Türk'ün Ulu Atası: “Oğuz Kağan"
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2017, 10:28:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 [3] 4 5
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk'ün Ulu Atası: “Oğuz Kağan"  (Okunma Sayısı 52168 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #20 : 24 Ağustos 2010, 21:03:30 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI: “OĞUZ KAĞAN“    


OĞUZ HAN'IN AĞZININ ATEŞ GİBİ OLMASI

1- Kara gözleri, Çolpan yıldızı gibi parlak: "...Kül-Çoro'nun kara gözleri, çolpan yıldızı gibi (çolpondoy) idi! İki yanağı dopdoluydu! İki omuzu (iki uni), iki kişinin, bulutları gibiydi..."


2-Ağzından ateş çıkaran çocuk: "Ak-Han ile karısı Altın Arıg'ın çocukları yok..Halkı ve sığırları çok. At, giysi ve hayvanlarını halka veriyor. Otağ ve malını dağıtıyor. Bir oğul armağan ediyor..Ak-Han, ağzından ateş çıkan, çıplak bir çocuk görüyor. Çocuk, "oğlun olayım", diyor. Han, (belki de korkudan) kabul etmiyor.. Çocuk, Tanrı beni, senin oğlun olayım diye gönderdi, diyor. Ak-Han'da:


"-Gökle yer yaratıldığında, bende vardım,diyor.. Ancak sonunda, çocuğu alıyor.. Çocuğun ağzındaki ateşden, bulutlar yanıyor! Yer, dümdüz oluyor..Çocuğun, yarısı altın; yarısı, gümüş!... Avları, halka dağıtıyor.."


Oğlanın avı ve mağraya girişi: "...Üç yaşındaki çocuğun " alp atı", şu siyah tilkiyi avla diyor... Kayada, bir kapı açılıyor ve çocuk atı ile bir mağraya giriyor. Mağrada, arslan, ayı ve 13 kız varmış. Kızlar, kurt donuna giriyorlar..."


Bu gerçekten muhteşem, Kuzey Yenisey-Türk destanında herkes, atlar bile, İlâhî gök kişileri idiler. Anadolu'daki Geyik hikâyeleri içinde olduğu gibi, mağraya da giriliyor. Fakat bu destan çok Proto-Türk ve mitolojiktir. Çocuk için, hâcet dileme ve sadaka da vardır.


3- Keremin ağzından ateş çıkaması:Kerem ile Aslı hikayesinde de, "ağzından ateş çıkması" ile ilgili bir motif görülmektedir. Ancak insanlığın müşterek düşünceleri ile universal eğilimlerini de, göz önünde tutmak gerekir.


4- Ateş donuna girme:" Bir yiğidin, iki çocuğu oluyor. Karısı, çocukları ateşe atıp yakıyor...Yiğit, kayın annesinin (belki de ateş tanrıçası idi) yanına gittiği zaman, çocukların ateş yolu ile büyük annelerinin yanına geldiklerini görüyor..."


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #21 : 24 Ağustos 2010, 21:04:28 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI:“OĞUZ KAĞAN“    


OĞUZ DESTANINDA, "IRMAK VE ADALAR"

Irmak adaları:Oğuz Han, ikinci hatununu, iki ırmak arasındaki bir adada, ağaç kovuğu'nun içinde bulmuştu. İt-Barak veya Kıl-Barak adlı kavimle savaşırken ise, yine bir adaya çekilerek, savunma zorunda kalmıştı. I. cildimizde de geniş olarak belirtmeğe çalıştığımız gibi adacıklar, eski Türklerin düşüncelerinde önemli bir yer tutuyorlardı. Türk halk edebitaından derlediğimiz bir kaç örneği, burada sunmayı, yararlı görüyoruz. Bunlar bir çeşit Proto-Türk ve mitolojik örneklerdir:


1- Farsça Oğuz destanı'nda:"...Oğuz Han Kıl-Barak kavmine karşı savaşırken, gemi ve sal yaptırıp, iki su arasına çekiliyor. Kıl-Barak kavminin kadınları, Oğuz erkeklerini çok beğeniyorlar ve onlarla birlikte, adaya geliyorlar..."


2- "...Bir hakanın 3 oğlu varmış. En küçük oğlu, 24 dil ve 24 hüner biliyor. Yollarını şaşırıyorlar, 24 günde, 24 atlarını da yiyorlar. Bir sal yapıp, (sal çabıp), suya düşüyorlar. Bir fırtına (yel kuyun) çıktı. Hepsi boğuldu. Han'ın oğlu, bir ağaca yapışıp (bir ağaçka yabışıb), bir aday (otrau) çıktı. Adada bir kavak ve kavağın üzerinde de bir kartal (kara-kuş) yuvası vardı..." Mitoloji, burada kendisini gösteriyordu. Han'ın küçük oğlu adaya düşmekle, ya göğe çıkmış veya yerin altına inmişti. Kavak ağacı, Tirek veya terek, bir éDünya ağacı gibi idi.


Sal ve Gemi yapma:Yukarıda Oğuz Han'ın, Kıl-Barak akınında sal yapıp, aday nasıl gittiği üzerinde durmuştuk. Uygur yazısı ile yazılmış Oğuz destanı içinde de, bir Oğuz beyi'nin, sal veya kayık yaptığı görülüyor. Oğuz Han, buna sevinmişti: (Sevinç attı küldi). Bu sal veya kayık bir ağaç kavuğu da olabilirdi. Çünkü bu kayığı yapan beye, Oğuz Han, Kıpçak yani "ağaç kovuğu adını verdi. Anlaşıldığına göre Türkler veya Türklerin Oğuz kesimi, büyük ırmakları geçmede, tecrübe sahibi idiler. Nitekim, Farsça Oğuz destanı içinde şöyle deniliyordu:


"...Biz geldiğimiz yerlerden, kaç tane derya (büyük ırmak) geçmişiz. Sizin derya ve sularınızın, askerimin gözünde, bir değeri yoktur... Atı, sal yerine kırbacı da kürek yerine kullanılır ve sizin ülkenizi alt üst ederler...



Büyük Irmakları geçme
Eski Türklerin anayurtlarında, denizler yoktu. Türkler, ırmaklara "deniz" tengiz derlerdi. Okyanus içinde, Güney Kültürlerinden gelen, taluy sözü kullanılırdı. Göktürk devletinin ilk ataları, "Batı denizi" nin kıyısında idiler. Çingiz Han'ın ilk ve ulu ataları olan Gök Kurt ile Ala Geyikde, "denizi geçerek", gelmişlerdir. Rodlof'un Proben'inin 1. cildinde, Ak-Deniz ve Kara-Deniz'i geçen yiğitlerden söz açılır. Destan geleneğine uygun bir su geçmeyi, aşağıda kısa olarak veriyoruz:


"...Kuzu-Körpöş, atını eğerledi, nalladı (taga kalktı). Bir derya kıyısına (yakasına) geldi. Deryanın öbür yanına, bir günde çıktı.. Orada, Kara-Han'ın oğlunun davarları vardı..." Burada, Dünya ağacı, (Bay-Terek) de vardı.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #22 : 24 Ağustos 2010, 21:05:20 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI: “OĞUZ KAĞAN“    


OĞUZ HAN'IN İKİNCİ HATUNU VE YER RUHU
Uygur yazısı le yazılmış Oğuz destanında şöyle deniliyordu:" ...Oğuz Han, bir gölün ortasında, bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda (kabuçağında) ise, bir kız oturuyordu..." Oğuz bu kızla evlendi. Gök, Dağ ve Deniz adlı oğulları, bu kızdan oldu. Bu konuya "Türklerde ağaç kültü" dolayısıyla, sık sık dokunmuştuk. Ağaç ile dev ve kızı, Anadolu masallarında da görülüyor.


1- "...(Algazar), babasının gitme dediği ağaca doğru gitti. Göğe dikilen büyük bir ev (tengrige tirelme) gördü. Yiğit bacadan baktı. Yaşlı dev okunu yonarken çıkan rüzgâr, evin kapısını açtı. Kılıcını yere vurdu, yedi kat kesti. Ağaca vurdu, Ağacın 6 katını kesti... Eşikte oturan, kızı aldı ve döndü..." Kötü yer ruhları, yaygın olarak ağaç köklerinden ve pınarlardan çıkarlar.


2- "...Bir savaşta çocuğu kurtarmak için dedesi, onu bir ağacın kovuğuna koyuyor..." Çok mitolojiktir.


3- "...Bir ağacın kovuğundan bir kedi çıkıyor ve onu görenlere, çok zenginlik veriyor..."


"...Oğuz Kağan yolda giderken, Büyük bir ev gördü. Evin duvarı altından, pencereleri gümüşten ve çatısı da, demirdendi. Ev, kapalı idi ve anahtarı da yoktu..." Yukarıda da, Algazaradlı yiğit, ağacın yanına gelince, "göğe yükselen (tenğrige tirelme), büyük bir ev gördü..."



OĞUZ DESTANINDA, ALTIN VE GÜMÜŞ EVLER
Uygur yazılı Oğuz destanı'nda şöyle deniliyordu:
1- " Kara-Kükül adlı yiğit atına binip, günlerce yürüdü. Bir taş eve (taş üygö) geldi. Kapısı, açık(işigi açık) duruyordu. İçinde Yeş Yiğit-Alp yatıyordu. Başını tör (onur) yerine koymuş; ayağını da kapıya doğru uzatmıştı... İki yiğit güreşmeye başlayınca ev yıkıldı..."


2- "...Yiğit, bir kartalın sırtında 12 gün uçuyor... Yolda bir taş eve (taş üy) rastladı. Taş evin kapısı kilitliydi. Açmak için anahtarı (atkıçı) yoktu. Kapıda bir yazı vardı: "Bu eve girmek isteyen kişi, "bismillah irrahman irrahim" derse, kapı açılır..." Yiğit, bundan sonra da büyük bir ağaca (tirek) rastladı. Ağacın altında, 40arşın boyunda bir kişi yatıyordu..." Burada da taş ev ve Dünya ağacı motifi yanyanadır.


3- Oğuz Kağan destanında:Kapısı kilitli bu evi, Kalaç adlı bir Oğuz beyi açmıştı. Ancak Oğuz destanında mitoloji yerini, gerçek hayata benzer olaylara bırakmıştır.


4- Savaşta demir ev: "...Kiden Han ordusunu alarak, Ak-Köpük'e doğru yürüdü. Ak-Köpük, bunu işitince, dağa çıktı (tau başına çıktı). Demir bir ev yaptırdı(temir üy saldı). Okuna, demirden bir başak soktu..." Kuzeydeki Şamanist ve balıkçı Türkler, altın ve gümüşü, iyi tanımıyorlardı. Taş veya demir ev, bir çeşit saray sembolüde olabilirdi.


Yılanlı taş ev: Yurtlarda oturan bu Türkler için taş ev, sihirli ve değişik bir sembol gibidir: "...(Bir Altay destanında) yiğit, içi yılan dolu bir ev görüyor. Yiğit, yılanları boşaltıp, içinde kendisi oturuyor..."


Karataşev: "...Kuzu Körpöş, bir çölde, bir kargaya rastlıyor: "Sana, babam diyeyim! Karga! sana annem diyeyim! Kara-Han'ın evi, nerdedir? Kara-Taş ev (üy), nerdedir, karga!..." Bu destanda, güneyden gelen tesirler de vardır. Ancak yerli motifler, bellidir.


Görülüyor ki Oğuz destanı içindeki sihirli evler, Proto-Türk mitolojiiçinde de görülüyordu. Bu ev motifi, Oğuz destanı içine nasıl girmiş? Bu örnekler bir fikir verebilir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #23 : 24 Ağustos 2010, 21:06:23 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI: “OĞUZ KAĞAN“    



 OĞUZ HAN'IN VEZİRİNİN BÜYÜK RÜYASI
"Altın bir yay gündoğusundan, günbatısına doğru uzanıyormuş. Üç gümüş ok ise kuzeye doğru gidiyormuş!"
Oğuz Han'ın veziri Uluğ Türk, böyle bir rüya görüyor ve bunu, Oğuz Han'a söylüyor.


Büyük imparatorluk kurulurken, devletin kurulmuş felsefesini böyle bir rüyaya dayandırma ve böylece manevî bir kazanma, Türk devletlerinde bir gelenek halindedir Bu inanışlar, çoğu zaman devletin kuruluş ve yücelmesinden sonra oluşturulmuşlardır. Bu inanışı, Osmanlı kuruluşunda da görüyoruz. Proto-Türk mitoloji'nin temellerine inip, Türk Halk Edebiyatı'ndan bazı örnekler sunalım:


Harputlu annemin bir masalında, şöyle bir motif vardı: "...Keloğlan rüyasında bir yatakta yattığını görüyor. Sağında ve solunda ay ile güneş varmış. Göğsünde de yıldızlar ile oynuyormuş. Bunu hakanlığa yormuşlar. Oynadığı yıldızların ise, şehzadeleri olduğunu söylemişler..."


Rüya satan Keloğlan: (Tüş satkan taşşa):Bir kadın şöyle bir rüya görüyor: "- Başının üzerinden , ay doğuyor (ay tuuptu) Ayağında gün çıkıyor (kün şıkıptı). Yüreğinden de, bir yıldız (culduz) doğup yükseliyor". Keloğlan bu rüyayı satın alıyor. Ay, kendi hatunu oluyor. Ayağından yükselen güneş, devlet ve hakanlığı sayılıyor. Yıldız ise, oğlu olarakyorumlanıyor..."


3- (Rüyada), sağda güneş; solda da, ay duruyormuş. Rüyayı görenin alnında da, Zühre yıldızı parlıyormuş..."


4- (Kırgız Hanı Abılay)'ın atası, nurdan peyda olmuştur: (Nurdan peyda bolgan). O, yayını, güneş ışıklarına asabilir: (Sadagın küngö askan). Sizin atanız ise âdi(kara) Hokendli Sartlar idi..." Güneşin ışıkları, Abılay Han'ın yayını yüksekte tutuyorlardı. Güneş soylu da olabilirdi.



Oğuz destanındaki "Buz Dağı"
1- "...Oğuz Han'ın "aygır bir atı" vardı. At, yolda büyük bir adağa kaçtı. Dağ, çok büyük bir dağdı. Üzerinde herzaman,don ve buz (tonğ muz) vardı. Başı ise soğuktan hep ap aktı... Oğuzi dağda atını bulup geiren beyine , Karlık adını verdi..."


2- "...Oğuz Han'ın iki atı, (Kafkas?) Derbend'in de kaybolmuştu. Irak-kula ve Süt-kula adlı bu atları, Derbendliler bulmuşlar ve böylece vergi vermeden kurtulmuşlardı..."


3- "...(Kuzu-Körpöş'e şöyle dediler):...İyi bir at bulamazsan, Bayan-Sulu'ya gidemezsin. Baban ölünce, "Ak-burşun" ve "Gök-burşun" adlı iki atı, göğe uçtular. Eğer sen, Buz-dağına (muz tau) gidersen. Yedi ay, daha yürürsen, altın ve gümüş iki yemlik göreceksin. Orada, bu atları bulabilirsin.


Kuzu, Buz-Dağı'na gidip,... iki atı buldu getirdi. Ondan sonra yola çıktı..." Bu Kırgız masalında, "annesinin memesini çıkarıp and içirmesi" üzerinde durulmalıdır.


4- "...Buz Dağı'ndan (Muz-tau) iki hakan çıkmış... Malları, birbirine eşit olan, Sarı-Han, Kara-Han'da, vardı. Yiğit Kuzu'da, gelip Buz-dağı'na kondu..." Yiğid, Buz-Dağı'nda "konuş aldı" yani konak yaptı. Bunadn sonra Hanların kızını almak için, çalışmağa başlar. Bu masalda, çok güzel av sahneleri vardır.


5- "...Şor Türklerinin kamları, davul yapma emrini, (veya ilhamını), Mustag (=Buzdağ) denilen dağdan alırlar. Buzdağ, şamana, bütün ömrü boyunca kaç tane davul kullanabileceğini tayin eder. Belirlenen sayı tamam olunca, şamanın ömrü de tükenmiş olur..."


Proto-Türk mitolojisi'nin, birer nefes alır gibi, yerli yerinde sıralanmış, izleri idiler.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #24 : 24 Ağustos 2010, 21:07:05 »

Kalkan kandaşım, İnan ki varlığın sözde değil Özde bize güç katmaktadır, Bütün otağ adına sana teşekkürlerimizi sunuyoruz kandaş, Böyle bir konu ile gurur duymamak elde değil, sağol, varol.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #25 : 24 Ağustos 2010, 21:07:28 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI:“OĞUZ KAĞAN“    


OĞUZ DESTANINDA BABA OĞUL REKABETİ VE TÜRK HALK EDEBİYATI


"...Kıral Ödip rüyasında oğlunun kendisini öldüreceğini görüyor. Bunun üzerine, telaşa düşüyor. En sonunda Kıral Ödip, bir kaza ile; ancak oğlunun yüzünden ölüyor..." Mete ve Oğuz Han ile babaları arasındaki rekabet, böyle basit bir efsane ile karşılaştırılmamalıdır. Babaların, töreye karşı gelmeleri, devlet töresi ve imparatorluk geleneği gibi bir çok meseleler vardır. Oğuz Han ve Mete söylentileri, birer imparatorluk mitolojileridir. Dış tesirlere kapalı, Proto-Türk geleneklerini taşıyan, Kuzey-Türk destanlarından, bazı parelel örnekler sunalım:


1- "...Bir Han'ın kendi oğlu eve gelince, han'ın evden hemen çıkıp, gidesi geliyormuş. Daha doğrusu babanın ruhu, (ervahı), babayı oğlundan uzaklaştırıyordu. Han, bunu falcılara sormuş. Falcılar da, oğlun seni öldürecek, demişler. Bunun üzerine Han, oğlu İdege-Bey'i öldürmek istemiş. Fakat Han'ın veziri Yen Bay, babasının öldüreceğini oğluna haber vermiş.." Bu destan, Kuzey Türk kültür çevrelerinin, en önemli destanlarından biridir.


2- "...Muradım adlı bir yiğit, komşu hakanı yeniyor. Hakanın ikikızını esir alıyor. Düşmanı kovalayıp, babasının ülkesinden geçerken, iki kızı, savaş sonuna kadar, babasına emanet ediyor. Muradım savaşta iken, babası kendisine emanet edilen iki kızı da, kendisine nikâhlıyor. Oğlan savaştan dönüyor. Babasının yaptığını görünce, bir okla, babasının gözünü kör ediyor. Sonra da, Timur'un yanına kaçıyor..."



Oğul ve baba hakkı
Bu destan, atasözleriyle söylenmiş bir edebiyat şaheseridir. Baba kör olunca, oğluna şiirle "babalık hakkı"nı hatırlatıyor. Oğul da, oğulların da böyle bir hakkı olabileceğini söylüyor ve babasına, "Oğul hakkı" nı anlatıyor. Böylece baba ile oğul arasında, şiirli bir atışma başlıyor. Şiirlerin tamamı, ikişer satırlık, atasözlerinden oluşmuşlardır.


Töre ve Tanrı korkusu, babyı sarmıştır. Oğlu Muradım da, Töre ve Tanrı adına, babsının gözünü kör ettiği için, rahattır. Baba hakkı'nın yanında, oğul hakkı'nın bulunduğunu da hatırlatır. Tıpkı. Mete ve Oğuz gibi.


3- "Altain Sayın Süme'nin atı, babası ile annesinin kendini öldüreceklerini haber veriyor. Yiğid, atına binip, kaçıp gidiyor. At, konuşarak kendisine yol gösteriyor..." Bu destan, çok mitolojik bir eserdir. At, zaman zaman, "kel-at"olur. Oğlan da, "kel-oğlan" olup, göğün yedi katını ve yıldızları dolaşır.


Anadolu'da da, mitolojidenkutulmuş, buna benzer masallar vardır. Harptulu annem söylerdi: "... Üvey annesi,şehzadeyi öldürmek ve zehirlemek ister. Şehzadenin Alnı beşik attı, her defasında, şiir ve melodi ile haber verir. Oğlan, atını ağlarken görür ve ondan haber alır..." Anadolu'da, bunun çok çeşitli variyantları vardır. Mete olayında olduğu gibi, arada bir üvey anne tesiri vardır.


4- Küçük oğul, "baba ocağının sahibi ve iyesidir". Baba ile küçük oğul rekabetine, yalnızca bir Altay masalında rastladık: "...Bir baba ortanca ve büyük oğullarına, küçük kardeşlerini öldürmelerini söylüyor. Fakat çocuklar, küçük kardeşlerine kıyamıyorlar. Küçük kardeşimizi öldürdük diye, bir köpeğin kanını getiriyorlar. Baba, o gece bir rüya görüyor ve korkusundan, sabahleyin evini ve yurdunu bırakarak kaçıyor..." Buna benzer bir masal daha vardır.


5- Dede Korkut kitabı içinde de, zaman zaman mitolojik bir anlatışla, baba-oğul rekabeti görülür. Burada, "40 yiğid ile oğlu rekabeti",rol oynar.


Deli Dumrul hikayesinde ise, "karı koca bağlılığına" karşı, "anne-baba rekabeti", söz konusudur.


6- Manas destanının bir bölümü olan Er-Töşük destanında ise, şöyle bir olay vardır: "...Tepegöz gibi türeyen bir dev, İlemen-Bay:


Gel sana, 8 oğlumla, gelinlerimi vereyim", der. Fakat dev, razı olmaz. İlemen-Bay: "- Gel sana, Alp oğlum Ertöşük'ü vereyim", deyince, dev razı olur. Bundan sonra, baba- oğul arasında kavga başlar. Gelin, kocasının yanını tutar..."

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #26 : 24 Ağustos 2010, 21:09:29 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI: “OĞUZ KAĞAN“    


OĞUZ DESTANINDA "DEMİR EV" HAKKINDA

Uygur yazısı ile yazılmış Oğuz Destanı'da, "pencereleri gümüşten, duvarı da demirden", kapalı bir evden söz açılmaktadır. Bu bölüm, Türk mitolojisinin çok yaygın bir motifi olan "Buz Dağ"dan sonra gelmektedir. Bu demir evden sonra da, Oğuz Han'a yol gösteren kurt'tan söz edilmektedir. Yani bu üç bölümün, tarihle hiç bir ilgisi yoktur. "Anahtarsız" bu "demir ev", Oğuz Destanı'nın içinde, birden bire neden yer almıştır. Oğuz Destanı'nın bu bölümü şöyledir:


" (Oğuz) yolda büyük bir ev gördü. Bu evin damı (tagamı) altından, pencereleri gümüşten, çatıları da demirden idi. Kapısı vardı; fakat anhtarı yoktu...".


"Kapısız ve penceresiz demir ev": Hemen bir örnekle işe başlayalım: Kuzey Türklerinde Turalı boyunun, Kara Kökül destanında şöyle deniyordu: Çoyın Alp'e gelen yiğit Kara Kökül, (onun) demirev'ine erişti. Demir evin, açacak bir kapısı yoktu (açarga işik yok). Ne de bakacak bir deliği; yani bir penceresi vardı: (karaga teşik yok). Dökme demirden, dağ şekilli bir eve geldi..." Bu ev, Çayın Alp adlı bir deve aitti. Bu demir ev motifine, Kuzey Türk destanlarında sık sık rastlanır.


"Evin Kapısı, çatısı, penceresi ve direği": Bu dört şey, Türklerde, evin esasını oluşturur. Bunların hepsinin de, destanlar ile dualarda ayrı ayrı yerleri ve değerleri vardır. Bunlara, ocak ile bacayı katmak gereklidir. Eski Türk destanlarında, "50 kapılı, 40 pencereli, 30 kilişli ev"ler den söz açılır. Dikkat edilirse pencere sayısı, kapılardan daha azdır.


"Evin kapısı ve eşiği" Kapı için söylene eşik sözü, evin bütünü için de, söylenir. Kuzey Türk destanlarında çoğu zaman, ev yerine "eşik göründü" yani "ev göründü", deniyordu. Çingiz Han, "eşiğe oturmayı yasak etmiş". Çünkü eşiğe oturan kimse, eve sahip çıkıyor, sayılırdı. Kuzey Türk destanlarında, altın ile gömüler, eşiklerde, bulunuyordu. Ev için dua edilirken de, "eşiğin delinmesin", deniyordu.


"Baca": Kuzey Türklerinde, pencere yerine geçiyordu. Çünkü onlar yurtlarda oturuyorlardı. Baca için de, dua ediliyordu.


"Çatı": Evin göğü ve kubbesidir. "Çatısı delinmesin" dileği, duaların başında geliyordu. "Demir çatı" yı, yalnızca Oğuz Destanı'nda görüyoruz. Kuzeyde çatı, keçedir. Çok mitolojik Kuzey Türk destanlarında "Kuş derisinden çatı" motiflerini görüyoruz. Kara Han'ın yaptırdığı bu çatı, "Zülülö kuşu" adlı bir efsane kuşunun derisindendi


"Evi Direği": Ailenin ve göğün bir direği gibi, görülmüştür. "Evin desteği, direği olsun!" diye dua edilirdi. "30 kirişli veya direkli" evler, efsanekerde görülüyor. Büyük otağ çadırlarının direkleri elbette ki çok olurdu.


" Gelin evi ve gerdek" yeri de, bir ev veya tek kubbeli bir yurttur. Farsçada gerdek sözü, "kubbe" demektir. Gelin odası manasını taşımaz, Ancak çadırda, yurtta ve hatta Anadolu'da, gelin için her zaman ayrı bir oda düşünülemez. Oda ve yatakların ayrılmasında perde, büyük rol oynar.


"Cibinlik", yatakları birbirinden ayıran veya gelin veya gelin yatağının bir sembolüdür. Kuzey Türk destanlarının birinde, " Gün Han kendi kızını, hüner gösterebilecek birine vermek istiyor. Yiğit Kara Kökül, atı ile uçuyor, çeşitli donlara giriyor. Bunun üzerine kız, yiğidi beğeniyor. Kız hemen orada bir cibinlik (cıbındık)kurup, oğlanla gerdeğe giriyor..."


"Gelin odası", süslü ve güzel bir evdedir. Bunun için Kuzey Türklerinin Muradım destanında, gelin ev için, "yıbalu ev", yani süslü ve mükemmel ev deniyordu.


"Kanatlı ve köşeli ev": Türklerde daha çok büyük çadır veya otağlar için söz konusu olmalıdır. Bir Kuzey Türk efsanesinde, "Dudar kız atı kesip, 6 kanatlı bir ak ev yapıyor..." Bu, tam bir mitolojidir. "40 köşeli bir ev"den de, başka bir destanda söz açılıyor. Destanda hafif Hind tesirleri vardır. Bu çadır, saray da olabilir.


"Ak Ev" deyişinin en güzel örnekleri, Dede Korkut'ta bulunur. Bu, yalnızca temiz değil; erdem dolu bir ev demektir. Bu deyiş, Kuzey Türk destanlarında da, sık sık görülür. "Çingiz Han'ın mezarının yanına, onun ulu hatırası için, 5 ak-ev yapıyorlar. Burada da bir kutluluk vardır. Bu ak evlere, Manas destanınnı bir bölümü olan Er-Töştük destanında da rastlanır.


"Bark ve ev" de, kutlu bir evdir. Bilge Kağan'ın hatıralarını toplamak ve ona yapılan kurbanlar ve sunuşlar için, böyle bir bark yapılmıştı.


"Mezar ve ev": Türkler, mezar ile ev arasında, büyük bir ayrılık gösteremiyorlardı. Birinin bu dünyanın; öbürü de diğer dünyanın, bir evi idi. Nitekim Manas destanındaManas Han ölünce onun için "Ak Saray ile Gök Saray" yapılımştı. Çingiz Han bir söylentiye göre "araba ile birlikte mezarına konmuştu". Türk Kıpçak sözlüklerinde ise, mezar için, "kurgan ev" karşılığı kullanılır.


"Evin arsası, kurulduğu toprak": Yer Ruhu'nun malıdır. GökTürk çağında buna, "Yer-su" ruhları deniyordu. İlin ve devletin iyi ,idare edilmesi, onların gözü altındaydı. "Yerin sahibi", onlardır. eski Türkler "sahip" için "İdi" sözünü kullanırlardı. Büyük devlet kurmuş ve gelişimş olan Göktürklerde, bu anlayış de gelişti. Yakut Türklerinde ise, "Evin gerçek sahibesi" de,bu ruhlardı. Bunun için, saçı yapıp, onları hoş tutmak gerekli idi. Bunlar, "dişi yer ve toprak ruhları", idiler. Daha gelişmiş olan Kırgız Türklerinde ev yaptırmak isteyen bir kimse, bir" Ev duası" yaptırmak zorunda idi. Yatak için başlayan ve "Bacası kırılmasın, eşiği kırılmasın, çatısı delinmesin, desteği direği olsun" sözleri ile biten ev duası, bize kadar gelebilmiştir.


"Ev tutma" sözü de bütün Türklerde yaygın bir anlayıştır. Göktürklerin "il tutma", yani"devleti idare etme gibi" bu da, ev kurma ve devam ettirmedir. Türkmenlerin Şeceresi, Türkler için, "Evini tutup, oturmadıkları yurt var mı?" diyordu.


"Taş evler" de, Türk destanlarında çok görülür. Turalı boyunun bir destanında, "genç bir yiğit, devin taş evini, kılıçla vuruyor, süngü ile deliyor, kementle yıkıyor, ondan sonra da ateş verip yakıyor". Çok daha eski ve mitolojik bir Altay Türk destanında ise, bir "Yılanlı taş ev" den söz açılıyor. "Kara Han'ın ise, kara taştan evi" vardı. "Taştan Saray'lar (Taş ögöröt)"da görülüyor. Bu saraylar bazan, yalnızca "Taş kapılı saray", (yani, kapkaları taştan) olarak da anılıyordu.


"Gök ağaçlarının yanıdaki evler", Türk mitolojisinin en yaygın bir motifidir.Bu konuda Tuba veya Gök ağacı ile Anka kuşu motifleri, Türk destanları ile benzeşmiştir. "Yiğit, babasını yine Karaca adlı devi, göklere yükselen ağacın yanındaki büyük bir taş evde bulmuş ve devi öldürmüştür..." Burada devin adu da türkçedir.


"Altın evler", daha çok Türklerin hakanlık otağı'dır. "840 yılında kırgızlar, Uygur Hakanı'nın altın çadırını yakmışlardır.


"Oğuz Kağan da sık sık altın evini kurduruyordu". "Oymalı ve boyalı evler", Türk destanlarında çok görülür. Muradım destanında bu oymacı ve boyacılardan söz açılmaktadır. "Yılanlı evler", Çok mitolojik bir motiftir. "Masa örtüsü veya örtü", de Türk destanlarında sık sık geçiyor. Buna, "tastırgan yaydı", diyorlar. "zından" motifi Türk destanlarında, herhalde Güney tesirleri ile doğmuştu.


"Ev duası"üzerinde durmuştuk. Bu konuya bir vesika daha ekleyelim. Evin gerçek sahibi, toprak ile ateş,yani "Ocak"ın ruhu idi. Bunun için Şamanlar, ev yptıran veya kuran adam içinşöyle dua ediyorlardı: "Büyük Anam, Hatunum, Sekiz kenarlı yerimin (dünyanın) sahibi. Buna benzer inanışlar, Anadolu'da da görülür.


Evin Yönleri: Türklerde kapı, çoğu zaman güneye açılır. Radlof'un Kumalak falı dolayısiyle verdiği, evi yönleri hakkındaki bilgileri,sunmadan geçemeyeceğiz. Bu faldaev, 9 bölüme ayrılmıştır. Kapı, (bosaga) yanına- ev bir ata benzetilerek-, "kuskun yanı" denmiştir. Arkasına ise "alın" (Mangalai), denmektedir. Sırtımızı kapıya çevirdiğimiz zaman, sağ yanımıza gelen taraf, "özyan" (özcak), yani kendimizin yanıdır. Sol taraf ise, "Düşman yanı"(duspancak), idi. Evin tam ortası ise, "kalb, yürek", idi. Ocak yeri de burada idi. Bu anlayış Türklerde, yer yer değişmektedir.


Anlaşıldığına göre Türklerde "Evin yeri ve toprağı, Tanrının idi". Bunun için ev ve yurt kurmak isteyen kişi, kamlara dua ettirip, Tanrı ile yer ruhundan izin almak, zorundaydı. Göktürk'lerdeki, "Yer-su" anlayışı, bu anlayışın bir temeli olsa gerekti. Yakut Türklerinde yurt kurmak isteyen bir kimse, şamanı çağarır ve ona dua ettirirdi.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #27 : 24 Ağustos 2010, 21:10:18 »

TÜRK'ÜN ULU ATASI: “OĞUZ KAĞAN“    


OĞUZ DESTANINDAKİ "BUZ DAĞI"
Mitolojiden önce, tabiatın güzellikleri ve gerçek hayat gelir. Ulu dağlar insan düşüncesinde her zaman ve her yerde kendi yerlerini yapmışlardır. Dede Korkut'ta okuduğumuz, gibi sözler, Türklerin dağlara karşı olan sevgi ve hayranlıklarının bir görüntüsüdür. Din ve mitoloji gibi düşünceler, ile diğer inanışlar bu sevgi ve hayranlıktan doğar ve gelir. Üstelik insanlar ile hayvanları en iyi besleyenlerde, yine ulu dağlardır. hayvancıların hayatı, büyük dağlara ve onları yaylalarına bağlıdır.


Yine Dede Korkut'ta dendiği gibi, "yazda kışda karı, buzu erimeyen" bu dağlar, insanlar ile hayvanlara, hayat veren tek kaynaktır. Dağın karı ve buzları erimeyecek ki, altındaki yaylalar ile otaklara, hayat versin. Bu yüce dağlar işte, böyle bir gerçek düşünce ve duygulardan güçlenerek, mitolojideki kişiliklerine bürünüyorlardı.



Kutlu Dağlar
Bilindiği gibi Kuzey Türk Edebiyatında: "Ruhların su içtiği Karadağ, Dokuzdağ, Karlıdağ, Gökdağ, Akdağ, Gök, (yani Tanrının) çevrelerine dokunan dağ, Çatalbaşlı sıradağ, Geçitli sıradağ, Merhametli sıradağ (Tegir Kayrakan), Akboz sıradağlı, taşlı ve demir dağ". Kuzeydeki Abakan Şamanlarının dualarında geçer. Hunların, Çilien; Göktürklerin Ötügen; Uygurların, Kut Tağ'ı ve hatta Çingiz Han'ın Burhan Kaldun gibi, "Gök veya Tanrı dağları", Türklerin kutlu dağları arasında, değerli bir yer tutarlar. Buna Oğuz Han'ın Or Tag ve Kür Tag adlı dağlarını katabiliriz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
ANKARALI GÖKTÜRK
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.310


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #28 : 24 Ağustos 2010, 21:15:10 »


          Kalkan Kandaşımın paylaşımları son derece etkili biçimde bizlere ışık tutuyor. Özellikle gençlerimize verdiği ışık gelecekte bize büyük katkı yapacaktır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #29 : 24 Ağustos 2010, 21:42:18 »

Olağanüstü bir mitolojik destan. Yunan mitolojisi halt etsin yanında. Ee Batının gerçek Türk tarihini saklaması boşuna değil._Bütün dünya  bu destanları,_bu olağanüstü mitolojiyi öğrenirse, Batının ne kadar ilkel olduğu, Türk'ün  ne_kadar olağanüstü olduğu gerçeği ortaya çıkacak. Dünyadan vazgeçtim de kendi insanımızın bile bu konuda ne kadar bilgili olduğu tartışılır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 2 [3] 4 5
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.329 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.