Devlet Bahçeli: Çuvalda da bağırsaydın ya!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ocak 2021, 09:16:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Devlet Bahçeli: Çuvalda da bağırsaydın ya!  (Okunma Sayısı 10266 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« : 04 Şubat 2009, 02:46:56 »

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli'nin açıklamasının tam metni şöyle;

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.

ERDOĞAN DAVOS'A NEDEN KATILDI?

Değerli Milletvekilleri,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi İsrail'in Filistinlilerin yaşadığı Gazze topraklarına 2008 yılının son haftasında Hamas tarafından atılan füzeleri gerekçe göstererek başlatmış olduğu saldırılar, 23 gün sürmüş ve İsrail'in gevşek bir ateşkes kararından sonra şimdilik sona ermiştir.

Bu süre zarfında evleri, okulları ve işyerleri tahrip edilen ve bombalanan Filistinlilerden çoğu kadın ve çocuk olmak üzere ölenlerin sayısı 1500' e yaklaşmış, yaralıların sayısı ise dört bin beş yüzü aşmıştır.

Saldılar karşısında gösterilen tepkileri umursamayan İsrail, uluslararası kararları bile ciddiye almamış, suskun ve etkisiz Arap ve İslam Dünyasının durumundan cesaret alarak dilediği zamana kadar saldırılarını sürdürmüştür.

Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre ölenlerin üçte birinin çocuk olması; yolların, trafoların, su depolarının, okulların, hastanelerin ve resmi binaların hedef alınması, İsrail'in hedefinin öncelikle sivil halk ve günlük hayatın idamesini sağlayan tesisler olduğunu ortaya çıkarmıştır.

İsrail'in hukuk ve ölçü tanımayan pervasızlığı ve Gazze'de yaşanan insanlık dramının korkutucu boyutlara ulaşması, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de infiallere neden olmuş, milletimiz Gazze'de yaşananlara haklı ve vicdani bir hassasiyet göstererek Filistinli kardeşlerimize sahip çıkılmasını talep etmiştir.

Bu arada hükümetin göstermelik arabuluculuk tavrından ikna olmayan ve soruna müdahale niyetinden kuşku duyan kamuoyu, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu konudaki samimiyetini sorgulamaya başlamıştır.

İşte, geçtiğimiz hafta Sayın Başbakan'ın haklı tepkileri ile gündeme gelen Davos toplantısının öncesindeki süreç ve psikolojik ortam, hükümetin kendisini Filistin meselesinde sıkışmış ve etkisiz gördüğünü hissettiği bir dönemde gerçekleşmiştir. Gelişmeler bu açıdan anlamlıdır.

Bildiğiniz gibi otuz dokuzuncusu İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen ve son kırk yılın en önemli ekonomik toplantısı olarak nitelendirilen Dünya Ekonomik Forumu'nda, 96 ülkeden 2500 katılımcı yer almış, Türkiye'yi temsilen ise Başbakan Erdoğan ve bazı bakanlar ile çok sayıda medya, iş ve ticaret dünyası mensupları katılmıştır.

Son yüzyılda ikincisi yaşanan ağır bir küresel ekonomik krizin dünyayı sarstığı, milli ekonomilerin bu krize karşı çıkış ve çözüm aradığı bu dönemde gerçekleşen böylesi bir toplantıda, Türkiye'nin önceliklerinin ekonomi olması idrak sahibi herkesin üzerinde ittifak edeceği bir gerçektir.

Ne var ki Başbakan, ekonomik tedbirler açısından çok yaranlı olabilecek bu toplantı sürecini, siyasal kaygıları ve ihtiraslarıyla başka mecraya kaydırmış, kamuoyu Başbakan Erdoğan'ın "Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli" isimli oturumdaki tepkilerine odaklanmıştır.

Başbakan'ın söz konusu tartışmaya ne niyetle katıldığı, hangi saiklerin kendisini oraya yönelttiği, hangi sıfatı taşıyarak orada bulunduğu ve Ortadoğu'daki soruna doğrudan müdahil olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Arap Birliği Genel Sekreteri ve İsrail Cumhurbaşkanı'nın arasındaki bu tartışmada Filistinli hangi grubun adına ve hangi yetkiyle orada bulunduğu ayrıca sorgulanmalıdır.

Ancak katılma gerekçesi ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyetinin bir Başbakanına yönelik olarak İsrail Cumhurbaşkanı ile oturum yöneticisinin küstah ve aşağılayıcı tavırları karşısında Başbakan Erdoğan'ın tepkisi, yazılı açıklamamızda da belirttiğimiz gibi, yöntemi tartışılsa bile haklı, meşru ve yerindedir.

Şayet maruz kalınan muamelelere rağmen tepki bu noktada, yeri ve zamanı geldiğinde gösterilmemiş olunsaydı Türk milletinin şeref ve haysiyeti savunulmamış, hakaretlere boyun eğilmiş olunacaktı.

YALNIZCA BİR DOĞRUSU SAYISIZ YANLIŞLARINI SİLMEMİZE YETMEZ

Ancak, Başbakan Erdoğan'ın bu tepkisi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak göstermesi gereken bu tavrı, altı yılı aşkın süredir sergilediği ilkesiz, omurgasız, teslimiyetçi ve daha da önemlisi taşeron siyasetini örtemeyecek, "yalnızca bir doğrusu, sayısız yanlışlarını" silmemize yeterli olmayacaktır.

Nitekim, hükümetin tavizkâr dış politikasına artık alışmış ve onurlu tavır, dik duruş ve seviyeli ilişki konusunda Başbakandan umudu kesmiş milletimiz de Davos resti karşısında şaşırmış ve heyecanlanmıştır.

Başbakandan bugüne kadar görmediğimiz tutum, toplumda altı yıldır özlenen ve aranan devlet adamlığı duygularını da ortaya çıkarmış, milletimizde haklı bir umut uyandırmıştır.

Bu umudu, basit hesaplarla iç siyasette oya tahvil etmek isteyen AKP zihniyeti, köhnemiş anlayışını yurda dönüşünde de sergilemiş ve maalesef değişen hiçbir şeyin olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.


ERDOĞAN'IN BOP EŞBAŞKANLIĞI VE YAHUDİ CESARET ÖDÜLÜ

Bu kapsamda,

√        Gazze saldırılarından beş gün önce İsrail Başbakan'ı ile Ankara'da yaptığı beş saatlik görüşmenin neden resmi tutanağının tutulmadığı,

√         Başbakanlık basın açıklamasında yer aldığı gibi bugün katil olmakla suçladığı İsrail Başbakanı'na "Ortadoğu barış sürecine olumlu katkıları" dolayısıyla neden teşekkür ettiği,

√         Bu özel görüşmede Gazze konusunun nasıl gündeme geldiği gibi karanlıkta kalan konulara bugüne kadar tatmin edici bir açıklama getirememiş ve,

√         İsrail ile askeri ilişkilerin gözden geçirilmesi, Başbakan'ın BOP eş başkanlığını bırakması ve Musevi kuruluşlarından aldığı cesaret madalyalarının iade edilmesi önerilerimiz karşılıksız kalmıştır.

Başbakan, bu konudaki samimi telkinlerimizi ya görmezden gelmiş, ya da "bakkal dükkanı- devlet idaresi" gibi ciddiyetsiz benzetmelerle bunları geçiştirme yolunu seçmiştir.

Bugüne kadar dış politikada teslimiyetçi anlayışını pusula olarak benimseyen Başbakan'ın dik durma adına yaptığı bu çıkış, sakat dış politika anlayışının bundan sonra değişeceği yolunda da bir iyimserlik yaratmıştır.

Bu beklentinin gerçekleşmesinin yolu, Başbakan'ın bugüne kadar izlediği teslimiyet politikalarıyla çıkmazlara sürüklenen milli meselelerde aynı onurlu tavrı göstermesi olacaktır.

BAŞBAKAN'IN YAPMASI GEREKENLER

Bu çerçevede, Başbakan'ın acilen yapması gerekenler;

√         Türkiye'nin Irak politikasını gözden geçirerek terörle mücadele, Türkmenlerin geleceği ve Barzani ile ilişkiler konusunda Türkiye'nin çıkarlarını koruyan onurlu politikalar izlemesi,

√         Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarını sorgulayan ve sahte soykırım yalanı etrafında Türkiye'yi mahkum ettirmek için hayasız bir kampanya sürdüren Ermenistan'ın peşinden koşmaktan vazgeçilmesi,

√         Kıbrıs Türklerini bir azınlık toplumu olarak teslim almaya hazırlanan Rum yönetimi ve Yunanistan'a karşı kararlı bir duruş sergilemesi,

√         Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin milli birliğinin, devlet yapısının ve kuruluş ilkelerinin temellerini sarsmaya yönelik dayatmaları ve sürekli aşağılamaları karşısında Türkiye'nin onurunu koruyacak bir tavır geliştirmesi ve,

√         ABD'nin küresel senaryolarının bölgesel taşeronu olmaktan vazgeçmesidir.

Davos'ta Türkiye'nin onurunu ve itibarını koruduğunu, gölgesinden korkanların bunu anlamakta zorlanabileceğini söyleyen Başbakan'ın yapması gerekenler bunlardır.

YAKIN DÖNEMDEKİ HAYSİYET KIRICI GELİŞMELER.. ÇUVAL MESELESİNDE NEREDEYDİN?

Yakın dönemde yaşanan haysiyet kırıcı gelişmelere bakıldığında,

√         Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirilirken,

√         ABD Savunma Bakanı Kuzey Irak'a kara harekâtına derhal son verin diye okyanus ötesinden müdahale ederken,

√         Barzani "Kerkük'e karşı Diyarbakır'da cevap veririz, içinizi karıştırırız" diye Türkiye'ye meydan okurken, Başbakan Erdoğan'ın; Türkiye'nin itibarıyla oynanacak sıradan bir ülke olmadığını hatırlamadığı bir gerçektir.

BAŞBAKAN'DAN BEKLENEN

Dış politikada yeni bir ufuk ve vizyon değişikliği yaptıklarını açıklayan Başbakan'dan beklenen;

√         AB ve ABD karşısında ezik, mahcup, mecbur ve mahkûm olmayı bırakması,

√         Hamas'ın avukatı ve sözcüsü olarak görüşlerini savunmada gösterdiği heyecan ve kararlılığı, Türkiye'nin milli çıkarlarını koruma ve savunmada da sergilemesi,

√         Türkiye'yi hain bir kuşatma altına alan kanlı terör ve etnik bölücülükle mücadelede gerekli irade ve dirayeti göstermesi ve,

√         Başta Kıbrıs, Ermenistan ve Irak konularında Türkiye'nin onuruna, haysiyetine ve şerefli tarihine yakışır omurgalı ve dik bir duruş ortaya koymasıdır.

BAŞBAKAN ÇARK EDİYOR... ARKASINA DÜŞÜP, ALKIŞLANAN BAŞBAKAN HANGİSİ?

Değerli Milletvekilleri,

Her şeye rağmen, Başbakanın duruşu ümit verici bir gelişme olarak adlandırılmalıdır.

Türk milleti şimdi Sayın Başbakan'dan açtığı bu yeni kapıdan yeni hamleler beklemekte, bütün milli meselelerde onurlu duruşun devamını arzulamaktadır.

Ancak terk edilen Davos toplantısından sonraki gelişmeler ve Başbakan'ın Türkiye'deki beyanatları, iyimser düşünmemize imkân vermekten çok uzak kalmış, Başbakan bildiğimiz kimlik ve kişiliğine dönerek "karakolda doğruyu söyleyip, mahkemede şaşan" şahsiyet olarak tekrar karışımıza çıkmıştır.

Terk edilen toplantının ardından bugüne kadar olan gelişmeler, Başbakan'ın birer birer geri adım atmaya başlaması, gösterilen tepkinin bir iç siyaset malzemesi olarak kullanılmak istendiğine dair kanaatleri artırmıştır.

Başbakan yurda dönünce iç politikada şişirdiği sanal kahramanlık ile gerçek dünyadaki hesaplar arasında bocalamaya başlamış, Davos'ta söylediklerinden aşama aşama çark ederek konuyu bir an önce kapatmanın arayışına düşmüştür.

Buradan huzurlarınızda soruyorum: Arkasına düşüp alkışlanan Başbakan hangisidir:

√         Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı'na yönelik ithamlarda bulunan Başbakan mı; yoksa ülkemize dönünce, tavrının oturum yöneticisine yönelik olduğunu açıklayan Başbakan mı?

√         Toplantıda İsrail'i ve geçmişteki cinayetlerini eleştiren Başbakan mı; yoksa İstanbul'a ayak basınca hiçbir ülkeyi ve toplumu eleştirmediğini söyleyen Başbakan mı?

√         Panelde Tevrat'ta atıfta bulunan Başbakan mı; yoksa Yahudilere karşı olmadığını, Anti Semitizmi benimsemediğini açıklayan Başbakan mı?

Türkiye hangi Başbakanı alkışlamış ve hangisinin arkasında durmuştur?

ERDOĞAN'IN EŞBAŞKANLIĞINI YAPTIĞI COĞRAFYADA MAZLUM MİLLETLER İNİM İNİM İNLİYOR


Eş başkanlığını Başbakanın iftiharla yaptığı çok geniş coğrafyalar ve mazlum milletler de inim inim inlemektedir.

Irak Türkmenleri, Kıbrıs Türkleri, yakın coğrafyalarda bunalan din kardeşlerimiz de Başbakan'dan aynı tavrı beklemekte ve ellerinden tutacak siyasi iradeyi aramaktadır.

AKP SONU MEÇHUL KARANLIK TÜNELE SOKTU

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Başbakan Erdoğan tarafından; önce kurgulanan ve oluşturulan, sonra da sahnelenen tartışma ve siyasi dedikodu ortamında, milletimizin asıl ve öncelikli sorunlarının bilinçli olarak kenara itildiğine uzun bir süredir şahit olunmaktadır.

Özellikle, ekonominin her cephesinde; düşen ve krize teslim edilen kumdan istikrar kaleleri, vatandaşımızın günlük hayatına çok olumsuz yansımaktadır.

Ağırlaşan geçim şartlarından dolayı iyice bunalan milyonlarca vatan evladı; aradıkları, bekledikleri ve istedikleri siyasi ve ekonomik uygulamaları bir türlü görememişlerdir.

Başbakan Erdoğan, ne zaman bir çıkmaza girse ve meselelerin üzerinden gelemeyeceğini anlasa; suni bir gündem yaratıp, vatandaşlarımızın duygu ve heyecanlarının kabarmasına yol açarak toplumsal yapıyı gerçeklerden uzaklaştırmaktadır.

İçinde bulunduğumuz dönemde, hükümetin öncelikli ilgi alanı; yoğunlaşan beka meselelerinin çözüme kavuşturulması ve insanımızın ekonomik şartlarının düzeltilmesinden ibaret olmalıdır.

Bugüne kadarki aymazlığıyla, ekonominin kontrolünü kaybeden ve geldiği konusunda herkesin hem fikir olduğu kriz fırtınasına tedbir alacağı yerde, bunu fırsat olarak değerlendirebilecek kadar yönetim aczine düşen AKP hükümeti, ülkemizi sonu meçhul bir karanlık tünelin içine sokmuştur.

Bizim merak ettiğimiz husus; Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşlarının; bu puslu ortamdan da istifade eden yandaşların palazlanmaları değil de, krizi fırsata nasıl çevirecekleri ve ne zaman fırsata dönüştürecekleridir?

Bir gerçek vardır ki kriz, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının boyalarının dökülmesine, maskesinin düşmesine, becerisizliğinin açık olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlamış, bunu anlamada hepimize değerli bir fırsat vermiştir.

AKP HÜKÜMETİ IMF’NIN PAÇASINI HİÇ BIRAKMAYACAK

IMF programının; özel sektörün dış finansman ihtiyacına ilişkin tedirginliğini azaltmak açısından önemli olduğuna vurgu yapan Hazineden Sorumlu Bakan'ın; zaten küresel kriz olmasaydı bile IMF ile daha önce bir ‘İhtiyati Stand-By' yapmayı planladıklarını söylemesi, AKP hükümetinin IMF'nin paçasını hiç bırakmayacağının bir yönüyle itirafı olarak değerlendirilmelidir.

Krizin baskısını ağırlaştırdığı bugünlerde, sahip olunan yaklaşık 70 milyar dolarlık resmi döviz rezervini yitirmemek ve beliren finansman açığının giderilmesi amacıyla çareler arayan AKP hükümeti, IMF'yle bitmeyen ilişkisine yeniden ivme ve istikamet vermeye çalışmaktadır.

Bizim açımızdan, eğer ekonominin finansman açığı giderilmez, aranılan para bulunmaz ve rezerv kullanılamaz ise, kur ve faizlerdeki artışlar hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Türkiye ekonomisinin kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan ve kronik bir hal alan hastalıklı yapısına, küredeki kriz ateşinin tam olarak bulaşmasının sadece an meselesi olduğunu görmek lazımdır.

Mesele artık çok ciddidir.

Artık konu kısa dönemli tedbirlerle, parçalı ve bir bütünlükten yoksun sözde önlemlerle geçiştirilmeyecek cesamete ulaşmıştır.

Aylardır süren IMF ile müzakereler yılan hikâyesine dönmüş, gelişmelerden, başı ve sonu belli olmayan, fısıltıyla kamuoyuna duyurulan bazı hususlarda anlaşmazlıkların olduğu ortaya çıkmıştır.

2005 yılında yapılan ve geçtiğimiz yılın Mayıs ayında son bulan 19. Stand-By anlaşmasının bitimini takip eden süre içinde başlayan IMF'yle görüşmeler, dokuz aya yaklaşan bir zaman dilimi içinde hiçbir sonuca ulaşmamıştır.

Görüşmelerin nerede kilitlendiği, hangi konularda uzlaşmazlıkların olduğu tam olarak belli olmasa da, anlaşmaya odaklanan ve beklentileri bu yönde biriktiren ekonomik aktörlerin durumunun bundan sonra ne olacağı müphem bir hal almıştır.

Ancak, bazı yaklaşımlardan, IMF ile yapılacak bir anlaşmanın süren ve yayılan krizi önleme konusunda çok etkili olmayacağı, sadece ekonominin girdiği finansman darboğazından çıkabilmek için palyatif bir önlem olacağı anlaşılmaktadır.

Nitekim Hazineden Sorumlu Bakan yaptığı bir açıklamada; IMF programı olsa da, krizin etkileyeceğini ve Türkiye'nin bir programa ihtiyacı olduğunu kabul ve ikrar etmiştir.

Bu kapsamda yaklaşan mahalli idareler seçimleri nedeniyle belirli bir strateji izlediği anlaşılan iktidar partisinin; anlaşma yönünde beklentiler bu kadar kemikleşmişken ve ekonomiyi IMF gözetimine mahkûm hale sokmuşken, kamuoyu nezdinde IMF'nin bazı taleplerine direniyor imajı doğru ve ahlaki değildir.

IMF'nin masasında AKP, yoksulluğun pençesinde Türkiye tablosu artık iyice netleşmiştir.

IMF'yle yapılan görüşmelerin, özellikle dayatılan iki maddeyle birlikte işlemediği, bu çerçevede Başbakan Erdoğan'ın IMF tarafından ileri sürülen bu iki maddenin kabul edilemez olduğunu belirttiği açıklamalardan anlaşılmaktadır.

Ayrıca, kriz girdabına giren bazı ülkelerle anlaşmadaki hız ve çabukluğu ortada olan IMF'nin, madem istenmeyen ve kabul edilemeyecek talepleri vardır, o zaman kapısında beklemenin, sürekli olarak suya sabuna dokunmayan açıklamalarla ertelenen görüşmelerin devam ettirilmesinin hiçbir manası olmayacaktır!

Türkiye birçok badireyi atlatmış, Türk milleti birçok sıkıntının üstesinden gelmiştir. Yüce Allah'ın izniyle, bugünkü sorunların üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Bunu yapabilmek için başlangıç olarak, büyük milletimizi, uluslar arası kuruluşların kapılarında dilenci durumuna düşürmemek, kararlı bir siyasi tutum takınmak yeterli olacaktır.

Türkiye'nin, ayak sürüyen, mazeretler üreten, anlaşmamak için zemin kollayan IMF'ye söyleyeceği sözü olabilmelidir.

EKONOMİ AĞIR HASTA, MÜDAHALELER BASİT VE GÜDÜK


Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,

Türkiye ekonomisi girdiği türbülanstan çıkamayarak irtifa kaybetmeye başlamış, çakılmayla sonlanacak akıbetine çok az kalmıştır. Ekonomi ağır hasta, yoğun bakım şartları kötü, teşhis zayıf ve yetersiz, bu itibarla yapılan müdahaleler basit ve güdüktür.

Bugünkü manzara özet olarak şu şekildedir:

√ İşsizlik dayanılmaz bir aşamaya gelmiştir.

√ Büyüme durma noktasına ulaşmış, 2008 yılının son çeyreğinde negatif çıkacağı anlaşılmıştır.

√ Sanayi üretimi felç olmuştur.

√ Ekonominin farklı sektörlerindeki iç kanama artarak devam etmektedir.

√ Özellikle otomotiv sektörünün kapısına kilit vurulmak üzeredir.

√ Sanayide kapasite kullanım oranları hızla düşmektedir.

√ Kapanan işyerlerinin sayısında kaygı verici bir artış görülmekte, ihracat pazarlarımız daralmaktadır. 2008 yılı Aralık ayında; 2007 yılının aynı ayına göre ihracat yüzde 21, ithalat ise 30 azalmıştır.

√ Geleceğe dönük olumlu bekleyişler tükenme noktasına gelmiştir.

√ Alış verişlerin vadesi sıfıra inmiş, işlemler nakit para üzerinden yapılmaya başlanmıştır.

√ Yüksek maliyetli girdiler nedeniyle şirketlerin yazdığı zararlar milyarlarca lirayı bulmuştur.

√ İç ve dış borç toplamı 465 milyar dolar olmuştur.

√ Yapılan faiz indirimleri piyasayı canlandırmaya yetmemiştir.

Vatandaşlarımız perişan bir halde, zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzaktır. Kış aylarında özellikle ısınma ve aydınlanma giderlerindeki artış orta ve dar gelirli vatandaşlarımızı çok bunaltmıştır.

Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

-ANKET TEPKİSİ-

Bahçeli konuşmasının ardından MHP’ye katılanlara rozetlerini taktı. Katılımlar nedeniyle yaptığı konuşmada Bahçeli, basında, Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki tepkisinin ardından MHP’nin oylarının yüzde 5’e düştüğü, AKP’nin de yüzde 50’ye çıktığı yönünde anketlerin yayınlandığını belirterek “MHP’ye katılanların mevcudiyeti ve çevresindeki oylar zaten yüzde 5’tir” dedi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Şubat 2009, 04:02:15 »

                                                  ÖNEMLİ

Demek Türkcülere(Türk Irkciligina) bir kizili,Türk olmayan bir soysuzu aratmayacak sekilde saldiran Bahceli efendi bunu söylemis öyle mi..?

Bahceli'nin Türkcülük(Türk Irkciligi=Türk Soyculugu) adina ne kadar samimi olabilecegini ögrenmeniz icin bu yaziyi okuyun..

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili Ülküdaşlarım.. Şimdi yazacaklarıma eminim inanamayacaksınız. Çünkü ben de ilk duyduğumda inanamamıştım. Adana Nüfus Müdürlüğü’nden emekli olan bir uzak akrabamı yaptığım ziyarette, Devlet BAHÇELİ ve ailesi hakkında inanılmaz şeyler söylemişti. O zaman son derece safkan bir ülkücü olan ben, bütün bunları peşinen reddetmiş ve o nüfus memuruna, -bir şey yapamazdım çünkü yaşını başını almış olgun biriydi- sert çıkıp, ülkücü harekete düşman olduğunu, bu tür uydurma şeyleri ulu orta yerde söylememesi gerektiğini ifade etmiştim. Adamın dedikleri yenilir yutulur şeyler değildi. Ancak bir süre sonra tekrar karşılaştığımızda, ileri sürdüğü iddaaların kanıtlarının artık elinde olduğunu eğer onunla beraber evlerine gidersem bana teker teker kanıtlayacağını söylemişti. Adamın iddiasına göre BAHÇELİ ailesi çok karışık bir nesebe sahipti. Ailesinden ERMENİ’den YAHUDİ’ye kadar bir çok soy karışımı olmuştu... Merakımı yenemedim ve adamla beraber evlerine gittim.
Sonra gördüklerime inanamadım. Eminim siz de inamamayacaksınız.
‘Şimdi okuyacaklarımı inanılmaz bulacaksını ama dediklerimde haklı olduğumu anlayacaksın’ dedi yaşlı nüfus memuru. Yüzüne anlamsız ifadelerle baktım. Hala bu herifin Ülkücü Harekete bir kastının olduğuna inanıyor ve attığı iftiraya karşı doyurucu açıklama yapamazsa bizzat cezasını ben kendi elimle orada verecektim.
Bir tomar silik fotokopi kağıdı çıkardı adam. Masaya geçip yanına oturmamı söyledi... Eline aldığı belgeleri sakin sakin inceleyip mırıldanarak konuştuktan sonra hepsini kendince alt alta sıraladı. Ve hazır olduğunu ifade eden bir işaret yaptı. Başlıyordu anlatmaya.

DUYDUKLARIMA İNANAMIYORUM

‘Bak evlat’ dedi, “Devlet BAHÇELİ; Salih ve Samiye oğlu 1948 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı.”
Bunda şaşıracak bir şey yoktu, genel başkanımızın doğum bilgilerini MHP’nin tüm arşivlerinde bulmak mümkündü. Tatmin olmayan gözlerle baktım adama. Devam etti:
“Anne Samiye BAHÇELİ... Ökkeş ve Melek kızı. 1341 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı. Samiye hanımın kızlık Soyadı KIRIKKANAT... Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlıymış. Annesi Melek Hanım: Melek KIRIKKANAT: Hacı Hüseyin ve Melek kızı. 1318 Osmaniye â�“ Merkez nüfusuna kayıtlı.”
Sabrım tükeniyordu. Bu rakamlar ve yıllar hiç bir anlam ifade etmiyordu. Yani, annesinin ve anne annesinin kızlık soyadlarını bilmek marifet değildi ki?
Yaşlı adamın susacağı yoktu.
“Şimdi dedesine bakalım” dedi yaşlı adam:
“Ökkeş KIRIKKANAT: Halil-Emiş’ten olma Osmaniye Merkez kayıtlı.”
“Ve bu kısım tamam, acele etme evlat sakin ol ve dikkatini dağıtmadan beni dinle”
Ama benim sabrım kalmamıştı:
“Şimdi sıra babasının soy kütüğünü takip etmekte” diyerek alttaki kağıdı çekti ve okumaya başladı:
“Baba Salih BAHÇELİ: Turan ve Ayşe’den olma. 1320 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusu.
Dikkatini şimdi çekerim, dedesinin soy ismine dikkat et:
Yani babaennesinin babasının soyundan Dede Turan SOYLU: Ahmet ve Raziye’den olma 1278 Osmaniye Merkezine kayıtlı. Yani BAHÇELİ ailesinde SOYLU soyismine rastlarsak şaşırmayalım ve devam edelim.
Yeğen Ülker BAHÇELİ: Turan ve Muhterem’den olma. 1958 Osmaniye-Hasanbetli nüfusuna kayıtlı.
Ülker hanım evlenince soyismi ÇERÇİ oluyor.
Ve karışıklık başlıyor:
Lyudmyla ÇERÇİ: Mikola, Tetyana’dan olma. 1977 Osmaniye Merkez’e kayıtlı.”
İşte buna inanmam mümkün değildi. Ancak ihtiyarın elinde tuttuğu kütük fotokopisinde her şey kayıtlıydı. Devlet BAHÇELİ’nin yeğenleri ERMENİ olamazdı, bunana inanmam çok zordu... Hatta ağırıma gitmişti. Nüfus memurunun yüzüne ters ters baktım ama onun susacağı yoktu.
“İstersen Anne tarafını takip edelim biraz da:
Nezihat SOYLU: Süleyman ve Fatma’dan olma, 1941 Osmaniye Merkez kayıt.
Nezihat hanım evlenince soy ismi ne oluyor dersin:?”
Yaşlı adamın suratına “nerden bileceğim” sorusunu sorarmış gibi baktım. Cevabı hazırdı:
“BOZDUĞAN... bak Nezihat BOZDUĞAN’ın kaydı işte burada:
Nezihat BOZDUĞAN: Anne adı: Fatma, baba adı: Süleyman. Doğum tarihi: 1941... İşte Osmaniye Merkez’deki nüfus kaydı.” Sustu yaşlı adam, bir sigara yaktı. Sanki çok önemli bir şey açıklar gibi canımı yakan cümleleri kullanmaya başladı:
“Coron Catherine BOZDUĞAN kimdir dersin? Robert ve Hilda’dan olma 1969 doğumlu Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlı?...”
Cevabını bilmediğim bir soruydu. Robert, Hilda, Catherine... Bunlar ancak Kemal DERVİŞ’in soy kütüğü olabilirdi. Liderimle ne ilgisi vardı ki?
“Moda tabirle Devlet Bahçeli’nin kuzen çocukları bunlar delikanlı. Dikkatini çekerim, kuzenleri büyük ülkücü, Türkçü liderinin!”
susmak bilmiyordu adam:
“Bu Catharine hanım sonra Ufuk Beyle evlendi. Ve Cem isminde bir çocukları oldu. 2001 yılında hem de.” Altlardan bir kağıt çekti.
“İşte bak onun kaydını da buldurdum bizim emektar dostlardan. O günün doğum tutanaklarında bir BOZDUĞAN daha vardı delikanlı. Sıla BOZDUĞAN., Ama ilk adı ELVİN konulmuştu çocuğun. O da 2001 doğumlu ve Osmaniye Merkez kayıtlı.”
Nefesim tıkanmış, sesim kısılmıştı sanki. Neler saçmalıyordu bu adam. Ama ben istemiştim ve o da susmak bilmiyordu:

“Hadi anne tarafının izini sürmeye devam edelim. Biliyorsun Devlet bahçeli’nin annesinin kızlık soyadı KIRIKKANAT. İstersen Osmaniye Merkez’deki akrabalarına bir bakalım.
İşte bak Süheyla hanım Mesela. Süheyla KIRIKKANAT; İsmail ve Cemile’den olma 1949 doğumlu Süheyla Hanımdan. Süheyla Hanım sonra Hatay’a aktarmış kaydı. Reyhanlı Nüfus memurluğunu araştırırsan, Süheyla Hanım’ın gerçek soy isminin HIZAL olduğunu göreceksin. Ve bu ailenin çocuklarına koydukları isimlere bakalım:
Guse Selis HIZALl; Mehmet Fırat ve Seyhan Sönmez görünüyor ebeveyn.
Enver Jan HIZAL. Nadiye ve Fırat’ın iki yaşındaki oğulları. Yine Hatay Reyhanlı nüfusuna kayıt ettirmişler.”
Beynim kitlenmişti artık. Yaşlı adama durmasını söyledim. Bana bakıp gülümsedi, ‘İnanmıyordun ama bak görüyorsun’ dedi. Kağıtları bir tarafa bırakıp bana çay getirdi. Sonra oturup devam etti.
“Bu HIZAL ailesinde Sabiha hanım önemli bir isim. 1941 doğumlu, İslam bey ve Hava Hanımdan olma. Ne güzel isimler değil mi? tam müslüman gibi. Bak bakalım Sabiha Hanım’ın soy ismi neye dönüşüyor: Sabiha APİŞ!!!
Hadi şimdi bu Apiş’lerin peşine düşelim bakalım bizi nereye çıkaracak...
Meryem APİŞ; Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı..
Meryem Hanım’ın da soy ismi değişiyor, ŞAPSO oluyor.
MERYEM ŞAPSO: Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı..
Bak şimdi bu ŞAPSO ailesi nasıl dönüp dolaşıp bahçeli’nin anne tarafının bir kolu olan BOZDUĞAN’lar ile birleşecek. Dümdüz okuyorum dikkatle dinle:
Aysun ŞAPSO: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, Hatay-merkez
Aysun SAVAŞ: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, ama kütük değişiyor bu sefer; Balıkesir-Manyas nüfus Müdürlüğü’ne kayıtlı.
Evlilik filan değixl üstelik. İçinden çıkılmaz bir durum, çünkü Aysun hanımın ablası Hülya hanımın soy ismi evlenene kadar SAVAŞ, sonra ALTUNDAĞ oluyor.
Bak sen de gör:
Hülya SAVAŞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955 Balıkesir-Manyas.
Hülya ALTUNDAĞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955, Mardin Ömerli’ye kayıtlı.
İstersen burada kütük bilgilerini detaylandırayım. Çünkü şimdi lazım olacak. Hülya Hanım’ın cilt no’su: 2, Hane No’su: 81.
Aynı cilt ve hane numarasında bir başka isim söyliyeceğim sana, yine Mardin Ömerli’den...
Hikmet ALTUNDAĞ: Hıdır, Sabiha, 1952, Mardin Ömerli kayıtlı.
Bu Hikmet ALTUNDAĞ soy isminde küçük bir değişiklik yapıyor sonra: ALTUNDAĞ iken ALTINDAĞ oluyor. Ve bu iki soy isim sonra birleşiyor BAHÇELİ VE ALTINDAĞ’lar yani..
İşte böyle ilginç bir çember üzerinde geziniyor Devlet BAHÇELİ’nin kökeni evlat!”
Yorulmuştum ve kafam karışmıştı. Açıkçası daha dinlediklerimi tam sindirmeden yeni isimlere hazmedemezdim. İzin istedim, bana nereye gittiğimi sordu, daha anlatacakları varmış. Ertesi gün geleceğime söz verip ayrıldım. Sizi bilmem ama ben şok olmuştum, gece boyu böylesi bir mutlak davanın liderinin bu kadar karışık bir aileden gelmesini içime sindirememeye başlamıştım. Nasıl olur Devlet BAHÇELİ’NİN YEĞENLERİ DENEBİLECEK İNSANLARIN NEREDEYSE TAMAMI Ermeni ya da Hıristiyan isimleri alabiliyordu.

ERTESİ GÜN YAŞADIĞIM ŞOK DAHA DA BÜYÜDÜ!

Yine emekli nüfus memurunun gecekondu mahallesindeki evinin kapısındaydım. Dünkü gerilimli saatlerden sonra bu sefer beni güleryüzle karşıladı. Belli ki hazırlık yapmıştı. Hemen masaya geçtik ve anlatmaya başladı:
“Bugünkülere hiç inanmayacaksın belki ama madem başladık anlatıp bitireyim. Amca kızına bakalım:
SERPİL BAHÇELİ: Salih; Saniye’den olma 1946 Osmaniye-Hasanbeyli’ye kayıtlı.
Serpil hanım’ın yeri soy ismi nedir biliyor musun: FETTAHOĞLU!
Bu FETTAHOĞLU ailesinde AKSAY VE ÇANGA soyadları önemli. Bak şimdi bu zincir bizi nereye çıkaracak:

AYŞE NEZİHE ÇANGA: Mustafa ve Fatma’dan olma, 1936 Adano-kozan nüfusuna kayıtlı. Nezihe hanım’ın esas soy ismi ÇAMURDANOĞLU. Hatta sonra OĞLU kısmın çıkartıyorlar sadece ÇAMURDAN kalıyor. Al bakalım sana bir kaç tane aynı kütüğe kayıtlı ÇAMURDAN soy isimli kişi:
DERYA ERİKE ÇAMURDANOĞLU: Mustafa Ökkeş ve Ayşe Aysel’den olma 1957 doğumlu. Adana-kozan nüfusu.
ANİTA Deniz ÇAMURDANOĞLU: Gürkaynak ve ERİKA’dan olma. 1959. yine Adana-Kozan.
AGNES MARİA MAGDELENE ÇAMURDAN: FRANCOUİS JEAN PİERRE VE MARİE LOUİSSE CHARLOTTE ADREA’dan olma, Adana-Kozan nüfusuna kayıtlı.
Selçuk Emre ÇAMURDAN: Mehmet Cihan ve AGNES MARİE MADELEİNE’den olma 1985 doğumlu Adana-Kozan nüfusuna kayıt ettirilmiş.”
Yine beynim uyuşmuştu. Türçülük, Ülkücülüğün sembol isminin aile kökenindeki isimler içimi ‘cız’ ettirmişti. Boğazıma bir yumruk tıkanmıştı sanki. Yutkunamıyordum. İhtiyar adam anladı. Gözlüklerinin üstünden bana baktı ve ‘Bunlar daha ne ki hele bir dinle’ dedi. Devam etti:
“Aynı ailenin çocuklarının isimleri. Artık gizlenmeye bile gerek duymuyorlar:
SÜREYYA ELSA MİLLER: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1986, Adana-Kozan..
RİFAT ORHAN ÇAMURDAN: Mehmet Cihan, AGNES MARİE MADELEİNE’nin çocuğu. Adana-Kozan doğumlu 1980.
SELİNA SAKİNE MİLLER: B una annesinin ismi de konmuş: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1992, Adana-Kozan.
SERPİL FETTAHOĞLU’nun ailesindeki Öznur Hanım’a dikkatlice bakarsak bizi çok daha ilginç bir noktaya götürecek.
ÖZNUR FETTAHOĞLU: Mahmut nedim, Emine kızı, 1948, Osmaniye-Hasanbeyli.
Sonra küçük bir kayıt değişikliğini iyi farketmek lazım:
ÖZNUR FETTAHOĞLU: Mahmut nedim, Emine kızı, 1948, Osmaniye-Düziçi!!!
Neden düziçi? Diye soracak olursan, şimdi söyleyeceğim isim bunun cevabı olacak sanırım:
Düziçi Nufus memurluundaki FETTAHOĞLU kayıtlarında Algan soy ismi kimsenin dikkatini çekmez. BAHÇELİ’NİN annesinin yakın akrabası olan bu aileden bir isim yakında yapılacak seçimlerin kaderini belirleyen bir isimdir desem şaşırırmısın...
Şaşır o zaman bak bu kim?
TUFAN ALGAN: Ahmet ve Sultan’dan olma, 1939 Osmaniye Düziçi Nüfus müdürlüğüne kayıtlı.”
Bu tam bir şoktu. Demek TUFAN ALGAN ile DEVLET BAHÇELİ akraba idi. Hem de hiç de uzak olmayan akraba!
İhtiyar durdu, gözlüğünü çıkarıp masaya koydu, elleriyle gözünü oğuşturup:
“Şimdi söyle bakalım başka hangi ülkede, birisi siyasi parti lideri, diğeri Seçim kurulu Başkanı olan iki akraba olabilir. Üstelik bunlardan biri, Yani TUFAN ALGAN, akrabası BAHÇELİ’nin rakiplerini ekarte etti. RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE NECMETTİN ERBAKAN’IN seçim yasağı almasında akrabalık bağının hiç etkisi olmadığını kim söyleyebilir. Üstelik karar bir oy fazlasıyla alınmışken ve o fazlalık oy TUFAN ALGAN’a aitken!! Bu seçim dürüst ve namusludur denilebilir mi?”
Artık kafam karman çorman olmuştu. Duyduklarıma inanamıyordum. Allah’tan bunu kimse bilmiyor diye sevindim ilk başta.b Ama bu dürüstçe bir davranış değildi. Hem ailesindeki Ermeniler, Hıristiyanları bilmeyen biz Ülkücü Gençlik bu adamın ardından nasıl hala gidebilirdik ki?
Yaşlı adam devam etmek istedi:
“Biliyorsun Devlet BAHÇELİ’nin annesi, ÖKKEŞ ALP KIRIKKANAT’IN HALASIDIR. Bunu dün sana ayrıntılarıyla anlattım. Hadi şimdi KIRAKKANAT ailesine bir göz atalım.
SANEM KIRIKKANAT: Remzi, İlkin’den olma, 1974, Osmaniye merkez kayıtlı.
Sanem hanımı takip edelim:
SANEM GEÇER: : Remzi, İlkin’den olma, 1974, Osmaniye Merkez kayıtlı.”
“Sus artık, tek kelime duymak istemiyorum!!”
Bağırmıştım... Yaşlı adam tedirgin oldu. Bir an için ona zarar verebileceğimi düşünmüş olacak ki, sandalyeden kalkacakmış gibi doğruldu. Öyle bir niyetim olmadığını belli ettim.
“Çok sağolasın iki gündür anlattıklarında kafamdaki sisleri dağıttın” dedim emekli memura.
Beni kapıdan uğurlarken gülümseyerek:
“Tekrar gel delikanlı. Bu sefer sana DEVLET BAHÇELİ’nin annesi ile AHMET NECDET SEZER’İN karısı arasındaki ilginç zinciri anlatırım. Ermenilerin, Yadudi halkaların bulunduğu zinciri. Kimbilir Belki SEMRA SEZER KÜRÜMOĞLU’nun Ermeni olduğunu ispatlarım sana!”Yine ne saçmalıyordu bu adam, Cumhurbaşkanı’nın karısı Ermeni miydi?
Dönüp tekrar dinleyecektim ama liderimin yıkılan kişiliğinin enkazı altında ezilmişti ruhum. Soruyorum şimdi size, Ermeni dölü bebek katili terörist başı Apo ile Benim Liderim arasında nasıl bir zincir vardı ve ben ne yapmalıyım !!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 04 Şubat 2009, 05:50:53 »

Demek Türkcülere(Türk Irkciligina) bir kizili,Türk olmayan bir soysuzu aratmayacak sekilde saldiran Bahceli efendi bunu söylemis öyle mi..?

Bahceli'nin Türkcülük(Türk Irkciligi=Türk Soyculugu) adina ne kadar samimi olabilecegini ögrenmeniz icin bu yaziyi okuyun..

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili Ülküdaşlarım.. Şimdi yazacaklarıma eminim inanamayacaksınız. Çünkü ben de ilk duyduğumda inanamamıştım. Adana Nüfus Müdürlüğü’nden emekli olan bir uzak akrabamı yaptığım ziyarette, Devlet BAHÇELİ ve ailesi hakkında inanılmaz şeyler söylemişti. O zaman son derece safkan bir ülkücü olan ben, bütün bunları peşinen reddetmiş ve o nüfus memuruna, -bir şey yapamazdım çünkü yaşını başını almış olgun biriydi- sert çıkıp, ülkücü harekete düşman olduğunu, bu tür uydurma şeyleri ulu orta yerde söylememesi gerektiğini ifade etmiştim. Adamın dedikleri yenilir yutulur şeyler değildi. Ancak bir süre sonra tekrar karşılaştığımızda, ileri sürdüğü iddaaların kanıtlarının artık elinde olduğunu eğer onunla beraber evlerine gidersem bana teker teker kanıtlayacağını söylemişti. Adamın iddiasına göre BAHÇELİ ailesi çok karışık bir nesebe sahipti. Ailesinden ERMENİ’den YAHUDİ’ye kadar bir çok soy karışımı olmuştu... Merakımı yenemedim ve adamla beraber evlerine gittim.
Sonra gördüklerime inanamadım. Eminim siz de inamamayacaksınız.
‘Şimdi okuyacaklarımı inanılmaz bulacaksını ama dediklerimde haklı olduğumu anlayacaksın’ dedi yaşlı nüfus memuru. Yüzüne anlamsız ifadelerle baktım. Hala bu herifin Ülkücü Harekete bir kastının olduğuna inanıyor ve attığı iftiraya karşı doyurucu açıklama yapamazsa bizzat cezasını ben kendi elimle orada verecektim.
Bir tomar silik fotokopi kağıdı çıkardı adam. Masaya geçip yanına oturmamı söyledi... Eline aldığı belgeleri sakin sakin inceleyip mırıldanarak konuştuktan sonra hepsini kendince alt alta sıraladı. Ve hazır olduğunu ifade eden bir işaret yaptı. Başlıyordu anlatmaya.

DUYDUKLARIMA İNANAMIYORUM

‘Bak evlat’ dedi, “Devlet BAHÇELİ; Salih ve Samiye oğlu 1948 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı.”
Bunda şaşıracak bir şey yoktu, genel başkanımızın doğum bilgilerini MHP’nin tüm arşivlerinde bulmak mümkündü. Tatmin olmayan gözlerle baktım adama. Devam etti:
“Anne Samiye BAHÇELİ... Ökkeş ve Melek kızı. 1341 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı. Samiye hanımın kızlık Soyadı KIRIKKANAT... Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlıymış. Annesi Melek Hanım: Melek KIRIKKANAT: Hacı Hüseyin ve Melek kızı. 1318 Osmaniye â�“ Merkez nüfusuna kayıtlı.”
Sabrım tükeniyordu. Bu rakamlar ve yıllar hiç bir anlam ifade etmiyordu. Yani, annesinin ve anne annesinin kızlık soyadlarını bilmek marifet değildi ki?
Yaşlı adamın susacağı yoktu.
“Şimdi dedesine bakalım” dedi yaşlı adam:
“Ökkeş KIRIKKANAT: Halil-Emiş’ten olma Osmaniye Merkez kayıtlı.”
“Ve bu kısım tamam, acele etme evlat sakin ol ve dikkatini dağıtmadan beni dinle”
Ama benim sabrım kalmamıştı:
“Şimdi sıra babasının soy kütüğünü takip etmekte” diyerek alttaki kağıdı çekti ve okumaya başladı:
“Baba Salih BAHÇELİ: Turan ve Ayşe’den olma. 1320 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusu.
Dikkatini şimdi çekerim, dedesinin soy ismine dikkat et:
Yani babaennesinin babasının soyundan Dede Turan SOYLU: Ahmet ve Raziye’den olma 1278 Osmaniye Merkezine kayıtlı. Yani BAHÇELİ ailesinde SOYLU soyismine rastlarsak şaşırmayalım ve devam edelim.
Yeğen Ülker BAHÇELİ: Turan ve Muhterem’den olma. 1958 Osmaniye-Hasanbetli nüfusuna kayıtlı.
Ülker hanım evlenince soyismi ÇERÇİ oluyor.
Ve karışıklık başlıyor:
Lyudmyla ÇERÇİ: Mikola, Tetyana’dan olma. 1977 Osmaniye Merkez’e kayıtlı.”
İşte buna inanmam mümkün değildi. Ancak ihtiyarın elinde tuttuğu kütük fotokopisinde her şey kayıtlıydı. Devlet BAHÇELİ’nin yeğenleri ERMENİ olamazdı, bunana inanmam çok zordu... Hatta ağırıma gitmişti. Nüfus memurunun yüzüne ters ters baktım ama onun susacağı yoktu.
“İstersen Anne tarafını takip edelim biraz da:
Nezihat SOYLU: Süleyman ve Fatma’dan olma, 1941 Osmaniye Merkez kayıt.
Nezihat hanım evlenince soy ismi ne oluyor dersin:?”
Yaşlı adamın suratına “nerden bileceğim” sorusunu sorarmış gibi baktım. Cevabı hazırdı:
“BOZDUĞAN... bak Nezihat BOZDUĞAN’ın kaydı işte burada:
Nezihat BOZDUĞAN: Anne adı: Fatma, baba adı: Süleyman. Doğum tarihi: 1941... İşte Osmaniye Merkez’deki nüfus kaydı.” Sustu yaşlı adam, bir sigara yaktı. Sanki çok önemli bir şey açıklar gibi canımı yakan cümleleri kullanmaya başladı:
“Coron Catherine BOZDUĞAN kimdir dersin? Robert ve Hilda’dan olma 1969 doğumlu Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlı?...”
Cevabını bilmediğim bir soruydu. Robert, Hilda, Catherine... Bunlar ancak Kemal DERVİŞ’in soy kütüğü olabilirdi. Liderimle ne ilgisi vardı ki?
“Moda tabirle Devlet Bahçeli’nin kuzen çocukları bunlar delikanlı. Dikkatini çekerim, kuzenleri büyük ülkücü, Türkçü liderinin!”
susmak bilmiyordu adam:
“Bu Catharine hanım sonra Ufuk Beyle evlendi. Ve Cem isminde bir çocukları oldu. 2001 yılında hem de.” Altlardan bir kağıt çekti.
“İşte bak onun kaydını da buldurdum bizim emektar dostlardan. O günün doğum tutanaklarında bir BOZDUĞAN daha vardı delikanlı. Sıla BOZDUĞAN., Ama ilk adı ELVİN konulmuştu çocuğun. O da 2001 doğumlu ve Osmaniye Merkez kayıtlı.”
Nefesim tıkanmış, sesim kısılmıştı sanki. Neler saçmalıyordu bu adam. Ama ben istemiştim ve o da susmak bilmiyordu:

“Hadi anne tarafının izini sürmeye devam edelim. Biliyorsun Devlet bahçeli’nin annesinin kızlık soyadı KIRIKKANAT. İstersen Osmaniye Merkez’deki akrabalarına bir bakalım.
İşte bak Süheyla hanım Mesela. Süheyla KIRIKKANAT; İsmail ve Cemile’den olma 1949 doğumlu Süheyla Hanımdan. Süheyla Hanım sonra Hatay’a aktarmış kaydı. Reyhanlı Nüfus memurluğunu araştırırsan, Süheyla Hanım’ın gerçek soy isminin HIZAL olduğunu göreceksin. Ve bu ailenin çocuklarına koydukları isimlere bakalım:
Guse Selis HIZALl; Mehmet Fırat ve Seyhan Sönmez görünüyor ebeveyn.
Enver Jan HIZAL. Nadiye ve Fırat’ın iki yaşındaki oğulları. Yine Hatay Reyhanlı nüfusuna kayıt ettirmişler.”
Beynim kitlenmişti artık. Yaşlı adama durmasını söyledim. Bana bakıp gülümsedi, ‘İnanmıyordun ama bak görüyorsun’ dedi. Kağıtları bir tarafa bırakıp bana çay getirdi. Sonra oturup devam etti.
“Bu HIZAL ailesinde Sabiha hanım önemli bir isim. 1941 doğumlu, İslam bey ve Hava Hanımdan olma. Ne güzel isimler değil mi? tam müslüman gibi. Bak bakalım Sabiha Hanım’ın soy ismi neye dönüşüyor: Sabiha APİŞ!!!
Hadi şimdi bu Apiş’lerin peşine düşelim bakalım bizi nereye çıkaracak...
Meryem APİŞ; Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı..
Meryem Hanım’ın da soy ismi değişiyor, ŞAPSO oluyor.
MERYEM ŞAPSO: Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı..
Bak şimdi bu ŞAPSO ailesi nasıl dönüp dolaşıp bahçeli’nin anne tarafının bir kolu olan BOZDUĞAN’lar ile birleşecek. Dümdüz okuyorum dikkatle dinle:
Aysun ŞAPSO: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, Hatay-merkez
Aysun SAVAŞ: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, ama kütük değişiyor bu sefer; Balıkesir-Manyas nüfus Müdürlüğü’ne kayıtlı.
Evlilik filan değixl üstelik. İçinden çıkılmaz bir durum, çünkü Aysun hanımın ablası Hülya hanımın soy ismi evlenene kadar SAVAŞ, sonra ALTUNDAĞ oluyor.
Bak sen de gör:
Hülya SAVAŞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955 Balıkesir-Manyas.
Hülya ALTUNDAĞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955, Mardin Ömerli’ye kayıtlı.
İstersen burada kütük bilgilerini detaylandırayım. Çünkü şimdi lazım olacak. Hülya Hanım’ın cilt no’su: 2, Hane No’su: 81.
Aynı cilt ve hane numarasında bir başka isim söyliyeceğim sana, yine Mardin Ömerli’den...
Hikmet ALTUNDAĞ: Hıdır, Sabiha, 1952, Mardin Ömerli kayıtlı.
Bu Hikmet ALTUNDAĞ soy isminde küçük bir değişiklik yapıyor sonra: ALTUNDAĞ iken ALTINDAĞ oluyor. Ve bu iki soy isim sonra birleşiyor BAHÇELİ VE ALTINDAĞ’lar yani..
İşte böyle ilginç bir çember üzerinde geziniyor Devlet BAHÇELİ’nin kökeni evlat!”
Yorulmuştum ve kafam karışmıştı. Açıkçası daha dinlediklerimi tam sindirmeden yeni isimlere hazmedemezdim. İzin istedim, bana nereye gittiğimi sordu, daha anlatacakları varmış. Ertesi gün geleceğime söz verip ayrıldım. Sizi bilmem ama ben şok olmuştum, gece boyu böylesi bir mutlak davanın liderinin bu kadar karışık bir aileden gelmesini içime sindirememeye başlamıştım. Nasıl olur Devlet BAHÇELİ’NİN YEĞENLERİ DENEBİLECEK İNSANLARIN NEREDEYSE TAMAMI Ermeni ya da Hıristiyan isimleri alabiliyordu.

ERTESİ GÜN YAŞADIĞIM ŞOK DAHA DA BÜYÜDÜ!

Yine emekli nüfus memurunun gecekondu mahallesindeki evinin kapısındaydım. Dünkü gerilimli saatlerden sonra bu sefer beni güleryüzle karşıladı. Belli ki hazırlık yapmıştı. Hemen masaya geçtik ve anlatmaya başladı:
“Bugünkülere hiç inanmayacaksın belki ama madem başladık anlatıp bitireyim. Amca kızına bakalım:
SERPİL BAHÇELİ: Salih; Saniye’den olma 1946 Osmaniye-Hasanbeyli’ye kayıtlı.
Serpil hanım’ın yeri soy ismi nedir biliyor musun: FETTAHOĞLU!
Bu FETTAHOĞLU ailesinde AKSAY VE ÇANGA soyadları önemli. Bak şimdi bu zincir bizi nereye çıkaracak:

AYŞE NEZİHE ÇANGA: Mustafa ve Fatma’dan olma, 1936 Adano-kozan nüfusuna kayıtlı. Nezihe hanım’ın esas soy ismi ÇAMURDANOĞLU. Hatta sonra OĞLU kısmın çıkartıyorlar sadece ÇAMURDAN kalıyor. Al bakalım sana bir kaç tane aynı kütüğe kayıtlı ÇAMURDAN soy isimli kişi:
DERYA ERİKE ÇAMURDANOĞLU: Mustafa Ökkeş ve Ayşe Aysel’den olma 1957 doğumlu. Adana-kozan nüfusu.
ANİTA Deniz ÇAMURDANOĞLU: Gürkaynak ve ERİKA’dan olma. 1959. yine Adana-Kozan.
AGNES MARİA MAGDELENE ÇAMURDAN: FRANCOUİS JEAN PİERRE VE MARİE LOUİSSE CHARLOTTE ADREA’dan olma, Adana-Kozan nüfusuna kayıtlı.
Selçuk Emre ÇAMURDAN: Mehmet Cihan ve AGNES MARİE MADELEİNE’den olma 1985 doğumlu Adana-Kozan nüfusuna kayıt ettirilmiş.”
Yine beynim uyuşmuştu. Türçülük, Ülkücülüğün sembol isminin aile kökenindeki isimler içimi ‘cız’ ettirmişti. Boğazıma bir yumruk tıkanmıştı sanki. Yutkunamıyordum. İhtiyar adam anladı. Gözlüklerinin üstünden bana baktı ve ‘Bunlar daha ne ki hele bir dinle’ dedi. Devam etti:
“Aynı ailenin çocuklarının isimleri. Artık gizlenmeye bile gerek duymuyorlar:
SÜREYYA ELSA MİLLER: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1986, Adana-Kozan..
RİFAT ORHAN ÇAMURDAN: Mehmet Cihan, AGNES MARİE MADELEİNE’nin çocuğu. Adana-Kozan doğumlu 1980.
SELİNA SAKİNE MİLLER: B una annesinin ismi de konmuş: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1992, Adana-Kozan.
SERPİL FETTAHOĞLU’nun ailesindeki Öznur Hanım’a dikkatlice bakarsak bizi çok daha ilginç bir noktaya götürecek.
ÖZNUR FETTAHOĞLU: Mahmut nedim, Emine kızı, 1948, Osmaniye-Hasanbeyli.
Sonra küçük bir kayıt değişikliğini iyi farketmek lazım:
ÖZNUR FETTAHOĞLU: Mahmut nedim, Emine kızı, 1948, Osmaniye-Düziçi!!!
Neden düziçi? Diye soracak olursan, şimdi söyleyeceğim isim bunun cevabı olacak sanırım:
Düziçi Nufus memurluundaki FETTAHOĞLU kayıtlarında Algan soy ismi kimsenin dikkatini çekmez. BAHÇELİ’NİN annesinin yakın akrabası olan bu aileden bir isim yakında yapılacak seçimlerin kaderini belirleyen bir isimdir desem şaşırırmısın...
Şaşır o zaman bak bu kim?
TUFAN ALGAN: Ahmet ve Sultan’dan olma, 1939 Osmaniye Düziçi Nüfus müdürlüğüne kayıtlı.”
Bu tam bir şoktu. Demek TUFAN ALGAN ile DEVLET BAHÇELİ akraba idi. Hem de hiç de uzak olmayan akraba!
İhtiyar durdu, gözlüğünü çıkarıp masaya koydu, elleriyle gözünü oğuşturup:
“Şimdi söyle bakalım başka hangi ülkede, birisi siyasi parti lideri, diğeri Seçim kurulu Başkanı olan iki akraba olabilir. Üstelik bunlardan biri, Yani TUFAN ALGAN, akrabası BAHÇELİ’nin rakiplerini ekarte etti. RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE NECMETTİN ERBAKAN’IN seçim yasağı almasında akrabalık bağının hiç etkisi olmadığını kim söyleyebilir. Üstelik karar bir oy fazlasıyla alınmışken ve o fazlalık oy TUFAN ALGAN’a aitken!! Bu seçim dürüst ve namusludur denilebilir mi?”
Artık kafam karman çorman olmuştu. Duyduklarıma inanamıyordum. Allah’tan bunu kimse bilmiyor diye sevindim ilk başta.b Ama bu dürüstçe bir davranış değildi. Hem ailesindeki Ermeniler, Hıristiyanları bilmeyen biz Ülkücü Gençlik bu adamın ardından nasıl hala gidebilirdik ki?
Yaşlı adam devam etmek istedi:
“Biliyorsun Devlet BAHÇELİ’nin annesi, ÖKKEŞ ALP KIRIKKANAT’IN HALASIDIR. Bunu dün sana ayrıntılarıyla anlattım. Hadi şimdi KIRAKKANAT ailesine bir göz atalım.
SANEM KIRIKKANAT: Remzi, İlkin’den olma, 1974, Osmaniye merkez kayıtlı.
Sanem hanımı takip edelim:
SANEM GEÇER: : Remzi, İlkin’den olma, 1974, Osmaniye Merkez kayıtlı.”
“Sus artık, tek kelime duymak istemiyorum!!”
Bağırmıştım... Yaşlı adam tedirgin oldu. Bir an için ona zarar verebileceğimi düşünmüş olacak ki, sandalyeden kalkacakmış gibi doğruldu. Öyle bir niyetim olmadığını belli ettim.
“Çok sağolasın iki gündür anlattıklarında kafamdaki sisleri dağıttın” dedim emekli memura.
Beni kapıdan uğurlarken gülümseyerek:
“Tekrar gel delikanlı. Bu sefer sana DEVLET BAHÇELİ’nin annesi ile AHMET NECDET SEZER’İN karısı arasındaki ilginç zinciri anlatırım. Ermenilerin, Yadudi halkaların bulunduğu zinciri. Kimbilir Belki SEMRA SEZER KÜRÜMOĞLU’nun Ermeni olduğunu ispatlarım sana!”Yine ne saçmalıyordu bu adam, Cumhurbaşkanı’nın karısı Ermeni miydi?
Dönüp tekrar dinleyecektim ama liderimin yıkılan kişiliğinin enkazı altında ezilmişti ruhum. Soruyorum şimdi size, Ermeni dölü bebek katili terörist başı Apo ile Benim Liderim arasında nasıl bir zincir vardı ve ben ne yapmalıyım !!
Vay beee yalan rüzgarı gibi...
Çok heyecanlı bir şekilde okudum. Ben inanırım buna. Çünküyaptıkları saf Türk'ün yapacağı işler değil.  Türkçü Kasırga bunları paylaştığın için çok teşekkürler umarım ülkücülüğün anlamını yozlaştıran sözde ülkücüler de bu yazıyı okurlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KÜRŞAT TÜRK
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 30


« Yanıtla #3 : 10 Şubat 2009, 16:17:31 »

ATSIZ ATAYA GÜRCÜ DİYENLER VARDI ZAMANINDA ŞİMDİ
SAYIN BAHÇELİYEDE AYNI ATIFTA HATTA DAHA İLERİSİNE GEÇENLER OLCAKTIR...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkçüBudun
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 29


Türk Irkı Sağolsun!


« Yanıtla #4 : 14 Şubat 2009, 08:52:55 »

İsterse Mete Han'ın soyundan olsun! Bu adam cahildir! Bu adam gereksizdir! Bu adam boş konuşur! Bu adam ip atmayla, alakasız rakamları toplamayla iktidar olmaya çalışır! Bu adamın çözümü yoktur, alternatifi de yoktur! Kimse bu adam kadar saçma olamaz! Zekeriya Beyaz'la alay edenler bu adamın son kayıtlarını açıp izlesinler! İsmini dahi anmak istemiyorum! Bu adam da peşinden gidenler de biçaredir, cahildir, bağnazdır!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 15 Şubat 2009, 01:16:57 »

ATSIZ ATAYA GÜRCÜ DİYENLER VARDI ZAMANINDA ŞİMDİ
SAYIN BAHÇELİYEDE AYNI ATIFTA HATTA DAHA İLERİSİNE GEÇENLER OLCAKTIR...

Beyinsiz, ates olmayan yerden duman cikmaz ! Emekli nüfus memuru Bahceli´nin seceresini cikartmis. Adam cilt.no´suna kadar vermis daha ne olsun..? Gerek ülkücülerden olsun,gerekse Bahceli´nin yakinindakilerden olsun buna yalanlama geldimi..?
Cicek bahcelerinden bahseden Bahceli´nin, aslinda kendi soyunun cicek bahcesi(!) oldugunu görmekteyiz ! Demekki "cicek bahcesinden" bahsederken bir gocuntusu varmis...

Atsiz Ata´ya gelirsek; Atsiz Ata´ya o iftiralari atan Reha Oguz Türkkan denilen nankör kansizdir..
Atsiz Ata´nin gölgesinde ün yapan bu ermeni tohumu,daha sonralari Türk Irkini cingenelerinde dahil oldugu beyaz irka dahil edecek kadar sacmalayan bir soysuzdur..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KARAORKUN
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 117



« Yanıtla #6 : 15 Şubat 2009, 11:05:24 »

ATSIZ ATAYA GÜRCÜ DİYENLER VARDI ZAMANINDA ŞİMDİ
SAYIN BAHÇELİYEDE AYNI ATIFTA HATTA DAHA İLERİSİNE GEÇENLER OLCAKTIR...

Ulan hıyar ağası,devletin resmi kurumlarındaki yazıyadamı inanmıyorsun.devlet ,devlete ermeni bozması diyor işte bu kadar basit.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.124 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.