Türk'ün Ulu Atası: “Oğuz Kağan"
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2017, 02:21:53


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 3 [4] 5
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk'ün Ulu Atası: “Oğuz Kağan"  (Okunma Sayısı 52077 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gümüş Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #30 : 24 Ağustos 2010, 22:58:50 »

Keşke bu yazdıklarınızı okullarda da anlatsalar. İlkokula giderken bir tek Boğaç Han'ın nasıl ismi aldığını anlatmışlardı ve o günden beri hiç aklımdan çıkmadı o konu. Sonra bununla, bunlarla ilgili hiçbir şey anlatmadılar. Daha ne kadar saklayacaklar? Bir ara andımızı yasaklıyacaklardı ama şimdi ne oldu o konu bilmiyorum. Yasağın nedeni de, ne mutlu Türküm diyene sözü ve içindeki Türklü sözlerden dolayı  diğer ırklara karşı yapılan haksızlıkmış.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
hun_turk58
or-ok-on
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 432


Rehber KAN, hedef TURAN


« Yanıtla #31 : 25 Ağustos 2010, 02:04:12 »

Bunları neden okullarda öğretsinler ki? Bunu yaparlarsa neyin değişeceğini çok iyi biliyorlar.

Ayrıca bu güzel bilgileri  bize paylaştığınız için teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

--"Biz dogrudan dogruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagı Türk toplulugudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluga dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Atatürk
Ca_Mu_Ka
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 16


« Yanıtla #32 : 24 Ekim 2010, 22:38:16 »

Bu destanı okuyunca Türk ırkından olduğum için bir kez daha övünüyorum...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
OnbaşıPars
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 180


TANRI TÜRK'E YAR OLSUN TURAN ELLER VAR OLSUN


« Yanıtla #33 : 23 Şubat 2011, 21:26:33 »

Bu güzel paylasim icin tesekkür ederim , okurken birkez daha Türk oldugum icin gururlandim . Tanriya sükürler olsun´ki beni böyle bir irkin evladi olarak acuna getirmis .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karadeniz T
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 116



« Yanıtla #34 : 23 Şubat 2011, 22:10:43 »

Bu değerli konu için teşekkür ederim Kalkan.
Her Türk'ün ezbere bilmese gereken milli destanımız.

Rastgele etrafınızda gördüğünüz "Oğuzhan" isimli kişilere sorun bakalım, adının nereden geldiğini biliyor mu?
Ben "Asya'da yaşayan Türklerin Padişahıymış" gibisinden doğruda olsa sentezci bir cevap aldım ama diğer yanıtları düşünerek "buna da şükür" diyebildim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Yufka Yüreklilerle Çetin Yollar Aşılmaz"
Moyençor Kagan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 21



« Yanıtla #35 : 22 Mayıs 2012, 19:33:20 »

Oğuz Han kesinlikle Mete Han değildir gibi abuk subuk yorumlar yapılmış.Atsız Atanın Türk Edebiyatı Tarihi adlı kitabını okumamış belli ki.Orada Oğuz Kağan destanını gerçekle ilgisini söylüyor Atsız Ata.

Oğuz Kağandaki Bütün olayların Mete Hanın hayatına benzediğini söyleyip,Oğuz Kağanın Mete Han olduğunu söylüyor Atsız Ata.

Oğuz ismini ise Oğuzların Kağanı manasına getiriyor Atsız.

Türklerin peygamberidir gibi hiçbir dayanağı olmayan şeyler bırakılıp ilmi davranılmalıdır.

Bu bir destandır.Kahramanı Gerçekte var olmuştur.Bugünkü bakışımızla Mete Han olduğu kesindir.

Atsız Atanın kitabını okumadan böyle şeylere yorum yapmak abezdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk'ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi..

Mustafa Kemal Atatürk
NogayTürk
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 9



« Yanıtla #36 : 08 Temmuz 2012, 22:41:10 »

Benim soyum da Oğuz soyundan, ne mutlu Türk'üm diyene.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #37 : 07 Ekim 2013, 06:56:27 »

Hun Devleti, Türk tarihinde bütün Türk boylarının tek bir siyasal hâkimiyet altında  yaşadıkları ilk ve en uzun dönemi kapsar.  Türk kültür ve medeniyetinin kurucu ortak mitik  hafızası ve grup davranışını şekillendiren kolektif bilincin bu dönemde başladığı söylenebilir. Bir  Hun destanı olan Oğuz Kağan Destanı’nı, bunun bir yansıması olarak görmek mümkündür.  Oğuz Kağan Destanı, kayıtlarda bulunan en önemli destanlardan biridir. Bu çok eski  mitolojik metin, tarih içerisinde etkisini hep korumuştur. Türk kültürünün değişik tabakalarında yaşamaya devam etmiştir.  Hakkında iki rivayet vardır. Birincisi Uygurlarla ilgili olup 13. asırda  Müslümanlığı yeni kabul etmiş Türklere ait olduğu tespit edilen küçük bir metin olduğu  yönündedir. Bu metin, Uygur alfabesiyle yazılmış, Paris Milli Kütüphanesindedir. Prof. W. Bang  ve Profesör Reşid Rahmeti Arat tarafından işlendikten sonra bugünkü Türkçeye aktarılmıştır.  ikincisi ise islam rivayetidir.  Bu rivayet de çeşitli nüshalarda geçip bazı küçük çaplı farklılıklar  taşımaktadır.  Bu rivayette, genel olarak Türklerin en eski atasının adının Türk olduğu, bunun Nuh  Peygamberin birinci torunu olduğu geçmektedir.  Babasının ölümünden sonra Türklerin tarihi onla  başlamıştır. Destanın ilk biçimi nazımdır.  Bugün Dede Korkut Hikâyeleri diye bilinen metinlere,  bu destan kaynaklık etmektedir.  Dede Korkut Hikâyeleri, genellikle Oğuz boylarının  düşmanlarıyla yaptıkları savaşların zaman zaman birey psikolojisini yansıtan maceralı hikâyelerin  konusunu oluşturur.  Destanın kahramanı Oğuz Kağan’ın, Asya Hunlarının en büyük kağanı olan  Mete (Motun) olduğu konusunda geniş bir görüş vardır.  Destan, Türklerin en eski atalarından  sayılan Oğuz Kağan’ın hayatı ve faaliyetleri etrafında teşekkül etmiştir.  Ayrıca Oğuz Kağan’ın  Alper Tunga’dan izler taşıdığı da belirtilmektedir.  Bu yüzden, islamiyet’ten önce ve sonra etkisini  hiç yitirmeyen bu destandaki kurtarıcı Oğuz Kağan, Türkler tarafından ata sayılmıştır.   Oğuz Kağan Destanı’nda hayvanları evcilleştirme, bakır ve demir araçları yaparak  kullanma aşamasında uygarlaşmış, akınlar ve talanlarla geçinen Türk topluluğunun önderi  peşindeki serüveni anlatılır.  Birçok Türk boyunun adı bu destanda geçmektedir. Nihad Sami  Banarlı’ya göre destanda geçen Oğuz adı ve öteki adlar kişi adı değil, Türk boylarının adıdır.   Oğuz Kağan Destanı’nda iki amaç belirgindir: toplumun başlangıcını bir yiğide vardıran kişisel bir  tarih yaratmak, toplumun başından geçenlerle toplumsal bir tarih yaratmak.  Bu yüzden Oğuz  destanı, hem mitolojik, hem de tarihsel bir metin olarak okunabilecek bir destandır. Özkul  Çobanoğlu’nun Türk destanlarının ortak motif ve kompozisyonlarının inceleme daireleri olarak  belirlediği kahramanın doğumu, kahramanın kahramanlıkları, kahramanın sevdiklerini kurtarması  ve kahramanın ölümü şeklindeki belirlemeye bakacak olursak, Oğuz Kağan Destanı’nın bu  inceleme kriterlerinin tamamına uyduğu görülmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.678


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #38 : 01 Ocak 2015, 16:08:12 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI: “OĞUZ KAĞAN“     
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
M. Badurak
Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 3.138


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #39 : 21 Ekim 2015, 12:07:08 »

Oğuzlar ile ilgili en eski tarihi kayıt Yenisey Kitabelerinde bulunmaktadır. Bu kayıttan Oğuzların belirli bir idari sistem içinde bulundukları anlaşılmaktadır. Bilinen en eski yazılı Türk metinlerinden olan Orhun Abideleri'nde Oğuzlardan bahsedilmektedir. Bu kitabelerden anlaşıldığına göre Oğuzlar zaman zaman isyan etseler ve yönetimi ele almak için mücadelelerde bulunsalar da Göktürk Devleti'ni oluşturan iki temel topluluktan biridirler. Göktürklerin yıkılmasından sonra Türk dünyasında iktidarı Uygurların devraldığı dönemde de Oğuzlar, Uygur Devleti'nin dayandığı iki unsurdan biri olmuşlardır. Uygurların yıkılmasından sonra X. ve XI. yüzyıllarda Oğuzlar, Hazar ile Sirderya arası bölgede ve daha kuzeydeki bozkırlarda yabguların idaresinde yaşadılar. Bu dönemde doğularındaki Karluklar ve kuzeylerindeki Kimeklerin Kıpçak boyuyla savaşlar yaptılar. Bu bölgedeki Peçenekler'i yenerek Karadeniz'in kuzeyine sürdüler. Bilinmeyen sebeplerle yabgular idaresinin ortadan kalkmasından sonra Oğuz grupları Selçuklu idaresinde toplandılar. XI. yüzyılda küçük bir Oğuz kolu Karadeniz'in kuzeyinden Avrupa'ya ilerlemekle birlikte Selçuklular idaresinde Oğuz kitleleri İran, Irak, Suriye ve Anadolu'ya yayılarak buralarda yeni beylikler, devletler kurup buraları kendilerine yeni yurt edindiler.1

Yukarıda belirtildiği gibi Türk milletinin en etkili kollarından birisini Oğuzlar oluşturmaktadır. Türk milletinde var olan destan geleneği Oğuzlarda da devam etmiştir. Oğuz topluluklarının destânî menkıbelerinin anlatıldığı eserler çeşitli kaynaklarda "Oğuznâme" olarak anılmıştır. Aslen Selçuklu hanedanından olan Mısırlı Türk müellif Ebû Bekr b. Abdullah b. Aybek edDevâderî yazmış olduğu Dürerü'ttîcan isimli Arapça eserinde 1229 yılı olaylarından bahsederken Oğuznâme'den şu şekilde bahsetmiştir: "Oğuz Türklerinin yanında Oğuznâme denilen bir kitap vardır ki elden ele dolaştırırlar. Oğuzların bidayeti halleri ve ilk pâdişahları hep bu kitapta mezkûrdur. Oğuz diye Türklere denir ki büyükleri Oğuz isminde birisi imiş."2

Dede Korkut Kitabı'ndaki hikayelerin sonlarında "Dedem Korkut boy boyladı soy soyladı, bu Oğuznâmeyi düzdi koşdı",3 "Dedem Korkut geldi şadılık çaldı, boy boyladı soy soyladı, gazi erenler başına ne geldiğin söyledi, bu Oğuznâme Beyregü olsun didi."4, "Dedem Korkut gelüben boy boyladı soy soyladı, bu Oğuznâme Yigenegün olsun didi."5, "Dedem Korkut gelüben şazılık çaldı, bu Oğuznâmeyi düzi koşdı, Begil oğlı Emrenü olsun didi. Gâziler başına ne geldigin söyledi."6, "Dedem Korkut gelüben boy boyladı soy soyladı. Bu boy Delü Dumrulun olsun, menden sonra alp ozanlar söylesün, alnı açuk cömerd erenler dinlesün didi."7, "Dedem Korkut geldi kopuz çaldı, gâzi erenler başına ne geldügin söyledi."8 ifadeleri yer almaktadır. Bu ifadelerden Oğuz kahramanlarından her birisi için bir hikaye veya destan söylendiği, bunlara "Oğuznâme" isminin verildiği, bu destanlarda "gâzilerin başına ne gediği"nin anlatıldığı anlaşılmaktadır. Yine bu ifadelere göre Dede Korkut bu Oğuznâmeleri "kopuz" çalarak söylemektedir. Oğuznâme'yi "alp ozanlar" söyleyip "alnı açık cömert erenler" dinlemektedir.

Yukarıda verilen bilgilerden Oğuzlar arasında Oğuznâmelerin çok eskiden beri var olduğu bilinmekle birlikte, bugün çok eski devirlere ait bir Oğuznâme elde mevcut değildir. Fakat bununla birlikte bize kıymetli bilgiler veren çeşitli kaynakların yanısıra daha sonra Oğuznâmeden yararlanılarak oluşturulmuş, içinde epizotlar taşıyan Oğuznâme diyebileceğimiz eserler mevcuttur. Burada kısaca bu kaynakların tanıtmaya çalışacağız.

Oğuz Kağan'ı ve maceralarını anlatan bilinen en eski metin, Charles Schefer'in kitapları arasında bulunmuş, Uygur yazısıyla yazılmış, 21 yapraktan oluşan eski bir el yazmasında bulunmuştur. Zamanımızda bu yazma Paris Bibliotheque Nationale Supplt. turc 1001'no'da saklanmaktadır. Bu metin farkedildikten sonra Türkologlar tarafından üzerinde ciddiyetle durulmuş ve metne büyük önem verilmiştir. 1890'da Radloff bu metnin sekiz sayfasını tıpkıbasım olarak verir, sonra 1891'de 42 sayfanın tamamını Uygurca transkripsiyon ve Almanca çevirisi ile birlikte yayınlar. Radloff metni 1893'te Rusçaya çevirir.9 Rodloff'un yayınladığı metni gören Dr. Rıza Nur bu metne büyük önem vererek 1928 de Mısır İskenderiye'de "Oughouzname, epopee turque" ismiyle metni yeniden yayınlar. Dr. Rıza Nur'un çalışmasında Fransızca önsöz, metnini transkripsiyonu, metinle ilgili Fransızca yazılmış notlar, metnin Fransızcaya tercümesi, Arap harfleriyle Türkiye Türkçesine artarılmış şekli ve faksimilesi bulunmaktadır. Büyük Fransız Sinolog Paul Pelliot, Radloff ve Rıza Nur'un çalışmalarını değerlendiren ve metnin tekrar sağlam bir şekilde okunmasına büyük katkısı bulunan bir makaleyi 1930'da yayınlar. Metin 1932'de Berlin'de Almanca olarak, 1936'da İstanbul'da metin ve Türkiye Türkçesine aktarılması, kelime incelemeleri ve sözlük olarak W. Bang ve Reşit Rahmeti Arat tarafından yayınlanır. 1950'de Moskava'da A. M. Şerbak tarafından yayınlanmışır.10

Eseri dil özellikleri bakımından değerlendiren Paul Pelliot, eserin Turfan'da 1300 yıllarına doğru Uygurca olarak kaleme alındığını belirtir.11 Bu parça Müslüman olmamış Uygurlar tarafından kaleme alınmıştır, destan epizotu değildir ve Eski Oğuz Destanı hakkında bize sağlam bilgi veren özet bir bilgidir. Bu parça üzerinde bir çok araştırmacı değerlendirmede bulunmuştur. El yazmasında metnin bir başlığı olmamasına rağmen Rıza Nur bu esere "Uğuzname" başlığını uygun görür. Rıza Nur'a göre bu eser Türk edebiyatının en eski anıtıdır.12 Prof. Dr. Bahaeddin Ögel bu parçayı "Oğuz destanlarının en güzeli ve en değerlisi" olarak görür.13 Pertev Naili Boratav ise destan epizotu olmayan bu parçaya gereğinden fazla önem verildiği düşüncesindedir.14 Prof. Dr. Mehmet Kaplan bu esere büyük değer vermekte ve bu parçayı tarihi bir hadiseden ziyade Türklerin AtlıGöçebe Medeniyeti devresinde hayat karşısında aldıkları tavrı, hayat felsefesini ve ideal insan tipini en iyi anlatan eser olarak görmektedir.15

Bu metinde Oğuz'un doğuşu, evlenmesi, çocuklarının doğması kısaca verilirken, biraz daha geniş olarak fetihleri, boylara ad vermesi, yurdunu oğulları arasında töreye göre taksimi, vasiyeti ve töresi anlatılmıştır.

Oğuznâme kahramanı olağanüstü bir şekilde doğar. Oğuz'un doğuşu şu şekilde anlatılır: "Yine günlerden bir gün Ay Kağanın gözü parladı, doğum ağrıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök; ağzı ateş (gibi) kızıl; gözleri elâ; saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi. Bu çocuk anasının göğsünden ilk sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve şarap istedi. Dile gelmeğe başladı; kırk gün sonra büyüdü, yürüdü ve oynadı."16

Oğuznâme kahramanı olağanüstü güçlüdür. Çünkü kendi toplumunu tehlikelerden korumak ve milletini cihana hakim kılmak için onun olağanüstü bir güce sahip olması gerekir. Onun bu olağanüstü güçlülüğü tabiattaki hayvanlara benzetmeler yapılmak suretiyle anlatılır. Oğuz'un vücut yapısı şöyle tasvir edilir: "Ayakları öküz ayağı gibi; beli kurt beli gibi; omuzları samur omuzu gibi; göğsü ayı göğsü gibi idi. Vücudu baştan aşağı tüylü idi."17

Oğuznâme kahramanının en temel ideali cihana hakim olmaktır. Oğuz Kağan hükümdar olduktan sonra kendi milletini toplar ve onlara büyük bir ziyafet verir. Bu ziyafetten sonra yaptığı konuşmada "Ben sizlere oldum Kağan; alalım yay ile kalkan; nişan olsun bize buyan; kurt olsun (bize) uran (savaş bağrışı); demir kargı olsun orman; av yerine yürüsün kulan; daha deniz daha mürün (ırmak); güneş bayrak, gök kurukan (çadır)"18 diyerek kendi milletini savaşa hazırlar. Daha sonra yazdırıp dört yana gönderdiği tebliğlerde cihan hakimi düşüncesini şöyle dile getirir: "Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul ederek, onu dost edinirim. Kim baş eğmezse gazaba gelirim, düşman sayarak, ona karşı asker çıkarır ve derhal baskın yapıp onu astırır ve yok ettiririm."19

Oğuznâme kahramanının bütün hayatı mücadele ve savaşlarda geçer. O bütün bunları toplumunun mutluluğu ve Tanrı'ya borcunu ödemek için yapar. Ölürken de oğullarına son sözleri olarak bütün hayatını şöyle özetler: "Ey oğullarım, ben çok aştım; çok vuruşlar gördüm; çok kargı ve çok ok attım; atla çok yürüdüm; düşmanlarımı ağlattım; dostalarımı güldürdüm. Ben Gök Tanrı'ya borcumu ödedim."20

Oğuz Destanı'na ait diğer mühim eser Moğol Tarihçisi Reşidüddin Tabib'in 1305 yılında bir heyetle yazmış olduğu Câmiü'tTevârih isimli eserdir. Müellif bu eserinin birinci cildinde Oğuzlardan bahsetmiş, ikinci cildinde "Târihi Oğuzân ve Türkân" başlığı altında Oğuz'un ataları, doğuşu, evlenmesi, çocukları, fetihleri, ölümü, hükümdarlığın Kün Han'a geçişi, boylara ad, yer, damga, ongun ve ülüşlerinin verilmesi, Kün Han'dan sonra gelen Oğuz yabguları ve idareleri, yabgulardan sonra iktidarı ele alan Kara Han oğlu Buğra Han ve neslinin idaresine ilişkin rivayetleri, Şah Melik ve Selçuklularla ilgili rivayetleri, bazı Türk hanedan ve ailelerine ait rivayetleri anlatmıştır.

Prof Dr. Faruk Sümer'e göre müellif, eserinde Oğuzlara ilişkin bu rivayetleri sözlü rivayetlerden yararlanarak vermiştir. Bunları nakleden raviler tarih bilgisinden mahrumdur ve yaptıkları rivayetlerin en yenilerinin tarihi bile 200250 yıl öncesinin olaylarına dayanmaktadır. F. Sümer bir tarihçi olarak bu bilgilerin güvenilirliğini zayıf bulur.21 Câmiü'tTevârih'den bu kısımları tercüme edip bu konuda etraflı araştırmalarda bulunan Prof. Dr. Z. V. Togan'a göre ise Reşidüddin yazılı kaynaklardan yararlanmak suretiyle bu kısmı yazmıştır. Z. V. Togan, Reşidüddin metninde geçen bir kısım lâkap, coğrafi isim ve kelimelerden hareketle buradaki bilgilere kaynaklık eden Oğuznâme'nin muhtemelen daha evvelce Argu dilinde yazılmış olduğunu, yararlanılan Türkçe Oğuznâme'nin sonra Uygur alfabesiyle yazıldığını ve eserde kullanılan Türkçenin Karahanlılar çağı Sir Derya Türkçesi ve Oğuzcanın karışımı bir Türkçe olduğunu belirtmektedir. Bu metin Farsçaya çevrilerek Reşidüddin'e verilmiş. Reşidüddin bu Farsça ve başka bir Moğolca metinden istifade ederek, bu metinlerin vermiş olduğu bilgilere sadık kalıp yer yer kendisi de eklemelerde bulunarak metinini oluşturmuştur. Yararlanılan Oğuznâmeyi tesbit eden raviler Dede Korkut Kitabı'nı tesbit eden raviler gibi umumiyetle Ön Asya'da yaşayan Türklerin arasından çıkmıştır.22 Görüldüğu gibi bu eser Farsça olmakla birlikte eserdeki Oğuzlarla ilgili kısım Azerbaycan ve Anadolu coğrafyasında yaşamış olan Türklerin oluşturduğu bir Oğuznâme'ye dayanmaktadır.

Bu Oğuznâme'de de kahraman daha doğuştan olağanüstülükler gösterir. Doğunca kafir olan annesinin sütünü üç gün üç gece emmez. Oğuz, üzülüp büyük sıkıntı çeken annesini konuşarak hak dine davet eder ve annesi Müslüman olduktan sonra süt emmeye başlar. Olağanüstü şekilde kahramanlıklar göstererek büyür.23

Reşideddin Oğuznâmesi'nde de Oğuz hayatı, mücadeleler ve cihan hakimiyeti ülküsünü gerçekleştirme gayretleriyle geçer. Oğuz babasından hükümdarlığı aldıktan sonra cihangirliğe güvenle girişebilmek için önce memleketin dört bir yanında olan yakınlarından baş kaldıranları dize getirir ve anlaşmaları yeniler, sonra dört bir yana seferlere girişir. "Biz cihanı fethetmek gâyesiyle dünyanın her tarafına gidecegiz."der.24

Bilinen diğer bir Oğuznâme parçası Uzunköprülü Seyid Ali'nin kitapları arasında bulunan on beş varaklık bir mecmuada yer alan dört varaklık parçadır. Bu parçayı önce H. Namık Orkun Türkiye Türkçesine aktarmasıyla birlikte yayınlamıştır.25 Sonra Prof. Dr. Kemal Eraslan parçayı dili bakımandan inceleyerek Türkiye Türkçesi'ne aktarmış ve konu üzerindeki çalışmalarını parçayla birlikte yayınlamıştır. Reşidüddin Oğuznâmesinde verilen bilgilerin özeti mahiyetindedir. Parçada Oğuz'un doğuşu, doğumuyla annesini İslam'a davet edişi, evlilikleri, babasıyla mücadelesi ve fetihlerinden kısıca bahsedilmektedir. Metin baştan ve sondan eksik olup 104 beyittir. Mesnevî tarzında Şehnâme vezniyle yazılmıştır. Eserin dilindeki ses ve şekil özelliklerine dayanılarak metinin dilinin Klasik Çağatay yazı dili öncesi 13. veya 14. asra ait Doğu Türkçesi olduğu söylenilmektedir.26

Bilinen Oğuznâme parçalarından biri de 15. asır müellifi Yazıcıoğlu Ali'nin Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revân Köşkü no: 1390'da bulunan Tevârihi Âli Selçuk isimli eserinin baş tarafında yer alan 65 satırlık bir parçadır. "Bu Oğuz kabilesine ve Oğuz kahramanlarına ait alkışları, duaları ihtiva ediyor; mensur fakat ritmik ve aliterasyonlu bir lisanla yazılmıştır, belki bir yarı mensur destanî metinden kopmuş bir parçadır."27 B. Ögel, Dede Korkut Kitabı'na göre dil ve üslûbunu daha eski ve manasını derin bulur.28 Bu parçayı önce Rıdvan Nâfiz, daha sonra O. Ş. Gökyay neşretmiştir.29

Elde bulunan Oğuznâmelerin en değerlisi ve epizotlara dayalı olanı Dede Korkut Kitabı'dır. Bu eser, Oğuzların IXXI yüzyıllarda Sir Derya boylarındaki maceraları çerçevesinde oluşmaya başlamış ve daha sonra gelinen Ön Asya coğrafyasındaki maceralar da ilave olunarak bilinmeyen bir müellif tarafından XV. asran ortalarında veya ikinci yarısında hikayeler şeklinde düzenlenip yazıya geçirilmiştir. Eserin, içinde on iki hikaye olan bir nüshası Dresden Kral Kütüphanesi'nde 1810'da keşfedildikten sonra esere büyük değer verilerek çok sayıda yerli ve yabancı Türkolog tarafından incelenmiştir. Türkiye'de ilk defa 1916'da Kilisli Rıfat tarafından neşredilmiştir. Daha sonra eseri 1938'de O. Şaik Gökyay geniş bir incelemeyle birlikte neşretmiştir. 1950'de Vatikan Kütüphanesi'nde içinde altı hikaye bulunan ikinci bir nüsha bulunmasından sonra Muharrem Ergin, eseri doktora çalışması olarak dil bakımından inceler, edisyonkritiğini hazırlar ve faksimileleriyle birlikte çalışmasını yayınlamıştır.30 Bu çalışmaların dışında Dede Korkut Kitabı üzerinde çok sayıda çalışma yapılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: 1 2 3 [4] 5
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.