Türk Dünyasında Dini ve Politik Bir Fenomen Olarak Tanrıcılık
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Aralık 2019, 05:40:57


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Dünyasında Dini ve Politik Bir Fenomen Olarak Tanrıcılık  (Okunma Sayısı 1582 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 12 Ocak 2015, 22:36:41 »

Çok geniş bir coğrafya ve değişik iklim kuşağında yaşayan Türkler, tarihleri boyunca başta
Gök Tanrı Dini -Tanrıcılık- olmak üzere Budizm, Yahudilik, Zerdüştilik, Nesturi Hıristiyanlık ve
İslam olmak üzere birçok dini inanışı kabullenmiş, onları tecrübe edip yaşamıştır. Günümüzde de
Türk toplulukları arasında bu dini çeşitlilik devam etmektedir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere Türkler, başta politik ve ekonomik nedenlerle farklı dinleri
kabul edip yaşamışlarsa da bütün bu dinler içerisinde kendi orijinal inanışlarının bir ifadesi olan
Tanrıcılığı korumuş, kabul ettikleri evrensel dinlerin bütün karşı koymalarına rağmen o dinlerin
içerisinde kendi varlığını sürdürmeye devam etmiştir.
Türk dil ve kültürünün temel taşlarından biri, hatta en önemlisi olarak kabul edilen Orhon
Yazıtları, aynı zamanda Türk dini Tanrıcılık (=tengriyanstvo)ın da ana kaynağıdır. Orhon
Yazıtlarında dikotomik bir üniversalizm/üniversizm üzerine kurulmuş olan Türk kozmogonisi “üze
kök tenri asra yagız yir kılındukta ekin ara kişi oglı kılınmış.” (BK: D.2; Ergin: 1970, 51) cümlesi
ile ifade edilmektedir.

Kökeni çok eskilere dayanan Tanrı/Tenri kelimesi bütün Türk topluluklarında tenri, tenre
tanri, tener, tiger, teneri, tanara, tenir, tanrı… şeklinde kullanılmaktadır. Bu kelimenin Sümerce
Dingir, (Eliade:1974,66) Çince T’ien kelimesi ile ilişkili olduğunu ifade eden araştırmacılar da
vardır (Roux: 60-62). Ne var ki, bugüne kadar tanrı kelimesinin düzgün bir etimolojisinin
yapıldığını kabul etmek mümkün değildir.
Bazen batılı bir perspektifle Tibet inanışlarından ödünç alınmış Umay (=anne)’ı kendisine
erkeklik atfedilen Tanrı/Baba ile karşı karşıya koyarak, bazen E. Lot-Falck’ın benimsediği yer/gök
ikilemi üzerinden Türk tanrıcılığına dualist bir karakter atfedilmeye çalışılsa da (Gaüzere: 2010,
124-129) tanrıcılıkta Tanrı tekdir. Zaman zaman tanrı algısında deistik özellikler görülse de en
azından Gök Türkler dönemi esas alındığında tanrının yaratıcı bir küç’e sahip olduğu ve Deus
Otiosus bir karakter göstermediği anlaşılmaktadır (Eliade: 1983, 12; Günay-Güngör 2007, 66).
Bununla birlikte O, semitik tanrılarda olduğu gibi müdahaleci bir tanrı değildir. Ayrıca Türk Tanrı anlayışında hierogamie=kutsal evlilik de yoktur (Eliade: 1974, 66; Günay-Güngör: 2007, 30). Bu
nedenle Altay inanışlarında Bay Ülgen ve Erlik’e atfedilen oğul ve kızlar Gök Tanrı için söz
konusu değildir. Türk tanrı anlayışını en önemli özelliklerinden birisi ise, onun soyut bir varlık
olduğudur. Bu sebeple o antropomorfik ve zoomorfik bir özellik göstermez. Bu gerçekler bütün din
etnolojisi, din antropolojisi ve dinler tarihi araştırmacıları tarafından kabul edilirken, yazdığı kitap
ve makalelerle sözde tanrıcılığın hemen her din ve düşünce sisteminin temelinde var olduğunu
savunan Murat Adji, Polin Polovestkogo Polya adlı eserinde bir tahta parçası üzerine gelişigüzel
bir biçimde, bütün estetik değerlerden yoksun bir insan başını Gök Tanrı olarak takdim ederken
(Adji:1994, 194-195) aynı yazar Atatürk Kültür Merkezi tarafından yayınlanan Kıpçaklar adlı
eserinde bu kez Hz. İsa’nın bir ikonunu alıp onu Gök Tanrı olarak sunmaktadır (Adji: 2002, 210).
Üzülerek ifade etmeliyim ki hiçbir tarihi ve bilimsel gerçekliği olmayan birinci eserdeki resmi, yine
tanrıcılığın Kırgızistan’daki savunucularından Keneş Cusupov, Soros Vakfı tarafından yayınlanmış
olan Bayırkının İzderi adlı kitaba alarak “Türklerde tanrının resmi yok diyorlardı, işte bir kitapta
bu resim var” diyerek Tanrının insan biçimli olduğuna işaret etmektedir (Cusupov:2001, 102-103).
Tanrıcılık dini ile ilgili bir iddiada bulunmasa da Çuvaş yazar Mişşi Yuhma’da Drevnie Çuvaşi
Bog İ Geroy adlı eserinde Çuvaş panteonunda yer alan tanrıların -isimler Arapça- hem zoomorfik
hem de antropomorfik karakterde resimlerini vermektedir (Yuhma:1996, 9). Bu eserlerin ciddi
alınır birer araştırma eseri olduklarını ifade etmek imkânsız gibi gözükmektedir.

Türk tanrıcılığının esasını oluşturan Gök Tanrı inancında, yazıtlarda da belirtildiği üzere,
Türk kozmolojik anlayışı üçlü evren yapısına dayanır. Bunlar:
a-Gökyüzü
b-Yer
c-Yer altı
Türk din sistemi Tanrıcılıkta yalınguk/insan’ın yaratılışı ile ilgili fazla bir bilgi mevcut
değildir. XX. yüzyılın başlarında Radlov ve Verbitski tarafından derlenmiş olan Türk yaratılış ve
türeyiş destanlarında yer alan insanın ve kâinatın yaratılışı ile ilgili mitler tanrıcılık inanışının değil,
semitik inanış ve türeyişin bir ifadesidir.
Yazıtlarda yer alan “öd tenri yasar, kişi oglı köp ölügli törümiş” (KT:K1; Ergin: 1970, 14)
cümlesi ile tanrının sonsuz, insanların ise ölümlü birer varlık oldukları anlatılmaktadır. Ölümden
sonra iyilerin ruhları uçup gökyüzüne, kötülerin ruhları karanlıklar dünyası olarak tasavvur edilen
yeraltına gidecektir.

Gök tanrı dini Tanrıcılıkta ibadetin esasını tanrıya ve ruhlara takdim edilip sunulan
kurbanlar oluşturur. Bu gelenek Hunlardan günümüze kadar devam etmektedir. Kurbanlar bir
hayvanın boğazlanması/tığlanması şeklinde olabileceği gibi, onların kırlara salıverilmesi, tanrı veya
ruhlara ulaşması için başıboş bırakılması şeklinde de olabilir. Bu tür kurbanlara Iduk, Itık, Allahlık
adı verildiği gibi, Itık kurbanı dışında Sahalarda uygulanan kujdaa/ kuydaa adlı bir kurban çeşidi
daha vardır. Bu da sadece belli bir sayıyı geçen at sürülerinden bir veya birkaç atın kırlara
salıverilmesi ile gerçekleşmektedir .

Gök Tanrı dininde ata ruhlarına hürmet ve tazimden ibaret olan Atalar Kültü de önemlidir.
Bu nedenle mezar, mola, kesene, yatır, türbe, dede vb. adlarla andığımız mezarlar ve bunların
etrafında oluşmuş olan ziyaret yerleri önemlidir. Bu yerlerin hemen hepsini Snesarev’in ifade ettiği
gibi eski tanrıların yerini almış yeni evliya ve erenlerin ikametgâhı olarak düşünmek ve kabul
etmek (Snesarev: 1969: 203-307) imkânsızdır.
Gök Tanrı dininin ikinci temel unsuru ise yazıtlarda yer-sub olarak geçen kutsal yerlerdir.
Vatanın kutsallığı düşüncesinin de kaynağı olarak kabul edilen yer-suların ne olduğu; mahiyetleri, nitelik ve nicelikleri neleri kapsadıkları üzerinde birçok görüş ortaya atılmış, son tahlilde ıduk/kutsal sıfatına sahip olan yer-suların Türk vatanının koruyan ruhlar olduğu ifade edilmiştir.

Gök Tanrı dinini, temelini ruhlarla ilişkinin oluşturduğu Şamanizmle özdeşleştirmek
mümkün değildir. Eliade’a göre Şamanizm, en eski vecd tekniklerinden biridir. Bu teknik, bizim
ruhlarla ilişkimizi sağlama için başvurulan bir tekniktir. Türklerin inanç sistemlerinin temelini
Tanrıcılığın oluşturduğunu ifade eden Hamayon’a göre ise Şamanizm, en basit ifade ile “al gülüm
ver gülüm” esasına dayalı, ruhlarla bir ilişki yumağı olup kesinlikle bir din değildir.
XVII. yüzyılda Şamanizmle karşılaşan Rus bilim adamları onu hep bir din olup olmaması
açısından araştırıp değerlendirirken, Sovyetler Birliği döneminde yetişen bilim adamları
Şamanizmi ateizmin haklılığını ispat amacı ile ve yine bir din olarak görmüş, diğer dinlerle
mücadelede Şamanizmi dinlerin bilimsel gerçeklikle bağdaşmadıklarının delili olarak takdim etmiş,
söz konusu mücadele ile sadece şamanları değil, toponimide yer alan ve Şamanizmi
çağrıştırabilecek bütün unsurları da silmişlerdir. Bu konularda en ilginç tutumu ise misyoner
papazlar sergilemiş, onlar değişik Türk lehçelerine tercüme ettikleri kutsal kitap metinlerinde bazı
Türk araştırmacılarca Gök tanrı yerine kaim olduğunu kabul ettikleri Bay Ülgen, Erlik, Toyın, Ürün
Ayıı toyın, Ar toyon gibi Şamanî ruhların yerine tanrı kelimesini kullanarak şamanlığın bir din
olmadığına işaret etmişlerdir.

Evrensel dinler-Budizm, Hıristiyanlık, İslam-de olduğu gibi, Tanrıcılığın içinde de
Şamanizmin esasını oluşturan animist, fetişist ve totemik unsurlar vardır ve günümüzde de bur
unsurlar varlıklarını sürdürmektedirler. Örneğin, güneş battıktan sonra “yerlerin
mühürlenmesi/kilitlenmesi” inancından hareketle ikindiden sonra ölen kimselerin gömülmemesi,
dileklerin kabulü amacıyla ağaç dallarına çaput bağlanması, ölen kimselerin ölümünü takip eden
günlerde aş/yemek verilmesi gibi inanış ve uygulamalar devam etmektedir. Önemli olan husus,
Türk din ve düşünce sisteminin dikey boyutunu oluşturan Tanrıcılıkla, yatay boyutunu oluşturan
Şamanizm’in birbirine karıştırılmamasıdır.

POLİTİK OLARAK TANRICILIK=TENGRİYANSTVO
Daha öncede belirttiğim gibi, Türkler evrensel dinler diye nitelendirilen dinlerle
karşılaşıncaya kadar kendi öz dini sistemleri olan Tanrıcılık/Gök Tanrı Dinini muhafaza etmiş ve
tek tanrı olarak Orhon yazıtlarında ifade ve zikredilen Gök Tanrıya inanmışlardır. Gumilev başta
olmak üzere birçok araştırmacının da ifade ettiği gibi Budizm, Musevilik, Hıristiyanlık, Mani Dini
ve İslam’ı kabul etmişlerdir ancak Türklerin bu dinleri kabulü, söz konusu dinlerin onlara
sundukları teoloji ile ilişkili değil, daha çok o dönemde var olan siyasi ve politik nedenlerle
ilişkilidir (Gumilev:1993,75). Bunun en tipik örneğini Hazarlarda Museviliğin, Uygurlarda Mani
Dininin kabulünde görebiliriz (Tremblay: 2001, 111, 118). Türkler bütün bu dinleri kabul
etmelerine rağmen bu dinlerde tapınılan varlığı ifade etmek için kullanılan YHW. Huda, Isus
Hristos vb. yerine daha çok kendi kavramları olan Tanrı kelimesini kullanmışlardır.
Türkler Nesturi Hıristiyanlık ve Mani Dininden sonra X. Yüzyılda İslam’ı kabul etmiş,
büyük küçük birçok İslam devleti kurmuşlardır. Emevi ve Abbasi devletlerinin baskısı ile Orta
Asya Türklerinin Müslümanlaşmalarına karşın, Güney Sibirya bozkırlarından Kuzey Buz Denizine
kadar uzanan geniş coğrafyada yer alan Türkler ise XVI. yüzyıldan itibaren Ortodoks Hıristiyan
Rus misyonerlerinin gayret ve çabaları ile Hıristiyanlaştırılmaya gayret edilmişlerdir. Ancak bu
topluluklar bir yandan Hıristiyanlaşırken diğer yandan milli ve tabii bir din olarak ta nitelendirilen
Tanrıcılığı ve buna paralel olarak gelişip değişen Şamanî inanışları da sürdürmeye devam
etmişlerdir. XVII. yüzyılda Rusların Saha (Saxa, Sakha) ülkesini işgali Ruslar tarafından Sahaların
Hıristiyanlığı zorla kabullerine neden olurken, aynı durum daha sonra Güney Sibirya Türk
boylarının başına gelmiştir. Gök tanrıya inanış ekseninde oluşmuş Tanrıcılığın yazılı bir literatürü, dogmaları, düzenli
ibadetleri ve bir din sınıfının olmaması onun diğer dinlere karşı koymasını engellemiş, aynı
zamanda bu durum tanrıcılığın Şamanizm’le karıştırılması ve onun Şamanizm olarak algılanmasına
da önemli ölçüde katkıda bulunmuş, hatta işgalci güçler ve sürgünle Saha ülkesine gelen Eski
Hıristiyanlar Tanrıcılığı görmezlikten gelerek Şamanizmi ön plana çıkarıp, onu kendisiyle
mücadele edilmesi gereken bir din olarak takdim etmişlerdir. Bu duruma en iyi örnek Potapov’un
Altaiski Şamanizm kitabı (Potapov: 1991) ile G.V. Ksenofontov’un Şamanizm Izbrannı Trudi adlı
eserleridir (Ksenofontov:1992). Her iki etnologda Tanrıcılığı bir yana bırakıp Sovyet ideologlarının
düşünceleri paralelinde Hıristiyanlık karşısında Şamanizmi bir din olarak savunmuşladır.
1990’lı yıllar Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu başta Orta Asya Türk Cumhuriyetleri
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’la Rusya Federasyonu
içerisinde yer alan Tataristan, Sahastan, Kafkasya, Tıva ve Hakasya ile Altay halkı yeniden milli
bir tarih inşasına, bu tarihi inşanın kültürel temelini oluşturabilecek ve bütün Türkleri aynı çatı
altında tutabilecek ve onlar arasında kültürel ve dini birliği sağlayacak bir fikre ihtiyaç
duymuşlardır. Bütün Türkleri tek din çatısı altında birleştirecek olan eski Türklerin dini sistemi
Tanrıcılıktı. Tanrıcılığın coğrafi sınırı ise tapınılan varlığı ifade için Tanrı kelimesinin kullanıldığı
bütün bölgelerdir.

Tengriyanstvo=Tanrıcılık kavramını ilk kullanan Kazak edebiyatçı Olcas Süleymanov’dur.
Süleymanov, 1975 yılında yayınlanan Az İ Ya adlı eserinde bu kavramı ilk olarak kullanmışsa da o
zaman bu kavramın neyi ifade ettiği üzerinde pek durulmamıştır. Ancak 1990’lı yıllarda Sovyetler
Birliğinin dağılmasını müteakip Tanrıcılık akımı ile ilgili kitaplarda yayınlanmaya başladı. Bu
kitaplardan birisi Çoyon Ömüralı Uulu’nun kaleme aldığı Tenircilik kitabıdır. Bu kitaplardan bir
diğeri ise Tatar asıllı araştırmacı Raphael Nurudinoviç Bezertinov’un Tengriyanstvo-Religiyya
Turkov i Mongolov’un eseridir (Bezertinov:2004).Bir din tarihi olmaktan ziyade anlaşılamaz
duruma getirilmiş bir kültür tarihi hüviyetinde olan ve Tevrat’tan alıntı bir cümle ile başlayan
eserde Bezertinov, Tanrıcılık dininde bir yandan Gök Tanrı’yı Gök Ruhu olarak niteleyip onu
Şamanizmde var olan ve çoğu animist bir anlayışın ifadesi olarak karşımıza çıkan (Erlik,
Umay*…) diğer ruhsal varlıklarla aynı seviyede bir ruh olarak kabul edip Türk Tanrı anlayışına
çok tanrılı bir din karakteri verirken,(Bezertinov: 2004, 76-97) bu dini Şamanizmle
karıştırmaktadır. Bu anlayış eski Sovyet geleneğine sahip bütün araştırmacılar için söz konusudur
ve eserin Türk Dini ile ilgili polemiklere katkısının dışında fazlaca bir değer taşıdığına inanmak
oldukça güçtür. Hele tanrı kelimesinin etimolojisini Tan (Doğuş)+ -Ra (Güneş) = Tan-Ra
(Bezertinov:2004, 7) olarak açıklamaya çalışması ve bir dini ideolojiyi bu kavram üzerine
yüklemeye gayret etmesi ise bilimsel garabetin en ilginç örneklerinden biri olarak karşımıza
çıkmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse eser, bir dinin nasıl anlaşılamaz hale getirildiğini
göstermesi açısından ilginçtir.

Tanrıcılık politik arenaya ciddi bir biçimde Askar Akayev döneminde Devlet Başkanlığı
Genel sekreteri olan Dastan Sarıgulov’un gayreti ve Soros vakfının mali desteği ile Kırgızistan’da
çıktı. İdeolojik temelini Tenircilik kitabının oluşturduğu bu hareket Manas destanı temelinde Kırgız
milli kimliğinin inşasını hedefliyordu. Zira Kırgızlara göre Tenircilik VII-VIII. yüzyıllarda Asya
Bozkırlarında kurulan Türk imparatorluklarının birleştirici kültürel bir unsuru idi. Kırgızistan’da bu
gelişmeler olurken Kazakistan ‘da Özbekistan Fransız Orta Asya Araştırmaları Merkezi tarafından
2005 yılında Milli Kimliğin İnşasında Yeni bir Faktör Olarak Tengrizm adlı bir kongre düzenlendi.
Marlene Laruelle’nin raportörlüğünü yaptığı bu kongrede Tanrıcılıkla ilgili birçok bildiri sunuldu
ise de bunlar içinde en ilginç bildirilerden birisi Nigmet Ayupov ve Amanjol Kasabekov tarafından
sunulmuş olan bildiridir. Bu bildiride Ayupov ve Kasabekov Tanrıcılığın orijinal bir hareket
olmadığını, bunun Sovyetler Birliği sonrası Rusya’da doğan Rusya/Slav paganizmine dönüş
hareketinin bir yansıması olduğunu, bu hareketin bir benzerinin de Tacikistan’da Zerdüştiliğin rehabilitasyonu şeklinde kendini gösterdiğini ifade etmişlerdir . Bu görüşe karşı Tanrıcılığı savunanlar ise, bu hareketin bir öze dönüş hareketi olduğunu ve neo-paganizm olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını anlatmış, Avrupalı bilim adamları dışında da bu hareketin
değerlendirilmesinin yapılabileceğini ifade etmişlerdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 12 Ocak 2015, 22:38:58 »

Ancak yine de Tanrı adı başta olmak üzere Avrasya coğrafyasında savunulan tanrıcılığın ne
olduğu hakkında araştırmacılar arasında tam bir fikir birliği olmadığı gibi, dini sadece tarihi bir
fenomen olarak kabul edip bu görüşten hareketle tanrıcılık hakkında verilen hükümler ve ulaşılan
sonuçlarda da belirsizlikler ve çarpıklıklar mevcuttur. Özellikle son dönemlerde Avrupa’da yapılan
araştırmalarda bunu açıkça görmek mümkündür (Gaüzere: 2010, 124; Abdrakhmanov: 2012, 17).
Kuzey Kırgızistan’da kurulan Tenir Ordo =Ruh Ordo merkezleri ile güçlendirilmeye
çalışılan Tanrıcılık, Akayev’in iktidardan uzaklaştırılması ve Sarıgulov’un devlet sekreterliğinden
alınması ile milli devlet ideolojisi olmaktan çıkmıştır. Günümüzde Kırgızcılık şekline dönüşmüş
olan bu hareket entelektüeller arasında marjinal bir fikir olarak yaşamaktadır. Tanrıcılar siyasi
olarak da teşkilatlanmış Mekenim Kırgızstan adlı bir parti kurmuş ve bu partinin çatısı altında
toplanmışlardır.
Tatar tanrıcıları ise politik açıdan daha çok milliliği ön plana çıkarmak istemekte bunun
temeline de tanrıcılığı yerleştirmeye gayret etmektedirler. Tataristan da bu hareketi destekleyen
Beznen –Yul (Bizim Yol) adlı bir dergi çıkmaktadır.

1629 yılında Don Kazakları tarafından işgal edilen Saha (Saxa) ülkesinde Ruslar I. M.
Romanov döneminde Yakutsk şehrini kurdular (1632). Bunların amacı bir yandan ticareti
geliştirmek, diğer yandan da Putperest olan halkları Hıristiyanlaştırmaktı. Bu amaçla Ruslar Saha
ülkesine Ortodoks (Pravoslav dini) Hıristiyanlığı ve Kiril alfabesini götürdüler. Saha aydınları buna
karşı koymaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Aslında Don Kazaklarının Saha ülkesini
işgalinden önce Sahalar Orhon’da kullanılan runik alfabeyi kullanıyor, din olarak da Tanrıcılığa
inanıyorlardı. Hatta tanrıcılık inancına sahip olan Yakutlar XIX. yüzyılda Çin’den gelebilecek
kültürel etkilerin önünde bir engel oluşturdu (Karro:1990, 342). Saha halkı milliyetçi ve savaşçı bir
halktı. Ne var ki, uzun süren Rus işgali Sahaların milli hafızalarını büyük oranda sildi.(Calabuig:
1995, Le monde diplomatique)
Tanrıcılığın Sahastan’daki yansıması öncelikle Yakutistan adının Saha Cumhuriyetine
dönüşmesi şeklinde kendini gösterdi. Yakutistan adının Sahastan’a dönüşmesinin istenmesi Saha
halkının büyük çoğunluğu tarafından Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ortak bir zeminde buluşma
isteğinin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır (Maj: 2010). Saha milli devlet arması üzerinde
yer alan atlı adam sembolü ise Hun Devletinin çökmesi sonucu şimdiki topraklara yerleşerek Orta
Asya Türklerinden ayrılan Sahaların Türk-Moğol halkları ile uzak geçmişte akraba olduklarını
vurgulamak amacına yöneliktir.

Tanrıcılık ideolojisinin gelişmesi Avrasya halkları arasında heyecan uyandırıp konu ile
ilgili milletlerarası bilimsel kongreler düzenlenirken bu hareket hem teolojik, hem bilimsel hem de
politik anlamda Türkiye’de hemen hiç etki uyandırmadı. Hiç şüphesiz Türkiye’deki bu ilgisizlikte
Bernard Lewis’in anlatımı ile Türklerin mili kimliklerini İslam’a gömüp, milli tarih ve dillerine sırt
çevirmiş olmalarının etkisi büyüktür.

Sonuç:
Unutmamak gerekir ki, öncelikle farklı bir amacı gerçekleştirmeye, Türk Dünyasında nasıl
bir etki-tepkiye sebep olacağını ölçmeye yönelik olarak ortaya çıkarılmış olan Tanrıcılık
beklentilerin tersine, Avrasya coğrafyasında yaşayan Türk kültürlü halkların hem kendileri, hem
içinde yaşadıkları toplum, hem de yaşadıkları çevre ile uyumunu hedefleyen bir hareket olup Nouvelle Age’cıların düşünceleri paralelinde gelişip uzak bir gelecekte bütün Türklerin çatışı
altında toplanabileceği ve milli varlıklarını sürdürebilecekleri tek din ve milli ideoloji gibi
gözükmektedir.
*-Umay kavramı hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Ancak bu araştırmalar arasında
en dikkat çekenlerden birisi E.Lot-Falck tarafından yapılmış olanıdır. Falck söz konusu
araştırmasında Türklerin organize bir tanrı panteonu olmadığını, ancak birkaç tanrısal varlılığa
sahip olduklarını bunlardan birinin de aynı kaynaktan türemiş yer-su, ongun, emeget, etügen,
ebügen, emegen, eke, eneke adı ile anılan varlıklar olup adı geçen varlıkların ise Moğol toprak
tanrıçası Ötügen’in türevleri olduğunu ve söz konusu adlar altında bunlara tapınıldığını
anlatmakta, Umayın da Hristiyan Türklerce Hz. Meryem’e dönüştürüldüğü savında bulunmaktadır
(Lot-Falck:1956,196). Ayrıca, Umay’ın Gök Tanrının eşi olarak kabul edilmesi
(Abdrakhmanov:20102, 17) de Gök Tanrı Dini hakkındaki cehaletin en büyük örneğidir.

  Prof. Dr Harun GÜNGÖR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.074 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.024s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.