TÜRK KÜLTÜRÜNDE KADINLAR VE KADININ TOPLUMDAKİ YERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2019, 08:35:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK KÜLTÜRÜNDE KADINLAR VE KADININ TOPLUMDAKİ YERİ  (Okunma Sayısı 11839 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 26 Ağustos 2012, 13:10:10 »

  TÜRK KÜLTÜRÜNDE  KADINLAR

Nasıl olup da eşsiz dilimizde yer edindiğini bilmediğim ‘her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın vardır’ sözü muhtemelen kadını ikinci planda gören Avrupalının icadı bir sözdür. Türk kadınının medeni ve siyasi birçok hakka sahip olduğu dönemlerde Avrupa’da cadı olduğu gerekçesiyle kadınlar öldürülüyor, ibadethanelere dahi alınmıyorlardı. Yani medeniyeti bize örnek gösterilmeye çalışılanlar bizden çok daha geç medenileşmişlerdir !.

  Türk töresinde kadının yeri erkeğin yanı olmuştur. Kurultaylarda söz hakkına sahip ,gerektiğinde silaha sarılıp mücadele veren , iffet ve namus timsali olan kadınlar Türk kadınlarıdır. Öyleyse biz bu sözü Türk milleti için özlü bir söz haline getirmek istersek ‘her başarılı erkeğin yanında başarılı bir kadın vardır’ diye kullanabiliriz.

  Günümüzde Türklük üzerine oynanan oyunlardan biri de Türk kadının yeri meselesidir. Milletimize bile bile dayatılan güya modernlik , çağdaşlık adı altındaki estetik bir meta haline getirilen kadın tipi ancak şarlatanlık olabilir. Medyanın yarıçıplak resimlediği, moda budalası, düşünmekten yoksun bırakılmış kadınlar ya da Anadolu kadınının ve tüm ev hanımlarının acınacak halde olduğuna inandırma uğraşındaki ‘kadın programları’ Türk kadınına hakaretten başka bir şey değildir.

  Türk’ün kendi töresinden başka hiçbir düzene ihtiyacı yoktur. Ne kapitalizmin doğurduğu zenginliğin tadını çıkaran, burjuva özentisi kadın modelleri Türk’ün milli değerlerine uygun değildir. Türk kadını varoluş sebebini, bu sistemlerin ortaya atılışlarından yüzyıllar önce kanıtlamıştır. Büyük Türk tarihinde ismi yüreklerimize ve beyinlerimize kazınmış er kişiler gibi devlet yönetmiş, savaşmış, zorluklarda direnmiş yiğit kadınlarımız da vardır.

  İşte bu yürekli Türk kadınlarından biri Süyün Bike’dir. Kazan Hanı Safa Giray 1547’de ölür. Oğlu Ödemiş Giray iki yaşında olduğundan varisi annesi Süyün Bike olur. Ruslar 13 Şubat 1550’de Kazan’a hücum eder. Süyün Bike de diğer kahramanlardan geri kalmadan savaşır. Fakat şehir düşer ve Kazan Beyleri ile birlikte o da esir alınır. Gemilere bindirildiklerinde halk gözleri yaşlı nehrin kenarında beklemektedir.

   Kazan Melikesi var gücüyle bağırır:
“Kazan..Kaygulu , kanlı şehir!..Başından tacın düştü... Sen şimdi dul kadın gibisin! Sen şimdi efendi değil , kul oldun!..Sen başsız arslan gibisin! Her devlet akıllı Han ile idare edilir , güçlü çeri ile ayakta kalır!.. Bunlar olmayınca, herkes senden Hanlığı alır! Eski günlerini, bayramlarını hatırlayıp, benim gibi ağla artık.. Nerede senin eski Hanlık bayramların? Nerede sendeki çocuklar , beğler , Töreler?... Nerede senin genç kadınların , güzel kızların; onların şen sesleri nerde?.. Hepsi kayboldu değil mi? Bundan sonra sende,bunların yerine ağlamalar, inlemeler olacak!.. Sende bal akan ırmaklar, pınarlar vardı.. Bundan sonra onlarda senin evlatlarının kanları ve gözyaşları akacak!.. Rus kılıçları onları kırıp geçirecek!.. Ey Tanrım!.. Bizim en azgın düşmanımız olan İvan’a tez cezasını ver!.. Kazan’ın başına bu belaları açan Şeyh Ali ile Türeleri cezasız bırakma! Onlar beni düşman eline düşürünceye kadar çalıştım; çekmiş olduğum eziyet ve sıkıntıları onların da , onları umursamayan ve ülkelerine sahip çıkmasını bilmeyen Kazanlıların da başına ver Tanrım!..Ver ki ,bundan sonrakilere ibret ve ders olsun ; başka Türk Yurtlarının başına böylesi gelmesin!...”

  Bu esir alınıştan sonra Süyün Bike’ye ne olduğu konusunda çeşitli rivayetler var. Ama bilinen bir şey başka Türk yurtlarının başlarına da böylesi sıkıntıların geldiği ve neredeyse hepsinde Türk kadınının da mücadele verdiği gerçeğidir. Türkiye’de Kurtuluş Savaşı’na kadar silahlı mücadelelerin içinde yerini alan kadınlarımız savaş sonrasında da fikir, ilim, siyaset ve sanat alanlarında milli denebilecek mücadeleler vermişlerdir.


  Bugün bize yakışan, Türklük şuur ve gururuyla özünü kaybetmeden hatta özüne dönerek yaşamaktır. Türk kadınını layık olduğu mecralara taşımak yine bizlerin elindedir.

  Eski Türk toplumlarında aile en önemli sosyal birlik olduğundan, ailenin temelini teşkil eden kadın, Türk destanlarında ve Türk felsefesinde öyle yüce bir mertebeye kurulmuştur ki kadını öylesine yüce bir varlık haline getiren töreye ve kültüre hayran olmamanın imkanı yoktur. Kadın, erkeğin biricik yoldaşı ve çocuklarının anası olmak gibi önemli bir vazifeyle görevlendirilmiştir. Daha da önemlisi Türk Milleti'nin tek bereket kaynağıdır. Kendisine verilen bir takım haklardan dolayı hanların, hakanların, cengaverlerin önünde saygıyla eğildikleri bir şeref abidesidir.
  Türk destanlarında kadın ilahi bir varlık konumuna gelmiştir. Öyle ki erişilip dokunulması, koklanması, kısaca beş duyuyla algılanmasının imkanı yoktur. Yaratılış Destanı'nda, Allah'a insanları ve dünyayı yaratması için fikir ve ilham veren "Ak Ana" adında bir kadındır. Oğuz Kağan'ın ilk karısı, karanlığı yararak, gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. Yakutlar'da "Ak Oğlan" ağacın içinden çıkan nurlu bir kadın tarafından emzirilmiştir. İlk Türk yazıtlarından olan Bilge Kağan kitabesinde Kağan: "Sizler anam hatun, büyük annelerim, hala ve teyzelerim, prenseslerim..." hitabıyla söze başlar.
En eski Türk inancına göre, "Han ile Hatun" gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir. Kadına, böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin, horlanmasının imkanı yoktur. Zaten Türk kültüründe ve destanlarında böyle bir durum göze çarpmamaktadır. Türk destanlarında kadın erkeğin daima yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır.
  Dede Korkut hikayelerinden olan "Deli Dumrul"da, Dumrul canının yerine can bulma çabasına girince bunu kadınından bulmuş, kadın ona hiç çekinmeden canını vereceğini söylemiştir. Yine Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi kılıç kullanan, iyi savaşan kadınlarla evlenmek istemektedir. Nitekim, Dede Korkut'taki Bamsı Beyrek hikayesinde yer alan "Banu Çiçek" bunun en güzel misalidir.
Kırgızların Manas Destanı'nda kadın, evin namusunun koruyucusudur. Kazaklar'da kadına verilen değer şu atasözüyle ne güzel anlatılmıştır: "Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır."
   Tüm Türk destanlarında sarsılmaz bir saygı, sevgi ve sadakat vardır. Gerdeğe girdiği gün murad alıp vermeden yalnız kalan kadın kocası ölünceye kadar onu bekleyeceğine ve üzerine bir erkek sinek bile kondurmayacağına and içerdi. Kadınların savaşta düşmanın eline geçmesi büyük bir zillet sayılırdı. Oğuz Kağan Destanı'nda ırza tecavüz edenlerin öldürüldüğü veya gözlerine mil çekildiği ifade edilmektedir.
İranlı bir tarihçi olan Gerdizi de "Malumdur ki Türk kadınları çok iffetlidirler." derken Türk kadınının ahlaki temizliğini övmektedir. Bu övgü boşuna değildir. Nitekim kadın adları arasında temiz, faziletli manasına gelen "Hun, Sabir, Arig, Arık, Uygur Silink, Kazan Silu" gibi adların bulunması sebepsiz değildir. Aynı şekilde İbni Batuta Şehnamesi'nde Kırım'daki hatıralarını anlatırken söyle demektedir. "Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür."

   İslamiyet öncesi Türk toplumlarında kadınsız bir iş görülmezdi. Kadın erkeğin tamamlayıcısıydı. O sürekli erkeğin yanındaydı. Hakanın buyrukları yalnız "Hakan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi. Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete Han'ın hatunu imzalamıştır.
Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime'de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmakta ve bu kızların isimlerini şöyle sıralamaktadır: "Boyu Uzun Burla, Barçın, Salur, Şabatı Hatun, Künin Körkli, Kerçe Buladı, Kuğatlı Hanım."
   Türk kadını, diğer toplumlarda olduğu gibi baskı altında tutulmuyor, aşağılanmıyordu. Kadının yüceliği Altay Dağları'nın en yüksek tepesine "Kadınbaşı" ismi verilerek, sanki çağlar sonrasına bir mesaj gibidir.
İslam öncesi Türk topluluklarında kadına böyle bir bakış açısı var iken, Türk toplumu dışında kalan milletlerde kadının durumu acınacak bir haldedir.


Cahiliye devri Araplarında, kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdır. Arap erkeği adet zamanında kadınla bir arada oturmaz, onunla yiyip içmezdi. Aynı dönemde yine burada kadının miras hakkı yoktu. Oysa, Türk kadını miras hakkına sahiptir. Mesela; Yakutlar'da kadının kendine ait mülkü mevcuttur. Buna "and" veya "nemse" adı verilir. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardır. Ölen bir kocanın karısı var ise; bunun mirastan iki hali olur.
    1. Kocanın oğlu veya kızı, oğlunun oğlu veya kızı ile beraber bulunuyorsa sekizde bir,
    2. Bunlardan hiç biri kadının yanında değilse dörtte bir miras alırdı.

  Aynı dönemlerde kadınların diğer toplumlardaki durumunu incelemeye devam edelim. İngiltere'de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hıristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere'de kadın "murdar" bir varlık sayıldığı için İncil'e el süremiyordu. Kadınlar İncil'i okuma hakkına Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır.
  İngiliz piskoposu Dour'un 1888 yılında Westminster Kilise'sinde vaaz verirken söyledikleri tüyler ürperticidir..
"Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Kadının sözü kızlarına geçmezdi. Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi."
  Çin'de ise, boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu. Kadının böyle bir hakkı yoktu. Oysa Türk kadını tüm bu haklara sahipti. "Koca karısını, kadında kocasını boşayabilirdi. Koca karısının getirdiği çeyizinin bedelini verirken, kadın para vermek veya mihrinden vazgeçmek suretiyle kocasından boşanabilirdi."
Budizm'in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir. Eski Türk kadını, Roma kadınından da fazla haklara sahipti. Roma hukukunda kadın, kendi malına hükmedemezdi, vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Romalı kadın Jüstinyen devrine kadar tam bir esir hayatı yaşamıştır. Roma'da dul kadının evlenmesi suç sayılıyordu. Yine Çin'de yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı. İran'da kendilerine eş olan kızlar günahkar sayılmışlardır. İran'da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri acı bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak şerefsizlik sayılmıştır.
İşte bu dönemlerde, Türk kızları ve kadınları, toplumun şerefli bir ferdi olarak itibar görmüşlerdir. Türk kadınının böyle ihtişam içinde ve saygı görerek yaşaması Türk karakter ve kültürünün yüksek değerini ifade eder.


     
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 26 Ağustos 2012, 13:17:14 »

KURTULUŞ SAVAŞINDA KAHRAMANCA SAVAŞAN TÜRK KADINLARIMIZ

        NENE HATUN1857-1955
   Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Çeperler Köyü’nde dünyaya geldi.Henüz 20 yaşında bir gelinken 1877-1878 yılları arasında yapılan Türk-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Aziziye Tabyası’nı sopayla,taşla, kazma, kürekle savunanlara katılarak cesurca savaştı.Daha sonra oğlunu Çanakkale Savaşı’nda şehit verdi. Kurtuluş Savaşı başladığında yaşı ilerlediği için cepheye gidip eskisi gibi savaşamadı. Atatürk’ü çok sever ve takdir ederdi. 1954 yılında 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel Paşa’nın gayretleriyle kendisine “3. Ordunun Nenesi” ünvanı verildi. Cüzi de bir maaş bağlandı.1955 yılında anneler gününde “Yılın Annesi” seçildi. Erzurum manevraları sırasında Amerikan Generali Ridgway bu yüce insanın elini öptü. Nene Hatun bir kahramanlık ve analık sembolü olarak 98 yaşına kadar yaşadı. 22 Mayıs 1955’te zatürre hastalığından vefat etti.Kabri, uğruna savaştığı topraklarda, Aziziye Şehitliği’ndedir.

HALİDE ONBAŞI (EDİP ADIVAR)
(1884-1964)

İşgallerin ardından İstanbul'da yaptığı konuşmalarla halkı işgallere karşı uyandırmaya çalıştı.1919'da Sultanahmet Meydanı'ndaki mitingde yaptığı etkin konuşma sonrası hakkında tevkif kararı çıkınca, eşi ile birlikte Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşına katıldı. İstanbul Hükümeti tarafından Mustafa Kemal ile birlikte hakkında ölüm kararı verilen altı kişiden biriydi. Mustafa Kemal onu Garp Cephesine tayin etti. Kendisine önce “onbaşı” , sonra da “üstçavuş” rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür. Değerli yazarımız Kurtuluş Savaşını ve Türk kadınlarının mücadelesini anlatan ve Türk klasikleri arasına giren pek çok esere imza atmıştır.

NEZAHAT ONBAŞI
Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahat'ı kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı. Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı. Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve 100'den fazla düşman askeri öldürmüştü.
Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 yılında T.C.’nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk vatandaşıdır. Bursa Milletvekili Operatör Emin (Erkul) Bey'in bununla ilgili önergesi şöyledir:
"Büyük Millet Meclisi Riyâsetine,
Muhtelif cephelerde, bilhassa son Gördes ve İnönü muhârebelerinde bilfiil çarpışmalara katılan ve her an askerleri teşcî eden 70. Alay Kumandanı Hâfız Hâlid Bey'in kerîmesi 12 yaşlarındaki Nezahat Hanım'a ilk İstiklâl Madalyası'nın verilmesini teklif ve bu teklifin hey'et-i umumiyenin tasdikine arz edilmesini ricâ ederim."
Bu öneri TBMM’ de hararetle kabul edilmiş, ancak Kurtuluş Savaşı’nın hengamesi içinde işleme konulamamış, daha sonra da kararın yerine getirilmesi unutulmuştu. Kendisi de hiçbir zaman ne "Madalyamı verin!" talebinde bulundu, ne de TBMM Başkanlığınca alınmış kararın yerine getirilmesi için müracaat etti.Nihayet karardan 65 yıl sonra 78 yaşında bir nine iken TBMM’nin “Şükran Belgesi’ne” kavuşmuştu ve bu duygulu anda gözyaşlarını tutamamıştı.

ŞERİFE BACI
1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerekir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol alır. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermiştir.
Bugün Kastamonu'da şanına layık güzel bir anıtı vardır

HALİME ÇAVUŞ (KOCABIYIK)
Kastamonu’da doğan, anne-babasının “kızım gitme” şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılan Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı.Mühimmat taşımada birçok görev yaptı. Bir Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı.Bir keresinde İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastladı. Ancak rastladığı kişinin O olduğunu bilmiyordu Mustafa Kemal Paşa “Sen üşüyor musun böyle?” diye sordu. “Bey, 100 bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” dedi. Paşa kafa kağıdını istedi. Verdi. “Sen kız mısın?” “Evet.”
Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her sabah traş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya çağrıldı. Ailesi önce korktu, Paşa Halime’yi neden çağırıyordu ki? “Gitme” dediler,o yine dinlemedi ...Kapıda yavere “Paşa hangisi bilmiyorum” dedi. Yaverin “soldaki ” demesiyle koşup elini öptü. O’nun “ Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol” önerisine “Annem babam beni bekler” şeklinde cevap veren Halime Çavuş, “Ben ana-babaya itiatli evlada saygı duyarım” diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.75 yaşında hayata gözlerini yumdu

HAFIZ SELMAN İZBELİ
Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu’da ilk kadın meclisi üyesi, sıkı bir Atatürk hayranı ve kendi deyimiyle bir “Cumhuriyet kadını”idi…
Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’ daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti.Varlıklı bir aileden geliyordu. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştu. Hep “Ben Cumhuriyetçiyim” dermiş. Savaştan sonra yeni baştan herkes gibi Türkçe harflerle okuma yazmayı öğrenmişti.Hafız Selman Hanım’a milletvekilliği de önerilmişti. “Hafız olduğum için başımı açamam. Başımı açamayacağım için de milletvekili olamam” diyerek kabul etmemişti. Mustafa Kemal’in Kastamonu’ya geldiği sırada İzbeli Konağı’nı ziyaret ettiği ve karşılıklı kahve içtikleri söylenmektedir.

GÖRDESLİ MAKBULE HANIM
1921’de eşi Ustrumcalı Ali Efe ile birlikte Milli Mücadelede çete savaşlarına katılmıştır. 17 Mart 1922’de Akhisar Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla’da elinde silah düşmanla en ön safta savaşırken başından vurularak şehit edilmiştir.

ÇETE EMİR AYŞE
Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına geçmeye çalışan Emir Ayşe, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış, Yörük Ali Efe’ye katılmıştı. Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlılarla savaşmıştı.Çete savaşları yapmıştı. Aydın kurtulduktan sonra silahını Ali Efe’ye teslim edip memleketi İmamköy’e dönmüştü. Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı’nda Çete Emir Ayşe’nin de aralarında bulunduğu kahramanlara İstiklal Madalyası takmıştı. “Savaştım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır” demişti.

TAYYAR RAHMİYE
Osmaniye’nin Kaziyeler Köyü’nden olan Rahmiye Hanım 9.Tümenin 1920 yılında Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştı. Başlıca görevi, keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktı. Osmaniye yakınındaki demiryolu tünelini o patlatmıştı ve bölgedeki düşmanın cephane ikmalini büyük sekteye uğratmıştı. 1920’de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” demiş ve aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştu.

TARSUSLU KARA FATMA (ADİLE ONBAŞI)
Asıl adı Adile olan, Adile hala, Adile Onbaşı diye bilinen kahraman silah arkadaşları arasında “Kara Fatma” olarak anılırdı. 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon Savaşına katılmış, Tarsus’un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar göstermiştir.

KILAVUZ HATİCE
Adana’da Fransızlar’a karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’de milli kuvvetler Pozantı’da taarruza başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak kılavuzluk eder. Hatice, kılavuzluk yaptığı Fransızlar’a yanlış yol göstererek Karboğazı’na sokar. Boğazda sıkışan Fransızlar, Türk askerine esir düşer.

SAİME HANIM
Milli Mücadele döneminde 15 Mayıs 1919’da Kadıköy’de düzenlenen mitinge katılmış mitingden sonra tutuklandıysa da kaçarak mücadeleye katılmış, yaralanmış ve İstiklal Madalyası almıştı. Savaştan sonra İstanbul Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır.

YİRİK FATMA
Gaziantep’te Fransızlara karşı verilen savaşta (1 Nisan 1920-8 Şubat 1921) çete teşkilatına katılmak isteyen Yirik Fatma gelmesini istemeyenlere karşı «Benim kanım, sizinkinden daha mı şirindir?» cevabını vermiş ve çetecilerle birlikte yola çıkmıştı.

NACİYE HANIM
20 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul Üsküdar’da düzenlenen mitinge katılan ve söz alan kahramanımız bu mücadelede kadınların da erkeklere yardım edeceği konusunda teminat vermişti.

FAİKA HAKKI
Erzurum’da toplanan “Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin (Temmuz- Ağustos, 1919) de etkisiyle kadınlar da protesto hareketine giriştiler. 1919’un Kasım ayında Erzurum Kız Lisesi Müdiresi Faika Hakkı, Muradiye Camii’nde toplanan kadınlara hitaben yaptığı konuşmada, onları etkin protestolarda bulunmaya çağırmıştı. Onun teklifi ile İstanbul’u işgal etmiş olan İtilaf kuvvetleri temsilcilerine ve ABD Senatörlerine tepki telgrafları çekilmişti.

SULTAN HANIM
Adana bölgesinde çarpışan partizan müfrezesi geçici olarak Toros Dağlarından geri çekilirken, Sultan Hanım da inekleriyle beraber onlara katılmış, çete dağda kaldıkça ineklerinin sütüyle onları beslemişti. Müfrezedekiler onu sevgiyle “anne” diye çağırmıştı.

SÜREYYA SÜLÜN HANIM

Van doğumlu Süreyya Hanım, Erek kasabasında 500 kişilik bir çeteye katılmış, 1,5 aylık bir çatışmadan sonra yaralanınca Erzurum’a dönmüştü.

NAZİFE KADIN
9 Mart 1922’de Çanakkale Bigadiç civarını kuşatan Yunan ordusu Komutanı Nazife Kadın’dan bilgi istemiş, ancak o bilmediğini, bilse bile asla söylemeyeceğini ifade etmiş, bunun üzerine Yunanlılarca fırına atılarak şehit edilmiştir.

DOMANİÇLİ HABİBE
Kurtuluş Savaşı sırasında cahil evladının düşmana yol gösterdiğini duyunca İnegöl’e inmiş, bir kurşunla oğlunu yere serip ardına bakmadan geldiği dağlara geri dönmüştür

SATI ÇIRPAN
Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Hanım, Kurtuluş Savaşında cepheye sırtında mermi taşımıştı. 1934 yılında Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.

BİTLİS DEFTERDARININ HANIMI
Kahramanmaraş’ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında bulunmaktaydı. Kayabaşı Mahallesi’nde 8 düşmanı öldürmüş daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştı.





“Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkan yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere gotürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim" diyemez.”


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Tarhun Hatun
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 692


Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRKLÜĞÜMÜ!


Site
« Yanıtla #2 : 26 Ağustos 2012, 13:24:49 »

Çok iyi bir çalışma kandaş; zira arap kültürünün esintilerine girdiğimizden beri kadına verilen değer ikinci plana düştü.
Okuyamadım tamamını ama uyanınca okuyacağım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Türkçü Komando
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 180


Güneydoğulu! Bozkurtlar!


« Yanıtla #3 : 26 Ağustos 2012, 13:43:30 »

 Değerli çalışmalarından dolayı "Bilge Kalkan" beye Teşekkür ederiz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 26 Ağustos 2012, 13:47:09 »

Zaten Türkün başına ne geldiyse hep Arap kültürü yüzünden geldi.Onlara olan sempatizanlık ve daha ötesi islami inancındaki Kadına bir mal gözüyle bakılması Türk kadınlarını ikinci plana itmiştir. Eski Türk tarihinde kadınlar erkeklerle aynı değerde görülüyordu ve de yeri geldiğinde erkeklerden daha üstün tutuluyordu.Tarihimizde kadınlar, yeri gelmiş bir ili yönetmiş, yeri gelmiş bir devlet kurmuştur. Buna kanıt olarak da tarihte kadınlara verilen isimleri sunabiliriz.

Örneğin;

      İlçin:            
Devlet kuran kadın manasına gelmektedir.

      İlgül:
Ülkenin güçlü-güzel kadını manasına,

      Ülgen:
Yüce, yüksek, ulu manasına,

      Ülkü:
Amaç edilen, ulaşılmak istenilen şey manasına gelmektedir.

      Bu ve bunlara benzer bir çok isim tarihte kadına konumuna göre verilmiştir. Bu da bize kadının Türk kültüründeki değer ve önemini bir kez daha anlatmaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 26 Ağustos 2012, 14:05:20 »

Kadınların Türk kültüründe; yönetimde bulunmaları, evlenmede söz sahibi olabilmeleri, ekonomide-siyasette erkekle birlikte yer alabilmeleri, destanlara, yazıtlara konu olabilmeleri, aldıkları isimler, Türklerin her zaman kadına değer verdiğinin, hiçbir zaman ikinci bir cins olarak görülmediğinin göstergesidir.        
  Tüm kadınlar önemlidir, değerlidir.


  “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir”

“Dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere gotürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez”

“Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz”

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”

“Kadınımızın, kızımızın yeri medeniyetin emrettiği, medeniyetin getirdiği yeniliklerin yeridir"

“Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır”

“Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında buldular Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir Memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır”

Kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır

Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun ve keresteyi getiren, mahsulleri pazara gotürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısı ile kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o ilâhi Anadolu kadınları olmuştur”

“Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir”

“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştamal veya buna benzer bir şeyler asarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır”

M.K.ATATÜRK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Gen
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 443



« Yanıtla #6 : 26 Ağustos 2012, 15:30:38 »

Türkler, kadınlara her konuda fazlasıyla önem verdi din denen tabuları en yüksek olguda bile kadın hakimiyeti vardı Türklerde.. Bu bağlamda paylaşacağım yazı da buna çok güzel deyinilmiştir. ''Kadın kam çok güçlü bir kam olarak kabul edilirdi Kamlık topluluklarında. Ayrıca, kadın kam, ilk kamın kadın olmasından ötürü ayrı bir yere sahip idi geleneksel toplumlarda''

Türklerinin Geleneksel Kamlık İnancı Bağlamında Kadın Haklarına Bakış

Türklerinin Geleneksel Kamlık İnancı Bağlamında Kadın Haklarına Bakış Kamlık (Şamanlık) inancı bu gün Sibirya bölgesinde yaşayan Türklerde devam etmekte, günlük yaşamın birçok alanında, tarihin geleneksel döneminde olduğu gibi kendini hissettirebilmektedir. Bunun yanı sıra, Kamlık Türk dünyasının diğer bölgelerinde de kendini çeşitli gelenekler altında devam ettirmektedir. Dolayısıyla Kamlık ya da bu inanç sisteminden kaynaklanan geleneklerle temsil edilen Kamlık inancı bir manevi alt yapı olarak varlığını fiili olarak Türklerin yaşadığı coğrafyada sürdürmektedir. Türk dünyasında kadın haklarını Kamlık inancı bağlamında ele almak kolay bir iş değildir. Ancak yine de bu konuda bir denemede bulunma onuru her şeye değerdir. Bilindiği gibi dünya özellikle On Dokuzuncu yüzyılın sonundan beri hızlanan ve yayılan bir biçimde kadınların kendi haklarını arama mücadelesine sahne olmuştur. Kadınlar, erkeklerle eşit haklar elde etmek adına yoğun gayret sarf etmiş, ancak dünyanın birçok yerinde cinsiyetler arası ayırımcılığa dayalı eşitsizlik halen devam etmektedir. Türk dünyasına gelince açık ve nesnel olmak gerekirse, kadın hakları alanında sorunların olmayıp her şeyin mükemmel olduğunu söylemek, gerçekleri yansıtmaktan uzak kalmak anlamına gelecektir. Bu yazıda da, kadın hakları konusu Türklerin eski olmasıyla birlikte günümüzde de varlığını güçlü bir biçimde sürdüren Kamlık inancı çerçevesinde tarihi perspektiften hareketle irdelenmeye çalışılacaktır. Kadın hakları meselesi hem dünyada hem de Türk dünyasında belki daha çok Batı geleneğinden yola çıkılarak ele alınmaktadır. Oysa bilindiği gibi, Türk dünyasında bu alanda kendi zengin geçmişi ve tarihsel kültürü mevcuttur. Bu konuda hemen akla gelmesi gerekli olan örnek Türk dilidir. Çünkü Türk dilinde, Hint Cermen dillerinden farklı olarak cinsiyetler ayırımı yoktur. Kimisi için bu son derece primitif gelebilir, ancak daha felsefi olarak bakıldığında, bu yalınlığın, cinsiyetlerin arasında ayırımın Türk geleneğinde mevcut olmadığı gerçeğinden ileri geldiği anlaşılacaktır. Bu konuyu dilbilimciler daha iyi araştırabilir, dil felsefesi bilimiyle yakın temas halinde. Ve dünya kamuoyuna bu konuda Türk dilinde köken olarak cinsiyetler arası ayırımcılığın olmadığını da göstermek açısından son derece önemli bir mevzuudur bu. Peki, Türk dilinin oluştuğu devirlerde Türklerde inanç olarak hangi inanç sistemi vardı? Tabii ki Kamlık (Şamanlık) inancı vardı. Hem de o kendi varlığını çok güçlü ve etkili bir biçimde sürdürürdü. Demek ki Kamlık inancına, Türk dünyasında kadın haklarına özellikle tarihsel perspektiften bakılması açısından göz atmakta yarar vardır. Kamlık inancında ise tamamını kaplamazsa dahi en önemli unsurlardan birinin kam olduğu bilinir az çok herkes tarafından. Ayrıca ilk kam olarak da kadının temsil edilmiş olduğunu da birçok araştırmacı zikretmektedir. Bu bakımdan ilk kadın kamlar geleneğine “Kami Yolu” demek olan Japon geleneksel inancı olan Şintoyizmde de rastlandığı söylemek olanaklıdır. Bu ise zaten Kamlık inancını dünyada mevcut öteki dinlerden ayıran bir husustur, çünkü ilk kam erkek değil, kadın idi, bu da modern dille ifade etmek gerekirse, “pozitif ayırımcılık” alanına dahil edilebilir. Kadın kam çok güçlü bir kam olarak kabul edilirdi Kamlık topluluklarında. Ayrıca, kadın kam, ilk kamın kadın olmasından ötürü ayrı bir yere sahip idi geleneksel toplumlarda. Kamlık inancından hareketle, Ziya Gökalp’ın “Türkçülüğün Esasları” adlı çalışmasında gerçek demokrasinin zamanında çok güzel bir biçimde Kamlık inancına mensup eski Türk toplumunda yaşanmış olduğu konusunda verdiği bir tanımlamaya da uygun olarak Türk töresinde Kağan’ın kararı Hatun Kişinin kararı onaylamadığı sürece geçerli olmadığını da hatırlamak gerekir. Yani görüldüğü gibi, Türk dünyası coğrafyasında kadın hakları konusunda çalışmalar yürütürken yalnızca Batı çıkışlı kaynaklarla sınırlı kalmayıp, öz referans noktalarımızdan da yararlanabilmemiz söz konusudur aslında. Bu ise çok önemli bir husustur, çünkü dışarıdan bir kaynağa atıfta bulunmak ayrı, kendi tarihinden bir dayanağa sahip olmak ve bundan gurur duyabilmek ayrı bir olaydır. Aynı zamanda bu gurur kaynağımız olan bu tarihsel dayanak, yalnızca Türk dünyası için değil, tarihi açı kapsamında Batı dahil bütün dünya için çok iyi bir referans noktasını teşkil edebileceği konusunda en ufak kuşku yoktur. Kamlık inancında Umay Ana motifi çok önemli bir yer işgal eder. Bu önemi bizler, Umay Ana’nın, günümüzde Moğolistan Cumhuriyeti’nin kuzeyinde kalan Orhun ırmağı havzasında kalan eksi Türk yazıtlarında da zikredilmesinden anlayabiliyoruz. Türk dilinde Tanrı sözcüğünün cinsiyeti bile yoktur, oysa örneğin Rusça tanrı anlamına gelen “bog” kelimesi erkek cinsiyetlidir. Buna göre ,Türkçe’deki Tanrı kelimesinin, anlayış olarak kadın erkek ayırımını zaten kökünden reddettiğini bu örnekte çok bariz bir biçimde görebilmek olanaklıdır. Bunun dışında, Türk dilinde sözcükler düzeyinde cinsiyetler ayırımı bulunmadığından dolayı, kadın ve erkek sözcükleri arasında bile sözcük olarak cinsiyet anlayışına dayalı bir ayırım yoktur. Bunun nedeni ise, yine Kamlık inancının felsefesinde arayabiliriz. Çünkü Kamlık inancına göre kadın ve erkek başlangıçları batı düşünce tarzından farklı olarak zıtlığı değil, birbirini tamamlayan, ama bir bütünlük içerisinde bir birini tamamlayan iki başlangıcı temsil etmektedir. Ayrıca her iki başlangıç keskin çizgilerle birbirinden ayrık da değildir, dolayısıyla aralarında girift sınırlar mevcuttur. Her iki cinsiyetin aslında birbiri olmadan var olamayacağı anlayışı da var Kamlık inancında. Bu da keskin bir ayırımın yerine karşılıklı bağımlılık ve birbirini tamamlayıcılık anlayışı üzerine kurulu bir düşünce düzeneğinden söz etmemize olanak sağlamaktadır. Ancak her cinsiyetin kendi farklılığını korumak suretiyle bütünlükten bahsediyoruz burada. Kadınlara ilişkin olarak özgürlüğün çok geniş bir biçimde uygulandığına ilişkin bilgiler, eski devirlerde Türk coğrafyasını gezmiş olan İbn-i Fadlan’ın bırakmış olduğu yol notlarından da edinmek olanaklıdır. İşte, yukarıda verilmeye çalışılan kabaca bir tablo çerçevesinde bakıldığında Türk dünyası için Kamlık inancının, kadın hakları konusu için çok güzel bir referans kaynağını temsil ettiği söylenebilir. Bu başvuru kaynağı aynı zamanda kadın hakları alanında hem modern anlamda birçok değerli deneyim ve de bu konunun, daha doğrusu Batı anlamında cinsiyet arası ayırımın yokluğuna tarihi derinliği verme bakımından önemlidir. Bu önem, günümüzdeki kadın hakları mücadelesi bağlamında eski tarihi geçmişe dayanmasına rağmen aslında çok da güncel bilgiler verebilmektedir. Bu itibarla, Türk dünyasında kadın hakları konusuna olumlu anlamda en iyi örnekler yine Türk tarihinden ve Türk inancından verilebilmesi, bu alanda özgünlüğümüzü dünya çapında pekiştirmektedir.

Timur B. Davletov
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tata Tunga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 815



Site
« Yanıtla #7 : 26 Ağustos 2012, 18:56:35 »

İslâmı kabul ettikten sonra bile Türk kadını erkekle bir tutulurdu. Örneğin Dede Korkut hikâlerinde  Banu Çiçek ile Bamsı Beyrek'in güreş tutması. Kadını kapatmak İstanbul gibi  büyükşehirlerde belli kesimler arasında türemiştir. Hatta sultanların kızları bile plâja  girermiş Tanzimat döneminden sonra plâjda güneşlenmek moda olduktan sonra.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Bütün TÜRKLER bütün engellere rağmen bir gün mutlaka birleşecektir. Bunu başarmak için milli çıkarları şahsi çıkarlarlarımızdan, zevklerimizden üstün tutmalıyız. Ancak bunu yapabilen milliyetçidir.
Önemli Olan Türk Kanı Taşımak.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Tata Tunga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 815



Site
« Yanıtla #8 : 26 Ağustos 2012, 19:03:22 »

Normalde kültür seviyesi gelişmemiş aileler ya baskı altında tutarlar ya da dizginleri gevşek tutarlar. Oysa iyi yetişmiş bilinçlibir  Türk kızı ailesinin, kocasının onurunu ayaklar altına alacak bir şey yapmaz. Sadece kendi zavallı zevklerini, egolarını düşünmez; şeref, haysiyet duygusunu yüreğinde hissedip korur. Oysa kültür seviyesi düşük bir kız için haysiyet, şeref gibi kavramlar hiçbir şey ifade etmez, çünkü bunlar o tip kızlara göre karın doyurmaz.

Başka milletlerde görülmeyecek derecede haysiyetli Türk kadınları tanımak nasip oldu bana. Her Türk erkeği böyle bir eşi olsun ister. Çünkü yozlaşmış kadınlar da hiç azınlıkta değil hani. İşte bu yüzden de yozlaşmamış gerçek haysiyetli Türk kadınına can kurban derim ben.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Bütün TÜRKLER bütün engellere rağmen bir gün mutlaka birleşecektir. Bunu başarmak için milli çıkarları şahsi çıkarlarlarımızdan, zevklerimizden üstün tutmalıyız. Ancak bunu yapabilen milliyetçidir.
Önemli Olan Türk Kanı Taşımak.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 26 Ağustos 2012, 20:54:00 »


    

  Türk kadını yaşamında "ırksal" karakteriyle toplumun şerefli bir ferdi olarak itibar görürken , devamlı kendi          
  kültürünün yüksek değerlerini ifade etmiştir.


1.)  Yaratılış Destanı’nın da Yaratan’a ilham veren "Ak Ana" adında ki kadındır.

2.) Oğuz Kağan Atamızın kutlu eşlerinden biri mavi bir ışıktan,diğeri kutsal bir ağaçtan doğmuş olağanüstü          
     kadınlardır.  

3.) Bilge Kağan kitabesinde Kağan "Sizler Anam Katun,Büyük Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prensesler im"                        
     sözleri  ile hitabına  başlar.    

4.) Eski Türk inancına göre "Han ile Katun’’ gök ve yerin evlatlarıdır.Kadının yeri yedinci kat göktür.

5.) Eski Türk destanlarında kadın erkeğinin her daim yanındadır.Kadın erkeğinin güç ve ilham kaynağı kabul          
     edilirdi.                    

6.) Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen,iyi savaşan,iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek
     istemektedirler.

        Örnek olarak Korkut Ata’nın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek Katun’u verebiliriz.

7.) Eski bir Türk atasözü; ‘’Birinci zenginlik sağlık,ikinci zenginlik iyi bir kadın.’’

8.) Savaşta kadınların düşman eline geçmesi büyük bir utanç sayılırdı.

9.) Oğuz Kağan destanından öğrendiğimize göre ırza tecavüzün cezası ölüm veya gözlere mil çekilmesiydi.

     Arap gezgini Ahmed bin Fadlan,Türklerin tecavüz suçlusunun bacaklarından çapraz bağlanmış iki ağaca      
    bağladığını ve ipin kesilmesi sureti ile bacakların ayrıldığını hatıralarında belirtir.

10.) Yine Arap gezgini olan İbn’i Batuta şöyle der "Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in  
       kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür."

11.) Kağanın buyrukları yalnız "Kağan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi.

12.) Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın,    
       hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun    
       İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han'ın Katunu imzalamıştır.

13.) Ebul Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime'de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını  
      anlatmaktadır.

14.) Kadının yüceliği Altay Dağları'nın en yüksek tepesine "Kadınbaşı" ismi verilerek yaşatılmıştır.

15.) Eski Türklerde kadın miras hakkına sahipti. Kadının kendine ait mülkü mevcuttu. Kadının bunu istediği      
      gibi kullanma hakkı vardı.

16.) Eski Türklerde koca karısını boşayabildiği gibi,kadında kocasını boşayabilirdi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.071 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.