Kutlu Malazgirt Savaşının Yıldönümü ..
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 06:27:32


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kutlu Malazgirt Savaşının Yıldönümü ..  (Okunma Sayısı 1620 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
SELENGA
Ziyaretçi
« : 26 Ağustos 2009, 21:08:09 »

Anadolu'da, yeni Türk Devletlerinin temelinin atıldığı Malazgirt zaferinin 938. Yıldönümü  kutlu olsun ..

Yiğit Kumandan Alparslan ve Erleri'nin Ruhları şad olsun ..



Bir Anı Ve Sultan Alparslan

Zaman;
Bed yüzleri seğirten ve kem ağızları böğürten muratların terlediği,
Ad adlanmış, adaklanmış ve sadaklanmış yiğitlerin, gem azıda doludizgin gürlediği, Elleri nasırlı, dizleri hasırlı ve alınları sırlı anaların, tomur kızlarını erlediği,
Dede, torun, emmi, dayı, çağa-çocuk bir ağızdan Tanrıyı birlediği zamandır!


1071 yılının sıcak bir Ağustos gecesinde, Büyük Selçuklu Hakanı Sultan Alparslan otağında çetin bir cengin ön hazırlıklarını tamamlamak üzereydi. Söz ehli ve kavga fenli kumandanları, beyleri ile dönemin en güçlü ordusuna sahip olan Bizans İmparatorluğunun zayıf yönlerini irdeliyorlardı.


Sultan Alparslan ve beyleri, birden dışarıdan gelen sese kulak verdiler;


Nazlıca hey kara toprak
kucak açmış nazlıca
Can almaya can vermeye
nice deli ser gelir
Yurt bağrından Rûm eline
bir ok gibi hızlıca
Kalkan geren mızrak salan
kılıç tutan er gelir
At sırtında doludizgin
Allah Allah der gelir


Gök yıldırım yer velvele
bir inilti derinden
Öbek öbek kaba taşlar
doğrulunca yerinden
Delişmenler od üstünde
aşın bin bir türünden
Geyik boynu manda döşü
deve budu yer gelir
Hamd sanadır şükür sana
Sübhânellah der gelir


Başı duman koca dağlar
duyduğunda çağrını
Buz bulağlı vadilerin
ter basınca bağrını
Demir süslü Rûm erinin
sızlayınca yağrını
Türk ilinden dindirmeye
pençe pençe şîr gelir
Rahim Allah Hâkim Allah
Ya Bismillah der gelir


Çayır çimen baştanbaşa
çiy börkleri çektirip
Sık ormanlar dal budaktan
tuğlarını diktirip
Koç yiğitler boz atları
şahlandırıp sektirip
Vardığında yılgınların
gözlerine fer gelir
Zürriyetim oğlum kızım
ırkım billâh der gelir


Buğra beyler oluk oluk
nefesleri sezince
Rûma doğru ok çekip de
temrenleri ezince
Gürbüzleri kefenleyip
tan vaktine dizince
Kurt yürümüş em tutmayan
yaralara pîr gelir
Yüz bin kılıç boynum vursa
dönmem vallah der gelir


Otağdakiler, az önce okunan şiiri sessizce dinlemişlerdi. Şiir biter bitmez oturduğu yerden ayağa kalkan Sultan Alparslan;


- İşte! Bizans ne kadar güçlü olursa olsun, bu ruh ve kemâlat; bizleri, onların karşısında dimdik ayakta tutacaktır! İşte! Bu ruh ve kemâlat


Dedikten sonra sözlerini tamamlayamadı. Otağın girişinde duran nöbetçilerden biri hızla içeriye girdi. Sağ elini sol göğsüne koyup, yere diz vurdu. Başını öne doğru eğdi:


- Hakanım! Bizans Ordusu hakkında bilgi almak için Anadoluya gönderdiğiniz şahbazlarımız geldiler. Önem arz eden haberleri var!


Sultan Alparslan, nöbetçiye baktı. Nöbetçiye buyruk vereceği sırada, az önce dinledikleri şiiri okuyan ozanın sesi, yeniden otağın içlerine doğru süzüldü:


Han duruşu yiğidim hey
buğz körleten emirle
Konar göçer Rûm sırtına
nefes vurur ses vurur
On bin yıllık pınarlardan
su katılmış demirle
Salkım saçak koşumuna
perçem perçem süs vurur
Doru taylar kişneyende
kopuz titrer kös vurur


Kocamışlar Aksakallar
Hâkka niyâz eyleyip
Sehere dek divan divan
gökyüzünü meyleyip
Er tükenmez Oğuzların
dirliğini söyleyip
Şahbazlara destur verir
yürek oynar his vurur
Doru taylar kişneyende
kopuz titrer kös vurur


Bozca kırdan toynaklara
çalı çırpı ağınca
Od mızraklar kırbaç oklar
yağmur gibi yağınca
Gerilerde cağ direğim
yeni yetme çağınca
Yanar durur döner durur
duman duman is vurur
Doru taylar kişneyende
kopuz titrer kös vurur


Dolun bulur ay gecede
ışık ışık kurdundan
Erenlerin ermişlerin
kutsadığı yurdundan
Tanrı yolu!  deyip cenge
gidenlerin ardından
Sanmayasın şol tarihe
kara yüzlü yas vurur
Doru taylar kişneyende
kopuz titrer kös vurur


Sultan Alparslan, dışarıdan otağa ağan sesi dikkatle dinledikten sonra nöbetçiye seslendi:


- Daha ne durursunuz, otağa alın!


Nöbetçi, başı öne eğik bir şekilde diz çöktüğü yerden doğruldu ve geri adımlarla otağdan dışarıya çıktı. Ardından Anadoludan haber getiren şahbazlar kan-ter içerisinde otağa girdiler. Sultan Alparslanı Türk töresince yere diz vurup, selamladılar.


İki Türk çerisindeki endişe, otağda bulunan Sultan Alparslan dışındaki herkese aniden sirayet etti.


Sultan Alparslanın kumandanları, beyleri merakla Anadoludan gelen haberi bekliyordu.


Sultan Alparslan:


- Nedir bu hâl, yiğitlerim! Az soluklanın! Getirdiğiniz önemli haber nedir?


Haber getiren iki çerinin en kıdemlisi Salukbay söz aldı. Ciğerlerine derin bir nefes çektikten sonra konuştu:


- Hakanım! 300 bin kişilik Bizans Ordusu bize doğru hızla yaklaşıyor!


Salukbayın bu sözlerinin ardından; dışarıdaki sımsıcak Ağustos gecesine inat, Sultan Alparslanın otağı buz kesmişti. Zira Bizans Ordusu ile Malazgirt Ovasında karşılaşacak olan Büyük Selçuklu Ordusu yaklaşık 60 bin kadardı.


Dışarıdaki ozan haykırışı, yeniden otağı bürüdü:


Hey Salukbay sana derim
iyi belle sözünü
Azgın dinli kara kâfir
saldıranda öz gerek
Rûm yağısı heybetiyle
sararttıysa yüzünü
Zağlı kılıç yarasından
gün yanığı yüz gerek
Kından çıkan her kılıca
Rûm erinden yüz gerek


Koç yiğit ki akın edip
ırmak gibi akacak
Koç yiğit ki volkan olup
şol meydanı yakacak
Nal çatlatıp gem azıda
yıldırımlar çakacak
Yağı üzre atılmaya
yürek gerek köz gerek
Kından çıkan her kılıca
Rûm erinden yüz gerek


Rûm elinin barındıkça
cayır cayır yandığı
Şahididir ol toprağın
alca kana kandığı
Oğuzların destan yazıp
şölenlerle andığı
Çetin olan kavgalara
sakınmayan göz gerek
Kından çıkan her kılıca
Rûm erinden yüz gerek


Salukbay hey sana derim
usun nice dar mıdır?
Yağı görüp benzi solup
soluk almak ar mıdır?
Issı Tanrı şol acunda
bâki kalan var mıdır?
Bir ağızdan Tanrıya ant
Malazgirte söz gerek
Kından çıkan her kılıca
Rûm erinden yüz gerek


Ozan susunca Salukbay, haddini aştığını anladı. Hududunu yeniden belirleyeceği düşüncelere daldı.


Salukbayın getirdiği haberi duyan ve ardından sessizce ozanı dinleyen Sultan Alparslan, otağın içerisinde şöyle bir göz gezdirdi.


Sonra gülümseyerek;


- Biz de onlara, Salukbay! Biz de onlara yaklaşıyoruz!


Uluyanda gök yeleli
kurşun belli kurtlarım
Benim rüzgâr gibi esip
eşkin atlar çatlatan
Gök tutanda bulutlaşıp
konup göçen yurtlarım
Benim yetme adımlara
dolgun eşik atlatan
Gür neslime volkan benim
adım Sultan Alparslan


Buğra beyler koç yiğitler
ata baba yükünce
Omuz verip kargı salıp
yağı üzre çökünce
Pirinç uçlu telek saçlı
oklarını dökünce
Benim çelik alınlarda
parıldayan kızıl tan
Gövdelere kalkan benim
adım Sultan Alparslan


Kılıç çekip kın sarkıtıp
yeşil boğum kemerden
Işıl ışıl pürce billur
indiğinde kamerden
Sağ tarafım Alidendir
sol tarafım Ömerden
Benim görklü Muhammete
han ırkımdan adak han
Gürül gürül al kan benim
adım Sultan Alparslan


29 Eylül 2008 // T A R S U S

Hakan İlhan Kurt
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.