BİLDİĞİN VE TECRÜBE EDİNDİĞİN GERÇEKLİKLER HAKKINDA İKİ KERE DÜŞÜNME
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 16:06:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BİLDİĞİN VE TECRÜBE EDİNDİĞİN GERÇEKLİKLER HAKKINDA İKİ KERE DÜŞÜNME  (Okunma Sayısı 798 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« : 01 Kasım 2015, 13:53:09 »

Yazımda yer alan ifadeleri bu davayı canlarından aziz bilmiş kandaşların kendi üzerlerine almayacaklarından emin olarak kaleme aldım.

“Türk milletinin dışarı ki düşmanları bütün dünyadır.” (Orhun,”Komünist, Yahudi ve Dalkavuk”, sayı 5, 21 Mart 1934, s. 93)

Ya bizim, bizim içimizden davamıza düşman olanlar!

Türk milletinin yüksek şeref ve menfaatini müdafaa edecek yegâne ülkü Türkçülüktür. Bunun dışında yer alacak milli ve manevi hasletleri, yitirilmişlikleri kendimize yamamak en yüksek zavallılık belirtisidir.

Bazı milliyetsiz hareketsizlik mensupları, gerektiği zamanlarda teşkilatları ve camiaları içinde yer alan biz Türkçülere hürmet göstermeleri, fikri aydınlığımızdan, sertliğimizden, irademizden, duruşumuzdan, ilkelerimizden yararlanmaları gerekirken; şaman, kam, dinsiz, sabatay, romantik vb. gibi gündelik, zail akıllı yakıştırmalar yaparak, bu tertemiz zihinlerin ötekileştirilmesini sağlamışlardır. Kötü kasıtların, maksatların ve aptallığın birer tercümesi niteliğinde olarak tecrübe edindiğimiz ve duyguların öldürülmüş olduğu çoğu teşkilatlar artık kokuşmuş bir çöplük niteliğindedir.

Gelişen ve değişen dünya, Atsıza Ataya göre “Devler Memleketi” olmaya doğru ilerliyor.

Diğer devletlerin Türklerin karşısında düşman olduğu düşünülürse ‘ırkımızın’ etrafında nasıl bir düşman kuvveti olduğu anlaşılır düşüncesiyle dünya “Devler Memleketi” olmaya doğru giderken, yüz milyonluk milletler kurulurken siyaseten dağınık olan kırk milyonluk (o dönemde) Türk milletinin istikbali ne olacaktır, sorusunu “Türk Birliği” olarak cevaplayan Atsız, bu birliğin nasıl bir süreçten geçerek sonuçlanacağını üç aşamayla açıklıyor:

1) Bağımsızlığını kazanmak
2) Esir olan kardeşlerini kurtarmak
3) Fütuhat ve emperyalizm

Bu aşamaları gerçekleştiren ise Ülküdür!

İşte bu Ülkü, bilhassa da fütuhat dava arkadaşlarımız tarafından gündelik yaşama, siyasete ve islam sentezciliğine feda edilmiş, kıbleler değişmiştir.

Atsız Ataya göre, mesele bir “iç meseledir”; Türk’e fiziken benzeyenlerden daha fazla çekinmemiz gerekir, çünkü “yılanın bile en tehlikelisi, bulunduğu yerle aynı renk olandır.”

Bulunduğu yerle aynı rengi alan yılanlar!

Bir Türkçü, bulunduğu cemiyetlerde renkten renge girmediği için kendini çok net belli etmektedir. Türk’e düşman olanlar ve bunu açıkça dile getirenler bizce tehlikeli değildir, asıl tehlikeli olanlar “Türkümsü” olan yabancılardır. Bu yabancı kan taşıyan grupların belirli kesimleri milliyetsiz hareketsizlik teşkilatlarına yerleşmiş ve yerleştirilmiş olarak 40 yıllık süreçlerde görevlerini yerine getirmişlerdir.

Hatta bazı çorbacıların geçen seçimlerde siyasi manevralar için hdp denen hainlerin siyasi koluna belirli bölgelerde oy kullandıklarına bile şahitlik ettik. Malum oluşumların canı gönül ile hdp, akp, cemaat birlikteliklerini gittiğimiz yerel teşkilatlarda gözlemledik ve bu yapılanları siyasetin gereğiymiş gibi göstermelerine de kin duyduk, kinimizi içimizde büyüttük. Her şey oldular da bir türlü Türkçü olamadılar diyerek hayıflandık…

Atsız’a göre, “Türkümsüler” bugün için Türklüğün lehine çığırtkanlık yaparlar, çünkü Türklük şu anda güçlüdür (hala güçlüdür), ancak kötü günde ihanet edeceklerdir, çünkü kanları bozuktur.

Atsız Ata, “Hakiki Türklerden” de ihanet içinde olanların bulunabileceğini, ancak bu ihtimalin çok zayıf olduğunu belirtiyor. Türkümsüler birkaç göbek önceki babalarının Türk olmadığını bilmeden kendilerini Türk sansalar da değildirler, çünkü Türklük yalnız manevi değil, aynı zamanda maddidir. Türk olmak için Türk ırkının maddi ve manevi özelliklerini taşımak gerekir.

Atsız Ata, “aynı gün doğan bir Yahudi çocuğu ve Türk çocuğu alınarak her ikisine de Esperanto dili öğretilse, aynı terbiyeyi alsalar bile, Türk çocuğu yine yiğit, Yahudi çocuğu korkak olacaktır” diyerek düşüncelerini ifade etmiştir.

Şimdi ki Türk Bayrağı altında bulunan bir sınıf korkakları gördükçe seciyelerinin ne olduğu merakına kapılmaktan kendimi alamıyorum.

Atsız Ataya göre,

Dil meselesi Türklükte kandan sonra gelir; yabancılar arasında kalarak dilini kaybeden Türkler olsa da, bu durumun kanca Türk oldukları gerçeğini değiştirmediğini belirten Atsız, milletin sadece “dil birliği” ile açıklanamayacağını, üçüncü sırada dilek birliğinin bulunduğunu, bazı Türk zümrelerinde dilek ayrılığı olmasının onların tek millet olmalarına engel olmadığını, Mustafa Kemal’in dilek birliğini kurduğunu, ancak menfaat birliğinden söz etmediğini, bunun bir duygu, bir kan meselesi olduğunu belirtiyor.

Bizimkiler de (yanlış anlaşılmasın çocukluğumuzdaki diziden bahsetmiyorum) dilek birliği İslam alemine vakfedilmiş, menfaat birliği de yerini günlük maddi menfaatlere bırakmıştır.

Atsız, “Mademki bütün Türkler birleşecektir, şu halde onların arasında uzak veya yakın bir menfaat birliği de kurulacak demektir. Zaten Türkler arasında bir de menfaat birliği vardır ki o da hepsinin aynı düşmanlar tarafından aynı tehlikelere maruz kalmış olmasıdır… Çünkü kırk milyonluk Türk milleti küçük küçük parçalara bölünmüş ve her parça büyük, iştahlı, ileri teknikli ve yüksek harslı düşmanlar tarafından çevrilmiştir.”

Bu kısmı eklememin nedeni bütün Türkler için kullanılan “aynı tehlikelere maruz kalmış” ifadesini vurgulamak istememdir. Demek ki bizim bazı dava arkadaşlarımız geçmişte patagonyada yaşadıkları için aynı tehlikelerin maruziyetini hissetmemekte ya da farklı coğrafyalardan mübadele ile Türk Vatanına getirilmiş olmalarının mankurtluğunu tecrübe edinmektedir.

Atsız Atamız bu aşamada sonuç olarak ifadelerini şu şekilde özetliyor:

1. Türk olmak için önce kanı Türk olmak lazımdır,
2. Ondan sonra dili Türk olmak lazımdır,
3. Ondan sonra da dileği Türk olmak lazımdır.

Dileği Türk Olmak!

Hadi Türk olduklarını var sayalım! Hadi aynı dili de kullanalım! Ancak şu dilek ve menfaat birliğimiz ne olacak?

Bunların hoca efendilerinin çarklarında kirli işlere bulaşmaları, cemaatin oylarına talip olduklarını ifade etmeye çalışmaları bizim de şaşırmadığımız bir yakın tarih, dilek ve menfaat kucaklaşmasıdır. 40 yıl önce Türkçüleri tasfiye ettiklerini düşünerek, abd karargahlarından aldıkları emir ve talimatlar ile beraber çıktıkları bu kutlu yola ilk gün ki gibi taze ve sıcak şekilde sadık kalabilmektedirler. ‘Okyanus Ötelerinden’ ifadeleri, yerini kardeşlik türkülerine bırakmıştır.

Türkçülük idealinin tahakkuku bu arkadaşların dünyasında arap beynelmilelciliğinin meşrutiyeti kadar yer almadığından, takındıkları “kardeşlik” tavrı anlaşılabilir niteliktedir. Ancak bu pis hesaplarını Türk Milliyetçiliğine bulaştırmanıza kanaatim ile asla izin vermeyeceğimi daha öncede her mecliste bildirmiştim.

Atsız, “…..ülkülerin kanla beslendiğini ve bir milletin ülküsüne varmak için ırmaklar gibi kan akıtması gerektiğini, bunun kanla, kılıçla, dövüşle, kinle elde edilebileceğini belirterek, bir millet için en büyük tehlikelerden birinin barış ve dostluk ”afyonu” ile uyutulmak olduğunu, saldırmayan millete saldırıldığını” ifade ediyor.

Kan deyince, bu arkadaşların aklına hiçbir amacı olmayan futbol müsabakaları sonrası birbirini giren taraftarların görüntüleri mi geliyor! Ya da sahillerde, kıçı kırık bir fahişe için yaptıkları palalı kavgaların görüntüleri mi?

Bazı milliyetsiz hareketsizlerin, Türk Milliyetçiliği önündeki en büyük engel olduğunu, etnik, dini ve kültürel türdeşlik safsataları içinde bir gün geri dönmemek üzere kaybolacağını Türkçüler her daim dile getirmiştir. Bir gün kaybettiğiniz ruhların içinde silinmek üzereyken bizimle aynı yolda yürümek istediğinizde yaptıklarınızın hesabını vererek en ağır görevleri üstlenecek ve en ağır olaylara maruz kalacaksınız.

Bu dava zor..Bu dava yorucu..Bu dava çetin…

Türk Milliyetçiliği ile Türk Milleti arasındaki doğal bağın hatlarından koparak, islami münevverlerin çöplüğüne üşüşmeniz bizce bilinen, sizce gerçekleştirilen bir hareketti. Zira damarlarınızdaki kanın cevherini yitirmiş olduğunuza kanidik. Çölde değil, bozkırlarda, dağlarda güçlü olduğunuzu unutmanız, unutkanlığınız sonucu değil menfaatlerinizin zavallılığı idi.

Hani sizin hareketçiliğiniz var ya! islami ve amerikancı fırkalara hadim olarak daima yerinde sayacak ve Islahatı ise biz Türkçüler gerçekleştireceğiz.

“Dünyada en büyük hak yaşamaktır. Ülküler, insanları bu haktan vazgeçirecek kadar büyük ve kuvvetlidir. Kabul etmelidir ki yüzbinlerin hayattan vazgeçmesinde görülmemiş bir ululuk ve yücelik vardır.” (Atsız)

Komünistlerin bir kısmının “züğürtler,” diğer bir kısmının da kendilerine kadın bulmak için bu yola girenlerden oluştuğunu, bazılarının ise komünist merkezlerden para almak için, bir kısmının da bu yola bilmeden giren “budalalar” olduğunu belirterek komünistin ne olursa olsun “vatan haini” olduğunu belirten Atsız Ata, acaba bugün ki sözde milliyetçilerin takındıkları aynı hallerine şahit olsa ne derdi.

Beyaz çoraplar, külhani hareketler, sarı dişler, tespihler, ağızdaki sigaralar yerini; fahişeli kuru-sulu partilere, ağız dolusu küfürlere, eldeki son model telefonlara, kapıdaki son model arabalara, davaya karşı hakarete bırakmış, tabutluk yüzü görmemiş, Yusuf yüzlü olmanın ne anlama geldiğini bilmeyen yeni yetmelerin particilik ve ülküdaşlık yaygaracılığı yaptıkları, Türkçülere karşı yabancı bir milletin mensubuymuş gibi tavırlar takındıkları yeni bir âleme kapı aralanmıştır.

Dava uğruna hayatlarını feda eden ve bu kokuşmuşluktan uzak duran, tabutluklarda çilelerini doldurmuş yol başçıların bugün birtakım milliyetsiz hareketsizcileri değil de biz Türkçü olmanın yolunda ilerleyen azimli ve bozkurt yüzlü gençlerin bileğini tutması ve kut vermeleri, doğru yolda olduğumuzun en tabi teminatıdır.

“Ülkücü ilkelerin uygulanması güçtür. Bunlar her aklın kolaylıkla kabul edemeyeceği kadar parlak ve heybetli düşüncelerdir. Uzun vadelidirler ve sonsuz fedakârlık, kan ve can vergisi isteyen nesnelerdir. Fakat milletlerin gönlünü sevinç ve heyecanla dolduran yürütücü kuvvetlerdir. Tarihin en büyük kahramanlıkları ve fedakârlıkları bunlar uğrunda yapılmıştır. Çetin çarpışmalar isteyen ülküler, çetin savaşçılar yetiştirmek bakımından da olağanüstü ortamlardır. Ülkücü ilkeler, uğrunda çarpışan insanları yükseltip Tanrı’ya yaklaştıran ilkelerdir.” (Atsız)

Biz ülküsüz olan hayalcileri, dalkavuk ve namussuzları yakamızdan silkip attık…

Ötesi berisi, iki keresi, üçlüsü beşlisi yoktur…

Tan Hu”Emre”
01.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.