamesi vs. ekonomik zorluklar,banka kredileri, malum yaşananlar.
Başkanımız vekil yapılıyor ki daha kolay teslimiyete yanaşsınlar. Fakat bakıyorlar ki eczacı kabullenmiyor. Haa o zaman 3. perdedeki oyunu koyun sahneye gitsin:
ZİNCİR ECZANELER.
Aslında its den sonra yapacaklardı , kim ne satıyor ,neyi satıyor, vs tam olarak öğreneceklerdi. Ama bizim dayanabilme gücümüzün azalması ile çabuklaştırılmış oldu.
"For You" lar için kanun gecikince "iflas erteleme" veren Aziz Zapsu " Kanunu çıkart 1 gün içinde 1000 tane eczane açarım "diyor (diyor da , Bakanının getirdiği aşıya güvenemediği gibi acaba ilaç alırken Aziz Zapsu nun primle çalışan eczacı tezgahtarına güvenebilecek mi o da tartışma konusu.)
Şimdi sözüm AKP li eczacılara m.vekili veya olamayanlara, birçoğunuzun işleri epeyce yoğun, genelde hastane karşısındasınız. Ama bakın demedi demeyin zincirin ilk gözünü dikeceği sizler olacaksınız.
SGK Müdürleri ,yetkilileri , 3-5 yıla kalmaz o koltuklarda oturamayacaksınız. Vatanımızı bölüp satın almaya kalkanlar sanıyor musunuz sizlerle çalışacaklar?. Telekom un genel müdürünün adı ne biliyor musunuz ? Paul Dohany. Oğlunuz yada kızınız yarından sonra Üniversite sınavına girecek, belki idealinde "eczacı" olmak var. Bağımsız bir eczane sahibi eczacı olmaktansa Boots,DocMOrris, Alliance vs zincirlerde eczacı tezgahtar olarak çalışma idealleri kurması sizi mutlu edecek mi ? 
Sayın yetkililer,
Hesap ortada biz zarar ediyoruz! Durup dururken rahat mı batıyor da  eylem yapıyoruz, bankalar biraz daha fazla kazansın diye mi bol faizli krediler alıyoruz ?! Vatandaş ve devlet böylesine kriz ortamındayken !
Devleti soyan biz değiliz bunu iyi bilin. Ama soyacaklar gelecek bizden sonra bunu iyi bilin. İçinize sinecek mi ?
7 yıl önce "Kiler Şirketler Grubu","Albayraklar","Kamer Holding","Remzi Gür","Çalık Holding","Koza-İpek" in adını bilen var mıydı ?
7 yıl önce Tayyip Erdoğan ın mal varlığı neydi ? Şimdi ne? Haberiniz var mı ?
Nüfusunun 40 milyonu yoksulluk sınırında yaşayan bir ülkenin başbakanının ABD ndeki "bijan" isimli son derece pahalı bir mağazanın vitrininde müşteriler arasında isminin yazılı olması sizleri hiç rahatsız etmiyor mu ?
Kredi kartlarını ödeyemeyenlerin sayısı AKP döneminde 10binden 558bine çıkarken borsa nın 50binlerde hala yükselmesi çok mu normal geliyor size ?
Biz eczacılar ne yapmalıyız ?
Bakın  bu meseleyi eğer yukarıda anlattığım konuların dışında değerlendirirsek gerçekten büyük bir hata yapmış oluruz.
TEKEL işçisinin, İtfaiyecilerin, Memurların, Coplanan Öğretmenlerin, telekom işçisinin meselesi ne ise Eczacı nın meselesi de o dur.
Bu mesele önümüzdeki seçimde sandıkta çözülecektir. Yanılmıyorsam Türkiye de hiçbir yönetim 3 dönem iktidarda kalamadı.
Bugüne kadar Dağıtım Kanallarından ( Kooperatifleri saymıyorum, sahibi zaten eczacı ) sorunumuzla ilgili hiçbir ciddi destek gelmemiştir. 
Böylece Ecza Kooperatifleriyle olan çalışma hacmimizi ciddi anlamda arttırmalıyız. Merak etmeyin "Bu eczane  Edak Ecza Kooperatifi üyesidir." tabelası zincirleri korkutmaya yetecektir.
Gücümüzü bilelim. Ümidimizi kırmayalım.
Onların örnek olarak gösterdikleri ABD;  ekonomisi ile, zincirleri ile, mortgage ı  ile ölmüş, bitmiş rezil olmuştur tüm dünyaya.
 Kenya lılar bir zamanlar hepinizin bildiği aşağıdaki sözleri söylemişler, umarım biz söylemeyiz :
"Batılılar geldiğinde ellerinde incil, bizim ise topraklarımız vardı.
Şimdi bizim elimizde incil,onların elinde topraklarımız var." 
___________________________________________________________________++
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATABEK
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2009, 12:27:04 »

Kendi Zengin sınıfını oluşturan parti bizdeki sisteme sahip demokrasilerde kalıcı olur, AKP de bunu yapmıştır,  ne yazıkki uzun yıllar başımıza bela kalacaklardır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
gariban
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 2



« Yanıtla #2 : 02 Ocak 2010, 23:25:23 »

gardaşım  başımıza  bela kalacaktır  diyorsunuz  da  ne edelim de defedelim bu akp yi  başımızdan   onu  deyverin onu  konuşalım   bence   ...TANRI   TÜRKÜ  KORUSUN  VE YÜCELTSİN...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KARAYILAN_rh
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 78



« Yanıtla #3 : 05 Ocak 2010, 16:24:13 »

DEĞERLİ "ONURAL" KANDAŞIM;

     Çok yerinde bir konu açmışsın, bundan dolayı seni içtenlikle kutlarım...Dilersen bu konuda bir-iki görüş de KARAYILAN kandaşın etsin...Ne dersin?
     Açtığın konuda, sen bugünkü sonuçlara değinmişsin.Değindiğin sonuçlar doğrudur ve daha da beteri olacaktır...Bu konuda hiç de iyimser olmamıza gerek yok, zira; sonuçların sebeplerini ve sebeplerin yaratıldığı zaman dilimine dönersek, bunu çok açık bir şekilde anlarız...Şimdi ben de dilimin döndüğünce ve edinebildiğim belgelerle öyle yapacağım...Kandaşlarımın göstereceği sabır için, peşinen teşekkürlerimi sunayım!...
     Değindiğin konu, "sermayenin el değiştirmesi" değil mi? Bize, içimizden, iktidarlar el değiştirdikçe, sermaye el değişiyormuş gibi geliyor...Böyle düşünmekte de haklı olabilirsin, ama, dışardan baktığımızda (yani dış gözlerle ve Türk düşmanı olarak baktığımızda) sermaye el-mel değiştirmiyor!.. Sadece, dışarıya bağımlı, düşmanlara daha iyi köpeklik edebilecek, yerli işbirlikçiler değişiyor...Sonuç; Türkiye günden-güne yoksullaşıyor, borçla yaşamaya alışıyor, 1923-1938 yılları arasında edinilen kamu işletmeleri yok pahasına yabancılara satılıyor, içerdeki bir kısım tuzu-kuru ayrıcalıklı insan, yaptıkları köpekliklerinin karşılığı olarak zenginleşip duruyor...Öyle değil mi?
     Neden? İşte yürekleri dağlayan, mutlaka cevabı bulunması gereken soru...Neden?
     Sevr'de bize ne dayattılar? Topraklarımızın parçalanması ve paylaşılması, öyle değil mi? Peki, savaş alanlarında bu sonucu elde edebilecek bir durum oluştu mu? Hayır...Yüce Başbuğumuz M.K.ATATÜRK, bütün plânlarını bozdu, öyle değil mi?
     Ardından LOZAN...T.C. Devleti'nin tapusu...Peki, Türk atasözüne göre, "Su uyur, düşman uyumazdı", bizim düşmanlarımız da uyumadılar ve büyük bir sabır örneği gösterek, ATA'nın Tanrı Dağı'na uçmasını beklediler...Sonrası malum...
     Anadolu'nun ve Türkler'in Kurtuluşu olan savaştan galip çıktık ama her türlü ekonomik yetersizlik, bizleri çok zor günlerin beklediğinin habercisiydi...Milli geliri arttırmanın ve ekonomiye artı gelir kazandırmann başlıca yolları nedir? Üretim ve Pazarlama...Ziraat olarak üretim yapmak için toprağmız var ama bunları iç ve dış pazarlara taşıyacak ulaşım araçlarımız ve yollarımız yoktu...Öyle değil mi?
     Kendi topraklarındaki petrolü, çıkartabilecek teknolojiye sahip olmayan Türk Devleti ("Şimdi kimse kalkıp, bizim ülkemizde petrol yok ki diye bir görüş bildirmesin, zira, daha Abdülhamit zamanında, yerleri belirlenmiş 111 adet petrol havzasının, o günkü şartlarda çiizilen haritasını, dileyen kandaşıma gönderebiliirim...) bu sorunu çözmek için, en sağlıklı ve en ekonomik taşıma aracı olarak trene (raylı sisteme) yatırım yapmak ve bu önceliği hayata geçirmek zorundaydı...Başbuğ Atatürk'ün bu konuya verdiği önemi belirtmeme, sanırım gerek yoktur...Demiryollarının tarihçesine baktığmızda, aslında bu konunun ekonomik öneminin yanında, politik ve uluslarası stratejik önemi olduğunu da görürüz...Bakalım:

 Cumhuriyet Öncesi

Türk Demiryolu Tarihi, 1856 yılında başlar. İlk demiryolu hattı olan 130 km'lik İzmir - Aydın hattına ilk kazma bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla bu yılda vurulmuştu. Bu hattın seçimi nedensiz değildi. İzmir-Aydın yöresi diğer yörelere göre nüfus bakımından kalabalık, ticari potansiyeli yüksek, İngiliz pazarı olmaya elverişli etnik unsurların yaşadığı, İngiliz sanayisinin gereksinim duydugu ham maddeye kolay ulasilabilecek bir yöreydi. Ayrica Ortadoğu'nun kontrol altına alınarak Hindistan yollarının denetimi alınması bakımında da stratejik bir öneme sahipti. Osmanlı Devletinde demiryolu imtiyazi verilen İngiliz, Fransız ve Almanların ayrı ayrı etki alanları oluştu. Fransa; Kuzey Yunanistan, Batı ve Güney Anadolu ile Suriye'de, İngiltere; Romanya, Batı Anadolu, Irak ve Basra Körfezinde, Almanya; Trakya, İç Anadolu ve Mezopotamya'da etki alanları oluşturdu. Batılı sermayedarlar, sanayi devrimi ile çok önemli ve stratejik bir ulaşım yolu olan demiryolunu tekstil sanayinin hammaddesi olan tarım ürünlerini ve önemli madenleri en hızlı biçimde limanlara, oradan da kendi ülkelerine ulaştırmak için inşa ettiler. Üstelik, km başına kar güvencesi, demiryolunun 20 km çevresindeki maden ocaklarının işletilmesi vb. imtiyazlar alarak demiryolu insaatlarını yaygınlaştırdılar. Dolayısıyla Osmanlı Topraklarında yapılan demiryolu hatları, geçtiği güzergahlar bu ülkelerin iktisadi ve siyasi amaçlarına göre biçimlendirildi.

1876'dan 1909'a kadar tam 33 yıl Osmanlı Padişahı olan Sultan II. Abdülhamid hatıralarında şunları ifade ediyor; "Bütün kuvvetimle Anadolu Demiryollarının inşasına hız verdim. Bu yolun gayesi Mezopotamya ve Bağdat'ı, Anadolu'ya bağlamak, İran Körfezine kadar ulaşmaktır. Alman yardımı sayesinde bu başarılmıştır. Eskiden tarlalarda çürüyen hububat şimdi iyi sürüm bulmaktadır, madenlerimiz dünya piyasasina arzedilmektedir. Anadolu için iyi bir istikbal hazırlanmıştır. İmparatorluğumuz dahilindeki demiryollarının inşatı mevzuunda büyük devletler arasındaki rekabet çok garip ve şüphe davet edicidir. Her ne kadar büyük devletler itiraf etmek istemiyorlarsa da bu demiryollarının ehemmiyeti yalnızca iktisadi değil, ayni zamanda siyasidir."

    1856 - 1922 yılları arasında Osmanlı Topraklarında şu hatlar yapılmıştır:
    Rumeli Demiryolları 2383 km normal hat
    Anadolu-Bağdat Demiryolları 2424 km normal hat
    İzmir -Kasaba ve uzantısı 695 km normal hat
    İzmir -Aydın ve şubeleri 610 km normal hat
    Sam-Hama ve uzantısı 498 km dar ve normal hat
    Yafa-Kudüs 86 km normal hat
    Bursa-Mudanya 42 km dar hat
    Ankara-Yahşihan 80 km dar hat
    Toplam 8.619 km

     Böylece, Cumhuriyet öncesi çesitli yabancı şirketler tarafından inşa edilen demiryolu hattının 4000 km.lik bölümü, Cumhuriyetin ilani ile belirlenen milli sınırlar içinde kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'ndan genç Cumhuriyete, yabancı şirketlere ait 2.282 km.lik normal genişlikte hat ve 70 km. uzunluğunda dar hat ile devletin yönetiminde olan 1.378 km.lik normal genişlikte hat kalmıştır.

      Cumhuriyet Sonrası Dönem

1. Demiryolu Ağırlıklı Dönem (1923- 1950 Dönemi) :

Cumhuriyet öncesi dönemde, yabancı şirketlere verilen imtiyazla, onların denetiminde ve ülke dışı ekonomilere, siyasi çıkarlara hizmet eder türde gerçeklestirilen demiryolları, Cumhuriyet sonrası dönemde milli çıkarlar doğrultusunda yapılandırılmış, kendine yeterli "milli ekonomi"nin yaratılması amaçlanarak, demiryollarının ülke kaynaklarını harekete geçirmesi hedeflenmiştir. Bu dönemin belirgin özelliği, 1932 ve 1936 yıllarında hazırlanan 1. ve 2. Beş Yıllık Sanayileşme Planlarında, demir-çelik, kömür ve makine gibi temel sanayilere öncelik verilmiş olmasıdır. Bu tür kitlesel yüklerin en ucuz biçimde taşınabilmesi açısından demiryolu yatırımlarına ağırlık verilmiştir. Bu nedenle, demiryolu hatları milli kaynaklara yönlendirilmiş, sanayinin yurt sathına yayılma sürecinde yer seçiminin belirlenmesinde yönlendirici olmuştur. Bu dönemde, tüm olumsuz kosullara karşın, demiryolu yapım ve işletmesi ulusal güçle basarıldı.

İsmet İnönü, 30 Agustos 1930'da Sivas'da yaptığı konuşmada, 1920'de Mustafa Kemal Atatürk'ün riyaseti altında toplanan hükümetin ilk programına atıfda bulunarak şunları söylüyordu:

"Dünyanın bütün ateşleri başına yağarken, yarınkı mevcudiyeti hazin bir şüphe altında iken, vatandaşlar yalınayak ve sopa ile müstevlilere karşı koymaya çalışırken, bütün membaları elinden gitmişken ve hazinesinde bir tek lira yok iken, ilan ettiği ilk programında; Ankara'dan Yahşihana kadar şimendifer temdit edeceğini söylüyordu."

Atatürk de Millet Meclisinin 1 Mart 1922 tarihli toplantısında:

"İktisad hayatının faaliyet ve zindegisi ancak münakale vasıtalarının, yolların, şimendiferlerin, limanların hali ve derecesile mütenasiptir."

Yine Atatürk aynı tarihlerde gazetelere verdiği demeçte:

"Memleketin bütün merkezleri yekdiğerine az zamanla şimendiferle bağlanacaktır. Mühim maden hazineleri açılacaktır. Memleketimizin baştan nihayete kadar harap manzarasını mamureye tahvil etmekten ibaret olan gayenin temel taşları her yerde gözleri tesrir edecektir."

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında demiryolu sevdası herkesi sarmıştı. İşte, demiryolunun önemini, kazandırdıklarını Hariciye Sefi Op. Doktor M. Necdet Bey'in 30 Ağustos 1930'da demiryolunun Sivas'a ulasması nedeniyle yapılan törendeki konusma çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor:

"Gözümüz aydın. İşte tren geldi.(.) demiryolu Cumhuriyetin çelik koludur. Artık Sivas hiçbir yere uzak değildir. Şimdi Ankara bize bir günlük yoldur. (.) Bu demirleri toprağın pasını silmek için bu yerlere döşedik. Sarı başaklı ekinleri altına çevirmek için ucuca ekledik. Ankara-Sivas arasını on günden bir güne indiren işte bu demirlerdir. Kurak tarlalarla, kıraç ovalara bolluk ve zenginlik getiren işte bu demirlerdir. Simdi bir lira eden bir rupla tahili yarından sonra beş liraya çıkaracak işte bu demirlerdir. Bu demir değil , altın yoludur. (.) Yol yerin damarıdır. Nabzıçarpmayan toprak kangren olmuş demektir. Toprağın yaşayabilmesi için vücudumuzu saran kan damarları gibi onun vücudunu da yol damarları sarmalıdır. Toprağın nabzı, insanin ki gibi bir dakika durmadan işlemelidir. (.) Bir ekini yetişene kadar su, yetiştikten sonra yol besler."

Gerçekten de onca kitliga, imkansizlıklara rağmen, demiryolu yapımı İkinci Dünya Savaış'na kadar büyük bir hızla sürdürüldü. Savaş nedeniyle 1940'dan sonra yavaşladı. 1923-1950 yılları arasında yapılan 3.578 km.lik demiryolunun 3.208 km.si, 1940 yılına kadar tamamlandı.

Milli ekonomi yaratma ve genç Cumhuriyeti kurma politikaları ulaşım politikasına şu şekilde yansımış, Demiryollarının şu hedefleri gerçekleştirmesi amaçlanmıştır:

-Potansiyel üretim merkezlerine, doğal kaynaklara ulasması amaçlanmıştır. Örneğin; Ergani'ye ulaşan demiryolu bakır, Ereğli kömür havzasına ulaşan demir, Adana ve Çetinkaya hatları pamuk ve demir hatları olarak adlandırılmaktadır.

-Üretim ve tüketim merkezleri ile özellikle limanlar ile ard bölgeler arası ilişkileri kurması amaçlanmıstır. Kalın-Samsun, Irmak ve Zonguldak hatları ile demiryolu ulaşan limanlar 6 'dan 8'e yükseltilmiştir. Samsun ve Zonguldak hatları ile İç ve Doğu Anadolu'nun deniz bağlantısı pekiştirilmiştir.

-Ekonomik gelişmenin ülke düzeyinde yayılmasını sağlamak amacı ile özellikle az gelişmiş bölgelere ulaşması amaçlanmıştır. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte politik merkez Batı'dan Orta Anadolu'ya kayarken, ulaşılabilirlik de Batı'dan Orta Anadolu'ya, Doğu ve Güney Doğu Anadolu'ya yaygınlaştırılmıştır. Bu politikaya göre; 1927'de Kayseri, 1930'da Sivas, 1931'de Malatya, 1933'de Niğde, 1934 Elazığ, 1935 Diyarbakır, 1939'da Erzurum demiryolu ağına bağlanmıştır.

-Milli güvenlik ve bütünlüğün sağlanması amacına dönük olarak ülkeyi sarması hedeflenmiştir.

Bu hedefleri gerçekleştirmek üzere, demiryolu ulaşım politikasi iki aşamalı olarak ele alınmıştır.

İlk aşamada büyük parasal güçlüklere karşın, yabancı şirketlerin elindeki demiryolu hatları satın alınarak devletleştirilmiş, bir kismi da anlaşmalarla devralınmıştır.

İkinci aşamada ise, mevcut demiryolu hatlarının büyük bölümü ülkenin Batı bölgesinde yoğunlaştığından, Orta ve Doğu bölgelerinin merkez ve sahil ile bağlantısını sağlamak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, demiryolu hatlarının üretim merkezlerine direkt olarak ulaşarak anahatların elde edilmesi temin edilmistir. Bu dönemde yapılan ana hatlar: Ankara-Kayseri-Sivas, Sivas-Erzurum (Kafkas hatti), Samsun-Kalın (Sivas), Irmak-Filyos (Zonguldak kömür hattı), Adana-Fevzipasa-Diyarbakır (Bakır hattı), Sivas-Çetinkaya (Demir hattı)'dır. Cumhuriyet öncesinde demiryollarının % 70'i Ankara- Konya dogrultusunun batısında kalırken, Cumhuriyet devrinde yolların % 78.6'si doğuda döşenmiş ve günümüz itibari ile batı ve doğuda % 46 ve % 54 gibi oransal dağılım elde edilmistir.

Ayrıca, anahatları birbirine bağlayan ve demiryolunun ülke düzeyine yayılmasında önemli payı olan iltisak hatlarının yapımına ağırlık verilmiştir. İltisak hatların yapımı milli güvenlik açısından da son derece önem taşıyordu. Örneğin; Afyon-Karakuyu iltisak hattının açılış töreninde konuşan Atatürk; "Bu hattın olmamasından memleket müdafasıçok sikinti çekti. Bu kadar kısa bir hattın memleket müdafası bakımından göreceği işi 100.000 öküze yaptırmak ya mümkün veya değildir. İmparatorluk devrinde iltisak hatlarına çok az ehemmiyet verilmiştir. Bunu onun mali iktidarsızlığından ziyade zihniyetinin idraki haricinde olduğunda aramak lazımdır." sözleriyle bu önemi vurgulamıştır.

1935-45 yilları arasında iltisak hatlarının sağlanmasına çalışılmıştır. Cumhuriyetin başlangıcındaki ağ tipi demiryolları, 1935'de Manisa-Balıkesir-Kütahya-Afyon ve Eskisehir-Ankara-Kayseri-Kardeşgediği-Afyon olmak üzere iki adet döngüye sahip olmuştur. İzmir-Denizli-Karakuyu-Afyon-Manisa ve Kayseri-Kardeşgediği-Adana-Narlı-Malatya-Çetinkaya döngüleri elde edilmiştir. Döngüler iltisak hatları ile sağlanmıştır. Bu iltisak hatların yapımında ayrıca fiziki ve ekonomik uzaklığın azaltılması da amaçlanmıştır. Örneğin; Çetinkaya-Malatya iltisak hattı ile Ankara-Diyarbakir arasındaki uzaklığın 1324 km'den 1116 km'ye indirilerek 208 km'lik bir azalma sağlanmıştır. Bu bağlantılar ile; 19. Yüzyilda yarı koloni ekonominin yarattiğı"ağaç" biçimindeki demiryolları artık milli ekonominin gereksindiği "döngü yapan ağ" şekline dönüşmüştür.

Karayolu sistemi ise bu dönemde demiryollarını besleyecek şekilde tasarlanmıştır.

Bu dönemi, "Demiryollar" Dergisinin Şubat 1937 tarihli sayısında şu satırlar adeta özetliyor:

"Bitmez tükenmez, ardı sonu gelmez döğüşlerden yorgun ve parasız çıkan bir milletin on beş sene içinde sarp, dağınık muvasale imkanları çok çetin bir yurtta 2.700 kilometre yepyeni çelik çubuklar uzatması, dağları yararak ıssız, habide yurt köşelerini tiz lokomotif düdükleriyle çınlatması, yurdun hemen her köşesinde bir iş ve hayat kaynağı yarattıktan başka milli ülkü, milli vahdet abidelerini şirketlerden satın alınan 3.300 kilometrelik bir çelik ağla tahkim etmeğe muvaffak olması, tarihimizin yazacağı eşine tesadüf edilmeyen en yüksek bir mevzudur."

2. Karayolu Ağırlıklı Dönem (1950 sonrası): Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan karayolu mirası, 13.885 km bozuk satıhlı dar şose ve 4.450 km toprak yol olmak üzere 18.335 km'lik yol ile 94 adet köprüden oluşuyordu.

Karayollarının adeta altın çağı olan 1950 sonrası dönem ise: İlk Atılım Dönemi (1950-1963), Planlı Atılım Dönemi (1963-1980), 1983-1993 Ulaştırma Ana Planı Dönemi (1983-1986) ve Otoyollar Dönemi (1986- .......) olarak değerlendirilmektedir.

     Karayolu, 1950 yılına kadar uygulanan ulaşım politikalarında demiryolunu besleyecek, bütünleyecek bir sistem olarak görülmüştür. Ancak karayollarının demiryollarını bütünleyecek, destekleyecek biçimde geliştirilmesi gereken bir dönemde, Marshall yardımıyla demiryolları adeta yok sayılarak karayolu yapımına başlanmıştır. ABD'nin Marshall yardımı ile Türk ekonomisi üzerinde etkin olduğu bu dönemde, özellikle tarım ve tüketim mallarına dayalı bir sanayileşme süreci iktisadi yapıya egemen olmuştur. Bu çerçevede oluşturulan ulastırma politikaları sonucunda, ulaştırma alt sistemleri içerisi.

1960 sonrası planlı kalkınma dönemlerinde, demiryolları için öngörülen hedeflere hiçbir zaman ulaşılamamıştır. Bu planlarda, ulastırma alt sistemleri arasında koordinasyon sağlanması hedeflense de, plan öncesi dönemin özellikleri devam ettirilerek ulastırma alt sistemleri arasında koordinasyon sağlanamamış ve karayollarına yapılan yatırımlar bütün plan dönemlerinde ağırlığını korumuştur. Bütün planlarda, sanayinin artan taşıma taleplerinin yerinde ve zamanında karşılanabilmesi için demiryollarında yatırımlara, yeniden düzenlemelere ve modernizasyon çalışmalarına ağırlık verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen hayata geçirilememiştir. Bu politikaların sonucu olarak, 1950-1980 yılları arasında yılda sadece ortalama 30 km. yeni hat yapılabilmiştir.

1980'li yilların ortalarında ise, ülkemizde hızlı bir karayolu yapım seferberliği başlatılmış, otoyollar GAP ve Turizmden sonra ülkemizin 3. büyük projesi olarak kabul edilmiştir. Bu çerçevede 1990'li yilların ortalarına kadar otobanlar için yılda yaklaşık 2 milyar $'lık yatırım yapılmıştır. Buna karşılık, özellikle önemli demiryolu altyapı yatırımları konusunda her hangi bir projenin hayata geçirilmediği görülmektedir. Mevcut demiryollarının büyük bölümü yüz yılın başında inşaa edilen geometride kalmaya mahkum olmuştur. İdame yatırımları için ayrılan kaynaklarda yetersiz kalmıştır.

Ayrıca, ülkemizde yapılmış tek ulusal ulaştırma planı olan, ulaştırma sistemimizin iyileştirilmesi yönünde bir adım olarak görülen, karayolu ulaşım payının % 72'den % 36'ya düşürülmesini hedefleyen "1983-1993 Ulaştırma Ana Planı" da uygulanmamıştır. Ve 1986 yılından sonra uygulamadan kaldırılmıştır.

Bu plan hakkında genel bir değerlendirme yaptığımızda bile çarpıcı sonuçlar elde ediyoruz. Örneğin; demiryollarının sadece yük taşımacılığındaki payının artırılması sonucunda, enerji tasarrufu, trafik kazası, yaralı ve ölü sayisı ile hava kirliliğinde azalma söz konusu olmaktadır. Demiryolunun yük taşımacılığındaki payının % 30'lara çıkarılması durumunda; on yıllık dönemde yaklaşık 1.500 kişinin ölümden, 16.000'nin yaralamaktan kurtulacağı hesaplanmiştır.
Sonuç olarak, 1950'li yıllardan sonra uygulanan karayolu ağırlıklı ulaşım politikalari sonucunda, 1950-1997 yılları arasında karayolu uzunluğu % 80 artarken, demiryolu uzunluğu sadece % 11 artmıştır. Ulastırma sektörleri içindeki yatırım payları ise; 1960'li yıllarda karayolu % 50, demiryolu % 30 pay alırken, 1985'den bu yana demiryolunun payı % 10'un altında kalmıştır.

Bu ulaşım politikalarının doğal sonucu olarak ülkemiz ulaşım sistemi adeta tek bir sisteme dayandırılmıştır. Ülkemiz yolcu taşıma paylarına bakıldığında, karayolu yolcu taşıma payı % 96, demiryolu yolcu taşıma payı ise yalnızca % 2'dir. Demiryollarının, mevcut altyapı ve işletme kosullarının iyileştirilmemesi ve yeni koridorlar açılamaması nedeniyle yolcu taşımacılığındaki payı son 50 yılda % 38 oranında gerilemiştir.

Diğer taraftan, 2002 yılında yaklaşık 14 Milyon Ton yük taşımacılığı gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

Ülkemiz ulaşım sistemi içerisinde karayolu-demiryolu yük taşıma paylarına bakıldığında, karayolu yük taşıma oranı % 94, demiryolu yük taşıma payı ise % 4'dür. Demiryollarının yük taşımacılığındaki payı son 50 yılda % 60 oranında gerilemiştir

     Bir ülkenin yoksullaşmasını sağlayan en büyük etken nedir? Dış borç...Peki dış alım nedir? Sende olmayan bir malı dışardan almak? Ülkende petrol çıkaramıyorsan -çıkarttırmıyorlarsa- her şeyiyle petrole bağlı olan karayollarını geliştirmek, büyük bir aptallık değil midir? Yani, bu bilinmiyor muydu?
     Ben sana yol yapayım, arkasından, motorlu taşıt satayım, onların yedek parçasını satayım, yetersiz yollarda olacak trafik kazaların için, ilaç satayım bunlar da yetmez NATO ile askeri araçlar da petrole bağımlılığı arttırmıştır... Bugün geldiğimiz nokta nedir? Gelişmiş bütün dünya ülkeleri raylı sisteme yatırım yapıp onu geliştiriyor...Bizim büyükşehirlerimiz de de belediyeler metro-metro diye çırpınıyor...Hani, buna ne derler, "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye!"
     Milli gelirimizin en büyük kısmı petrole gidiyor...Daha sonra da ilaca...
     Savaş meydanlarında teslim alamadığın ülkeyi, ekonomik olarak borçlandırarak teslim alırsın...Bu, bu kadar basittir...
     Bu borçlanma çılgınlığını DP iktidarı başlatmış, AP,DYP,CHP,ANAP ve şimdi de AKP sürdürmüştür...

     Hepsi işbirlikçidir ve hatta aralarında Tansu Çiller gibi Amerikan vatandaşları da vardır...
     Türk olan, Türkü ve Türkçülüğü düşünen bir hükümet gelene kadar, bu böyle gidecektir...
     Yazdığın sonuçlara katılıyorum, ama, şaşırma Kandaşım...Perşembe'nin gelişi, Çarşamba'dan bellidir...
     ESENKAL...TANRI TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN...
     
     KARAYILAN_rh
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.241 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.016s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.