Türk'ün Ulu Atası: “Oğuz Kağan"
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 10:52:17


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 3 4 [5]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk'ün Ulu Atası: “Oğuz Kağan"  (Okunma Sayısı 52100 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M. Badurak
Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 3.138


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #40 : 21 Ekim 2015, 12:08:54 »

Eser genel bir bütünlük taşıyan on iki hikayeden oluşmaktadır. Dede Korkut Kitabı'nda Oğuz toplumu hanlar hanı Bayındar Han'a bağlıdır. Beyler onun huzurunda meclislere katılırlar. Bayındır Han'ın beğlerbeği Salur Kazan'dır. Dede Korkut Kitabı'nda hikayeler Dede Korkut'un dilinden söylenir. Bayındır Han'la ilgili hikaye söylenmez. Kazan Beğ'le ilgili üç hikaye yer alır. Diğer hikayeler çeşitli Oğuz kahramanlarıyla ilgilidir. Fakat kitapta kahraman olarak adı geçip kendisi için hikaye söylenmemiş kahramanlar da vardır.

Araştırmacılar, Oğuznâme geleneğinde her kahraman için bir hikaye söyleme geleneği bulunduğu için hakkında hikaye söylenmemiş kahramanlar için de hikaye söylenmiş olabileceği görüşlerini dile getirseler de günümüze kadar on iki hikaye dışında yeni bir hikaye ele geçmemiştir.

Hikayelerdeki Oğuz kahramanları geleneğe uygun olarak olağanüstü şekillerde doğarlar. Kahramanlık göstermedikleri takdirde kendilerine isim verilmez. Bir kahramanlık gösterdiklerinde Dede Korkut gelerek kendilerine isim koyar. Kahramanların vücut yapıları da yer yer olağanüstü bir şekilde şöyle tasvir edilir: "Altmış ögeç derisinden kürk eylese topuklarını örtmeyen, altı ögeç derisinden külah itse kulaklarını örtmeyen, kolu budı harança, uzun baldırları ince, Kazan Bigün tayısı at ağızlu Aruz Koca"31, "Kara dere ağzında Kâdir viren, kara buğa derisinden bişiginün yapuğu olan, acığı tutanda kara taşı kül eyleyen, kara bıyığını yidi yirden ensesinde dügen, Kazan kartaşı Kara Göne".32

Dede Korkut Kitabı'nda maceraları anlatılan toplumda en önemli erdem kahramanlıktır. Kişinin toplumda edindiği itibar gösterdiği kahramanlığa bağlıdır. Bu düşünce Uşun Koca Oğlu Şegrek Boyı'nda bir konuşma esnasında şöyle yansıtılır: "Mere Uşun Koca oğlu bu oturan bigler her biri oturduğı yiri kılıcıyile etmegiyile alupdur, mere sen baş mı kesdün kan mı tökdün aç mı toyurdun yalınçak mı tonatdun didi. Egrek aydur: Mere Ters Uzamış baş kesüp kan tökmek hüner midür didi. Aydur: Beli hünerdür ya!"33

Dede Korkut Kitabı'nda da alplik en büyük değer olmasına rağmen cihangirlik ülküsü görülmez. Kahramanlar daha çok kendilerini korumak, mallarını, yerine göre namuslarını muhafaza için mücadele ederler.34 Bunun sebebi geldikleri yeni toprakları vatan edinme mücadelesinden kaynaklanmalıdır. Bu kitapta anlatılan hadiseleri yaşayan Oğuz kitleleri 1112. yüzyıldan itibaren Sir Deryânın kuzey taraflarından güneye doğru hareketlenmişler ve eserin kaleme alındığı zamana kadar, geldikleri Horasan, Kuzey ve Güney Azerbaycan ve Anadolu coğrafyalarını vatan edinmek için sürekli mücadeleler vermişlerdir. Bu vatan edinme mücadeleleri bir süre cihangirlik idealini unutturmuş olmalıdır.

XV. asır sonlarında Anadolu'da Şehnâme gibi bir eser yazmak için hazırlıklara başlayan ve 366 cilt yazmayı tasarladığı eserinin 82 cildini yazabilen Uzun Firdevsî de Süleymannâme isimli eserinde kahramanlarını Şehnâme'deki ve çeşitli Arap kaynaklarındaki isimlerle isimlendirse de Türk kahramanlar Oğuznâme geleneğinde olduğu gibi tasvir edilirler, Oğuznâme geleneğinde olduğu gibi cihan hakimiyeti ülküsünü taşırlar. Eserde olaylar Dede Korkut Kitabı'na benzer bir üslupla anlatılır.35 Bu özellikleriyle eser Oğuznâme geleneği içinde sayılabilir.

Süleymannâme'de Efrâsiyâb, Oğuznâmelerde olduğu gibi yırtıcı hayvanlara benzetilmek suretiyle tasvir edilir. Efrâsiyâb'dan bahsedilirken "Efrâsiyâbı Türk, ol ukkâb sînelü köhne kurt"36 denilir. Yine Efrâsiyâb kendisinden bahsederken "Efrâsiyâbı gürdem, cengi cihân görmüş eski kurdam."37 der. Görünüşü ve tavrının tasviri Dede Korkut Kitabı'ndaki kahramanların tasvirini andırır şekile şöyle yapılır: "Efrâsiyâbı Türk da'hı aletmış aletı arış ekadd u ekâmetile ta'ht üzerine oeturmuş şarâb nûş ider."38 "Bugur Efrâsiyâbı Türk düşmân pehlevânların karşusında görüp evren gibi baş kaldurup kaplanlayın gögüs gerüp el dizine urup at kuyrugı gibi bıyıkların burup kılları ucın kulaklarına iltüp gazaba gelüp"39 Yine savaşa giren Efrâsiyâb şu şekilde tasvir edilidir: "Leşker ortasında İsfendiyârî alem dibinde Efrâsiyâbı Türk altmış arış kadd u kâmetile, Rüstem minvâl salâbet ve şecâatıla, üç yüz altmış altı batman demür gürzini tag gibi omuzına urmış gelür, bir poladpûş gergedana Sâmı Süvâr gibi süvâr olup üç sinirli katı yayın kurup tarba ta'htası gibi kılıcına gazab elin urmış gelür."40

Eserin 3945. ciltlerinde Hz. Süleyman'la mücadelesi anlatılan Efrâsiyâbı Türk kendi çevresindeki hükümdarları yenerek İran ve Turan'a hakim olmuş, Kaysarı Rûm'u yenerek Sinop Kalesi ve çevresindeki bakır madenlerini almış "âleme hükümrân olma" ülküsünü taşıyan bir kahramandır. Onun da tek amacı âlem hükümranlığıdır. Hz. Süleyman gönderdiği namede kendi gücünü öğüp kendisine tâbi olmasını ister.41 Efrâsiyâb bu nâmeye çok kızar, kendi kahramanlığını uzun uzun öğerek asıl âleme hükümrân olmaya kendisinin layık olduğunu belirtir:

"Mûrçesin sen heft serâverân özüm
Sen Süleymân ben de Şeh Tûrân özüm Cem idersen nola Ankâ şâhibâz
Tagıdam devletle ursam tablubâz Nola eger çok olsa koyun sürüsi
Leşkerinden tola tâ milki cihân Sayd idem Sîmurg'unı sayyâdveş
Kayd idem çok leşkerün cellâdveş Yâ kefen tak gerdenüne gel bana
Kim Arab milkini virem girü sana Ta'htınile 'hâtemün vir armagan
Kılıcımda virmeyesin tâ ki cân Yo'hsa leşker çeke vardum üstüne
Kim uram düşmân kılıç dostuna Okuyup nâmem idersen ger amel
Devletüne gelmeye hergiz 'halel Ger nasîhat tutmazisen yâ Arab
Tâc u ta'htunla ilün kılam 'harâb"42

Yukarıda verilen metinden de anlaşılacağı gibi Efrâsiyâb gayesi mülk ve servet kazanmak değil "âleme hükümrân olmak"tır. Çünkü âlem hükümrânlığını temsil eden "taht ve hâtem" kendisine verildiğinde o Arap mülkünü geri verecektir.

Oğuznâme'nin Türkmen rivayetleri Ebülgâzi Bahadır Han'ın 1660'da yazmış olduğu Şecerei Terâkime'de bulunmaktadır. M. Ergin'e göre Ebülgâzi bu eseri hazırlarken Reşidüddin Oğuznâmesi'nden istifade etmekle birlikte kendi devrinde anlatılan Türkmen rivayetlerinden de istifade etmiştir. Eser daha sonra istinsah edilirken yeni rivayetler de eklenmiş, dolayısıya Türkmenler arasında anlatılan Oğuznâme rivayetleri geniş olarak bu esere yansımıştır.43 Z. Velidi Togan'a göre Ebülgazi Bahadır Han bu eserini yazarken Oğuz rivayetlerinin kitap halinde yazılmış nüshalarından istifade etmiştir. Bahadır Han'ın verdiği bilgiler genel itibarıyla Reşidüddin'e uyarken Reşidüddin'in eserinde bulunmayan bazı tafsilatı da içermektedir.44

Eserin en eski ve kıymetli nüshaları Taşkent ve Leningırat nüshalarıdır. Eser 1958'de Rus Türkolog Prof. A. N. Kononov tarafından Taşkent nüshası esas alınıp yedi nüsha karşılaştırılmak suretiyle hazırlanmıştır. Ayrıca Kononov eseri Rusçaya tercüme etmiş ve üzerinde gramer, inceleme, araştırma olmak üzere geniş bir çalışma yapmıştır.45 Konanov'un hazırladığı metnin M. Ergin tarafından tercümesi yapılarak faksimilesiyle birlikte yayınlanmıştır.

Ele en son geçen Oğuznâme metni ise Kazan Üniversitesi Yazmalar Kütüphanesi'nde bulunan metindir. Yazma, kütüphaneye Sait Vahidi'nin 19301937 yılları arasında yazma toplama çalışmaları sırasında kazandırılmıştır. Yazma, Türkoloji dünyasına Prof. Dr. Fikret Türkmen tarafından tanıtılmıştır. Yazma, üzerinde tanıtıcı bir yazı yayınlanarak üzerinde inceleme başlatılmıştır. Bu tanıtma yazısında verilen bilgilere göre yazma talik yazıyla yazılmış, 109 varaklık bir yazmadır. İstinsah kaydı yoktur. Fakat kullanılan dilde Eski Türkçe ve Azerbaycan sahası Türkçesi özellikleri görülmekte olduğundan yazmayı müstensih eski bir Oğuznâme nüshasından istinsah etmiş olabilir. Yazmadaki ifadelerden müstensihin çeşitli kaynaklardan edisyon kritik yapar gibi bu Oğuznâme nüshasını oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Bu Oğuznâme genel plan itibarıyla Şecerei Terâkime'ye benzemekle birlikte konuları daha geniş olarak ele almıştır. Diğer Oğuznâmeler'de olmayan bir kısım orjinal bilgiler de vermektedir. Meselâ Şecerei Terâkime'de baştan Oğuz Han'ın yaratılması bahsine kadar olan kısım 12 varak iken Kazan'da bulunan Oğuznâme'de 35 varaktır. Eserin fasıl başlıklarıyla Şecerei Terâkime'nin fasıl başlıkları arasında ve Oğuz Han'ın oğullarının isimlerinin verilmesinde bazı farklılıklar görülmektedir. Oğuz Han'ın torunlarının isimleri verilirken bu farklıklar daha da artmaktadır. Yine Oğuz Han neslinin saltanat sıralamalarında da bir kısım değişikliklerin olduğu görülmektedir.46

Diğer bir Oğuznâme nüshası Mirza Uluğbek'in (13941446) Tarihi Abira Ulusu (Dört Ulus Tarihi) isimli eserinde kaydettiği Oğuznâme nüshasıdır. Bu eseri tanıtan Şerafettin Ömer, bu Oğuznâme'in İslâmî dönemde yazılmış Oğuznâmelerin en mükemmellerinden biri olduğunu belirtmektedir. Bu varyantta Oğuznâme'nin Ergenekon Destanı'nın tarihi devamı olduğu kaydedildiği belirtilmektedir.

Mirza Uluğbek'in kaydettiği Oğuznâme'nin konusu Orhun Vadisi'nde geçmektedir. Bu Oğuznâme'de de yine Oğuz'un olağanüstü doğumu, büyümesi, ad alması, evliliği, fetihleri, diğer oğuz kavimlerine ad vermesi, oğulları ve oğullarına saltanatı devri anlatılır. Bu Oğuznâme'de Oğuz Han'ın ordu teşkil etmesinin anlatıldığı kısımla, Oğuznâme'nin Ergenekon Destanı'nın bir devamı olduğunun ortaya konulduğu kısımlar oldukça önemlidir.47

Türkmenler arasında yazılmış diğer bir Oğuznâme XVIII. asır şairi Nur Muhammed Andelib'in nazmettiği Oğuznâme'dir. Bu Oğuznâme üzerine Türkmen araştırmacı Ahmet Bekmiradov "Andelib ve Oğuznâmecilik Debi" küçük boy 132 sayfalık bir araştırma ve inceleme yayınlamıştır. Ahmet Bekmiradov'un eserini tanıtan Dr. M. Fatih Kirişçioğlu bu Oğuznâme'in metini ve sözlüğünü de yayınlar. Bu manzum Oğuznâme yaklaşık 15 sayfa civarındadır. Bu Oğuznâme'de de yine olaylar diğer Oğuznâmelere benzer şekilde anlatılmaktadır.48

1908 yılından sonra Türkçülük cereyanın kuvvetlenmeye başlamasıyla eski Türk destanları üzerinde Ziya Gökalp çalışmaya başlamıştır. Z. Gökalp'in Türk destanı üzerine yazdığı ilk şiiri "Türk Tufanı"nda değiştirilmiş bir şekilde Oğuz Destanı anlatılır. Ziya Gökalp Türk destanlarını yeniden nazma çekmeye çalışanların öncüsü olmuştur. Ondan sonra Hilmi Ziya Ülken 19241925 yıllarında 12 sayı yayınlanan "Anadolu" dergisinde uzun manzumeler halinde nazma çektiği destan parçalarını yayınlamıştır.49

Cumhuriyet döneminde Dr. Rıza Nur, Basri Gocul Oğuznâme'yi yeniden nazma çekme çalışmalarında bulunmuşlardır. Fakat bu çalışmalarda ciddi bir başarı gösterilememiştir. Rıza Nur hece vezniyle 6100 mısraı aşan bir "Uğuz Kağan Destanı" nazma çekmiştir. Fakat bu çalışmasında bazı kuvvetli parçalar bulunmakla birlikte eser bütünü itibarıyla başarılı sayılamaz.50

Cumhuriyet devrinde Oğuznâme'yi yeniden yazma teşebbüsünde en ciddi gayret sarfeden şahıs öğretmen Basri Gocul'dur. Türk Milli Destanı (Oğuzlama) isimli eserinin önsözünde Türk Milli destanını ömrü boyunca işlemeye karar verdiğini belirtir. Türk Milli Destanı (Oğuzlama) isimli eserini 1948 yılından itibaren 48'er sayfalık fasiküller halinde yayınlamaya başlar. 19481953 arasında aralıklarla çıkardığı 5 fasikülü İstanbul'da, 1953'te 6., 1955'te 7. ve 8. fasikülleri Kayseri'de yayınlar. Bu çalışmada Dede Korkut Kitabı'nda adı geçen kahramanların hayatları çevresinde bir iki sayfalık nazım nesir karışık anlatmalarda bulunur. Bunlar kısa ve basit anlatımlardır.
Basri Gocul 1971'de Bursa'da yayınladığı üç ciltlik "(Türk Milli Destanı) Oğuzlama" isimli eserinde Dede Korkut Kitabı'nda yer alan hikayeleri nazım şeklinde on iki hikaye olarak yeniden işler. Bu çalışmada hikayeler daha geniş boyutlu ve daha başarılı bir şekilde işlenmiştir.

Basri Gocul 1973'te Oğuznâme'yi de nazma çekerek "Oğuznâme (Soyumuzun Destanı)" ismiyle Ankara'da yayınlar. Bu 42 sayfalık bir çalışmadır. Eser nazma çekilirken hem Uygur harfleriyle yazılmış Oğuznâme nüshasındaki bilgilerden hem de Rüşidüddin Oğuznâmesi'ndeki bilgilerden istifade edilmiştir. Ayrıca eserde Dede Korkut Kitabı'nın etkisi de görülmektedir.
Cumhuriyet döneminde Oğuznâme geleneğinden en fazla etkilenen ve şiirinde bu geleneğin havasını en başarılı bir şekilde yansıtan şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'dur.

Gençosmanoğlu "Salur Kazan Destanı" ve "Boğaç Han Destan" isimli eserlerinde Dede Korkut Kitabı'nda geçen olayları başarılı bir şekilde işler. Diğer eserlerinde de Türk tarihinin kahramanlık olaylarını şiir diliyle tekrar destanlaştırır.51

Dr. Mustafa Aksoy

1 Faruk Sümer, "Oğuzlar", İslam Ansiklopedisi, 9. cilt, İstanbul 1988, s. 378383.
2 Prof. Dr. Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı I, 2. Baskı, Ankara 1989, s. 3536; Prof. Dr. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 4. Baskı, Ankara 1981, s. 250 (106 nolu dipnot).
3 Prof. Dr. Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı I, s. 94, 115.
4 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 153.
5 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 225.
6 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 184.
7 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 243.
8 Paul Pelliot, Uygur Yazısıyla Yazılmış Uğuz Han Destanı Üzerini, Çevirin: Vedat Köken, Ank. 1995, s. 7.
9 Prof. Dr. B. Ögel, Türk Mitolojisi I. cilt, s. 128.
10 Paul Pelliot, a.g.m. s. 103.
11 Paul Pelliot, a.g.m. s. 78.
12 Prof. Dr. B. Ögel, a.g.e., s. 128.
13 P. Naili Boratav, Folklor ve Edebiyat (1982) 2, İstanbul 1983, s. 80.
14 Mehmet Kaplan, Oğuz Kağan Destanı, İstanbul 1979, s. 2728.
15 W. Bang ve G. R. Rahmeti, Oğuz Kağan Destanı, İstanbul 1936, s.11.
16 W. Bang ve G. R. Rahmeti, a.g.e., s. 11.
17 W. Bang ve G. R. Rahmeti, a.g.e., s. 17.
18 W. Bang ve G. R. Rahmeti, a.g.e., s. 17.
19 W. Bang ve G. R. Rahmeti, a.g.e., s. 13.
20 Faruk Sümer, "Oğuzlar'a Ait Destanî Mahiyette Eserler", Ankara Ünv. D.T.C.F. Dergisi, Temmuz EylülAralık 1959, Cilt: XVII, Sayı: 34, Ankara 1961, s. 359360.
21 Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Oğuz Destanı, 2. Baskı, İstanbul 1982, s. 118120.
22 Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan; a.g.e., s. 1718.
23 Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan; a.g.e., s. 2024.
24 Hüseyin Namık Orkun, "Bir Oğuz Efsanesi", Ülkü, Birinci Kanun 1935, Cilt: 6, Sayı: 34, s. 267275; Oğuzlara Dair, Ankara 1935, s. 96120.
25 Kemal Eraslan, "Manzum Oğuznâme", Türkiyat Mecmuası, 19731975, Cilt: XVIII, İstanbul, s. 170, 172.
27 P. Naili Boratav, Folklor ve Edebiyat (1982) 2, s. 8081.
28 Prof. Dr. B. Ögel, Türk Mitolojisi II., Ankara 1995, s. 45.
29 Rıdvan Nafiz, "Oğuz Destanından Bir Parça", Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, 1934, II, s. 243249; O. Şaik Gökyay, Dede Korkut, İstanbul 1938, s. 121124.
30 Geniş bilgi için bkz. O. Şaik Gökyay, Dede Korkut, İstanbul 1938; Prof. Dr. Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı I, 2. Baskı, Ankara 1989; O. Şaik Gökyay, Dedem Korkut'un Kitabı, İstanbul 1973.
31 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 113.
32 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 174.
33 Prof. Dr. Muharrem Ergin, a.g.e., s. 225.
34 Prof. Dr. Mehmet Kaplan; Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar I., İstanbul 1976, s. 14.
35 Mustafa Aksoy, Uzun Firdevsî'nin Süleymannâme'sindeki Destan Unsurları Cilt III, (Basılmamış Doktora Tezi) İzmir 2000.
36 Süleymannâme, Hazine 1529, v. 272a; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 401.
37 Süleymannâme, Hazine 1529, v. 192a; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 253.
38 Süleymannâmee, Hazine 1529, v. 187a; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 243.
39 Süleymannâme, Hazine 1529, v. 263a; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 386.
40 Süleymannâme, Hazine 1529, v. 249b; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 363.
41 Süleymannâme, Hazine 1529, v. 188b189b; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 247249.
42 Süleymannâme, Hazine 1529, v. 200b; Mustafa Aksoy, a.g.e., s. 271.
43 Ebülgazi Bahadır Han, (Şecerei Terakime) Türklerin Soy Kütüğü, Hazırlayın: Muharrem Ergin, İstanbul Tarihsiz. (M. Ergin'in yazdığı girişten), s. 1213.
44 Ord. Prof. Dr. Z. V. Togan, Oğuz Destanı, 2. Baskı, İstanbul 1982, s. 121.
45 Ebülgazi Bahadır Han, (Şecerei Terakime) Türklerin Soy Kütüğü, (M. Ergin'in yazdığı girişten), s. 1314.
46 Prof. Dr. Fikret Türkmen, "Kazan'da Bulunan Yeni Bir Oğuzname Nüshası Üzerine", Milli Folklor, Yaz 1995, Cilt: 4, Yıl: 7, Sayı: 26, s. 45.
47 Şerafettin Ömer, "Oğuznâme'ye Dair Bazı Meseleler" Akt. Alimcan İnayet, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: Güz1997, s. 87106.
48 Dr. M. Fatih Kirişçioğlu, "Andelip ve Oğuznâmecilik Debi (Geleneği) ", S. Ü. FenEde. Fak. Edebiyat Dergisi 19921993, 7. 8. Sayı, s. 132.
49 Arif Yılmaz, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Hayatı ve Şiir Sanatı, Ankara 2000, s. 78.
50 Arif Yılmaz, a.g.e., s. 89.
51 Daha geniş bilgi için Arif Yılmaz'ın a.g. eseri.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: 1 ... 3 4 [5]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.048 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.