“GÖK TANRISI” TERİMİ ÜZERİNE
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2019, 22:17:46


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: “GÖK TANRISI” TERİMİ ÜZERİNE  (Okunma Sayısı 2519 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 02 Aralık 2015, 13:59:39 »

Tengri kelimesi Köktürk yazıtlarında “gök, gökyüzü,” göğün rengi (maviliği) ve “tanrı” anlamlarında kullanılmıştır. Burkana Uygur metinlerinde tanrı kelimesi, “ilâh, tanrı, Buda, Burkan, Efendi” anlamlarına gelmektedir. İslâmiyet sonrası dönemin başlangıcında “1. Allah, 2. ilâh” anlamında; daha sonra ise “1. ilâh 2. Allah” karşılığında kullanılmaya başlanmıştır.

Eski Türklerde göğün ve yerin yalnızca bir tane “kılıcısı, yaratıcısı” olduğu ifade ediliyor, ancak bunun adı verilmiyordu (Ögel 1995: 147). Bazı araştırmalara dayanarak 8-10. yüzyıllarda Türklerin maddeden yalıtılmış bir ilâh kavramına ulaştıkları sanılmaktadır (Esin 2001: 60-61). Bir başka görüşe göre ise tengri kavramı Çinlilerinkine tamamen benzemekteydi. Buna göre Tao dininin kâinatın bütün ruhuna verdiği panteist anlam ve bir sayısının simgesi gök veya T’ai-chi (ilk tek birlik) olması ile açıklanabilir (Esin 2001: 61-62).

Özellikle eski Türk düşüncesinde, gök ile Tanrı arasında kesin bir ayrılık göstermek çok güçtür (Ögel 1995: 147). Türkler “tanrı” için kök tengri ya da tengri kelimelerini kullanmışlar, kök kelimesini tek başına “tengri” için kullanmamışlardır (Barutçu Özönder 1998: 171-172). Köktürkler kağanlarını “göksel hükümdarlar” olarak nitelendiriyorlardı (Esin 2001: 21). Çin’de ve Türklerde göğün kutbu sanılan Kutupyıldızı, Türkçe adıyla Altun (veya Temür)-kazguk Çin astrolojisinde gök hükümdarı denen göksel tanrının sarayı sanılıyordu (Esin 2001:41). Köktürk ve Uygur kağanları bu dönem metinleri dikkate alındığında çok iyi izah edilemeyecek bir biçimde de olsa göğe aittirler. Kağan soyundan olanların ruhunun göğe veya Yitiken yıldız takımına, yani gök tanrısının mekânı olan Kutupyıldızı yönüne uçtuğu sanılıyordu. Böylece Türklerde de hükümdar atalarının göksel ruhlar arasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Çin’de olduğu gibi Köktürk yazıtlarında da gök tanrısı bir hükümdar olarak düşünülüp, tengri-kan (tanrı han) denmekteydi (Esin 2001: 59).

Gök ve tanrı kelimelerinin Orhun Yazıtlarında kullanılışına bakacak olursak başlıca şu örnekleri görürüz: Üze kök tengri asra yagız yer kılıntukda ekin ara kişi oglı kılınmış “Üstte mavi gök (yüzü) altta da yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğulları yaratılmış” (Ergin 1976: 51; Tekin 1988: 8-9). Bu cümlede yerle gök yaratıldıktan sonra insanoğlunun da bu iki varlık arasında yaratıldığından söz edilmektedir. Yani âlem yaratılmıştır, ancak nasıl ve kim tarafından yaratıldığı ve bu yaratmanın “yoktan var etme” biçiminde olup olmadığı açıklık kazanmamıştır (Taş 2002: 36-38). Köktürk metinlerinde geçen Tengri teg tengride bolmış türük bilge kagan bu ödke olurtum. “(Ben) Tanrı gibi ve Tanrıdan olmuş Türk Bilge Kağan bu devirde tahta oturdum.” (Ergin 1976: 49; Tekin 1988: 2-3) ifadesinden Köktürk kağanlarının yüce, kudret sahibi bir varlık ya da ilâhî ve göksel (semavî) olduğu[1]; Tengri küç birtük üçün kanım kagan süsi böri teg ermiş “Tanrı güç vermiş olduğu için babam hakanın askerleri kurt gibi imiş” (Ergin 1976: 53; Tekin 1988: 10-11) cümlesinden, Tanrı’dan güç aldığı; Tengri yarlıkaduk içün, illigig elsiretmiş kaganlıgıg kagansıratmış… “Tanrı öyle buyurduğu için, devletliyi devletsiz bırakmış, hakanlıyı hakansız bırakmış…” (Ergin 1976: 53; Tekin 1988: 12-13) sözünden ise Tanrının buyuran bir varlık olduğu ve bu buyruklara Türk hakanlarının boyun eğdiği anlaşılıyor. Bu yazıtlarda ve Köktürk harfleriyle yazılmış öbür metinlerde göğün yüceliği içinde Tanrının yüceliği de söz konusu edilmiştir.

Üze tengri basmasar “üstteki gök çökmedikçe” (Ergin 1976: 54; Tekin 1988: 14-15) … üze tengri ıdukyersub… “…yukarıdaki Tanrı kutsal Yer (ve) Su…” (Ergin 1976: 68; Tekin 1988: 50-51) ve üze türük tengrisi “yukarıdaki Türk tanrısı” (Ergin 1976: 52; Tekin 1988: 10-11) biçiminde geçen sözcüklerden de Tanrı’nın ve göğün “üstte, yukarıda” olduğu diğer varlıklardan daha üstte, yükseklerde olduğu anlatılmak istenir.[2]Köktük yazıtlarında “üze”, Orta Türkçe döneminde “idiz”, daha sonra “ulug” sözcükleri gök ve tanrı için kullanılmıştır. Bu “ilintisi ve değintisi olmayan bir yükseklik” olarak da yorumlanabilmektedir. Tanrı ve gökle ilgili bu tür genel bilgilerin dışında Orhun yazıtlarında dinî ve fizikötesi fikirlere pek yer verilmediği görülmektedir.

Orhun yazıtları göğün baskısından ve yok etmesinden söz eder. Eski Türk dünyasında kağanı tahttan indirmenin ölümcül bir suç olduğu bilinir. Tıpkı İslamiyet’in kabulünden sonra yazılmış, özellikle siyasetnâme türü eserlerde sıklıkla karşılaştığımız “zıllu’llâh” ifadesinde olduğu gibi, gerçekten prens/tigin Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir. Onun emri göğün emri, onun yaptığı göğün yaptığıdır (Roux 1999: 86, 87).

Bu yazıtlarda Şaman inanışından söz edilmediği için VIII. yüzyıldaki Türklerin şaman inançları ile XIX. yüzyıldaki Moğolların şaman inançları arasında bağlantı kurmak doğru olmaz.

Çin ve Yakın Doğu verilerinden başka Türk mezar taşlarındaki ağıtlardan, P. Schmidt ve O. Turan gibi bilginler Köktürk devrinde gök ibadetinin, tevhit dinlerinden İslâm’da zirveye erişen, her tasavvurdan münezzeh ilâh düşüncesine doğru yükselmekte bulunduğu kanaatine varmışlardır. Doerfer Türklerin tengri kelimesini umumiyetle ilâh anlamında kullandıklarını, başka tabiat tezahürlerine de teşmil ettiklerini söylemiştir (Esin 1978: 87). Bir başka görüş de kâinatın küllî ruhunu mukaddes sayan ve böylece panteizme yaklaşan, Taoizm’e benzer bir tanrı inancının Universalism’in olduğudur (Esin 1978: 43-48) .

Gök tengride kut bulan Türk hükümdarlarından Köktürk kağanı, güneşe benzetiliyordu (Esin, 2004: 75). Hunlar göğü tanık tutarak ant içerdi, fakat Türk devrinde, Türkler ve öbür İç Asyalılar ant merasiminde, daha çok güneş ve ayı şahit tutuyorlardı (Esin, 2004: 77).

Kağan gökten gelmiştir, göğe benzer, gök tarafından yaratılmıştır (Roux 1999: 88).

Köktürk kağanları güneşe benzetilirken Uygur kağanlarının bazısı gök tanrısından, diğerleri güneş ve aydan, veya Kün-ay’dan kut almış sayılıyordu. Kutadgu Bilig’de kağan kişiliğinin adı Kün-togdı’dır ve güneşe benzetilir (Esin 200: 70­71).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 02 Aralık 2015, 14:00:30 »

Uygur kağanları 744-789 yıllarındaki Köktürk kağanları gibi, gök kutuna işaret eden lakaplar (“Tengride kut bolmuş”) taşırken beşinci kağandan sonra (789-790) güneş ve aydan kut almaktadırlar (Esin 2004: 83).

Uygurlar döneminde Çinceden tercüme edilmiş Budist içerikli metinlerde gök tengri ifadesi sıklıkla geçmeye devam etmektedir. Ancak burada “tengri”yle birlikte kullanılan kelimelerin önemine ve diğer varlıklardan farklılığına vurgu yapılmak istendiği anlaşılmaktadır. Bununla ilgili Şüen Zang çevirisinden birkaç örnek vermekle yetineceğim: İnçip yarok kün tengri kök tengrig (642-3) “parlak güneşin gökyüzünü süslediği gerçeği” (Röhrborn 1996: 66-67); künli aylı iki yarutdaçılar yarutdılar kök tengrig (1732-4) “güneş ve ay iki aydılatan gök yüzünü aydınlatıyordu” (Röhrborn 1996: 152-153); kök tengri ordosın tetrü sakınsar teringin kengin kertgünüp üstün agtınguluk yeg adrok yer oron tetir (1819-23) “gökyüzü sarayının derinliği ve genişliği düşünülünce oranın inançlılar için yükselebilinecek ve istenebilinecek bir yer olduğu görülür.” (Röhrborn 1996: 159) .

Orta Türkçe devresinde Uygurlar döneminden kalma şiirlerde tengri kelimesi “tanrı” ve “gök” anlamlarının yanında “saygıdeğer, efendi” karşılığında da kullanılmaktadır:

Öngdün küntün bulungda
Ögrünçlüg yil yiltirdi
Kidin tağdın bulungda Tengri kapığı açıldı

“Cenup-şark köşesinden Sevinç rüzgârı esti,
Şimal-garp köşesinden
Gök kapısı açıldı” (Arat 1986: 296-297)

Könglüngin ögrünçlüg kılğıl
Yirke tengrike sevinç tutğıl

“Gönlünü ferah tut
Yere, göğe sevinç göster” (Arat 1986: 282-283)

Yir-ke tengri-ke sevinç tut
Burkan-lar-ka tapığ kıl

“Yeri, göğü sevindir,
Burkanlara kulluk et” (Arat 1986: 296-297)

körtle tüzün tengrim burkanım bulunçsuzum

“güzel, asil tanrım, burkanım, bulunmazım” (Arat 1986: 16-17).

bar ililig kök kalık yüzinte
bakşılığ burkan tengri toğtunguz

“bar ililig gök yüzünde
öğretici burkan olarak doğdunuz” (Arat 1986: 52-53)

arslan bilge tengri ilig künçük ıduk kut
ançulayu ok ekem tölek kız tengrim

“Arslan Bilge Tengri İlig Künçük Iduk-Kut
Bir de ablam Tölek Kız Tengrim” (Arat 1986: 220-221)

Dua ayini Ortaçağın ilk dönemlerinde güçlü bir etkisi bulunan ve bütün kutsal varlıkların en büyüğü kabul edilen gök tanrısı Tengri’ye yapılmaktadır. Hiong-nular döneminden tek bir belgede bir düşman şehrinin fethinden sonra göğe yönelik bir haykırış bir şükür eylemi yer alır (Roux 1999: 30-31).

Oğuz Kağan’ın efsanevî kişiliği hakkında çok eski bir tarihte oluşmuş olan Oğuz Kağan Destanı’nın manzum parçalarından birinde “kök tengri” tamlaması geçmektedir[3]:

Düşmanlarnı ığlagurdum
Dostlarımnı men küldürdüm
Kök tengrige men ödedim
Senlerge bire men yurdum

“Düşmanları ben ağlattım
Dostlarımı ben güldürdüm
Gök Tanrıya ben ödedim
Size veriyorum yurdum” (Tekin 1986: 103).

Oğuzların destanı hayatını anlatan bir başka önemli eser Dede Korkut Kitabı’dır. Bu eserde İslâm öncesi ve sonrası Türk kültür hayatının yansımaları birlikte görülmektedir: Ağız açub öger olsam/Üstümüzde Tangrı görkli.” (Ergin 1981: 75; Tezcan-Boeschoten 2000: 31); yücelerden yücesin/ Kimse bilmez nicesin/ Görklü Tangrı/ Çok cahiller seni gökde arar, yerde ister/ Sen hod müminlerin könglindesin (Ergin 1981:184; Tezcan- Boeschoten 2000: 122). İlk cümlede görklü Tanrı’nın gökle bağlantısı kurulurken, ikincisinde Tanrı’nın tüm mekânlardan beri olduğu söylenmiş ve diğer üstün sıfatları sıralanmıştır.

Kâşgarlı Mahmut, Tengri‘nin anlamını, “Allah; azze ve celle” olarak vermiş ve buna şu bilgileri de eklemiştir: “Kâfirler göğe tengri derler, azametli gördükleri her şeyi, örneğin bir dağı ya da bir ağacı da tengri olarak adlandırır ve önünde secde ederler. Bunlar bilge bir adama da tengriken derler.” (Kâşgarlı Mahmûd 2005: 551). Buradan anlaşıldığına göre tengri kelimesinin Müslüman Türkler arasında “Allah” için, Müslüman olmayan Türkler tarafından da “büyük heybetli ve gösterişli varlıklar” için kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Rylands Kur’an tercümesinde de tengri kelimesinin “ilâh” anlamında kullanıldığını, bu kullanılışın daha sonraki metinlerde de yaygınlaşarak devam ettiğini görürüz: Ol Tangrı kök içinde idi erür, hem yer içinde idi erür… “Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O’dur…” (Zuhruf 43/84) (Ata 2004: 126). Yer kök idisi tuta and ol rûzî râstanıng mengizlik kim sözleyür sizler. “Göğün ve yerin rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir” (Zariyat 51/23) (Ata 2004: 144).

İslâmî devrede Uygur harfleriyle yazılmış eserlerden Sirâcül-kulûbda (istinsah tarihi 1431) Firavun’la ilgili şöyle bir kıssadan söz edilir:

Firavun Hâmân adlıg vesiriga buyurtı kim mening üçün bir andag öndür imaret kopartkıl kim tünyata andın öndür imâret bolmazun kim men anıng öze çıkıp Mûsâ ayıtkan Tengrini kökte köreyim tip.. .(Sertkaya 1975: 42-43).

Hz. Musa’nın insanları zaman ve mekândan beri olan Allah’a davet ettiğini biliyoruz. Metinden anlaşıldığı kadarıyla “Hz. Musa’nın sözünü ettiği Tanrı’yı” gökte görmek için Firavun, Haman adlı vezirine emrederek dünyanın en yüksek kulesini yaptırmasını ister.

Buna benzer bir kıssayı ve düşünceyi biz 14. yüzyılda Anadolu’da yazılmış olan Âşık Paşa’nın ünlü Garibname adlı eserinde de görmekteyiz:

Yani kim gök Tanrısın vurmağ-ıçun
Tanrı benven diyüben durmağıçün

“Yani, göklerin de sahibi olan Allah’ı,
Tanrı benim diyerek öldürmek istiyordu.” (Yavuz 2000: 825).

Nemrut isyan edip tanrılık iddia edince göklerin altında kartal gibi hoplayarak bir ok alıp Allah’a attı. Gök Tanrısını yani Allah’ı tanrı benim diyerek vurmak istedi. Kıssanın devamında Allah’ın Cebrail’e emrederek bir balığı alıp onun okuna karşı tutmasını söylediği, Nemrut’un balığa saplanıp kanlanan oku tahtına bırakarak her zamanki gibi işlerine devam ettiği anlatılır.

Beyitte gök Tanrısının “göklerin sahibi olan Allah” olarak anlamlandırıldığı görülmektedir. Yani Kur’an’da geçen “rabbü’s-semâvât” (meselâ bk. er-Ra’d 13/16; el- İsrâ 17/102; es-Sâffât 37/5)’ın karşılığı olarak düşünülmüştür.

Anadolu’da 15. yüzyılda yazılmış ilk siyasetnamelerden biri olan Enisü’l-celîs adlı bir eserde de “Gök Tenrisi” geçmektedir. Bu eser tarafımızdan neşre hazırlanmaktadır. Aslında bu makaleyi yazmaya bizi sevkeden de bu örnek olmuştur:

Ve dahı bir gün Hârûn er-Reşîdi gördiler, ‘Arafa güninde ‘Arafâtda şol gayet isside baş açuk yalın ayak bir taş üstinde turmış, Hak te’ala hazretine tazarru’ ve zârûık ider. Eydür ki Hudâvendâ, Allâhâ, Perverdigârâ! Ben bir günâhkâr kulvan, benüm işüm oldur ki beni dâyim mağfiret su-y-ıla yuyasın, baña rahmet idesin. Anlar ki anda hâzır turmışlar-ıdı, eydürler-idi ki g0rüñ cebbar-ı zemîn Gök Tenrisi’ne nice (1) zârılık ider didiler (Kasım b. Seydî Hâfız el-Ankarî, vr. 31b).

“Bir gün Harun Reşidi gördüler, Arafa gününde, Arafat’ ta çok sıcakta baş açık yalın ayak bir taşın üstünde durmuş, Yüce Allah’a yalvarıp yakarıyordu. Şöyle söylüyordu: Ey Allahım! Ben günahkâr bir kulum. Beni devamlı mağfiret suyuyla yıkayıp, bana rahmet et. Orada hazır bulunanlar: “Görün, yerin hükümdarı (Harun Reşid), Allah’a nasıl yalvarıyor.” dediler.

Gök Tanrısı’nın burada metnin bağlamından hareketle “Hudavend, Allah, Perverdigâr” karşılığında kullanıldığını görmekteyiz. Çünkü bir cümle önce, adı geçen kelimelerle yalvarılan en yüce varlık için bunların Türkçe karşılığı olan “Gök Tanrısı” kullanılmıştır.

İslâmiyetin kabulünden sonra yazılmış eserlerde “gök” ile “tanrı” kelimelerinin anlam ilişkileri göz önüne alındığında, aşağıda özet olarak verilen “Allah” ile “arş” kelimesi arasında kurulan anlam bağlantısına benzediği anlaşılmaktadır.

Kur’an’da birçok kez geçen “Allah arşa istiva etti” (meselâ bk. el-Araf 7/54, Yunus 10/ 3, Taha 20/5, el-Furkan 25/59, es-Secde 32/4, el-Hadid 57/4) ifadesinden, tefsirciler “Allah’ın bütün yaratıkları üzerindeki hüküm ve iktidarı”nın anlaşılması gerektiğini belirtmişlerdir. Arş aslında “tavan” anlamındadır. Çadır ve çardak gibi yükselen ve gölge veren şeyler için kullanılır. Arşı anlamlandırırken yücelik ve üstlük mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Arş hükümdarların üzerine cülus ettikleri taht anlamında da kullanılır olmuştur. Taht için gereken mülkten, izzet ve saltanattan kinaye de kılınmıştır… (Yazır ts. : 2176-2177) Arş bütün âlemi kaplayan, sınırları ve gücü insan aklıyla anlaşılamayacak kadar yüksek bir makam olarak düşünülmüştür. Mekânlar, yönler üstü, en üstün bir yücelik ifade eder. İstivanın arşa özgü kılınmasının sebebi ise onun, yaratılanların en büyüğü olmasına bağlanmıştır.[4] İlâhî azamet ve saltanatın tasviri anlamındadır. Kâinatı yaratan ve idare eden Allah arşa istiva etmiştir. Bazı bilginler Kur’an’da geçen “yükseltilmiş tavan”dan (et-Tûr 52/5) arşın kastedildiğini belirtmişlerdir (Yavuz 1991:407). Arş Tasavvufta Allah’ın zuhur ve tecelli edeceği bir “tenezzül mahalli”dir.

Bugüne kadar İslam öncesi metinlerde geçen “gök tanrı” ifadesi bir hayli tartışıldı. İslâmî dönemde son iki örnekte olduğu gibi “gök tanrısı” biçiminde geçen ifade üzerinde durulmadı. Biz bu makalemizde Garibnâme ve Enisü’l-celîs’te geçen bu iki örneğe dikkat çekmek istedik. Bu iki örneğin yanında İslâmî dönemde kullanılmış olan “gök” ve “tanrı” kelimeleri arasındaki anlam ilişkilerini de incelemeye çalıştık. Sonuç olarak 14 ve 15. yüzyıllarda Müslüman Türkler tıpkı İslâm öncesi dönemde yaşayan ataları gibi, Tanrı’yı bir mekândan çok, yukarıda ayette geçen “Allah arşa istiva etti” konusunda olduğu gibi, yüksekliği, yüceliği, ulaşılmazlığı ve erişilmezliği gökle birlikte tasavvur ettiklerinden, “Allah” kelimesi için Gök Tanrısı demekte bir sakınca görmemişlerdir.[5] Eski Anadolu Türkçesine kadar metinlerde hep “gök tanrı” şeklinde eksiz geçen bu tamlamanın iyelik ekli kullanılması da üzerinde durulması gereken bir başka konudur.

Doç. Dr. Azmi BİLGİN
İstanbul Üniversitesi. Edebiyat Fakültesi, Eski Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.

Kaynak: Modern Türklük Araştırmaları Dergisi
Cilt 2, Sayı 4 (Aralık 2005)
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #2 : 03 Aralık 2015, 11:43:30 »

Tengri kelimesi, tarih öncesinden beri Asya kıtasında var olagelmiş ve ifade ettiği anlam Çin sınırından Güney Rusya’ya, Kamçatka’dan Marmara denizine kadar bütün Asya kıtasında kullanılagelmiştir. Hem “Gök”, hem de “Tanrı” anlamına gelen Tengri kelimesi Türk ve Moğol söz dağarcığına aittir. Çok tanrılı olan Altay halkları Tanrılarını ve Yüce Tanrıyı ifade etmek için bu kelimeyi kullandıkları gibi Türkler ve Moğollar tarihleri boyunca kabul ettikleri evrensel dinlerin hepsinde de Tanrı kelimesini aynen korumuşlardır.(1)

Tanrı kelimesi Tanrısal olanı ifade etmek için kullanılmıştır. O’na ilk önce Hun’larda rastlanır. Metinler onu “ulu, ak ve göksel, ezelî-ebedî” olarak tanıtır, çok “güç”lüdür. Orhun yazıtlarında “üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış” denilerek ilk kozmogonik bir eyleme imada bulunulur. O’nun açıkça “Yaratıcı” olarak nitelenmesi açık olarak Yakutlar, Altaylılar ve Buryatlar’da görülür. Dünyanın düzeni, toplumun örgütlenmesi, insanların yazgısı Tanrıya bağlıdır. Bunun için Hakanlar unvanlarını gökten alır.(2)

Her şeyi bilen ve gören “Gök Tanrı”, kanunların koyucusu ve evrenin idarecisidir, ancak O bunu doğrudan doğruya değil yeryüzünde temsilcisi olan hanlar aracılığıyla yapar. Mengü-Han’ın Rubruk vasıtası ile Fransız Kralına gönderdiği mektupta, Moğolların iman formülü görülmektedir: “Ezeli ve ebedi tanrının emri budur. Gökte bir tanrı vardır, yeryüzünde de bir Hakan, tanrının oğlu Cengiz Han olacaktır." Cengiz Han’ın mühründe de “Gökte bir tanrı, yeryüzünde bir Han. Dünyanın efendisinin mührü." ibaresi yazılıdır.(3)

Genel olarak denilebilir ki, Ural-Altay kavimlerinin Göksel ilahları diğer ırklarınkine göre ilk özelliklerini daha iyi muhafaza etmiştir. Tanrı fırtına ve gök gürültüsüne dönüşmediği gibi, onların inançlarında kutsal evlilik de yoktur. Kuzey Amerika kavimlerinin mitolojilerinde olduğu gibi, Ural-Altay kavimlerinin inançlarında da gök gürültüsü bir kuş seklinde canlandırılmakla beraber, ona kurbanlar sunulmamaktadır. Bütün bunlara rağmen dinî hayatın tümü Yüce Tanrıya inançla dolu da değildir.(4)

Tengri, Sümerdeki “Dingir” ile de ses, biçim ve anlam bakımından yakınlıklar içerir.(5)

Eski Türk inancına göre, Tanrı sadece siyasi iktidarı veren değil aynı zamanda verdiği iktidarı geri alan bir kudrete de sahiptir. Tanrı’nın bu gücü, Tür hükümdarının gözünde daima siyasi bir baskı aracı olmuştur. Bundan dolayı, Türk hükümdarları Tanrı’nın verdiği siyasi iktidarı ellerinde tutabilmek için idarede devamlı başarılı olmak zorunda idiler. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, Türk hükümdarları ancak hükümdarlığa layık oldukları müddetçe iş başında kalabilmekteydiler. Aksi takdirde Tanrı’nın verdiği siyasi iktidar (kut) yine Tanrı tarafından kendilerinden geri alınmaktaydı.(6)

Hem “Gök” hem de “Tanrı” anlamına gelen Tengri kelimesi, bütün Türk topluluklarında Tanrısal olanı ifade etmek için kullanılmıştır. Tengri, “Tanrı” anlamının yanında “Gök” anlamını da ifade eder. Büryatlar O’na “Tengri”, Volga Tatarları “Tengere”, Beltirler “Tingir”, Yakutlar “Tangara” ve Çuvaşlar da “Tura” derler. Çeremisler semavi tanrıya “Gök” anlamında “Yume”, Ostyaklar ve Vogullar “Num ture” (çok yüce, yüksekte yasayan), daha güneydeki Irtis Ostyakları ise anlamı “parlak ışıklı, aydın” olan “Senke”den “Num Senke” (yüksekten gelen Senke) ve “Yem Senke (İyi Senke) derler.(7)

Fakat Göktürk yazıtlarında ‘’gökyüzü’’ ile ‘’Tanrı’’ kavramları için aynı kelime, yani ‘’Kök Tengri’’ kelimesi kullanılmıştır. Bu durum ise birçok araştırmacının yanılmasına yol açmıştır. Hâlbuki Göktürk çağında Türkler aynı kelime ile ifade etmelerine rağmen, bu kelimeler arasındaki anlam farkını çok iyi biliyorlardı. Ayrıca, Göktürklerde yaratıcı varlık Tanrı ile gökyüzü kavramlarının birbirinden farklı anlamlarda kullanıldığını aynı yazıtlardaki ‘’Tengri teg Tengri’’(Tanrı gibi gökyüzü) ifadesinden de anlamak mümkündür. Görüldüğü gibi burada da ayrı ayrı varlıklar için aynı kelime kullanılmıştır. Bunlardan birincisi yaratıcı varlığı, ikincisi de maddi gökyüzünü ifade etmektedir. Burada maddi gökyüzünün, evrenin yaratıcısı olan yüce Tanrı’ya benzetilmesinin sebebi de, Tanrı fikrinin doğuşunun maddi gökyüzü ile başlamış olmasından kaynaklanmıştır. Türkler “Tanrı” ve ”Gökyüzü’’ için aynı kelimeyi kullanmaya devam etmişlerdir; bu durum Uygur devrinde değişmiştir. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, Uygur devrinden itibaren sözü edilen iki varlığın aynı kelime ile ifade edilmesinden vazgeçilerek, her iki varlık için iki ayrı kelime kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan gökyüzü için “gök’’ yaratıcı yüce varlık içinde “Tanrı’’ (Tengri) kelimeleri kullanılmıştır. Aynı şekilde Kuman (Kıpçak) Türkleri de bu ayrımı yapmışlardır.( 8 )

Tanrı Türk milletinin hayatı ve istiklali ile de yakından ilgilenmekteydi bu tavrıyla Tanrı adeta milli bir özelliğe bürünmekteydi. Göktürk yazıtlarına yansıyan şu olay Tanrı’nın bu özelliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Çin, 630 yılında Göktürk Devletinin siyasi istiklaline son vererek, Türk topluluklarını hâkimiyeti altına almıştır. Göktürk yazıtlarının ifadesiyle, Türk milletinin bey olacak evladı kul, hanımlık kızı cariye olmuştur. Türk beyleri kendi adlarını bırakıp, Çinli beylerin Çince adlarını almışlardır. Türk milleti 50 yıl işini gücünü Çin’e vermiştir; yani onun için çalışmıştır. Çin ise bunu yeterli bulmamıştır. Türk milletinin kökünü tamamen kurutmayı düşünmeye başlamıştır. Türk milletinin adı ve sanı yok olacak duruma gelmiştir. İşte bu safhada Tanrı ile Türk’ün ‘’kutsal yeri ve suyu’’ (ıduk yir sub) harekete geçerek, duruma müdahale etmiştir.(9)

Türk milletinin tamamen yok olmasına razı olmayan Tanrı, Göktürk beylerinden El- Teriş’i Türk milletinin üzerine hükümdar tayin etmiştir. Türk milletinin istiklalini kurtarması ve askeri zaferler kazanması için ona güç vermiştir. Böylece El-Teriş de Tanrı’nın iradesi ve takdiri sonucu olarak Türk milletine tekrar istiklalini kazandırdığı gibi, esirlik zamanında dağılmış olan Türk topluluklarını da Göktürk çatısı altında toplamıştır.(10)

Semavi tanrıların isim, sıfat ve unvanları, onların işlev ve karakterlerini de ifade eder. Beltirler “en merhametli” Kayra-Han’a ve “yargılayıcı efendi” Cayan’a dua ederler. Minusinsk Tatarları tanrıyı “Toprağın Yaratıcısı” Car Cajanı diye anarken Yakutlar “bilen efendi yaratıcı” Urün Ayı Toyun” şeklinde anar. Altaylılar “Ulu” Ülgen veya “çok büyük” Bay Ülgen derler, ona dualarında da “Apaydın” anlamında “Ak Ayas” derler. Ostyaklar ve Vogullar Türem ismine sıfat olarak “yüce, aydın, beyaz, en yüce, yüceden gelen parlak ışık” kelimelerini eklerler….(11)

Bu isimlerin basit sıralanışı bile, Ural Altay kavimlerinin inandıkları tanrıların semavi karakterini gözler önüne serer. Tanrı gökte, yedinci, dokuzuncu veya on altıncı katta oturur. Onun tahtı, göğün en üst katında veya kozmik bir dağın tepesinde bulunur. Bundan dolayı Abakan Tatarları Gök Tanrı hakkında “Gök”; Buryatlar “altın ve gümüş gibi parlayan ev”; Altaylılar da “altın kapılı” ve “altın tahtlı saray” derler. Buryatlar da yakarışlarında göğe “baba” yere de “ana” derler. Böyle olmasına rağmen, Ural-Altay kavimlerinde hierogamiye rastlanmaz. Yüce Gök Tanrı, insanların ve yeryüzünün yaratıcısıdır. O “her şeyi meydana getiren baba”dır. Görünen ve görünmeyen her şeyi yaratan, yeryüzünü devamlı ürünlü kılandır. Vogullarca “Numi-Tarem” sadece yaratan değil, aynı zamanda insanları uygarlaştıran, onlara balık tutmasını vs. öğretendir.(12)


Gök Tanrı inancı, Şamanizm ile birebir aynı değildir. Bazı beraberlikler ve paralellikler oluşmuşsa da esasta birbiriyle bağdaşmaz ve genel çerçevede de örtüşmez. Çünkü Gök Tanrı önceden var olan, kendine has bir mahiyete sahiptir. Şamanizm ise insanî tecrübelere ve göksel tezahürlere dayanır. Gök Tanrı, gökyüzü olayları ve insanî tecrübeyle açıklanamayacak kadar aşkın, ne özel ne de genel, hissî ve nesnel olmayan kendi içrekliğinde bir varlıktır. Şamanizm ise sıradan olaylar ve daha çok dünyevi olgularla ilgilidir. Fakat Gök Tanrı dünyadan da tamamen uzak değildir. Bir defa kurulu düzenin kurucusudur. Yasa koyduğu sosyal düzenin kılıcısı ve koruyucusudur. Bunlarda nihayet göksel tezahür ve sıfatlarla açıklanabilir özelliklerdir.(13)

Gök Tanrı dini yalnızca Türklerde görülür. Bu inanç sisteminde Tanrı en yüksek varlıktır. Türklerde yeri ve göğü yaratan tek ve büyük bir yaratıcı vardı. Ayrıca yer ve gök ikisi de birbirlerine bağlı kutsal birer varlık idiler, yerde gökte insanlara, özellikle Türklere iyilik getirirlerdi. ‘Yer’de, ‘Gök’ de insanlara özellikle Türklere iyilik getirirlerdi. Gerek Gök Türk gerekse sonra ki çağlardaki Türkler yardım isteyecekleri zaman hem gökten hem de yerden, her ikisinden bir den yardım dilenirdi. Gök ve Yer şeklinde söyleyen eski Türkler Gök’ü öne getirmek yolu ile ona daha fazla önem veriyorlardı. Sonradan biz ise, Gök ve yer şeklinde söylemeye başladık. Bu söyleyiş tarzımızda eski Önasya Türkleri ile İran’ın da tesirleri vardı. Türkler göğe Tengri veya Tenri derlerdi. Buda bizim Tanrı sözümüzün karşılığıdır.(14)

Göktürklerin bir hakanlık kurması O’nun yüzünden olmuş, Hakan Türklere O’nun tarafından gönderilmiştir. Savaşlarda Tanrını iradesi üzerine zafere ulaşılır. Tanrı emreder, uymayanı cezalandırır. Doğum, ölüm onun iradesine bağlıdır. Eski Türk inancına göre, ebedi ve her şeyin yaratıcısı olan Tanrı tektir. Herhangi bir şekle sokulamaz. Dolayısıyla putlar ve putların konduğu tapınaklar yoktur. Eski Türk inancına göre Tanrı bütün vasıfları ile manevi, büyük tek kudret halindedir. Güneş, ay, yıldızlar ateş, yer ve sular yardımcı kutsallar durumundadır. Türk-Moğol halklarında çeşitli şekilleri ile tanrı kelimesi, eskiden “gök” ve “ilah” anlamında kullanılmıştır. Bazen “ruh, put, tanrısal güç” anlamlarına da gelir. (15)

Anlaşıldığına göre, Türk-Moğol halklarında başlangıçta doğrudan doğruya “gök”e tapılmıştır. Bu olasılığı güçlendiren örnekler, onların komşuları olan Çin, İran ve Fin halklarında da vardır. Nihayet Asya’nın kuzey bölgesinde bazı halklarda “gök” için kullanılan kelimenin aynı zamanda “Gök-Tanrı’yı” ifade ettiği görülür. Şamanlığa bağlı bulunan halklarda Gök-Tanrı, göğün belirli bir katında ve insana benzeyen kişileştirilmiş bir varlık olarak tasarlandığı için, kavram bakımından herhangi bir karışıklığı önlemek amacıyla, artık yalnızca “Gök=Tanrı” diye çağrılmayıp, başka başka adlar ile anılmıştır. Nitekim örneğin Altay Türkleri bu varlığa Ülgen (Ulgen, Ülgön) “ulu” ya da Bay Ülgen “zengin ulu” adını verirler.(16)

Gök Tanrısı, bazen gökle özdeşleştirilmekle beraber, daha yaygın olarak evrenin gökte oturan yaratıcısı olarak algılanmıştır. Ancak yaratılıştan sonra göğe çekilmiş, temsilcisi olan başka tanrıları yeryüzüne göndermiştir. Bununla birlikte insanlardan mutlak bir biçimde uzaklaşmamıştır, darda kaldıklarında insanlar yine ona başvurmaktadır.(17)

Gök kelimesine yazıtlarda ender rastlanmaktadır. Orhun yazıtlarında iki Eleges yazıtında ise bir kere karşılaşılmaktadır. Orhun yazıtlarında “Türk Tanrısı” tabiri kullanılmaktadır. Buna karşın çok sonra ortaya çıkan Oğuzname’de sık sık yinelenir.(18)

Eski Türk lehçelerinde tanrı, tengere, tangara, ture, tenegere gibi değişik şekillere bürünen Tengri sözcüğü hem göğü hem de gök tanrıyı ifade ediyordu.(19)

Türkler “Tanrı” için ‘Kök Tengri’ ya da ‘Tengri’ kelimelerini kullanmışlar, ‘Kök’ kelimesini tek başına “Tengri” için kullanmamışlardır.(20)

Aslında bu kelimenin çok yaygın bir şekilde kullanıldığı kesindir. Özellikle başta Osmanlıca ve Komanca olmak üzere birçok Türk lehçesinde göğün ismi olmuştur. Codex Comanicus’ta kök kelimesi Latinceye caelum olarak ve Tengri de deus olarak çevrilmektedir. Kök kelimesinin tam anlamı çok tartışılmıştır ve bunun maviden çok gri anlama geldiği kabul edilmektedir. Göğün o denli özel bir rengini hatırlatmaktadır ki, kök göğü adlandırmadan önce “göksel” anlamını kazanmıştır. Türkler kendilerini “Kök Türk” olarak adlandırmışlardır. Ayrıca göğe sıkı sıkıya bağlı veya gökten gelen nesnelere mavi, kök köke demişlerdir. Daha yakın zamanlara kadar, büyük göksel tanrı ile mavi renk arasındaki ilişki açıkça hissedilmektedir. Ülgen yolu, Altay dağlarında mavi bir yoldur.(21)

VI-VIII. yüzyıllarda Büyük Göktürk imparatorluğunun başında bulunan Türk sülalesinin Gök Tanrı hakkında inanç ve telakkileri epeyce gelişmiş ve olgunlaşmış olduğu bıraktıkları yazılardan anlaşılmaktadır. Bu yazıtlarda hakan ve beyleri, Türk milletine yaptığı iyilik ve yardımları için, tanrıya içten minnet ve şükranlarını ifade ediyorlar. Hakanları tahta çıkaran, Türklere zafer kazandıran, felaketlerden koruyan Türk tanrısı Gök Tanrıdır. Türklerin büyük başarılarından bahsederken hakan ve beyler daima Tanrının inayeti ile demeyi ihmal etmemişlerdir.(22)

Gök Tanrı inancı özellikle büyük imparatorlukların kurulduğu devirlerde genel bir kült olarak kabul edilmiştir. Gök Tanrı da Tanrıların en büyüğü sayılmış olmalıdır. Orta Asya’da kurulan sülalelerin hepsinde Gök Tanrı kültünün bulunduğu Çin kaynaklarından da anlaşılmaktadır. Örneğin Çin resmi tarihi Wey-Şu’da beşinci ayın onuncu ve yirminci günleri arasında halkın nehir kenarlarına toplanarak göğün ruhuna kurban sunması, Türklerde eskiden beri Gök Tanrı fikrinin bulunduğunu gösteriyor.(23)

Çeşitli kaynaklarda Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar gibi büyük Türk topluluklarında, Göktürk inancının baskın olduğu anlaşılmaktadır. O her şeyin yaratıcısıdır. Ezeli ve ebedidir.(24)

X. yüzyılın çeyreğinde Oğuzları müşahede eden İbn Fadlan Oğuzların “bir Tanrı” dediklerini haber vermektedir……Yine İbn Fadlan’ın Başkurtlara verdiği malumattan anlaşıldığına göre bu kavim on iki Tanrıya ve bununla beraber en büyük Tanrı’nın gökte bulunduğuna inanırdı. Oğuzların “bir Tanrı dedikleri tanrı ve Başkurtların gökteki büyük tanrıya inanmaları bugünkü Yakutların Ürüng, Artoyon ve Altayların Ülgen hakkındaki tasarruflarından farklı olmamıştır.(25)

Çin Kaynaklarının verdiği bilgilere göre, “ Göktürkler, her yaz ileri gelen devlet adamlarını toplayıp, ilk çıktıkları mağarada kurban merasimi yaparlardı. Aynı zamanda beşinci ayın ortasındaki on günlük devrede bütün diğer insanlar toplanır, sel halinde Gök Tanrı’ya kurban sunup ibadet ederlerdi. Beraber ruhlara ve Tanrıya saygı gösterirler. Gök Tanrı’nın sanat tarihindeki tasvirleri daha çok simgeseldir.(26)

Bunun güzel bir örneği, Orta Asya’da ak öy ya da boz öy olarak adlandırılan yurt denilen çadırlardır. Bir mikro kozmos sayılan meskenin ve özellikle çadırların mimariden önemli etken ve basamak olması da bundan kaynaklanmaktadır.(27)

Türklerde, aslında bir tek gök değil birçok Gökler vardı. Güneş, ay ile yıldızların dolaştıkları gökler de, hep birbirinden ayrı göklerdi. Yeri ve göğü yaratan büyük yaratıcı ise bütün göklerin üstünde, kendi göğünde oturuyordu. Ama bütün bu göklerin hepside tek deyimde yani “Tengri” sözünde toplanıyorlardı.(28)

(1) Eliade, 2005: 12-13.
(2) Eliade, 2005: 12-13.
(3) Eliade, 2005: 92.
(4) Eliade, 2005: 94.
(5) Tanyu, 1973: 7.
(6) Koca, 2003: 164.
(7) Eliade, 2005: 89-90.
( 8 ) Koca, 2003: 161.
(9) Koca, 2003:162.
(10) Koca, 2003: 164.
(11) Eliade, 2005: 90.
(12) Eliade, 2005: 90-91.
13) Eliade, 2005: 147-148.
(14) Ögel, 1991: 163–164.
(15) Çandarlıoğlu, 2003: 98.
(16) Buluç, 1970: 331,332.
(17) Eliade, 1999: 97,98.
(18) Roux, 1999: 120.
(19) İnan, 1972: 26-29.
(20) Çandarlıoğlu, 2003: 111.
(21) Roux, 1999: 120.
(22) İnan, 1991: 26.
(23) Çoruhlu, 2000: 19.
(24) Çoruhlu, 2000: 19-20.
(25) İnan, 1991: 28.
(26) Taşağıl, 2003: 98.
(27) Çoruhlu, 2000: 21-22.
(28) Ögel, 1993: 163-164.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.835


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #3 : 03 Aralık 2015, 21:10:05 »

Gök Tanrısına sadece Türkler inanır ve böyle bir oluşumda yoktur, Gök Tanrı Türklerin töresidir!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.072 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.