İkinci Dünya Savaşı Türk Dış Politikası
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 10:44:31


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İkinci Dünya Savaşı Türk Dış Politikası  (Okunma Sayısı 39 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« : 08 Kasım 2017, 12:05:23 »

İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk dış politikasının temel ilkesi ve amacı, ne olursa olsun savaşa katılmamak olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, yaklaşan savaş tehlikesi ve ülkenin bir saldırıya uğraması ihtimaline karşı İnönü, Türkiye’nin güvenliğinin Batı ittifakı içinde sağlanabileceğini düşünmüş ve Türk dış politikasının özellikle de 1930’lu yılların ikinci yarısında bu alanda aldığı mesafeden yararlanarak, kısa sürede ülkenin Batı ittifakı içinde yer almasını sağlamıştır.(1)

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye “non-belligerent” denen savaşmayan ülkelerdendi.

Bu durumun sebebi, on yıllık yoğun bir savaş sonrasında kendi altyapısını oluşturmak, sanayisini kurmak, kentlerini modernleştirmek konusunda yeni yeni adımlar atarken, insanını modern eğitimle yetiştirme uğraşı verirken bir başka yıkıcı savaşın parçası olmak istememesidir.(2)

Almanya’nın yayılma ve genişleme politikası, önceleri Türkiye’yi fazla rahatsız etmez ve kaygılandırmaz. Hatta tıpkı Türkiye’nin bir zamanlar haksız Sevr Antlaşması’na karşı çıktığı gibi, Almanya’nın da haksız Versay Antlaşması’ndan kurtulmak istemesi, büyük ölçüde hoşgörü ve anlayışla karşılanmıştır. Türkiye’nin bu tutumunda Almanya’nın Türkiye’den bir hayli uzak bir Orta Avrupa ülkesi olmasının da payı vardı.(3)

Almanya’nın Çekoslovakya’yı parçalaması ve Münih Antlaşması’na rağmen ilhak etmesi ve daha öncede Avusturya’yı sınırlarına katmış olması Türkiye’nin Almanya’ya karşı olan hoşgörülü ve anlayışlı tutumunu, 1939 yılının ilkbaharında hızla değiştirmesine neden oldu.(4)

1939 yılı Eylül ayının ortalarında Başbakan Refik Saydam, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde özetle şunları söylüyordu:

“İki aylık tatil döneminde üzücü olaylar oldu. Savaş başladı. Bizim savaşan taraflarla ilişkilerimiz normaldir. Uluslararası kurallara uygundur. Almanya ile aramızda bir anlaşmazlık konusu yoktur. Polonya ile ilişkilerimiz dostçadır. İngiltere ve Fransa ile menfaat ortaklığımız vardır. Sovyetler Birliği ile ilişkilerimiz dostçadır ve öyle kalacaktır. Halkımız huzur içindedir ve hükümete güvenmektedir. Hükümet, meclise ve milli şefe bağlıdır ve halkın güvenine sahiptir.”

Bu demeç, dışarıda düşman kazanmama, içerde de bir korku havasını dağıtma amacı taşıyan sembolik bir demeçti. Oysa İnönü, tarafsız olmanın savaşa girmemek için yeterli neden teşkil etmeyeceğini biliyordu.

Türkiye, Batılı devletlerle, İngiltere ve Fransa ile olan yakın ilişkilerinin Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerini gölgede bırakmasını hiçbir zaman arzu etmemişti. Aksine Batılı devletlerle yakınlaşmakta ve işbirliğine gitmekteki ana fikir, Sovyetler Birliği’nin de bu ortaklıkta yer alacağı konusundaki beklentiden doğuyordu.(5)

İnönü, bir savaş anında, Türkiye’nin güvenliğinin ancak İtalya ve müttefiki Almanya tarafından tehdit edilebileceği görüşündeydi. Bu tehdidi önleyebilmek için, ülkesinin Batılı müttefiklerin İngiltere ve Fransa’nın yanında, Mihver devletlerine, Almanya ve İtalya’ya karşı olan ve içinde Sovyetler Birliği’nin de bulunduğu devletler grubuna katılması gerektiğini düşünüyordu.(6)

1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla başlayan İkinci Dünya Savaşı, Hatay Sorunu ile birlikte Türkiye’nin en önemli dış politika gündemini oluşturdu. Savaşın patlak vermesi üzerine Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu Moskova’ya giderek, Sovyetler Birliği’ni İngiltere, Fransa ve Türkiye’nin de içinde bulunacağı bir ittifak içine almanın yollarını aradı. Ancak Sovyetler, Türkiye’yi böyle bir Batı ittifakından uzaklaştırmayı hedefliyordu. Görüşmeler sırasında Sovyetler Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesini istedi ve Boğazlar’ın Sovyetler Birliği ile ortaklaşa savunulmasını ve Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine kapatılmasını önerdi. Türk tarafı bu talepleri reddedince bu görüşmelerden bir sonuç alınamadı.(7)

3 Eylül 1939’da Polonya ile Yardım Antlaşması bulunan İngilizlerle Fransızlar da Almanlara savaş ilan ettiler.

İnönü ve hükümetin düşündüğü, Sovyetlerin de kendileriyle ortak olduğu bir müttefik grubuna girmesi ve müttefik olma dolayısıyla Sovyet tehlikesinin ortadan kalkmasıydı. Alman tehlikesini ise güçlü bir müttefik oluşumun zaten bertaraf edeceği kanaatini taşıyorlardı. Hiç umulmazken Ruslar ile Almanların Saldırmazlık Antlaşması imzalamaları ve iki yandan Polonya’ya saldırıp ülke topraklarını paylaşmaları Türk devlet adamlarını haklı kuşkulara yöneltmiştir.( 8 )

Çarlık Rusyası kadar Bolşevik Rusya’nın da Türklere karşı aynı emperyalist istekler peşinde olduğu kanısına varılıyordu. Moskova Görüşmeleri, Rusların hep bu tür tek yanlı olarak kendi çıkarlarını ileri sürmeleri ve Türkiye’yi sadece bu çıkarların vasıtası yapmak istemeleri yüzünden olumlu bir sonuca varamamıştır.(9)

Türk-Sovyet Görüşmeleri’nin sonuçsuz kalması Türkiye’nin önünde tek bir seçenek bırakıyordu: Mihver güçlerine karşı Batılı devletlerle derhal bir ittifak antlaşması imzalamak. Böylece 19 Ekim 1939 tarihinde Türk-İngiliz-Fransız Üçlü İttifak Antlaşması imzalandı.(10)

Fakat bu antlaşmanın ömrü uzun süreli olmamıştır. Antlaşma uyarınca, Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşmak durumunda kalan İngiltere ve Fransa’ya yardım etmesi gerekiyordu. Nitekim müttefikler hemen Türkiye’ye bu çağrıda bulundular. Ama İnönü Türkiye’yi savaş dışında tutma konusunda kararlıydı. Türkiye üçlü ittifak antlaşmasının ek protokolüne dikkat çekerek Mihver devletlerine karşı savaş ilan etmesi halinde Sovyetler Birliği ile de çatışmaya girme ihtimalinin belireceğini öne sürdü İngiltere’nin bütün baskılarına rağmen 26 Haziran 1940’ta Müttefiklere savaş dışında kalacağını bildirdi. İngiltere ve Fransa bu gelişmeleri Üçlü İttifak Antlaşması’nın hükümlerinin yerine getirilmemesi olarak nitelendirdi ve Türkiye bu iki müttefikini kaybetti.(11)

Sovyetler Birliği’nin Dışişleri Bakanlığı’na Molotov’un gelmesi, Sovyet dış politikasında temel bir değişim anlamına geliyordu. Bundan böyle Sovyetler Birliği, Mihver’e karşı Batılı devletlerle ortak bir tutum izlemek yerine, Batılı devletlerin Almanya’yı kendi üzerine kışkırttığından şüphelenerek, Almanya ile iyi ilişkiler geliştirme yoluna girecektir.(12)

Moskova’ya göre, Batılı devletler, Almanya’ya karşı izlenen uzlaştırmacı/yatıştırıcı politika ile Almanya ile Sovyetler Birliği’ni karşı karşıya getirmeyi amaçlamışlardı.(13)

Aslında savaşa sadece birkaç gün kala Türkiye’nin uzun zamandır çaba harcayarak kurmaya çalıştığı ittifak sistemi tam ortasından ikiye ayrılmıştı. Bir yanda Batılı müttefikler kalmıştı. Diğer yanda ise, Almanya ile anlaşmış görünen Sovyetler Birliği… Türkiye ise kelimenin tam anlamıyla ortada kalmıştı.(14)

Türkiye, Sovyetler Birliği’nin Batılı devletlerin yanında yer almasını isterken, Sovyetler Birliği ise Türkiye’yi Batı ittifakından ayırmaya çalışıyor ve mümkünse Mihver devletlerin yanında yer almasını sağlamak için çaba harcıyordu.(15)

İnönü bu süreçte, Sovyetlerin çabalarını sonuçsuz bırakmak için Mihver devletlerinin saldırı ve işgallerine uğrayan ülkelerdeki rejim taraftarlarının gösterdikleri kolaylığı göz önünde tutarak memlekette bazı tedbirler almaya başlamış ve özellikle Nazi taraftarlığının yayılmasını önlemeye çalışmış, bu arada Nazi rejimine taraftarlık yapan ve özellikle Nadir Nadi imzasıyla bu tür yazılar yayınlayan Cumhuriyet gazetesini üç ay süreyle kapatmıştır.(16)

Avrupa Savaşı ise yeni olaylar ve gelişmelerle sürüp gidiyordu. Mihver devletlerinin ve özellikle Almanların saldırı ve işgalleri karşısında; Ruslar bu saldırı ve işgalleri ya haklı görüyorlar ya memnunlukla karşılıyorlar ya kutluyorlar ya da bu saldırı ve işgallere katılıyor ve Polonya’da olduğu gibi işgal edilen yerleri paylaşıyorlardı. Ruslar da 12 Ağustos 1940’ta Rus-İngiliz Karşılıklı Yardım Antlaşması’nı imzaladılar. Çünkü Avrupa kıtasındaki öteki devletler aradan çıkmış, Ruslarla Almanlar karşı karşıya kalmışlardı.(17)

Savaşın, İnönü’nün düşündüğü kutuplaşmaya doğru giden bir hal alması bekleniyordu. Her ne kadar Rus-İngiliz yakınlaşması, savaşın bu hale döneceğinin bir göstergesi sayılsa bile sürecin yavaş işlemesi Türkiye’yi tedirgin ediyordu.

Rus Dışişleri Bakanı Molotov, Kasım 1940’da Berlin’e giderek, Hitler ve Ribendtrop’la Rusların Üçlü Mihver Paktı’na katılma konusunda görüşmeler yapmış ve bu görüşmeler sırasında Boğazlar Meselesi de ele alınmıştır. Görüşmelerde; Rusların Türkiye’den arazi ve Boğazlarda gerçek ve eylemli garanti istekleri açıkça tespit ediliyordu.(18)

Türkiye bu kez yavaş yavaş Almanya’ya yaklaşmaya başladı. 18 Haziran 1941’de Türk- Alman Saldırmazlık Paktı imzalandı. Buna göre iki ülke birbirlerine karşı düşmanca tavırlardan kaçınacak, birbirlerine saldırmayacak ve toprak bütünlüklerine saygı göstereceklerdi. Böylece Türkiye Balkanlar’da Almanya’ya karşı yalnız kaldığı bir dönemde bile savaş dışında kalmayı başarmıştı.(19)

Kaynakça:

1 Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945): Dönemin İç ve Dış Politikası Üzerine Bir Araştırma, C:2, 6.Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2013, s.576.
2 İlhan Tekeli ve Selim İlkin, Dış Siyaseti ve Askeri Stratejileriyle İkinci Dünya Savaşı Türkiye’si, C.:1, (Yay. Haz. Fırat Çağlıyan), İstanbul: İletişim Yayınları, 2013, s.653-654.  
3 Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945): Dönemin İç ve Dış Politikası Üzerine Bir Araştırma, C.:1, s.239.  
4 Koçak, a.g.e., s.239.
5 Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945): Dönemin İç ve Dış Politikası Üzerine Bir Araştırma, C.:1, s.246.  
6 Koçak, a.g.e., s.247.
7 Ahmet Demirel, Tek Partinin İktidarı: Türkiye’de Seçimler ve Siyaset (1923-1946), (Ed.Kerem Ünüvar), İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s.264.
8 Goloğlu, a.g.e., s.41.
9 Goloğlu, a.g.e., s.44.  
10 Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945): Dönemin İç ve Dış Politikası Üzerine Bir Araştırma, C.:1, s.270-271.
11 Demirel, Tek Partinin İktidarı: Türkiye’de Seçimler ve Siyaset (1923-1946), s.265.
12 Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945): Dönemin İç ve Dış Politikası Üzerine Bir Araştırma, C.:1, s.250.
13 Koçak, a.g.e., s.258.
14 Koçak, a.g.e., s.259.
15 Koçak, a.g.e., s.269.  
16 Goloğlu, a.g.e., s.97.
17 Goloğlu, a.g.e., s.96.
18 Goloğlu, a.g.e., s.99.
19 Demirel, Tek Partinin İktidarı: Türkiye’de Seçimler ve Siyaset (1923-1946), s.265.  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.044 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.