EĞİTİM Mİ, ERİTİM Mİ?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ağustos 2020, 05:35:04


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: EĞİTİM Mİ, ERİTİM Mİ?  (Okunma Sayısı 1865 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KANIKEY
Ziyaretçi
« : 20 Aralık 2009, 03:45:36 »

Karga Sekmez Yokuşunun tepesinden taa aşağılardaki
şimdi bataklık olmuş eski çeltik ovalarına bir bakalım,
her mertebede eğitim düzenimiz ne hallere düşmüştür
hele bir göz atalım:
1) Hazırlık Sınıfı: İlkokulu, ortaokul veya liseyi
yeni bitirmiş çocuklara soruyoruz kaçıncı sınıftasınız diye.
Hazırlık sınıfındayız diyorlar. "Neye hazırlanıyorsunuz?"...
"İngilizce öğreniyoruz"... "Başka ne?"... Hiiç!..
"Allah Allah!" diyorum kendi kendime; bu nice iştir?..
Bu ülkenin eğitim imkânları fazla mı geliyor ki böyle fazladan birkaç sene daha okul, öğretmen, öğrenci vakti
dolduruluyor? Yüzbinlerce öğrenci gidecek okul, evrenkent
(üniversite) bulamazken, eğitim imkânlarının % 40'ı
bu 'hazırlık sınıfı9 garabetine ayrılıyor. Dünyanın hiç bir
yerinde 'hazırlık sınıfı9 diye bir inanılmaz israf, bir saçmalık,
daha doğrusu milletine bir ihanet görülmemiştir.
Ha olabilir, bir ülkeye yabancı bir öğrenci gelir, oranın tabii
olarak eğitim dilini anlamaz, onun için de, orada okula
başlamadan önce 6 ay oranın dil kursuna gider. Tabii bu da
bir israf ve olağandışı bir durumdur; kendi ülkesinde bir an
evvel kendi dilinden asıl eğitimine başlasa daha iyi. Görülüyor
ki, Türkiye9de Türk öğrenci kendi ülkesinde yabancı
öğrenci durumuna düşürülmüştür. Bu garip durum
Türkiye'de İngiliz parmağı ile 1953'te başlattırılmıştır. Bir
ülkenin eğitim dili her yerde olduğu gibi kendi dili olmalı
ki5 böyle saçmalıklar olmasın, çocuğu, genci, velisi böyle
bir hainliğe kurban gitmesin.
2) Dershaneler: Yabancı dille eğitimin yarattığı
gençliğe bir ikinci zulüm de gene ülkemize mahsus dershaneler
olayıdır. Anadolu Liseleri, "Kolejler", yabancı dilden
evrenkentler, hiçbir haysiyetli ülkede rastlanmayan
kaynakları yerli, mahiyetleri yabancı, ingiliz misyoner türü
okullardır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Bırakın da
bari misyonerliği İngilizler kendileri yapsınlar. Bizim kuruşlarımız,
milletimiz kendi kendini tarihten sildirecek
bir soykırım harekâtına niye kendi parasını harcıyor? Ancak
1953'ten beri milletimiz öyle bir oyuna getirilmiş, ka-

muoyu öyle bir aldatılmıştır ki, herkes, başka bir şey öğrenmeme
pahasına da olsa, yalnız ve yalnız bir sokak
İngilizcesi öğrenmeyi, kendi dilini, edebiyatını, tarihini,
kimliğini bilmemeyi, bir yılışık özenti, bir taklitçilik, bir
acenta kafalılık içinde kıvranmayı marifet sayar olmuştur.
Onun için de bu yerli misyoner okullarına sun'i bir rağbet
yaratılmıştır. Şimdi velisi, öğrencisi bu ihanet sistemi okullarına
girebilmek için çırpınmakta, ana konuları ve düşünmeyi
değil de, giriş sınavı geçmeyi öğreten dershane
önlerinde geceleri, hafta sonları gençler perişan olmaktadırlar.
Bu dershaneler, çarpık düzenin beslediği büyük bir
ticari kâr kesimi geliştirirken, olağan, zavallı, milli okullarda
okumak veya öğretmek durumunda kalanlar en şerefli
konumda oldukları halde aşağılık duygusuna itilmektedir.
Ruslar da Sovyet zamanında Türk illerinde böyle
yapmışlar, Rus okullarına gidenleri imtiyazlı, millilerine
gidenleri aşağılık göstermişlerdi. Türkiye9de gazetelere
İngilizce olarak reklâm veren yerli işverenlerin gerçek
amaçlarının ne olduğu düşünülmelidir.
3) İngiltere'den Gelen Ders Kitapları: Giderek,
yabancı dilden (sonunda hepsi İngilizce olacak) eğitim yapan,
yani -hâlâ bu kavram karışıklığını bilerek, bilmeyerek
yapan varsa- çeşitli dersleri kendi dilinden değil de İngilizce
öğreten okullardaki ders kitapları İngiltere'den gelmeğe
başlamıştır. Tanesi 30 - 40 dolardan bunun İngiliz ve Amerikan
kitap şirketleri için ne güzel bir pazar oluşturduğunu
siz düşünün. Zaten daha 1973'te dışarıda şöyle bir araştırma yapılmıştı: "Yakın bir gelecekte Türkiye'de anaokulu,
ilk, orta, lise, evrenkent, tüm okullarında ingilizce eğitim
dili olduğunda, İngiliz-Amerikan kitap şirketleri için ne
hacimde bir pazar oluşacaktır?" İşte bizi ilelebet tarihten
silmek için uygulanan bu "kendi dilini unutturma" oyunu,
bunu yaparak bir insanlık suçu işleyenlere bir de güzel para
kazandırmaktadır.
4) Dışa Gönderilen Öğrenciler ve Kaynak: Milli
Eğitim Bakanlığı, YÖK, çeşitli kamu kuruluşları yıllardır
özellikle Amerika ve İngiltere'ye binlerce öğrenci gönderiyor.
Özel gidenler de ayrı. Son iki yıldır Y^-K aracılığı ile
birkaç bin doktora öğrencisi gönderildi. Bu sayının birkaç
yılda 20.000'i bulacağı söyleniyor. Devlet adam başına
yılda 30.000 dolar masraf ediyor, bir öğrenci 5 yıl kalıyor.
Bu rakamlar korkunç boyutlarda. Milyarlarca dolan buluyor.
Böyle büyük bir yatırımın yapılmasına meclis mi, bakanlar
kurulu mu, kim, nasıl, niçin karar vermiş, söyleyen
yok. Dışa akıtılan bu kaynak, Türkiye'deki tüm evrenkentlerin
toplam bütçesinden büyük olabilir. Bu kaynağın onda
biri Türkiye'de araştırma, yenileme, Türkçe bilim kitaplarının
teşviki için harcansa evrenkentlerde, ülkenin bilim
düzeyinde önemli bir kalkınma olur.
Doktora için gönderme durumu ilginç. Amerikan
evrenkentlerinde, özellikle bilim ve teknik dallarında
doktora için öğrenciler para vermez. Evrenkent, ABD
devlet ve özel fonlarından öğrenciye para verir. Çünkü
doktorada ABD'ye gerekli araştırmalar yapılmaktadır.

Şu ara Amerikan ve İngiliz evrenkentleri büyük
malî sıkıntı içindedirler. İşte biz, kendi ülkemiz için kaynak
bulamazken Amerikan, İngiliz evrenkentlerini ihya ediyoruz.
Onların iktisadının da temeli olan araştırmalarını
mümkün kılıyoruz. Ne kadar hayırsever bir ülkeyiz değil
mi?
Bu, dışa kaynak ve gençlerimizi hibe etmeler, belli
bir kalkınma planına, eksik tekniklerimizi tamamlama hedeflerine
göre mi yapılıyor? Hayır. Bu işin söylenmeyen
bir tek gayesi var anlaşılan: Kafaları oralara göre ayarlanmış,
kendi dilinden çok İngilizce'yi bilen (başka ne bildiği
önemli değil!), yurda dönenleri Türkiye evrenkentlerinde
tüm konularda İngiliz kitaplanndan İngilizce olarak ders
verecek öğretim üyeleri yetiştirmek. O kadar ki, yeni ilahiyat
bölümceleri (fakülteleri) için gereken kişilere dahi, Amerika'da,
her Hıristiyan mezhebinin kendisi için papaz
yetiştiren, Müslümanlıkla ilgili hiçbir dersi bile bulunmayan
Teoloji okullarında "ilahiyat doktorası" yaptjrtılmaktadır.
5) Öğretmen Sorunu: Ankara Yenişehir Lisesi'nde
çok değerli bir kimyacı olan kimya hocamız Fazıl
Bey vardı. İyi Fransızca da bilirmiş, ama tabii bu bizi ilgilendirmezdi.
Çünkü tüm derslerimiz gayet güzel bir Türkçe
ile verilirdi. Ayrıca yabancı dil dersinde, mesela İngilizce'yi
de yeteri kadar öğrendik. Önceki yazılarımda belirttiğim
gibi, biz mezun olduktan sonra 1954'te bizim okul
"Kolej", yani ilk İngiliz misyoner okulu tipi "Türk Okulu" oldu. Unutmayalım ki Fransızlar I. Dünya Harbinden
sonra Antakya'yı aldıklarında ilk işleri Türk okullarının eğitim
dilini, tüm derslerde Fransızca'ya dönüştürmek olmuş.
Tabii Atatürk Hatay'ı kurtardığında dersler gene
Türkçe olmuş. Acaba şimdi Hatay'da kaç tane gerçek, yâni
Türkçe dilli Türk Okulu kalmıştır? Yoksa çoğu "Anadolu
Lisesi", "Kolej" filân mı olmuştur? Ayrıca bu "Anadolu"
lâfına dikkat edelim. Özellikle seçilmiş bir kelimedir.
Dokuz yıl sonra ABD'den profesör olarak döndüğümde
okulumu ziyaret ettim. Başöğretmenim Rahmetli
Fikriye Hanım hâlâ ordaydı. Bütün ilkokul çocuklarını
toplayarak bahçede güzel bir merasim düzenledi. Sonra okulu
gezdim, bazı dershanelere girdim. Kimya dersinde
genç bir ODTÜ "mastır" talebesi tarzanca gibi bir İngilizce
ile kimya anlatmaya çalışıyor, asayişi pek kalmamış çocuklar
belli ki anlamıyorlardı. Aklıma o muhteşem Fâzıl
Hocam geldi. "Nerede?" diye sordum. Yanma götürdüler.
Şükran hisleriyle elini öptüm. "Bize nazaran şimdiki kimya
öğrencileriniz nasıl?" diye sordum. "Ah evlâdım, bana
kimya dersi vermiyorlar ki! ben Fransızca bilirim ama İngilizce
bilmem." "İşte bu odada oturuyor, öğrenci sayıtımlan
(istatistikleri) ile uğraşıyorum." dedi. İçim burkuldu.
"Şu memleketin hâline bak; Türk gençleri en iyi hocalarından,
hem de kendi dillerinden mahrum ediliyor. Sadece
ve haysiyetsizce bir tarzanca öğrenmek uğruna düşünme
yetenekleri yok ettiriliyor, üstelik feleğini şaşırmış veliler
de bu toplu intihar kervanına katılabilmek için varlarını

yoklarını harcama yarışına girişiyorlar." diye düşünekaldım.
Görünen Batak Manzara
Yukarıdaki maddeler herhalde göstermiştir ki ülkemizin
artık bütün eğitim kaynakları, ve hatta fazlası,
mantıksız gibi görünen dehşet verici bir israfla bilimde,
kültürde, teknikte, bilgisayar çağında kalkınmak için değil,
bir tek açıkça söylenmeyen gaye için kullanılmaktadır: O
gaye, Fransızların, İngilizlerin başka sömürgelerinde yaptıkları
gibi, Türk Milletine, Türk Cumhuriyeti halkına
Türk dilini unutturmak, hiç öğretmemek, onun yerine her
ferdin Amerikanca gibi 250 kelimelik bir İngilizce'yi yeni
dili olarak, Türkçe yerine konuşur olmasını sağlamaktadır.
Bu iş, iç ve dış düşmanların kendi kaynaklan ile değil de
Türk Milleti'nin öz kaynaklan ile yaptırılmakta, hatta, iç
ve dış hainler bu işten bol para kazanmaktadır. Tıpkı, ölüm
döşeğindeki bir hastanın son kalan varlığını iyi etmek umudu
vererek sömüren sahtekâr, leş kargası doktorlar gibi.
Son aylarda, eğitim dilini değiştirerek Türkçe'yi
yok etme planı uygulanmasında büyük bir hızlanma fark edilmektedir.
Hatırlayalım ki bir ülkenin eğitim dili tümüyle
yabancı bir dile çevrildiğinde o ülkenin kendi dili
bir buçuk nesil sonra yok oluyor. Yakın tarihten öoıeklerini
vermiştik. İlk önce, babalar kendi çocukları ile kendi
dillerinde konuşamaz oluyorlar, Kazakistan'da, İrlanda'da,
Cezayir'de olduğu gibi... Sonra, eğer uyanıp uyan dınp tedbir alan aydınlar çıkmazsa o ülkenin, milletin adı
bile tarihten silinip gidiyor. Hani nerede Hititler, Likyalılar,
Keltler? Ama sadece dilini, inanç ve kültür kimliklerini,
devletleri olmadığı zamanlarda bile korumasını bilmiş
olan 5000 yıllık kavimler hâlâ duruyor.
Batı hâlâ Türk kimliğini bitiremediğinden, hâlâ
alttan yeşermeler olduğundan tedirgindir. Onun için, yeni
Orta-Doğu plânına da uygun olarak, artık üç yıl içinde
Türkçe'yi, dolayısıyla Türk lâfını tarihten silme oyununun
son perdesi oynanacaktır. Anaokulu, ilk ve ortaokulların
(bu üçü en önemlisi) hepsinde, lise ve ayarı okullar ve de
evrenkentlerin tümünde eğitim dili ingilizce yapılacaktır.
Bunun için işgal altındaki ülkelerdeki gibi zorbalıklara lüzum
kalmamıştır. Artık kamuoyu, cemaatleri ile, Atatürkçüleri
ile, sağcıları, solcuları ve iş adamları ile nerdeyse
tümüyle uyutulmuş, bu işten birçok çevrelere kısa vadeli
çıkarlar sağlanmıştır. Şu son günlerdeki sessiz faaliyetler,
üstü kapalı dolaşan "Avrupa ile bütünleşmenin gereği yeni
eğitim düzeni", "yeni yasa tasarıları" eğitim dilinin toptan
İngilizce olmasıyla ilgilidir. Avrupa ile bütünleşmeye kim
karar verdi? Millet böyle bir yetkiyi kimseye verdi mi?
"Bütünleşme" ne demektir? Ne için? Nasıl? Faydası, zararı?
Avrupa'nın diliyle mi? (O hangisi?) Diniyle mi? Şu an
ki iktisadî buhranı ile mi? Perişan gençliği ve esrarkeşleri
ile mi? Yok olmakta, yozlaşmakta olan kültürü ile mi?
Bunları tartışan, halka açıklayan, tanımlayan yok. Sadece
gökten zembille inmiş bir kanunmuş gibi "Avrupa ile bü-

tünleşeceğiz!" deniyor^ İşin garabetine bakın ki, sanki Avrupa
Birliği*nin dili İngilizce imiş gibi, Avrupa ile bütünleşmek
için dilimizi yok edip yerine İngilizce'yi yerleştirecekler.
Avrupa'nın neresi İngilizce oldu ki biz oluyoruz?
Almanya'da hiç İngilizce kalmadı; herşey Almanca.
Fransa'da De Gaulle Havaalanında bile herşey
yalnız Fransızca ve Almanca; İngilizce hiç yok. Öbür ülkelerde
de benzeri durumlar. Yoksa bizim tatlı su Anglosaksonları
güdümünde bir Avrupa Birliği mi tahayyül ediyorlar?
İngilizlerin böyle bir emellerine destek mi olmağa
çalışıyorlar? İlginç ihtimâller.
Sonuçta öyle görünüyor ki, tarih boyu bekamızın
temel şartı olan milli eğitimin yerini, tarihten bizi hızla silecek
bir milli eritim almış.
Neredesiniz Atatürk'ün güvendiği öğretmenler?
Neredesiniz kendilerine emanet bırakılmış gençlik?
Neredesiniz kimliğimizi korumak isteyen inanç sahibi
gönül ehli?
Neredesiniz Türkçüler, milliyetçiler?
Neredesiniz aydınlar, profesörler, gazeteciler?
Neredesiniz eğitimciler?

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
MoTuN
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 20 Aralık 2009, 04:23:29 »

Müfredatlarda tartışmaya acık o kadar cok konu varki? ingilizce en büyük yaralardan birtanesi tabi... düz liselerde süper lise diye gecen bu liselere öğrencilerin ilk okullarda aldığı yüksek diploma notuyla doldurulup sadece inglizce öğretmenliğine ve tercümanlığa yığılıyor... daha bunun gibi niceleri sıralanabilir... Sözel Bölüm okuyan bir öğrenci felsefe, psikoloji ve sosyoloji gibi dersleri vermeden diploma alamıyor fakat öss sacmalıgından sonra tercihlerde bu bölümleri secemiyor... dersaneler konusundada yine egitim bakanlığı basını taslara vurmalı dengesizlik ortaya cıkıyor... adamı 1 sene hazırlıyor fakat adam yine dersaneye gitmek ihtiyacı duyuyor... hadi öğrencilerin bir kac tanesi bilgisini arttırmak için gidiyor o vakıt neden dersaneler bu kadar fazla derler adama? tabi bu konu sadece ingilizce bölümüylede sınırlı değil... özellikle düz liselerde olan saçmalıklar diz boyu... güzel bir yazı olmus emeğine sağlık anda..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 31 Aralık 2009, 20:34:10 »

İşin fecaati şu ki, okullarımızda kültür geliştirme işlevini yerine getirebilmekten büyük ölçüde uzaktır. Kaç okulun doğru dürüst kitaplığı var tartışılır ya da  deney odaları... Ne yazık ki okullarımız büyük ölçüde dersane durumundadır. Milli eğitim Bakanlığına, Milli Dersaneler Bakanlığı dense iyidir...Herkesin yeni yılı KUTLU olsun..Tanrı milletime,vatanıma, bayrağıma  KUT versin ve milletimi aymaz uykusundan uyandırsın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.219 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.