Kalkınma Köyden Mi Başlamalı Şehirden Mi?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Şubat 2020, 20:12:48


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kalkınma Köyden Mi Başlamalı Şehirden Mi?  (Okunma Sayısı 17227 defa)
0 Üye ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bozkırın Ateşi
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 79



« : 21 Nisan 2014, 17:45:49 »

Okulda bu konuda bir münazara yapacağız, bunun için sizin görüşlerinizi merak ettim. Bakalım otağımız bu konuda ne düşünüyor?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Mergen Kurt
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.023


« Yanıtla #1 : 21 Nisan 2014, 18:38:45 »

İkisi de birlikte kalkınmalı. Farklı kavramlar değiller zaten. Köyün büyüğüne il denir. Saçma bir tanım gibi gelebilir ancak gerçek bir tanımdır. Matematikte fraktal geometri diye güzel bir konu var. İlgilenenler varsa bilirler, Tanrının varlığını matematiksel olarak da kanıtlamaya çalışan inançlılarla ve buna doğanın düzeni diyen inançsızlar arasındaki tartışmalarında da geçer. Belli bir logaritmanın veri girişleri ile doğadaki ağaç, dağ, yaprak gibi ögeleri oluşturması ile ilgilenir ve tartışma da bu noktada başlar. İşte bu fraktal geometri bütünü oluşturan parçaların birbirinin aynı parçalardan oluşması kanunu esas alır en basit şekliyle. Mesela bir kaldırım taşı, şekil olarak ortası ince uçları geniş bir taştır. Ancak bunları belli düzene göre dizersek bir kare, bir çember bir prizma ortaya çıkarılabilir. Köy şehir kavramlarına da bakarsak fraktal geometrik şekliyle ikisinin aynı kavramlar olduğu anlaşılır.
Köydeki sosyal yaşam, ekonomik güç, imkanlar ile şehirdeki farklıdır ama sadece boyut olarak. Boyut büyüdükçe köyde ihmal edilmek zorunda kalanlar gün yüzüne çıkacaktır. Bunun örneğini bir şeye ulaşabilme olarak ele alalım. Ulaşmak istediğimiz şey bir kitap olsun.

100 kişilik bir köyde bir kitaba ulaşmak imkansızdır. 100 bin kişilik bir yerleşkede genel olarak talep gören kitaplara ulaşım vardır. 1 milyonluk şehirde daha özel kitaplar bulunur. Ancak 1 milyonluk şehirde de 10 milyonluk şehirde olan her kitap bulunmaz. 1 milyonluk şehirde okunmak istenen ama ihmal edilen özel bir kitap 10 milyonluk şehirde ihmal edilmez. O zaman şöyle bir tanım yapalım. 1000 kişilik bir yerleşke 100 nüfuslu bir yere göre şehirdir. Böyle ele alırsak köy ile şehir arasında sadece sayısal olan fark vardır ve birçok köyün yani parçanın birleşmesiyle oluşan yapıya da şehir denir. Yani aynı şeylerdir ve hangisi önce kalkınsın dersek ikisi de diyeceğiz. Çünkü farklı kavramlar değildir.


Ama tabi kanunlara göre şehir-köy ayrımı nettir. İmkanlar belirlidir, geçim kaynakları ikisinin de farklıdır. Yani köylü tarım yapacak, şehirli sanayi ile ilgilenecek kaba olarak. O zaman bile ikisinin birden gelişimi olmak zorunda.

Yani köylü buğday ekecek diyelim. Geniş bir sahaya yüksek verimle buğday ekiciliği yapmak istiyorsa traktör, motor kullanacak. Yani şehirlinin sanayisi olacak. Buğdayda yüksek verim için ilaçlama yapılacak, yani şehirlinin ilaç sanayisine yine muhtaç. Şehirin varolması için de şehirde yaşayanların gıda ihtiyaçlarının karşılanması gerekecek. Bu da köylünün ürettiği buğdayla olacak.
Tabi dışarı ile ithalat-ihracat-yardım girdisi gibi şeyleri dışlıyor, onları saymıyorum. Kapalı bir devlet hayal ediyoruz.


Böyle olunca da köy ve şehir aynı anda kalkınmaya başlamalı. Eğer ikisi arasında fark olacaksa 1 milyonluk şehir ile 10 milyonluk şehirin de kalkınması farklı olacak. Tabi boyut olarak, oran olarak değil. 1 milyonluk şehir 1 miktar gelişirse 10 milyonluk şehir 10 miktar gelişecek. Parçaların birbirinden farklı şekilde değiştirilmesine çalışmak bir karmaşayı getirir.
Nasıl tek bir devlet, tek bir başbuğ tek bir düşünce tek bir ırk istiyorsak, farklılık gözetmiyorsak parçaların da bütünün de tek olarak ele alınması gerekir. İmkanlar ve şartların getirdiği farklılıklar hariç hepsinde aynı oranda kalkınma hedeflenmeli.

Umarım okulunuzdaki etkinliğe faydası olabilecek bir şeyler yazmışımdır kandaşım.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkırın Ateşi
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 79



« Yanıtla #2 : 21 Nisan 2014, 19:06:28 »

Sağ ol Mergen Kurt her ne kadar köyü savunmak zorunda olsam da verdiğin bilgiler farklı açılardan bakmamı sağladı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BÖRÜ:TİGİN
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 21 Nisan 2014, 19:09:34 »

 Sen hangisini savunuyorsun?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkırın Ateşi
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 79



« Yanıtla #4 : 21 Nisan 2014, 19:43:07 »

Köyü savunuyorum BÖRÜTİGİN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BÖRÜ:TİGİN
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 21 Nisan 2014, 20:25:04 »

Köyü savunuyorum BÖRÜTİGİN

 İyi o zaman. Ben bu konularda hep köylülerin yanındayımdır.
 
 Köy bence daha önemlidir. Çünkü yaşam kaynağı olan yiyecekler köylerde, tarlalarda üretilir. Etinden sütünden yararlanılan hayvanlar köylerde yetiştirilir. Bir ülke kalkınmak istiyorsa ilk olarak tarıma ve hayvancılığa başvurmalıdır. Çünkü kimse yemeden duramaz.  Eğer ki küçük çiftçiler köylerindeki tarım alanlarını bırakır ve büyük yerleşim yerlerine göçerse, büyük küresel güçler bizleri oyuncak gibi kullanır. En kötü yiyecekleri en yüksek ederle satarak kendisi kazanırken bizler köle oluruz. Bunun yanı sıra, büyük yerleşimlerde işsizlik çığ gibi büyür ve önü kesilemez bir canavar olur.  Özellikle 21. Yüzyılın başlıca gücü tarım olacaktır. Suudi Arabistan bile, bunu anlayarak “çölün ortasında” tarım alanları kuruyor, dışa bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. İsviçre’ye bak, adamlar “muz” üretiyor “muz”! Dağın başında muz üretiyorlar. Aral Gölü kurudu, neden kurudu? SSCB’nin tarıma verdiği önem yüzünden göle giden suların yolları değiştirildi ve kurudu. Çünkü tarımla kazanılacak gelir Rusların gözünü kamaştırıyordu.
 
 Tarım büyük bir güçtür ve büyük oranda köylerde, kırsal alanlarda yapılır. Büyük yerleşim yerlerinde de tarım yapılır ama çok kısıtlıdır. Ben İstanbul'da yaşıyorum. Burada ki karmaşanın içinde bazı küçük tarım alanları da var ama bu alanların çevresi gökdelenler ile çevrilmiş ya da sanayilerce kuşatılmış, tarım toprakları elden gitti gidecek.  Yani çağımızda tarım alanları, büyük yerleşim yerlerinin içinde değil de, yerleşim yerlerine uzak alanlara, köylere, kurulmak zorunda kalıyor.

 Şimdi sonuca gelirsek, tarım yapan ülke kalkınır. Tarım da köylerde yapılır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #6 : 22 Nisan 2014, 01:47:13 »

Kalkınma köyden başlayacaktı (!) köyler mahalle olmasa idi. Uzaklardan bir ses verince sılaya yüreklere sığmaz olacaktı. Ruh güçlenecek, kaynağından beslenecekti. Köylerde beraber duygulanıp, sevinci mutluluk, acısı üzüntü bir bitmeyen coşku olan bir gönül birlikteliği vardı. O, sevgiden bıkmayan hasrete gücenmeyen, umudu tükenmeyen ve yıllara yenilmeyen kimselerin yaşam sevinci idi. O, her şeyden evvel bir ruh ve bir gönül anlaşması birliği idi. Ruhları birbirinden hoşlanan, birbirinden yabancılık duymayan, birbirinden emin olan, birbirinden bıkmayan, birbirini seven, birbirini koruyan insanlardı. Köyler; anne, baba, kasaba, memleket, vatan, hasret, dostluk ve değerlerin kalplere ve zihinlere işlemiş hali idi. Özde sevenlerin oluşturduğu yüksek manevî ve milli değerlerin her geçen gün daha da perçinlendiği akıllı ve erdemli duruş idi. Göbek, sandık, sarı hıdır, godil, bey elması, taraklı gelin, misket gibi elma, mihranisultan, şalgam, cinci, hacıhamza, göksulu, çermani, arpa armudu gibi armut çeşitlerini bilmek idi. Her sene dut zamanı dut ağaçlarının altına serilen geniş temiz bezlerin üzerine dutlar silkelenerek toplanır ve pestil yapılan yer idi. Köy öğretmenleri vardı; milletin çehresini değiştiren, yüksek insanlık meziyetlerini hem fikir hem de hareket adamı olarak Türklük özünü, milli birliği temin eden eşsiz kudretli hakikatin sağduyunun, ince görüşün sahipleri. Milli şuuru ruhlara işlemesini çok iyi bilen, karşılık beklemeksizin hizmet veren, bir adam yetiştirmenin mutluluğu ile hareket eden, memleketine, milletine ve bunların geleceğine faydalı biri var idi. Şimdi ne var? Göreceğimiz nedir?

Değerli paylaşımınız için çok teşekkürler Bozkırın Ateşi
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkırın Ateşi
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 79



« Yanıtla #7 : 22 Nisan 2014, 06:54:01 »

Sağ ol Çiçi köylerin maneviyatı ile ilgili düşüncelerini konuşmama ekledim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü35
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 10



« Yanıtla #8 : 22 Nisan 2014, 09:30:20 »

Bozkırın Ateşi kandaşım, buradaki değerli kandaşlarımızın belirttiklerini dikkate alabilirsin, boş sözler etmemişler, tebrik ediyorum ama en çok dikkate alman gereken başbuğ Atatürk var.

Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış olan köylüdür.

Köylü hepimizin velinimetidir. Bu soylu unsurun refahını düşüneceğiz.

Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bu gün dünya üzerinde olmayacaktık.


Başbuğ Atatürk, milli ekonomimizin kalkınmasını sürekli tarıma ve köylü sınıfına dayandırmıştır. Memleketimizin gerçek sahiplerinin, efendilerinin bu tarımı yapıyor ve yapacak olan köylülerimiz olduğunu belirtmiştir. Örneğin Atatürk Orman Çiftliği'nde gerçekleştirilen örnekler köylüleri ve tarımla uğraşmak isteyenleri harekete geçirmiş, cesaretlendirmiştir.

Bu güzel yurdumuz bir tarım ülkesidir ve dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizin köylüleri de toprağı işleyen ve üreten "eğitimden, kültürden ve sosyal hayattan muaf" köylü sınıfına mensuptur. Ancak şehir çok farklıdır. Kentli yada batı diliyle burjuva sınıfı diye adlandırılan sınıf gücünü eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alır. Bu kavramları kendin biraz daha araştırıp haşır-neşir olursan burada bizim belirttiklerimize gerek bile duymazsın. Göz Kırp

Esen kal kandaşım.

Köylü, milletin efendisidir. - Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #9 : 22 Nisan 2014, 17:56:37 »

Köylünün değerli gayretlerini yaşatmak, yüceltmek bununla birlikte zamanımızın uygarlığına ulaştırmak, kendimizi, ailemizi, ülkemizi daha sıkıntısız, daha varlık içinde düşünmek, ona göre bilinçli hareket etmek zorundayız. Türk milletinin zenginliği köylüsüdür; zira ancak parçalanmaya devam eden sosyokültürel yapılarının geriye döndürülmesi ve iyileştirilmesi, çevreye zarar vermeden kaynakların korunarak verimli bir şekilde kullanılması ile mümkündür. Böyle kurulmuş olan kooperatiflerden bu amaçla istifade edilerek köylümüze sürdürülebilir bir fayda yaratılmış olunur. İç ve dış piyasada rekabet gücü yüksek ürünlerin üretilmesi ile köylünün gelirinin artırılması, üretici ile tüketici arasındaki zincir kısaltılarak üreticiye yüksek gelir, tüketiciye ucuz ürün sağlanması, tarımsal alt yapının iyileştirilmesi için gerekli olan politika araçlarının belirlenerek uygulanması giderek daha fazla önem taşımaktadır. Ayrıca bütün çalışmalarda kültürel ve sosyal yapının iç içe geçtiği bir oluşum meydana getirilmelidir.

Eski bir sosyal yapı olarak köyler, günümüzün ikilemi olan kentselleştirilmiş kırsal yaşamın çok ötesine geçmektedir. Çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunarak sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmanın sağlanması, sağlıklı, dengeli beslenme ve gelecek nesillerin de sağlıklı bir çevrede yetişmesi demektir. Sürdürülebilir tarım olmadan kararlı bir sosyal düzen sağlamak mümkün değildir. Varoluşumuzun ve çocuklarımızın sorumluluğunu üstlenme kararı, değerlerimiz anlamında son derece önemlidir. Sağlık ve beslenme arasındaki sıkı ilişki bugün gelişmiş ülkelerin en çok üzerinde durdukları konuların başında gelmektedir.

Kentsel alanlarda yaşanan baskılar, ulaşım problemleri ve çevre sorunları insanın geleceğe duyduğu inancı felce uğratmakta ve sağlıksız yeni nesillerin oluşmasına neden olmaktadır. Bu olumsuz etkiler ve doğurduğu sonuçlar modern teknolojiler ve yapay yaşamsal alanlar ile önlenememekte aksine doğal alanlara duyulan ihtiyacı daha da arttırmaktadır. Bireylerin ve toplumun, çağımızda teknolojik gelişme ve nüfus artışı ile ortaya çıkan çeşitli çevre sorunlarının yarattığı bunalımlardan kurtulmasında, insanın fizyolojik ve psikolojik sağlığını kazanmasında ve düzene koymasında, yaşamsal öneme sahip bir eylem olarak sosyal etki değerlendirmeyi de içine alan çalışmalar ile projeler bu temel yaklaşım üzerinde şekillendirilmelidir. Misal, köy evlerinde konaklama, köy ve doğa gezileri, doğa yürüyüşü (trekkıng), doğada belirlenen parkurlarda atla gezi-bisikletle doğa turları, avcılık, fotoğrafçılık, serbest spor aktiviteleri, mağara gezileri, kamp, bisiklet turları gibi.
 
Üniversitelerimizin özellikle meslek yüksekokullarında süt ve süt ürünleri, süt hayvancılığı, organik tarım, tarla bitkileri, tohumculuk ve tarım teknoloji bölümlerinin daha çok açılması için gerekli işlemler yapılmalıdır. En büyük arzumuz akademik anlamda bölgede yapılacak olan sürdürülebilir tarım uygulamaları ile doğal ve kültürel kaynakları, jeolojik yapısı, bitki örtüsü, çevreyle ilgili (ekolojik) görsel nitelikleri incelenerek, insanlığın zorunlu ihtiyaç duyduğu gıda güvencesini sağlayan ve bunun için gerekli metotları geliştiren yeni kaynakların araştırılmasıdır. Köylerimiz mahalle olmamalıdır; çünkü maneviyat ile yoğrulmuş olan toprağımız aynı zamanda bize bir öğretmen, bir ortak ve bir tedarikçidir. Her şeyden önce toprak, bir canlıdır ve duyguları vardır. Toprağın fiziksel enerjisi bedenleri, ruhani enerjisi yüreği ve aklı besler. Toprak bize nasıl sevgi, saygı ve şükran ile yaşanacağını öğretmiştir. Tarım yapmanın bir insanın doğaya duyacağı en derin saygı olduğunu bilmeli tüm çiftçilerimize kolaylıklar sağlamalıyız. Köylerimiz mahalle olursa, illere bağlı ilçelerimizin birbirinden güzel köylerinde yaşayan güzide insanları artık üretim yapamayacaklar, bizler de ülke olarak kalkınıp, büyüyemeyeceğiz demektir. Oysa çiftçilerimize gönül borcu ile sarılmalı, onlara akademik danışmanlık hizmeti verilerek gölet yapımı, sulama, toprak etütleri, yeni bitki türlerinin bölgelere adaptasyon çalışmaları, ıslah çalışmaları, gübreleme çalışmaları ile tarım teknolojisinin kullanıldığı tarıma dayalı projeler üretilmeli ve desteklenmelidir.

Tüm temiz ve yüksek duygularla dolu köylümüz kaderi, ağrısı ile içimizdedir. Türkiye, köy köy, oba oba, insan insan bütün sorunları, çaresizliği ile kalbimizdedir. Kağnıdan, buğdaya, çoraktan, yaylaya giden bir hüzün, hisli bir başkalık vardır. Ne güzel söylemiştir Aşık Veysel ‘dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır’ diye, her zaman has insan ile kara toprağın güzelliğini vurgulamıştır. Köyde dost kara topraktır; çocuklar onunla büyür, ondan beslenir, ona belenir, ondan sarılır, ondan çıkartılır buğday, hayatları, yarınları, umutları düşünceleri kara toprakta filizlenir, serilir yiğitler boylu boyunca kara toprağa şehit olur, dile gelir anaların ağıtları ağrısı bağrında sızlar, yine gözleri kara toprakla kapanır. Toprağın ağrısını içinde duyan, kara toprağa bulayıp ellerini alın teri ile memleket olan köylüsünü var gücü ile sever.  

Not: Bu yıllar evvelki bir yazım Bozkırın Ateşi, bazı yerlerine birkaç ilave yaptım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.208 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.