Hayatta kalmaktan başka ahlaki bir değeri olmayan bir toplum nedir?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 01 Haziran 2020, 01:08:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hayatta kalmaktan başka ahlaki bir değeri olmayan bir toplum nedir?  (Okunma Sayısı 189 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 614



« : 26 Nisan 2020, 19:24:40 »

Sosyal ölçekte 2020 yılında pandemi seyrine dönen ve ulus devlet anlayışını tehdit eden salgınla ilgili elbet Türkçü dünya görüşünün de olayları değerlendirme biçimi olacaktır.

Kimliksiz yaşam projesi hayata geçirilmek istendiği için Türklükten vazgeçecek değiliz. Bizim topraklarımız City of London, Vatikan ya da Beyaz Saray çevresi değil. Devletin kuyusu millettir. Kuantuma, komplo teorilerine ve yeni dünya kuyularına düşmeyeceğiz. Sadece alışılmış çözümler ve davranışlar problemi çözemediği için sancı yaşıyoruz diyerek vakayı basite de almayacağız. Elbette dünyada hangi kurum neye yatırım yapıyor, hangi teknolojinin patentini alıyor, neyi kanunlaştırıyor, hangi ekonomik modele geçiyor bileceğiz. Evrensel gelir birliğine tabi kurumlar mı bu oyunu kazanacak yoksa töresi olan milli devletler mi.? Şimdi ulus devlet anlayışı bitmiştir diyenler mi dersiniz, hayır! ulus devlet yerini ırkçı devletlere bırakıyor diyen mi dersiniz.!.Sol sağa çekiyor, sağ sola çekiyor. Olaya topraktan girip çözümün tarımda olduğuna yazımın sonunda değineceğim..

İtalyan siyaset felsefesi düşünürü Agamben der ki! “Hayatta kalmaktan başka ahlaki bir değeri olmayan bir toplum nedir?” 

Nietzsche'de 'toplum hastalıktır' der.

Jean-Paul Sartre ise "Toplum tedavisi olmayan bir hastalıktır" der.

Almanya’da 1920 yılında ceza hukukçusu Karl Binding ile tıp profesörü Alfred Hoche “Yaşanmaya Değmeyen Hayatı Ortadan Kaldırma Yetkisi” isimli bir kitap yayınladılar.

“Yasal değerlilik niteliğini yitirip de varlığı artık ne kişinin kendisi ne de toplum için değer taşımayan hayatlar var mıdır?” sorusuna yanıt aranan kitapta, kapitalist rasyonalitenin dışında kalan toplum kesimlerinin yaşantılarına devam etmelerinin “toplumsal maliyeti”ne dikkat çekiyor ve şöyle deniliyordu:

“Bir, binlerce (pırıl pırıl) gencin cesetleriyle kaplı bir muharebe alanını ya da yüzlerce sağlıklı ve çalışkan işçiye mezar olan bir maden ocağını düşünün. Bir de akıl hastaları için çalışan kurumları [idioteninstitut] ve bunların hastaları için savurdukları zaman ve masrafları düşünün. Burada en değerli insanların kurban edilmesi ile sadece değerden yoksun [wertlosen] olmakla kalmayıp aynı zamanda da aslında olumsuz değerlerle tanımlanması gereken varlıklara gösterilen akıl almaz özen arasındaki meşum çarpıklık karşısında sarsılmamak elde değil.”

Atsız Ata da, “ırkçılık aynı zamanda bir hıfzıssıhha meselesidir.” demişti..

Gelinen son noktada yayılan virüsün toplumları nasıl şekillendirdiği ve dünya düzenini değiştirdiği ortadadır. Virüsün kendisi hangi doktorine hizmet ediyor onu düşünmekte fayda vardır. Bizim açımızdan koordinasyon eksikliği asla kabul edilemez. Türk için disiplin ve ciddiyet esastır. Zor zamanlar gelişmiş bir toplum yaratmadığı sürece, o toplumu içine çekerek boğabilme gücüne sahiptir.

Bir yandan dünya ve ülkemiz bir salgın ile imtihan veriyor diyeceğim, imtihana ad koymaktan imtina ediyorum. Elbette aşağıda değineceğim haller bizi ne kadar yansıtıyor tartışmalıdır. Kot pantolona sığamayacağı için kaygılanan kızlar mı, spor salonları kapalı diye evde damacana ile antrenman yapan adamlar mı dersiniz, tuvalet kağıdı sektirirken kendini yaralayanlar mı, 2 günlük sokağa çıkma yasağı ilanını duyduğunda 7 yıllık kıtlık haberi almış yuzarzifin Mısır halkı telaşında; fırına ekmek, hamur, markete pırasa, kola, cips almaya giden vatandaş mı dersiniz, neresinden tutsak elde kalıyor. Turp, sarmısak, kelle paça, gargara ve gen mütehassısı olduğunu iddia eden abi, ablaların sağlık reçeteleri ile de toplumun eline türlü kağıtlar tutuşturuldu mu tam pasta üstündeki çilek oluyor. Tabi bu deliliğin içinde bende, "en tehlikeli yalan, içine doğru karışmış yalandır" diyen ancak Nazım Hikmetov dizeleri ile program kapayan bir hocamıza hak vermekten kendimi alıkoyamıyorum. Eee herkes kendi deliliğinin delisidir ya da kendi hayat bilgisi ve dünya görüşü ile hayatı anlamlandırmaya çalışmaktadır, katılıyorum!.. Biz biz olalım ilk duyduğumuza inanma eğilimi göstermeyelim..Tek başına sezgileriniz ile değil bilgi, bilim ve teknik gerçeklik ile hayatı irdeleyemeye gayret etmeye çalışalım ki, Nazım dizeleriyle veda ederek rahatlamayalım. Bilginin davranışa geçmesi ve davranışın değişmesi için mutlaka duygu ile köprülenmesi gerekir demişti aynı hocamız. Bizim duygumuz Türk dünyası ve Turan'da kaynamaktadır...Biz düşük zekalı sosyal medya çukurunda, paranormal olaylara kapılan, şüpheci topluluklardan degiliz ya da saflık ataletine yakalanmadığımız için de narsist ve psikomatik çevrelerin oyunlarına, infodemisine de gelecek değiliz. Sosyal mesajımı da veriyorum.."Bizi de üzdüler ama sabah kalkıp dükkanı açtık"..

Bu kısımdan sonra kısaca hukuki düzlemde konuşacağım için yolun solundan harekete başlayacağım, sağında el frenini çekeriz. Temel hak ve hürriyetlerin en başında geleni, bir kişinin kendi bedeni üzerinde sahip olduğu hak ve fizik hürriyetidir. 2020 yılı başlarında bireyin iradesi dışında meydana çıkan ancak görmezden geldiği için de (bir şeyi görmezden gelmek o şeyin orada olmadığı anlamına gelmez, bu sözümü unutmayın Türkçü gençler) topyekün yargılandığı salgın sonucunda hak ve fizik hürriyeti ortadan kalkmıştır. Virüsü, iradesi dışında kendi bedenine alan bir birey toplumdan izole edilerek herhangi bir haktan yararlanamayacak şekildeki bir ceza alanının içine atılarak diğer canlıların sınıfına onların hakları ile tevkil olmuştur. Can emniyeti ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, bütün meşru hürriyetlerin (hukuki olarak) ilk şartıyken, dünyayı, sınırları, inançları, alışkanlıkları ve kuralları etkisi altına alan bir konukçul ya da sistem tarafından hayatımız esir alınmış durumdadır. Can dokunulmazlığı olmadıkça ve beden üzerinde fizik hürriyeti sağlanmadıkça yani belirsizlik ortadan kalkmadıkça, ferdin iç huzuruna kavuşmasına ve diğer birçok hürriyetlerin fiilen gerçekleşmesine psikolojik olarak imkân yoktur. Nitekim dünya hiçbir zaman hak ve özgürlüklerin tam bir tanımına erişememişken yeni bir hukuk, sağlık, yaşam, inanç, değerler, teknoloji ve sınır tanımı deneyimlemek çok sancılı olacaktır. Bu başlıkları tek tek irdelemek başka bir yazının konusu olabilir. Tesbitlerim özgürlüklerin tek değil çok yönlü nitelikleri ile açıklanabilir, kafanız karışmasın. Ayrıca devletlerin otoritesi ile kişinin hak ve hürriyetleri arasında kurulması gereken hassas dengenin hiçbir zaman tam olarak kurulamaması da bu alana ilişkin tartışmaların durmaması sonucunu doğurmaktadır. Kurulan denge devlet lehine bozulduğu zaman otoriter ya da totaliter yönetimler ortaya çıkmakta, kişi lehine bozulduğu zaman ise, anarşi ve terör doğabilmektedir. Benim salim akıl ile şu an gördüğüm kaostan başka bir durum değildir. Gelinen noktada dünyada seçilmişler kendi varlıklarını koruma telâşı için de, O'nu var eden bireylere sayılarla, mizan ölçeğinde, bütçe gözüyle bakabilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki! kendisi için yaşayanın sorumsuzluk ve ölümünden doğa karlı çıkacaktır. .

Aslında gelinen noktada 'evdekal' ve 'hayat eve sığar' gibi benzeri sloganları yadırgasakta, vaka ortak bir dayanışmanın ruh haline öyle ya da böyle gelinen noktada dönüştü. Bayrağımız bile bir farklı dalgalanır, bilim, ilim ve tıbba olan inanç ise bir başka şekillenmiş oldu. Her birimiz kendi yalnızlığında ortak bir zaman ve alanda, aynı sorumluluğun bilinci ile bir dayanışma eyleminin içinde olarak yalnızlığımızı yaşamaya eksikleri de olsa devam ediyoruz. Toplumun her kesimi olmasa da çevremizde etkileşim içinde olduğumuz, bir şekilde bağ kurduğumuz insanların evinden, ekranından, sosyal medyadaki paylaşımlarından bize tanıdık gelen, sığındığı dünyanın sıcaklığı ve sesi olarak yansıyor.

Adını sosyal mesafe koyduğumuz gerçekte fiziksel mesafe olarak tanımlamamız gereken her hareket ve etkileşim sosyalliğimizi biraz daha arttırmaya yaradı. Unutmayalım virüs değil, yalnızlığın ve ciddiyetsizliğin getireceği psikolojik gerilim bizi hasta edecektir. Endüstri 4.0 sonrası dünyanın hangi noktaya evrileceğini tarım, gıda sektöründe ve ticari alanda görev yapan mühendisler çok net görebildiler. Tabi bunlardan biri de benim. Mütevazı olamayacağım..

Türkiye’nin tarımsal açıdan en güçlü yanının sadece coğrafi konumu, genç nüfusu, tarih, kültür zenginliği ve toprak yapısı olmadığını her platformda dile getirdim...Türkiye'nin gücü : “Aile, töre ve köy” yapısıdır dediğimizde de sürekli hangi dünyada yaşıyorsun eleştirilerine mağruz kaldık.

Atsız Atamızın da ifade ettiği gibi, bu atıl ve zavallı hakikatlerin sebebini anlamak, bu anlaşılmaz hadiseleri izah etmek için artık köylere sokulmak; tarlalarda, meralarda, köy kahvelerinde ve onların karşısında imtihan olmak, onların ihtiyaçlarına cevap vermek için en alt noktadan, gerçek merkezden çalışmak lazımdır. Kısacası köylümüz ile gerçekten elele vermek lazımdır.

Tarım, insanlık tarihi boyunca çeşitli devletler tarafından kendisine büyük önem verilen iktisadi bir faaliyet kolunu oluşturmaktadır. Beşeriyetin yaşamını idame ettirmesi, beslenmesine bağlı olduğundan, tarıma ve tarımsal ürünlere tarihin her döneminde ihtiyaç hissedilmiştir.

Buhran yaşanan bu salgın günlerinde en başta zirai faaliyetlere azımsanmayacak derecede önem verilmesi, tarımın önemini kaybetmediğini açıkça göstermektedir. Uyanık devletler sanayileşmesini tamamladıktan sonra dahi tarımla uğraşmaktan vazgeçmemiş, aksine ileri teknolojik araçları kullanarak tarımdan mümkün olan en yüksek derecede verim almayı amaçlamıştır. Çünkü bir milletin bekası gıdaya bağlıdır. 'Ordu karnının üzerinde yürür' sözü de bunu doğrulamaktadır.

Nitekim Türk Milleti’nin gelişip büyüdüğü, varlığını sürdürdüğü ilk zamanlardan bu yana tarımsal faaliyetlerin gerçekleştirileceği toprağın mülkiyet hakkını bizzat kendi uhdesinde bulundurması, zirai faaliyetleri kendi tecrübe ve deneyim melekesi içinde ikame etmesi bu husustaki ciddiyeti bizlere göstermiştir. Devletin, yıllar öncesinde de toprağı işleme hususunda üreten sınıfa birtakım mükellefiyetler yüklemesi, toprak hukukuna dayalı bir anlayışı kabul ettiğini açıkça göstermektedir.

Dış ülkelerde yerelden merkeze uygulanan kalkınma modelleri esas alınmaktadır. Ülkemizde ise genel olarak yerel yapıyı yeteri kadar dikkate almayan; merkezden hedef gösterip yerel potansiyelleri gerektiği şekilde ortaya çıkaramayan siyasi bir yapı söz konusudur. Ekonomik anlamda büyüye bilmenin bölgeye özgü “Kırsal Kalkınma Modeli” geliştirmekten geçtiği katidir. Kalkınma modellerini oradan buradan kopyalayıp, değiştirerek bölgelere adapte etmek kalıcı ve tutarlı çözümlerin üretilmesinin önündeki en büyük engeldir. Kalkınma planı oluşturulan bölgeleri fizikî, ekonomik, sosyal, kültürel alışkanlıklar yönünden iyi tanımak; bilimsel teknikler ile parametrik ve metrik yönüyle sınıflama sistemine dayalı etüt etme gereği vardır. 

Kredi, kredi kartı, banka, destekleme sistemi ve sosyal yardım sistemi ile yaşayabileciğini sanan toplumlar çökmeye mahkumdur. Biz ise geçmiş hafızamızı yoklamaya başlayarak hayatta kalacağız.. Toplumcu düşünce, akrabalık, komşuluk ve yardımlaşma kültürü ile buhranlı günleri atlatacağız. Gıdada kendine yeterlilik konusunda en hızlı önlemi alan millet olduğumuza da köy otobüsleri ile şehirlere gelen erzakları görünce şahitlik etmiş oldum.. Türk Irkı azla yetinmeyi de bildiği için (gıda çeşitliliği yönü ile) zorlu koşullarda nasıl davranacağını yakın zamanda hatırlayacaktır. Uluslararası gıda tedarik zinciri kırıldı, gıda yani tarım yoksa, madenlerin ve yakıtların da hiçbir önemi olmayacak. Pek tâbi başarı teknolojiye de hükmetmekle tamamlanacaktır.

Kooperatifleşme ve köycülük en önemli husus olacak. Kooperatifler zaruriyetlerin çocuğudur.
İstikbalimizin temeli köylerimiz ve köylülerimizdir, buna kendimizden çok inanıyoruz. Atsız Atamızdan aldığım ifadeler ve güç ile iki evlek toprağa bulanacak, sessiz ve iniltisiz, nutuksuz ve yaygarasız mesai sarfedeceğiz. Kuvvetini ve şahsiyetini milletimiz içinde ve onun için tüketerek ölenlere millî kahraman diye tapacağız. Yalnız köylerde ve köylülerin gönlünde yaşayan ululara millî kahraman diyeceğiz.

Aynı ülkede farklı pencereden köylüye ve tarıma bakmak millet olmanın önündeki temel engeldir diye düşünüyorum. Bizim köylümüz Mustafa Kemal'in anılarında anlattığı ve 'köylü milletin efendisidir' sözünü defterine işlemesine ilham olan Sofya pastanesinde poz kesen Bulgar köylüsü gibi olmadığı için de mesudum. Toprağına bağlı olan bölgelerimizdeki köylümüz, muvaffak olmak için didinmekten, yaşamak için ölmekten çekinmez ve toprak sevgisinden asla vazgeçmez. Günümüzde belli bir kesim tarafından tembelliğinden ya da sessizliğinden ve vakurluğundan bahsi olunan köylümüz, kendine göre en ağır vergileri geçmişte ödemiş ve günümüzde de ödemeye devam eden köylümüzdür. Köylümüzün ve milletimizin asaletine, enerjisine ve insanlık meziyetlerine diğer milletler hayran kalırken, bizim kendi özümüzü hiçe saymamız ve kendi kabiliyetlerimizden ümit kesmemiz, fena bir kasda makrunsa büyük bir zavallılık ve acziyet ifadesi olacaktır. 

Köylümüz, tarihî, iktisadî ve siyasî birçok düşmanlıklar, oyunlar, fenalıklar ve idaresizlikler yüzünden yoksul düşmüş ve vatanımız gibi öksüz kalmış durumdadır.. O köylünün bunu gören, duyan ve acı hisseden kentli ya da eğitimli evlatlarına düşen birinci vazife, bu asaleti çamurlardan ve sefaletlerden kurtarıp çıkarmaya ve yükseltmeye çalışmaktır. Bu da ancak millî benliğimize ve millî enerjimize inanmakla olur.

Topraklarımızın yüzde 80'ni kuraklık sisteminin içine girdi, hızla susuzluk ve çölleşmeye doğru ilerliyoruz. Bu nedenle virüs ile içtimai hayatı ve Türklük ateşini meşgul edecek değiliz. Belki de sessizce dehşet saçmaya devam edeceğiz ve bekleyeceğiz...Bu sözümü iyi düşünün derim !

"Yeni gürültüler yaratanların değil, yeni değerler yaratanların etrafında döner dünya; ama sessizce." Nietzsche

Bugünler geçtiğinde Töresine ve toprağına sahip çıkan Türk Irkı kazanacaktır. Unutmayın Çin, Amerika, Avrupa ve Rusya'nın yıldızı yükselmiyor, onların güneşi batıyor, sadece farkında değiller.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.344



« Yanıtla #1 : 26 Nisan 2020, 20:18:58 »

Pek çok Türkçü gencin bilhassa alanlarında, çalışma çevrelerinde elde ettikleri deneyimleri bizlerle paylaşmalarına örnek olacak düşüncelerin için çok teşekkürler Tan Hu, var ol.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Abılay Han
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 285



« Yanıtla #2 : 26 Nisan 2020, 20:47:49 »

Elinize sağlık. Çok güzel bir makale olmuş. "Töresine ve toprağına sahip çıkan Türk Irkı kazanacaktır." cümlesinin üzerinde önemle durmak gerek.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Men Türk evladıyam, derin aklım, zekam var,
Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir yağılar?
Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk var, ben varam,
Zülme garşı isyankaram, ezilsem de susmaram!
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 614



« Yanıtla #3 : 26 Nisan 2020, 22:14:35 »

Elinize sağlık. Çok güzel bir makale olmuş. "Töresine ve toprağına sahip çıkan Türk Irkı kazanacaktır." cümlesinin üzerinde önemle durmak gerek.

Var olunuz..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 614



« Yanıtla #4 : 26 Nisan 2020, 22:17:04 »


Pek çok Türkçü gencin bilhassa alanlarında, çalışma çevrelerinde elde ettikleri deneyimleri bizlerle paylaşmalarına örnek olacak düşüncelerin için çok teşekkürler Tan Hu, var ol.

Var olunuz

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.188


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #5 : 26 Nisan 2020, 22:39:43 »

Emre gardaşım ınanmayacaksın belki makale konularımız aramızda 1500 km olmasına rağmen neredeyse eşleşmiş, tek düşünce tarzı bu olması gerek ve aynı anda birbirimizden habersiz.
Boşuna demiyoruz Türkçü güç engellenemez, bizim birimizle binimiz aynı.
Ve yazımın muhteşem olmuş Otağın son zamanlarda ihtiyacı vardı böyle bir sunuma.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 614



« Yanıtla #6 : 26 Nisan 2020, 23:13:40 »

Abim senin meşakkatli mücadelen yanında bizimkinin esamesi olmaz..Lâkin herkes kendi mücadelesini veriyor..Yalnızlığın Türkçülerin kaderi olmayacağı günler de gelecek.

Dışarıdaki boş gürültünün kurbanı olarak ne kadar yorgun, ne kadar çaresiz olduğunu fark eden Türk genci heba olmayacak. Safları sıklaştıracağız. Yüreğimizi ve aklımızı sızlatan mevcut acı hadiseler ve kayıtsızlıklar hayatın bize sağır kaldığını, kendisinden vefa bile beklemeden ona feda edilmeye az gelen ömrün bu kurban oluşunu, geçen gençlikleri, buna rağmen geçmeyen istekleri ve hedefleri gördükçe içimizi tarif edemeyeceğimiz bir his yoğunluğu saracak ve nice Türk anasının gözlerinden dökülen yaşlar gibi evlatların ruhundan süzülen bu duygular bize şu pişmanlığı söyletmiyecek.. "Keşke ...."! ..Asla milletimizden ve geçlerimizden keşke ile başlayan bir kör cümle duyamayacaklar artık...Çünkü yıldırım ve kasırgalar gibi Türkçü gençler yetişiyor ..Mezar, ergeç onu kazanı da çepeçevre saracaktır. Bu topraklara kefen giydirilmesine asla izin vermeyeceğimizin iyi bilinmesini isterim...Safları şıklaştırın gençler, okuyun, okuyun, okuyun..Yazın yazın..Kişilerin ne söylediği önemli değil nasıl söylediği önemli...Atsız Atamızın rehber edinilmesi umudu ile...Şunu unutmayın gençler, sizleri takip ediyorlar, sizleri deli gibi kıskanıyorlar ...Sadece düşündüğünüze inanmayın, gördüklerinize de dikkat kesilin..Hadi doldurun bu sayfaları bakayım..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.074 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.021s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.