Nevruz'un Anlamı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ekim 2019, 08:16:03


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nevruz'un Anlamı  (Okunma Sayısı 7890 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ŞAMAN OĞUL
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 33


HAKAN AKTAŞ


« : 03 Ocak 2011, 01:05:00 »

NEVRUZ'UN ANLAMI

Türk dünyasının tamamında ve Türk dünyasına komşu olan coğrafyalarda kutlanan Nevruz, eski takvimlere göre yılın ve baharın ilk günüdür. Yeni takvime göre ise gece ve gündüzün eşit olduğu martın yirmi birine rastlamaktadır.
Nevruz,Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır. Nevruz, ayrıca Türklerin Ergenekon’ dan çıkış günü olarak da benimsenmiştir. Nevruz günü, Türk dünyasında çeşitli şenlikler düzenlenmekte, bayram havasında kutlanmaktadır. Nevruz ateşi yakılarak ateş üzerinden atlanmakta ve halaylar çekilmektedir.

Coğrafya, tabiat şartları, insan meşguliyetleri takvimlerin oluşmasında birinci derece önemli unsurlardır. Türkler genellikle orta iklim kuşağı veya ılıman iklim kuşağı (30°-60° enlemler arasında) adı verilen bir coğrafyada yaşayan, yirminci yüzyılın başlarına kadar genellikle tarım ve hayvancılıkla geçinen bir millettir. Takvimleri de bucoğrafya, tabiat şartları ve meşguliyetlerinden doğmuş ve gelişmiştir. Doğal olarak Nevruz, bütün Türk devlet ve topluluklarında bilinmektedir. Bir başka ifade ile Nevruz'u tanımayan, yaşatmayan, uygulaması bulunmayan herhangi bir Türk devleti veya topluluğu yoktur. Bu yönüyle Nevruz; birlik, beraberlik ve barışı ifade etmektedir.
 
YILBASI YENI YIL NEVRUZ

Türkiye'de Yılsırtı, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Sultan Nevruz, Gün Dönümü, Yeni Gün, Ölüler Bayramı, Nevruz isimleriyle bilinmektedir.


Diğer Türk devletleri ve topluluklarında durum şöyledir: Altay Türkleri Cılgayak Bayramı; Azerbaycan Novruz, Ergenekon Bayramı, Bozkurt Bayramı, Ölüler Bayramı; Başkurt Türkleri Ekin Bayramı, Doğu Türkistan Yeni Gün, Baş Bahar, Gagavuzlar İlkyaz; Karaçay-Malkar Türkleri Gollü, Gutan, Saban Toy, Tegri Toy; Kazakistan Türkleri Navruz, Nevruz Bayramı, Nevruz Köce, Ulus Günü; Kazan Türkleri ve Karapapaklar/Terekemeler Ergenekon Bayramı; Kırgızistan Türkleri Noruz; Kumuk Türkleri Yazbaş; Nogay Türkleri Navruz, Saban Toy; Özbekistan Türkleri Nevroz; Tatarlar Nevruz; Türkmenler Teze Yıl; Uygur Türkleri Yeni Gün adlarıyla bu güne özel bir önem vermektedirler.

Nevruz diğer isimlerle Yılsırtı, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Sultan Nevruz, Gün Dönümü, Yeni Gün'ün Türk tarihinde ve kültüründe köklü bir geçmişi bulunmaktadır. Türklerin Ergenekon'dan çıkış gününün yirmi bir marta rastladığı kabul edilmektedir. On İki Hayvanlı Türk Takviminde yıl başı da aynı güne rastlamaktadır . Oğuz Kağan'ın bu günü kutsal saydığını ve bayram gibi törenlerle karşıladığı bilinmektedir. Türklerin Nevruz kutlamaları Eski Uygur Dönemi nesimlerine de konu olmuştur. Selçuklu Sultanı Sultan Celaleddin Melikşah, devrin uzay bilimcilerini Selçukluların başkenti İsfahan'da toplamış, kendi adıyla anılan Celali Takvimi'ni yaptırmıştır . Şemsi Takvim adıyla İran ve Afganistan'da kullanılan bu takvime göre yılbaşı yirmi bir marttır. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Nevruz gününü yılbaşı kabul etmiş, vergileri buna göre düzenlemiştir. Sultan kelimesinin Nevruzla birlikte kullanılması, padişahların halkla birlikte Nevruz kutlamalarına katılmasıyla ilgilidir. Ertugrul Gazi Törenleri, II. Abdülhamid zamanına kadar ( eski takvime göre) mart dokuzu yani Nevruz günü yapılmaktaydı.



TÜRK DÜNYASI VE TOPLULUKLARI HAFTASI ŞİİRLERİ

SILADA BAHAR


Kış gidende türlü türlü süslenir,

Bir başkadır bizim elin baharı.

Dağlarından düze keklik seslenir,

Yurdum, şu dünyada cennet diyarı.



Erciyes'in eksik olmaz dumanı,

Türklük gibi zaptetmede zamanı.

Bizim köyün yağız çehre çobanı

Erkenden önüne katar davarı.



Kırlarda ağaçlar duvaklar takmış,

Duydum ki nevruz gelin olacakmış.

Seherde sevdiğim bahçeye çıkmış,

Papatyalar dolar civarı.



Her tarafta şen bülbüller ötüşür,

Sümbül başka, iğde başka kokuşur.

Yar göğsüne gül ne güzel yakışır!

Şimdi gönül görmek ister o yari.

Şükrü TARLA



NEVRUZ SEMAHI

Bugün dağlar yeşillendi

Sultan nevruz sefa geldin

Cümle kuşlar hep dillendi

Sultan nevruz sefa geldin



Tacik, Çeçen hem Altaylar

Mesirede zengin baylar

Kırgız, Kıpçak cümle boylar

Sultan nevruz sefa geldin



Bugün bahar eyyamıdır

Nevruz, Türk'ün bayramıdır

Gönüllerin sultanıdır

Sultan nevruz sefa geldin



Allah deyü öten kuşlar

Dua eyler dağlar taşlar

Yeşillendi hep ağaçlar

Sultan nevruz sefa geldin



Geçti şita döndük yaza

Ali Nebi'm vurur saza

Kızanlar düştü alaza

Sultan nevruz sefa geldin

(eyyam: günler- şita: kış- alaz: ateş)


Ali Nebi
[/b]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Börü
Genç Börü
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 508


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN


« Yanıtla #1 : 11 Mart 2011, 22:07:13 »

Nevruzumuzu şuan K.rt köpekleri kendi bayramı olarak göstermeye çalışıyorlar ama biz izin vermeyeceğiz. TTK!!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN
shaman
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 137



« Yanıtla #2 : 11 Mart 2011, 23:52:21 »

   Nevruz, Türklerde aynı zamanda Ergenekon bayramı olarak da kutlanmaktadır. Bu efsaneye göre Çinliler tarafından bozguna uğratılan Türklerden “Nuhuz” ve “Koyan” adlı iki hakanzade ile iki kız kurtulurlar. Dereler aşar, tepeler aşar, karanlıklarda yürürler. Nihayet bir sabah önlerinde bir iz görürler. Bu bir insan izi değildi. Koşturlar, izin üzerinden saatlerce koştular… Kızın birisi sevinçle, …işte … diyerek haykırdı. Bu bir alageyik idi. Kovalamağa başladılar. Yol pek dar ve sarp idi. Nefes nefese koşarlarken dik bir yardan aşağı yuvarlandılar. Kendilerine geldikleri zaman şaşırdılar. Burası yeşillik ve ağaçlık bir yerdi. Güzel çiçekler açmıştı. Renkli kelebekler uçuşuyor, kuşlar ötüyordu. Girdiler, dolaştılar.Burası adeta cennetti. Öyle bir cennet ki, kapısı yok. Hiç insana rastgelmediler. Başlarını yere eğdiler. Ümitlerini kesmediler, “yine bir gül gelir buradan kurtulur, vatanımıza kavuşuruz diyorlardı”. Akşama doğru alageyik göründü. O da bir çukurda yalnız kalmıştı. Şimdi kaçmıyor, hatta sokuluyordu. Kızlar bu geyiği okşadılar, kendilerine alıştırdılar. Nuhuz ve Kayan’la birlikte sütünü içerek karınlarını doyurdular.

   Tam dörtyüz sene etrafı büyük ve geçilmez kaf dağlarıyla çevrilen bu gizli yurdun içinde geçti. Bağ artık tamamıyla şenlenmiş, Türk yavruları çoğaldıkça çoğalmış, geyikler artmıştı. Ve herkes bir işle meşgul, çalışıyordu. Turanla ve tüm dünyayla ilişkilerini kesen bu gizli yurttan artık kurtulamayacaklarına hükmeden Türkler yine asla meyus olmuyorlar, yine Turan’a kavuşmaktan ümitlerini kesmiyorlardı. Bir gün bu gizli yurtta bir kurt göründü ve geyiklerden bir tanesini parçalayarak geçti. Bir çoban bu kurdun nereden geldiğini merak etmişti, arkasını bırakmadı ve küçük bir delikten çıktığını gördü. Koşa koşa yurda döndü. Gördüğünü anlattı. Hepsi birden deliğin başına geldiler. Bu delik dardı. Uğraştılar uğraştılar. Bir insan geçemeyecek kadar dardı. Nihayet içlerinden bir demirci çıktı. Ocak yaktı. Örs kurdu. Çekici örse vurarak taşları parçaladı. Ve yol açtı. Bu küçük dünyaya dörtyüz sene içinde çoğalarak sığamayan Türkler birdenbire taştılar, en önde elinde bayrak deliği açan demirci Türk çıktı.

  Türkler bugün çok sevindiler. Tekrar Turan’a kavuştukları için “yeni gün”diye bu çıkışlarını milli bayram adettiler. Ve deliği açan demirciye “Bozkurt”namını vererek kendilerine Han yaptılar.“Bozkurt” kelimesini Moğollar kendi lisanlarına tercüme ederek “Börteçine”dediler. Ve bu milli bayramı onlar da tanıdılar.

   Artık her yıl yeni günde demir ayini yapmak kaide haline geldi. Yeni günde Hakan milli ocağın önüne gelir, bir demir parçasını kızdırır, sonra örs üzerine koyarak çekiçle döverdi.

   İşte Türkler davullarla, ciritlerle, oyunlarla bu yeni günü takdis ve taziz ederlerken, Acemler de (İran) onlara imrendiler, bu bayramı kabul ettiler. Ve hatta yeni gün ismini kendi lisanlarına tercüme ederek Nevruz dediler. Acem tarihinde Nevruz’a esas olabilecek bir vak’a bir masal, bir an’ane bir rivayet yoktur. Halbuki Türk tarihinin, Türk an’anesinin devam eden akisleri Acemlerin Nevruz dedikleri şeyin tamamıyla bizim Yeni gün, biz Türkerin milli bayramıdır. Tarihimiz, mazimiz, masallarımız, an’anelerimiz ve nihayet ergenekon demir ayinimiz bu milli bayramımızın bir efsane değil, milli ve içtimai bir hakikat olduğunu ortaya koymaktadır.

   Türklerin Ergenekon’dan çıktıkları bu günün güneş takvimine göre yeni yıla yani Mart’ın dokuzuna (Miladi 21 Mart) rastlaması bu güne ayrı bir mana kazandırmıştır.

   Türklerde Nevruz/Yeni yıl bayramının hazırlıkları 40 gün önceden başlar. Evler temizlenir, silinir, süpürülür, her şey baştan aşağı yıkanır, bütün yatak, yprgan, döşek, kilim, halı, yolluk ve benzeri şeyler güneşe çıkarılıp serilir. Kış boyunca içine sinen nemden arındırılır, ve bol bol güneş alması sağlanır. Sonra bunlar sopalarla dövülerek (çırpılarak) tozdan arındırılır. Bu esanada uyanan doğayla, bahçe işleri de büyük bir hızla yapılmaya çalışılır; bahçede biriken çöpler ocaklardan çıkan küllerle karıştırılarak, gübre olarak toprağa verilir. Ark ve kanallar toprak ve çamurlarından arındırılır. Ağaçlar budanır, fazla dallar kesilir ve ağaçların dibi havalandırılır.
   Nevruz’la gelen yeni günle beraber, herkes kendisine yeni bayramlık elbiseler alır, dost ve akrabalara hediyeler alınır. Nişanlı kızlar bey çorabı örerler.

   21 mart’tan önceki dört Çarşamba günleri daha bir eğlenceli geçer. Bunların ilkine “haberci” veya “güllü” Çarşamba, “ikinci”, “üçüncü”, Çarşamba ve“İl ahır” yani son Çarşamba denir. İlk Çarşamba hazırlığa başlamanın işaretidir. Bu günde evlerde aş pişirilir, tongal kalanarak ateş yakılır. İkinci ve üçüncü Çarşambalar hazırlıklar hızlandırılarak devam ettirilir, semeni konulur. Sıra son Çarşambaya gelir. Son Çarşamba, Salı gecesini Çarşambaya bağlayan gecedir ki, bu, bayram günlerinin en şenliklisidir. Buna ilahır Çarşamba da denilir. Ahır (son) Çarşamba ölüleri anma günüdür. Bu günde mezar ziyaretlerine gidilir. Yemek ve helva hazırlanarak mezarlığa gotürülür ve orada bulunanlara bilhassa fakirlere vefat eden hayrına dağıtılır.

   Bayram günlerinde ikinci Çarşamba’dan sonra sokaklarda, köşe başlarında ve belirli mekanlarda toplanan çocuklar, gençler soğan kabuğu veya samanla boyanan yumurtaları dövüştürüler

   Üçüncü Ahır Çarşamba ve bayram gecesi -bu Salıyı Çarşambaya bağlayan gecedir- alav alav gecesidir. Bu gecede “tongal” denen ateşler yakılır, üzerinden atlanır. Eskiden bu ateşler evlerin damında yakılırdı. Ancak, yaşam şartlarının değişmesiyle bu ateşler şimdilerde bahçelerde veya boş meydanlarda, sokak aralarında yakılmaktadır. Ateşin yakılmasıyla içlerinden bir dilek turarak ateşin üzerinden atlayan kimseler bu dileklerinin gerçekleşeceğine, tüm hastalıklarının bu ateşe dökülüp yanacağına, yeni yıla bu hastalık ve kötülüklerden arınarak girileceğine inanılır. İnanışa göre, ateşin üzerinden bazı yerlerde üç bazı yerlerde ise yedi defa atlanılması gerekir.

Nevruz sinisi hazırlama:

   Büyük bir sininin içine; önceden pişirilmiş ve içine kısmet parası konulmuş Kravay konulur, şekerbura denilen kurabiye konulur, Semeni yeşertilir ve Semeni helvası (bayram için yeşertilen buğdayların dibi ezilerek çıkartılan suyunun kayatılarak pekmez kıvamına getirilmesiyle elde edilen bir tatlıdır.) konur, çeşitli meyveler konur, kuru yemiş konur ve etli pilav konur. Bu sininin içindeki yiyecekler daha da arttırılabilir ama kesinlikle konulanlar kravay, şekerbura, semeni’dir. Bunlar Nevruzun habercisidirler ve bunlarla birlikte en az 7 çeşit yiyecek olması gereklidir.

Yeni gün/Nevruz bayramında bir çok adetler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları :

   Yeni günde/Nevruz’da Semeni (Nevruz bayramı sürecinde bir kap içine konan buğdayların sulanarak yeşillenmesinden elde edilen yeşertilmiş çimene Semeni adı verilmektedir. Nevruz aynı zamanda yeşilliğin ve doğanın da bayramıdır. Onun için“SEMENİ”nin yeşillik ve bereketi temsil ettiğine inanılır.) göyerderler, Semeni helvası pişirilir, üzerlik denen bir bitki yakıp dumanını eve, mala, cana ve çocuklara v.s. şeylere verilir, yeni elbiseler alınır, yakınlara hediyeler alınır, at yarışları yapılır, yumurta boyanır, kız beyenmeğe gidilir, küsülüler barıştırılır, misafirliğe gidilir, nişanlı kızlara Nevruz payı gotürülür, kötü söz söylenmez, başkaları hakkında konuşulmaz, alış-veriş yapılmaz, şeker dağıtılır, at, it vurulmaz, Nevruz gülü derilir, yılan vurulmaz, kızlar kırmızı giyinir, ev sahipleri evde birisinin bulunmasına gayret ederler, kavga edilmez, hasta olanlar ziyaret edilir, onlara pay gotürülür, şal sallayanlara pay verilir,

   Son Çarşamba’da güneş çıkmadan suyun üzerinden atlanır, düğün için ayrılmış koyunların boynuzlarına kırmızı bağlanır, evden para verilmez, borç ödenmez, komşuya elek verilmez, mum yakılmaz, eğer mum yanıyorsa bitmeden yarım söndürülmez, evden ateş, kibrit gibi şeyler verilmez, evden ekmek verilmez, erkenden yatılmaz.

Bu yazı ilk defa Türk Tarih Dergisi'nin 1993 yılı Mart sayısında yayınlanmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK'ÜZ TÜRK'ÇÜYÜZ ATATÜRKÇÜ'YÜZ BAŞBUĞUMUZ ATATÜRK, YOL GÖSTERİCİMİZ NİHAL ATSIZ... TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN... ARKASINDA OLMASAYDI ŞANLI BİR MAZİ BU MİLLETTEN ÇIKAR MIYDI BÜYÜK BİR "GAZİ"
turatbek_aytmatov
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 703


KIRGIZ TÜRK


« Yanıtla #3 : 12 Mart 2011, 00:03:57 »

KIRGIZ TÜRKLERİ’NDE NEVRUZ
KUTLAMALARI

Doç. Dr. Sönmez KUTLU

Nevruz Bayramı'nın, Türkler ve diğer Orta Asya halkları arasında binlerce yıldan beri,
yeni yılın başlangıcı ve baharın gelişi olarak, büyük bir coşku ve heyecanla kutlandığı
bilinmektedir. ezellikle bu bayram Türk boyları arasında Ergenekon'dan çıkışın, yani dağdan
ovaya inişin, özgürlüğün, baharın ve canlılığın sembolü olarak görüldüğünden bugüne kadar
kutlanmaya devam edilmiştir. Hatta Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Pay-ı Taht'ta resmi
törenler yapılmış ve halk arasında bu bayramla ilgili gelenekselleşmiş adetlerin
sürdürülmesine büyük özen gösterilmiştir. Bu sebeple Osmanlılar döneminde, Nevruz
gelmeden önce birlik ve beraberliğin sembolü olarak ülkenin her yanından saraya bakır oklar
gönderilmiştir. Nevruz'da halka dağıtılacak yemekler veya. Nevruziye macunları, bu okların
eritilmesiyle yapılan kazanlarda pişirilmiştir. Yöneticilerle halkın bir araya gelmesi ve
kaynaşması sebebiyle, siyasi ve içtimai bakımdan da oldukça önemli bir bayramdır. Osmanlı
Divan edebiyatında, Ramazaniye ve Bayramiye gibi, 300'e yakın Nevruziyye adıyla
mersiyeler yazıldığı bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan takvim değişikliği
ve benzeri sebepler dolayısıyla, 1926 yılından sonra bu kutlamalar kaldırılmış ve onun yerine
Miladi yılbaşı kutlamaları özendirilmiştir. Her ne kadar bazı bölgelerde bir süre kutlanma.ya
devam edilmişse de,. daha sonra bu tarihi ve kültürel geleneğimiz unutulmuş ve eski önemini
ve rolünü kaybetmiştir. Hatta bazı çevreler bu bayramı kendi siyasi ve diğer amaçlarına
kullanmaya kalkışmıştır. Bunun üzerine yetkililer yapılan bu hatayı düzeltmek üzere bu günü
Nevruz Bayramı olarak resmen kabul etmek zorunda kalmışlardır. Ancak maalesef, bu defa,
zoraki kutlanan ve halkın katılımının olmadığı resmi kutlamalara dönüşmüştür ve ruhsuz birer
gösteri haline gelmiştir. Halbuki Nevruz Bayramı, Türkiye dışındaki Türk topluluklarında ve
Türk Cumhuriyetleri'nde büyük bir coşkuyla günümüze kadar kutlanmaya devam etmiştir.

Kırgızların asırlar boyu kutladıkları önemli geleneksel bayramları vardır. Aşağı yukarı
yılın dört mevsimine dağılmış bulunan bayramları, Nevruz Bayramı, Ülüş Bayramı (Yayla
Bayramı)'dır. İlk üçü her ne kadar Bayramı(Ekin Bayramı), Orozo Ayt (Ramazan Bayramı),
Kurman Ayt (Kurban Bayramı)'dır. İlk üçü her ne kadar, onların müslüman olmadan önceki
dönemlerine kadar Derilere gotürülebilirse de, son ikisi müslüman olduktan sonraki tamamen
dini bayramlarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, bayramlarının tamamında, eski Türk
kültürünün ve İslam medeniyetinin izlerini ve motiflerini görmek mümkündür. Bu
bayramlardan en canlısı ve en büyüğü Nevruz Bayramıdır. Nevruz Bayramı, bütün doğu
toplumlarında, baharın başlangıcı, yeni bir hayata başlama olarak görülmüştür. Kırgızlar için
ise, Nevruz, hayat bulan bir baharın, emeğin. iyi dileklerin, birlik ve beraberliğin,
hayırseverliğin, cömertliğin, imanlı olmanın, adaletliliğin, bol ve bereketli bir sofranın
sembolüdür. Geçmişte olduğu gibi bugün de, bütün Kırgızlar, yaşlısı genci, onun gelişini dört
gözle beklerler. Eskiden, bu bayram için, yaşlılar beyaz, gençler ise renkli kumaşlardan
elbiseler diktirip giyerlermiş. Bu arada, çadırlar kurulur, ağaçlar budanır, evler dahil her taraf
tertemiz yapılırmış ve en güzel yemekler pişirilirmiş. Bu yemeklerden en meşhurları ve en
kutsalı Sümölök ve Çong Köcö imiş. ı Çong Köcö, kabuğu alınmış buğdaydan yapılır. Biraz
da şeker katılır. Sümölök gibi tatlı ve rengi kahve rengindedir. Kırgızistan'ın kuzeyinde,
özellikle Nevruz gününde hala pişirilmektedir.


Nevruz Bayramı, şu anda Kırgız Türkleri arasında, özgürlüğün ve Müslüman kimliğini
korumanın bir aracı ve sembolü olarak görülmektedir. 1998 ve 1999 yılı Nevruz
Bayramlarında Kırgızistan'ın ikinci büyük kenti Oş'ta idim. Başından sonuna kadar neler
yapıldığını gözlemlemeye çalıştım. Yaşadığım bu heyecanı ve gördüğüm ilginç noktaları;
yıllardır Orta Asya ile ilgili bütün gelişmeleri yakından takip eden insanlarımızla paylaşmak
istedim.

Bu bayram, halkın verdiği bilgilere göre, Orta Asya'nın diğer bölgelerinde olduğu gibi,
Kırgızistan'da da, Sovyetler döneminde yasaklanmış olmasına rağmen gizli de olsa kırsal
kesimlerde ve Sovyet nüfuzunun zayıf olduğu yerlerde kutlanmaya devam etmiştir. Nevruz
kutlamaları, resmen 1989 yılında Gorbaçov döneminde tekrar serbest bırakılmıştır. İlk defa
Oş'ta o yıl yetkililerin de katıldığı resmi bir kutlama programı düzenlenmiş, Kur'an okunarak,
dualar yapılarak ve kurban kesilerek Nevruz yeniden bayramlaştırılmıştır. Halk, tarihte
olduğu gibi, onu sadece milli bir özgürlük bayramı değil aynı zamanda dini bir bayram olarak
da görmüştür. Bu sebeple Nevruz Bayramı, 1991'den sonra resmi bayram olarak ilan edilmiş
ve 21 Mart , resmi tatil olarak kabul edilmiştir.

Kırgızistan'ın ikinci büyük şehri olan Oş'ta bu bayram, çeşitli kurum ve kuruluşların
yanı sıra halkın da katılımıyla, bir hafta veya daha uzun süre, büyük coşku ve heyecan
içerisinde kutlanmaktadır. Nevruz Haftası boyunca valilik ve belediyenin öncülüğünde halkın
da katılımıyla, bağ ve bahçeler, şehrin cadde ve sokakları, cadde kenarlarında bulunan su
kanalları temizlenmektedir. Özellikle bu haftaya rastlayan Cumartesi günü (İşembilik),
temizlik günüdür. Bütün öğrenciler, bu kampanyaya katılmakta ve büyük gayret
göstermektedirler.

Bu hafta içerisinde, şehrin genel meydanlarında, açık alanlarda, parklarda, mahalle
aralarında, stadlarda ve tiyatro salonlarında çeşitli faaliyetler düzenlenmektedir. Bunlar
arasında milli el işleri, kurumlar hakkında bilgi afışleri, yeni yılda mutluluklar dileyen afışler
yer almaktadır. Ayrıca müzik koroları şarkılar ve türküler söylemekte, halk arasında güreş ve
benzeri çeşitli yarışmalar yapılmaktadır. Valilik, şehrin bazı ihtiyaçlarına harcanmak için
Loteri biletleri bastırıp halka ve öğrencilere satmaktadır.

Oş Valiliği, Oş Devlet Üniversitesi Rektörlüğü ile birlikte, küçük bir dağ olan ve
kendisine kutsallık atfedilen Süleyman Dağı'nın dibindeki Parkta, 20 Mart'ı 2l Marta bağlayan
gece, özel bir programla, Kur'an okutarak, Kurban keserek Nevruz Bayramı kutlamalarını
başlatır. Vali, Rektör ve halktan bazı kimseler günün anlam ve önemi üzerine konuşmalar
yaptıktan sonra, eğlence programına geçilir. Şehirdeki halk ozanları ve mahalli sanatçılar, bu
gece komuz çalar, şarkılar ve türküler söylerler. Bu arada, Süleyman Dağı'nın tepesinde,
Türkler'in eskiden kullandıkları takvime göre, o yıl hangi hayvanla temsil ediliyorsa o
hayvanın resmi ışıklandırılır. Bu Oş'un genelinden görülebilir. 1998 yılında, Aslan, 1999
yılında ise, Tavşan resmi bu şekilde ışıklandırıldı. Daha sonra dağın eteğindeki parka önceden
kurulmuş ve çeşit çeşit milli ve mahalli yemeklerle bezenmiş sofi-anın bulunduğu bozüyüne
(çadır) gidilir. Bu çadırın içi ayrı bir sanat harikasıdır. Kırgız milli motifleri ve el işleri
ürünleriyle süslenmiştir. Üniversite Rektörü ve görevli Fakülte dekanı misafirleri grup grup
burada ağırlarlar. Bu arada, Sümölök adıyla bilinen Nevruz Bayramı özel yemeği pişirilir.
Kesilen koyunlar ve Kırgızistan'ın milli yemekleri burada gelen misafirlere takdim edilir. Bu
sofralara oldukça zengindir. Bu sofraların en başta gelen içeceklerinden birisi alkollü
içkilerdir. Üniversitede her yıl bir fakülte ya da iki fakülte birden bunu düzenliyor. Gelen çok
özel mihmandarı bu fakültelerin dekanları karşılıyor, yemek yediriyorlar ve uğurluyor. Ayrıca
burada ve şehrin diğer yerlerinde sabaha kadar havai fişek gösterileri yapılıyor.


Aslında Orta Asya'da hem dini hem de milli bir bayram olarak büyük bir coşku ve
heyecanla kutlanan bu bayramın hazırlıkları bir hafta önceden başlar. Her kurum görevlileri
aralarında paralar toplayarak ihtiyaçlar alınır. Bunlar arasında Kurbanlığın satın alınması ve
Sümölök yapılmaya başlanacağı akşamı verilecek yemeğin hazırlanması da vardır. Bu yemeği
yapan kurumlar, bir de Bozüyü denilen el yapımı olan ve geleneksel motifleri taşıyan çadırı
kurdurtup içerisinde sofra hazırlatırlar. Her Fakülte ya da kurum haftanın her hangi bir
gününde kutlama programı hazırlar ve Nevruz aşı pişirir. Oş İlahiyat Fakültesi olarak biz de,
Sümölük pişirdik ve yemek verdik.

Nevruz Bayramı'nın en önemli simgesi, Sümölöt ya da Sümölök diye bilenen geleneksel
yemektir. Bu yemeğin pişirilmesinde, başından sonuna kadar Kırgızların mili ve dini motifleri
hakimdir. Halk inançlarına göre, Sümölök, Su ve Melek kelimelerinin kısaltılmışıdır. O şifalı
bir cennet yemeğidir. Bu sebeple bazıları onu uzun süre saklayarak hasta olanlara yedirirler.
Bu yemeğin hikayesi ise şöyledir: Geçmiş asırlarda bir İlkbahar mevsiminin ilk aylarında
kıtlık ve açlık baş göstermiş, toplu ölümler olmuş. Açlıktan küçük çocuklar bağrışmaya
başlamış. Anneleri çaresiz kalmış ve biz bu çocukları nasıl avuturuz, diye düşünüp
taşınmışlar. Merhametli annelerden kimisi, yağ, kimisi kavut, kimisi un veya evinde yiyecek
ne varsa alıp gelmişler. Toplanan yiyecekler yarım kazan olmuş. Buna su ilave ederek
pişirmişler. Bu kazan kaynarken küçücük dokuz çocuğuyla birlikte bir dul kadın gelmiş.
Kazanın başındaki kadınlara ağlayarak şöyle demiş: " Kurbanınız olayım komşular, benim
kazanınıza koyacak hiç bir şeyim yok. Ben bu dokuz yuvarlak taştan başka bir şey
bulamadım. Bunları da kazana koyalım pişsin. ben de dokuz çocuğuma bu taşları yedireyim. "
Daha sonra bir mendile sarıp getirdiği hu taşları güzelce yıkadıktan sonra, şu duayı okuyarak
kazana atmıştır: " Bismillahirrahmanirrahim. Yaratan Allah'ım, bu aziz milletime bolluk ve
bereket versin." Bunun üzerine, beyazlar giymiş yaşlı kadınlar, hem kazanı karıştırıyor hem
de şu duayı ediyorlarmış: " Kurban olduğumuz Kudayımız (Allahımız), bu ilk bahar, bizim
halkımıza, bolluk, refah ve mutluluk getirsin. Ülkemiz kıtlıktan perişan oldu. Bol ürünlü,
bereketli. sağlıklı ve mutlu bir yıl olsun. Çocuklar, ağlaya ağlaya uyuyup kalmışlar. Kazan,
tan atıncaya kadar kaynatılmış. Sonuçta çok güzel kokan ve lezzetli bir yemek olmuş. Kazanı
ateşten indirerek herkese bu yemeği dağıtmışlar. Çocuğu, yaşlısı ve genci bütün herkes bir ay
boyunca bu yemeği yemişler ve açlıktan ölmekten kurtulmuşlar. Yapılan dualar kabul edilmiş,
o yıl bereketli ve bol ürünlü bir yıl olmuş. Kırgız toplumu, o günden beri açlıktan ve
felaketlerden kurtulmasına sebep olan böyle bereketli ve lezzetli bir yemeğe, Sümölök adını
vermiş ve onu kutsal bir yemek olarak görmüştür. Daha sonra, zamanla bu yemek yeni yılda
pişirilen geleneksel bir yemek olmuştur. Sümölökle ilgili rivayetin ana temasına bakılacak
olursa, Hz. Ömer döneminde dul bir kadının yaşadığı benzeri bir olaydan esinlenilmiş olabilir.

Bu yemek şu anda mahallelerde veya köylerde ortak olarak yapılmaktadır. Bazı
köylerde ise, bunu bir ev yapar. Mahallelerde bu yemeğin yapılması veya büyük bazı
davetlerin gerçekleştirilmesi için kazanlar vardır. Bu yemeğin yapılması için gerekli
ihtiyaçların sağlanmasına 15 gün önceden başlanır. Bu yemek genel olarak ayın 20'sini 21'ine
bağlayan gece yapılmaktadır. Ancak şenlikler dolayısıyla her kurum ya da bölge ayın I8'inden
başlayarak ayın sonuna kadar herhangi bir gün yapmaktadır. Önce bu işi en iyi bilen
kadınlardan birisi reis seçilir ve işi organize etmekle, yürütmekle görevlendirilir. Onun
oldukça dindar namazlı abdestli saygıdeğer birisi olmasına dikkat edilir. Buğdayların ekimi ve
oradan alınması işlemleri hep duayla olur. Bu kadın bir hafta veya 5-6 gün öncesinde 4 ya da
5 kilo buğday alır. Onun içindeki taşı ve diğer şeyleri temizler ve onu suda iyice yıkar. Bir
gün suda bekletir. Ertesi gün tekrar iyice yıkar. Bu buğdayları karanlık ve biraz sıcak odada
üzerine bez serilmiş bir tahtaya dağıtarak eker. Buğday kurumaması için, onun üzerinden bezi
kaldırarak sabah akşam sular. Suladıktan sonra, üzerini tekrar bezle örter. Oraya dini pratikleri


olmayanlar sokulmaz. Çimlenmesini ve biraz büyümesini sağlar. Yine başlangıçta olduğu
gibi, bu işi yapan reis ve beraberindeki birkaç kişi, hocayı yanlarına alarak gidip duayla bu
çimlenen buğdayın üzerindeki bezi açarlar. Çimlenen kısmı kesip alırlar. Nevruz günü ya da
bu yemeğin yapılacağı gecenin bir gün öncesinde onların içindeki süt kısmını almak için üç
ayrı ameliyeden geçirilir. Çıkan sütlü özler üç ayrı kaba konurlar. En ilk alınan süt kazana en
son katılır.

Bu arada aksakallardan (yaşlılardan) birisi bu yemeğin pişirileceği kazanın konacağı çok
özel ocağın yerini ve sabaha kadar ocakta yakılacak odunu hazırlatmaya çalışır. Ocak bir
büyük kazanın oturtulabileceği büyüklükte yapılır. Daha sonra buna odunları alttan
koyabilmek için tunel ağzı gibi bir girinti yapılır. Çünkü kazan ocağın üzerini tıpkı sobanın
üzerini tencerenin kapattığı gibi kapatır. Odunlar ocağın altına uzanan bu tunelden atılır.
Ayrıca dumanın çıkması için özel bir boru konulur. Kazanın etrafı, toprak veya benzeri şeyer
düşmesin diye özel bezlerle beslenir. Eğer hava yağmurlu ise, üzerine naylon çekilir.

Kazanın büyüklüğüne göre 40-50 kilo ikinci kalite un hazırlanır. Yağ, su, un. şeker ve
buğdayla daha önce bahsettiğimiz buğdayın/ekinin sütü birleştirilerek yapılan bu yemek
ocakta pişirilmeye başlanır. Bunun için 6-7 kilo yanmış beyaz yağ kullanılır. Bu yağla, daha
önce. 9 tane hamur içi bazlama yapılıp dağıtılır. Bu arada un bol suyla cıvık bir hamur haline
getirilir. Yağ ve daha sonra hamur ve su yanan ocağın üzerindeki bu kazana doldurulur. Her
litre suya 4-5 kilo un salınır. Yalnız kazanın bütün tarafları ağzına kadar ocak üzerinde
oturtulur. Etrafı toprak ve tuğlayla beslenerek bezlerle ağız kenarları örtülür. Bu kazanı
sürekli iki veya daha fazla kişi karıştırmaya devam eder. Yemeği yapmakla görevli kişi onun
suyu ve diğer malzemelerini takviyeyle ilgilenir. Kaynamakla suyu azaldıkça, su ilave edilir.
Ayrıca üç ayrı kaptaki, sütlü özler, belli aralıklarla ilave edilir. Yemeğin içine ceviz de atılır.
İçerisine fazla olmamakla beraber yine de 2-3 kilo şeker katılır. Halk buna fazla şeker atmaya
gerek. olmadığını söyler ve Allah'ın onu tatlandırdığına inanır. Yaşlı, genç, kadın, erkek,
herkes gelip bu yemekli karıştırmaya devam eder. Bir birlik ve beraberliğin ve bu yemeğe
herkesin emeğinin geçmesinin bir sembolü olarak görülür. Bu yemeğin yapılması dini bir
hüviyete de büründürüldüğü için buğdayın ekimi , biçimi ve saire işlerde dua ve Kur'an
okumakla başlanmasının önemli bir yeri vardır.

Bu kazanın içine bazı dilek taşları konulur, bunlar kazanın dibine yanmasını veya
yapışmasını önlemektedir. Eskiden daha çok yapılan bu geleneğin hikayesi şöyledir: Taşların
akan bir ırmaktan alınması gerekir. Bazen 7, 2l, bazen da 40 veya 41 taş alınarak yarısı ak
yarısı siyah, bu kazana atılır. Bazılarına göre bu taşların sayısı 2l veya 23 tanedir. Bunlar aynı
zamanda bir dilek taşı gibi kabul edilmektedir. Sümölök yapıldıktan sonra dağıtılırken kime
çıkarsa onun dileğinin yeni yılda yerine geleceğine inanılmaktadır. Taşın kendisine çıktığı
kimse, uğur getireceği inancıyla o taşı ömür boyu sandığında veya başka bir yerde saklar.
Ayrıca daha önce söylediğim, fakir dul kadının hikayesini ve Allah'ın onlara yardımını
sembolize etmektedir.

O gece genel olarak bayram havası içerisinde kazanın etrafında toplanılır türküler
söylenir dualar yapılır ve eğlenilir. Kazanın etrafında toplananlar iki gruba ayrılır ve şiir ve
şarkı yarışması yaparlar. Bizim Ozanlar gibi atışırlar. Aynı gün yakın yerlerde bu yemek
yapılıyorsa onlar birbirlerini ziyaret edip dua yapar ve şarkılar söylerler. Hatta Rektör veya
ilgili kurumun yöneticisi, her Fakültenin ya da her kurumun Sümölök gününde orayı ziyaret
ederek kazanı karıştırır, dualar yapar, hayırlı dileklerde bulunur. Bu arada yemeğe emeği
geçenler ve o sırada kazanın başında olanlara para dağıtır. Akşam başlayan bu yemeği pişirme
işlemi, sabaha kadar devam etmektedir. 12 saatten sonra, koyulaşıp rengi kahve rangimsi


olunca piştiği anlaşılır ve üzeri bezlerle örtülerek dualarla açılmak üzere hazırlanır. Yaşlı-
genç, kız-erkek ve yetkililer olmak üzere herkes çağrılır ve kazanın etrafında toplanarak
Kur'an okuyacak, duasını yapacak ve hayır dileklerde bulunacak hocayı beklemeye başlarlar.
İmam, molla veya azıcık Kur'an okumasını bilen Birisi Kur'an okur ve -sonra biri dua yapar.
Bu Özbekler arasında da aynıdır. Ancak kazanın açılışında okunan Kur'an'lara bakılınca, bu
insanların yeterli ve ehliyetli din hizmetlilerinden yoksun oldukları hemen anlaşılmaktadır.
Yakınımızda bulunan Kırgız-Özbek Üniversitesinin kazanının açılışında Kur'an okuyan kişi
sıradan birisine benziyordu Önce Bakara suresinin son ayetlerini, daha sonra Ayetel-Kürsi'yi,
İhlası ve Fatihayı okudu Sonunda dua yaparak yeni yılın hayırlı uğurlu, bolluk ve barış
içerisinde geçmesi için dualarda bulundu. Kur'an okuyan, okurken pek çok yanlışlıklar ve
hatalar yapıyordu. Hatta Kur'an mı başka bir şey mi okuyor zor anlaşılıyordu. Bu, halkın 70
yıl cahil bırakılmasının ve yüce kitabı

Kur'an'ı doğru 6ir şekilde öğrenme ve okuma özgürlüğünün bile onların elinde
alınmasının, ezilmiş ve yorgun düşmüş bir kültürün ve de kimliğin yaşatılmak istenilmesinin
canlı bir örneği idi. Burada kurban kesilmedi, ancak genelde kurban kesilir. Bu işi yapan
kadınlar ve reisler kazanın ağzını açmayarak bahşiş verilmesini beklerler. Kazanın etrafında
bulunanlar gönlünden ne geliyorsa ağzı kapalı kazanın üstüne atarlar. Bu arada yemeğin
yapılmasında en çok emeği geçenlere hediye verilir ve Kırgız Kalpağı giydirilir. Bahşişler ve
hediyeler verildikten sonra kazan açılır. Bu arada tekrar dualar ve dilekler söylenir. Kazanda
yemeğin üzerindeki işaretlerden yorumlar yapılmaya başlanır. Bizim fakültenin Sümölök
reisi, bu işaretlerden gelen yılın bolluk, intimakçılık ve barış yılı olacağı yorumlarını yaptı.
1999 yılının Nevruzunda ise, aynı kadın bu yılın zenginlik ve bolluk yılı olacağını söyledi.
Kazanın ağzı bu şekilde açıldıktan sonra, yemek önce küçük bir tasa konularak, önce
misafirlerden başlayarak orada bulanlara tattırılır. Oradakilerin hepsi küçük parmaklarıyla
tadına bakarlar. Çünkü Sümölök pişirmekten maksat bütün komşulara onu tattırarak onların
gönlünü razı etmek ve sevaba nail olmaktır. Daha sonra evlerinden getirdikleri kaplarına
kepçelerle dağıtım işi başlar. Tencerelerle, küçük kaplarla ve kavanozlarla başta bu yemeği
yapan kurumun personeline daha sonra. yakınında bulanan kimselere dağıtılır.

Sümölük pişirilen evde veya Sümölök kazanının başında, o gün şarkılar söylenir, zevkli
oyunlar oynanır. Halkın mutluluğu, refahı ve birlik beraberliğini ifade eden şiirler okunur ve
deyişler söylenir:

"Sümölök bugün kaynatıp,

Beşene terim sürtömün.

1ymandı bugün kütönüm.

Baktıbız bugün açılsın,

Irıskı-keşik çacılsın!"

Türkçe çevirisi:

 "Bugün Sümölök kaynatıp,

 Alnımdan ter silerim,


 Bugünden sonra ahlaklı-edepli olmak istiyorum.

 Şansımız bugün açılsın,

 Rızk-mutluluk saçılsın !"

Nevruz günü, bazı evlerde kurutulan ardıç ağacı ile evler tütsülendirilir, ölmüş adamlar
hatırlanıp, Kur'an okutulur. Gelenlere Sümölök dağıtılır. Ondan yiyenler, şunları söyleyerek
ayrılırlar:

-Alas, alas, aias,

Ar baleeden kalas,

Aydan aman, cıldan esen bololu.

Cakşılıktı Tengir berdi.

Oroobuz danga tolsun!

Oozubuz nanga tolsun!

'Türkçe çevirisi.

Uzak, uzak,uzak,

Her beladan kurtuluş,

Daima sağ-salim olalım.

İyiliği Tanrı verdi,

Aydınlık günleri çok verdi,

Ambarımız buğdayla dolsun!

Ağzımız ekmekle dolsun!

Ayrıca Nevruz günü, durumu iyi olanlar, fakirlere ve kimsesizlere sadaka verip hayır
hasenatta bulunurlar. Köylerde yeni yılın ateş gibi sıcak olması için, dışarıda ateş yakıp, " bu
yıl bize ateş gibi sıcak bir hayat getirsin " diyerek onun üzerinden atlarlar ve oyunlar oynarlar.
Bu gün, çiftçiler, bol ürün vereceği inancıyla ekin ekerler. Çocuklar ise, kovalara taş
doldurup, bir kepçeyle kovaya vurup sesler çıkararak çadırın etrafında dönerler ve şunu
söylerler: " Yer yarılıp ot çıksın, meme yarılıp süt çıksın." Bu günde, küsülü ve dargın olanlar
birbirinden özür dileyip barışırlar. Yüreğini kötü şeylerden böylece temizlemiş olurlar.
Bundan dolayı da, yeni yılın mutluluk ve bolluk getireceğine inanılır.

Nevruz günü, "Balban güreşi" (Pehlivan Güreşi), Er Oodarış " ( At üstüne binilerek atın
üzerinden birbirini düşürme oyunu), " Köz Tangmay" (Körebe Oyunu) , " Er Sayış" ( At


üstünden birbirini okla düşürme oyunu), " Arkan Tartmay" ( Bir ipin iki ucundan tutan iki
ayrı grubun birbirini çekmesi oyunu ), Töö Çeçmey" ( ? ) ve diğer oyunlar oynanır.

Öyle ki Nevruz, hem Kurban, hem de Ramazan bayramından daha coşkulu, gösterişli ve
dini motiflerle süslenmiş olarak geçmektedir. Halk, " Bayram menen ", " Bayramınızdar
menen ", ya da "Bayramınız Kuttu bolsun. " gibi sözlerle birbirlerinin bayramını
kutlamaktadırlar. Hatta bu bayrama has şu dua yapılır: " Durma Nevruz! Geliver Nevruz!
Halkımız sağlıklı ve mutluluk içinde bir yıl geçirsin. Tarlamıza bol ürün versin. Altımızdan
beyaz dastarkon (dastar), başımızdan mutluluk ve zenginlik, rızk, uzun ömür ve birlik ve
beraberlik hiç gitmesin.

* Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Mezhepleri Tarihi Öğretim Üyesi

1 Makaledeki eski uygulamalarla ilgili bazı kısımlar, Balbay Alaguşov'un Eldik
Mayramdar ( Bişkek 1993 ) adlı kitaptan alınmıştır. Geniş bilgi için bkz. S. 6-14.

 


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

KIRGIZ TÜRK
KUDAY TÜRKÜ KORGOSUN!!!
LAİKLİK TÜRKÇÜLÜĞÜN DİREĞİDİR!!!
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.965


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #4 : 20 Mart 2015, 18:43:14 »

"Nevruz" kıroların mağradan cikiş bayramı değil. Nevruz Türk soylularin kutladığı Ergenekon'dan cikiş bayramıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.953



« Yanıtla #5 : 20 Mart 2015, 19:04:34 »

 Nevruz denen Fars dili kelimeyi kullanmak yerine TÜRKÇE olan "YENİGÜN-YENiKÜN" kelimesinin kullanalım. Her ne kadar kürtçe(??) olmasa da, neredeyse kürtlerle özdeşleştiği için bu kelimeyi kullanmayın. Yenigün, Türklerin Ergenekon Bayramıdır. kürtler zagros dağlarında eşeklere hallenirken biz demir dağı eritiyorduk.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.965


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #6 : 21 Mart 2017, 13:52:51 »

Ergenekon'dan çıkışımız, Nevruz bayramı kutlu olsun tüm Türklere.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 21 Mart 2017, 13:58:20 »

Bütün milletler baharın gelişini kutlamışlardır. Buna Farslar nevruz der bizse Yenigün deriz. Yani nevruz farsîlerin, yenigün bizimdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.965


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #8 : 21 Mart 2017, 14:00:44 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.073 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.