KERKÜK NAMUSTUR NAMUS !!!!!!!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 09 Aralık 2019, 13:26:27


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KERKÜK NAMUSTUR NAMUS !!!!!!!  (Okunma Sayısı 2850 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
AttilaHunTürk
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.922


« Yanıtla #10 : 17 Eylül 2017, 23:24:04 »

Bir şeyler kötüye gidecekse yavaş yavaş gitmesin, bir anda kötü olsun hatta daha da aleyhimize işlesin bazı olaylar. Çünkü çoğu çözüm bir şeyler aniden gerçekleşirse sağlanır. Zamanında İran'da da bağımsızlığını ilan etmişti bu k.rtler. Ne oldu 1959-1960 arasında, mala döndüler. Parçalandılar sürgün edildiler ve ellerinden her hak alındı. Şimdi İran'da sesleri çıkmaz oldu, nüfus politikası uygulandı onlara karşı. Demek ki bunların kökünün kazınması için önce onları şımartıp hak kazandıklarını toprak kazandıklarını zannetmelerini sağlayacaksın. Sonrasında da tepelerine çökeceksin.

Irak'ta şu an olan durum da aynen bu şekilde ilerliyor. Irak merkezi yönetimi diş bilemiş şekilde barzaniye karşı. İran ile daha geçenlerde anlaştık Suriye meselesinde. Irak ordusu kuzeye doğru ilerliyor. Abd'nin ırak hakimiyetini kaybetmesi de k.rtlerin ırakta söz hakkını kaybetmesi de bu referanduma bağlı. Umarım referandum olur ve bağımsızlıklarını ilan ederler, çünkü savaşın olması kötü gidişatın hızlanması ve ardından gelecek çözüm buna bağlı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 8.931


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #11 : 17 Eylül 2017, 23:32:55 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



 16 Mayıs 2009 da bu konu ile ilgili açık seçik, detaylı bir makale paylaşmışım, göz atmanızı tavsiye ederim!

Kerkük Abbasilerden beri bize ata mirasıdır, asla kaderine terkedilemez!

Şerefsiz sağır ismet 500 liraya Kerkük'ü Musulu ingilize satmasaydı şimdi bunlar başımıza gelmeyecekti.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #12 : 17 Eylül 2017, 23:45:27 »

İngilizlerle savaş ihtimalinin belirdiği 1923 yılı Şubat ayında Mustafa Kemal Paşa savaştan uzak durulması düşüncesindeydi. Musul’a yapılacak bir harekatın ülkeyi sonu belirsiz bir savaşa sürükleyeceğini ifade etmeye çalışan Mustafa Kemal Paşa askeri seçenek yerine konunun konferansta çözülmesinin gerekliliğini öne çıkarmaya başladı.

Kesilen Lozan görüşmelerinin tekrar başlamasının ardından Musul’un geleceği sonraya Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak görüşmelere bırakıldı. Buradan bir netice çıkmaması halinde ise konunun Cemiyet-i Akvam’a götürülmesine karar verildi.

Lozan konferansından sonra başlayan ikili görüşmelerden de bir sonuç çıkmadı. İngilizler petrol bölgesi olan Musul ve Kerkük civarını Türkiye’ye bırakmayacaklarını açıkça ifade ettiler. Türkiye bölge ile ilgili tezlerini Cemiyet-i Akvam’da da savundu.

İki nedenle sonuç alınamadı.

1.Türkiye’nin Cemiyet-i Akvam yani Milletler Cemiyeti’ne (Völkerbundsrat) üye olmamasından dolayı Milletler Cemiyeti’ni istediği şekilde yönetme kabiliyetine vakıf olan İngiltere’nin etkisiyle lehimize çözüme kavuşmamıştır.

2.Bu tarihlerde Türkiye’nin doğusunda çıkan Şeyh Sait isyanı ve hemen ardından bölgeye yönelik uygulamalar, Türkiye’nin öne sürdüğü en önemli tezin yani kürtlerin de Türkiye’ye bağlanmak istediği tezinin zayıflamasına sebep oldu.

Nihayetinde Türkiye 1926 yılında Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda kaldı.

Musul'un kaybedilmesinden sonra bölgede başlatılan OHAL ve alınan tedbirler, Türk siyasi hayatının bugününe dahi etki etmektedir. İç politikadaki bir sorun öncelikle dış politikayı etkilemekte ve başarısızlıkla neticelenen dış politika bu kez farklı bir biçimde yeniden iç politikayla etkileşime girmektedir.

Bu bağlamda Atatürk, bu dönemdeki güç dengesi politikasını şu cümlelerle açıklamıştır:

“Milletlerin güvenliği ya iki taraflı veyahut çok taraflı umumî müşterek anlaşmalarla, uzlaşmalarla temin edilebilir diye mutlak mahiyette ortaya atılan ve her biri diğerlerine zıt sayılan ilkeler, barışın korunması emrinde bizim için kesin ve isabetli değildir ve olamaz. Bunların her birini coğrafî ve siyasî icap ve vaziyetlere göre kullanarak barış yolundaki özenli çalışmayı gerçeklere dayandırmak her millet için ayrı bir vazifedir. Cumhuriyet Hükümeti, bu gerçeği görmüş, tatbik etmiş, en yakın komşuları ile olduğu kadar en uzak devletlerle olan münasebetlerini, dostluklarını, ittifaklarını ona göre düzenlemeyi bilmiş ve bu sayede dış siyasetimizi sağlam esaslara dayandırmıştır” (Söylev ve Demeçler, 2006: 396).

Her daim rasyonel bir dış politika anlayışına sahip olan Mustafa Kemal’in, Türkiye’yi maceraperest bir fikir akıntısına asla ve asla sürüklememiş olduğunu dile getirenler bugün ne düşünmektedir bilinmez. Bu bağlamda Türk dış politikasının kurucu dinamikleri, Batılaşma, Misak-ı Milli Kutsiyeti ve Yurtta Sulh Cihanda Sulh şiarından ileri gidememiştir.

Çözüm belli sınırlarını korumak istiyorsan, sınırlarını ve nüfusunu genişletmelisin.
Saldırmalısın ve saldırmalısın...Yoksa top yekün sayıkladığın Misak-ı Milli sınırları içinden düşmanları bekle gör politikası ile davet etmiş olacaksın..

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #13 : 18 Eylül 2017, 00:11:04 »

Kerkük'te sekiz Türkmen partisi bir araya geldi, bir ortak bildiri ile resmî bir şekilde Irak'ın gerçek bölünmeye ilk adım olarak düşünülen bu pespaye karar reddedildi. Irak'ın anayasasının 1. maddesine ve 143. maddesine ayrıca 2008 yılında 36. kanun 23. maddesine, 119. maddesine aykırıdır. Yani bir resmiyeti yoktur. Kaldı ki, bu pespaye ilamı yapması için merkezi hükumetin onay vermesi lâzım. Parlamento onayı olması lâzım. Kerkük'ü bağlamak istiyor. Kerkük, Musul için 140. madde çıktı. Geçici anayasada 58. madde idi. 2005 yılında anayasa oya sunuldu, kabul edildikten sonra 140. madde konuldu. Kerkük ve tartışmalı bölgeler için, normalleşme ve sayım gerçekleşmedi ve 140. madde gerçekleştirilemediği için 31 Aralık 2007 yılında hukuki olarak hükmü kalmadı, düştü. Yerine farklı bir madde geçmesine rağmen kürtler yine 140. madde üzerinde durmakta ısrar ediyorlar. Fakat 140. madde üzerinden 10 yıl geçti. Türklerin olduğu bölgeleri silah zoru ile işgal ettiler. Nüfus idaresine zorla fiili bir durum yaratmak sureti ile normalleşmeyi engellediler. Tapulara el konuldu. Demografik yapı değiştirildi. Türkiye ciddi bir yaptırım uygulamalıdır. Türkler kanının son damlasına kadar savaşmaya hazırdır. Tarih ve zaman en büyük hâkimdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #14 : 18 Eylül 2017, 00:28:51 »

İngilizlerle savaş ihtimalinin belirdiği 1923 yılı Şubat ayında Mustafa Kemal Paşa savaştan uzak durulması düşüncesindeydi. Musul’a yapılacak bir harekatın ülkeyi sonu belirsiz bir savaşa sürükleyeceğini ifade etmeye çalışan Mustafa Kemal Paşa askeri seçenek yerine konunun konferansta çözülmesinin gerekliliğini öne çıkarmaya başladı.

Kesilen Lozan görüşmelerinin tekrar başlamasının ardından Musul’un geleceği sonraya Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak görüşmelere bırakıldı. Buradan bir netice çıkmaması halinde ise konunun Cemiyet-i Akvam’a götürülmesine karar verildi.

Lozan konferansından sonra başlayan ikili görüşmelerden de bir sonuç çıkmadı. İngilizler petrol bölgesi olan Musul ve Kerkük civarını Türkiye’ye bırakmayacaklarını açıkça ifade ettiler. Türkiye bölge ile ilgili tezlerini Cemiyet-i Akvam’da da savundu.

İki nedenle sonuç alınamadı.

1.Türkiye’nin Cemiyet-i Akvam yani Milletler Cemiyeti’ne (Völkerbundsrat) üye olmamasından dolayı Milletler Cemiyeti’ni istediği şekilde yönetme kabiliyetine vakıf olan İngiltere’nin etkisiyle lehimize çözüme kavuşmamıştır.

2.Bu tarihlerde Türkiye’nin doğusunda çıkan Şeyh Sait isyanı ve hemen ardından bölgeye yönelik uygulamalar, Türkiye’nin öne sürdüğü en önemli tezin yani kürtlerin de Türkiye’ye bağlanmak istediği tezinin zayıflamasına sebep oldu.

Nihayetinde Türkiye 1926 yılında Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda kaldı.

Musul'un kaybedilmesinden sonra bölgede başlatılan OHAL ve alınan tedbirler, Türk siyasi hayatının bugününe dahi etki etmektedir. İç politikadaki bir sorun öncelikle dış politikayı etkilemekte ve başarısızlıkla neticelenen dış politika bu kez farklı bir biçimde yeniden iç politikayla etkileşime girmektedir.

Bu bağlamda Atatürk, bu dönemdeki güç dengesi politikasını şu cümlelerle açıklamıştır:

“Milletlerin güvenliği ya iki taraflı veyahut çok taraflı umumî müşterek anlaşmalarla, uzlaşmalarla temin edilebilir diye mutlak mahiyette ortaya atılan ve her biri diğerlerine zıt sayılan ilkeler, barışın korunması emrinde bizim için kesin ve isabetli değildir ve olamaz. Bunların her birini coğrafî ve siyasî icap ve vaziyetlere göre kullanarak barış yolundaki özenli çalışmayı gerçeklere dayandırmak her millet için ayrı bir vazifedir. Cumhuriyet Hükümeti, bu gerçeği görmüş, tatbik etmiş, en yakın komşuları ile olduğu kadar en uzak devletlerle olan münasebetlerini, dostluklarını, ittifaklarını ona göre düzenlemeyi bilmiş ve bu sayede dış siyasetimizi sağlam esaslara dayandırmıştır” (Söylev ve Demeçler, 2006: 396).

Her daim rasyonel bir dış politika anlayışına sahip olan Mustafa Kemal’in, Türkiye’yi maceraperest bir fikir akıntısına asla ve asla sürüklememiş olduğunu dile getirenler bugün ne düşünmektedir bilinmez. Bu bağlamda Türk dış politikasının kurucu dinamikleri, Batılaşma, Misak-ı Milli Kutsiyeti ve Yurtta Sulh Cihanda Sulh şiarından ileri gidememiştir.

Çözüm belli sınırlarını korumak istiyorsan, sınırlarını ve nüfusunu genişletmelisin.
Saldırmalısın ve saldırmalısın...Yoksa top yekün sayıkladığın Misak-ı Milli sınırları içinden düşmanları bekle gör politikası ile davet etmiş olacaksın..



Ayrıca;

Atatürk ve Türk hükumetlerinin Turanı kültürel mânâda görüp, siyasi olarak reddetmesi ilişkileri germeme düşüncesidir. Meselâ Chp Genel Sekreteri Recep Peker, 1931 Ekim ayında verdiği ve 19 Ekim 1931 yılında basında yayınlanan bir konferansta şöyle der:

'Parti esaslarında millet (ancak siyasi sınırlarımız içindeki yurt) olarak tarif edilmesine göre partimizin anladığı milliyetçiliğin siyasi mukadderatları bizden ayrı olan kütlelerle münasebetleri yoktur. Ayrı ayrı dinlere sahip olan ve vatanımızın sınırları dışındaki yer yer ya bağımsız devletler kurmuş veyahut başka devletlerin tebası durumunda bulunmuş olan Türkler hakkında sıcak bir sevgi ile meşbu ilgimizi muhafaza ederiz. Ancak gittikçe gelişen tarihi gerçeklerle aramızdaki kan yakınlığını ve tarih yakınlığını bugünkü siyasi uğraşımızın dışında bir bilim konusu anlarız.'

Yani 'kanbağı bizim dışımızdadır' demektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #15 : 18 Eylül 2017, 12:31:58 »

Türkiye, Irak'taki bu maskaralığı engelleyecek mutlaka bir tedbir almak zorundadır. Bölgede, bölgenin paylaşılmasında I. Dünya savaşından önce 1820 yıllarına kadar inen İngiltere'nin bir çalışması vardır. İngiltere özellikle bu bölgeye göndermiş olduğu arkeolog, elçi veyahut bu kisve altındaki kimselerle özellikle yeraltındaki zenginlikleri petrol rezervlerinin ortaya çıkması ile birlikte bölgedeki hâkimiyet hususunda bir politika takip etmiştir.

O politika ile önce Nasturiler (Nestorius) kullanılmaya çalışılmış, bugünkü Irak bölgesinde hatta bir Nasturi yurdu tasarlanmıştır. Ancak Nasturilerin yeterli bir nüfusa sahip olmadıkları görüldükten sonra Kürt politikasına dönülmüştür. Bölgedeki gerek I.Dünya savaşı sırasında gerek İstiklâl savaşı sırasında ve Cumhuriyet döneminde de Kürt isyanları olarak gündeme gelen isyanlar, hep bu İngiliz politikasının bir ürünüdür. Örneğin 1924 yılında Hakkâri bölgesinde Nasturi isyanı çıkarılan, arkasından 1925 yılında Şeyh Sait ayaklanması, arkasından Lübnan'da Hoygun cemiyetinin kurulması ki, Hoygun cemiyeti bir Kürt - Ermeni dayanışmasıdır. Bu cemiyet ile başlayan isyanlar Tunceli ve Ağrı bölgesinde patlak verdi. Bu 1940'lı yıllara kadar sürdü. Devamı da Pkk'dır.

Özellikle Lozan Antlaşması sonrasında ikili görüşme ile halledilmesi düşünülen son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen misak-ı milli sınırları içerisinde olan Halep'ten uzanan Musul, Kerkük, Süleymaniye'ye kadar uzanan coğrafyayı ihtiva eden misak-ı milli sınırlarını özellikle Irak'ın işgalinde yani Mondros mütarekesi imzalandığında henüz Kerkük, Musul Türkiye'nin toprakları iken, Mondros mütarekesine uymayarak bölgenin İngilizler tarafından işgal edilmesi, Fransızlara sus payı olarak yüzde yirmi beş petrol hisselerinden devredilmesi hadisesi ki, daha sonra Amerika'yı da ikna edebilmek için, yüzde yirmi petrol hissesini de İngiltere, Amerika'ya devirecektir. Böylece bölgedeki İngiliz hâkimiyetini sağlayacaktır. Şimdi 1920 - 1921 yılında kurulan anayasada Irak bölgesi, 'Arap, Türk ve Kürtlerden ibarettir.' maddesi var. Bu ne zamana kadar 1932 yılına kadar. İngiltere 1932 yılında Irak'a bağımsızlık veriyor. Yani İngiliz dominyonu (İngiliz Milletler Topluluğuna, 'Commonwealth' üye bağımsız ülkelere verilen ad) olmaktan kurtuluyor. O günden itibaren Türk sözcüğü tamamen kaldırılıyor. 1932 yıllarından itibaren 'Arap ve Kürtlerden ibarettir.' maddesi konuyor.

Daha sonra 1946 yılında İran'da bir Kürt devleti kurduruldu. II. Dünya savaşının sonrasında ve bu bir yıllık bir süreden sonra o devlet yıkılınca sekretaryasını yürüten Molla Mustafa Barzani, Sovyet Rusya'ya kaçıp, sığınacaktır. 1958 yılına kadar orada kalacaktır. 1958 yılında İran ve Irak'ta bir ihtilâl oldu. General Kasım olarak bildiğimiz bir tarafı Kürt kökenli olan bu kimsenin yapmış olduğu ihtilâl sonrasında Kraliyet devrildi. General Kasım hâkim oldu. Onun döneminde Molla Mustafa Barzani Irak'a geri döndü, kabul edildi. 1959 yılında ilk defa 14 Temmuz'dan 16 Temmuz'a kadar olan süreç içerisinde Kerkük'te Arapların ve Kürt unsurunun General Kasım yönetiminin sebep olduğu korkunç bir Türkmen katliamı oldu. Bundan sonra 1962 yılına kadar Molla Mustafa Barzani'nin Irak hükümeti ile olan ilişkisi 1962'li yıllardan sonra bozulmaya başlayınca Barzani, İran'a sığındı. İran'da Tahran'da yapılan bir toplantıda Amerika'yı temsilen Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bulunmakta idi. Orada yapılan bir anlaşma ile Molla Mustafa Barzani Irak'ta Irak Baas rejimine karşı, Amerika'nın bölge temsilcisi olarak gündeme geldi. İşte bu tarihten sonra Sovyet Rusya devreye Talabani'yi sokacaktır. Dolayısıyla oradaki Kürtler Talabani yanlısı ve Barzani yanlısı olmak üzere iki gurup oluşturdu ve bu mücadele 1964 yılında yeniden alevlendi. 1964 yılında Amerika ikna edilerek Irak'a müdahalesi engellendi.

Ancak 1972 yılından sonra Molla Mustafa Barzani tekrar harekete geçtiği zaman büyük bir çatışmaya vesile oldu. Bunun üzerine Cezayir'de yapılan bir toplantı sonrasında birtakım toprağın İran'a terki ile yeni bir petrol anlaşması imzalandı. Barzani desteklenmekten vazgeçildi ve İran'a sığındı. Daha sonra 1979 yılında Amerika'da öldü. 1971 yılında Irak devleti Barzani'ye 'Kürtlerden ve Araplardan oluşur.' şeklinde bir anayasaya madde koyma teklifinde bulunmuştur. Ancak Barzani'nin tasfiyesi ile bundan vazgeçilecektir. Irak devleti ile Suriye devletinin özelliklerine dikkat etmek lâzım. Suriye yüzde on üçlük bir Nusayri, yüzde seksen yedi Sünni kesimin oluştuğu bir yönetimin altındadır. Bunun tam tersi Irak'ta görülmektedir. Bunu İngiltere özellikle plânlamıştır. Irak'ta yüzde kırklık bir Sünni kesim, yüzde altmışlık Şii kesimin üzerinde hâkimdir. Yani bu ülkelerde mezhep faktörü kullanılmak sureti ile her an bir kışkırtma çıkarılabilir, demektir. 1926 anlaşmasında Türkiye'nin bir taraf devlet olarak aynen Kıbrıs'ta, Nahçivan'da olduğu gibi o anlaşmada imzası olan devletlerarasında karşılıklı görüşmelerde müdahale hakkı vardır.

Yalnız 2001 yılı Mayıs ayında Washington'da bir toplantı yapıldı. O toplantı şudur; Amerika Dışişleri bakanı yardımcısının himayesinde Molla Mustafa Barzani Kürt enstitüsünün yapmış olduğu bir toplantıdır. Yazık ki, bu toplantı her yıl tekrar edildi. Bundan iki, üç yıl önce de yine Amerika'da bir toplantı yapıldı. Konusu Ortadoğu'da su meselesi idi. Maalesef o toplantıya yalnız çağrılmayan bir ülke vardır; Türkiye! Orada Irak, Suriye, İsrail, Lübnan, İngiltere vb. vardır ama Türkiye yoktur. Ortadoğu'nun suyu nereden çıkıyor? Türkiye'den.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karluk Han
Ötüken'den yayılan KAN
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 490


Tanrı Türkü Korusun


« Yanıtla #16 : 19 Eylül 2017, 19:36:06 »

Haşdi Şabi'nin Türkmen kolu ve Irak Ordusu Kerkük'ün güneyine yığınak yapmaya devam ediyor.
Tel Afer'de Haşdi Şabi çetelerine kızdık yalnız Haşdi Şabi'nin içinde Türkmen tugaylar olunca iş değişiyor.
Sonuçta Türkmen kainatın en üstün cevheri Türk Irkı var.
İnancı Şİİ olsun Sünni olsun Tengrici olsun Deist olsun yeter ki Türk Irkı olsun.

Kerkük Türkmenlerinin ezici çoğunluğu Şİİ oluyor bu arada.

O yüzden Şİİ Irak hükümeti Kerkük Türkmenlerine sahip çıkacaktır.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Tanrı dağları Bozkurdu
Karluk Han
Ötüken'den yayılan KAN
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 490


Tanrı Türkü Korusun


« Yanıtla #17 : 22 Eylül 2017, 21:24:09 »

Kerkük meselesi gündemde tutulmalı.

barzani piçinin Türk yurdunu yemesine göz yumulmamalı

Hükümet önlemleri almalı



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Tanrı dağları Bozkurdu
Sayfa: 1 [2]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.061 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.