Türk Kültüründe Kuşa Dönüşen Kadınlar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 11 Temmuz 2020, 17:08:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Kültüründe Kuşa Dönüşen Kadınlar  (Okunma Sayısı 1914 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 14 Ağustos 2012, 22:10:28 »

TÜRK KÜLTÜRÜNDE KUŞA DÖNÜŞEN KADINLAR

Türk kaynaklarında kaz ve kuğuya benzetilen kızlar ile ilgili çok sayıda kayıt vardır.
Destanlarda kuğu boyunlu, kaz gibi kadınlardan söz edilir.
  Uzun boyunlu olmanın güzel kabul edildiği, Oğuz Beylerine içki sunan kızların boynu birer karış diye tarif edilmelerinden anlaşılmaktadır.
 Er Targın Destanı'nda Kırım Hanı'nın kızı Ak Cunus söylediği türküde “Baba ile anamın Beslenmiş kazıydim” der.
  Kuğu ve kaz ile ilgili bu tür benzetmelerin Türklerin yaşadıkları çevrede bulunan
hayvanlardan kaynaklandığı düşünülebilir. Öte yandan beyazlık da kadınlarda aranan bir
özelliktir. Ten renkleri arasında beyazın en gözde renk olduğu anlaşılmaktadır. Kızlar ve
gelinler ak yüzlü ya da akça yüzlüdür.
 Manas Destanı'nda Buuday Bek "kardan ak eti var" diye betimlenir.
  Er Targın Destanı'nda Kırım Hanının kızı Ak Cunus söylediği türküde “Karı
gör de etimi gör! Kar üstüne kan damlar” der.
  Esmerlik ise olumsuz bir özellik olarak görülmektedir. Manas Destanı’nda
Almambet’in çadırında oturan kız “memeleri kova gibi, gotü kök gibi kara bir kız” diye tarif
edilir.
  Siyah kötülere özgü bir renk olarak algılanır. Kötülük tanrısı Erlik kara bıyıklı, kara
sakallı, kara çalmış yüzlü, kapkara yüzlü olarak betimlenir.Erlik'in kızları da kara yüzlü, kara saçlı, beş örgülü diye anlatılır.
  Dolayısıyla rengi beyaz olan kuğu ve kazın kadınların
güzelliğini vurgulayan benzetmelerde kullanılması doğal görünmektedir.
Ancak bu benzetmelerin dışında kalan kuşa dönüşme öykülerinin simgesel anlamlar
içerdiği açıktır.
Manas Destanı'nda Ay-çürök, oğlunu öldürmek isteyen Er-kıyaz'ı ak kuğu elbiselerini
giyip babası Akın Han'ın yanına gitmekle tehdit eder.
  Böylece onun istediği zaman bir elbise giyip kuğuya dönüşebileceğini anlarız. Bu anlatımdan dönüşüm için bir elbiseye gerek
olduğu sonucu çıkar. Elbise motifi de tüm Altay halklarında yaygın olan bir öyküye gönderme
yapar. Bu öykü şöyle özetlenebilir: Bir erkek bir göl kenarına iner ve burada elbiselerini
kıyıda bırakmış kadınların çıplak olarak yüzdüklerini görür. Oyun olsun diye kadınlardan
birinin elbiselerini çalar. Kadınların tümü kuğu ya da kaz olup uçar, giderler ama elbisesi
çalınan kadın kıyıda kalır. Erkekle evlenir ve bir oğlan doğurur ama daha sonra kuş giysilerini
yeniden bulunca kaçmayı başarır.
  Gökten gelen, suda yüzen ve yine göğe uçup giden bu kuş-kadınları göksel birer varlık
olarak düşünürsek, ruhlar ile ilgili olduklarını öne sürebiliriz. Kuş, Antik Mısır uygarlığından
beri ruhun simgesi olagelmiştir.Güvercin Hristiyanlıkta Kutsal Ruh’un simgesidir.
   Kuğu kuşu ile ruhun birlikteliğini gösteren bir örnek ise Yakut Türkleri'nin inançlarında karşımıza
çıkar. Yakutlar, "Ayısıt" adını verdikleri yaratıcı, bereket ve refah sağlayıcı dişi ruhlara
inanırlardı. Ayısıtlar dağınık halde bulunan yaşam unsurlarını birleştirip, "kut" yaparlar  ve
kutu ana karnındaki çocuğa üflerler, ona can verirlerdi. Kuğular da Ayısıtların simgesi
sayıldığı için onlara dokunulmazdı.
 Böylece bu kuğu-kadınların şamanizm inancına göre yaratıcı ve bereketli dişi ruhları simgelediklerini söyleyebiliriz.
Şaman ritüellerinde de kaz önemli bir yer tutar. Şaman bir kazın üstüne binip
gökyüzünde dolaşır, kazın sesini taklit ederek konuşur. Bunun için de içine ot doldurulmuş bir
nesne kullanır.
 İ.Ö. 5.-4. yüzyıllara tarihlenen Pazırık 5 No.lu kurganda bulunmuş olan iki  adet
keçeden yapılma kuğunun cenaze çadırı ya da araba süsü olduğu düşünülmektedir.
 Çadır, şamanist inanca göre kozmolojiyle ilgili bir simgedir. Gökkubbe bir çadır gibi düşünülür,
Samanyolu çadırın dikiş yeri, yıldızlar da ışık gelsin diye açılmış pencerelerdir
  Bu keçe  kuğular eğer cenaze çadırının tepeliği olarak kullanılmışlarsa göğe yükselen ruhu simgeliyor
olabilirler.
  Öte yandan efsanelerin ortak motiflerinden biri de göl, pınar gibi bir su kaynağıdır.
Bazı efsanelerde kuşa dönüşme motifi kaybolsa da sudaki kızı yakalama temasının sürdüğü
görülür. Başkurtların Tülek Efsanesi'nin kahramanı Zoya Tülek göl kralının kızı Susulu ile
karşılaşır, ondan kaçıp göle atlayan kızın ardından göle atlar ve onu saçlarından yakalar, kız
beni bırak da elbiselerimi  giyip geleyim der ve sarayına döner. Beklemekten sıkılan Zoya
Tülek, gölün sularını kurutması için tanrıya yalvarır, sular çekilmeye başlayınca kız, Zoya
Tülek'i sarayına kabul eder ve birlikte yaşamaya başlarlar.
 Su motifinin sürmesinin hatta hiç değişmemesinin nedenini yaradılışla ilgili
efsanelerde bulabiliriz. Türklerin yaradılışla ilgili efsanelerinden birinde daha henüz dünya
yokken, her yer sularla kaplıyken tanrı ve insanın siyah bir kaz biçiminde uçtukları anlatılır.
İnsan suya düşer ve tanrıya kendisini kurtarması için yalvarır. Tanrı onun kurtulması için
kayaları yaratır, sonra suya dalıp toprak getirmesini söyler. İnsanın getirdiği topraktan
dünyayı yaratır.
  Yakut Türkleri'nin yaradılış efsanelerinden birinde de tanrı bir balıkçıl ile
bir yaban ördeğini çağırır, denizden toprak çıkarmalarını ister. Yaban ördeği çamuru getirir
ama balıkçıl hiç bir şey getirmez. Tanrı ona kızar ve denizde kalmasını, yeryüzüne
gelmemesini söyler. Yaban ördeğinin getirdiği çamurla da dünyayı yaratır.
 Dünyanın yaradılışı ile ilgili bu efsanelerde ortak motifin kaz ve ördek oluşu dikkat
çekicidir. Bunlar yaradılışa yardım eden hayvanlardır. Su ise yaradılışın başladığı yer olarak
kabul edilmektedir. Böylece gökten gelen yaratıcı ruhların suya girip, yaratıcılıklarını
gerçekleştirip tekrar gökyüzüne döndüklerini söyleyebiliriz. Bu kuş-kadınlar yaradılışın
başladığı suda yüzüp, güçlü çocuklar doğuran figürlerdir.
Çeşitli Türk topluluklarının kuğu, ördek ya da kazı ataları olarak kabul etmeleri de
ilginçtir. Yakutlar kaz ve kuğuyu kutsal kabul edip, yemezlerdi.
  Çin Yıllıklarında Doğu Türklerinin yaradılışı hakkında ilginç bir bilgi verilir. Bir dişi kurt tarafından dünyaya
getirilen erkek kardeşlerden birinin adı ıçi-ni-şi-tu'dur. Tüm bu kardeşler uzuvları eksik olarak
doğmuşlardır ama bir peri ıçi-ni-şi-tu'ya dokunarak onu yağmurlara ve rüzgarlara hükmeder
hale getirmiştir. Biri yaz öteki kış tanrısının kızı olan iki kadınla evlenmiş, bu kadınlardan
birinin doğurduğu dört oğlandan biri beyaz bir kuğuya dönüşmüştür.
  Böylece kuğu, atalar  kültüyle ilgili bir simgeye dönüşür ki, benzer inançları Macar ve Finlerin ataları olan
Vogullar'da ve Ostyaklar'da da görürüz. Onlar da kuğuyu kutsal kabul edip etini yemezlerdi.
Tanrı Ayas'ın zaman zaman kuğu kılığına girip dünyayı dolaştığına inanırlardı. Macarlar da
Lebedias adlı reislerinin kuğu ataları olduğuna inanmışlardır.
 Kaz hakkında Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda hazırladığı büyük sözlükte karşımıza
çıkan bir bilgi oldukça ilginçtir. Burada Kaz özel isim olarak gösterilmekte ve Afrasyab'ın
kızının adı olduğu belirtilmektedir. Kazvin kentini de bu kızın kurduğu, babası Tonga Alper'in
adının Afrasyab anlamına geldiği anlatılmaktadır.
 Her ne kadar bu bilgiyi Roux hayali  olarak nitelese de kazın atalar kültüyle bağlantısını gösteren
bir örnek olarak dikkat çekicidir.
   Efsanelerdeki Kuş-kadın motifi zamanla periye dönüşmüştür. Kırgızların Er-Töştük
efsanesinde kıyıları ışıklı bir göle eğlenmek için gelen cinlerin ve perilerin kızları diye tarif
edilen 40 kız, 40 gün eğlenirler, kırkbirinci gün uçup giderler ama içlerinden biri olan Ay
Salkın sekiz gün Er-Töştük'ü bekler ve ondan gebe kalır ama bir fırtına çıkar ve ortadan yok
olur.
  Dede Korkut Destanı'nda bir çoban Uzun Pınar denilen ünlü bir pınarın başına konmuş
periler görür, birini yakalar ve onunla birleşir. Çoban ürken koyunlara bakarken peri uçup
kaçar ve kaçarken de “yıl bitince gel emanetini al ama Oğuz'un başına felaket getirdin” der.
Yıl bitiminde aynı pınara gidince perinin bıraktığı bir kütle görür. Tekmeledikçe büyüyen bu
kütleyi alıp, obasına getirir. İçinden yenilmesi güç bir yaratık olan Tepegöz çıkar. Oğuzların
başına bela olur. Ancak Basat onu yenmeyi başarır.
  Buradaki perinin kötü bir yaratık doğurmasına benzer biçimde olumsuz bir kuğu-kadın
motifi de bir Güney Sibirya masalında yer alır. Bu masalda bir çocuk bir mağara deliğinden
yeraltına düşer. Yer altındaki kötü ruhlar onu dokuz zincirle hapsederler. Çocuk uzun
mücadelelerden sonra zincirlerinden kurtulup, dışarı çıkacakken kuğu-kadın onun çıkmasına
engel olur.
  Kuş-kadın motifinin periye dönüştüğü bu efsanelerin Şamanizm ile bağlantılı olduğu
düşünülebilir. Orta Asya'da İslamlığın yayılışıyla şamanların mesleklerini meşrulaştırmak için
"Peri Han" (peri okuyucu) risaleleri düzenleyip, Peygamberin kızı Hazreti Fatma'yı
kendilerine koruyucu olarak ilan ettiklerini görürüz.
  Nitekim elimizdeki Dede Korkut Destanı Türklerin eski inançlarından pek çok iz taşımakla birlikte islamlığa ilişkin bir anlatıma sahiptir.
Kur'an'da perilerden söz edilmez, yalnızca ateşten yaratılan cinlerden söz edilir.
 Ancak Hazreti Fatma'nın Peri Hanlara koruyucu olmasına yol açan öykü, konumuz
açısından ilginçtir. Bu öyküye göre Hazreti Fatma bir gün bir ağacın gölgesinde otururken
havadan gelen bir kuş bu ağacın dalına konar, dal hemen kurur, kuşun gölgesi Fatma ananın
üstüne düşer ve Fatma ana hastalanır. Hekimlerin ilaçları onu iyileştiremez. Tanrı tarafından
yollanan 40 eren gelir, bu erenler yere bir tuğ dikerler, etrafında dolaşırlar ve onu iyileştirirler.
Böylece bakşılık Hazreti Fatma'dan kalan bir gelenek olarak kabul edilir.
  Bu öyküdeki kuş figürü Dede Korkut Destanı'ndaki canavar doğuran peri gibi olumsuz bir figürdür. Böylece
Türklerin İslamlığı kabul etmeleriyle gökten gelen bu kuş ya da perilerin zamanla kötü
olaylara neden olan olumsuz figürler olarak kabul edilmeye başlandığını düşünebiliriz.
Gökten gelen kuşların, perilerin İslamlıkla birlikte olumsuz figürler olmalarına rağmen
kuşa dönüşme teması sürdürülmüştür. İslamlığın Şii mezhebinin Türkiye'deki kolu olan
Alevilerin mitolojisi kuşa dönüşen din büyükleri ile doludur. Hacı Bektaş Veli şahin ve
güvercin kılığına, Abdal Musa ve Pir Sultan Abdal güvercin kılığına girebiliyorlardı. Ahmet
Yesevi turna, Sarı İsmail doğan, Baba Resül geyik ve güvercine dönüşebiliyordu.
  Bu metamorfozlar din adamlarının mucizeleri olarak nitelenebilir. Güvercin kılığına giren Baba
Resül, bu mucizeyi görenlerin müslüman olmasına yol açmıştır. Barış zamanlarında güvercin
olan Hacı Bektaş Veli savaşmaya şahin biçiminde gitmiştir.
 Anadolu'ya yerleşen Türkler'in masallarında ise kuşa dönüşen kız motifi sürmüştür.
Terzi Kız Masalı'nda üzerine iğneler saplanarak yapılan bir büyü sonucu kuşa dönüşen kız,
kocasının bu iğneleri çıkarmasıyla yeniden eski haline döner.
Mercan Kız Masalı'nda ise saçındaki üç beyaz teli koparılınca kuşa dönüşen bir kızdan söz edilir.
 Altın Oğlan ile Altın Kız Masalı'nda kuş kılığındaki üç peri ayın ondördünde üç kıza dönüşürler.
Ancak su motifi  unutulmuş gibi görünmektedir. Yalnızca Kurbağa Prenses Masalı'nda evleneceği kızı bulmak
için ok atan şehzadenin oku bir bataklığa düşer ve oradaki kurbağayı alıp döner. Kurbağa bir
kıza dönüşür ama yeniden derisini giymek istediğinde şehzade deriyi ateşe atar. Bu yüzden de
masalın devamında epey sıkıntı çekerler.
 Bu masalda kuş motifinin yerini kurbağa, göl motifinin yerini
bataklık almıştır ama deri-elbise motifi sürdürülmüştür. Deri-elbise motifinin
sürdüğü bir başka masalda da keçi kız anlatılır, onun derisi de kocası tarafından yakılır.
  Su motifinin durduğu başka bir masalda kız ağaçta oturmaktadır, şehzadeyle evlenirler ama
onları kıskanan vezirin kızı "ormanda bulunmuş, saçları yolunmuş, kimin kızısın? Yaban
kazısın" diyerek kızı aşağılar.
  Bu masalda kuş motifi pek de unutulmuş gibi değildir. Kızın
ağaçta oturması ve vezir kızının ona "yaban kazısın" demesi eski söylenceleri anımsatır.
Böylece İslamlığın kabulünden sonra da kuş-kadın temasının masallarda sürdüğünü
söyleyebiliriz. Masallar da çoğunlukla mitlerle karışmıştır. Masallarda kutsallığın azaldığı
gözlenir.
   Ama yine de masallar halk edebiyatının örnekleri olarak pek çok mitolojik
öykünün yalın anlatımlarını sunarlar ve dinsel inançlara ilişkin ipuçları taşırlar. Kuşa dönüşen
kadınlar ve göl teması da şamanizm kaynaklı bir tema olup, gökyüzünden gelen bereketli
ruhların yaradılışın başladığı suda döllenip, doğurduktan sonra gökyüzüne geri döndükleri
inancını gösterir. Hem uçabilen, hem yüzebilen, hem de karada dolaşabilen kuş kadınlar
yaradılışın gök, yer ve su döngüsünü tamamlarlar.


                                        KAYNAKÇA
Anohin, V., (çev. Abdülkadir İnan), "Altay Şamanlığına Ait Maddeler",  Makaleler ve
İncelemeler, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1987, s. 404-453
Eliade, M., (çev. İsmet Birkan), Şamanizm, İmge Kitabevi, Ankara 1999
Eliade, M., (çev. Sema Rifat), Mitlerin Özellikleri, Om Kuram Yayınları, İstanbul 2001
Elmalılı H. Y., Hak Dini Kur'an Dili, c. 7, Zaman Gazetesi Yayınları, İstanbul, Tarihsiz
Ergin, M., Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1990
Hall, J., Dictionary of Subjects and Symbols in Art, John Murray Ltd., London 1991.
İnan, A.,  Tarihte ve Bugün Şamanizm Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu,
Ankara 1986
İnan, A., "Dede Korkut Kitabındaki Bazı Motifler ve Kelimelere Ait Notlar", Makaleler ve
İncelemeler, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1987, s. 185-190
Liu Mau-Tsai, (çev. Ersel Kayaoğlu-Deniz Banoğlu), Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri,
Selenge Yayınları, İstanbul 2006.
Kaşgarlı Mahmud, (ed. Besim Atalay), Divanü Lugat-it-Türk Tercümesi, c. III, Türk Tarih
Kurumu, Ankara 1986
Alkan, E., Sayılar ve Hayvan Simgeleriyle Alevi Mitolojisi, Kaynak Yayınları, İstanbul 2005
Orkun, H.N., Türk Efsaneleri, Çınar Yayınları, İstanbul 1943
Ögel, B., Türk Mitolojisi, c. I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989
Radloff, W., (ed. Ahmet Temir), Sibirya’dan Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul
1976
Radloff, W., (ed. Emine Gürsoy-Naskali) Manas Destanı, Türksoy Yayınları, Ankara 1995
Roux, J.P., (Aykut Kazancıgil-Lale Arslan), Orta Asya'da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar,
Kabalcı Yayınları, İstanbul 2005
Sarıyüce, H. L., Anadolu Masalları, Kapı Yayınları, İstanbul 2010
Yıldırım, C., Şamandan Şaire Türk Şiiri, Engin Yayıncılık, İstanbul 1995.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.242 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.