İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN (Sözlü,Arkeolojik,Yazılı) KAYNAKLARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 08 Aralık 2019, 16:18:32


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN (Sözlü,Arkeolojik,Yazılı) KAYNAKLARI  (Okunma Sayısı 6387 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 29 Aralık 2015, 10:48:57 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ


Tarih ilminin yapılmasına, yani tarihin yazılmasına aracı olan her şeye
kaynak diyoruz. Bu bakımdan eski Türk tarihinin kaynaklarını üç kısma
ayınyoruz.

A-Sözlü Kaynaklar

B-Arkeolojik Buluntular

C- Yazılı Kaynaklar (Kütüphane malzemeleri)


Şimdi sırasıyla bunlar üzerinde duracağız.

A-Sözlü Kaynaklar

A1-Mitoloji, Efsane, Destan ve Eski Türk İnançları


Sözlü olarak günümüze gelen tarihı kaynakların başında mitoloji, eski Türk
inançları, örf ve adetleri gibi unsurlar gelir. Dünyanın en çok din değiştiren
toplumlarından biri olan Türkler, zaman içerisinde bu dinlerin bazı taraflarını
kendi gelenek ve görenekleriyle de birleştirerek günümüze kadar taşımıştır.

    Türk örf ve adetleriyle beraber, töre adını verdiğimiz toplumsal düzenin
gereği olan yasalara ait ilk kayıtları Çin yıllıklarıyla, Orkun kitabeleri, Divanü
Lfigat-it Türk ve Kutadgu Bilig gibi yazılı kaynaklarla, destanlarda
görebilmekteyiz. Ayrıca Türk yurtlarını gezen seyyahların eserlerinde de bu töre
ve geleneklere rastlanılır. Mesela 585 yılında, Kök Türk Kaganlığının başında
bulunan Işbara Kagan, içeriden ve dışarıdan vurulan darbeler yüzünden
bunalmış ve Çin imparatorluğundan yardım istemişti. Onun bu dileğine olumlu
cevap veren Çinliler, buna karşılık Işbara Kagan' dan "Çin iidetlerini
benimsemelerini" talep ettiler. O da; "bizim adet ve geleneklerimiz çok eski
çağlardan beri devam ede-gelmiştir. Bundan dolayı onları değiştirmeye benim
gücüm yetmez. Bizim topraklarımızda idare edilenlerle, yönetenler arasında
kurulmuş olan düzeni yaralamağa ben cesaret edemem"l, diyerek herşeye
rağmen törelerinden vazgeçemeyeceğini söylüyordu.

  Türk töresine verilen önemi bu şekilde Çin kaynaklarından öğrendiğimiz
gibi, Kök Türkçe yazıtlardan da kanunlann yerinin Türk devlet yapısına nasıl
tesir ettiğini görüyoruz. Kitabelere göre, iyi bir kagan ülkesinin törelerini, yani
kanunlarını düzenlemeli ve yaymalıdır. Bumın ve lstemi kardeşler kaganlığın
başına geçer-geçmez ülke)(i ve töreyi düzenlediler!. Çünkü kuvvetli bir devletin
varlığı için gerekli olan şartlardan birisi de kanunlara sahip olmadır.

   Her ne kadar Türk milleti kanunlarını yazılı olarak saklamadıysa da,
yüzyıllardan beri sözlü olarak gelen töre hükümleri herkes tarafından bilinmekte
ve kayıtsız-şartsız uyulmaktadır. Töre hükümlerine aykırı davrananlar ise en
ağır şekilde cezalandınlırdı. Bütün Türk sülaleleri gibi. Çingiz Han'ın kurmuş
olduğu hanedanlıkta töreye dayanıyordu.

  Bilindiği gibi Türk düşüncesinde önemli bir yer teşkil eden otoriter devlet
anlayışının iki dayanağından biri töreye sıkıca bağlılık, biri de devlet
kuruluşlarının işleyişine damgasını vuran bu nizamda dikkatli ısrardır.
Kanunlardan mahrum bir devletin yaşaması zaten düşünülemez).  

  Araştırmacıların bazılarına göre, tarih sözlü bir ortam içerisinde başlamış
ve ifade edilmiştir. Sözlü kaynakların içerisinde saydığımız mitolojinin
kadrosuna ise, "tarihte adı geçmeyen veya artık unutulmuş büyük kahramanlara
ait efsaneler" girerı. Bu açıdan konuya bakacak olursak, tarihimizde gerçekle
hikayenin karışmış olduğu pekçok efsaneye sahibiz. Bunların başında, Türklerin
şimdilik tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz ilk devletleri olan Hunların
hükümdarı Mo-tun'un hayatı gelir. MalUmdur ki, Mo-tun'un gençliği ve
mücadeleleri Çin kaynaklarında renkli bir şekilde anlatılmakta ve bunlar Türk
tarihine ait ilk destanı materyaller olarak göze çarpmaktadır. Bunun yanı-sıra
Mo-tun ile Oguz Kagan'ın aynı kişi olduğunu iddia edenlerin de varlığından
bahsetmekte fayda vardır. Hun birliğinin en kudretli ve meşhur hükümdarı olan
Mo-tun (M.Ö. 209-174), babasının kendisini varis göstermemesi üzerine,
emrinde bulunan ve kendisinin eğittiği bir tümen asker ile babasını bir sürek
avında suikast sonucu öldürmüş ve Hun birliğinin başına geçmişti. O sırada
ülkede birtakım karışıklıklar olduğundan zayıf bir halde bulunan Mo-tun'dan
komşuları olan Tung-hular, babası Tuman'ın hiç durmadan 1000 mil koşabilen
atını istemişlerdi. O da bir kurultay toplayıp, durumu vezirlere sormuş, devlet
ileri gelenleri bu atın verilmemesi yolunda karar verdikleri halde, Mo-tun bu atı
gelen Tung-hu elçisine vermişti. Bu olaydan kısa bir müddet sonra hiçbir töre
ve gelenek tanımayan Tung-hular bu kez de Mo-tun'un hatununu istediler.
Devlet meelisi derhal savaş ilan etmeyi teklif ettiyse de, Mo-tun kendi eliyle
hatununu verdi. Herne pahasına olursa olsun Türklerle savaşıp, onların ülkesini
ele geçirmeyi planlayan Tung-hu hükümdarı ordusunu toplayarak, sınırda
bulunan terkedilmiş, çorak bir araziye girdi. Hükümdar elçi gönderdi ve
Mo-tun' dan bu toprağı istedi. O da, hemen kumltayı topladı ve devlet ileri
gelenlerinin görüşünü sordu. Onlar da Mo-tun'un daha önceki kararlarını göz
önünde bulundurarak, "bu toprak parçasını ha terketmişiz, ha terketmemişiz, ne
fark eder" dediler. Bunun üzerine Mo-tun kızarak şöyle kükredi: "Toprak
devletin temelidir. Biz onu başkasına nasıl verebiliriz" dedikten sonra, toprağı
verme taraftarı olanların başını hemen kestirdi.

  Türk tarihi için son derece önemli olan bu efsanevı vesika Çin'in ilk resmı
tarihi sayılan Shih-chi adlı yıllığın 110. bölümünde kaydedilmiştir.

  Bundan başka efsanevı unsurların içinde bulunduğu Türklerin türeyişleriyle
alakalı sözİü kaynakların içerisinde Kök Börü ve Ergenekun efsaneleri gelir ki,
bunların da Türk tarihi açısından önemi; milletimizin karakterini ve mim
yapısını yansıtmasıdır. Bu efsaneleri de şöyle özetleyebiliriz: "Her şeyin sahibi
olan Tanrı birgün yukarıda mavi gökleri yarattı. Sonra bu muazzam uzay
boşluğu içerisine dünyaları yerleştirdi. Önce göğü, sonra da yagız-yeri
yaratmıştı. Bütün bunlara rağmen eksik olan birşey vardı. Bu yaratmış olduğu
evrene öyle birşey eklemeliydi ki, hem kendisinin yarattıklarının en üstün
varlığı, hem de bu dünyanın bir anlamı olmalıydı. Böyle düşünürken
kendisinden de birşeyler kattığı insanı vücuda getirdi. Ye "yukarıda mavi gök,
aşağıda yagız yer kılınmış; ikisinin arasında da insan oğlu yaratılmıştı". Fakat
Tanrı, insanları farklı farklı yarattı. Onları çeşitli ırkıara, kabilelere böldü. O,
insan ırklarının bu şekilde birbirlerini tanımalarını ve karışmamalarını istiyordu.

  Binlerce yıl geçtikten sonra insan oğlu yeni yeni şeyler öğrendi, başka
başka özellikler kazandı. Irklar zamanla birbirlerinden tefrik edilmek için çeşitli
adlar almaya başladılar.

  İşte bunlardan birisi vardı ki, o zamana kadar yaratılmış olan hiçbir ırka,
hiçbir soya benzemiyordu. Tanrı, bu ırka o vakite kadar meydana getirdiği
hiçbir soyda olmayan meziyetler ve hünerler bahşetti. Bu ırk dünyanın en
savaşçı, en zeki, en dürüst, en güzel ahlaklı ırkıydı. Bulunduğu coğrafyada ona
korkuyla karışık bir saygı hissi vardı. Bu ırk zayıfların ve haklıların koruyucusu,
zalimlerin ve haksızların düşmanıydı.

  Yukarıda her ırkın kendini diğerlerinden ayırmak için adlar almaya
başladığını söylemiştik. O zamanlar, bahsetmiş olduğumuz bu ırkın başında
tıpkı kendisi gibi çok cesur, yiğit ve akıllı bir kişi vardı. Herkes onun sözünü
dinler, yap dediğini yapar, yapma dediğini yapmazdı. Bu kişinin adı 'Türk'tü.
Türk "güç, kudret, erdem" demekti. Onun soyundan gelen kişiler de bu
özelliklerinden dolayı o öldükten sonra, bu adı almayı uygun buldular.

  Türk'ün yeryüzünde bu kadar sevilmesi, bu ırkın üstünlükleri yüzünden
dünyada bazı ayrıcalıklara sahip olması, çevredeki toplumların ve ülkelerin
bazılarının ona düşman olmasına sebep oldu. Onun bu düşmanları aralarında
gizli planlar yaparak; Türk milletini birgün tuzağa düşürerek büyük bir bozguna
uğrattılar. Bu korkunç baskından bir çocuk haricinde kimse kurtulmamıştı.
Düşman askerleri bu çocuğu öldürmemişler, fakat kol ve bacaklarını keserek bir
bataklığa atmışlardı.

  Yeryüzünde olup-biten bu işleri Tanrı makamından seyrediyordu. Kendi
yaratmış olduğu, bu kutlu ırkın yok olmasına razı olmadı. Onun için bu çocuğun
yanına bir dişi kurt gönderdi. Bu dişi börü, çocuğa et ve yiyecek getiriyordu.
Bunlarla beslenen çocuk ölümden kurtuldu. Biraz büyüyen bu çocuk kurtla
birleşti ve kurt ondan gebe kaldı. Etrafta kurt gibi yaşayan bir çocuğun
olduğunu duyanlar, onu öldürmeye geldikleri zaman, kurt Tanrı'dan gelen
buyruğu dinleyerek, çocukla birlikte yaşadıkları göl kıyısının kuzeyinde
bulunan bir dağa kaçtı. Bu dağın içerisinde çok büyük bir mağara vardı. Börü
çocuğa yol göstererek mağaranın içerisine girdi. Ortasında otları, ağaçları,
nehirleri ve gölleri olan bir ova bulunuyordu. Bu ovanın genişliği onlarca km2
idi. O kadar güzel bir yerdi ki, Tanrı bu Türk çocuğunu adeta cennetin
dünyadaki bir eşi olan bu yere özellikle getirmişti. Onun burada çoğalmasını,
güçlenmesini ve yeniden kendi adaletini uygulamasını istiyordu. Börü burada
on erkek çocuk doğurdu. Bu on çocuk büyüyünce, bu dağı binbir güçlükle
geçip, on tane kız kaçırarak buraya getirdiler ve burada çoğaldılar. Bunlardan
birisi kendisine Aşina soyadını alarak, çadırının önüne kurt başlı bir sancak
astı. Daha sonra bunların hepsinin başı oldu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2015, 10:51:23 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ

....Aradan yıllar geçti, Türkler buraya sığmaz oldular. Artık Ergenekun
(Kunların çoğaldığı, ergenleştiği yer-Halkın çoğaldığı yer) adı verilen bu kutlu
yurttan çıkmak gerekiyordu. Çünkü onlar yıllarca atalarından çeşitli hikayeler
dinlemişlerdi. Yaşadıkları, çoğaldıkları bu yurdun dışında bir zamanlar
atalarının hükmettiği çok geniş ülkeler vardı. Burada durup, oturmak onlara
yakışmazdı. 'Türk'ün yaradılışının bir gayesi bulunuyordu. O sadece ok çekip,
kılıç sallayan bir kavim değildi. Tanrı onu yeryüzünde adaleti ve düzeni
sağlasın diye göndermişti. Dürüstlüğün ve iyi ahlakın timsali olması için
vazifelendirmişti. Bu görevlerini icra etmesi için yeniden dünyanın içine
dalmalıydı. Fakat buna bir engel vardı. Bu geniş ovadan çıkmanın bir yolunu
bilmiyordu. İçlerinden akıllı bir demirci Çıkıp, kendisinin bir planı olduğunu
söyledi. O, dağın bir yerinde demir madeni olduğunu ve burayı eriterek dışarı
çıkabileceklerini söyli.iyordu. Buna herkes yürekten sevindi. Çoluk-çocuk,
yaşlı-genç herkes elinden geldiğince çalıştı. Kimi odun toplayıp-yığdı, kimi
körük dikti. Dağın birçok yerinde sıra sıra kömür diziidi. Yamaçların
sağına-soluna bir sıra odun, bir sıra kömür kondu. Dokuzyüz deve derisinden
yapılan körükler çalıştı; en yaşlı Türk odunları ateşledi ve ellerini göğe
kaldırarak ulu Tanrı 'ya yalvarmaya başladılar. Tanrı yeryüzüne göndermiş
olduğu bu kavrnin dualarını işitti. Demir dağ eridi. Türkler hep bir ağızdan
"Tanrı Türk'ü korusun" diye bağırıyorlardı ve O'da yeryüzünün efendisi bu
kavmi esirgedi. Yol açıldı. Ancak onların bu günü unutmalarına imkan yoktu.
Bu kutlu gün bayram ilan edildi. Hayatlarının yeniden başlangıcı, yeni yılın ilk
günü olarak kabul gördü. Bütün Türk boyları yaşadıkları müddetçe bu günü
unutmadılar. Ergenekun Bayramı'nda çeşitli oyunlar, eğlenceler ve spor
müsabakaları düzenledikleri gibi, atalarının yeniden çoğaldıkları bu yere her
sene giderek kurbanlar kestiler. Buraya "Ata sini" yani "Kutlu Atalar Mezarlığı"
adını vererek, orada kurultaylar düzenlediler. Yeni yılı karşılarken, burada
merasim yaptılar, hanedanlar devletin başına geçerken halkın da katıldığı,
kaganlık seçimlerini burada yaptılar".

  Hun ve Kök Türk döneminin efsanelerinden sonra biraz da
Uygurlarınkinden bahsedelim. Bilindiği gibi, Kök Türklerden sonra Türk
devletinin başına Uygurlar geçtiler. Çin kaynakları Uygurların, Kök Türkler gibi
Hunların neslinden oldukları yolundaki haberlerde hem-fikirdirler ve onların da
kurltan türediğini söylerler. Hatta Çin yıllıklarında Uygurların sesinin kurda
benzediği zikredilmektedir. Uygurlara ait iki önemli efsane mevcuttur:
Bunlardan birisi Türeyiş, diğeri Göç Efsanesidir ki, konuları kısaca şöyledir:
"Hunların eski tanhularından birinin o kadar güzel iki kızı vardı ki, Tanrının
onları insanoğuları ile evlendirrnek için yaratmış olduğuna inanmıyordu.

 Böylece kızlarını daha yüce biriyle evlendirmek için memleketinin kuzey
taraflarında yüksek bir kule yaptırdı. İki konçuy buraya hapsedildiler. Bir börü,
Hun konçuylarının yaşadığı kulenin etrafında gece-gündüz dolanıyordu.
Kulenin dibinde kendine bir in yaptı. Küçük kız, bu kurdun babalarının
kendileriyle evlendirmek istediği varlık olduğuna inanarak, kuleden aşağıya
inerek kurtla evlendi. ışte bunlardan olan çocuklar Uygur halkının atalarıdır.
Söylendiğine göre Uygurların sesleri kurtlarınkine benzer'.

  Uygurların eski yurtlarında Karakurum adında bir dağ vardı. Bu dağdan iki
nehir çıkardı. Birinin adı Selenge, diğeri Togla. Bu iki nehir arasındaki bir ağaç
üzerine birgün kutlu bir ışık indi. Bu ışık dokuz ay boyunca devam etti ve
ağacın gövdesi şişti. Dokuz ay on gün sonra bu ağacın içinden beş çocuk çıktı.
En küçüğünün adı Bugu idi. Memleketini çok iyi idare ettiği için han oldu.
Kendisinden sonra gelenlerde Uygurların kaganı oldular.

  Daha sonra onlar Çiniilerin T'ang süliHesiyle birçok savaşlar yaptılar.
Uygur prensesleri Karakurum'daki kutsal bir dağda oturuyorlardı. Çinliler,
Uygurların zenginliğinin buradan geldiğine inandılar. Onun için, "siz bizim
prensesimizi aldınız, buna karşılık sizin kutlu dağınızdaki taşları biz alıp
kullanmak istiyoruz" dediler. Devlet ileri gelenleri buna karşı çıktılarsa da,
kaganı kandırdıklarından dağı parçalayarak Çin'e götürdüler. Bu taşların
götürülmesinden sonra bütün hayvanlar göç, göç diye bağırmaya başladılar;
kagan öldü ve Uygurlar Turfan'a göç etmek zorunda kaldılar'. Böylece
"Uygurların Göç ve Türeyiş" efsanelerini de özetlemiş olduk.

  Zaman içerisinde meydana gelen destanlar yukarıda görüleceği üzere
birçok mitolojik unsuru bünyelerinde toplamıştır. Türk dili ve edebiyatının en
mühim bakiyelerinden olan destanlar Türk tarihi açısından da kaynak özelliği
taşır. Destanlar Türk milletinin tarih sahasına çıkışıyla başlar, günümüze kadar
gelişen edebiyatımızda ise üzerinde sıkça söz edilen bir tür olarak görülür.
Geniş zaman çizgisi içerisinde bazan tarih, bazan da almış olduğu unsurlar icabı
bir hayat hikayesi anlamındadır. Destanlar milli ülkülerle donanmış manzum
eserlerdir. Çağlardan beri sürüp-gelen bu destanlar, milli ruhu ifade eder. Milli
ruhu hayatta tutabilmek, hatta milli tarihi yaratabilmek için pekçok milletin
uydurma destanlar bile yazdığına tarih şahit olmuştur. Mesela bugünkü Fars
milletinin bir ırk olarak ayakta kalabilmesi milli şairleri Firdevsi'nin yazmış
olduğu Şehname'ye bağlıdır.

  Türk destanlarına bir nevi halk tarihi de diyebiliriz. Türk destanları
üzerinde çalışan ilk Türk ilim adamı Ziya Gökalp'tir. Ziya Gökalp'in vaktiyle
ilkokul çocukları için çıkan "Çocuk Dünyası" adlı haftalık dergide "Türk
Tufanı" başlığı ile yazdığı bir manzume Oguz Kagan Destanı'nın değiştirilmiş
bir şeklidir. Sonra bir Başkurt Türkü olan Z.Velidi Togan, Türk destanlarının
sözlü olarak yaşadığı coğrafyayı ve lehçeleri bilip, aralarında bulunmuş olmanın
avantajını da kullanıp, destanlarımızı tasnif etmeye çalışmış ve bazı karanlık
noktaları aydınlatmıştır.

  Milli destanın meydana gelmesi için üç mcrhalenin geçmesının lazım
geldiği kabul edilir:

1-Destani ruhlu bir milletin çeşitli devirlerdeki maceralı hayatını halk
şairleri ufak parçalar halinde söyler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 29 Aralık 2015, 10:53:21 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ
2-Milletin bütününü ilgilendiren bir hadise, bu çeşitli destan parçalarını bir
merkez etrafında toplar,

3-Sonunda, millette büyük bir medeni hareket olur ve o sırada çıkan aydın
bir halk şairi bu parçaları toplayarak milli destanı yaratır.

  Destanlarımızı bir de nazma çekme çalışmaları oldu, Bunu yapanlar da
daha önce söylediğimiz Ziya Gökalp'tan başka, Rıza Nur ve Basri Gocul'dur.
Oguz Kagan Destanı'nı nazım şekline sokan Rıza Nur 6100 mısrayı aşan büyük
bir eser meydana getirdi? Son olarak bu hususta gayret gösterenler kişilerden
birisi N.Yıldırım Gençosmanoğlu oldu.

 Ancak sayısı yüzün üzerinde olan Türk destanlarının tasnifi, incelenmesi,
yorumlanması hala tamamlanmış değildir. Bu ortak destanlarımızın bazıları ve
konuları şöyledir:
 
1-Abılay Han Destanı, bugünkü Kazak Türklerine aİt olup. 15. yüzyıldaki
Kazak boy birliğinin teşekkülünün izlerini taşır.

2-Alp Er Tonga Destanı'na ait ilk bilgileri Kaşgarlı Mahmut vermektedir.

Divanü Lilgat-it-Türk'de Afrasyab olarak geçen Turan hükümdarı Alp Er Tonga
ile birleştirilmektedir. Afrasyab, Turan-İran savaşları sebebiyle ilk önce
Şehname'de zikredilir. Ancak, Kaşgarlı'nın bahsettiği Alp Er Tonga'nın,
Şehname'de geçen Afrasyab ile bir olduğu yolunda şüpheler vardır. Bize göre
Alp Er Tonga, 714 yılında Beş-Balık'ın kuşatılması sırasında tuzağa
düşürülerek öldürülen, Kapgan Kagan'ın büyük oğludur. Kişilik olarak Köl
Tigin'e benzeyen, Kök Türkler arasında çok sevilen ve bütün ömrünü Türk
milleti için harcamış olan Tonga Tigin'in kahramanlıkları ölümünden sonra da
Türkler arasında yaşamış ve bir efsane olarak Kaşgarlı' nın çağına kadar
gelmiştir Kaşgarlı Mahmud'da Türkler arasında yaşayan bu destanı duyduğu
için eserinde zikretmiştir.

3-Alpamış Destanı'nın ençok Kara-Kalpak varyantı meşhurdur. Dede
Korkut hikayelerinden, "Bay Böre Bek-oglu Bamsı Beyrek" hikayesi Türk
dünyası içinde en bilineni olup, Kara-Kalpakların ve Kazakların Alpamış veya
Alpamsı, Başkurtların Alpamış, yahut Alpamşa adlı hikayeleri Dede
Korkut'taki Bamsı Beyrek hikayesinin değişik coğrafi bölgelere göre işlenmiş
varyantıarıdır.

4-Çingiz Han Destanı. Çingiz Han, bazıları sevsede, sevmese de, Türkleri
bir bayrak altında toplayan, dünyanın en büyük hükümdarlarının başında yer
alan, emrindeki küçücük bir kuvvet ile milyonlarca km~'lik toprakları ele
geçiren bir kişidir. Hem Türkler için, hem de Mogollar için son derece önemli
bir insan olan Çingiz'in hayatı ve mücadeleleri zaten bir destan gibidir. Onun
destanlaşmış hayatına ait bilgileri yazılı olarak biz, Mogollar' ın Gizli
Tarihi'nden, Reşidüddin'in Camiü't-Tevarih'inden ve Cüveyni'nin Tarih-i
Cihangüşa' sından öğreniyoruz. İşte bu kaynaklardaki bilgiler Türk ve Mogol
halkı arasında yüzyıllardan beri sözlü olarak anlatılmaktadır. Daha sonraları
yazıya geçirilmiş olan Çingizname'nin çeşitli nüshaları bulunmaktadır. Bunların
arasında Paris, Berlin, British Museum nüshalarını sayabiliriz

5-Çora Batır Destanı, Kazan'ı son Rus saldırısında müdafaa eden Çora
Batır' ın kahramanlıklarını ihtiva eder. Bilindiği gibi Çora Batır ve Koçak Oglan
Kazan 'i kahramanca savunmuşlar ve onların yiğitlikleri Kazan Türkleri arasında
sonradan destanlaşmıştır. Çora Batır Destanı, Sovyet-Rusya zamanında
yasaklanan Türk destanlarındandır.

6-Dede Korkut Hikayeleri'nin nakilcisi olan, Dede Korkut'un adındaki
Dedc'nin Korkut kadar eski olmadığı ve bunun efsanevi Korkut'un yaşlılığını
nitelemek için asıl ada sonradan eklendiği şüphesizdir.

Dede Korkut Kitabı'nın önsözünden anlaşıldığına göre Korkut Ata, Hz.
Peygamber zamanına yakın bir vakitte yaşamıştır. Birçok tarihi kaynaklar ve
hemen hemen bütün rivayetler, Korkut Ata'nın keramet sahibi bir kişi olduğu
noktasında hirleşirler. Bazı kaynaklar ve söylentHer, Dede Korkut'u 295-300 yıl
yaşamış gibi gösterirler.

  Dede Korkut Kitabı'nda onu vezir veya devlet adamı karakteri ile değil,
ozanlar başı olarak görüyoruz. Destani hikayelerde ona bağlanıp, mal edilen
başlıca işler şunlardır: Güzel sözler, hikmetler söylemek, Oguzların türlü
yönlerine ilişkin hikaye ve rivayetler anlatmak, hanların ve beglerin
methiyelerini söylemek, eğlence ve törenlerde şarkılar çalmak, iyi insanlara
hayır-dualar etmek, kötüleri kınayıp, ayıplamak ...Hayatı hakkında olduğu gibi,
ölümü hakkında da bilgi yoktur. Mesela Kazak Türkleri arasında kopuz ve
dombranın yapıcısıdır.

  Asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut ala Lisan-ı Taife-i Oguzan" olan bu eser
Oguzların Azerbaycan ve Kuzey-doğu Anadolu yörelerindeki yaşayışlarını dile
getirir ve İslam öncesi Türk hayatından da önemli izler taşır.

  Dede Korkut'un 1950 yılına kadar tek nüshası biliniyordu. Dresten
Kütüphanesindeki bu yazmadan ilk olarak bir Alman (Fleischer) söz etmİştir.
Türkçe ilk baskısı Kilisli Rıfat tarafından yapıldı (1916). 1938' de O.Ş.Gökyay,
bu nüshayı esas tutarak Türkiye'deki en mükemmel neşirlerinden birini yaptı.
1950'de Vatikan Kütüphanesinde E.Rossi ikinci bir yazmayı buldu ve 1952'de
bazı eklerle yayımladı.

 Dede Korkut hikayelerinin her biri başlı-başına bağımsız gibi görünüyorsa
da, hepsi birden bütünlük meydana getirmektedir.

7-Kalaç Destanı olarak biz Şu Destanı'nı görmekteyiz. Şu Destanı'nı
araştırmacılar Türklerin eski devirlerine, yani Saka çağına mal ederler. Bu da,
Kaşgarlı Mahmud'un Türkmen kelimesini açıklarken verdiği kayıtlara
dayanmaktadır. Destanın ana teması şöyledir: İskender Doğu ülkelerine sefere
çıkıp, nihayet Türk topraklarına dayanmıştı. Bugünkü Hocent'in hulunduğu
yerde otağını kurmuş olan Şu adındaki Türk hükümdarı İskender'in gelişine hiç
aldırış etmemiş, fakat İskender'in ordusu pek kalabalık olduğundan dolayı
Türkistan 'ın içlerine çekilmişti. Ancak onun tebasından 22 bey geç kaldıkları
için orada kalmışlardı. Sonradan oraya ordunun izini takip eden iki kişi daha
geldi. Yorgun ve bitkin olan bu iki kişi, diğer yirmi iki kişiyle tanıştılar,
konuştular. İki kişi İskender'in huralardan da gelip-geçeceği ni ve kimseye
dokunmayacağını söylediler. Bunun üzerine diğer 22 kişi onlara "Kal aç"
dediler. İşte bu iki kabileyle Türkmenlerin sayısı yirmi dört oldul.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 29 Aralık 2015, 10:55:03 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ

8-Kublandl Satır Destanı, Özbek Türklerinin kahramanlık hikayeleridir.
Burada hem İslam öncesi, hem de İslamiyet sonrası kültür unsurlarını
görebiliriz. Özellikle bu destanda, 'Türk'ün kadına ve atına verdiği önem
vurgulanmaktadır.

9-Manas Destanı, Kırgız Türklerinin 9. yüzyıldan sonra devlet sahibi
olmalarını ve bunun için yaptıkları savaşları bünyesinde barındınr. Adı geçen
asırdan 20. asra kadar Kırgız Türkleri arasında yaşayan, nesilden nesile sözlü
olarak devredilen bu destan Türk kültürünün aşağı-yukarı bin yıllık bir
bölümünü bütün halinde verir. Bu destanı ilk defa Batı alemine Çokan
Velihanoglu (Velihanov) tanıttı. Destan, Kırgız ve genellikle Türkistan
Türklüğü içerisinde görmüş olduğu rağbet üzerine bir de Manasçı adı altında
halk şairi grubu vücuda getirıniştir. Barthold' a göre Manas Destanı 9. ve 10.
yüzyıllarda teşekkül etmiştir. Destanın bugünkü vatanı olan Kırgızistan' da
birçok boylar Manas veya oğlu Semetey'e izafe olunduğu gibi, Doğu
Türkistan' da Manas nehri ile Manas şehri vardır. Manas adını taşıyan bu yerler,
Türklerin rivayetlerine göre destanı kahramanın adı ile alakalıdır. Kafkasya'da
da Manas adını taşıyan bir çayll ve Talas vadisinde Manas'a ait bir türbenin
olduğunu da zikretmekte fayda vardır. Bugün Manas Destanı'nın çeşitli
rivayetleri bulunmaktadır:

1-Sagımbay Orazbek-oglu Rivayeti, 1912-1930 yılları arasında tesbit
edilmiş olup, 378 mısra halinde bir özettir.

2-Yolay Rivayeti ki, bu daha çok Radloff'un adıyla anılır. Bu rivayet
Tokmak kentinin güneyindeki Şamsı ırmağı kıyılarında yaşayan konar-göçer
kabilelerin bir ferdi olan Kırgız Manasçı'sı Yolay'dan kaydedilmiştir. Bu
varyant 17.774 mısradır.

3-Çokan Valihan-oglu Rivayeti, Manas konusunda derlenmiş ilk rivayettir.
19.000 mısradan fazladır.

4-Bekmurat Rivayeti, 32.000 mısradır.

5-Karalay Sayakbay-oglu Rivayeti, 40.000 mısra olup, 60 gecede
tamamlanmıştır.

  Manas Destanı'nda hem eski Türk dininin, hem de İslamiyetin izleri vardır.
Eski Türk kabile hayatı ve Türk dünya görüşü rastlanan ögelerdendir

10-Oguz Kagan Destanı'nın bugün bilinen tek nüshası vardır, o da Paris'te
Fransız Milli Kütüphanesindedir. Uygur harfleriyle yazılmış olan bu nüsha
İslam öncesi motifleri ihtiva eder. Bu eserin en iyi neşri 1932'de W.Bang ve
R.R.Arat tarafından almanca olarak yapılmış ve 1936'da Türkiye Türkçesine
çevrilmiştir.

  Uygur Türkçesi ile kaydedilen Oguzname'nin yanı sıra çeşitli eserIerde de
tesbit edilen İslami dönemin izlerini taşıyan Oguznameler de vardır. Elde
bulunan destani rivayetlerin esasını da İlhanlı veziri Reşidüddin'in
Camiü't-Tevarih'indeki farsça varyant teşkil eder. Sonra bazı değişikliklerle 15.
yüzyılda Yazıcıoğlu tarafından Batı Türkçesine, 17. yüzyılda da Ebu 'I-gazi
Bahadır Han aracılığıyla Doğu Türkçesine aktarıldı.

 Oguzname rivayetlerinde Oguz Destanı'nın muhtevası olarak önce
Oguz'un soyu, dünyaya gelişi ve büyümesi bölümü, sonra Oguz'un fetihleri ve
boylara ad vermesi kısmı, daha sonra Oguz'un yurdunu ikiye bölüp, oğulları
arasında taksim etmesi bölümü ve Oguz'un vasiyeti ve töresi göze çarpar.

11-Olonholar, Saha Türklerinin kahramanlık destanları ve sözlü
edebiyatlarının zirvesidir. Olonholarda Sahalann mistik savaşçılarını,
kahramanlarını ve kötü ruhlarla olan mücadelelerini görebiliriz. Bugün Saha
Cumhuriyetinde Olonhoların toplanmasının birinci devresi bitmiştir.

  Olonhoların 150 tam metni ve 80' den fazla kısa özeti toplanmıştır. Şimdiye
kadar 17 tam metin, 28 kısa özet ve 21 küçük parça basılmıştır. Bunların büyük
bölümü Rus ihtilalinden önee hazırlanmıştı. Daha sonra Olonholar üzerinde
incelemeler başlamıştır ki, bu da Sovyet-Rusya dönemine rastlamaktadır.
Olonhoların bazı bölümleri o kadar uzundur ki, anlatılması birkaç gün sürer ve
özel okuyucuları vardır.

  Olonhoların hangi tarihı devreye ait olduklan konusunda anlaşmazlıklar
vardır. Bunu bir neticeye vardırmak için Güney Sibirya ve Mogolistan' daki
konar-göçerlerin içtimaı hayatlarının tedkik edilmeleri gerekmektedir.
Diğer yandan Türk tarihini yakından ilgilendiren birtakım yabancılara ait
destanları da zikretmek lazımdır. Bunlar da tarihimiz ve kültürümüz için
önemlidir. Türk olmayan kavimlerin bu destanları arasında hanlıların
Şehname'sini, Almanların Nibelungen'ini, Rusların İgor Bölüğü Destanlarını
sayabiliriz. Bu destanların pek çoğu doğrudan Türklerle alakalı olduğu gibi, bir
kısmı da dolaylı olarak Türklerle ilgilidir.

B-Arkeolojik Buluntular


  Bütün dünya milletlerinin olduğu gibi, Türk milletinin de eski tarihini ve
kültürünü aydınlatabilmek için ilk başta onlardan kalan maddı belgelere
baş-vurmak zorundayız. Bunların içine ise daha çok arkeoloji, sanat tarihi ve
etnografya malzemeleri girer.

  Maddi kültür unsurları arasında çeşitli iskan yerleri, bengütaşlar, balballar,
mezarlar, kap-kacak, hülasa hertürlü maddı eşya yer alır. Konar-göçer bir hayat
tarzını benimseyen Türkler özellikle kışlak merkezlerinde, barındıkları yapıları
inşa ettiler. Doğuda Yenisey ve Selenge nehirlerinden başlamak üzere batıda
Tuna'ya, yani Orta Avrupa'ya kadar Türklere ait pekçok yerleşim yerine
rastlanılmaktadır.

  Asya ve Avrupa topraklarında Türklerden kalma buluntu yerlerini ve
çağlarını şöyle tasnif etmek mümkündür:

1-Taş çağı (M.Ö. 1O.000-M.Ö. 1700)

a-Geç Taş çağı (M.Ö. 10.000'ler)
b-Yontma Taş çağı (M.Ö. 8000-3000)

2-Bakır çağı M.Ö. 2500-1700 yılları arası olup, bu buluntu yerlerine
Altay-Sayan, Minusinsk vadilerinde rastlanılır. Bu döneme ait Türklerden
kalma at ve koyun kemikleri bulunmuştur. Demek ki, Türkler M.Ö. 2500'lerden
beri koyunu biliyordu.

3-TUllç çağı M.Ö. 1700-1000 yıllarını ihtiva eden Andronova kültürüyle
ön plana çıkar ki, burası Minusinsk bölgesindedir. Fakat Tunç çağı'nın Türk
coğrafyasının çeşitli yerlerinde izleri vardır. Mesela, Tuva Tunç çağı, Tuva
Cumhuriyeti sınırları içindeki Ulug-kem bölgesinde bulunmuştur. Burada çıkan
kalıntılar M.Ö. 2000-700 yılları arasında olup, Tölöslere aittir. Kazak Tunç
kalıntıları, Kazakistan topraklarında yer alıp, M.Ö. 2000-700 yılları dönemidir.
Kara-sug Kültürü, M.Ö. 1300-700 yılları arasıdır ve Yenisey çevresiyle,
Kögmen Dağları havalisinde ortaya çıkmıştır. Bu kültür de eski Tölös
kabilelerinden kalmadır. Bu dönemin özelliği olan yassı mezar kültürünü
Baykal Gölü' nün güney-doğusunda, Ötüken Dağları (Hangay), Selenge-Orkun,
Tamır ırmakları ve Baykal Gölü çevresinde görüyoruz ve M.Ö. 1000 yıllarına
aittir. Burada ortaya çıkarılan arkeolojik malzemeler, Minusinsk bölgesinde
keşfedilen Tagar Kültürüyle benzerlik gösterir.

4-Demir çağı, buluntuları tıpkı Tunç çağı gibi Türk ülkelerinin farklı
bölgelerinde rastlanılmaktadır:

a-Uyuk (Tuva) Kültürü, M.Ö. 700-200 yılları arasında oluşmuştur.
b-Tagar Kültürü ise, M.Ö. 700-M.S. 100 tarihlerine konulup, Kögmen
Dağları ve Yenisey' in kolları çevresindedir.
c-Esik (Yesik) Kalıntıları M.Ö. 500 yıllarına ait olup, i969 senesinde
Kazakistan'ın Esik kasabasında başlayan kazılar neticesinde ortaya çıkarılmıştır.

  Kazakistanlı ilim adamlarından Kemal Akişev'in başkanlığında başlayan bu
kazılarda elde edilen en mühim eser, gümüş bir kap üzerindeki Kök Türk
harflerinin arkaik şekli olarak kabul edilen ve M.Ö. 5. yüzyıldan kalma olduğu
söylenen yazılardır. Bu harfiyatta keşfedilen diğer önemli bir buluntu da,
tamamen altınla işlenmiş üzerinde bir zırh bulunan Türk tiginine aİt cesettir. Bu
yüzden ilim literatürüne "Altın Elbiseli Adam" olarak geçti. Ayrıca bunların
yanında 4000 parça altın eşya çıkanldı. Esik kalıntılarının bulunduğu coğrafya
Issık Köl çevresi, Ala-Tag, İli Vadisi, Çu-Talas arası, Kuz-Orda ve Taraz
havalisinden ibarettir. Bu bölge tarihin en eski devirlerinden beri Türklerin
yurdudur. Esik mezarlarından çıkarılan altın levhalar üzerinde at, dağ keçisi,
geyik, pars, kurt ve yırtıcı kuşlara ait motifler vardır.

d-Taştık Kültürü, M.Ö. 300-M.S. 400 yıllarını ihtiva edip, yine Kögmen ve
Yenisey bölgesinde ortaya çıkarıldı. Taştık kültürünün buluntuları arasında
küçük hayvan heykelleri vardır. Kiselev, Taştık kültürünü doğrudan doğruya
Kök Türk kültürünün ön hazırlığı olarak kabul eder.

e-Pazınk Kültürü, Altun- Yış (Altay), Yarış Ovası (Cungarya), Tarbagatay
Dağları, Kara !rtiş ve Yumar (Ab) Vadileri etrafında ortaya çıkmıştır. Pazarık
mezarları ilk defa 1919 senesinde S.I.Rudenko ve M.P.Gryaznov adlı iki ilim
adamı tarafından bulundu. Sibirya'da Ulagan vadisinde, Pazınk denilen yerde,
tamamen donmuş mezarlar içinde cesetlere ve eşyalara rastlanıldı. Pazınk
mezarlarında M.Ö. 400-200 yıllarına ait halılar, giyim eşyaları, ayakkabılar,
arabalar, mumyalanmış kadın ve erkek cesetleri, at koşumları, müzik aletleri ve
süs eşyaları bulundu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 29 Aralık 2015, 10:56:43 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ

....Tarih öncesi çağlan ve kültürlerini böylece özetledikten sonra bulunan
eşyaları da belki şöyle tasnif edebiliriz.

1-Her türlü giyim-kuşam eşyalan
2-Çeşitli süs eşyaları. Küpe, düğme, kopça, bilezik, gerdanIık, ayna, toka,
kemer uçları
3-Savaş aletleri. Ok ucu (termen), balta, bıçak, süngü, kıIıç, zırh, kalkan,
bayrak, tug vs.
4-Ev aletleri. Çekiç, balta vs.
5-Mutfak eşyaları. Her türlü kap-kacak.
6-At koşumlan. Eger, gem, üzengi, kayış tokaları.
7-Ev eşyaları. Halı, kilim, döşek, vs.
8-Müzik aletleri. Her türlü çalgı.
9-Her türlü mimari yapı ve heykeller.
10-Tamgalar. Türk kültüründe tamgalann önemi son derece büyüktür.
Türk, sahip oldugu bütün varlıklara tamgasını vurarak, onlann adeta
mülkiyetine sahip olmuştur. Çanagından, çömlegine, koyunundan, atına, mezar
taşından, sahip oldukları topraklann sınırlanna kadar her yere tamgasını
kazımıştır.
11-Bengü-taşlar.


c-Yazılı Kaynaklar

 Hiç şüphesiz tarihin önemli kaynakları arasında yazılı belgeler yer alır.
Yazılı kaynaklar denilince de akla kitabeler, sözlükler, siyaset-nameler,
cografya eserleri, genel ve özel tarihler ve ayrıca kültürümüz için önemli olan
fal kitabıarı, dini metinler, mektuplar ve yarlıklar gelir

1-Kitabeler

Bugün tarihçiler, özellikle İslamiyet öncesi Türk tarihinin yerli kaynakları
bakımından çok az belgeye sahiptirler. 19. yüzyılın sonlarına kadar başvuru
kaynaklarımızın temelini Çin yıllıkları ve seyahat notları meydana getiriyordu.
Kök Türkçe yazıtların ortaya çıkması ilim alemini bir anda harekete geçinniştir.
tık defa Kök Türkçe yazılı abidelerin varlığından bahseden, 13. yüzyıl
tarihçilerinden Cüveyni olmuşturD. Daha sonra bir botanikçi olan
Messerschmidt, 1721' de, Yenisey vadisinde yaptığı araştırmalar sırasında, Kök
Türkçe ile yazılmış taşların varlığından haber vermiş, fakat o bu taşların hangi
dille ve kimlere ait olduğunu bilmediğinden yankı uyandıramamıştı. Ama ilim
aleminin en büyük keşiflerinden biri olan Kök Türk yazıtlarının bulunması ve
dünyaya tanıtılması, lsveçli bir subayolan Strahlanberg sayesinde oldu. Bu
yazıtların okunması için dünyada büyük bir yarış başlamış ve ilk önce büyük
alim Thomsen abideleri deşifre etmiştir. Böylece araştırmacıların eline kıymeti
hiçbir şey ile ölçülerneyecek olan vesikiilar geçmiş oldu. Buna ragmen, belli
başlı birkaç kitabenin dışındaki diğer kitabelerden yararlanma yoluna
gidilmemiştir.

  Hunlardan sonra Türk devletinin başına Tabgaçlar geçmişler, onların
peşinden de Kök Türk Aşina ailesi Türk birliğini sağlamıştır. Bugün istifade
edilen yazıtların tarihi bakımdan en kıymetlileri Kök Türklere aittir. Hunların
neslinden olduklarını söyleyen Kök Türklerin ardından Uygurlar da, Kök
Türklerin izini takip etmişler, onlar gibi gelecek nesillere haber vermek için
büyük devlet kitabelerini diktirmişlerdir. Bununla beraber, Hun dönemi yazıtı
olarak daha önce bahsetmiş olduğumuz Esik Yazıtı gösterilmektedir.

a-Kök Türk Dönemi Yazıtları

 1-Bilge Kagan Yazıtı: Oğlu, İçen tarafından Bilge Kagan'ın ölümünden
 (734) sonra 735 yılında diktirilmiştir. Bilge Kagan ve Köl Tigin Yazıtlarının ilk
 kopyası Rus arkeologu Yadrintsev tarafından çıkarılmıştır. Bu yazıtları ilk defa,
W.Radloff tarafından, Die Alttürkischen Inschriften der Moııgolei,
St.Petersburg i895, adlı eserde neşredilmiştir. Yazıtın Türkçe kısmını Yollug
Tigin yazmış olup, çince kısmını ve süslemeleri Çinliler yapmıştır. Bilge
Kagan'ın yazıtı, Köl Tigin'inkinden bir kaç cm. uzundur. Bu yüzden doğu
cephesinde 41 satır vardır. Yazıtın batı cephesinde Çince kitabe olmakla
beraber, Çince kitabenin üzerinde ayrıca Türkçe yazılar devam etmektedir.

2-Köl Tigin Yazıtı: 731 yılında ölmüş olan Köl Tigin'in kitabesini ise
kardeşi Bilge Kagan, 732 yılında yine Yollug Tigin'e yazdırtmıştır. Bu yazıta
aİt bilgiler de, Bilge Kagan 'ınkiyle aynıdır. Kök Türk Kaganlığının
başlangıcından itibaren Bilge'nin ölümüne kadar olan tarihi olaylar bu
yazıtlarda zikredilmektedir. Kitabe kaplumbağa şeklinde bir kaide taşına
oturtulmuştur. Yüksekliği 3.75 metredir. Yukarıya doğru daraldığından doğu ve
batı cephelerinin genişliği aşağıda 132 cm, yukarıda i22 cm. dir. Güney ve
kuzey cepheleri aşağıda 46, yukarıda 44 cm. dir. Doğu cephesinin üzerinde
kaganın işareti, batı cephesinde Çince kitabe vardır.

3-Tunyukuk Yazıtı: İki ayrı taştan ibaret olan Tunyukuk Yazıtı,
Imuhtemelen 725-726'larda ölen ünlü Türk devlet adamı Tunyukuk tarafından
ıölmeden evvel diktirilmiştir. Birinci ve daha büyük olan taşta 35, ikinci taşta 27
ısatır vardır. Bu abide de yazı yukarıdan aşağıya doğru yazılmış, fakat diğer
ikisinin aksine satırlar soldan sağa doğru düzenlenmiştir. Bilge ve Köl Tigin
yazıtlarının yakınında, Mogolistan'ın Koşo-Çaydam bölgesinde bulunmuştur.
Bu yazıt da, Radloff tarafından adı geçen eserde ilk defa neşredildi.

  Taşların çepe-çevre etrafında Çin oymaeıları tarafından yapılma sekiz tane
heykel vardır ki, hepsinin başları kırılmıştır. Burada takriben 150 metre kadar
uzunlukta bir sıra balbal vardır. Yazıttan anlaşıldığına göre, tı-teriş ve
Tunyukuk istiklal mücadelelerine birlikte girmişlerdir. Ayrıca Tunyukuk'u Çin
kaynakları da teyit etmektedir. Bu yıllıklarda hep tı-teriş ve Tunyukuk'un adları
yan yana geçmektedir. Tunyukuk yaptıgı işlerden dolayı haklı olarak kendini
övmektedir. Özellikle Tokuz-Oguzların elinden Ötüken'in alınması, Kırgız,
Türgiş ve Sogd seferleri bu yazıtlarda anlatılmaktadır. Tunyukuk yaşadığı
müddetçe Türk devleti en parlak zamanlarından birini geçirdi. Devletin sınırları
batıda Temir Kapı'ya, doguda da zaman zaman Çin Denizi'ne kadar uzandı.
Tunyukuk yazıtının diger yazıtlardan farklı bir tarafı Bilge ve Köl Tigin' e yer
verilmeyişidir. Özellikle Köl Tigin'in adı hiç geçmez.

4-0ngin Yazıtı: 1891 yılında Yadrintsev tarafından Mogolistan' daki Ongin
lrmağına yakın bir yerde bulundugundan, bu ad ile anılmıştır. 8. yüzyıla ait bir
yazıt olup, ilk defa Radloff tarafından adı geç'en eserde neşredildi. Abide de esas
olarak 12 satır bulunmakla beraber, yan tarafının en üstünde 7 satırdan oluşan
kısa kısa yazılar vardır. Ayrıca yazıtın hemen yanındaki balbalın üzerinde de bir
satır yazı mevcuttur.

  Her halde 731 yılında dikilmiş olan bu yazıtın kimin adına kazındıgı
konusunda araştırmacılar arasında farklı görüşler mevcuttur. Yazıtta bir
felaketten bahsedilmektedir, bu da muhtemelen 630'daki felaket yılıdır.
Bilindigi gibi bu olay Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında da geçer. 8. yüzyıla
ait bir yazıt olup, ilk defa Radloff tarafından adı geçen eserde neşredildi.

5-Köl İç Çor Yazıtı: Orta Mogolistan'da, İhe-Hüşotu denilen yerdi.
W.Kotwicz tarafından bulundugu için bu ad ile de anılan yazıt, Kök Türklerin
ünlü devlet adamlarından biri olan Tarduş Köl İç Çor'un anısına dikilmiştir.

  Aynı zamanda Tunyukuk'un da akraba sı olma ihtimali olan Köl İç Çor Türk
tarihinde önemli bir yere sahiptir. Köl İç Çorluk idari' bir unvandır. Bazı ilim
adamlarının belirttiğine göre, 8. yüzyılda batıdaki Tarduş beglerinin reisi Köl İç
Çor unvanını taşıyordu. Hunlarda olduğu gibi, Kök Türk ve Uygurlarda da
ordular boy düzeni üzerine teşkilatlandınlmış olup, ordu komutanları olan
şadlara yardımcı olmak için, tecrübe li Köl İç Çorlar ve Apa Tarkanlar tayin
olunmuştur. Kitabede pek-çok Türk ve gayri-Türk kavmin adını da görebiliriz
(Karluk, Tokuz-oguz, Türgiş, Tarduş, Kıtan, Tatabı, Tezik vs). Coğrafi açıdan
da değerli olan yazıtta Beş-balık, Yinçü Ögüz, Temir Kapı gibi cografi terimlere
de rastlamaktayız. Yazıtta Köl İç Çor' un savaş mücadelelerinden özellikle, 714
yılındaki Beş-Balık savaşları hakkında bilgi vardır. Yazıtın batı tarafında 12,
doğu yüzünde 13, kuzey yönünde 4 satır mevcuttur.
   Yazıtı ilk defa W.Kotwiez-A.Samoiloviteh, "Le Monument Turc
d'Ikhe-khuchotu en Mongolie Centrale", Rocznik OrientalistycZllY, Tom. 4,
Warszawa 1928, adlı makalelerinde yayınlamışlardır.

6-Bugut Yazıtı: Mogol arkeologlarından C.Dorçsuren tarafından 1956
yılında, Mogalistan'daki Bugut şehrine LO km uzaklıkta bulunduğu için bu ad
ile anılmaktadır. 6-8. yüzyıla ait olup, Sogd alfabesiyle yazılmıştır. Yazıtın tam
olarak korunamamış olan üst tarafındaki kabartmada; belden yukarısı Türklerin
efsanevı atası olan kurt, belden aşağısı insan olan bir yaratık bulunmaktadır.
Özellikle yazıtın bir taş kaplumbağa sırtına oturtulmuş olması, buranın bir han
mezarlığı olduğunu göstermektedir.

  Kök Türklerin ilk zamanlarına aıttır. Adını başka hiçbir kitabede
göremediğimiz, Mo-kan'ın ve Taspar'ın küçük kardeşi Mahan Tigin adına
dikilmiş olup, yazıtta onun iyi ve yetenekli biri olduğu zikredilir. Bu yazıtta
Mahan Tigin'e kagan da denmektedir. Bugut Yazıtını

 S.G.Klyaştomıy-V.A.Livşiç, "The Sogdian Inscription of Bugut Revised", Acta
Orientalia, 26/1, Budapest 1972 adlı makalede en iyi neşrini yaptılar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 29 Aralık 2015, 10:58:08 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ

7-Çoyren Yazıtı: Ulan-Batur'a 15 km uzaklıkta, Sansar-Ula Kurgan'ının
güneyinde bulunmuştur. Üzerinde üç tamga bulunan bu yazıt 1929'da
Ulan-Batur Müzesine getirilmiştir. Bu yazıtta ünlü vezir Tunyukuk'un nesebi
sayılmaktadır. 6 satırdan ibarettir.

8-Hoytu- Tamır Yazıtları: 1893 yılında Klementz tarafından bulundular.
Orkun Nehrinin Hoytu- Tamır bölgesindeki kayalar üzerindeki bu yazıtlar 8.
yüzyıla ait olup, Kök Türk dönemindeki Beş-Balık seferlerini anlatmaktadır.
Yine ilk defa bu yazıtları Radloff neşretmiştir. Hoytu- Tamır Yazıtlarının
tamamı on parçadır.

9-Uybat III Yazıtı: 1721'de Messerchmidt tarafından Uybat Nehrinin sol
tarafında keşfolunmuştur. Fakat bu bölgede daha pek çok yazıt mevcuttur. Yazıt
Tarkan Sangun adlı bir Türk begine aittir. Yazıtta Türk tarihi için oldukça
öneme sahip bir isme tesadüf etmekteyiz. Köl İç Çor Yazıtının 12. satırında
geçen İl Çar adını, bu kitabenin 8. satırında da görüyoruz. Bu İl Çor'un adı Çin
kaynaklarında To-si-fu olarak transkripsiyon edilmiş olup, büyük bir ihtimalle
İl-teriş ve Kapgan Kaganların kardeşidir. Yazıtta toplam 17 satır vardır.

b-Uygur Dönemi Yazıtlan

1-Aru-Han Yazıtı: 1962 senesinde Mogolistan'ın Bulgan şehrinin
akınlarında bulunmuştur. E.Tryjarski, "L'Inscription Turque runifarme
tl' Arkhanen, en Mongoli/"''', Ural-Altaische Jahrbücher, Vol. 36, Wiesbaden 
1965, adlı makalesinde ilim alemine tanıtmıştır. Yazıt 3 satırdan ibarettir.
Uygurların ilk dönemine aİt olmalıdır.

2-Sevrey Yazıtı: Bu yazıt 1948'de Sovyet Bilimler Akademisinin Gobi'ye
gönderdiği ilim heyeti tarafından bulunmuştur. Sevrey Yazıtında Sogdça
kelimelerde yer almaktadır. Yazıtın Uygur kaganlarından Bögü'ye ait olduğu
tahmin olunmaktadır. Kitabe 3. satırdan itibaren okunmaktadır ve 7 satırdır.

3-Şine-Usu Yazıtı: Türk tarihinin ve kültürünün en mühim eserlerinden
birisidir. 1909 senesinde Mogolistan'a yapılan bir ilim gezisinde, Şine-Usu
Gölü havalisinde bulunduğundan bu ad ile anılmıştır. Şine-Usu Türkçede "Yeni
Su" demektir. Yazıt hem e kadar Moyun-Çor'a ait ise de, babasının yaptığı icraat
ve meydana gelen hadiselerden bahsettiğinden ayrı bir değer taşır. Şine-Usu
Yazıtında pek-çok yer adına rastlanılmakta (lrtiş Ögüz, Selenge, Orkun, Kem,
Yar-Ögüz, Yarış Yazı, Kögmen, Kara-Kum vs) ve S.Gömeç, "Şine-Usu
Yazıtında Geçen Bazı Yer Adları", Bilge, 18, Ankara 1998 adlı makalesinde bu
yer adları üzerinde durmuştur. Yazıtın kuzey tarafında 12, doğu tarafında 12,
güney cephesinde 15, batısında 10 satır mevcuttur. Ayrıca yazıtın batı tarafının
kenarında da bir satır bulunmaktadır.

  Yazıtın kuzey tarafı ilk dört satırı Kök Türklerden izler taşır.
Moyun-Çor'un babası Köl Bilge'nin Tokuz-Oguzları kendi safına çektikten
sonra başarılı olduğu anlaşılmaktadır. Onlar önce Kök Türkleri bertaraf
etmişler, sonra Basmıl ve Karlukları yenerek, Türk devletinin başına
geçmişlerdir. Uygurlar yazıttan da anlaşılacağı üzere, 748 yılındaki Atalar
Mezarlığında yapılan törenden sonra, millet tarafından kendilerini idare etmeğe
layık görüldüler. Kitabedeki bu "Ata Mezarlığı" motifi, Türk nesiinin
çoğalmasına sebep olan Türk ataların gerçek veya sembolik mezarlarının olduğu
fikrini çağrıştırıyor. Bu da bize Ergenekun Destanı'nı hatırlatmaktadır. Bu
yazıttan çıkan diğer bir netice de, hükümdarlık alametleri arasında Atalar
Mezarlığına sahip olmak da vardır. Şine-Usu Kitabesinde son olay Selenge'de
Sogdlu ve ÇinIi ustalara Bay-Balık adında bir şehir inşa ettirilmesi
zikredil mektedir.

   Yazıttan ilk G.J.Ramstedt, "Zwei Uigurische Runeninschriften in der
Nord-Mongolei", Journal de la Societe Finno-Ougrienne, Vol. 30, Helsinki
1913/1918, isimli makalesinde bahseder. Başlangıçtan itibaren Moyun-Çor
Kagan döneminin de olaylarının anlatıldığı bir tarihi vesikadıro

4-Terhin Yazılı: Bu yazıt da, Uygur kaganı Moyun-Çor tarafından
diktirilmiştir. 1970 yılında Mogolistan' da bulundu. Yazıtı ilim alemine
 S.G.Klyaştomıy, "Terhinskaya Nadpis", Sovyetskaya Tyurkologiya, No 3, Baku
1980, adlı yazısıyla tanıtmıştır diyebiliriz. Bu yazıt üzerine Türkiye'de T.Tekin
ve S.Gömeç çalışmışlardır.

  Toplam 30 satır ve bir de taş kaplumbaga üzerindeki cümleyi sayarsak 31
satırdan ibaret olan bu yazıt, Uygurların ünlü kaganı Moyun-Çor devrinin
başlangıcından 753 yılına kadarki olaylardan bahseder. Yazıtın başında daha
önceki meşhur Türk hükümdarlarının adlarının sayılması ve Bumın Kagan'ın
adına burada da rastlamamız, bizi Uygurların da başlangıçta kendilerini Kök
Türklerin devamı olarak gördüklerini düşünmemize sevketmektedir. Kitabe
aşağı-yukarı Şine-Usu ile aynıdır. Burada da pekçok Türk boyu (Kasar, Bars 11,
Apa .İsi, Süngüz, Başkan vs) ve kavrnin adını görmekteyiz.

5-Tez II Yazıtı: İlk defa 1915 yılında B.Y.Vladimirtsov tarafından
bulunmuş, yazıtın o zamanlar neşredilmesine izin verilmemiş, fakat 1976
senesinde ikinci defa, Tez Nehri kıyısında, S.Kareabay ve A.Ochir tarafından
keşfedilmiştir. Yazıt Bögü Kagan dönemine aittir. Bu yazltı da ilim alemine
S.G.Klyaştomıy, "The Tes Inseription of the Uighur Bögü Qaghan", Acta
Orientalia, 39/1, Budapest 1985, adlı yazısında tanıttı. En son olarak S.Gömeç
neşretti. Yazıtın batı tarafında 6, kuzeyinde 5, doğusunda 6, güney tarafında 5
satır bulunmaktadır.
i Yazıt herhalde 770-779 yılları arasında dikilmiştir.' Bögü Kagan'ın
faaliyetlerinden çok babası Moyun-Çor ve dedesi Köl Bilge Kagan hakkındadır.
Türk tarihi ve kültürü için oldukça değerli olan yazlt bugüne kadar iyi
korunabilmiş olsaydı, ondan daha çok faydalanmak mümkündür. Terhin
yazıtında olduğu gibi Tez II yazıtında da "dokuz bakan"dan bahsedilmektedir.
Bu dokuz bakanın üçünün iç bakan, altısının da dış bakan olduğu
söylenmektedir.

6-Karabalgasun Yazıtı: Uygur tarihinin 833 yılına kadar bir özetidir. Üç
dilli olması hasebiyle evrensel bir niteliği de bulunan bu yazıt, Türk tarihi ve
kültürü açısından oldukça büyük öneme haizdir. Türkçe, sogdça ve çince olan
yazıtın Türkçe bölümü oldukça yıpranmıştır. Abide de toplam 52 satır Türkçe
yazı vardır ki, bunların çoğu birer kelimedir. Yazıt 1889 tarihinde Yadrintsev'in
'Kuzey Mogolistan'ı ziyareti sırasında büyük bir harabede bulundu. Yazıtın ilk
neşri Radloff'un eserinde olmuştur.

7-Suci Yazıtı: Ramstedt bu yazıtı 1900 yılında Urga'dan Handu-Wang
manastrı'na giderken buldu. Yeri Kuzey Mogolistan bölgesidir. Onbir satırdan
ibaret olup, en üstünde bir tamga vardır. Boyla Kutlug Yargan adındaki birkırgız bakanın adına dikilmiştir.

8-A-Çor Yazıtı: 8. asrın son zamanlarına ait bir yazıttır ve 1857 senesinde,
KostraU adlı bir Rus tarafından bulundu. Bulunduğu yer Abakan'ın sol
sahilindeki Koybal bozkınndaki Açur Köyüdür. Yazıt Uygur vezirlerinden ve
komutanlarından olan tı Ögesi Inançu Bilge adına diktirilmiştir. Yazıtın ön
tarafı, sağ ve sol yönlerinde 4'er satır mevcuttur. Arka tarafında ise bir satır
bulunmaktadır. Türk tarihi ve kültürü bakımından son derece kıymetli olan bu
yazıtı ilim alcmine Radloff tanıtmıştır.

9-Şivet-Ulan Yazıtı: Sadece üç kelimesi okunabilen, ancak Uygur adına
rastlanılması bakımından değerli bir yazıt olan Şivet-Ulan'ı ilk defa
G.J.Ramstedt, "Materialien zu den Alt-türkischen Inscriften der Mongolci" ,
Journal de la Societe Finno-Ougriemıe, 60/7, Helsinki 1912, adlı makalesinde
tarif etmiştir.

10-Altın-Köl II Yazılı: Yine tarihimiz ve kültürümüz açısından değerli
yazıtlardan birisi olan Altın-Köl II, 1878'de Korçakoff adlı bir köylü tarafından,
Abakan'ın sağında, Altın-Köl'ün 1 km uzağında bulundu. Yazıtın üç tarafında
da kayıt olup, hepsi üçer satırdan ibarettir. 9. yüzyıla ait olan bu kitabe hakkında
ilk bilgileri Radloff'un eserinde görmekteyiz.

c-Türgiş Yazıtları

1-Uybat i Yazılı: 1886 yılında, Uybat nehri bölgesinde D.A.Klementz
bulmuştur. Taşın dar yüzü üzerinde bir insan tasviri bulunmaktadır. Yazıtın ön
tarafında bir, sol tarafında iki ve sağ tarafında da iki olmak üzere beş satırdır.
Sağlığında elçi olan bir Türk'e ait olan yazıtl ilim alemine Radloff adı geçen
eserinde tanıtmıştır.

2-Tuba III Yazıtı: Messerschmidt tarafından 1721 senesinde, Yenisey' in
solundaki Tez ve Erba arasında bulundu. Bu taş üç satırdan ibarettir. Yazıt
büyük bir Türgiş beyine aittir. Radloff'un sayesinde ilim alemi bu yazıttan
faydaIanmıştır.

 Tuba III Yazıtında da, daha önce Uybat I'de geçen Kara Kan adını
görmekteyiz. Bir de metinde Türgiş ülkesi geçmektedir. Tahminen 8. yüzyılın
ilk yarısına ait bir kitabedir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 29 Aralık 2015, 10:59:59 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ

d-Altı-Bag Bodun Yazıtları

1-Bay-Bulun II Yazıtı: Dört satırdan ibaret olup, Ulug-Kem'in sol
tarafındaki Bay-Bulun Kurgan'ı harabelerinden çıkarılmıştır. tık defa yazıtın
metnini, S.V.Kiselev, "Neizdanniye Nadpisi Yeniseyskih Kırgızov", Vestnik
Drevlley Istorii, No 3, Mo"kova 1939, adlı makalesinde verdi.

 Kart Tak ınal Öge adlı bir beg için dikilmiştir. Kitabenin dördüncü
satırında Altı-Bag Bodun ismi geçer. Batıda On-Okların başında bulunan
Tardu'nun 603'te ortadan kaybolmasından sonra, yerine tahta çıkan Çor Yabgu,
Tölös beglerinin kendisine suikast yapmalarından korktuğu için bazı liderleri
öldürttü. Bundan dolayı Tölös boylarının önemli bir kısmı ayaklandı. İsyan eden
altı Tölös boyu (Uygur, Bayırku, Ediz, Tongra, Bugu, Apa-İsi) birleşerek
Altı- Bag Bodun 'un meydana getirdiler.

2-Uyuk-Tarlak Yazıtı: 1888 tarihinde, Aspelin tarafından Uyuk nehri
havalisinde bulunan yazıtlardandır. İki satır ve yazıtın üzerinde bir de tamga
vardır. Yazıta ait ilk bilgileri Radloff tan öğreniyoruz.
Yazıt El Togan Tutuk isimli Altı-Bag Bodun'a mensup bir beg adına
hazırlanmıştır. El Togan Tutuk altmış yaşında ölen bir elçidir.

3-Kemçik-Kaya Başı Yazıtı: 1879'da Adrianov tarafından Kemçik
ırmağının 8. km yukarısında bulundu. Yazıtın özelliği hem sağdan sola, hem de
soldan sağa doğru yazılmış olmasıdır. 9 satır halinde yazılmıştır. Tograk adlı bir
Türk beyinin yazıtıdır. Bu yazıtı D.A. Klementz, "Drevnosti Minusinskogo",
Pamyatlliki Metaliçeskih t.)Joh, Tomsk 1886, isimli yazısında tanıtmaktadır.
Kitabede adı geçen Inançu Külüg Çigşi'nin Karabalgasun Yazıtında geçen
Inançu ile aynı adam olma ihtimali söz konusudur. Altı-Bag Bodun'a mensup
bu elçi çok önemli seyahatler yapmıştır. tık önce 810 senesinde 30 kişilik bir
heyet ile Çin'e gitmiş, sonra 813'te bir evlilik dileğinde bulunmak üzere bu
ülkeyi bir kere daha ziyaret etmiş, 821 'de bu evliliği gerçekleştirmek amacıyla
yine Çin'de bulunmuş ve Hotan'a gitmiştir. Yazıtın 7. satırındaki Kırkız kanı
bitimişin cümlesinden, sanki Kırgız ülkesinde de bulunduğu sonucu
çıkmaktadır.


e-Oguz Yazıtları

1-Hangita-Hat Yazıtı: Bu yazıttan ilk defa Y.Rintchen, Les Dessiglles
ictographiques et les bıscriptiolls sur les Rochers et sur les Steles ell
ollgolei, Ou1an- Bator 1968, adlı eserinde bahseder. Yazıt 7. yüzyılın
anlarında Tokuz-Oguz Kagan'ı Baz Kagan'ın oğlunun anısına dikilmiştir. İki
atır halindedir.

2-Barlık i Yazıtı: 1891 'de Klementz tarafından Elegeş'in batı tarafındaki,
barlık nehri havalisinde bulundu. Bundan başka üç yazıt daha vardır. Altı-Oguz
airliğine dahil olan bir beyadına dikilmiştir. Uç satırdan ibarettir. Yazıttan ilk
mfa Radloff haber verir.

 Yazıttan Oguzların 7-8. yüzyıllarda birkaç birlik teşkil ettikleri ortaya
çıkmaktadır. Mesela bu yazıtta Oguzların altı boy halinde teşkilatlandıkları
söylenirken, Şine-Usu Yazıtında hem Sekiz-Oguz, hem de Tokuz-Oguz boyunu
görüyoruz. Bilge Kagan Yazıtında da bir Üç-Oguz ittifakı vardır. Eğer bunların
hepsinin aynı yüzyıllarda var olduğunu düşünecek olursak, Oguz birliğinin
sayısı 26 olur. ıo. yüzyılda ise, Oguzlar 24 boy halinde teşkilatlanmışlardır. Bu
da gösteriyor ki, çağlar içerisinde Oguz federasyonlarına çeşitli boylar
girip-çıkmış ve 10. yüzyılda da son şeklini almıştır.


f-Kümül Yazıtları

1Kejilig-Hobu Yazıtı: 1916 senesinde Adrianov tarafından, adı geçen
bölgedeki Ejim kıyısında bulundu. Yazıtta bir de tamga vardır. Onbir satır
halindedir ve yazıt hakkındaki ilk ciddi bilgileri S.E.Malov'un Yeniseyskaya
Pismemıosti Tyurok, Moskova-Leningrad 1952, adlı eserinde görüyoruz. Bir
Türk boyu olan Kümüllere aittir.

Kümül adı, Çin kaynaklarında Sha-toların bir kabilesi olarak geçen
ÇümüllÇlımlıllardan (Tch'ou-yııe) gelmektedir. Çin yıllıklarında onların
Türklerin bir bölümü olduğunu ve Kök Türklerin fetret devresinde Beş-Balık
taraflarına çekildiklerini görüyoruz. Onların adını Kaşgarlı Mahmud'un Divanü
Lfıgat-it Türk'ünde de görebiliriz. Bu yazıt Kümül Öge adına dikilmiştir.

2-Kızıl-Çıra II Yazıtı: 19I6'da Adrianov tarafından Bayan-Köl ırmağı
kıyısındaki Kızıı-Çıra mıntıkasında keşfedildi. Altı satır olan bu yazıtı da Malov
ilim alemine tanıtmıştır.


g-Az Yazıtları

1-Bayan-Kol Yazıtı: 1971 yılında Tuva bölgesinde bulundu. Yazıtta
Altı-Azların tarihi yurtlarının kesin sınırları çizilmektedir. Yaklaşık 2.5 metre
uzunluğundadır. Üç yüzünde de birer satır vardır. Yazıt hakkındaki bilgileri,
D.D.Vasilyev'in "Tyurkskaya Runiçeskaya Nadpis iz Okrestnostey Bayan-Kola
(Tuva)", Sovyetskaya Tyurkologiya, No 3, Baku 1976, adlı makalesinden
öğrenmekteyil.

  Azlar hakkında pekçok görüş mevcuttur. Azlar menşei itibarıyla Türk
boyları içerisine dahil edilmeseler bile zaman içerisinde Türk kültürü arasında
erimişler ve Türkleşmişlerdir. Bayan-Kol Yazıtından çıkan neticeye göre, 8.
yüzyılda Azların altı urug halinde ve Tannu-Ola'nın batısındaki Mugur
bölgesinde yaşadıkları anlaşılmaktadır.

 2-Mugur-Sargol Yazıtlan: i 976 ve 1978 senelerinde bulundu. Yeri
Yenisey'e 2.5 km uzaklıktaki Mugur bölgesi olduğu için bu ad ile anılmaktadır.
ı. Mugur yazıtını N.A.Baskakov, "Naskalnaya Runiçeskaya Nadpis v
Terezennike-Buyuk Uriçişça Mugur-Sargol Tuvinskoy ASSR", Sovyetskaya
Etnografiya, No 3, Moskova 1978, isimli makalesinde, II. Mugur yazıtını,
D.Vasilyev, "Novaya Drevnetyurskaya Nadpis iz Tuvi", Arkeologiçeskiye
Otkrıtiya, 1979, Moskova 1980, adlı yazısında vermektedirler.

 Az adına ilk defa tarihi bilgi olarak, Bilge ve Köl Tigin Yazıtlarında 709
yılındaki Kök Türk-Kırgız savaşları sırasında rastlıyoruz. 710 senesinde
Türgişlerle yapılan muharebede de, herhalde Türgişlerin safında yer almışlardır.
Çünkü bu savaşlarda Türgiş liderinin komutanlarından birinin unvanı Az
Tutuk' tur. 714 yılında ayaklanan Azları, Bilge ve Köl Tigin bir kez daha
mağlup ettiler. Az adı Uygur kitabelerinden Şine-Usu ve Terhin Yazıtında da
görülür. Fakat Uygurlar çağında onların hakimiyetini tanıınışlardır. Çünkü artık
mühim bir siyasi kuvvetleri yoktur.


h-Peçenek Yazıtlan

  Türk milletinin bir parçası olan PeçenekIere ait bu yazıtlar 1799 senesinde,
Macaristan'ın Torontal vilayetindeki Nagy-Szent-Miglos denilen yerde, bir evin
avlusunda bulundu. lık önce Attila'nın definesi sanılan bu eserlerin üzerindeki
yazılar çözülememiş ve Viyana Müzesine kaldırılınışt!. Kök Türk yazıtlarını
çözen Thomsen bunların Attila'ya ait olmadığını söylemiş ve G.Nemeth,
kalıntıların Peçenek Türklerinin izlerini taşıdığını ve Kök Türkçenin devamı
olan bir Türkçe ile yazıldığını A Nagyszentmiklosi Kincs Feliratai, Budapest
1932, adlı eserinde söylemişti. 9-10. yüzyılara ait olduğu sanılan bu eşyaların
üzerinde hem Kök Türk harfli metinlere rastlanıldığı gibi, hem de Grek
harflariyle yazılmış parçalara tesadüf edildi.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 29 Aralık 2015, 11:06:08 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ

ı-Bulgar Yazıtları

   Bulgaristan'ın çeşitli yerlerinde, mesela Pliska, Preslav ve Madara gibi
merkezierde eski Bulgar Türklerine ait 90 kadar kitabc bulunmuştur. Bunlar
genellikle Grek alfabesiyle yazılmıştır. Preslav'da bulunan bir yazıt Kril
aIfabesiyledir. Bunlardan Madara Yazıtı, kabartmalı sağlam bir kaya
üzerindedir. Kabartmadaki tasvir sahnesinde, elinde mızrak, ata binmiş bir
suvari vardır. Tasvir sahnesinin Kurum Han'a (9. yüzyıl) ait olduğu tahmin
edilmektedir.

 i-Sekel Yazıtları

  Tokuz-Oguz boylarından birisi olan Sekeller, bugün hala Macaristan'ın
doğusunda küçük bir grup olarak hayatlarını sürdürüp, 13. yüzyıldan beri Macar
kaynaklarında zikredilirler. Daha önce bir yazıtları bulunmayan Sekellere ait ilk
yazıt İstanbul' da bulundu. Osmanlılar zamanında İstanbul' a gelen bir Sekel
elçisi şikayetlerini kaldığı hanın duvarlarına yazmış ve 1553'te bunlar kopya
edilmişti. Büyük alim Thomsen bunun da Türkçe olduğuna karar verdikten
sonra Macarlar tarafından okundu. 17. yüzyılda bir tahta üzerine, 1864'te de bir
kilisede başka yazıtlar keşfedildi.

  Bunun yanısıra Mogolistan'dan Macaristan'a kadar uzanan coğrafyada
binlerce Türk yazıtı bulunmuştur. Bunların tarihi açıdan pekbir önemi yoksa da,
kültür tarihimiz açısından son derece önemlidirler. Bunları da; Yenisey, Altay,
Kırgız- Kazak, Fergana, Mogolistan ve Avrupa Yazıtları şeklinde tasnif
edebiliriz.


2-Kutadgu Bilig

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib tarafından yazılmıştır ve aslı 6425 beyit,
ekleri ile birlikte 6645 beyitten oluşan bu eser 1070'de tamamlanmıştır.
Kara-Hanlı hükümdarı Ebu Ali Hasan b. Süleyman Arslan'a sunulmuştur. Şairin
gücünü takdir eden hakan kendisine haciplik görevini vermiştir. Birbuçuk yılda
tamamlanmıştır.
Yazar tecrübeli bir fikir adamı sıfatıyla devrinin hayat felsefesini ortaya
koymaktadır. Yusuf Has Hacib birbirine çok sıkı bir şekilde bağlı bulunan fert,
toplum ve devlet hayatının ideal biçimde düzenlenmesinde gerekli olan anlayış,
bilgi ve erdemlerin neler olabileceği ve bunların nasıl elde edileceği, nasıl
kullanılacağı üzerinde durur. Bu eser birçoklarının sandığı gibi üst düzeydeki
devlet görevlilerine iyi olmaları için ahlak dersi veren kuru bir öğüt kitabı
değildir. Bu eserde fertlerden, her devirde gerçekleşmesi güç olan bazı erdemler
ve fedakarlıklar istenmekte, yazarın kendi çevresi cleştirilmekte ve bazı
gerçekıere yer verilmektedir.

Türk yazı diline ve onun inceliklerine hakim olan Y.H.Hacib İsHim
sanatçılarını örnek alarak, eserinde aruz veznini kullanmıştır. Kutadgu Bilig dört
esası temsil eden sembolik dört kişi üzerine düzenlenmiş bir eserdir.

1-Kanun ve adalet (Kün- Togdı)
2-Mutluluk (Vezir Ay-Toldı)
3-Akıl ve ilim (Vezirin oğlu Ögdülmüş)
4-Hayatın sonu, akibet (Ogdurmuş)

  Kutadgu Bilig'in bilinen üç yazması vardır: Viyana Yazması, Uygur harfli
olup, 1439' da kopya edilmiştir. Kahire yazması, arap harflİdir. Fergana
yazması, 13. yüzyılda kopya edilmiştir. Kutadgu Bilig, ilim dünyasınca
tanındığı 1825 sencsinden beri üzerinde ençok fikir yürütülen Türk eserlerinden
biri olmuştur. Vambery, Kutadgu Bilig ahlakl bir eğitim kitabı, Alman
O.Alberts felsefi' bir kitap ve İbn Sina tesirindedir derken, Macar J.Thury çince
bir eserin Türk görüşüne uydurulmuş bir tercüme, Barthold ise içerisinde gerçek
hayattan uzak, kuru mecazlar bulunan bir kitap olduğunu söylemiştir. F.Köprülü
de eserde İbn Sina tesiri olduğunu iddia eder. S.M.Arsal, Farabi etkisine işaret
etmiştir. B.Ögel, "İslam ve İran edebiyatınında tesirleri altında kalmıştır" der.
R.R.Arat ise, kitabın herhangi bir yerden tercüme değil, tamamen orijinal
olduğunu belirtmektedir.

  Kutadgu Bilig adının manası konusunda da fikir birliğine vanlamamıştır.
Y.H.Hacib, kitaba "Kutadgu Bilig" adını koydum, okuyanı kutlu kılsın ve ona
yol göstersin, demekle yetinmiştir. Kutadgu kelimesi etimolojik olarak
Kut+ad+gu/ kutlu olmak demek ise de, "kut"un manası konusunda tartışmalar
vardır. Kutadgu Bilig, "hükümranlık, siyasi hakimiyet bilgisi" veya "devlet" ya
da "devletli olma bilgisi" manalarına gelmektedir.

3-Divallü Ulgat-it-Türk

Divanü LGgat-it-Türk'ü yazmış olan Kaşgarlı Mahmud Barsganlı olup,
doğum yeri Kaşgar' dır. Kaşgarlı Mahmud daha memleketinde iken kuvvetli bir
medrese eğitimi görmüş, devrinin İslam ilimlerini oradaki Türk bilginlerinden
öğrenip, icazet almıştı. Kaşgarlı Mahmud arapça ve farsçayı mükemmel şekilde
bildiği gibi, ana dili ohm Türkçeyi de birçok diyalektleriyle biliyor ve
konuşuyordu.
 
  Kaşgarlı Mahmud ne pahasına olursa olsun Araplara Türk dilini öğretmek
maksadıyla gramer yazmış, Türk kültürünü eksiksiz olarak, çağın ilim alemine
sunmuştur. K.M., aynı zamanda yüce ruhlu bir Türk milliyetçisiydi. DLT, Türk
milletinin büyüklüğünü, eşsiz kahramanlığını, ilim, sanat, yurt idaresi, tarım ve
benzeri hususlarda meydana getirdiği büyük şeyleri türlü vesilelerle sayar.
K.M., o devirdeki büyük ve geniş bir arapçılık akımı içerisinde Türkçülük
"dealinin, yani İslam camiası içerisinde Türk'ün ve Türklüğün o nisbette önemli
ir yeri bulunduğunun güçlü savunucularından olmuştur.

  Adından da anlaşılacağı üzere DLT, herşeyden önce bir Türk sözlüğüdür.
türündeki en eski Türk sözlüğüdür. Yazarının tarifine göre, malzemesini halk
ağızlanndan derleme teşkil etmiş, zaman zaman Türk halk edebiyatından da
faydalanılmıştır. !rili ufakılı birçok Türk boy ve uruglanndan derlenmiş bir
şiveler sözlüğü karakterini taşımaktadır. DLT, yalnız bir sözlük değildir. Türk
tarihine, coğrafyasına, mitolojisine, folklor ve halk edebiyatına kısacası Türk
milli kültürüne aİt zengin bilgileri içine alan ansiklopedik bir eserdir. Madde
başı olan kelimelerle örnekleri Türkçe, sözlerin açıklamalan arapçadır.

  Divanü Lfigat-it-Türk 1072'de Bağdat'ta yazılmaya başlanmıştır.
1072-1074 tarihleri arasında tamamlanmış, 1077 senesinde tekrar tekmil
edilerek Halife el-Muktedi'ye sunulmuştur. Tek nüshası 1266'da kopya
edilmiştir. Katip Çelebi, DLT'ü görmüş ve Keşfiz' zünun adlı eserinde bundan
söz etmiştir.

  Divanü Lfigat-it-Türk'ü ilk ele geçiren Ali Emiri Efendi olmuştur. Talat
Paşa'nın aracılığıyla bu arapça nüsha İstanbul'da Kilisli Rifat Bilge'nin nezareti
altında üç cilt olarak basılmıştır. DLT, Besim Atalay tarafından üçü esas, biri
tıpkı basım ve diğeri de dizin olmak üzere 5 cilt olarak 1943 yılında tekrar
neşredildi.

 Bize bütün Türk boy ve uruglarının coğrafi yayılışı, sosyal yaşayışlan,
gelenekleri hakkında değerli bilgiler vermektedir. Bu bilgilerin anayurdun tarihi
coğrafyasını aydınlatmak bakımından büyük bir değeri vardır. DLT' deki harita,
ilk Türk dünya haritası olması bakımından önemlidir.
Divanü Lilgat-it- Türk, Türk folkloru ve edebiyatı açısından da eşsiz bir
hazinedir. Kitapta Türk maddi kültürüne ait zengin bilgiler yanında, halk şiirine,
musikisine, gelenek ve göreneklerine dair dağınık fakat çok değerli malzeme de
vardır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 29 Aralık 2015, 11:15:45 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ


4-Sözlükler


a-Codex Cumanicus:

Kırım'da, 1303 yılında İtalyan misyonerlerin tanzim
ettiği söylenen Codex Cumanicus adlı Latince-Farsça-Kumanca sözlük (Tek
nüshası Venedik'te bulunmuş olup G.Kun tarafından 1880'de neşredilmiştir)
Kırım çevrelerindeki Kıpçak Türkçesi hakkında bilgi verir. Kuman-Kıpçaklar,
Batu'dan çok evvel, Kırım'da Cenovalı ve Venedikli katolik misyonerlerle,
fransisken rahiplerinin telkinleri yoluyla hristiyanlığa sokulmaya
çalışılmışlardır. İşte bu İtalyan misyonerler Kuman- Kıpçaklar arasında dini
propagandayı kolaylaştırmak ve ticarete yardımcı olmak üzere, pratik hayatta
kullanılsın diye 2500 kelimelik bir sözlük hazırlamışlardır. Bu sözlük 1303
tarihlerinde Sogdak şehrinde tanzim edildi. Kuman-Kıpçak Türkçesine ait bazı
gramer kaideleriyle birlikte içinde İncil'den tercümeler, bazı katolik ilahileri ve
ata sözlerinin Türkçe tercümeleri vardır. Sözlüğün Türk küllür hayatı hakkında
da eşsiz bir değeri bulunmaktadır.

b-Kitabü'l-İdrak Li-Lisan'iI-Etrak:

Türkçeyi öğretmek gayesiyle Ebu
Hayyan adlı bir Arap tarafından kaleme alınmıştır. 1312'de Kahire'de
tamamlanan sözlük biri lügat, öbürü de gramerden oluşan iki bölümdür. İki
nüshası da İstanbul' dadır. Ahmet Caferoğlu tarafından 1931' de neşredilmiştir.
c-Kitilb-ı Mecmu u Tercüman-ı Türki ve Acemi ve Mogoli: Yazarı
bilinmemektedir. Yusuf el Konevi adlı bir Türk tarafından 1343 tarihinde kopya
edilmiştir. Yaklaşık 2000 kelimeyi ihtiva eder. Eserin tek yazma nüshası
Hollanda'dadır (Lciden). 1894'te almanca olarak basıldıktan sonra, 1970'de
Almatı' da tekrar yayınlandı.

d-E't- Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lügati't- Türkiye:

 Önsözünde KıpçakTürkçesiyle yazıldığı belirtilmektedir. Yazılış tarihi belli olmamakla beraber,
1425'ten önce yazıldığı tahmin olunmaktadır ve Mısır'da kaleme alınmıştır. Biri
gramer, diğeri de li.igat olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir.
Arapça- Türkçe lügat kısmında arapça kelimeler alfabe sırasına göre tertiplenmiş
ve karşılarında da Türkçeleri verilmiştir. Eserin tek yazma nüshası
İstanbul'dadır. Tıpkı basımı 1942'de Budapest'de yapılmıştır. Besim Atalay da
eseri Türkçeye tercüme ederek, 1945'te tekrar neşretmiştir.

e-Kitilbü Bulgatü'l-müştak fi Lügati't Türk ve'I-Kıfçak:

Abdullah e't-Türki tarafından yazılmıştır. Tek nüshası Paris'tedir. Arapça ve Türkçe bir
lügat mahiyetini arzeder. 1938'de isimler kısmı, 1954'te fiiller bölümü
Warszava'da basılmıştır.

f-Kavaninü'I-Külliye Li-Zabt'I-Lügati't- Türkiye:

15. Yüzyıl başlarında Kahire'de yazılmıştır. Bir nüshası vardır, o da İstanbul'dadır. Türkçe gramer
şeklindedir. 1928' de Kilisli Rıfat Bilge tarafından neşredilmiştir.


g-İbn-i Mühenna Lügati:
Cemalcddin İbn-i Mühenna tarafından 13.yüzyılda kaleme alınmıştır. 1820 kelimeyi ihtiva etmektedir. İlk defa
istanbul' da 1340 neşredilmiştir. çoğu malzemesini halkın dilinden almış, maddi
ve manevi unsurlara bolca yer verilmiştir.


h-Mukaddimetü'l-Edeb:
 Meşhur tefsir ve lügat alimi Zemahşari'nin
Harezmşah Atsız'a sunduğu arapça bir sözlüklür. 12. yüzyıla ait eserin nüsha1arı
Jasında en eskileri Harezm Türkçesi ve farsça tercümeleridir. Divanü Lugat-it-
Türk'den sonra Orta Türkçenin en zengin kelime hazinesine sahip bir dil
yldigarı olduğu görülmektedir. Mogolca ve Türkçe tercümderi 1938' de, farsça
tercümesi 1950'de yapılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 29 Aralık 2015, 11:31:58 »

İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARI ÜZERİNE

Doç. Dr. S. GÖMEÇ



ı-Muhakemetü'I-Lügateyn:
 İran edebiyatı hayranlanna karşı Ali Şir
Neval'nin (1441-1501) Türkçeyi müdafaa eden eseridir. Türkçeyi yüksek bir
sanat dili haline getirmek, Türk ruhunu ve milli gururunu yükseltmek onun en
büyük ülküsü idi. Ölümünden bir sene önce yazdığı bu kitaba göre; gramer ve
kelime zenginliği bakımından Türkçe, farsçadan daha üstündür. Birçok neşri
olan eser 1941' de Türkiye' de de basılmıştır.


i-Şeyh Süleyman Efendi Lügati:
Eserin adı "LOgati Çagatay ve Türki
Osmanı" adını taşımasına rağmen Özbek Türkçesi ağırhklıdır. Eser 19. yüzyıla
ait olup, Şeyh Süleyman Efendi İstanbul'da Özbek Tekkesi şeyhliğini de
yapmıştır. Almanca tercümesi ile beraber 1902' de i.Kunos tarafından
Budapest' de yayınlanmıştır.

5-Çin Yıllıkları
Türkler kadar eski bir tarihe sahip olan Çinliler, tamamen yerleşik bir
toplum olduklan için, onlarda tarih yazıcıhğı bizden çok evvel gelişti. Çinliler
M.Önceki çağlardan itibaren çevrelerindeki halklarla ilgilenmeye başlamışlar ve
onlara ait pekçok şeyi resmi tarihlerinde kaydetmişlerdir. Biz bugün İslam
öncesi Türk tarihine ve kültürüne ait pekçok hususu bunlardan
öğrencbilmekteyiz. İslam öncesi Türk tarihi açısından Çin kaynaklarını şöyle
sıralayabiliriz:

1-Shih-Chih (M.Ö. 255-M.Ö. 207). Tarihi hatıralar. Çin'in en eski tarihi
olup, M.Ö. 1. asra kadar olan olaylar Sse-ma Chien tarafından M.Ö. 80
tarihinde tertip edilmiştir.
2-Chien Han-shu (M.Ö. 206-M.S. 24). İlk Han kitabı. Pan-chu tarafından
yazılmış, sonra birtakım ekler yapılmıştır.
3-Hou Han-shu (25-219). Sonraki Han kitabı. Fan-ye tarafından tertip
edilmiştir.
4-San Kuo-Chih (220-264). Üç Sülalenin tarihi. Chen-shou tarafından
yazılmıştır.
5-Wei-shu (300-550). Tabgaç tarihi. Wei-chou tarafından 551-554 yılları
arasında telif edilmiştir.
6-Chou-shu (550-557). 629 yılında Ling-hu Te-feng adlı birisi yazmıştır.
50 cİlt olup, Kök Türk döneminin ilk kaynaklarındandır. 557-580 yılları
arasında hüküm süren Chou hanedanının yıllığıdır. Kök Türklerin 557' den
önceki tarihleri hakkında epey bilgi vardır. 50. ciltte müstakil bir Kök Türk
bölümü yer alır.

7-Pei Ch'i-shu (550-576). Li Te-lin tarafından yazılmaya başlanan bu eseri,
onun ölümünden sonra oğlu Li Po-yüe, 636 tarihinde tamamladı. 50 cilttir.
8-Sui-shu (589-618). 636'da Wei Cheng adında biri tarafından yazılmıştır.
Sui hanedanının yıllığı olup, 85 ciltten ibarettir.
9-Chiu T'ang-shu (618-916). Eski T'ang kitabı. Tarihçi Liu Hsü tarafından
yazıırmştır. 200 cilt olup, eserde 821 senesinden önceki olaylar umumiyetle bir
arşiv vesikası gibi kısa olarak anlatılmıştır.
10-Hsin T'ang-shu (618-916). Yeni T'ang sülalesi kitabı. 1060 senesinde
WO Yang -hsin ve Sung-chi tarafından hazırlanmıştır. 225 ciltten meydana gelir.
Batıdaki On-Oklar hakkında bilgi vardır.

11-Wu Tai-Shih (907-960). Beş Sülalenin tarihi. 10n'de Negu Yang-chien
tarafından telif edilmiştir.

6-Batı Kaynakları.
 Latin ve Bizans kaynakları özel adların kaydedilmesi bakırmndan
 Çin 'i ıllıklarına nazaran daha değerlidirler. Bunların arasında Marcellinius'un 4.
yüzyıla (353-378) ait eserini, Olimpiodoros'un 5. yüzyıldaki (407-425) kitabını,
410'a kadarki olayları anlatan Zosimos'u, 433-468 yıllarını tasvir eden
tPtariskos'u, lmparator Justinien ve Theodora' nın resmi tarihçisi Prokopios' u
anyabiliriz. Bizans kaynaklarında ilk defa Aghathias (ölm. 582) Türk ismini
kıllanmış ve Avarlardan bahsetmiştir. Theophanes Byzantios, Zemerkhos 'un
Kök Türklere olan elçiliğini ve 566-581 yılları vakalarını zikreder. Yine 6. asır
BTzans tarihçilerinden Menandros, Orta Asya için Türkiye tabirini
kullanmaktadır ve Türklerin harp usullerini anlatır.

7-Seyahatniimeler
 Türk tarihinin önemli kaynaklarından birisi de seyahat notlarıdır. Çeşitli
çağlarda Türk ülkelerine gitmiş olan yabancılar, daha sonraları ülkelerine
öö'h'rlükleri vakit bu seyahatlarını kaleme alarak yayınlamışlardır. Gittikleri
yeH'erin etnik yapısı da dahilolmak üzere, kültürel, siyasi, ekonomik ve askeri
yönlerininin anlatıldığı bu seyahat notları tarihimizin aydınlatılması hususunda
bizlere yol göstermektedir.

1-Hsüan Tsang Seyahatnamesi: Bir casus olan bu adam, Çinli budist
rahirıtir. 7. asırda (629-645) Çin başkentinden kalkıp, hacı olam amacıyla
Hindistan'a gitmek için Orta Asya'dan geçmiş ve Kök Türklerin batı
taraflarında gezmiştir. Issık-Köl'ün kuzey-batı sahilini takip ederek Tokmak
(Suyab) ile Talas nehri arasındaki bir yerde T'ong Yabgu ile karşılaştı.
Turfan'dan İndus nehri kıyısına kadar Tong Yabgu'nun himayesinde seyahat
etti. T' ong Yabgu onun refakatine Tamgacı unvanlı bir kişiyi memur kıldı.
T'ong Yabgu'ya Budizm hakkında bilgiler verdi. Notlarında yabgunun ve
otağının kendisini çok etkilediğini, yangunun yanında 200 kadar subayın
olduğunu söyler. T'ong Yabgu'nun oğlu Tardu Şad tarafından idare edilen
Kunduz havalisini de gezdi. Seyahatnameyi S.Julien, Memoires sur les
Countries Occidentales par Hiouen-thang, Paris 1857, adlı kitabında
tanıtmaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.089 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.