OYUN (BOZKURTLAR UYKULARINDAN UYANSIN)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 06:22:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: OYUN (BOZKURTLAR UYKULARINDAN UYANSIN)  (Okunma Sayısı 1814 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Oğuz Han
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 784



« : 25 Haziran 2010, 00:04:38 »

HEDEFİMİZ YALNIZ KÜRTLER Mİ? KÜRTLERİ ÖNE SÜRENLERİ UNUTMA..!

Savaş stratejileri içinde en çok kullanılanı hedef saptırmaktır. Türkçüler de bu tuzağa düşmüş durumdalar.
Size 1. Dünya Savaşı sırasındaki gizli paylaşım projelerini veriyorum.
Bu planları dikkatle okuyun ve düşmanımızı birlikte bulalım.

Zamana ve mekâna bağlı olarak değişik şekillerle ortaya çıkan ve tarif edilen “Şark Meselesi”nin temelinde Hıristiyan-Türk veya Avrupa-Türk münasebetleri yatmaktadır.
Uzun yıllar Avrupa’yı meşgul eden Şark Meselesi’nin bilhassa ikinci ve son safhası olarak nitelendirebileceğimiz kısmı Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam etmiştir. Bu son safhada Avrupalılar taarruz eden, Türkler ise savunma yapan taraflar olmuştur. Şark Meselesi’nin bu ikinci aşamasında Avrupa, şu gayelere ulaşmaya çalışmıştır:

1. Balkanlardaki Hıristiyan milletleri Osmanlı hâkimiyetinden kurtarmak,

BAŞARDILAR!

2. Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyanlar için reform istemek ve onların lehine Osmanlı Hükümeti nezdinde müdahalelerde bulunmak,

BAŞARDILAR!

3. Türkleri Balkanlardan atmak,

BAŞARDILAR!

4. Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan azınlıklar lehine reformlar yaptırmak, muhtariyetler elde ettirmek ve mümkünse istiklallerine kavuşturmak,

BAŞARDILAR!

5. Anadolu’yu parçalamak ve Türkleri buradan çıkarmak.

AKILLI OLMAZSAK, BAŞARACAKLAR!


Türkleri Balkanlardan atma konusunda büyük ölçüde başarılı olan Batılı devletler, artık oyunun son perdesi olan İstanbul’u almak ve Anadolu’yu paylaşmak için 20. yy.’ın başlarında faaliyetlerini artırmışlardı.

Osmanlı devleti üzerinde yayılmacı emelleri olan dört büyük devlet “İngiltere, Fransa, Rusya ve İngiltere”, ilk defa I. Dünya Savaşı’nda aynı ittifakın içinde yer almışlardı. Üstelik bölmek, parçalamak ve topraklarına sahip olmak istedikleri Osmanlı Devleti karşı ittifakta yer almış ve savaşa girmişti. İşte bu nedenle, I. Dünya Savaşı yıllarında “İtilâf devletleri”ni oluşturan İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya değişik tarihlerde bir araya gelerek Osmanlı Devleti’ni paylaşmayı amaçlayan projeleri ele almışlar ve bunları birer antlaşmaya dönüştürmüşlerdi.

Bu antlaşmalar şunlardır:

1-İSTANBUL ANTLAŞMASI

İngiltere ve Fransa’nın 1915 yılı başında Çanakkale’yi geçmek istedikleri günlerde, Boğazların ve İstanbul’un elden gideceğinden endişelenen Rusya harekete geçti. Müttefikleri üzerindeki baskılarıyla Rusya, 4 Mart-10 Nisan 1915 tarihleri arasında beş haftalık bir süre içinde, İngiltere ve Fransa ile yazışmalar yoluyla haberleşerek, bir metne dayanmayan antlaşmalar demetini ortaya çıkarmayı başardı.

Bir aylık bir haberleşme ve yazışma yoluyla gerçekleşen bu ilk gizli antlaşmaya göre; İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile, Marmara Denizi’nin batı kıyıları, Midye-Enez çizgisine kadar Batı Trakya, İstanbul Boğazı’nın doğu kısmı, İzmit Körfezi’nin bir kısmı ile Marmara Denizi’ndeki adaların Rusya’ya verilmesini kabul ediyorlardı. İmroz ve Bozcaada konusunda da Rusya’ya danışıl-madan herhangi bir karar almayacaklarını taahhüt ediyorlardı.

Ruslar da, İngiltere’nin Asya Türkiyesindeki özel haklarını, ayrıca Osmanlı hâkimiyetinden ayrılacak Arap ülkelerinin istiklâllerini tanıyacaklarını, Fransızların İskenderun Körfezi ve Toroslar’a kadar Kilikya dâhil olmak üzere Suriye’yi ilhak etmesini kabul edeceğini bildiriyordu.

Tarafların birbirlerinin taleplerini kabul etmeleri üzerine antlaşma imzalanmıştı.

2-LONDRA ANTLAŞMASI

İtilâf devletleri, İtalya’yı müttefik olarak yanlarında savaşa sokmak amacıyla, 26 Nisan 1915’de Londra’da yapılan antlaşmalarla Osmanlı Devleti topraklarından pay verdiler.
Buna göre; İtalya’ya Antalya havalisi verildi ve İtalya 20 Mayıs 1915’te Avusturya’ya savaş ilân etti. Çanakkale savaşlarının yoğunlaştığı günlerde ise, yani Ağustos 1915’te Almanya ve Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Bu antlaşma ile müttefikleri, İtalya’nın Trablusgarp’ı ve 12 Ada’yı ilhak etmesini de kabul ettiklerini açıklamışlardı.

3-SYKES-PICOT ANTLAŞMASI

İngiltere Hükümeti Mısır Genel Valisi Mc Mahon’un Mekke Emiri Hüseyin’le kurduğu münasebet ve sağlanan mutabakattan sonra, Osmanlı Devleti üzerindeki İngiliz ve Fransız menfaatlerinin görüşülmesini istemiştir. İngiltere adına Sir Mark Sykes ile Fransa adına Charles François Georges-Picot arasında yapılan görüşmeler sonunda, Şubat 1916’da Arap vilayetlerinin paylaşılması konusunda bir antlaşmaya varıldı. Mart 1916’da İngiliz ve Fransız temsilciler Rusya’ya giderek, Rus Dışişleri Bakanı Sazannof’la görüşmeler yaptılar. Bu görüşmeler sonunda Rusya da bu antlaşmaya dâhil oldu ve “Sykes-Picot” antlaşması imzalandı.

Bu antlaşma; esas itibarıyla, Osmanlı Devleti’nin Asya’daki topraklarının paylaşılmasını öngörüyordu. Buna göre; antlaşmaya taraf olan Rusya Erzurum, Van, Bitlis vilayetleri ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmını, İngiltere Mezopotamya’nın tamamı ile, bütün Akka ve Hayfa limanlarını, Fransa’da Suriye kıyıları, Kilikya bölgesini, Harput ve havalisini alacaklardı. İngiliz ve Fransız nüfuz bölgelerinde bir Arap devleti veya konfederasyonu kurulacak, Filistin milletlerarası bir idareye tabi tutulacaktı.

İngiltere, Fransa ve Rusya kendi aralarındaki bu antlaşmayı Eylül 1916’da İtalya’ya bildirmişlerdi. Bunun üzerine İtalyan Hükümeti, kendilerine daha önce bırakılmış olan toprakların Fransa’nın payına düşenden daha az olduğunu ileri sürerek İzmir ve Mersin’in de nüfuz bölgesi olarak verilmesini istediler.

İtalya’nın bu isteğine Ruslar, İzmir’i ele geçiren İtalya’nın karadan ve denizden Çanakkale Boğazı’nı kontrol edeceği endişesiyle karşı çıktılar. İngiltere de İzmir’in İtalyanlara verilmesini istemiyordu. Fransızlar da Mersin’in İtalyanlara verilmesini uygun görmüyorlardı.

4-SAINT JEAN DE MAURIENNE ANTLAŞMASI

Sykes-Picot Antlaşması’nın İtalya tarafından öğrenilmesinden sonra; İtalya, İtilâf devletlerinin kendi aralarında imzaladıkları gizli antlaşmaların kendisine açıklanmasını istedi. 1915’te Londra’da imzalanan antlaşmaya açıklık getirmek ve İtalya’nın kendi yanlarında savaşa devam etmesini teşvik etmek amacıyla, İtilâf devletleri bir toplantı yapmaya karar verdiler.

İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Başbakanları 19 Nisan 1917’de Saint Jean de Maurienne kasabasında, İtalya’nın Doğu Akdeniz’deki menfaatlerini görüşmeye başladılar. Görüşmeler safhasında temsilci göndermiş olan Rusya, ihtilâl çıkması sebebiyle, Başbakanlar düzeyinde yapılan bu toplantıya katılamamıştır. Yapılan görüşmelerden sonra, daha önceki İtalyan taleplerinin yanında İzmir ve civarının da İtalyanlara bırakılmasını İngiltere ve Fransa kabul etmişti. Ancak, antlaşmanın Ruslar tarafından da imzalanması kaydını getirmişlerdi. Fakat, çarlık Rusya’sı ihtilâl sonucu yıkılınca, Saint Jean de Mauirienne antlaşması, taraflardan birinin imza koymaması yüzünden hükümsüz olarak kabul edilecektir.

Nitekim İngilizler bundan istifade ederek, savaş sonrası Paris’te toplanan barış konferansında İzmir ve civarının Yunanlılarca işgalini kararlaştıracaklardı.

GİZLİ ANLAŞMALARDA YUNANİSTAN’IN DURUMU:

İtilâf Devletleri’nin Çanakkale Savaşlarını başlattığı günlerde, Yunan Başvekili Venizelos, İngilizlere müracaat ederek “İzmir’in kendilerine verilmesi halinde”, devam etmekte olan Çanakkale Muharebeleri’ne Yunanistan’ın İtilâf Devletleri yanında katılacağını belirtti. İngiliz devlet adamları değil İzmir’i, kendi ellerinde bulunan Kıbrıs’ı bile vererek Yunanlıları kendi yanlarına çekmek istiyorlardı. Bu nedenle, Venizelos’un teklifini kabul ettiler. Ancak, Rusya olayı öğrendiğinde buna karşı çıktı. Kendisine verilecek olan İstanbul ve boğazların hemen yakınında, bu topraklar üzerinde tarihi emelleri olan Yunanistan’ın bulunmasını istemedi. Sonra İzmir’e yerleşen Yunanistan, Çanakkale Boğazı’nı karadan ve denizden kontrol altında tutabilirdi. Bu da Rus çıkarlarına uygun düşmezdi. Bu nedenle; Rusya’nın karşı çıkması ve Yunanistan’da Venizelos’un iktidardan düşmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı.

Savaş sonrasında İngiltere İzmir ve havalisinin Yunanistan’a verilmesi konusunda Paris Barış Konferansı’nda yoğun bir çaba sarf etmiş ve müttefiki Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri idarecilerini ikna etmiş ve konferanstan İzmir ve civarının Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle ilgili bir karar çıkarmıştır.

I. Dünya Savaşı İçinde ve Sonrasında İngiltere’nin Gizli Paylaşım Projeleri Üzerinde Yaptığı Değişiklikler:

Birinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere, savaş sonrası için Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu topraklarında bir Büyük Ermenistan devleti kurdurmak niyetindeydi. Ancak Sykes-Picot görüşmeleri esnasında Rusya İngilizlere başvurarak “Doğu Anadolu’da Trabzon, Erzurum ve Van ile civarını Ermenilere veremeyeceğini, buraları kendisinin almak istediğini” söyledi. Bu nedenle İngiltere, Ermenistan devleti kurma konusunu bir süre ağzına almadı ve Ermenileri oyaladı.

Diğer taraftan; Sykes-Picot antlaşmasıyla Irak’ı alacak olan İngiltere, Rusya ile sınır komşusu olacaktı. Hâlbuki Rusya ile sınır komşusu olmak İngiliz siyasetine aykırı idi. Bu nedenle İngiltere, kendisi ile Rusya arasında bir küçük Ermenistan devleti veya bir küçük Kürdistan devleti kurulması konusunu düşünmeye başladı.

Bunun için de tıpkı Ermenileri yaptığı gibi Kürtleri de tahrike başladı.

İngiltere’nin bu bölgede sık sık siyaset değiştirmesi üzerine; bu kez de Fransa devreye girerek, mademki İngilizler Rusya ile sınır komşusu olmak istemiyor, o halde Ermenistan ve Kürdistan devletlerini kurma düşüncesinden vazgeçilmesi şartıyla Fransa’nın bu bölgeleri alabileceğini belirtmişti. Bunun üzerine İngiltere, bir kez daha Kürdistan ve Ermenistan kurulması fikrinden vazgeçti.

1917’de Rusya’daki ihtilâl ile ‚arlık Rusya yıkılınca, bu kez İngiltere DOĞU ANADOLU'DA BİR BÜYÜK ERMENİSTAN ve GÜNEYDOĞU ANADOLU'DA BİR KÜRDİSTAN DEVLETİNİN KURULMASI PROJESİNİ yeniden masa üzerine çıkarmıştı.

İngiltere’nin Sykes-Picot Antlaşması’nda belirttiği “Osmanlı Devleti’nden ayrılacak Arap toprakları üzerinde bir Arabistan Devleti kurmak düşüncesini terk ettiği, bunun yerine böl parçala yönet veya yok et” politikasıyla çok sayıda devlet kurdurmak ve bunları “mandater devlet” olarak yönetmeyi düşündüğünü görüyoruz.

İngiltere’nin en son Osmanlı Devleti’ni parçalama projesi şöyleydi:

ANADOLU ÜZERİNDE; Türkiye, Ermenistan, Kürdistan, Pontus Rum ve Boğazlar devletleri adlarıyla beş devlet kurulacaktı. Ayrıca Fransa’ya, İtalya’ya ve Yunanistan’a nüfuz bölgeleri verilmekteydi.

Orta Doğu ve Arabistan topraklarında ise; Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suud, Hicaz, Yemen, Kuveyt, Hadramut ve Umman olmak üzere on devlet kuruluyordu.
Bu antlaşmalardan gerçekleşmeyenler hangileri ve gerçekleşmesi yolunda çaba sarf edilenler hangileriydi?

Bütün Dünya parlamentolarında tek tek kabul edilen SAHTE SOYKIRIM hangisi?

Terör örgütü denmeyip yerine ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARI ya da AYRILIKÇILAR denilenler hangileri.

Peki, bunları şimdi yaptırmak için çalışanlar kim?

ABD ve İNGİLTERE.

Neden İngiltere bizim sürekli AB ye girişimize kayıtsız şartsız ve koşulsuz tam destek veriyor gibi görünüyor dersiniz.?

Neden ABD bizim AB ye girişimiz için bu denli yoğun çaba sarf eder gibi görünüyor dersiniz.

Düşmanlıklarınızı kime yönelttiğinize ve artık kimi düşman olarak görmekten vazgeçmeye başladığımıza dikkat edin.
AVUSTURYA, BELÇİKA, FRANSA düşman.
Neden?
Çünkü açıkça gösteriyorlar düşmanlıklarını ve bizi istemediklerini söylüyorlar.
Mertçe karşımızda duruyorlar.

Peki, bizi AB ye sokmak için canla başla çalışan İngiltere?
Düşman değil diyemezsiniz. KAHPECE savaştıklarını ve hedef saptırdıklarını söyleyebilirsiniz.

Kullandıkları maşalar iki tane;

KÜRTLER ve ERMENİLER

ABD bile onlar kadar sinsi değil. Zaman zaman açıkça karşımızda duruyorlar. Ama bizler kör olduk. Tarihi okumuyoruz. Tarihten ders almıyoruz. Gerçek düşmanlarımızı unuttuk. Maşalara saldırıyoruz.

BU KADAR MI KÜÇÜLDÜK?

Düne kadar tebaamız olanları ciddiye alıyoruz. Kürtleri ciddiye alıyoruz. Üç tane kıçı kırık Ermeni’yi ciddiye alıyoruz. ÇORBACI dediğimiz, Millet-i Sadıka dediğimiz tebaaları ciddiye alırken, asıl tehlikeleri unutuyoruz.

İddia ediyorum, asıl düşmanımız kürtler değil.
Onlar maşa.
Kürtler hangi ele geçerlerse, onların ateşlerini karıştırıyorlar.

VATANSIZ-BAYRAKSIZLARLA uğraşmayı bırakmadan, gerçek düşmanlarımıza saldırmaya başlamadan da bize RAHAT ve HUZUR yok!!!

Uyanın BOZKURTLAR!!!
Uyanın ve silahlarınızı gerçek düşmanlara doğru çevirin.

Çelik çomak oynamaktan vazgeçin!!!

TTK.
ALINTIDIR.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkler düşmanın kaç kişi olduğunu değil, nerede olduğunu sorar!
Oğuz Han
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 784



« Yanıtla #1 : 25 Haziran 2010, 00:13:45 »

Yıllardır ülkemiz üzerinde oynanan oyunlardan bir tanesi olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin Türkiye’den kopartılarak içine K.Irak’ı da dahil etmek üzere Suriye’den de bir parça eklemek suretiyle bu bölgede bir KÜRT devleti kurmak gayreti içerisinde olan bazı güçler ( AB ülkelerinin geneli, ABD, İsrail ve Ermenistan) hiç bıkmadan ve usanmadan ince ince o zeminin sağlanması için bütün siyasi ve ekonomik güçlerini Türkiye üzerinde hissettirerek yolun önünde ki engelleri zor kullanıp sindirerek kapıların bir bir açılmasını sağlamışlardır

Bunu da içimizde ki kendi milli benliğini, kültürünü, ahlakını, fikriyatını unutmuş at gözlükleriyle kendilerine kıble olarak batıyı seçmiş ve oradan medet uman kalemşörlerin Yüce Türk Milletinin kafalarını karıştırıp nifak tohumlarını ektikten sonra zehrin Türk Milleti’nin kalbine enjekte edilerek milli çöküntünün sağlanmasını beklemektedirler. Aşağıda gördüğünüz haritalar bu düşüncenin bariz örnekleridir.

Bu haritalar Kürtlere vaat edilen sözde KÜRDİSTAN devletinin sınırlarını gösteriyor. Biraz önce sizlere saymış olduğum ülkelerin emellerinin bu haritalardaki toprakların Kürtlere bırakılması üzerinedir. Genel olarak strateji bunun üzerine görünüyor. Lakin madalyon’un diğer yüzü bunun hiçte öyle olmadığını bizlere gösteriyor. Bu konuyu bir sonra ki yazımızda sizlere anlatacağız.

Yukarıda gördüğünüz haritalar çeşitli yıllarda sözünü etmiş olduğum ülkeler tarafından tasarımı yapılarak çizilmiş olan haritalardır. Türkiye içinden çıkılması güç bir girdabın içine doğru yavaş yavaş sürüklenmeye çalışılmaktadır. Bu girdabın ne olduğunu yazımın başında sizlere kısaca bahsettim. Bu sadece bir tanesidir. Bizler yani Türk Milleti ve Türk Gençliği olarak Türkiye’yi bu girdabın içine sürüklemeye çalışan odakların bütün faaliyetlerini olumsuz çıkarmak ve bertaraf etmek zorundayız.

Bunun içinde üzerimize serpilmiş olan ölü topraktan kurtularak başımızı kaldırmalıyız. Şu sözü düstur edinerek aklımızdan çıkarmamalıyız “Su Uyur Düşman Uyumaz”. Bu söz tersine çevrilmelidir. Ayrıca meşhur Yahudi sözü olan “Bana Dokunmayan Yılan Bin Yıl Yaşasın” bunu da beynimizden söküp atmalıyız.

Türk Irkı kendini kendi içinde bulmalıdır dışarıdan gelebilecek hiçbir dogma ve dayatma Türk Milletinin çıkarına olmayacaktır.

Onun için de “Ey Türk Titre ve Kendine Dön”.

TTK.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkler düşmanın kaç kişi olduğunu değil, nerede olduğunu sorar!
Oğuz Han
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 784



« Yanıtla #2 : 25 Haziran 2010, 00:20:03 »

İÇ TEHDİTLER (ATSIZ ATA DEMİŞTİ)
BENİM DAVAM
 Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen ALLAH diyerek
ölmektir...

Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek...

Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır..

Hamza gibi binlerce can feda etmektir...

Dava Halit bin Ziyat gibi şehitlere karışmak....

Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister...

Cenneti değil yalnız ALLAH ın rızasını diler...

Dava sahabe açken karnına iki taş bağlayan peygamberin
davasıdır....

Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır....

Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır...

Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır...

Dava Sümeyyenin örtüsü için canını vermesi ALLAH a canlarla gitmesidir...

Dava adaletin sevginin aşkın dostluğun sadakatin annesidir..

Dava yüz yaşında bile olsa ALLAH tan şehadeti dileyen Ebu Eyübel
Ensarinin mücadelesidir...

Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde ALLAH a varmaktır...

Ebu Cehillere dur deme...

Zalimlere göğüs germe...

Zülme direnme haklının yanında haksızın
karşısında olmaktır...

Dava bir yetim görüldü mü koruma ve okşama Rasulün bile bir yetim olduğunu
unutmama davasıdır...

 Bu gönül ister çokluk değil,birlik ister 
bu yüreğiyle Sevgiyle
devleşerek iman ister...

Dava safını belirlemek imanını güçlendirmek senin rızan
için bende buradayım Ya RABBİ diyebilmektir..

Dava çakıl taşları kadar denizler kadar çok günahı bile olsa onu
affederek bir ALLAH a sahip olduğunu bilme
davasıdır....

ALLAH sabrınızı daim, azminizi baki, Davanızı mübarek kılsın
 (AMİN) 
Bunlar bizim en büyük düşmanımız ümmetçi köpekler yazdıkları yazı benim davam ama Türkten çok arap davasıymış gibi TTK.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkler düşmanın kaç kişi olduğunu değil, nerede olduğunu sorar!
BozkurtKursad
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 94



« Yanıtla #3 : 29 Eylül 2010, 01:29:48 »

İÇ TEHDİTLER (ATSIZ ATA DEMİŞTİ)
BENİM DAVAM
 Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen ALLAH diyerek
ölmektir...

Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek...

Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır..

Hamza gibi binlerce can feda etmektir...

Dava Halit bin Ziyat gibi şehitlere karışmak....

Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister...

Cenneti değil yalnız ALLAH ın rızasını diler...

Dava sahabe açken karnına iki taş bağlayan peygamberin
davasıdır....

Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır....

Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır...

Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır...

Dava Sümeyyenin örtüsü için canını vermesi ALLAH a canlarla gitmesidir...

Dava adaletin sevginin aşkın dostluğun sadakatin annesidir..

Dava yüz yaşında bile olsa ALLAH tan şehadeti dileyen Ebu Eyübel
Ensarinin mücadelesidir...

Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde ALLAH a varmaktır...

Ebu Cehillere dur deme...

Zalimlere göğüs germe...

Zülme direnme haklının yanında haksızın
karşısında olmaktır...

Dava bir yetim görüldü mü koruma ve okşama Rasulün bile bir yetim olduğunu
unutmama davasıdır...

 Bu gönül ister çokluk değil,birlik ister  
bu yüreğiyle Sevgiyle
devleşerek iman ister...

Dava safını belirlemek imanını güçlendirmek senin rızan
için bende buradayım Ya RABBİ diyebilmektir..

Dava çakıl taşları kadar denizler kadar çok günahı bile olsa onu
affederek bir ALLAH a sahip olduğunu bilme
davasıdır....

ALLAH sabrınızı daim, azminizi baki, Davanızı mübarek kılsın
 (AMİN)  
Bunlar bizim en büyük düşmanımız ümmetçi köpekler yazdıkları yazı benim davam ama Türkten çok arap davasıymış gibi TTK.
Kandaşım şunu unutmaki biz herşeyden Türküz davamıza dini öğeleri karıştırmayacağız. Onların davası 3 kuruşluktur 5 kuruş verene satarlar davalarını ... Bizde ise alsalarda canımı satmam ne ruhumu nede Vatanımı. TTK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.