"Bir Numara" Kadrosunun Neden Boş Tutulduğu Anlaşıldı: Hedef Erdoğan
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 11:32:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: "Bir Numara" Kadrosunun Neden Boş Tutulduğu Anlaşıldı: Hedef Erdoğan  (Okunma Sayısı 2019 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« : 12 Şubat 2012, 09:49:25 »

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile iki eski üst düzey MİT yetkilisinin İstanbul Başsavcılığı'na bağlı bir özel yetkili savcı tarafından "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağrılması, "Ergenekon" denizinde daha kimlerin boğulacağına dair önemli işaretler veriyor.

MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılmasıyla ortaya çıkan durum, ülkeyi dört yıldır kasıp kavuran "Ergenekon" tsunamisinin kendi içinde geldiği bir dönüm noktasıdır aynı zamanda. Önceki gün start verilen operasyonla birlikte "Ergenekon" sürecinin, "düşman unsurların" tasfiyesi aşamasından, iç hesaplaşma aşamasına gelmiş olduğu anlaşılıyor.

Esasen, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanmasından sonra böyle bir hamle beklenmeliydi.

Kim ne derse desin, "Ergenekon" süreci, bütün hukuksuzluğuna rağmen, semboller üzerinden adım adım gitme konusunda insanlık tarihinin belki de en kurgusu en sağlam komplolarından birisidir.

Kurulan tezgahları ve yapılan tutuklamaları kendi siyasi iktidarlarının güçlenmesi anlamında sevinçle karşılayanlar, "devleti temsil ettikleri" müddetçe, operasyonun içine çekilmememelerinin imkansız olduğunu göremediler.

Devleti ele geçirmek iyi güzel de plan eğer bu topraklar üzerindeki bütün devlet yapısını ve bilincini yerle bir etmekse, kime hizmet etmiş olursanız olun sıranın bir gün size geleceği belli değil miydi?

Ortadoğu ülkelerinde halkı birbirine düşürerek, iç savaş çıkararak uyguladılar planlarını. Bir Türk-Kürt savaşı çıkarmak için bizde de yapmadık provokasyon bırakmadılar ama Kürtlerin ve Türklerin ortak sorumluluk duygusuna, biraz da ahali üzerindeki genel duyarsızlık ve üşengeçliğimize dua edelim ki, sokaklara dökülüp birbirimizi kırmadık. Emperyalizmin iç savaş oyununu bilerek veya bilmeyerek bozduk.

Türkleri ve Kürtleri sokağa dökemediler ama Hakan Fidan olayıyla birtlikte ortaya çıkan depreme baktığımızda, devleti bölüp parçaladıkları, devleti yönetenleri birbirine karşı kanlı bıçaklı hale getirdikleri anlaşılıyor.

Ortaya çıkan durum, devlet içinde bir iç savaştır.

Konunun çok boyutlu olması itibarıyla daha fazla kafa karışıklığına meydan vermeden, gelinen noktada göze ilk çarpan noktaları maddeler halinde toparlamak isterim:

1)-Öncelikle işin şekil-şemal boyutuna bakacak olursak; Emniyet içinde MİT'e karşı bir süredir bir "operasyon" hazırlığı yapıldığı anlaşılıyor.

2)-Bu operasyon hazırlığı, kaynağını ve malzemelerini KCK soruşturmalarından almaktadır. Yani polis,KCK soruşturmaları sırasında öyle bilgi, belge ve ifadeler elde etti ki, PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği büyük kanlı eylemlerde bile "MİT'in bilgisi", hatta "yönlendirmesi ve işbirliği" tespit edildi! Veya, MİT'e bir süredir diş bileyen Emniyet, elindeki KCK operasyonunu fırsat bilip elde edilen bilgi ve belgeleri MİT'in aleyhine kullanılacak şekilde derledi.

3)-Soruşturmanın Emniyet içinde büyük bir gizlilikle halledildiğini, soruşturmayı yürütecek savcının titizlikle seçildiğini ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile Yardımcısı Fikret Seçen'in bile devre dışı bırakıldığını anlıyoruz. Aykut Cengiz Engin'in görevden alınmasıyla Başsavcılık makamına büyük bir sevinçle oturan Çolakkadı, selefinin akıbetinden kurtulamadı ve kendisine bağlı bir savcının polisle işbirliği halinde ve kendisine haber verilmeden bir soruşturma yürüttüğü ortaya çıkınca kamuoyu önünde zor duruma düştü.

4)- Bu ne kadar gizli ve ne kadar önemsenen bir operasyondur ki bırakın İstanbul Başsavcısı'nı, Başbakan'ın dahi haberi yok! "Sayın Başbakan adına buradayım" diyerek PKK'lılarla görüşen MİT Müsteşarı'nın "terör örgütü şüphelisi" olarak ifadeye çağrıldığını Başbakan da Başsavcı ile birlikte basından öğreniyor...

5)-Emniyet ile MİT arasında "Ergenekon" sürecini de kapsayan bir çatallaşma olduğu, polisten aldıkları talimatlarla hareket eden Rasim Ozan Kütahyalı, karısı ve Mehmet Baransu gibi tiplerin gündeme getirmeye çalıştıkları konulardan anlaşılıyordu. Örneğin polis bir süredir Rasim Ozan ve karısına televizyon kanallarında "Hırant Dink davası Ergenekon'a bağlansın" dedirtiyordu...

6)- Bizce sakıncası yok ama Dink davası şayet Ergenekon'a bağlanırsa, ipin ucunun o dönem Trabzon Emniyet Müdürü olan, şimdi de İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'na getirilerek taltif edilen Ramazan Akyürek'e uzanması kaçınılmaz olmaz mı? Ve ipin ucunun Ramazan Akyürek'e uzanması, Tayyip Erdoğan'ın da işin içine çekilmesi demek değil midir?

7)-AKP hükümetine yalakalık yaparak milyon dolarlık yalı sahibi olmuş bu tipler, "Ergenekon'a bağlansın" diye kanal kanal gezereken Başbakan'ı hedef gösterdiklerini bilmiyorlar mı?

Cool- Cahilliği her geçen gün biraz daha sırıtan Kütahyalı'nın karısını bilemeyiz ama bu tiplere "Televiyonlara çıkıp şunları söyleyin" diyenler pekâla biliyor...

9)-Gelişmelerden anlaşılıyor ki Tayyip Erdoğan önce Hırant Dink cinayetini "Ergenekon"a bağlamakla tehdit edildi, hatta bu konuda bir savcı bile ayarlandı ancak belli ki istenilen sonuca ulaşılamadı...

10)-Tayyip Erdoğan, 27 Nisan muhtırasını yazmış olan Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe'de yaptığı ve "benimle mezara gidecek" dediği görüşme üzerinden de sık sık tehdit edilmiştir ve edilmektedir..

11)-Yine de kırılma noktasının Uludere olduğu anlaşılıyor. Emniyet, "Uludere'nin istihbaratı MİT'ten" manşetini Mehmet Baransu'ya attırdığı an, MİT'e karşı savaşı başlatmış oldu.

12)-KCK operasyonlarına dayanarak başlatılan soruşturma ise Uludere'de başlatılan savaşın devamı gibi görünüyor. Hazır ortada PKK'lı teröristlerle "Başbakan adına buradayım" diye görüşen bir MİT Müsteşarı varken, KCK operasyonlarında da bu konumu güçlendirecek bilgi ve belgelere ulaşılmışken altın vuruş neden yapılmasın?

****

Gelinen noktada, ortalığın daha çok karışacağı anlaşılıyor. Şu dakikaya kadar küresel güçlerle senkronize gitmiş olan Emnniyet kanadı,sakin ve kendine güven içindeyken, "Terör örgütüne destek vermekle" suçlanan MİT Müsteşarı ile onun amiri konumundaki Tayyip Erdoğan cephesinde bir sinir bozulması ve dağınıklık gözlemlenmektedir..

İktidarın eteğinde ekmek kapısı bulan boy boy ve soy soy kalemşörde de öyle..

Örneğin Yeni Şafak'tan Ali Bayramoğlu, Fidan'a yapılan daveti "Bardağı taşıran son damla" diye niteledikten sonra,

"Bir kurum ve politika yargı ve polis tarafından hesaba çekilmiş durumda... Nasıl açıklamalı, nasıl yorumlamalıı Önce bir tespit: Hakan Fidan MİT'in ve hükümetin çiçeği burnunda müsteşarıdır. AK Parti'nin ürettiği yeni seçkinlerdendir. Kürt meselesi başta olmak üzere güvenlik konularında Başbakan'ın en yakınındaki danışman ve yardımcılarından birisidir. Başbakan açısından tam anlamıyla bir güven adamı, yakın çalışma arkadaşı ve içeriden bir isimdir. Bu vasıflara sahip bir ismin "şüpheli" sıfatıyla ifade vermeye çağrılması, üstelik Başbakan'ın talimatıyla kimi temas ve görüşmelerden dolayı savcılığa celp edilmesi, bir anlamda Başbakan'ın ifadeye çağrılmasıdır. Hükümetin ve politikalarının savcı tarafından sorgulanmasıdır. Özetle bir meydan okumadır..." diyor..

İyi de hani kimse dokunulmaz değildi?

Genelkurmay Başkanı tutuklanınca "bardağı taşıran damla" olmuyor da, Başbakan'ın "prensi" olarak tanımladığınız MİT Müsteşarı'na ifade daveti gidince neden "son damla" oluyor?

Yumurtanın Erdoğan'a dayandığının itirafı değil midir bu?

Daha durun ne inciler okuyacağız bu kapı kullarından...

"Hiç kimse dokunulmaz değildir" şeklinde bağırmaktan kulak zarımızı delmiş olan Başbakan'ın girdiği yol da çelişkili ve içine düşürülmek istendiği çıkmazı derinleştirecek bir yoldur.

An itibarıyla öğrendiğimiz kadarıyla, Hakan Fidan Başbakan'ın "izin vermemesi" üzerine ifadeye gitmeme kararı almış bulunuyor. İyi de bir tabur muvazzaf general tutuklanırken aynıı itiraz gündeme getirildiğinde ne demişlerdi Başbakan ve kafa sallayıcıları:

"CMK'nın 250. maddesinin üçüncü fıkrasına göre; şüpheli, görev ve sıfatı ne olursa olsun özel yetkili cumhuriyet savcısı tarafından ifadeye çağrılabiliyor. 251. maddenin birinci fıkrasına göre de savcıların doğrudan soruşturma yapma yetkisi var. Kimse yargının tasarrufundna bağımsız değildir, kimse konumuna sığınarak savcının sorularından kaçamaz"

demişlerdi...

Şimdi ne diyorlar?

"Koskoca MİT Müsteşarı'nı sorguya çağıramazsınız, bu Başbakan'a yapılmış bir meydan okumadır."

Yazıyı bitirmeden önce hiç bir aklın çözemez hale geldiği bu çılgın gidişat hakkında daha "küçük" etkenlere de değinmek isterim.

Küresel kurgu tamam. Devletin bütün birimlerinde bu küresel kurgu ile uyumlu kadroların var olduğu da artık sır değil ancak olayların bu noktaya gelmesinde "küçük adamın" rolünü de bir kenara yazmak gerekir.

Çoğu taşra kökenli ve orta halli ailelerden gelme Emniyetçiler, Ergenekon operasyonları sayesinde öyle bir özgüven kazandılar ki "İstediğimiz herkesi alırız" oyunu giderek bir şehvete, adeta kumar aşkına dönüştü. Artık kendilerini besleyip büyütenlere de diş göstermeye başladılar.
Aynı durum, polisle işbirliği halindeki "gazetecilerde" de mevcut. Hiç birisinin gazetecilik geçmişi ve kültürel alt yapısı yok ama öfke, kibir, böbürlenme, hedef gösterme, tehdit savurma gani gani..

İşte polis devletine böyle gidiliyor..

Önce "küçük adama" aşırı özgüven aşılayarak..

Ve o polis devleti ki Tayyip Erdoğan'ı, bizzat yaratıcısını olayın başından beri boş tutulan "Ergenekon'un 1 numarası" koltuğuna hızla taşıyor.

Son bir yorum:

Abdullah Gül'ün bütün bu gelişmeleri dışında olduğu asla düşünülmemelidir...

Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #1 : 12 Şubat 2012, 09:50:22 »

O Gece Fidan'ın Lojmanına Baskın Beklendi

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Oslo görüşmelerinde aktif rol oynamış iki üst düzey yetkilinin özel yetkili savcı tarafından "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağrılmasıyla patlak veren "devlet krizinin" arka planında kamuoyuna yansıyandan çok daha çarpıcı ve tehlikeli gelişmeler yaşandığı ortaya çıkıyor.

Açık kaynaklara yansıyan bilgiler bile kavganın büyüklüğünü ortaya koyacak nitelikte. Resim o kadar büyük ki ne "Cemaat-AKP kavgası", ne "MİT-Emniyet kavgası", ne de "Tayyip Erdoğan'a yönelik okyanus ötesi tasfiye planı" gibi genel şablonlar-içinde doğruluk barındırsa bile-gerçek durumu tam olarak yansıtmaya yetmiyor

ERDOĞAN'A: "SIRA SANA DA GELECEK" MESAJI: Başbakan'ın açıkça sahip çıktığı bir MİT Müsteşarı'nı "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağırmak, gelmemesi durumunda "yakalama" kararı çıkaracağının işaretini vermek, herkesin üzerinde birleştiği gibi Tayyip Erdoğan'a meydan okumadır. Daha da ötesi, "sıranın kendisine de geleceği"mesajını vermektir. Mesele sadece MİT'in Başbakanlığa bağlı bir kurum olması meselesi değil. Şayet hedefe konulan MİT Müsteşarı Hakan Fidan değil de misal Emre Taner veya Şenkal Atasagun olsaydı, ortalık bu kadar karışır ve herkes şaşkına uğrar mıydı?

FİDAN'IN LOJMANINA GECE BASKINI: Yeni Şafak gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, olayların sıcaklığını içerisinde çok önemli bir bilgi verdi. Selvi dün köşesinde şöyle yazdı: "Hakan Fidan'ın gayet usulsüz bir şekilde ifadeye çağrılması, hükümet içinde tahminlerin ötesinde bir etki yaptı. O gece bazı bakanların MİT müsteşarını arayıp, ihtiyaç duyarsa yanına gelmek istediklerini, desteklerini bildirdiklerini bir kenara not etmenizi istiyorum."

Eğer bazı bakanlar, ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı'nı geceyarısı arayıp "yanına gelebiliriz" diyorlarsa, ortada bir "baskın" beklentisi var demektir. Fidan'ın lojmanına gelinerek zorla alınıp götürüleceğini düşünüyor veya "biliyor" olmalılar ki böyle bir fiziki dayanışmaya gerek duyuluyor. Acaba Fidan'ı ifadeye çağıran güç, zorla gözaltına alma yöntemine başvursaydı ve o anda evde "bazı bakanlar" da bulunsaydı, ne olacaktı? Selvi'nin aktarımıyla bakanların "yanına gelebiliriz" demelerinden anlaşılıyor ki direneceklerdi! Yani fiziken karşı karşıya gelinecekti!..Belki de MİT ve bakan korumaları ile Fidan'ı "mevcutlu" götürmek üzere gelenler arasında çatışma çıkacaktı!

KIRILMA NOKTASI BAŞBUĞ'UN TUTUKLANMASI:

Başbakan Tayyip Erdoğan, başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, şimdiye kadar aynı yöntemle ifadeye çağrılıp akabinde tutuklanmış üst düzey askerler konusunda topu hep yargıya ve CMK'nın 250. maddesine attı. "Yargının bağımsızlığı" konusunda ne kadar samimiydi bilemeyiz ama herkes şunu biliyor ki Erdoğan'ın bir işaretiyle bu subayların hepsi serbest bırakılabilirdi. Nitekim kendisi de bundan son derece emindi ancak ne zamana kadar?

İlker Başbuğ tutuklanana kadar...

Erdoğan, İlker Başbuğ'un tutukluluğunun kaldırılmasını kanımca samimi olarak istedi, yargıya açıkça mesaj da verdi ama kendisini de şaşırtan bir şey oldu: Ergenekon sürecinde yargı ilk kez Başbakan'ın mesajını görmezden geldi. Başbuğ'un tutukluluğunu kaldırmadılar. Bu durum, Erdoğan açısından bir ilkti ve "Ergenekon'da" başka bir gücün devreye girdiğini gösteren en önemli işaretti.

FİDAN'IN TUTUKLANACAĞINI BİLİYORDU: Başbuğ'un tutuklanmasıyla, birilerinin gücüne ilk kez meydan okuduğunu gören Erdoğan, Hakan Fidan olayında aynı riski göze alamadı. "Kimse dokunulmaz değildir" şiarına ters düşmek, çifte standart uygulamak ve kamuoyunda güven kaybetmek pahasına askerlerden esirgediği koruma kalkanını MİT Müsteşarı'nın sırtına geçirdi. Çünkü Erdoğan, Fidan'ın ifade vermeye gitmesinin tutuklama ile sonuçlanacağını biliyordu! MİT Müsteşarı'na yönelik operasyon belki kendisinden başarıyla saklanmıştı ama olayın "tutuklama" ile sonuçlanacağı istihbaratını birileri Başbakan'a emin olun vermiştir. Doalyısıyla, başka seçeneği kalmadı Erdoğan'ın. Eğer Hakan Fidan'ın Beşiktaş adliyesinde bir çay içip ifade verdikten sonra mesaisine döneceğinden emin olunsaydı, kamuoyunda "Kendi adamlarını koruyorlar, askerleri aslanın ağzına atıyorlar" algısını oluşturmaya değmezdi. Fidan gider ve ifadesini verirdi. Hakan Fidan'ın karambolde tutuklanmasının ve Başbakan'ın bütün çabalarına rağmen geri bırakılmamasının ne anlama geleceğini varın siz düşünün..

ERDOĞAN'I HEDEFE KOYAN BU GÜÇ KİM?: Yine Abdülkadir Selvi'yi okuyalım:

"YAŞ krizlerini, HSYK'daki kavgaları hatta Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının istifa sürecini izlemiş birisi olarak, siyasi iradenin bu denli öfkeli olduğu bir ana tanıklık etmedim.

Bu düpedüz bir savaş ilanı olarak yorumlandı.

Bu ülkeyi seçilmişler mi yönetecek, özel yetkili savcılar mı?

İsrail'e "One Munite" çekmiş, Ergenekon'a, askere, muhtıralara boğun eğmemiş bir iktidar olarak, özel yetkili Cumhuriyet Savcılığına mı boyun eğeceğiz denildiğine tanık oldum".

Selvi de, "özel yetkili Cumhuriyet savcılarına mı boyun eğeceğiz" diyen aslan yürekli bakanlarımız da çok iyi biliyorlar ki karşılarındaki güç, özel yetkili savcılar filan değildir. Her sıkıştıklarında yaptıklarını yapıyorlar ve sanki partilerine bağımlı hale gelmeyen yargı kalmış gibi AKP'nin kurulduğu günden beri klasiği olan "yargı vesayetine boyun eğmeyiz" sakızını çiğniyorlar. Bu, biraz da hedef saptırmadır, olayın bir "iç savaş" olduğunu perdeleme çabasıdır. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere herkes çok iyi biliyor ki Beşiktaş Adliyesi'nde AKP'nin deyimiyle "yargı vesayetini" temsil eden mübaşir bile kalmamıştır. İlker Başbuğ tutuklanınca yargı vesayeti olmuyor da, Hakan Fidan tutuklanmak istenince neden oluyor?

KİM, "ERGENEKON" MU?: Dört yıldır içinde "Ergenekon" geçen beş cümle kurarak yalı sahibi olan gazeteci kılıklılar, MİT'in başına örülen çorabın failini hemen buldular: Ergenekon!

Çelişkiye düşmekten hiç utanmadıkları için şöyle bir soruya muhatap kalacaklarını da düşünmediler:

"MİT'e yönelik operasyon, kaynağını KCK soruşturmalarından aldığına göre bu durumda KCK operasyonlarını ve tutuklamalarını da Ergenekon mu yaptı?İyi ama hani KCK, Ergenekon'un bir uzantısıydı?"

Hakan Fidan üzerinden Tayyip Erdoğan'a yönelen operasyonun arkasında "Ergenekon" olduğunu söylemek de "iç savaşı" perdeleme taktiğidir. İktidar ve onun gölgesinde yan gelip yatanlar, kanatlar arası savaşın daha da büyümesinden, ortalığın toz duman olmasından, düzenlerinin bozulmasından ve hesap verme gününün yaklaşmasından korkuyorlar. Nagehan Alçı ile kocasının zıplaması bundandır...

MİT YASASI MECLİS'TEN SORUNSUZ GEÇER Mİ? Çifte standartçı damgası yemek göze alındı, "adamını koruyor" dedirtmek göze alındı, başka bir kanattan şamarı yiyip oturmak göze alındı..Şimdi de "adama göre kanun çıkarma" ilkesizliği göze alınıyor. "Adam kurtarmak için yasa çıkarılmaz, böyle bir şey kamuoyunun vicdanını yaralar" diyerek şike yasası için Erdoğan'a bayrak açan Şamil Tayyar bile yasa değişikliğini twitter'dan destekliyor. Peki ya aynı gerekçeyle şike yasasını veto eden Abdullah Gül'e ne demeli? Peki böyle bir değişiklik Meclis'ten sorunsuz geçer mi? CHP ve MHP'nin muhalefetini kastetmiyorum, acaba AKP içinde sıkıntılar yaşanmaz mı? Bundan Tayyip Erdoğan da emin değil ki, teklif adı sanı duyulmamış bir milletvekiline verdiriliyor. Şöyle imzaya açılıp şan olsun diye 50-60 kişinin imzasıyla yapılamaz mıydı? Hem böylece Başbakan'a ve Hakan Fidan'a ne kadar sahip çıkıldığı da dosta düşmana gösterilmiş olurdu. Gece yarısı telefon açıp Hakan Fidan'a "yanına gelelim mi" diyen yiğitler nerede?

Netice itibarıyla bu yasa değişikliği şöyle veya böyle geçer ama burada bile Tayyip Erdoğan'ın gücü sınanmak istenecek ve de sınanacaktır.

İLERİ DEMOKRATLARIN HEPSİ DERİN DEVLETÇİ KESİLDİ: Bu arada, medyada ağzından "askeri vesayet", "karanlık geçmişle yüzleşme", "ileri demokrasi" teranelerini düşürmeyenlerin hepsi başımıza derin devletçi kesildi. Mahir Kaynak'tan öğrendikleri kadarıyla "devlet" ve "istihbarat" üzerine döktürmedik kelam bırakmadılar Yargı, devletin gizli faaliyetlerini soruşturma konusu yapamazmış! Gizli örgüte sızan istihbarat ajanı, suça da katılırmış, adam da öldürürmüş! Örgüt içindeki faaliyeti yargılamadan muafmış, yoksa devletin gizliliğine halel gelirmiş! Dolgun dudaklarıyla somurta somurta Hilal Kaplan bile böyle diyor...

Hani siz faili meçhullerin aydınlatılmasını ve bir daha yaşanmamasını istiyordunuz? Hani siz devletin hangi gerekçeyle olursa olsun cinayet işleyemeyeceğini savunuyordunuz? Şimdi bu söylediklerinizden hiç yüzünüz kızarmıyor mu?

BUNDAN SONRA NE OLUR: Fidan'ın koruma altına alınması ve MİT yasasında değişiklik yapılmasıyla kriz dondurulur. Bu arada örneğin Suriye gibi yeni bir gündem maddesi ortaya atılır. Taraflar birer adım geri atıp beklemeye başlarlar. Ancak biz eğer Emniyet'e ve Beşiktaş Adliyesi'ne yerleşmiş bu ekibi ve arkasındaki gücü tanıdıysak, Başbakan'dan da; Hakan Fidan'dan da eninde sonunda rövanş alınır. Devlet içi kavga büyür. "Daha ne olacak ki" demeyin, akla hayale gelmeyecek durum ve manzaralara tanık olabiliriz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YABGU
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 829


Mustafa Kemalin Askeri , Atsız Atanın Kalemi.


« Yanıtla #2 : 12 Şubat 2012, 12:06:16 »

Bu bir cemaat ve Erdogan savasidir eminetin icindeki atamalardanda bunu rahatlikla gorebiliriz cemaat erdogani tam manasi ile kose  sıkıstirmistir ergenekon altinda bazilarini susturmaya calisirlarken derin bir batakliga batmislardir bir zamanlar guvendikleri komutanlar basbugu buyuk anit tehlikenin farkina varmis olicaklarki icerden bagzi taslari oynatmaya baslamislardir buda bir kirilma gerceklestircektir zaten bagimsiz olmayan yargiyada fiilen mudahale etmelerinin en buyuk nedenide erdoganin son kozlarini oynadiginin gostergesidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.113 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.06s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.