Benim gözüm Cumhuriyet'te, Atatürk'te, yargı ve askerdedir...
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 05 Temmuz 2020, 00:01:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Benim gözüm Cumhuriyet'te, Atatürk'te, yargı ve askerdedir...  (Okunma Sayısı 1281 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DAĞLICA KURDU
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 501



« : 23 Ocak 2010, 20:51:45 »

Benim gözüm Cumhuriyet'te, Atatürk'te, yargı ve askerdedir...

Atatürk'ün ölümünün 71. yıldönümü... Bu hüzün günü, Atatürk'le bir hesaplaşma günü oluverdi. 10 Kasım; Cumhuriyete ve Atatürk'e meydan okuma gününe dönüştürüldü... Meclis görüntüleri utanç vericiydi. Meclis'te millete meydan okuma günü ilan edildi. Bugün, içeriğinin 'ihanet' olduğu söylemin 'açılım paketinin' başlangıcının gündeme taşınması vardı.
Ve siz millet olarak 'oy' verdiklerinizin durumuna bir bakın hele... Acaba kaç kere utanıyor, kaç kere ellerim kırılsaydı diyorsunuz? Satılık vatanın, ümmetçileri. Sözüm sizlere… Unutmayın esirler Cuma namazı kılmazlar. Ülke adım adım esarete doğru yol alıyor. Önce ekonomisi satıldı ve tüketildi. Dışa bağımlı ve teslimiyet. Sıra etnik yapı ve yapıya göre bölünmeler. Seçilen gün 10 Kasım 2009 Atatürk'ün ölümünün 71'inci yılı. Hesaplaşma böyle başlıyor. Açılım paketi için bugünü özellikle seçtiklerini hiç çekinmeden söylüyorlar. Onların halktan korkusu yok. Onların korkusu, Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyetin niteliklerinde. Hesaplar bu iki kavram üzerine.

 
RTE diyor ki, “Biz 89 yılda yapılmayanı yaptık...” Ve bu çıkış sözüne hiç kimse sormuyor. Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulumuyla, Atatürk'le hangi hesap içindesin diye. RTE neden kendini Süleyman Demirel'le, Adnan Menderes'le, İsmet İnönü'yle, Bülent Ecevit'le, Turgut Özal'la kıyaslamıyor da, hedef tahtasına Atatürk'ü yerleştiriyor?  Mantık açıkça ortada değil mi?
Kıyas kendi gibi siyasi yapıyla yapılmalı. Ama bunlar kendilerine en büyük rakip olarak Atatürk ve onun eseri olan Cumhuriyeti görüyorlar. Bu topraklarda, RTE'yi Atatürk'le kıyas yapan, hatta onu çok üstün gören ve padişah ilan eden bir anlayış toplumu var. Ve bu anlayışa hizmet eden bir basın var bu ülkede. Hokkabaz anlayışın ürünleri olan yorumcu ve köşe bekçileri. Saros'un besleme piçleri. Diğer yanda renkli camın esiri, uyuşmuş toplum. Yaşayıp gidiyoruz birlikte. Bir tarla sıçanı gibi. Korkak, pısırık ve ürkek...


Cumhuriyetin kazanım ve değerlerini yok ederek, yerine ılımlı İslam, teorisiyle ortaya çıkan, HAMAS'a avukatlık yapan ülkeyi açlık ve sefaletin içine sürerek koyunlaştıran. Hatta sadaka toplum yapıp devletin kapısına dilenci olarak süren felsefenin ürünü olan bu hesaplaşmanın adı nedir? 89 yıl önce bu millet bir esaretten kurtuldu. Ve Cumhuriyet kuruldu. Bu millet dünyaya varlığını bir kez daha ispat ederek ortaya koydu. Ve bugün RTE bu 89 yılın başlangıcı 1919'la boy ölçüşüyor.
Yok etme, sindirme politikaları bir bir hayata geçiriliyor. Bu ülkede Cumhuriyete sahip çıkmak suç oluyor. Atatürk'e ve onun eserlerine olan bağlılığın açıklanması suç oluyor. Diğer yanda suçları sabit olanlar. Çankaya'da, TBMM'de. Bu ülkeyi kaç adet suçlu dosyası yönetiyor? Ve bu çatılar suçluların korunduğu ve yıldızlı konforun sağlandığı bir alan değilse nedir?


İstanbul Başsavcısı'nın telefonlarını dinleyen, takip ve izlemeye alan bir anlayışın ana fikrinde insan hakları ve özgürlüğünden; hele hele hukuk devleti olunduğunun anlayışı ile edilen lakırdılar ne kadar inandırıcı? Veya ne kadar doğru? Bu lafları edenlerin kendi suç dosyalarını unutup bu tür konuşmaları ne kadar ahlaki?
Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu... Her iki yargıç için Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu ihraç istemi rapor hazırlayıp, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na veriyor. Raporda Kaçmaz için dört, Eminağaoğlu için üç soruşturma açılması isteniyor. Bu istemin içinde gizli olan öç alma, sindirme duygusu mantığının öne çıkmayan gizli kalan nedenleri var gibi…

 
Bağımsız Türkiye'nin, bağımsız yargının yargıçları için, Adalet Bakanı'nın görevden alma istemi. On bir bin yargıç hakkında soruşturma başlatılması. (YARSAV Genel Başkanı'nın açıklaması) ne kadar düşündürücü... Hani bu ülke hukuk ülkesiydi?
Atatürk'ün hukuk anlayışında milli egemenlik kavramı hukukun temeli olarak kabul görür. Ve evrenseldir. Cumhuriyet hukukuna karakterini veren temel kavram milli egemenliktir. Hukuk devleti kavramının yerleşmesi bakımından kuraldır.


Bu ülkede bağımsız olan salt AKP anlayışı mı? Hukuksal düzen salt bunların yandaşı olan hukuk fakültesi mezunlarının tezleri mi? Bu neyin savaşıdır? Neyin ayak oyunlarıdır? Bir tezgâhın içinde ülke parçalanmaya bir adım daha yaklaşıyor.
Bu ülkenin Adalet Bakanı, bir kasaba avukatı gibi Ali Baba'nın çiftliğindeki düzenin uyumsuzluğundan söz ediyor. Nedeni, açıkça ortada… AKP hukukunu benimsemeyenler inceleniyor. Boşalan yerlere hangi felsefeyi atamak istedikleri ayan beyan ortada. Ve bu millet… Sizler destek verdiğiniz AKP mantığı içinde Fethullah Gülen'i ve Abdullah Öcalan'ı  adım adım taşıyorsunuz. Taşıdığınız yer. Kan ve gözyaşı...


Kimliksiz bir millet dahi bu ihanetin içinde olamaz. Kabile ülkeleri dahi böyle bir yanılgıya düşemez. Ama satılmış bir anlayışının uşakları ancak bunu yapabilir.
Anıtkabir'de bir kadın Genelkurmay Başkanı'na sesleniyor; “Paşam, Atatürk'ü tarihe gömmek istiyorlar...” Diğer yanda bir ulus, üzerine serilmiş ölü toprağının altında mışıl mışıl uyuyor.
Ve TV'lerde Atatürk anlatılıyor. “Keşke biraz daha yaşasaydı… O yalnızdı ama tek başına değildi...”


AKP değerleri yok sayarak umursamaz tutumunu 10 Kasım günü de sürdürüyor. Açılım paketi olarak gündemde yer tutan, içeriğinde ihanet planlarının varlığı olduğu öne sürülen bir paketi Ata'nın ölümünün 71'inci yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kendi Cumhuriyetine onaylatıyor. Belli ki bunların Atatürk'le, Cumhuriyetle hesaplaşmaları var. Ve Cumhuriyeti yıkma eylemleri halkın kürsüsünde, bu milletin bir paket makarnaya, bir ton kömüre sattığı kimliğinin toplamının ettiği güçle gereği yapılıyor. Ve bu oylama kaç paket makarna ediyor? Çulsuz bırakılan bu milletin düşünecek zamanı dahi kalmayacak. Arınç, Diyarbakır'da yine meydan okuyor. Bunların güvendiği dağlar hangi dağlar dersiniz?


Bu ülkede bilim adamları sustu. Halkın ordusu Silahlı Kuvvetler her gün oluşturulan bin türlü senaryolarla yıpratıldı ve susturuldu. Ve bu millet, Cumhuriyete, Atatürk'e ve halka, yani kendine söveni alkışlıyor...
Beleşçi ve tembel yaşamın iniş ve çıkışlarında hayat gailesi yerine farklı bir dünyada hayal ürünü olan bomboş bir yaşamın içinde kendisine yer arayan bir nesil geliyor. İçi boş ve kof. Onların istediği de bu. Koyun millet. Hainliği içine oturtmuş, sindirmiş seyirci insan sürüsü. Türkiye'de böyle bir kitle var. Bu kitle habis bir ur gibi giderek çoğalıyor. Değerler bir bir ayaklar altına alınıyor. Kafasına sarık, sırtına cübbe giyen, kara çarşafa sarılan, çuvala sokulan kadınlar boy gösteriyor sokaklarda. İnsanlar yadırgamıyorlar. Siz kafanıza kalpak koyup çıksanız sokağa ne derler? İşte bu noktada nasıl alıştırıldığımız, nasıl uyuşturulup şartlandırıldığımız gerçeği var. Ortaya bir aptal sürüsü çıkıyor…


Atatürk, Türk toplum yapısını gelenekçilikten, hareketliliğe yöneltmek, Türk toplumunu çağdaş hayat düzeyine ve toplum sistemine geçirmek hedefini güdüyordu. Gelenekçi, sosyal değişime hızı kesilmiş, ekonomisi ilkel bir tarım teknolojisine dayalı bir tarım toplumunun sanayi toplumu haline dönüşmesini böylece Türk insanının lâyık olduğu refah düzeyine uslaşmasını ve batının sömürüsünden kurtulmasını amaçlamıştır.
89 yılla hesaplaşmasını sürdürenlerin bir başka amacı ülkeyi hızla yoksulluğa iterek, elindeki varlık olan tarım politikalarını da yok ederek, dilenci, beleşçi üreticiler oluşturmak.
Bu millet muslukların kapatılması noktasına gelindiğinde nasıl olacak ve ne yapacaktır? 13 yıl önce söyledikleri ve adına değişim dedikleri sözlerin ana başlıkları; “Geçiş kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” Ya da “Kan dökülecek fıstık gibi olacak...” sözleri hayat bulacak.


Nasçılığa dayalı bir hukukun hedefi durağan bir toplum yaratmak ve toplumsal sistemi geleneksel niteliği içerisine hapsetmektir. Böyle bir hukuk toplumu yeniliklere kapatır. En azından yeniliği büyük ölçüde zorlaştırır. Atatürk nasçılığı reddeden milli iradeyi ve milli temsil sistemine dayanan yeni bir hukuk ve onun gereği olan zihniyeti savunmuştur; Atatürk inkılâplarının zaruri ve temel şartını oluşturur.


Bugün tek başına iktidar olmanın hazırladığı bu çıkışlar ülkenin var oluş niteliği olan ekonomik ve hukuksal normlarını altüst etmekten öte bir anlayış ve yıkım politikalarının yanı sıra bu anlayışla halka yönelik 'yarın sıra kime gelecek' veya 'kimde' endişesi ve korku diktatoryası salınmakta... Milli iradenin başka emeller çerçevesinde “zorlayıcı, bölücü ve değiştirici” anlamında kullanılmasının en çarpıcı örneği bugünkü iktidardır. Herkesin bir ederi var. Vatanın ederinde can var. Kavga var.  Sevgili millet, “el yüksüğüyle gerdeğe giren, kütüğüne piç yazdırmak durumundadır...”

çağdaş kırşehirden alıntı....
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

KURT   OTAĞI  ÇAKAL   GİREMEZ
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.218 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.