Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2019, 22:20:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri  (Okunma Sayısı 7479 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 29 Temmuz 2010, 21:11:01 »

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇİN KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Çinliler Türklerle karsılastığı ilk devirlerden
itibaren Türk kültürüne ilgi duymus ve bunun sonucu
olarak da toplumsal hayatın her alanında Türk
kültüründen etkilenmistir. Çin kültüründe, iktisadi (at
besleme
), askeri (gelismis askeri teskilat), dini (Gök dini)
sahalar ile müzik, resim, tiyatro gibi sanat dallarında ve
daha birçok alanda Türk kültürünün izleri görülebilir.

Türkler ile Çinlilerin iliskileri bes bin yıla yakın bir tarihe
sahiptir. Bilindiği gibi, Orta Asya’nın ilk sakinleri olan ve yüksek
düzlüklerde oturan Türkler, MÖ 3 binli yılların ortalarında bugünkü
Shensi ve Kansu eyaletlerini kendi kültürlerinin merkezi durumuna
getirmistir.1 Türk kültürü baslıca olarak bozkır hayatı üzerine
kurulmus ve gelismistir. Aynı kültür sırf yerlesik hayata dayanan Çin
kültüründen birçok bakımdan ileri gitmistir. Dolayısıyla, Çinliler
Türklerle ilk temasa geçtiği devirlerden itibaren Türk kültürüne ilgi
duymus ve tarih boyunca aynı kültürün yoğun etkisi altında
yasamıstır. Tarihin her çağında harp bakımından yükselmek ve refah
içinde yasamak isteğinde olan Çinlilerde, Türk kültürüne sıkı bir
biçimde bağlanmak önemli bir araç olarak seçilmistir. Sinolog
Eberhard da, Çin kültürünün tesekkül etmesinde dört tarafta yasayan
komsu kavimlerin büyük katkıda bulunduğunu bildirmistir. Bunlar
arasında Türkler, en kuvvetli ve en mühim rol oynayan kavimdir. Bu
yüzden, Türklerin Çin kültüründeki etkileri toplumsal hayatın
bütününü kapsamaktadır. Hatta Çin tarihi için bir baslangıç ve dönüm
noktası teskil ettiği devirler de çok defa görülmüstür. Ayrıca, çesitli
sebeplerden dolayı, Orta Asya’dan dısarıya doğru yönelen Türklerin
göç ettiği istikametlerinden biri Kuzey Çin olduğundan, aynı bölgeler
bir Türk ülkesi durumuna gelmistir. Fiilen, günümüzde Kuzey Çin’de
bulunan Çinlilere dikkatlice bakılırsa, onlar arasında Türk ırkının
özellikleri de dâhil, köklü Türk kültürünün çesitli belirtileri bariz bir
biçimde görülür. Türk ve Çin arasındaki kültür iliskilerine geçmeden
önce Sinolog W. Eberhard’ı anmak büyük bir gönül borcumuzdur.
Eberhard simdiye kadar Çin kültüründeki Türk etkilerini tespit etmek
üzerinde çalısan bilginlerin basında gelmektedir. Onun emekleriyle
aydınlığa kavusan pek çok konu bizim bu çalısmamız için bol ve
önemli bir kaynak teskil etmektedir. Dolayısıyla, ona olan sükran
borcumuz büyüktür.
   Türk kültürünün Çin’deki etkileri iki döneme ayrılmaktadır.
Birinci dönem, MÖ 2000’de baslamıs ve 1368’de kurulan Ming
Devleti zamanına kadar devam etmistir. Aynı dönemin ilk belirtileri
Yang-Shao diye anılan ve bugünkü Çin kültürünün esasını teskil eden
yeni kültürde görülmüstür. Takriben, MÖ 2000’de Kuzey ve Batı
Çin’in dağlık bölgelerinde en parlak devrini yasayan Yang- Shao
kültüründe boyalı çanak çömlek ön planda gelmis ve tipik bir özellik
arz etmistir. Bu, içinde Türk unsurları da bulunan karısık bir kültür
olmustur.2 Aynı kültürün en büyük özelliği sayılan boyalı çanak
çömleğin Türkler tarafından getirildiği hakkında bilginler
birlesmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan’daki eski kültür izlerinde
bu çesit boyalı çanak çömlekler bolca bulunmaktadır. Çinlilerin
kurduğu ilk devlet zannedilen ve MÖ 1800-1500 yıllarında iktidarda
bulunmus olması muhtemel olan Shia sülalesinin, Yang-shao kültürü
üzerine kurulduğu bilinmektedir. Bu kültürde de yeni bir kültür unsuru
olarak ilk defa tunç görülmüstür. Belki de Shia sülalesinin
kurulmasının sebebi tunçun ithalidir. Tunç da Çinlilere yine
Türklerden gelmistir.
   Çin’de tunçun izlerine, ilk önce Yang-Shao kültürünün orta
tabakalarında, yani takriben MÖ 1800 yıllarında rastlanmakta ve MÖ
1400’de çok fazla yayılmıs bulunmaktadır. En eski silahların sekilleri
Sibirya’daki silahların sekillerine benzediğinden mitoloji ve muayyen
bazı delillerin hepsi tunçun Çin’e kuzeyden geldiğini ve Çin’de
tesekkül etmediğini gösterdiklerinden, bu olaylara göre, bronz, Türk
kavimleri vasıtasıyla Doğu Asya’ya getirilmistir. Bundan anlasılıyor
ki, bronz dökme sanatı, ilk önce Türk kavimleri tarafından ithal
edilmistir.3
   Shia sülalesi zamanında, Türk kültürünün Çinliler üzerindeki
etkilerinden biri musiki sahasında görülmüstür. Aynı yüzyıllarda,
aralarında Türklerin de bulunduğu komsu kavimlerin musiki ve
dansları Çinlileri etki altına almaya baslamıstır. Eski Çin
kaynaklarından “Chou Đkramları”nda, Tilo adında bir adamın yabancı
kavimlerin musikilerini öğrenen ilk sanatkâr olduğu kaydedilmistir.4
Shang sülalesi zamanında (MÖ 1450-1050), Türk kültürünün
etkileri devam etmistir ve önceleri Çin’de dünyayı idare eden büyük
ilah Shan-Di kültünün yerini gittikçe Türklerin Gök dini almıstır.
Nitekim Çin’de Shang devrinde bir kültür değismesi baslamıs ve
önceki Çin toprak-bereket tanrıları yanında Gök dini kendini
hissettirmistir. Çok tanrılı bir dine sahip olan Çin’de tanrıların en
büyüğü sayılan Di bir tarım-toprak tanrısı idi. Toprak, ana tanrıça
olarak tasavvur olunuyordu. Sonraları Di, Gök dininin tesiriyle,
insanların atası olan bir tanrı-kral haline gelmistir.5 Shang sülalesi
kurulduğu ilk senelerde, yani MÖ 1450’de, Türk kültürünün en
mühim hayvanı olan at, Çin’e getirilmistir. Bunun yanında harp
arabası da Çin’e girmistir.6 At ve arabanın nakledilmesi Shang
devletinde birçok bakımdan çabuk değisme yapmıstır. Simdi araba
sahipleri, kısa bir zamanda Shang devletinde imtiyazlı zadegân
tabakasını teskil ediyorlar, bir nevi asilzade oluyorlar ve devletin sekli
daha ziyade bir derebeylik sekline yaklasıyordu. Hükümdar ailesi de
arabayı ve bununla daha büyük istilalara müsait olan yeni bir harp
tekniği kabul ediyordu. Böylece, Shang devleti zamanla artan Kuzey
(Türk) tesiriyle değistirildikten sonra genislemistir ve eski çağlardan
beri Tibetlilerle birlikte Türk kabilelerinin yasadığı bölgeye
uzanmıstır.7
   Çin’de bronz sanatı Shia döneminde Türklerden ithal
edildiği gibi, Shang devrinin en yüksek sanat eserleri süphesiz ki,
bronzlardır. Aynı devirde bronz dökücülüğü kuzeyden hicret etmis
Kun-vu adlı bir kabilenin elinde bulunmustur. Muhtemelen bu kabile
Türktür. Bunun için Shang devri bitip Chou devri basladığı zaman,
bronzların sekilleri ve örnekleri de değismemistir.8 Shang kültüründe
Türk unsurlarının bununla münhasır kalmadığı vurgulanmaktadır ve
hatta Shangların kendi dillerinin de aslında Türkçe olduğu iddia
edilmektedir.9
   Simdiye kadar ekseriyetle Çinlilerin kurduğu bir devlet
olarak zannedilmekte olan Chou sülalesinin (MÖ 1050-256) aslında
Orta Asya’dan gelen Türkler tarafından kurulduğu ve aynı devlet
aracılığıyla eski Türk inançlarının, hukuk düsüncesinin ve pek çok
Türkçe sözlüğün Çinlilere geçmis olduğu 19. yüzyılda Türkoloji
bilginleri tarafından kabul edilmeye baslayan bir fikirdir. Çinli bilim
adamı Shui-zhong-Shu da Chouların, Çin kaynaklarında Bai-Di
(“beyaz Türk” anlamında gelir) olarak zikredilen Türklerden nes’et
ettiğini bildirmektedir.
   Chouların Çin’de görülüp devlet gelistikçe yerli unsurlarla
karısan bozkır Türk kültürü, Çin’de yayılmıs ve bu iki kültürün
kaynasmasından gerçek Çin medeniyeti ve Çin topluluğunun esasları
kurulmustur.10 Bahsedildiği gibi, gerçek Çin tarihinin basladığı
Choular devrinde (MÖ 1050-247) yerli kültür üzerinde kuzeybatı
tesirleri büsbütün arttı. Türk menseli oldukları ileri sürülen Choular,
içinde günes, ay ve yıldız kültlerinin bulunduğu Gök dinine
inanıyorlardı. İlk etkileri Shang devrinde görülen Gök dini, bu tarihten
sonra da Çinliler üzerinde ve düsüncelerinde olağan üstü bir rol
oynamaya devam etmistir. Daha önceleri Çin’de, dünyayı idare eden
büyük ilah Shan-Di kültü hâkim iken, Chou(Çu)lar onu ortadan
kaldırıp, natüralizm ve kahramanlar kültünü yerlestirmisler. Baskent
Loyang Sehri bu dinin tesiri ile, dünyanın merkezi sayılıyordu.
Nihayet yüksek iktidara sahip hükümdar, Çin’de “Gök’ün oğlu”
mertebesine yükseltildi. Choular, Çin’e yeni bir idare sistemi ve yeni
akideler getirmislerdir. W. Koppers de onları Orta Asya’dan Çin’e
yeni devletçilik sistemi getiren atlı Türkler olarak kabul etmektedir.
Herhalde Choular zamanında, birisi sihirbazlık, diğeri din umdelerini
temsil etmek üzere, Türklerin çift krallık usulü hakim bulunduğu
malumdur. Bunlardan sihirbazlığı temsil eden kralın, Shanglardan
kaldığı kabul olunmaktadır. G. Haloun ilk Chou Kralları isimlerinin
dört heceli olmasını dahi bunların Türklüğü ile ilgili görmektedir. Bazı
muasır siyasi Çin münevverlerinin, kadim Türk-Çin münasebatından
bahsederek yazdıkları yazılarında, Chou Hükümdarı Ton’un
zamanından miras olarak bunlardan “eti”, “kuta”, “anru”, “tay” gibi
Türkçe kelimelerin kalmıs olduğu eski Çin kaynaklarından alınarak
yazıldı. Finlandiyalı Mongolist G. J. Ramstedt, Çin ve Kore dillerinin
bugün konusulan lehçeleri üzerinde tetkikatta bulunarak, Türk dilinin
yalnız eski Çin dili üzerindeki tesirini tesbit etmekle kalmamıs, Türk
dilinin en eski inkisaf sahasının simali Çin ve Kore mıntıkası
olduğunu dahi ileri sürmüstür.11 Günümüzde Kuzey Çin’de yasayan
Çinlilerin dilinde Türk dilinin etkileri bariz olarak görülür. Örneğin,
Türkçe “ben yemek yemem” cümlesi Çinlilerde “men bu çi” seklinde
söylenir. Özkan Öztekten tarafından “6.Uluslararası Türk Kültür
Kongresi”ne sunulan “Dünya Dillerinde Türkçenin Đzleri” adlı bir
bildiride, Çincede bulunan Türkçe sözlüklerin sayısının 300 den fazla
olduğu bildirilmistir. Türk ve Tibetlilerden mütesekkil olan süvariler
de Chuo devletinin ilk yıllarından itibaren Çin’de savaslara sevk
edilmistir.12 Eskiden çoban olan bu istilacılar, ziraatla mesgul olan
Shanglardan harp esirlerini daha iyi kullanmasını bildiklerinden, insan
kurban etme âdetini ortadan kaldırmıslardı. Choular Çin’de mezar
sekillerini de değistirmistir. Shang devrinde toprak altında ev seklinde
mezarlar yapılmıstır. Simdi ise büyük bozkır sakinlerinin tercih
ettikleri gibi, büyük tumulus – mezarlar yapılıyordu. Yani Chou
hükümdarlarının mezarları ise, Orta Asyadakilerin sekillerine çok
benzeyen büyük tepeler halinde idi.13 Bu çesit mezar tarzının Çin’de
son zamanlarda Chin, Han ve Tang dönemlerinde de devam ettiğini
iyi biliyoruz. “Herhalde, bu Choularda, tamamıyla son zamanlarda
Türk kavimlerinde görülen bazı âdâtın hâkim bulunduğunu gösteren
kayıtlar, lisanî mütalaalara nispetle daha kuvvetlidir. Ezcümle,
bunlarda ölmüs ecdada nisbetle tatbik olunan tabu tamamıyla Türkçe
olmustur.”14
   Chou devrinin ortalarında Türk musikilerinin Çin’de büyük
bir yankı uyandırdığı bilinmektedir. MÖ 6. yüzyılda Türklerin bir
bölüğü Çin’e gitmis ve il Dağça devletini kurmustur. Çinliler arasında
sarkı söylemek ve dans oynamak suretiyle yasamını sürdüren bu
Türklerin, Çin’e yeni sanat unsurlarını getirdiği anlasılmaktadır.15 MÖ
550-280 yılları arasındaki devirde bütün Çin felsefesinin ve cemiyet
nizamının esası kurulmus ve büyük filozoflar da ortaya çıkmıstır.
Bunlar arasında Çin tarihinde ünü son zamanlara kadar devam
edegelen ve “Çin Sokratesi” diye tavsip edilen Konfüçyüs’ün akidesi,
sosyal felsefesi ve siyasi gayesi Türklerin Gök dini ve ona dayanan
hukuk düsüncesinden gelmistir. Bu yüzden, Konfüçyüs’ün tanrıyı en
büyük kudret olarak tasavvuru, devlet-aile, tanrı-hükümdar
münasebeti ve ahlak düsünceleri Türklerin tanrı, kut ve töre anlayısları
ile bir parallelik arzetmektedir. Konfüçyüs’ün eski Türk telakkilerini
nakil ve izah ettiğine dair diğer bir delil de, Tanrı’dan bahsederken,
Çinçe olmayan “Tien” sözünü kullanmasıdır. O, Lun-yü (Felsefe
Konusmaları) adlı kitabında Gök ve Tanrı tabirlerini daima bu kelime
ile karsılamıstır. Bu da Türkçe “Tanrı” (Tengri) kelimesinden baska
bir sey değildir.16 Bahsedildiği gibi, Konfüçyüz talimlerinin asli Çin
Tanrı düsüncesiyle bir türlü alakası yoktur. Dolayısıyla, bu hususta en
iyi arastırmaları yapan W. Eberhard haklı olarak söyle demistir:
“Konfüçyüs’ün akidesi, Gök dininin sırf bir gelismesinden ibarettir.”17
Bir ekleme var ki, muharip devletler zamanında yasayan Meng-Ze ve
“Çin Roscelini” saymak gerekir olan Shun-Ze her ikisi Konfüçyüz
tarafdarıdırlar. Her ikisi de Konfüçyüs fikirlerini gelistirmeğe
çalısmıslar. Çin felsefesi de Konfüçyüz fikirleri dahil, Dao öğretisi ve
Budacılık olmak üzere üç koldan gelismistir.18
   Aynı devir Türk kültürünün Çinlilere yaptığı etkileri
arasında demircilik de vardır. Türklerin demircilik ile sıkı bir bağları
vardır. Ama Orta Asya’da Türklerin bu madeni ne zaman
tanıdıklarının tarihini tayin etmek zordur. Çinlilere demirciliğin MÖ
ancak 7. yüzyılda Choular zamanında malum olduğu fikri sanat
tarihçisi O. Münsterberg tarafından ileri sürülmüstür. Fakat demirin
genis mikyasta ve silah imali için istimali Çin’de ancak milattan önce
300’lerde baslamıstır. Çin sanatı mütehassısı Carl. W. Bishop’un
6.5.1937 tarihiyle Columbia Üniversitesi hocalarından Dr.
Thomasreade yazdığı bir mektubunda, en eski Çin demir silahları
Shan- si eyaletinde ve Chou sülalesinin vatanı olan yerlerde
bulunduğundan, demirin, “Steppe corridor”, yani Wei nehri havzasi
yoluyla garptan gelmis olduğunu ve bunu Chouların getirmis
bulunduğunu ileri sürmüstür.19 Demirciliğin Çinlilere Türklerden
gelmis olduğunu Çinli bilim adamları da vurgulamaktadır. Bu konuda
Sen-Zhong- Mian söyle yazmıstır: “Sibirya’da bulunan her bir
bölgede demir ocakları vardır .... Gök Türkler demire “Tamur” adını
vermistir. Aynı sözcüğün birinci hecesi olan “ta” ile Çincedeki “tie”(
“Demir” anlamında gelen Çinçe isaret) nin eski telaffuzu aynıdır. Bu,
Çin’de demir kullanma teknolojisinin Kuzey-Batı taraflardan gelmis
olduğunu kanıtlamaktadır.20
   Hayvan üslubunun Türklerle ilgili olduğu hakkında fikir
ayrılığı yoktur. Bu sanat üslubunun ilk belirtileri Orta Asya’da MÖ 3.
bin yıllarına kadar gitmektedir. Fakat Karlgren tarafından yapılan yeni
arastırmalar, bu üslubun MÖ 600’lerde doğrudan doğuya bronz
sanatına tesir edilebilecek kadar gelismis olduğuna Shang devrinden
kalan en yeni buluntular, hayvan üslubunun silah sanatının, hiç
olmazsa, MÖ 14. yüzyılda tamamen gelismis olarak mevcut olduğuna
süphe bırakmamaktadır. En asağı MÖ 600’den beri bu hayvan üslubu,
eski Çin bronz kültürüne kuvvetle tesir etmektedir. Kuvvetli bir
hayvan üslubu gelismekte ve tamamen yeni sekiller ve yeni tezyinat
meydana gelmektedir. Binicilik sanatının Çin’e girmesiyle kosum
takımının ve arabaların madeni kısımlarında hayvan üslubunun tatbik
edildiğini görüyoruz. Bunlar önce mevcut olmayan seylerdi. Tezyinat
daha ince ve zarif olmaktadır. Yeni tekniklerde kakma tekniği (renkli
tasların kakılması) ve gümüs iplik tekniği (gümüs telin kakılması) çok
kullanılmıstı. Bu yeni sanat, yalnız Çin’de kalmayıp, güney Çin’e ve
Çin Hindistan’ına da gitmistir.21
   Özet olarak bu hususta, aynı devir Çin kültüründe köklü bir
değisme yapan Türk kültürünün önemli belirtileri olarak Chou
devletindeki görüntülerden anlasıldığı üzere, iktisadi (at besleme), dini
(gök kültü), idari (gelismis askeri karakter), sanat (hayvan üslubu) vb.
gibi aslı Türk unsurları müsahede edilmistir.22

* Ürümçi Lisesinde Kıdemli Tarih Öğretmeni, yusupcan@hotmail.com

               İÇERİK
1 W. Eberhard, Çin Tarihi, Ankara 1995, s.17.
2 Age, s.21.
3Age, s. 24.
4 Abdusükür Muhammed Emin, Tang Döneminde Sin-Cangda Sarkı ve
Dans Sanatı, Ürümçi 1980, s.4.
5 W. Eberhard, age, s.61.
6 Türk Ansiklopedisi, C.3, Ankara 1983, s.195.
7 W. Eberhard, age, s.31.
8 age, s.68.
9 A. Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giris, İstanbul 1981, s.14.
10 İbrahim Kafesoğlu, Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri,
İstanbul 1980, s.47.
11 A. Zeki Velidi Togan, age, s.14-15.
12 Li- Chi -Fang, Zhou- Shi –Kuang, Shü-Yong-Chang, Eski Çin Spor
Tarihinden Özetsel Derlemeler, 1984, s.27.
13 W. Eberhard, age, s.35-36, 69.
14 A. Zeki Velidi Togan, age, s.14.
15 Abdusükür Muhammed Emin, Uygur Mukam Haznesi, Ürümçi 1997,
s.75.
16 Đbrahim Kafesoğlu, age, s.46-48.
17 W. Eberhard, age, Ankara 1995, s.46.
18 Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü, İstanbul 1996, s.50.
19 Ahmet Zeki Velidi Togan, age, s.30.
20 Sen-Zhong-Mien, Süi-Tang Tarihi, C.1, Pekin 1980, s.24.
21 W. Eberhard, age, s.69.
22 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 2004, s.51.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 29 Temmuz 2010, 21:31:02 »

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇİN KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
             Chou döneminin son zamanlarında Çin’de muharip devletler
denilen mahalli hanedanlar ortaya çıktığı zaman, Çinliler de Türk
kültürünün üstünlüğünü daha iyi hissedilmeye baslamıstır ve
derebeylik hükümdarları arasında Türk kültürü hakkında münakasalar
sürmüstür. Neticede, önemi kavranılmıs olan Türk kültürü Çinliler
tarafından planlı olarak kabul edilmeye baslamıstır. Yukarıda
bahsedildiği gibi, atın Shang ve Chou dönemlerinde Çin’e girmesine
rağmen, Çinliler gruplar halinde savasa hazır bir süvari haline
gelememis. Bu yüzden, diğer derebeylerin önüne geçmek isteyen
Chao Kıralı Vu-Ling örf ve adetlerini değistirmis, maiyetine Hun
elbiselerini giymeyi, binicilik ve okçuluk hareketlerini öğretmistir.23
Gerçekten, Chao Kralının girisimiyle, kuzeybatı Çin’de Türk tarzında
bir süvari kıtası teskil edilmistir. Uzun seferler esnasında türlü
güçlüklere ve değisik iklim sartlarına kolayca gögüs gerebilmesi,
zamanımız arastırmacılarını bile hayrette bırakan Türk ordusu
sağlamlığı, kudreti ve silahlarının üstünlüğü dolayısıyla yabancılar
tarafından ilk taklit edilen bozkır müessesesi olmustur. Söylendiği
gibi, Çin askeri güçünü Türk usulünde düzenlemek ve donatmak
tesebbüsü önce Chao krallığında görülmüs, daha sonra Chin
imparatoru meshur Shi- Huang-ti devrinde (MÖ 247-210)
hızlandırılmıs, Han imparatoru Vu-ti (MÖ 141-89)’nin
kumandanlarından Wei-tsing ile, bunun yetistirmesi olup, Hun
sisteminde 140 bin kisilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho-Kü-Ping
tarafından basarıya ulastırılmıstır. Ho-Kü-Ping Turan taktığını
uygulayan ilk yabancı kumandan olarak bilinmektedir. Atlı birlikler
teskili yolu ile Türk silahları, aslında bozkır Türk süvari elbisesi olan
ceket, pantalon, Hun baslığı ve çizme de Çin’e girdi. Sürek avları da
orada göründü. Bu ıslahat ve taklitler Göktürkler çağında da devam
etti.24
Türklerde 4000 yıllık bir tarihi bilinen on iki hayvanlı Türk
takviminin de Çinlilere geçtiği bilinmektedir. Ama ne zaman
geçtikleri kesin olarak belirtilmemektedir. Chin sülalesinin bir Türk
devleti olduğu fikrini ileri süren ünlü sarkiyatçı Çavans, bu devletin
hüküm sürdüğü sıralarda, on iki hayvanlı takvimin ve dört temel
unsurdan kaynaklanan dört cihet düsüncesinin Türklerden Çinlilere
geçtiğini bildirmektedir.25 Bahsedilmesi icap eden bir sey var ki, ilim
sahasında Chin sülalesinin bir Türk devleti olduğu henüz tam olarak
kabul edilmezse de, aynı devletin koyu bir Türk kültürüne büründüğü
hakkında fikir ayrılığı yoktur. Chin sülalesinde baslangıçtan beri
ahalinin ekserisinin saf Çinli olmadığına, Türkler ve Tibetlilerle çok
karısmıs olduğuna süphe yoktur. Saf Çinliler bu devletten “yarı
barbar” diye bahsederler. Zamanla bu yabancı tesir azalmıyor,
mütemadiyen tazeleniyordu. Chin’in en meshur nazırlarından biri olan
Yo-Yü, yabancı mensedendir. Yabancı tesirle devlet, Çin’in diğer
feodal kültürleriyle hiç bir zaman fazla kaynasmamıstır. Bunun için
feodalizmden en kolay kurtulabilen bu devlet olmustur. Bu devlette
göçebe muharip kavimlerinin tesirleri çok olduğundan, ilk defa
burada, bütün halkın hatta köylülerin de harpte kullanılacakları fikri
yayılmaktadır. Bu yüzden aynı sülale gittikçe askeri bir mahiyet
almıstır. Shi -Huang-tinin kendisi de göçebe kavimlerin eski kuzey
kültürlerine ait bir fikri kabul ettiğini görüyoruz.26 Türk bilim
adamlarından Osman Turan’a göre, aynı takvim MS 48’de San-sı
eyaletine yerlesen Hunlar vasıtasıyla Çin’de intisar etmistir.27 Çin’de
MS 1. yüzyıllara dayanan belgelerde bu sistemin izleri görülebilir.
Eski Çin kaynaklarına göre, Hun döneminde Türklerin
Çinliler üzerindeki etkileri daha da çoğalmaya baslamıstır ve elbise,
ev takımları (koltuk, yatak, sandalye), yemekler, çalgı ve dans, ulasım
araçları, iktisadi yasam tarzları ve maden oyma ve kakma sanatları
Çinliler tarafından çok beğenilmistir. Hükümdarlar gibi baskentteki
aristokratlar grubu da arka arkaya onu taklit etmislerdi. Bilhassa aynı
kültür belirtileri arasında Türk musikisinin etkileri basta gelmektedir.
Eski Çin tarihçileri Hunlarda görülen musikiler, çalgılar ve Hunlarla
Çinliler arasında görülen karsılıklı musiki iliskileri ve Hunların Çin
musikisine yaptığı etkileri hakkında önemli bilgiler vermistir. Hunlara
evlendirilmis Sai- Win-Chi’ye göre, Türk çalgılarından Burga (Boru)
ve Davulu Çinliler çok beğenmistir. Aynı sıralarda, Çinlilerde askeri
musikinin gelismesinde de Hunların mühim bir rol oynadığı bellidir.
Bu konuda Çinli arastırmacı Shin-Chij –Bai söyle yazmıstır: “Chin ve
Hen sülalelerinden itibaren kuzey kavimlerinden Hunlar sürekli olarak
Çinin Kuzey sınırlarını tedirgin etmis. Bu yüzden, Kuzey sınırlarında
koruyucu askerler konulmustur. Aynı askerler ekseriyetle sınır
dısındaki göçebe kavimlerin cengâver sarkılarını ve ihtisamlı
sedalarını öğrenmis ve sesleri ile gözdağı vermeye baslamıslar. Sonra
da aynı sarkılar saraya girmis, hatta saray mabetlerindeki büyük
törenlerde de söylenmis. Bu, Çin’de Davul ve Burga musikisinin, yanı
askeri musikinin sekillenmesidir.”28
Sunu ayrıca belirtmek icap eder ki, Kuzey’de bulunan
Hunların ve Tanrı Dağları’nın güneyindeki vahalarda kurulmus sehir
devletlerinin musikileri, Çin kaynaklarında “Hu musikileri” adı altında
kaydedilmistir. Çinli arastırmacı Yang-Yin-Lu, Hu musikilerinin hep
bir gövde olduğunu bildirmektedir. Nitekim Doğu Türkistan’da Hoten
dısındaki vahaların eski sakinlerinin Türk olduğu gittikçe
kanıtlanmaktadır. Uygur Türklerinden yetismis büyük bilgin A.
Muhammed Emin Hunlardan ve Tarım nehri civarlarında bulunan
sehir devletlerinden Çinliler arasına yayılan seylerin, yalnız Hun
Burgası ve askeri musiki ile munhasır kalmadığını ve bu yöndeki
etkilerin daha genis mikyasta olduğunu dile getirmistir. Ona göre, Hen
döneminde Berbap (Pi-pa), Balman (Bi-li), Ğungka (Kung-hu), Burga,
Ney, Davul, Buriya (Hu-jıe) gibi çalgılar Çin’e girmistir. Đmparator
Han-ling-Di neyi çok beğenmistir. Ban-Chao yürüyüste Burga
kullanmıstır. Sao-Sao, Oğanlar üzerine yaptığı yürüyüste Balman
Çaldırmıstır. Sai-Wen-Chi “Buriyada 18 melodi” adlı bir manzum
eser yazmıstır ve aynı musikiyi O, Hun Burgusu ile çalmıstır.29 Aynı
dönemde Udun-Hoten nağmeleri de Hen sülalesi tarafından kabul
edilip sarayda oynandığı gibi, yine askeri müttefik aramak amacıyla
Orta Asya’ya gelmis olan Çin elçisi Chang-Chien, vatanına dönerken
Kumul ilinde yaygın bir duruma gelen “Mahadur mukamı”nı Çin’e
gotürmüstür. Hen devletinin musiki sarayını yönetmekte olan Li-Yuan
adlı bir muzisyen ona dayanarak 28 çesit musiki icat etmistir. Aynı
nağme sonraları bir takım ıslah yapılmak suretiyle savas marsı
olmustur.30
4-6. yüzyıllarda Türk musikilerine Çinlilerin merakları daha
da artmıstır. MS 385’de Küsen (Kuça) nağmesi, 436’den sonra Suli-
Kaskar nağmesi, 476’dan sonra Hunların bir dalı olan Yabbanların
Davul dans musikisi Çinlilere yayılmıs.31 Aynı sıralarda, yine Sogd
musikisi de Çin’e yayılmaya baslamıstır. MS 6. yüzyılda Kuzey Chi
Devletinin imparatorları Ney ve Berbap çalmaya, Küsen ve Sogd
musikilerini öğrenmeye merak duymustur, hatta bundan ötürü devlet
islerini de bir yana bırakmıstır. Đmparator Gao-Wei aynı musikileri
taklit ederek “gam-kaygısız musiki”yi islemistir ve dısarıya gidip
çesitli bölgeleri teftis ederken at üzerinde hep aynı musikiyi
çalmıstır.32 Çin’de rağbet gören Batı eller musikileri içinde Küsen
musikilerin çok etkili olduğunu Çin kaynaklarından öğreniyoruz.
Budizmin Orta Asya yolu ile Çinlilere yayılmasında Türkler
büyük emek harcamıstır. MS 4. yüzyılda Çin’e gotürülen Küsenli
Komaraciva, orada Budizm tercümeciliğiyle uğrasmıslardı. 425 cilt
Buda metinleri tercüme etmis ve 800’e yakın çırak yetistirmis olan
Komaraciva, Çin’de Budizm tercümeciliğinin temelini atmıs bir
sahsiyettir.33
Göktürk dönemine gelirken Çin kültüründe Türk etkilerinin
ikinci merhalesi ortaya çıkmıstır. Göktürk prensesi Suyum’la beraber
Çin’e giden Sucup, Beg-Jiztong, Beg- Manda gibi Türk müzisyenleri
Çinlilerin musiki alanında öğretim ve ıslahat yapmakla kalmamıs,
aynı zamanda pek çok musikiyi icat ederek Çin musikilerinin
gelismesine büyük katkıda bulunmustur. Sucup, Çinlilerin dağınık bir
duruma düsüp bozulmus olan yedi bölümlü musiki ritmini tanzim
etmis ve 12 bölümlü musiki kuralını icat etmistir. Çin musiki tarihinde
dönüm noktası teskil eden Sucub’un aynı kuralı, Çin’de Song
dönemine kadar sürmüstür ve Doğu’da Kore, Japon, Batı’da Hint’e
kadar yayılmıstır. Güney’de Tibet, Yunnan, Burma ve Vietnam
musikilerine etki yapmıstır.34 Kaynaklara göre, Çin’de Süi Devleti
kurulduktan sonra kültür bakımından Çinliler tamamen kuzeye uyan
musiki ve giyimden baslamak üzere gündelik hayatta kullanılan pek
çok sey almıslardır. Süi sarayındaki Türk müzisyenlerin basında
gelenlerden Beg-Manda ondan fazla musiki icat etmis ve sarayda
çoktan söylenmekte olan sehvetengiz ve düsük mahiyetteki sarkıları
ortadan kaldırıp saray sanatının içeriklerini temizlemistir. Süi ve Tang
nağmeleri arasında “Türk musikisi” adında bir musiki vardı. Bunun
dısında, kaynaklarda Tang Saray musikileri arasında bulunan
“Göktürk Sen –teyi” denilen bir musikiden söz açılmıstır.35 Bahsi
geçen musikinin “Göktürk sanemi” veya “Göktürklerde Üç Tur”
anlamına geldiği bildirilmektedir. MÖ 636’de Tang Đmparatorluğu
tarafından zaptedilen Koçu’nun musikileri, bu tarihten sonra Çinlilerin
dikkatini çekmis ve aynı sehirden 14 müzisyen Çhang-An’e
sevkedilmis.36Böylece, Koçu musikilerinin Tang sarayında
yayılmasıyla, aslında dokuz bölümden mütesekkil olan Tang
musikileri, on bölümlü bir musiki haline gelmistir.37 Yine “Türk
oyunu” ve “A-Chu oyunu” adlı musikiler bir süre Chang-An’de
yayılmıs olmasına rağmen, sonraları kaybolmustur. Tang döneminde
yasayan Yen-Xiu, Türkçe konusabilirdi. Gene Türkçe sarkı
söyleyebilirdi ve dans oynayabilirdi.38 Demek ki, ilk gelismeleri Süi
ve Tang dönemlerinde görülen Çin musikilerinin temeli, Çinlilerden
ziyade, Göktürkleri ihtiva etmek üzere etrafta bulunan yabancı
kavimlerin musikilerine dayanmakla ortaya çıkmıstır. Koçu’nun
zaptinden sonra Çinliler üzüm nüvesi getirip bahçelerde yetistirmis,
pekmez ve sarap istihsal etmek tekniği de öğrenmislerdir.39
Aynı sıralarda Türk harp teknikleri yanında sporları da
Çinlilerin dikkatini çekmistir. Kadınların da istirak ettikleri çesitli top
oyunları (futbol, golf ve poloya benzer nevileri) Hunlardan beri
Türkler arasında oynanmakta olup, Göktürkler çağında Çin’e de
yayılmıstır.40
Göktürk geleneklerinin Çinliler üzerindeki etkileri Prens
Cheng-chien’in gündelik yasamında açık olarak görülmüstür. Bu
hususta Çin kaynakları söyle yazmaktadır: “Çin veliaht Cheng-chien
Göktürk dilini konusmayı ve Göktürkler gibi giyinmeyi seviyordu.
Maiyetinde bulunanlardan, Göktürklere benzer beser kisiyi toplıyarak
bir Göktürk kabilesi kurdu. Onlara koyun derisinden palto giydirip,
saçlarını kuyruk seklinde uzattırdı. Bu kıyafetle çobanlıklarına devam
edeceklerdi. Veliaht Cheng-chien ayrıca üzerinde bes adet kurt bası
heykeli bulunan bir bayrak yaptırdı ve mızraklar dikerek, bu
mızraklara bayraklar astırdı. Kendisi de yaptırdığı bir çadırda oturur,
adamlarına koyun kestirip pisirtir ve onlarla beraber yanlarında asılı
duran kılıçlarla koyun etini kesip yerlerdi. Veliaht Cheng-Chien çoğu
zaman adamlarına söyle söylerdi: Kendimi bir Göktürk kağanı yerine
koyup ölmüs gibi yapayım. Siz de onun cenazesindeki usulleri taklit
edin. Bunu söyledikten sonra Cheng-chien ölmüs gibi yaptı ve yere
uzandı. Etrafında bulunan adamların hepsi ağlayıp, kendi etrafında at
kosturup ve kendisine yaklasarak yüzlerini çiziyorlardı. Bu merasim
uzun süre devam ettikten sonra veliaht birdenbire kalkıp sunları
söyledi: Đmparator olsam on binlerce süvariyle Chin-Cheng sehrinin
Batısında avlanırım, ondan sonra saçımı uzatarak Göktürk olurum ve
Li-Su-monun hükümetine sad olarak ona hizmed ederim. Bütün
isteğim budur.”41 Bunun dısında, Türklerde görülen yüzlerini çizerek
kan akıtmak suretiyle arz etmek geleneğinin de aynı sıralarda Çinlilere
geçtiğini biliyoruz.42
Uygurların Çinlilerle yaptığı iliskileri Hunlar ve Göktürklere
nazaran biraz farklılık göstermistir. Uygurlar, Tang Đmparatorluğu ile
barıs içinde geçmek ve varlığı için yardım göstermek, ticari ve kültür
iliskilerini öne sürmek gibi sartları dıs siyasetin baslıca ölçüleri olarak
seçmistir. Uygur süvarilerinin MÖ 755-763’ de Tang imparatorluğunu
Önglük ve Söygün isyanının tehlikesinden kurtarması, Çin için büyük
önemi haiz bir harekettir. Bunun sayesinde bir kaç bin senelik bir
tarihe sahip Çin kültürü korunma ve gelisme fırsatını bulmustur.
Chang-An ve Lo-Yang gibi baskentler basta olmak üzere
imparatorluğun büyük sehirlerindeki hükümet makamlarında Türk
komutanları ve siyasetçileri çalısmıstır. Aynı sehirlerde Uygurların
kurduğu evler, saraylar, dükkânlar, pazarlar, hastaneler, lokantalar,
tapınaklar ortaya çıkmıstır.43 Aynı durum, Çinlileri Türk kültürünü
daha da yakından tanımak fırsatına kavusturmustur. Nitekim Tang
döneminde Çinlilerin Türk kültürünü öğrenme hareketi zirvesine
ulasmıstır. Çin kaynaklarında bahsedildiği gibi, Türk kültür etkileri
arasında giyim ve musiki ön planda gelmektedir. Veliaht Cheng-
Chien’in yasamında görüldüğü gibi, Çin’de devlet erkânı ve herkeste
bir Türk modası baslamıstır. Yesil ve kahve renkli, yakalı, soldan
açılan, belden kusaklı Türk giysileri Tang döneminde büyük kitlelerin
günlük giysisi haline gelmistir. Çinliler yalnız Türkçe giyinmek, Türk
kıyafetlerini taklit etmekle kalmamıs, aynı zamanda Türk çalgılarını
çalarak Türk sarkılarını söylemek ve Türk danslarını oynamak devrin
büyük bir tesir dalgası durumuna gelmis. Bu durum 50 sene
sürmüstür. Ünlü imparator Tang-Xuan-zong Dep çalabilen bir
müzisyen olmustur. Gung-Song-Ling ve Li-Av gibi Türkçe dans
mahirleri ortaya çıkmıstır. Türk musikileri aynı devrin yetistirdiği Bei-
Chu-Yi, Yuan-Chin, Chang-Hu, Li-Bai, Du-Fu, Li-Chi, Vang-Chien,
Liu-Yan-Si, Li-Rui, Li-Chu-Ling, Ving-Cheng-zan ve Liu-Yi-Xi gibi
ünlü sairlerin eserlerinde bir tema olmustur. Türk musikilerinin
Çinlilere yaptığı etkileri üzerinde en iyi arastırmaları yapmıs olan
A.Muhammed Emin’e göre, Tang nağmelerinde Küsen musikileri
basta olmak üzere Türk musikileri hâkim duruma geçmis ve Kore,
Japon ve Hint musikilerinin Tang sarayındaki nüfuzunu ortadan
silmistir.44 Ayrıca, davet ve sölenlerde yabancı musiki esliğinde sınır
ötesi milletlerin yemekleri servis edildi.45 Türk musikisinin etkileri Süi
döneminde sadece sarayla münhasır kalmasına rağmen Tang
döneminde saray dısına tasıp sıradan insanlar arasına da yayılmıstır.46
Song dönemine gelirken aynı etki daha da artmıstır.47 W. Eberhard’ın
bildirdiği gibi, saf Çinlilerden mütesekkil olan Güney Çin ile bilhassa
Türklerin hâkimiyeti altında bulunan kuzey arasındaki ayrı siyasi
gelisme edebiyatın da ayrı sekillerde gelismesine yol açmıstır.
Kuzeyde, bu devirde yerli Türk sarkılarını taklit ederek, tabii, halk
dilinde yazılmıs ve bilhassa hislerindeki ve ifadelerindeki kuvvetle
söhret kazanmıs kısa, basit sarkılar var olmustur. Gerçekten aslında
Güney nazmının tesirleri altında kalan ve hislerin derinliğinden
ziyade, seklin mükemmeliyetine önem verilen Tang devri siirlerinin
gerçek hislerle doldurulması Türk edebiyatının etkileriyle ortaya
çıkmıstır. Siirin bu yeni tahavvülünü ilk gösteren Tang sairlerinden
Chen-Ze-ang’dir. Bundan ve daha baska birçok sairlerden sonra Tang
devrinin parlak çağı gelmektedir.48
Çinlilerde tiyatro sanatının vücuda gelmesi de Türklere
bağlanmaktadır. Türklerde tiyatronun ne zaman görülmeğe basladığı
hakkında elimizde kesin bir malumat yoktur. Böyle olmasına rağmen,
M. M. Nikoloviç isminde bir muharririn Belgrad’da verdiği bir
konferans ve Belgrad’da “politika gazetesi’’nin 24 Ocak 1934 tarihli
sayısında yazdığı bir makale, o sıralarda Türkçeye çevrilip bazı dergi
ve gazetelerde yayınlanmıstır. Bu muharrir, Türklerin zamanımızdan
dört bin yıl önce bugünkü manası ile bir dram sanatı vücuda
getirdiklerini söyleyerek Türk kültür ve medeniyetinin geçmis
çağlardaki üstün manzarasından bahsediyor ve iki bin yıl önce
yazılmıs olduğunu söylediği bir Türk piyesi hakkında malumat
veriyordu. Uygur Türklerinden büyük arkeolog ve yazı bilimcisi
Kurban Vali zamanımızdan iki bin yıl önce Türklerin tiyatro temsil
ettiğini ve tiyatronun MS 7. yüzyılda çok gelistiğini bildirmektedir.49
Bahsedildiği gibi, Orta Asya’da bulunmus kaya resimlerinden,
hafriyat malzemelerinden ve Çin kaynaklarından Türklerin iki bin
yıldan fazla bir cambazlık ve tiyatro tarihine sahip olduğu
bilinmektedir. Çin kaynaklarından “yazılı belgeler üzerine umumi
denemeler” adlı bir kitabta, Çinlilerin önce cambazlık ve tiyatro
sanatını bilmedikleri, sonra bunları Türklerden öğrendikleri açık
olarak kaydedilmistir. Aynı Çin kaynakları Türk cambazlarının Çin’de
gösterdikleri muhtelif temsilleri açıkça zikretmektedir. Çin’e giden
Küsenli bilgin, mimar ve cambaz Portedin, Lo-Yang’da Çinlilere
cambazlık öğretmekle uğrasmıstır. Aynı sanat dalı Çinlilerden baska,
yine Kore, Japon ve Burma’ya da geçmistir.50 A.Muhammed Emin
Türk tiyatrosunun Han döneminde Çin’de temsil edilmeğe basladığını
Süi ve Tang dönemlerine gelirken “Hu-Si” denilen Türk Tiyatrosunun
genis mikyasta yayıldığını ve bunlar arasında “somuz” oyununun çok
maruf olduğunu bildirmektedir.51 Shuan-zong zamanında Sarayda
eskisinden daha debdebeli bir hayat sürülmektedir. Kuzey
kavimlerinin kuvvetli tesiri altında, gerçek bir tiyatronun baslangıçları
mevcut olduğu halde, simdi ilk defa olarak imparatorun sarayında
büyük temsillerin verildiğini duyuyoruz. Sarayda eğlenceyi temin
etmek için aktörler ve müzisyenler yetistiren bir konservatuvar
açılmıstır.52 “Asıl Çin tiyatrosu iki kaynaktan gelmistir. Kuzeyden
gelen danslı temsillerden (bilahara daha ziyade kılıç oyunları) ve
kurban oyunlarından. Bunlar da Güney Çin aslından
gelmektedir.....asıllarını kuzeydeki Türklerin ve Moğolların kült
oyunlarından (maskeli, boğa döğüsü ve güres) olan danslı temsillerden
sonraları “askeri piyesler” (harp ve daha baska sahneler) gelismistir.
Bunlarda esas, musiki ve metin değil, en yüksek zirvesine ulasmıs
danslardır. Kuzeyde, Orta Asya kavimlerinin Çin Tiyatrosu üzerindeki
tesirleri sonra da devam etmektedir..... 53

                              İÇERİK
23 Ban-gu, Han Kitabı, Ürümçi 1994, s.684.
24 İbrahim Kafesoğlu, age, s.288-289.
25 Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi, İstanbul 1995, s.30,32,39.
26 W. Eberhard, age, s.77,79,81.
27 Osman Turan, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, İstanbul 2004, s.71.
28 Shin-Chij-Bai, Çin Musiki Tarihi Programları, Shang-hai 1982, s.37.
29 Abdusükür Muhammed Emin, age, s. 80.
30 Anvar Baytur, Sin-can’daki Milletlerin Tarihi, Pekin 1991, s.216.
31 24 Tarih Kitabındaki Güney ve Kuzey Devletler Devrine Ait Batı Eller
Tarihi Malzemeleri, Ürümçi 2004, 528.
32 age, s.733-734.
33 Abdusükür Muhammed Emin, Uygur Felsefe Tarihi, Ürümçi 1997, s.87-88.
34 Abdusükür Muhammed Emin, Uygur Mukam Haznesi, Ürümçi 1997,
s.112,114.
35 Gu-Bao, Eski Sin-can’da Musikiler, Danslar ve Toplum, Ürümçi 1986,
s.71.
36 A. von Gabain, İdikut Uygur Devletinde Hayat, Turfan 1989, s.108.
37 Abdusükür Muhammed Emin, age, Ürümçi 1997, s.127-132.
38 Xue-Zong-Ching, Göktürk Tarihi, Pekin 1993, s.775-776.
39 İsrapil Yusup - Enver Kasim, Batı Ellerin Yemek ve İçki Kültürü Tarihi,
Pekin 2006, s.268.
40 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 2004, s.287.
41 Chang-Jen-tang, Tang Devrindeki Doğu Göktürkler Hakkında Yeni
Belgeler, Taipai 1968, s.115-116.
42 Lin-Gan, Türk Tarihi, Ürümçi 2002, s.339.
43 Abdusükür Muhammed Emin, age, s.125.
44 age, s.128.
45 L. N. Gomilev, Eski Türkler, İstanbul 2003, s.224.
46 Siffiy, Tang Devrindeki Yabancı Kültür, Pekin 1995, s.110.
47 A. von Gabain, İdikut Uygur Devletinde Hayat, Turfan 1989, s.108.
48 W. Eberhard, age, s.219-220.
49 Kurban Vali, Tarihte Yazılarımız, Ürümçi 1986, s.72.
50 A. Sayrami, Tarihte Uygur Cambazlığı, Sin-cang Kültürü, S.72, 1994,s.87.
51 Abdusükür Muhammed Emin, Katlamlı Estetika, Ürümçi 1994, s.360.
52 W. Eberhard, age, s.210.
53 age, s.221.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 29 Temmuz 2010, 21:34:59 »

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇİN KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
 ...Türk etkileri altında Tang döneminde mütesekkil olan
tiyatro, Çin’de uzun zaman asağı bir is olarak sayılmıstır. Ancak
Moğolların Çin’i isgalleri sırasında inkisafa imkân bulamıstır. 13.
yüzyılın basından itibaren Moğol istilası sırasındadır ki, Çin tiyatrosu
serbest bir sekilde ilerleme imkânını bulmus ve Moğollardan himaye
görmüstür. Moğol devrinde vücuda getirilen en büyük edebi basarılar,
süphesiz ki, tiyatro sahasında olmustur. Aynı devrin dramacıları
arasında Türklerden yetismis Sevinç Kaya, Mu-Chung-yi, Ali Sirin ve
Saydulla gibi muelliflerler de vardır. Onlar birçok piyesler yazmıstır.54
Çin’deki Bin Buda mağara tapınaklarının duvar resimlerinde
de Türk kültürünün etkileri görülmüstür. Bu husuta buçuk asır önce
Çinli bilim adamı Shang-Da ilk olarak bilgi vermistir. Fiilen, Dun-
Huang (Bin Buda), An-Shi (Tümen put çayı), Ling-Shia (Bing-ling
mabedi), Yun-Gang ve Long-Men Buda mağara tapınaklarında
islenmis resim, heykel ve putlar Doğu Türkistan’da Bay, Kuça
Karasehir ve Turpan vahalarında bulunan mağara sanatına çok
benzemektedir. MS 7. yüzyılda yasayan ve davetle Çin’e giden
Udunlu büyük ressam Vaycira Đrasatka, Çin ressamlığının
gelismesinde büyük emek harcamıstır. O, Chang-An ve Lo-Yang’da
70 yıldan fazla çalısmıs ve 700’den fazla çırak yetistirmis. Çin’e
kabartma resim tarzını gotürmüs ve arastırmacılar tarafından “orta çağ
ressamlığının öncüsü” unvanı verilen bu büyük ressamın, aynı tarzı
gene Kore ve Japon ressamlığını da koyu bir etki altına almıstır.55
Zaten, ressamlık sahasında batı ve bilhassa Türkistan tesirinin ne
kadar büyük olduğunu görüp hayret etmemek mümkün değildir. Tang
devrinin en meshur Çin ressamı, Wu-Dao-ze’dir. Kendisi Orta Asya
örneklerinin en çok tesiri altında kalan ressamdır. 56
Sunu ayrıca zikretmek gereklidir ki, özellikle kıs günleri
sıcak bir kulübe ve MS 7. yüzyılın Çin evi haline gelen Türk çadırları
Çinlilerin çok hosuna gitmistir. Çinli sair Bei-Chu-yi bu çadırı
oldukça detaylı tarif ediyor. Çin devlet erkânı sarayların avlusuna
çadır kurduruyor ve kıs günlerini orada geçiriyordu. Bei, çadırı
muhtemelen Türkleri sembolize eden klasik renk “mavi”yle tasvir
ediyor.57 Otağın ocağının önünde sarap içmis, konuklu veya konuksuz
Türk otağı içinde yasamayı çok seven Bei-Chu-yi’nin Türk çadırı
hakkında yazdığı “mavi otağ” ve “mavi otağa veda” adlı iki siirinin
Türkçe tercümesi ise, ünlü Türk bilgini B.Ögel’in “Türk kültür
tarihine giris” adlı kitabında verilmis oldugundan, burada tekrar
kaydetmeği lüzum görmüyoruz.58
Türklerde tıbbın milattan önceleri de çok gelistiği ve komsu
milletler üzerinde derin bir etki bıraktığı bilinmektedir. Bu bakımdan,
Çinlilerin eczacılık tarihine göz atılırsa Türklerin aynı sahada ne kadar
ileri gittikleri anlasılır. Nitekim Çinliler ilaç hazırlama sanatında
Türklere borçlu kalmıstır. MÖ 5. yüzyılda yazıldığı tespit edilen “Sarı
Đmparatorun hariciye hastalıklar tedavisi kitabı”nda Çinlilerin zehirli
ilaçları Batı ellerde yasayan Türklerden aldıkları dile getirilmistir.
Çin’de Süi, Tang, Sung, Yuan, Ming dönemlerinde yazılan tıpla ilgili
kitaplarda Çinlilerin Türklerden getirdiği 120 çesitten fazla ilacın adı
kaydedilmistir. Tang dönemi ise Çinlilerin Türklerden büyük çapta
ilaç getirmis olduğu bir devirdir.59
Sunu ayrıca belirtmek icap eder ki, Doğu ve Batı arasında
iktisat ve ticaret bağı kurmus olan İpek yolu, civarında bulunan
kavimlerin tıp teknolojisi ve eczacılık bakımından alısveris yapmaları
için elverisli ortam yaratmıstır. İpek yolunda giden kervan ekipleri
arasında özel tabibler de bulunmustır. Çinlilerin kurduğu Hen, Tang,
Sung devletlerinin baskent ve diğer mühim sehirlerinde, Kitan, Tüpüt
ve Tangut devletlerinin baskentlerinde Türklerin ilaç dükkânları
kurulmustur. sonra Moğol Yuan sarayında Uygurlardan yetismis Ayse
tarafından Ching-Shi Yao Yuan adıyla bir tıp ve eczacılık merkezi
kurulmus ve bu merkez 1273’de Guang-Hui-Si (saray hastahanesi)
ismini alarak ve daha da genisletilerek Uygur ilaçları imal edilmistir.60
1293’de Yuan baskenti Durun (Kökhut) ile Taydu (Hanbalık)’da
Guang-Hui-Siya bağlı birer Uygur eczacılık mahkemesi kurulmustur.
Bu suretle, Uygurların eczacılık isleri daha ileri seviyeye
getirilmistir.61
Đdikut Uygur devletinde çabuk yaslanmamak ve uzun
yasama kavusmak için tabipler Đdikut yasam bağıslayıcı surubu adlı
bir merhem-ilaç yapmıslardır. Bundan faydalanan ünlü Çinli Tabib
Sun –Si-Mao Büyük nüshalı uzun yasam sağlamak merhemi ve Küçük
nüshalı uzun yasam sağlama merhemi adlı ilaçları yapmıstır.62
Ameliyat da Türk tıp teknolojisinin büyük
gelismelerindendir. Tang dönemi Çin kaynaklarında Uygurların
Chang-An ve Lo- Yang da beyin ve göz ameliyatiyle uğrastıklarından
söz açılır. Moğol Yuan devletinde Moğollar ve Çinlilerin Uygur
cerrahlarına beyin ve göz ameliyatı yaptırdığı da yine Çin
kaynaklarında geçer.63
Burada sunu belirtmek icap eder ki, Türkler, Doğu ve
Batı’da bulunan birçok kavimler arasında karsılıklı tıbbi iliskilerin
kurulmasında bir köprü rolünü oynamıstır. Örneğin, Hint, Orta ve Batı
Asya menseli 40 çesitten fazla ilaç Türkler vasıtasıyla Çin tıbbına
sokulmustur. Karusti, Brahmi, Sanskrit ve Sogd yazılarıyla yazılmıs
tıp kitapları Türkler tarafından Çinçeye tercüme edilmistir. Çin
Tıbbına özgü olan kuru iğne ile tedavi yapma yöntemi ve bazı nabıza
bakmak metodı Türkler aracılığıyla önce Orta Asya’ya, sonra Ön
Asya ve Batı memleketlerine yayılmıstır. Bundan baska, Moğollar
tarafından Çin’e sevk edilen pek çok Türk, Moğol ordusunda ve
devlet makamlarında çalısmıstır. Đçinde tabiplerin de bulunduğu bu
Türkler, Moğollarla Çinliler ve diğer kavimler arasında kültür tasıyıcı
bir hüviyetle ortaya çıkmıstır. Onlar, Moğollarda tıbbın gelismesinde
ve Çin tıbbının Moğollara tanıtılmasında önemli bir rol oynamıstır.
Aynı dönem tabiblerinden Yuçurnuç Kaya, En-zung, Ayse, Maynu,
Çakay, Argun Sarı, Tarim, icat Yari, Darma Kocu, Yucu, Sadırmıs,
Sevinç Kaya, Temür Tüvrük, Koskuy vb. ayrıca zikredilir. Kısaca, her
bakımdan gelismis bir tıp teknolojisini ortaya koyan Türkler, gene
eski ve orta çağlarda çesitli kavimler ve devletler arasında tıp tasıyıcı
da olarak beynelmilel bir tıp iletisim ağı kurmustur.
Çinde Ming devleti kurulduktan sonra Türkler ile Çinlilerin
iliskileri gittikçe azalmıs. dolayısıyle, karsılıklı etkiler de azalmıs ve
yok gibi bir duruma gelmistir. Mançu sülalesinin Doğu Türkistan’a
taarruz etmesi ve pek çok Uygurun Pekin’e sevk edilmesiyle orada
Türk kültür etkileri Çinliler arasında yeniden görülmeye baslamıstır.
Pekin’de Uygurların mahalle, lokanta ve bahçeleri kurulmustur.
1949’dan sonra siyasi ve toplumsal durumdan ötürü Doğu
Türkistan’daki Türkler (Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vb) ile
Çinlilerin temasları gittikçe sıklasmıstır. Bu arada, bilhassa 1980’den
sonra Çinlilerin bu mıntıkalardaki Türkler üzerine çesitli etkileri
görülmeğe baslamıstır. Böyle olmasına rağmen Çinliler de Uygur
Türklerinin kültürünü benimsemektedir. Uygurların yemeklerini
yemek, Uygurlar gibi ev bezemek, Uygur tarzında giyinmek, Uygur
sarkılarını dinlemek, Uygur danslarını oynamak, Uygur
musikilerinden faydalanıp yeni musikileri icat etmek ve Uygur
mimarlarına merak duymak gibi eylemler Doğu Türkistan’da bulunan
Çinliler arasında yaygın bir duruma gelmektedir.

54 Muhammed İsa, Sin-cang’ın Drama Tarihi Üzerine İlk Denemeler, Sincang
Sosyal Bilgiler Arastırmaları Dergisi, Sayı:3, 1994, s.102.
55 A. Sayrami, Süi ve Tang Devletlerinde Uygur Sanatkarları, Pekin 1993,
s.122-123.
56 W. Eberhard, age, s.222-223.
57 L. N. Gomilev, age, s.224.
58 B. Ögel, Türk Kültür Tarihine Giris, C.7, Ankara 2000, s.34,38.
59 Wang-Shiao-shien, İpek Yolunda Tıp ve Eczacılık İliskileri Üzerine
Denemeler, Ürümçi 1998, s.158.                  
60 Hee-Soo-Lee, İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması,
Ankara 1988, s.172.
61 Wang-Shiao-shien, age, s.308.
62 age, s.162.
63 Abdusükür Muhammed Emin, Uygurlarda İslam Kültürü, Ürümçi 2002,s.220.
                                 KAYNAKÇA
24 Tarih Kitabındaki Güney ve Kuzey Devletler Devrine Ait Batı
Eller Tarihi Malzemeleri , (Uygurca), Ürümçi 2004.
Ban-gu, Han Kitabı, (Uygurca), Ürümçi 1994.
BAYTUR, Anvar, Sin-cang’daki Milletlerin Tarihi, (Uygurca),
Pekin 1991.
Chang-Jen-tang, Tang Devrindeki Doğu Göktürkler Hakkında
Yeni Belgeler, 115, 116.s,1968, Taipai.
EBERHARD, W, Çin tarihi, Ankara 1995.
GABAİN, A. Von, İdikut Uygur Devletinde Hayat, (Çinçe), Turfan
1989.
GOMİLEV, L.N, Eski Türkler, İstanbul 2003.
GÖKALP, Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi, İstanbul 1995.
Gu-Bao, Eski Sin-cang’da Musikiler, Danslar ve Toplum, (Çince),
Ürümçi 1986.
HANÇERLiOĞLU, Orhan, Felsefe Sözlüğü, İstanbul 1996.
Hee-Soo-Lee, İslam ve Türk kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması,
Ankara 1988.
İSA, Muhammed, Sin–cang’ın Drama Tarihi Üzerine İlk
Denemeler, Sin-Cang Sosyal Bilgiler Arastırmaları Dergisi,
(Uygurca), S.3, 1994.
KAFESOĞLU, Đbrahim, Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki
Yeri, Đstanbul 1980.
KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Đstanbul 2004.
Li- Chi -Fang, Zhou- Shi –Kuang, Shü-Yong-Chang, Eski Çin Spor
Tarihinden Özetsel Derlemeler, (Çinçe), 1984 .
Lin-Gan, Türk Tarihi, (Uygurca), Ürümçi 2002.
MUHAMMED EMİN, Abdusükür, Tang döneminde Sin- cang’da
Sarkı ve Dans Sanatı, (Uygurca), Ürümçi 1980.
MUHAMMED EMİN, Abdusükür, Uygur Felsefe Tarihi, Ürümçi
1997.
MUHAMMED EMİN, Abdusükür, Uygur Mukam Haznesi,
(Uygurca), Ürümçi 1997.
MUHAMMED EMİN Abdusükür, Katlamlı Estetika, (Uygurçe),
Ürümçi 1994.
MUHAMMED EMİN Abdusükür, Uygurlarda İslam Kültürü,
(Uygurca), Ürümçi 2002.
ÖGEL, Bahaeddin, Türk Kültür Tarihine Giris, C.7, Ankara 2000.
SAYRAMI, A, Süi ve Tang Devletlerinde Uygur Sanatkârları,
(Uygurca), Pekin 1993.
SAYRAMI, A, Tarihte Uygur Cambazlığı, Sin-cang Kültürü,
(Uygurca), S.4-5, 1994.
Sen-Zhong-Mien, Süi – Tang Tarihi, (Çinçe), C.1, Pekin 1980.
Shin-Chij-Bai, Çin Musiki Tarihi Programları, (Çinçe), Shang- hai
1982.
Siffiy, Tang Devrindeki Yabancı Kültür, (Çinçe), Pekin 1995.
TOGAN, A. Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giris, İstanbul
1981.
TURAN, Osman, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, İstanbul 2004.
Türk Ansiklopedisi, C.3, Ankara 1983.
VALİ, Kurban, Tarihte Yazılarımız, (Uygurca), Ürümçi 1986.
Wang – Shiao – Shien, İpek yolunda Tıp ve Eczacılık İliskileri
Üzerine Denemeler, (Çinçe), Ürümçi 1998.
Xue-Zong-Ching, Göktürk Tarihi, (Çince), Pekin 1993.
YUSUP, İsrapil - KASİM Enver, Batı ellerin Yemek Ve İçki
Kültürü Tarihi, (Uygurca), Pekin 2006.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
AlkA
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 55



« Yanıtla #3 : 30 Temmuz 2010, 13:34:10 »

Şimdilik ilk iletiyi okudum. Çinlilerin kuzey ve batı toplumların etklilendiklerinin açık göstergesi gibi. Özellikle komşu Türklerin büyük kültürlerinden büyük oranda etkilenmeleri tamamen mantıklı.

Bu önceki yıllarda aklıma takılan soruyu yanıtlamakta.

Günümüz tarih kitaplarına baktığımız zaman, nasıl Ortadoğu'da ve Uzakdoğu'da yüksek uygarlıklar kuruluyor ve büyük gelişmeler oluyordu da, her iki bölgenin arasındaki Orta Asya'da olamıyordu?

Gerçek tarihi öğrendikçe, bizlere atalarımız hakkında birşeyler gizlediklerini gördüm. Yukardaki yazılar bu dediklerime delil niteliğinde.

Aşağıdaki yazıya gelince, ilk metinde en ilgimi çeken kısmı burasıydı.

Konfüçyüs’ün eski Türk telakkilerini nakil ve izah ettiğine dair diğer bir delil de, Tanrı’dan bahsederken, Çinçe olmayan “Tien” sözünü kullanmasıdır. O, Lun-yü (Felsefe Konusmaları) adlı kitabında Gök ve Tanrı tabirlerini daima bu kelime ile karsılamıstır. Bu da Türkçe “Tanrı” (Tengri) kelimesinden baska bir sey değildir.16 Bahsedildiği gibi, Konfüçyüz talimlerinin asli Çin Tanrı düsüncesiyle bir türlü alakası yoktur. Dolayısıyla, bu hususta en iyi arastırmaları yapan W. Eberhard haklı olarak söyle demistir: “Konfüçyüs’ün akidesi, Gök dininin sırf bir gelismesinden ibarettir.”

17 W. Eberhard, age, Ankara 1995, s.46.

Vikipedia'ya bunla ilgili baktığımda biraz daha heyecanladım.

"Tian (Chinese: 天; pinyin: tiān; Wade-Giles: t'ien; literally "Sky or heaven, heavens; god, gods") is one of the oldest Chinese terms for the cosmos."

Her ne kadar gök, "cennet kelimesi anlamına gelen eski bir "Çin" sözcüğüdür" dese de, hemen aşağısında "M.Ö. 11. yüzyıla kadar tanrıya "lord" anlamına gelen "Shangdi" dediklerini ve M.Ö. 11. yüzyıldan sonra Tian'ı kullanmaya başladıklarını söylüyor. Tian-> Tengri

bakınız: Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/Tian


----

Ayrıca alıntıda adı geçen w. eberhard'ı da biraz inceledim.

1937-1948 arası Türkiye'de hocalık yapan bir Alman. Nazilerden kaçıp gelen hocalardan.

Fakat yukarda hangi kitaptan alıntı yapıldığını göremedim. "age" kitabından mı? Öyleyse ben niye bulamadım? diye düşünmekteyim.

---

Son olarak ek bilgi vermek istiyorum.

Bildiğiniz üzere Pekin'in göbeğindeki ve 1989'da büyük olayların baş verdiği Tiananmen Meydanı'nın ismiden buradan geliyormuş.

Anlamı Tanrısal Barış Kapısı demekmiş. Tian-an-men.

--

Devamını sonra okumayı düşünüyorum.

Bu arada yazı için sağolasın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ne bir kürt ister bu şen gönlüm,
Ne bir rum ne de bir hay lalalalalalay,
Kork kaç it kürt, çok kısa ömrün,
Öl, çünkü ölmek en kolay.

                                    AlkA
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.169 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.