İslam Öncesi Türk Toplumunda Çocuk Eğitimi
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 21:50:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslam Öncesi Türk Toplumunda Çocuk Eğitimi  (Okunma Sayısı 4767 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 17 Ocak 2012, 23:03:03 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TOPLUMUNDA ÇOCUK EĞİTİMİ

  
  Tarih incelemeleri ortaya koymuştur ki, Türk milletini bütünlük içinde tutan iki güç merkezi mevcut olmuştur: Biri ordu düzeni, diğeri aile yapısı. Bunlardan biri bozulduğu takdirde Türk topluluğu dağılmakta veya tamamen yok olmaktadır. Mesela Tabgaçların Çinlileşmesine sebep, 5. yüzyılın sonlarına doğru Budizmin kabulü yanında “küçük aile” tipinde olan Türk ailesinin, Çin’deki geniş aile şekline dönüşmesidir . Keza aslen Türk menşeden gelen Tuna Bulgarlarının Slavlaşmasında da onların 864’den itibaren Hıristiyanlığa girerek din değiştirmesiyle birlikte, Türk aile bünyesinin Slav tipi lehine bozulması etkili olmuştur .

   Orta Asya’da, İslâmiyetten önceki dönemlerde iki aile tipine rastlandığı görülür. Bunlar; “ana ailesi ve “baba ailesi” olmak üzere iki gruba ayrılır. Ana ailesi “erkek evlendikten sonra kız evine gider ve ilk çocuk doğuncaya kadar, kayın babasına hizmet ederdi. Buna karşılık kayınbaba da damada, ev ve mal verir, böylece kızı ile damadının yuvalarını kurardı”. Bu tarz evlenme biçimine ise bu sistemde “Frei-Ehe/ serbest seçimle evlenme” deniyordu. Tıpkı Türkler gibi Çinliler de bu evlenmelere kötü gözle bakmışlardır. Çünkü Çin’de evlenmeler de aynı Türklerde olduğu gibi “aracı ve görücü” sistemi ile olurdu.

   Türklerde görülen aile tipi ise daha çok “baba ailesi” adı verilen sistem olmuştur. Bu sistem de baba ailesinin temeli olup dışarıdan evlenme, yani exogamye sistemi vardır. Ama bundan yola çıkarak Çin aile yapısı ile Türk aile yapısını da bir birine karıştırmamak gerekir. Örneğin Askere giden Bir Türk gencine ailesinin yaptığı maddi yardımı Çinliler büyüklere yapılan büyük saygısızlık olarak nitelendirmişlerdir. Zira geride kalan yaşlıların bu yardımdan dolayı sefalet çekebilme endişesi vardı. Aile, ordu ve devlet için, çocuğunu asker olarak değil; askerin elbise ve yiyeceğini vermeyi de bir vazife olarak algılıyordu.

  Ailenin emniyeti, devletin güvenliğine ve başarısına bağlı olarak düşünülüyordu. Aile ordunun adeta bir mangası ve devletinde en küçük birliği halinde kurulmuştu.

  Hunlarda, Göktürklerde ve Oğuzlarda, sosyolojide “levirat” adı verilen bir aile düzeni vardır. “Bu düzende babaları ölen oğullar, anneleri ile küçük kardeşlerini ailelerine katıp, bakmak ve beslemek zorunda idiler. Ölen kardeşlerinin eşini ve çocukları da sokakta kalmazlar; yaşayan kardeşler hemen onları kendi ailelerine katarlar ve onlara sahip çıkarlardı. Bu durum o zamanki komşularımız Moğollar ve Çinliler tarafından garipsenir ve hatta Çinlilerce gayri ahlaki bulunurdu .

  Çin’de aileler, çoğu zaman devlet için karşılıklı olarak, çalışma zorunda idiler. Gerçi aynı dönemlerde Roma’da, Hindistan’da ve Mısır’da da durum bundan farklı değildir. Türklerde ise angarya, devletin yapısı ve kuruluşu bakımından mümkün görülmüyordu. Bu yaptırımlar diğer toplumlarda kast ve sınıf sistemini doğmasına zemin hazırlamıştır. Çin’de, Roma’da ve Mısır’da büyük abide eserlerin görülmesi her ne kadar medeniyetin göstergesi olarak ifade ediliyorsa da bu yapıtlar aynı zamanda sömürünün, sınıf ayrımcılığının ve emeğe saygısızlığın sembolü kabul ediliyordu.

  Toplumda törenin büyük bir önemi vardır hatta bunun en iyi anlatan söz hiç şüphesiz “töre konuşunca han susar” deyimidir. Aile üyelerinde “Ben ölürsem çocuklarım ve eşim ne olur” diye bir kuşku ve endişe hâkim değildir. Çünkü kendinden sonra ailesine kimin bakacağı törece tayin edilmiştir. Ailenin yoksulluk içinde ve sahipsiz bir şekilde yaşamasına töre müsaade etmiyordu. Böylece aile kurumu da korunmuş oluyor ve toplumdaki mensubiyet fikri de pekiştiriliyordu.

  Türklerde ailenin esas çekirdeği, baba, oğul ve torunlardan meydana geliyordu. Evlenip giden kızlar ile onların çocukları, aileden sayılmazlardı. Ancak daha güçlü olabilmeleri için aileler, dedenin idaresi altında toplanırlardı. Ailenin yanında Türklerde akrabalık ilişkileri de ileri seviyede idi. Eski Türkçe sözlüklere bakıldığında akrabalık ile ilgili yaklaşık yüze yakın terim bulunmaktadır. Bu da bize Türk toplumunda bulunduğu coğrafyadaki komşu kavimlere nazaran sosyal ilişkilerin ne kadar ileri düzeyde olduğunu göstermektedir.

  Ailenin maddi ve manevi temizliği konusunda da dönemin ünlü seyyahları olan İbn Fadlan, Marco Polo ve Van Yen Dö, Türk kadınlarının ahlaki temizliklerini överek dünyanın en temiz ve ahlaklı kadınları sıfatını kullanmaktadır. Yine onlara göre eski Türkçe’de veled-i zina sözlerine rastlanmaz. Sonradan bu manalara gelen sözler diğer dillerden özellikle de Farsça’dan geçmiştir. Kadın adları arasında temiz ve faziletli anlamına gelen birçok ismin bulunmasının sebebi budur.

  Eski Türk cemiyetinde ilk sosyal birlik olan aile bütün sosyal bünyenin çekirdeği durumundaydı. Bu birlik kan akrabalığı esasına dayanıyordu . Türklerin dünyanın dört bir yanına dayanmalarına rağmen varlıklarını korumaları aile yapısına verdikleri büyük önemden ileri gelir. Bunun bir delili de Türk dilinde başka milletlerde rastlanmayan zenginlikte var olan akrabalık farklılıklarını belirleyici kelimelerdir . Özetle Türk toplumu için gelenekçi bir toplum ifadesini de kullanabiliriz.


KAYNAKÇA

ATSIZ, H. Nihal (1970). Aşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul.

BAYKARA, T.; G. Çandarlıoğlu (1997). “Türk Ordusu”, Türk Dünyası Kültür Atlası, İstanbul.

DEMİREL, O., A. Gürbüz, M. Taş (1992). "Osmanlılarda Ailenin Demografik Yapısı" SKDŞ. Türk A. C. I, Aile Kurumu Başbakanlık, Ankara.

ERGİN, Muharrem (1989). Dede Korkut Kitabı, Ankara: TDK Yayınları.

EBERHARD, W. (1989). Çin Tarihi, Ankara.

GÜLENSOY, Tevfik (1973). “Altay Dillerindeki Akrabalık Adları Üzerine Notlar”, TDAY, Ankara.

İNAN, Afet (1956). “Türk Etnolojisini İlgilendiren Birkaç Terim ve Kelime Üzerine”, TDAY, Ankara.

KAFESOGLU, İbrahim (1998). Türk Milli Kültürü, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

KARAY, Refik Halid (1981). Üç Mumlu Şamdan, İstanbul: Cem Yayınevi.

LAIOU, A. (1977). Peasant Society in the Late Byzantirze Empire, Princeton.

LIGETI, L (1962). “Asya Hunları”, Attila ve Hunları, İstanbul.

MERİÇ, Cemil (1986). "Çocuk Edebiyatı", Kültürden İrfana, İstanbul.

ORTAYLI, İlber (2001). Osmanlı Toplumunda Aile, İstanbul: Pan Yayıncılık.

ÖGEL, Bahaeddin (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul.

ÖGEL, Bahaeddin (1989). Türk Mitolojisi I, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları.

RADLOFF, Wılhelm (1995). Manas Destanı, (Kırgız Türkçesi Metin - Türkiye Türkçesi Çeviri), (Yayına Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali), Ankara: Türksoy Yayınları.

RASONYI, Lszlo (1988). Tarihte Türklük, Ankara.

SAKAOGLU, Necdet (1992). “Eğitim ve Aile”, Sosyo Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C.I, Ankara.

TURAN, Refik (1992). “Osmanlıların Kuruluş Yıllarında Türk Ailesi”, Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C. I, Ankara.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 17 Ocak 2012, 23:05:12 »

AiLE FERTLERi

Baba


 Eski Türklerde babaya “kang” derlerdi. Bu kelime yerini daha sonraları
“ata”ya bırakacaktır. Anadolu’da ise babaya “ece, ici, ede, eye” de denir. Bunlar daha çok evin büyüğü için söylenirdi. Osmanlı döneminde anne, baba yani ebeveyn için daha güzel deyişler kullanılmış ve onlara “uluca” demişlerdir. Annenin babası içinde saygı duymuşlar ona “ana ata” diye seslenmişlerdir.

  “Ataç” hem babacığım ve hem de babasına çeken oğlan karşılığı olarak da kullanılmıştır. Çünkü eskiden babadan oğula doğuştan birçok özellikler geçtiğine inanılırdı. Bunun için Türkler arasında şu deyim kullanılırdı: “Babanın yalnızca yeri değil, şerefi ve onuru da oğluna kalır.”

   Bu dönemde çocuğun geleneksel usullerle yetiştirildiği bir sosyalizasyon süreci kendini göstermektedir. Oğulu yetiştirme babanın, kız ise annenin bir vazifesi idi. Türklerde saygı sunuşu da buna paralel olarak anne ve babadan başlıyordu. Çinlilerde ulu ve çok eski atalar büyük ve saygıdeğer iken, Türklerde saygı sunuşuna başlanırken, önce “anam ve babam” diyorlar; ondan sonra da insanlığa ve ulu kişilere geçiyorlardı. Bu demek değil ki Türklerde babaya saygı sonsuzdur. Biraz önce de bahsettiğimiz gibi Töre bütün bu kavramların üstünde tutulan bir kıstastır. Hatta Mete ve Oğuz Kağan töreye karşı geldikleri için babalarını dahi öldürebiliyorlardı. Toplumda babaya ve oğula düşen ayrı ayrı vazifeler vardı, meselâ baba oğlunu evlendirmek zorunda idi. Eğer baba bunu yerine getirmez ise oğul babasından zorla masraflarını alabilirdi. Halk ve beyler de bunu normal değerlendirirlerdi. Türklerde ailenin bölünmemesine büyük önem verilirdi, bu nedenle oğlan evlendikten sonra babasının izni olmadan evinden ayrılamazdı.




KAYNAKÇA

ATSIZ, H. Nihal (1970). Aşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul.

BAYKARA, T.; G. Çandarlıoğlu (1997). “Türk Ordusu”, Türk Dünyası Kültür Atlası, İstanbul.

DEMİREL, O., A. Gürbüz, M. Taş (1992). "Osmanlılarda Ailenin Demografik Yapısı" SKDŞ. Türk A. C. I, Aile Kurumu Başbakanlık, Ankara.

ERGİN, Muharrem (1989). Dede Korkut Kitabı, Ankara: TDK Yayınları.

EBERHARD, W. (1989). Çin Tarihi, Ankara.

GÜLENSOY, Tevfik (1973). “Altay Dillerindeki Akrabalık Adları Üzerine Notlar”, TDAY, Ankara.

İNAN, Afet (1956). “Türk Etnolojisini İlgilendiren Birkaç Terim ve Kelime Üzerine”, TDAY, Ankara.

KAFESOGLU, İbrahim (1998). Türk Milli Kültürü, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

KARAY, Refik Halid (1981). Üç Mumlu Şamdan, İstanbul: Cem Yayınevi.

LAIOU, A. (1977). Peasant Society in the Late Byzantirze Empire, Princeton.

LIGETI, L (1962). “Asya Hunları”, Attila ve Hunları, İstanbul.

MERİÇ, Cemil (1986). "Çocuk Edebiyatı", Kültürden İrfana, İstanbul.

ORTAYLI, İlber (2001). Osmanlı Toplumunda Aile, İstanbul: Pan Yayıncılık.

ÖGEL, Bahaeddin (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul.

ÖGEL, Bahaeddin (1989). Türk Mitolojisi I, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları.

RADLOFF, Wılhelm (1995). Manas Destanı, (Kırgız Türkçesi Metin - Türkiye Türkçesi Çeviri), (Yayına Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali), Ankara: Türksoy Yayınları.

RASONYI, Lszlo (1988). Tarihte Türklük, Ankara.

SAKAOGLU, Necdet (1992). “Eğitim ve Aile”, Sosyo Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C.I, Ankara.

TURAN, Refik (1992). “Osmanlıların Kuruluş Yıllarında Türk Ailesi”, Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C. I, Ankara.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 17 Ocak 2012, 23:08:06 »

AiLE FERTLERi

Anne


     Türk toplumunda da dünyanın diğer medeni toplumlarında olduğu gibi kadın unsuru dilin ve kültürün aktarıcısı konumundadır; hatta “ana-dil” ifadesi de buradan kaynaklanmaktadır. Eski Türkler anneye “ög” denildiği görülmektedir. Bu gün kullanılan “öksüz” kelimesi de buradan gelmektedir. Babadan sonra aileyi anne temsil ederdi. Bunun için annenin yeri diğer akrabalardan daha ileri olurdu. Babanın mirası anneye kalır ve çocukların da vasisi anne olurdu. Türk tarihinde kadınların hükümdarların naibi olabilmeleri veya devlet içinde büyük bir söz sahibi olmaları da bundan ileri geliyordu. İslâmiyetten önceki zamanlarda ev sahibi olan kadına eş denmektedir.

  Dul kalan veya kocasına kızan bir kadın baba evine gidemezdi. Koca da kadını evden kovamaz veya boşayamazdı ki, böyle bir durum olursa kalın2 müessesesi işler ve zarara uğrayan her iki aile de buna karşı çıkardı.

  Türk toplumunda ana adı babadan daha önce zikredilerek “Ana-Baba” denilirdi. Dede Korkut’tan Hunlara kadar bu sıralama böyledir. Farklılığı göstermek açısından komşumuz Çin’de ise bu sıralama “Baba-Ana” şeklinde söylenmektedir. Türklerde normal ve ılımlı bir baba ailesi vardır. Dul kalmış bir kadın eğer çocukları küçükse çocuklarının vasisi olurdu. Çocuklar büyük ise evin reisi en büyük oğul olurdu. Türk ailelerinde ve hele Türk devletlerinde baş kadınların rolleri her zaman için büyük olmuştur. Türk toplumunda kadınlar için kullanılan umumî söz ise avrat yani eski deyişle “aragut”dur. Aragut toplumda saygı duyulması gereken kimselerdi ki, bunun için eski şiirlerde şu şekilde ifade edilmiştir: “Ayıpsız kadına, erkeğin boynunu eğmesi gerek”.

  Kadınlarda iş sahası, çadırın çözülmesi, kurulması arabaya yüklenmesi, süt sağma, tereyağı ve peynir çıkarma, deri işçiliği; ayakkabı, keçe çorap, giyim, keçe imali vb. gibi işler görülmektedir .

  Eski Türk topluluğunda hür olan ve Asya Hunlarından beri ata binip ok attığı, top oynama, güreş gibi ağır spor yaptığı, savaşlara katıldığı tespit edilen, namus ve iffetine düşkünlüğü yabancı kaynaklarda özellikle belirtilen Türk kadını itibar sahibi olup, savaşta düşman eline geçmesi büyük zillet sayılırdı.

  Kadın yalnızca evde değil, dışarıda da kocasının yardımcısı konumundaydı. Gerekirse savaşta da kocasının yanında savaşmalıydı. Çin kaynaklarından Roma, Bizans, Arap tarihindeki gezginlerin hatıratlarına kadar bütün kaynaklarda Türk kadınlarının eşlik ve fedakârlıkları hakkındaki misallerle doludur.


KAYNAKÇA

ATSIZ, H. Nihal (1970). Aşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul.

BAYKARA, T.; G. Çandarlıoğlu (1997). “Türk Ordusu”, Türk Dünyası Kültür Atlası, İstanbul.

DEMİREL, O., A. Gürbüz, M. Taş (1992). "Osmanlılarda Ailenin Demografik Yapısı" SKDŞ. Türk A. C. I, Aile Kurumu Başbakanlık, Ankara.

ERGİN, Muharrem (1989). Dede Korkut Kitabı, Ankara: TDK Yayınları.

EBERHARD, W. (1989). Çin Tarihi, Ankara.

GÜLENSOY, Tevfik (1973). “Altay Dillerindeki Akrabalık Adları Üzerine Notlar”, TDAY, Ankara.

İNAN, Afet (1956). “Türk Etnolojisini İlgilendiren Birkaç Terim ve Kelime Üzerine”, TDAY, Ankara.

KAFESOGLU, İbrahim (1998). Türk Milli Kültürü, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

KARAY, Refik Halid (1981). Üç Mumlu Şamdan, İstanbul: Cem Yayınevi.

LAIOU, A. (1977). Peasant Society in the Late Byzantirze Empire, Princeton.

LIGETI, L (1962). “Asya Hunları”, Attila ve Hunları, İstanbul.

MERİÇ, Cemil (1986). "Çocuk Edebiyatı", Kültürden İrfana, İstanbul.

ORTAYLI, İlber (2001). Osmanlı Toplumunda Aile, İstanbul: Pan Yayıncılık.

ÖGEL, Bahaeddin (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul.

ÖGEL, Bahaeddin (1989). Türk Mitolojisi I, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları.

RADLOFF, Wılhelm (1995). Manas Destanı, (Kırgız Türkçesi Metin - Türkiye Türkçesi Çeviri), (Yayına Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali), Ankara: Türksoy Yayınları.

RASONYI, Lszlo (1988). Tarihte Türklük, Ankara.

SAKAOGLU, Necdet (1992). “Eğitim ve Aile”, Sosyo Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C.I, Ankara.

TURAN, Refik (1992). “Osmanlıların Kuruluş Yıllarında Türk Ailesi”, Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C. I, Ankara.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 17 Ocak 2012, 23:14:49 »

AiLE FERTLERi

Çocuklar


  Eski Türklerde oğul evlat demektir. Çocuk sahibi olmak ve neslin devamını sağlamak çok önemliydi. Çocuksuz aileler horlanıyordu . İster kız ister oğlan olsun Anadolu’da oğula “oğuş” denirdi. Oğul babasına, kız anasına çekmeliydi. Bunun için soylu ve iyi oğlana “ataç”, iyi kıza da “anaç” denirdi.

  Eski Türk adetlerine göre ‘Küçük oğlan’, babasının evinde oturan ve baba ocağını devam ettiren bir çocuktu. Bunun için de, en küçük çocuklara ‘Ot-Tegin’, yani ‘Ateş-Prensi”, baba ocağını devam ettiren çocuk denirdi. Töreye göre hükümdar olamazlardı; fakat babalarının mal ve servet mirası onlara düşerdi.” . Türklerde kız ile erkek çocuklar arasında aile içinde ayrılık gözetildiği görülmemektedir. Dede Korkut’ta, oğlu olan konuklar Ak Otağ’da, kızı olanlar ise Kırmızı Otağ’da, çocuğu olmayanlar ise Kara Çadırda ağırlanırdı. Kız çocuğu evlendikten sonra koca evinin üyesi, büyük oğul evlendikten sonra babadan sonra evin büyüğü olurdu. Küçük oğul ise baba ocağını devam ettiren Ocak Beyi, yani “Ot Tegin” idi. Çünkü oğullar evlendikçe ayrı ayrı evlere taşınırlardı. Kızın baba evindeki hakkı yani miras payı da koca evine çeyiz olarak giderdi.

  Bekâret anlayışı Türklerde İslâmiyetten önce de vardı ve bakire kız için kapaklığ kız yani kapalı kız diyorlardı. Yalnızca kız sözü bile bakire anlayışını içine alabiliyordu. Bu durum için eski bir atasözü şöyle der “Kızı, ancak kalın verebilen alır”. Yoksa para ile alınan şey ya cariye veyahut da kadın olabilmektedir.

   Babanın sonsuz bir velayet hakkı görülmemektedir. Kızın evliliğe razı olduğunu gösteren rızalık sembolü vermesi gereklidir ki, bu genelde mendil olurdu. Şerbet içilerek and ifa edilmiş olurdu. Eski Türklerde eğitim harsa dayalı bir şekilde gelişirdi. Aile içinde eğitimin amacı bireylere aynı davranışları kazandırmayı sağlamaktı. Daha çocukluk devresinde birey, hayvan bakıcılığı, çadır işleri, giysi üretimi, göçmek, yerleşmek, hayvan otlatmak ev eşyası, silah yapmak, yemek, içmek, eğlence, yarışma, spor, müzik bilgi ve becerilerini kazanmak aile içinde gerçekleşiyordu. Örneğin, henüz ayakta durabilecek bir Hun çocuğunun yanında eyerlenmiş bir at bulunurdu..., at başka kavimleri sırtında taşıdığı halde, Hunlar at sırtında ikamet ederdi . Okul ve benzeri kurumlar bulunmadığından aile eğitimi temeldi. Aileler taşıdıkları her erdemi, beceriyi mutlaka çocuklarına kazandırma çabasındaydılar. “...Geleceğin okçu Hun savaşçısı daha çocuk çağında eğitimlere başlıyor, koyun sırtında biniciliği deniyor, önce sincap, gelincik ve kuşlara, sonra da tilki ve tavşanlara ok atarak atıcılığa alışıyor, büyüdüğü zaman da mükemmel bir atlı muharip oluyordu.”

  Dede Korkut’ta aile içi eğitimin önemi ile ilgili şu söz önemli bir yer tutmaktadır: “Kız anadan görmeyinçe öğüt almaz, oğul atadan görmeyinçe sufra çekmez. Oğul atanun yetiridür, iki gözinün biridir. Devletli oğul kopsa ocağınun közidür” . Bu eğitim on iki hayvanlı Türk takvimine göre hayatı düzenlemeyi; giyim kuşamı, tuvaleti, basit yazı becerisi edinimini de kapsıyordu .

  Bütün bunların yanı sıra maalesef eski Türk sosyal ve kültürel kuruluşları hakkında aydınlatıcı bilgiye sahip bulunmuyoruz. Bu hususları kesinliğe kavuşturacak yeni epigrafik ve arkeolojik malzemenin konuşturulması ve değerlendirilmesi ile mümkün olacaktır. İslâma geçmeden hemen önceki Uygur dönemlerinde Mani dininin de tesiri neticesinde mabetlerde eğitim kuramlarının varlığından söz etmemiz mümkündür. Bu kurumlardan din adamından ziyade devlet hizmetinde çalışacak olan bürokratlarında yetiştiğini söyleyebiliriz. Eski Türk yerleşim bölgelerinde kitabelere sıklıkla rastlanmasından toplum içinde okuryazar oranının küçümsenmeyecek çoğunlukta olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen toplumda bu günkü anlamda örgün bir eğitim anlayışı olmasa da bir eğitim müessesinin varlığı mevcuttur. Bu görevi üstlenen kurum ise Göktanrı dininin Şamanlarıdır .


KAYNAKÇA

ATSIZ, H. Nihal (1970). Aşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul.

BAYKARA, T.; G. Çandarlıoğlu (1997). “Türk Ordusu”, Türk Dünyası Kültür Atlası, İstanbul.

DEMİREL, O., A. Gürbüz, M. Taş (1992). "Osmanlılarda Ailenin Demografik Yapısı" SKDŞ. Türk A. C. I, Aile Kurumu Başbakanlık, Ankara.

ERGİN, Muharrem (1989). Dede Korkut Kitabı, Ankara: TDK Yayınları.

EBERHARD, W. (1989). Çin Tarihi, Ankara.

GÜLENSOY, Tevfik (1973). “Altay Dillerindeki Akrabalık Adları Üzerine Notlar”, TDAY, Ankara.

İNAN, Afet (1956). “Türk Etnolojisini İlgilendiren Birkaç Terim ve Kelime Üzerine”, TDAY, Ankara.

KAFESOGLU, İbrahim (1998). Türk Milli Kültürü, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

KARAY, Refik Halid (1981). Üç Mumlu Şamdan, İstanbul: Cem Yayınevi.

LAIOU, A. (1977). Peasant Society in the Late Byzantirze Empire, Princeton.

LIGETI, L (1962). “Asya Hunları”, Attila ve Hunları, İstanbul.

MERİÇ, Cemil (1986). "Çocuk Edebiyatı", Kültürden İrfana, İstanbul.

ORTAYLI, İlber (2001). Osmanlı Toplumunda Aile, İstanbul: Pan Yayıncılık.

ÖGEL, Bahaeddin (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul.

ÖGEL, Bahaeddin (1989). Türk Mitolojisi I, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları.

RADLOFF, Wılhelm (1995). Manas Destanı, (Kırgız Türkçesi Metin - Türkiye Türkçesi Çeviri), (Yayına Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali), Ankara: Türksoy Yayınları.

RASONYI, Lszlo (1988). Tarihte Türklük, Ankara.

SAKAOGLU, Necdet (1992). “Eğitim ve Aile”, Sosyo Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C.I, Ankara.

TURAN, Refik (1992). “Osmanlıların Kuruluş Yıllarında Türk Ailesi”, Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C. I, Ankara.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 17 Ocak 2012, 23:28:56 »

 Mitoloji gibi. Zevkle okudum Kalkan Kandaşım. Emeğinize sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 18 Ocak 2012, 00:42:03 »

Çok yararlı ve bilgilendirici bir konu... Yalnız herhalde yazıyı kaleme alan arkadaşın klavyesinde sorun vardı 'ğ' ve 'ş' harfleri çıkmamış.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
börtug
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 37



« Yanıtla #6 : 18 Ocak 2012, 02:36:37 »

Emeğine sağlık çok güzel bir makele olmuş. Yalnız  "ş" ve "ğ" harflerinin olmayışı okurken zorluyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #7 : 28 Nisan 2018, 14:11:08 »

Türk çocukları Türklük ruhu ile yetişmeliler. Uydurmalara kanmamalılar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Böriler
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 28 Nisan 2018, 18:20:41 »

Türk çocukları Türklük ruhu ile yetişmeliler. Uydurmalara kanmamalılar.
Kesinlikle be ağabey...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kurtçebe Noyan
Türkçü Turancı Militan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 653


Dr.Rızâ Nûr'un çizdiği, Atsız'ın yazdığı yoldan!


« Yanıtla #9 : 28 Nisan 2018, 18:38:48 »

Türk çocukları Türklük ruhu ile yetişmeliler. Uydurmalara kanmamalılar.
Kesinlikle öyle ağabey
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Türk Budun, Ökün!?… Kendine gel. Aklını başına topla. Her söze, herkese inanma. Beynini işlet. Geçmişini hatırla." Hüseyin Nihâl ATSIZ
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.