Türk Töresi ve Türk Yasası
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 08:25:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Töresi ve Türk Yasası  (Okunma Sayısı 68444 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #10 : 21 Mayıs 2010, 19:17:01 »

Törenin Çeşitleri ve Muhtevası (Kapsamı):
Prof.Dr.Bahaeddin Ögel, "Bir Devlet Töresi" ve bir de "Halk Töresi"
diye iki içtimai düzen ortaya çıktığını, halk töresine göre küçük oğulun,
devlet töresine göre büyük oğulun önemi olduğunu helirtiyor.
 Bu gibi ayrlıklar umumiyetle pek az görülmekte, daha çok milletçe
tek törenin hakimiyeti göze çarpmaktadır. Bilhassa günümüze kadar
gelen birçok ahlaki kurallar, tutum ve davranışlar, yardımlaşma ve da
yanışma esasları bir birlik ve heraberlik göstermektedir.
      Şifahi (Sözlü) Gelenekler:
1- Şifahl (Sözlü) bediiyat, şarkılar, destanlar, masallar, atasözleri,
bilmeceler, efsaneler, milli oyunlar, sözlü musiki.
2- Sözlü Diniyat: İnançlar, itikadlar, ayinler, törenler, dini örgütler,
ilahiler, yakarışlar, dualar, menkibeler, ustureler (mitolojiler),
kozmogoniler.
3- Şifahi ahlak, ahlaki kurallar, ahlaki değer yargıları, ahlaki ülküler.
4-- Şifai hukuk: ÖrfIer ve adetler .
5- Şifahi iktisat: Cari bulunan (geçerli) iktisadi kurallar ve işlemler.
6- Şifahi fenniyat (teknikler): Sihirle karışık tababet ve diğer fenler
teknikler, bilgiler), Ocaklılar, çıkıkçılar, kırıkçılar.
7- Şifai (Sözlü) mantık: İlkel tasnifIer ve makuleler-kategori.
8- Şifahi lisan (Sözlü Dil): Dilin halkça kullanılan bütÜn sesleri,
kelimeleri ve kurallarıdır.
  Yazılı edebiyattan önce böyleydi. Türkler Orhun Yazıları, Uygur
yazılarıyle bu sözlü geleneği olgunlaştırıp yazıya geçirdiler. Türk Töresi
yukarda sunulan birçok maddeleri kapsayarak, sözlü gelenek, yol, adet,
inanç ve ahlak kurallarını benimseyerek, yazılı temellere yöneldi ve yazılı
yasalara ulaştı. Töreye ait birçok nokta sözlü ve yazılı da olsa, halkın,
görerek, yaparak, yaşayarak benimsediği temel ilkeler ve kurallar
durumunda yüksek bir değer ve öneme sahipti.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #11 : 21 Mayıs 2010, 19:23:46 »

Töre'ye Uygun Ant-içme Töreni:
"Ant" kelimesi bütün İslam-Türk kabilelerinde müşterektir."
Ta miliittan önce 1.yüzyıla ait Hun (H'yung-nu) Hakanının Çin elçileriyle
yaptığı anlaşma, birbirini aldatmamak, saldırmamak, hırsızlığı
karşılıklı bildirmek, hırsızları cezalandırmak, zararları ödemek, düşman
saldırısında yardımlaşma andı, töreni şöyle sonuçlanırdı: "Bu andı kim
bozarsa Tanrı'nın cezasına çarpılsın, nesiller boyunca bu andın cezası altında
inlesin." Ve topluca No-Şuy ırmağının dağına Çıkıp hir beyaz:
at kurhan kesiyorlar.
Bu gibi ant törenleri,töreye uygun yapılır ve tarih boyunca Eski
Türklerin folkloru içinde geniş yer almaktaydı. Şölenler, törenler, ağıtlar
yuğlar daima töreye göre olurdu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #12 : 21 Mayıs 2010, 20:51:10 »

Türk Töresinde Toplumsal Yardımlaşma:
Türklerin göçebe ve yerleşik zamanlarında hukuki yargılardan önce,
örf ve gelenek kurallarına dayanan yardımlaşma ve dayanışma hareketleri
daima görülmüştür.
 Eski Türk örfüne dayanan yardımlaşmalar çok değerlidir. Bugün
de ortak bir Türk örfünün kurallarına göre bütün Türk'lerin yaşadığı
yerlerde, birbirine benzeyen konukseverlik duygu ve düşüncesi önemli
bir mevkie sahiptir. Bir konuk o aile içinde diğer bireyler gibi düşünül
mekte, ona yakınlık gösterilmektedir. Yakutlarda, Kırgızlarda ve bütün
Ortaasya Türklerinde Azerbaycan ve Türkiye Türk'leri arasında bir konu maddeten
ve manen korumak, ona gereken iyiliği ve yardımı yapmak
günümüzde de yaygındır. Keza komşulara elbirliğiyle yardım da bu
eski Türk töresinin gereğindendir. Coğrafi saha ve iklim ayrılığına rağmen
aynı davranış törenin gücünü göstermektedir: "Yakut Türklerinde
fakir düşen herhangi hir aile sahibine hayvan sağlamakla gösterilen yardım
şekli ve tarzı, aşağı yukarı bugünkü Azerbaycan Türklerinde "damızlık"
yani damızlık hayvana muhtaç birisine verilmek Üzere ücretsiz
hayvan verilmesi şeklinde mevcuttur."
  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #13 : 21 Mayıs 2010, 20:51:19 »

Türk Töresinde Toplumsal Dayanışma:

Şamanla ilişkili sayılan Yakutlar ve İslam Anadolu ve Azeri Türkleri
arasında din, coğrafya, zaman farkına rağmen birçok dayanışma, yardımlaşma,
konuğu, komşuyu, köydeşlerini koruma arasında henzerlik bulunmaktadır.
Felakete uğrayanlara, (akraba, komşu, köydeş b.v.) yardım
bunların tipik örneğidir. Onlara yemek, eşya verilmesi, hertürlü
maddi manevi yardım yapılması bunu gösterir. Kimse zorlamadan bu
yardımlaşma töreye göre istekle olur. Hatta bazan yeni bir işe girene,
askere gidene yardım etme usuldendir. Evlenecek fakir kıza, para, eşya,
hediye ile türlü şekilde yardım etmekte bilhassa görülen adetlerdendir.
Savaş, istila, sel, yangın zamanları derhal yardımlaşmalar olduğu
gihi bir ölüm vukuunda da yardımlaşma ve dayanışma görülür.
Türkiye'de bilhassa, Türk töresine göre kurulmuş (imece) şeklindeki
topluca yardımlaşma şekli, Yakutlar arasında da görülmektedir. Köylülerin
ücretsiz olarak elbirliğiyle ve topluca yardımını belirten (imece)
Türklerin yaşadığı bütün yerlerde (Kırgızlar, Taşkentliler, Kazanlılar
v.b.) binlerce yıldanberi varolan bir töredir. Bit köy toplumu topluca
diğer köylülerin yardımına, ekim, hasat, ev yapma v.b. koşar. Ortak işler
topluca bir emekle ve elbirliğiyle yapılır. Bu usulün ayrıntılarına girmeyeceğiz.
Hatta okullar ve köy odaları için odun toplamalar, getirmeler
gibi gümüzde Anadolu da sürmektedir, buna yalnız işaretle yetineceğiz.
Bazan bu tür yardımlaşmalarda ziyafetler de verilir. Bu imeceden
kaçmak çok ayıp sayılır, esasen böyle bir davranış hemen hemen imkansızdır.
Orta asya Türk toplumları avcılıkta da töreye göre yardımlaşırlar.
Kara ve deniz avcılığında destekleme ve yardımlaşma, uygun sözlerle
kolaylık sağlama isteği halen aynen Anadolu'da da süren eski Türk töresi
gereğindendir. Balık ağının çekilişini seyredenlere eğer balık tutulmuşsa,
o balıktan vermek usuldendir. Bu itibarla sahilde ağın çekilmesini bekleyen
seyirciler çok zaman ellerinde hirer, kap, birer tabak tutarlar. Bol
bir av ele geçmişse, yolda konu komşuya dağıtım devam eder. Hatta
yeni pişen ekmek veya aşure, lokma, helva konu komşuya dağıtılır.
Eski Türkler arasında kesilen kurban etinden konu komşuya dağıtılır
veya topluca ziyafet verilirdi. Bu gibi törelerde, "şahsı mülkiyet hakkına"
sataşılmaz, yalız "muhtaç veya yardım" isteyenlere yönelinirdi.
"Türklerde yardım örgütü çok erken çağlarda gelişmiş ve Türk Töresi
kanunları tarafından genişletilmiştir."
   Türk töresi Türk ailesiyle kaynaşmıştı: "Türk Tarihinin kökü ve
dinamik çekirdeği, Türk aile düzeni idi. Devlet teşkilatının küçük ömeği
de, bu bitip tükenmeyen enerji kaynağı idi."
  Sağlam bir aile düzenine dayanan Türk toplumu, töresine saygı ve
bağlılık gösterirdi. Yukarda sunduğumuz yardımlaşma ve dayanışma
örneği de onlardan birisi olmaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #14 : 21 Mayıs 2010, 21:09:01 »

Töreye, Yola Dair Günümüzdeki yakın gözlemler:
  Dr. Mehmet Eröz: "Gezdiğimiz, gördüğümüz Yörük ye Türkmen
oymaklarının "Töre" kelimesini bildiğini müşahade ettik. Hemen hepsi:
"El adeti, Türkmen töresi" ifadesiyle  mefhumu dile getiriyor. Bozüyük-
Söğüt çevresi Karakeçili Yörükleri (Sünni olanları da, Alevi olanları da)
huysuz, nizacı insana "Töresiz" isim ve sıfatını veriyorlar. Adapazarı,
Karasu'ya bağlı Melen köyünde "Töreli" inatçı, dirayetli kimse de-
mektir. Törelenmek, inat etmek, demek oluyor" sözleriyle gözlemlerini
sunmaktadır.
   Prof.Ahdülkadir İnan, Türkler arasında ahlaksız kimselere Töresiz,
ahlaklı, edepli, terbiyli anlamına töreli denildiğini yaptığımız sorşturmada
ifade etmiştir.
  Yamberi Orta asyadaki gezilerinde, Türk töresini yakından tanımış,
konukseverlikler ve cömertlik, birbirine güven duyma hakkında övgülerini
helirtmiştir. Ticarette birbirine güven veren senetlerin ters verili
şine ilişmiş, senedi alacaklı değil, borçlu olan alıp cebine koyuyor, alacaklı
Türkmen'İn hatırlatması için senedin borçluda kalması gerektiğini söyleyecek
kadar birbirlerine saygı ye güven duymalarından hayrete düştüğünü
anlatmıştır.
  Bu örneklerin "Türk Töresi üzerine kurulmuş muhteşem Türk ahlakını
gösterdiğini" söyleyen Doç.Dr.Mehmet Eröz ilmı olarak tamamen
haklıdır ve o "zamana özgü bir gerçeği belirtmiştir.
Yol kelimesinin Töre terimi ile ilgisi üzerinde durmuştuk. Gerçek.
ten de, Yolsuz, erkansız sözleri Anadolu'da halen yaşamaktadır. Yola
girmek, yola gelmek sözü, düzene, sağduyuya uymak, ahlaklı davranmak,
töreye dönmek anlamına kullanılmaktadır.
  (Yol, yordam bilmılmek) hala söylenilir. Bunun aksi olan (yol, yordam)
biliyor, sözü övgü yerine geçer. Yoldan çıkmak, sapıtmak, ahlaki
yoldan ayrılmak yolsuz, kötü iş yapmış anlamında Anadolu da günümüz-
de de kullamlmaktadır. Bunuu gibi, Töre, töreli, töresiz gibi kelimeler de
bilinmekte, yeri gelince söylenmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #15 : 22 Mayıs 2010, 06:50:15 »

Türkler Arasında Yayılan Dinlerin Tarihçesi
Eski İnanç:
    Eski Türklere özgü inançları hatılı bilginler Şamanlık-Şamanizm,
Doğulu bilginler Sümeniye, Şemeniye terimiyle tanıtmak istemişlerdir.
Eski Türklerde din görevlilerine (Kam) denildiği gibi, "Oyun" teriminin de
bazı yerlerde kullanıldığı görülmektedir. Kaşgarlı Mahmut, bunu arapçaya
"kahin" şeklinde çevirmiştir. Türkler, Şaman adı bilmez ve kullanmaz.
Umay, ana tanrıça değil koruyucu ruhtur, melektir.
Kam veya Şaman, Tanrı veya illahlaştırılmış varlıkların seçtiği,
ilahi bir kudrete sahip, Tanrı veya ilahlaştırılmış varlıklarla insanlar
arasında aracılık yapabilecek bir gücü olan kimse demektir. Tanrı için
ve (melekler)e ve kötü ruhlar için ayin yapmak, kurban sunmak
görevleridir. Aynı zamanda tabiblik, üfürükçülük, sihirbazlıkta yaparlardı.
Soya çekimle kamlık geçerdi. Şuhalde şamanlık veya şamanizm,
(Sümeniye, Şemeniye) diye bir din yoktur. Yalnız itibari olarak kullanılan
şamanizın, sümeniye, şemeniye terimi vardır. Büylece Eski Türklere
özgü ve günüınüzde pek az kimsenin sürdürdüğü inancın adı, müritleri
tarafından şamanlık veya şamanizm, sümeniye, şemeniye olarak benimsenmiş
olmayıp bu ad takılarak ilmi bir terİm halinde, bir yakıştırma olarak
kullanılmaktadır. Ayrıca muhtelif üstün güç ve kudrete ve göreve
sahip varlıkların, bir kısmı Tanrının sıfatı, ve bir kısmı bİrer üstün vasıflı
melekler olarak henimsenip kullanıldığını ifade etmek gerekiyor.
   Bazı gözlem ve soruşturmalar sonucU umumileştirilmiş ve Tanrı gibi
takılmış sıfat halinde adlar olması kesindir (Bayat, Ülgen gibi). Zira
Türk Dini hakkında henüz bütün etrafıyle,derinlemesine yazılmış çok
eskiden kalma bir din kitabı ortada mevcut dıeğildir. Bazı seyyahlar ve
araştırmacıların şahsi gözlemleri ve bazı yazıtlar, mezar taşları, ölü gömme
adetlerinden bazı dua ve ilahilerden, bazı destan ve masallardan
birtakım sonuçlar çıkarılmaya çalışılmıştır. Kadın kamların da bulunuşu
dikkate şayandır. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç, ilk, orijinal
inancın tesbitindeki zorluktur. Eski inançlarda, Eski Türkler arasında
Tengri (Sumerlerde Dingir), Tenri, (mübarek, kutsal, semavi,) kutlu,
Yüce, Ulu, Tengri, Gök Tanrı, Yüce ... Tanrı gibi adlarla herşeye kaadir
bir Allah inancı, görülmekte, kahinatı onun yaratıp yönettiğİne inanılmaktadır".
TürkIerde Tanrı, gök demek değildir, bu tamamen yan-
lıştır. (İslamlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı kitabımıza bakınız). Türkler,
göğü 7, 9 veya 14 tabakaya ayırıyorlardı. Tanrı, Yüce Tanrı
inancı günümüzde Altaylılar ve Yakutlar arasında görülmektedir. Ruhun
bekasını, kıyamet, kıl köprü, cennet ve cehennemi (yeraltı cehennemi)
andıran, animistik, ruhçu bir hayat anlayışı içinde, ölümden sonra
bir yaşamı gösteren İnanç mevcuttur. İyi ruh, kötü ruh inancına sahiptiler.
Koruyucu ruhlara inanıyorlardı. Bir nevi şeytanı andıran bir
inançta görwmektedir. Bazı tabiat kuvvetlerine saygı gösterilmiştir, onlarla
aralarında türlü ilişkiler kurmak istenilmiştir: Güneş, ay, yer-su
ruhları, atalar (Ceddi ala) ve ölüler kültü, kurban sunma, ateş (ocak),
orman-ağaç, kaya (taş), dağ, adak, su ve ırmağa, göle saygı, demir ile
ilgili inanç, bazı kuş ve hayvanları (kartal-Tanrı Kuşu), bozkurt, at
v.b. ilgili inanç ve kültler vardı. Bir nevi zekat bile vardı.
Bazı semboller, put (idol) gibi sanılırsa da bunlar Tanrı'nın tasvirİ
değildir. Hatıra veya birer uğurlu eşya (belki fetiş gibi değeri olan bir
hatırlatma, anma eşyası) hata bir muska gibidir sayılır. Tamıyı bir ve
üstiin, yüce, kudret ve kuvvet olarak bilmek ve bütün kainatı onun
yarattığı varlıklar olarak görmek veya ona mavi, engin göğün derinliğine
yönelerek yakarmak, ve bazan onun göğün ötesindeki enginliğin içinde
bulunduğuna inanmak gibi özellikler göstermektedir. Tanrıya veya yara
tan iyi ruh Ülgen (ÜIken) atalara, yer-su ruhlarına (tabiat kültü), çoğu zaman
dağlarda (at ve koyun) kurbanı sunulurdu. Gündüz güneşe ve gece
aya saygı gösterilirdi. Çok önceleri güneşe ve aya kurhan sunulduğu görüşü
de vardır. Batılılar tarafından yapılan bir ilmı incelemede binlerce
yıl önceki İnsanlar arasında ilk yüce Tanrıya inananların Türkler olduğu
ileri sürülmüştür. Gerçekten de tarlü ilahlara tapanlar, hayvanlara tapanlar,
ilahları insana henzeten, onun heykellerini yapıp tapanlar, güneşe
ve imparatora ilah veya onun oğlu nazarıyle bakan muhtelif din ve
inançlann (Yunan, Roma, Avrupa, Amerika dinleri, Şintoizm v.b.)
yanında Türklerin inançları onlardan çok üstünlük göstermektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #16 : 22 Mayıs 2010, 19:38:26 »

Türkler Arasında Yayılan Dinlerin Tarihçesi
Türklerin Dini Tarihçesi:
   Türklerin (Şamanlık) adı yanlış olarak takılan ve Tanrı Dini diyebileceğimiz
dini çerçevesi dışında, Türklerin etkilendiği dini tarihçesi
şöyle bir gelişim göstermiştir.
M.S.III.-IV. yüzyıllarda, Orta asyanın muhtelif bölgelerinde Zerdüştlük,
Buddistlik ve Hıristiyanlık görülmüştür. Hıristiyanlık piskoposluk
ve metropolitlerinin Herat, Meru ve Semerkant şehirlerinde kurulduğunu
görüyoruz.
  Tanrı inancına sahip To-Ba'ların yönetici, üst tabakadakilerin V.
yüzyılda huddistliği kabul ettikleri anlaşılıyor. Toplumun çoğunun gene
eski Türk dini inanç ve adetlerini sürdürdükleri biliniyor. Toba Han
(572-581) yıllarında Çinli buddistlerin telkiniyle, Gök-Türk'ler arasına
buddistliği (buddizm) yerleştirmeğe çalışıyor. Bu Toba Han'ın ölümünden
sonra Gök.Türk Hakanlığı felakete uğruyor. Çinlileşme başlıyor. Bunun
yankıları Gök-Türk (Orhun) yazıtlarında görülmektedir. Bu yazıtlardan
artık buddacılıktan (huddizm), Laotse'nin Taoculuğundan (Taoizm)"
, Bilge Han'ın gayretiyle hiçbir iz kalmadığı anlaşılmaktadır. Bilhassa
Devlet adamı Tonyukuk, milli dini, Tanrı dinini ve töreyi savunmuş,
yabancı kültür ve inançları reddettirmiştir.
  Türklerin müslüman Arap ordularıyle Halife Hz.Ömer zamanında
temasta bulundukları anlaşılıyor
. Bazı Türk beyleri, Hz.Osman zamanında
(T.650) müslümanlığı kabul etmişlerdi. "Haccac ve onun kumandanlarından
Kuteybe b.Müslim el-Bahili'nin sert ve merhametsiz tedbirleri
neticesinde Horasan'da güven sağlandı. İslam ordusu Maveraün-
Nehr'e girdi. Buhara ve Semerkand" zaptedildi. "Kuteybe'nin muzaffer
İslam ordusu H.95 (M.713) yılında Fergana ve Taşkent üzerine yürüdü."
  Bu arada Gök-Türk hakanlığının kurulduğu VI.yüzyıldan itibaren
Hıristiyan, Ateşperest (Zerdüştiler), Manihaist cemaatlerin görüldüğü
hatırlanacak olursa karmaşık inançların etkileme çabaları dikkate alınmağı
gerektirebilir.
   717 yılında Cürcan Beyi Sul-Türk müslüman olmuş, böylece Cürcan
ülkesi islamlaşmıştı. Arapların baskısı karşısında Türkler savaşıyorlardı.
7 ve 8.yüzylllarda müslüman Araplarla Türklerin teması, görüşüp konuşması
arttı. Kuteybe, 712-713 yılında Buhara iç kalesinde bulunan
Budda tapınağını Cami haline getirtti. Sonu gelmeyen (Kılıç soncu) savaşlar
sonunda İslam dininin esaslarını öğrenen Türkler arasında artık İslamiyeti
büyük bir yakınlıkla benimsenmeğe haşlamıştı.

  Bir yandan Türkler başka dinlerin de tanıtılması ve propagandası
karşısındaydılar. VII. yüzyılda Manihaizm Türk yurduna gelmişti. İranlı
Mani (216-276) tarafından, Zerdüştlük, Hıristiyanlık ve mahalli dinlerle
(Mitra v.b.) karıştırılarak vücuda getirilen bu dinin müritleri İran
ve Roma hükumetleri ve halkı tarafından ağır baskıya maruz kalınca,
Roma ve İran'dan kaçanlar Tütkistan'a sığındılar. Buralardaki Türkler,
diğer din yayıcılara hoşgörü gösteriyorlar ve bir taraftan da kendi milli
inançlarını sürdürüyorlardı. Manikeistler Türk dini inancıyle kendi
inançları arasında bir ilişki kurmağa çalışarak propagandalarında başarıya
gitmek istiyorlardı. Gök-Türk'leri hakimiyetleri altına alan Uygurların
hakanı Bökü Han (Bügü Han) (750-780), 763 yılında Uygur Türkleri
arasına, esasen Orta asya'nın batı bölgelerinde 3. yüzyıldanberi izleri görülen,
Maniciliği (Manihaizm) yerleştirdi. Doğu Türkistan'a yerleşen Uygurlar
arasında 840 yılını müteakip, o çevrelerde manihaizm, hıristiyanlık,
buddizm ve Tanrı Dini ile bağlantılı milli din yan yana bulunuyordu.
Uygurlar manihaizmi kabul edince, savaşçılıklarını ve bazı geleneklerini
de bozarak, kaybederek perişan oldular.
Nesturi Hıristiyan misyonerleri Maveraü'n-Nehr İslamlar eline geçtiği
halde çalışmalarını sürdürüyorlar ve Nesturi Patriği Tematheus
(780-819) da Orta asya'da Hristiyanlığı yayma gayretiyle, Türk Hakanını
kandırmağa uğraşıyor, ona mektuplar gönderiyordu.
Bir ara bazı Oğuzlar arasına da Hıristiyanlık girmişti. Gagauzlar.
Ortodoks Hıristiyan Türklerdir.
Nihayet Yenisey-Kırgız'ları, Manihaist Uygurların haşkenti Karabalgasun'u
840 yılında zaptedince sonuç belli oldu. Büylece Kırgızlar,
840 yılında Uygurları Moğolistan'dan sürerek, Kırgız devletini kurarlarken,
çoğu Mani dininde görünen Uygurlar, Doğu Türkistan'a göçmüş
lerdi. Kırgızlar arasında da Mani dininin yayıldığı görünmekte ise de, 9.-
10.yüzyıllardaki kaynaklara göre onların bir yandan atalardan kalan
din ve inançları sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Önce batılılarca Şamancı
denilen veya Tanrı dininden olan ve 732'de hemen ilk müslüman Hazarlar
arasında 800 yıllarında Yahudiler de çalışmaktaydı. Hazarlardan büyük
kitle müslüman ve daha az miktarda ise Hıristiyan dininde idiler.
Yönetici tabaka ise museviliğin Tevrat kitabına bağlı kalmış, hatta İbrani
adları almışlardır. Fakat Hazar Kağan'ı Yusuf zamanında 965 yıllarında
İslamiyet buralarda da hemen hemen tamamen kabul edilmiştir.
Günümüzde en çok 50 bin kadar kalan Musevi dininden, Tevratı kendilerine
göre benimseyen Türklere Karaim (Karai) denilir. Yahudi geleneğini,
Talmud ve bazı dini kitap ve yorumları kabul etmeyen Karaim'i Yahudiler
kendileriyle bir saymazlar. Hazarların bazılarının Tevratı da Türkçe
idi. Yahudi şeriatında Tevrat ve dini kitaplar İbranicedir. İstanbul'da
Hasköy'de halen bir Karai mabedi vardır. Polonya ve İsrailde de
Karailer bulunuyor.
  Moğolların Asya'da güçlendiği dönemde eski inançlarla ilgili bazı
davranışlar yeniden canlanmakla heraber, İslam dini de gittikçe gelişme
yolundaydı. Birtaraftanda İslamiyet, Hıristiyanlık ve budizm arasında bir
mücadele devam ediyordu. Türkler şüphesiz İslamiyetle ilk ilişkileri takiben
müslüman olmaya başlamışlardı.
9.yüzyılda diğer din ve inançlardan
daha fazla İslamiyet etkiye başladı. 920-21 yılında Aleviler Horasan
ve çevresini işgal etmişlerdi. Doğu Türkistan'da Aleviler, Taşkent
taraflarında Manihaizm, Bulgarlar arasında da Hazar Karaileri propaganda
yapmaktaydılar. 921 yılında Alevi ordusu, Horasan'ın başşehiri
Nişapuru işgal edince, buna karşı Karahanlılardan Buğra Han karşı koydu
ve Alevı ordularını yendi, bozguna uğrattı. Satuk Buğra Han İslamiyeti
benimsedi. X.yüzyılda (920'de müslümanlığa girmişler) ve (940)da Karahanlılar
devletinde resmi din İslamiyet olmuştu.
Aynı yılda Volga' çevresindeki
Bulgar Hanlığı da müslüman oldu. Yalnız; Yedisu eyaletinde
bir Nesturi, Hıristiyan cemaati kalmıştı. Timur zamanında bu cemaat.
ortadan tamamen kalktı. Gene Timur döneminde Türkistan'ın kuzeyinde
Buddizim kalıntıları da tamamen silindi.
Yalnız 864 yılında bugünkü yerlerde bulunan Bulgarlar hıristiyanlaştırıldı.
Macarlarda 9. yüzyıl sonlarında Hıristiyanlaştırıldılar. 1038
de tamamen hıristiyan oldular.
  Özetleyecek olursak, Türkler şüphesiz İslamiyetle ilk temaslarını
takiben müslüman olmaya başlamışlardı. Dokuzuncu yüzyılda İslam dini
daha fazla etkiye başlamıştı. 920-21 yılında Alevilerin Horasan'ı ve çevre-
sini işgal ettiklerini dolayısıyle Alevı etkilerini görüyoruz. 920-960 yılları
arasında büyük Türk kitleleri ehli sünnete uygun olarak İslamiyeti kabul
etmişlerdi. Doğu Türkistan'da Aleviler, Taşkent taraflarında Manihaizm,
Bulgarlar arasında da Hazar Karaileri propaganda yapmışlardı. Alevi
ordusunun Horasan'ın haşşehri Nişapur'u zaptetmesi üzerine, Karahanlılardan
Buğra Han karşı koymuş ve Alevi ordularını yeni bir bozguna
uğratmıştı. Satuk Buğra Han'ın İsamiyeti benimsemesi çok önemli bir
olay olarak tarihte yer almıştır. Budizim, :Manihaizm, Hıristiyanlık ve
Musevilik ancak 920 yılına kadar ve bilhassa 200 yıl kadar etki yapmıya
çalışmıştı.
  İslamiyet urallar ve Sibirya çevresine 940-950 yıllarında yerleşti.
Türk Tarihinde çok önemli ve değerli bir olayolarak X.yüz yılda Türk
milletinin enaz %80'iİslam dinini kabul etmiştir. XII.yüzyılda Ortaasya'nın
hakim olan dini, İslasiyet olmuştur. Türklerin topluca İslamiye
te geçişiyle, ek din bütün Türk ülkelerini kaplamış ve çevre ülkelerin;, de
etkilemişti. Milll kiiltür yanında İslam dininin büyük önemi ve etkisiyle
Türkler mütecanis hir millet haline gelmekte gecikmediler. Tarih hoyunca
kendi içlerindeki mücadele ve çatışmalar ortadan kaybolarak birlik
ve beraberlik doğunca güçleri de yükselmişti. XIV.yüzyılda, İran'da
ve Ortaasya'da İslam dini Hıristiyanlığı yendi ve hakim oldu. Budizm,
Moğolistanda, Kam'ın yönettiği dini törenlerle ilgili inanç ise Altay
dağları (Altay-Sayan) ve Sibirya ormanıarı bölgesinde Yakut Türkleri
arasında yaşamasını sürdürdü. Türklerden Bulgarlar, Macarlar, Finler
ve Gagauzlar baskıyla Hıristiyanlaştılar. Katoliklik, Protestanlık (Fin)
ve Ortodosluk (Gagauz) mezeheplerine girdiler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #17 : 24 Mayıs 2010, 21:28:53 »

ORTA – ASYA TÜRK HUKUKUNDA “TÖRE” KAVRAMI
  Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. Çalışmamızda “töre” kavramı “Devlet Töresi” anlamında ele alınmıştır.
  Türk Töresi, Kağan da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Töreye atfedilen önem o kadar büyüktür ki, etkin hukuk kurallarının konulması ve bunlara eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde riayet edilmesi hem kağanın iktidarının, hem de devletin sürekliliği için en önemli koşullar arasında gösterilmiştir. Bu sebeple de, kaynaklarda törenin çok önemli olduğu, hatta devletten bile önde geldiği, töresini kaybetmiş bir ulusun yok olmuş sayılacağı hatırlatılarak, kağanlardan her zaman töreye uygun davranmaları istenmiştir. Kağanlar da bunu çok önemli bir görev sayıp, kendilerini her zaman halka karşı sorumlu hissetmişler ve icraatlarıyla ilgili olarak topluma adeta hesap verici açıklamalarda bulunmuşlardır.
  Töreye uygun davranmayan veya yönetimde başarı sağlayamayan kağanların görevlerine devam edemedikleri görülmektedir.
Eski Orta-Asya Türk Hukuku’nda törenin kaynağı her şeyden önce kağanlardır. Bundan başka, kurultaylarda alınan kararlar da törenin bir parçasını oluştururlar. Toplum içinde, kendiliğinden ve yavaş yavaş ortaya çıkan gelenek görenek kuralları (Yosun) ise, törenin bir başka kaynağı olarak kabul edilmektedir. Ancak Yosun’un töre haline gelebilmesi için, kurucu kağanın iradesi şarttır. Kağan, iradesiyle kabul ettiği bu kurallara kendi emirlerini ve varsa kurultayca alınan kararları da katarak toplumun hukuk düzenini oluşturur. Şu durumda kağanın törenin oluşmasındaki merkezî konumu oldukça dikkat çekicidir.
Şüphesiz, törenin oluşumunda Türklerin Orta-Asya’daki göçebe yaşam tarzının da büyük etkisinden söz edilmelidir.
Eski Türk toplumunda töreye atfedilen büyük önem sadece Orta – Asya ile sınırlı kalmamış, çağlar boyu kurulan tüm Türk devletleri için de geçerli olmuştur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #18 : 24 Mayıs 2010, 21:29:01 »

GÖÇEBELİK  YAŞANTISI ve  KAĞANIN ÖNEMİ
     Göçebe Türk toplumunu yönetmek ve onu her zaman disiplin altında tutmak kağan için önemli bir görev sayılmıştır. Bu çerçevede, Türk kağanının sahip olduğu en önemli yetki, etkin hukuk kurallarının oluşturulması ve bunların gereği gibi uygulanmasının sağlanmasıydı.Hareketli ve dinamik göçebe toplumunu bir arada tutabilmek ve kabileleri kendi otoritesine bağlayabilmek için kağanın bu çok önemli yetkiye sahip olması şarttı.
     Kağanın hukuk kuralı koyma yetkisini coğrafî koşulların dayattığı göçebe tarzı yaşamın yanısıra, eski Türk egemenlik anlayışı da etkilemiştir. Eski Türkler’de kağanın egemenliğinin, ona Gök-Tanrı tarafından verildiğine inanılmıştır.Bu inanışa göre, Gök-Tanrı topluluk içindeki bir aileye egemenlik hakkını vermekte, artık o aile toplumu yönetme hakkına mutlak olarak sahip olmaktaydı. Devlet ailenin ortak malı sayılıyordu. Ailenin tüm erkek üyeleri devlet yönetiminde söz sahibiydi. Bu üyelerden biri kağan seçilse bile, aslında diğerlerinin de devleti yönetme hakkı devam ediyordu.Bu sebeple, kağan, ülkesini ailesinin erkek üyeleri arasında bölüştürme yoluna gitmiştir. Bütün eski Orta-Asya Türk devletlerinde görülen sağ-sol şeklindeki bölünmelerin sebebi budur. Kağan, ailesinin erkek üyelerini ülkesinin çeşitli bölgelerine yönetici olarak atar ve bu kişiler kendilerine verilen topraklar üzerinde dilediklerince bir yönetim gösterebilirler; istedikleri gibi hukuk kuralları oluşturabilir, vergiler koyabilir ve cezalandırma yetkilerini kullanabilirlerdi. Kağan onların yönetim biçimlerine karışamazdı. Eğer kağan güçlü bir kişiliğe sahipse, aile üyeleri arasında birliği sağlayabilir, bu da devletin iyi idare edildiğinin bir göstergesi sayılırdı. Buna karşılık, kağanın kişiliği zayıfsa, aile bireylerini belli bir disiplin altında tutmak zorlaşır, sonuçta devletin parçalanması kolaylaşırdı.Orta-Asya Türk tarihi güçsüz kağanların yönetiminde devletin kısa zamanda nasıl parçalandığına ilişkin pek çok örnekle doludur. Bu sonuçta, sağlam hukuk kurallarının meydana getirilmemiş ya da töreye uygun davranılmamış olmasının rolü de özellikle belirtilmelidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #19 : 24 Mayıs 2010, 21:42:28 »

Kağan Tarafından Hukuk Kurallarının Konması
    Kağan eski Orta-Asya Türk hukukunda yasamanın bir kaynağı sayılırdı. Bu yetki Gök-Tanrı’dan gelen egemenlik (kut) ile açıklanabilir. Devlet kuran ve yöneten her kağan bunu törelerle gerçekleştirirdi. Örneğin, Göktürk Devleti’nin kurucusu Bumin Kağan tahta oturduktan sonra Türk ulusunun ülkesini ve töresini düzenlemiş, ardından da dört tarafa egemenliğini yayarak imparatorluğunu kurmuştur. Bir ara çökmüş olan Göktürk Devleti’ni yeniden bağımsızlığına kavuşturan Elteriş Kağan da, töresi bozulmuş olan Türk ulusunu atalarının töresince tekrar diriltmiş ve töreye canlılık kazandırmıştır. Bilge Kağan ise, “… Ben tahta çıktıktan sonra bunca önemli yasayı dünyanın dört bucağındaki halka verdim” sözleriyle, yasa koymanın önemini dile getirmiştir. Görüldüğü gibi, kağanın hukuk kuralı koyması, getirilen kuralları töre haline getirmekte, kağanın yasası Türk toplumunun töresi olmaktadır.
    Eski Türk Orta – Asya devlet sisteminde kağanın hukuk kuralı koyma görevi, ülkeyi tanzim – idare etme ve halkı düzene sokma ödevinin bir sonucudur. Kağanın bu görevi ile ilgili olarak Orhun Yazıtları ve Kutadgu Bilig’de önemli ifadeler yer almaktadır. Örneğin, Orhun Yazıtları’nda geçen “…Amcam Kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti”, “… İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutuvermiş, düzenleyivermişler” ve “…bu alan içindeki pek çok halkı ben düzene soktum”cümleleri hemen dikkati çekmektedir.
Kutadgu Bilig’de de konuyla ilgili şu sözler yer almaktadır:
    “Beyler memleketi tanzim ve idare etmek, halkı düzene sokmak için atanmışlardır.”“Ey hükümdar! Sen bugün bir hekimsin, halkın ise sana muhtaç olmanın hastasıdır.” “Eğer sen bunlara ilâç vererek tedavi etmezsen, halk için bir hayat felâketi olursun.”“Tanrı bunu yarın sana sorar; orada kendini kurtaracak cevabı hazırla.”, “Sen her vakit doğrulukla hükmet, beylik kanun ile ayakta durur.” “Ey Bey! Gücün yettiği kadar kanunu tatbik et ve halkın hakkını vermeye çalış.”“Benim bu kanunum hangi memlekete erişirse, o memleket – baştan başa taşlık ve kayalık dahi olsa – hep düzene girer.” “Kanun sudur, akarsa nimet yetişir. Ey hakim! Memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın. Kanun ile ülke genişler ve dünya düzene girer.”
Bu tür cümlelerden, kağanın ana görevlerinden biri olan ülkeyi ve halkı idare etmenin ancak kanunlara uygunlukla sağlanabileceği vurgulanmak istenmiş ve kağan hukuka uymaya davet edilmiştir. Söz konusu ifadelerle, o dönemde doğal olarak adı konamayan bir “Hukuk Devleti” anlayışının altının çizilmeye çalışıldığı söylenebilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: 1 [2] 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.069 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.