GÖĞÜN GURURLU ÇOCUKLARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Aralık 2019, 22:03:32


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: GÖĞÜN GURURLU ÇOCUKLARI  (Okunma Sayısı 3823 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« : 08 Ocak 2014, 16:18:28 »

Kuteybe, Türk Beyliklerinin toptan işgali ile İslamlaştırılması için güçlü bir ordu kurmuştu...
 
Merv’de askerlerini toplayıp, “Allah kendi dininin aziz olması için size bu toprakları helal kıldı” demiş;
 
“Onlarla savaşın, fitne kalmayıncaya ve din yalnızca Allah’ın dini oluncaya kadar… sonra eğer vazgeçerlerse, o taktirde, Allah ne yaptıklarını görendir” Enfal, 39’u hatırlatmıştı…
 
Ve Arap orduları, Türk beyliklerine karşı saldırıya geçip Baykent’ti kuşattılar, diğer beyliklerden savaşçılar, Baykent’in savunması için yardıma gelince savaş iki ay sürdü…
 
Kuteybe tam bir zafer elde edememişti ama Türkleri haraca bağlayan bir antlaşma yapmayı başarmıştı… Yıl 705
 
*
 
Asıl mesele; Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölgenin tarihi ipek yolu üzerinde olmasıydı…
 
Türk beylikleri bu bölgede; Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde deri imal ediyor, pamuktan kağıt üretiyor ve bunları satıp iyi gelir ediyordu.
 
Başkaca altın madenleri de vardı.
 
Araplar, emperyalist amaçlarını maskelemek için dini kullanıyorlardı…
 
*
 
Her çeşit kötülük ve fenalığın yalnızca dış güçlerden; Ermeniden, Rumdan, Yahudi’den, Amerikalıdan ve İngilizden geldiğine inanmak en büyük yanılgımız oldu.
 
Oysa böyle inanmakla, 1000 yıldır milletimizin zayıf düşmesine ve katline sebep olan; devşiren, her çeşit pis amaçlarında kullanan; bizdenmiş gibi gözüküp en büyük ihaneti yapmaktan beri durmayan dahildeki sinsi alçaklarla Arapları gözden kaçırdık…
 
Ellerindeki din silahı karşısında savunmasız kaldık…
 
“Size yanaşmadıkça siz de Türk’e yanaşmayın, çünkü sizi severse sizi yer/soyar, sevmezse sizi gebertir.” (1)
 
“Türk’e karşı savaşmadıkça hüküm günü gelmeyecektir” (2)
 
“Küçük gözlü, kırmızı yüzlü, basık burunlu ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzeyen Türk’lere karşı savaşmadıkça hüküm günü gelmeyecektir. Ve hüküm günü gelmeyecektir; ta ki sizler kıvrık kıldan yapılmış sandal giyen bir millete karşı savaşana kadar” (3)
 
*
 
Ne var ki, Kur’an ayetlerini çarpıtarak ve hadis uydurarak Türk’ü aşağılayan Araba karşı, Türk asıllı “din adamı; Ulema” denen bazı kimseler ve aydın geçinen bazıları, bu açık düşmanlık karşısında ses çıkarmamış, kaldı ki ihanette zirve yapmışlardır.
 
Uydurma öykü ve hurafeleri “kutsal” buyruklar gibi halkın beynine sokmuşlar,
 
Akıl ve mantık dışı Bedevi geleneklerini, miskinlik ve müptezel hayat felsefesini insanımıza aşılamışlar,
 
Türk Milletini özünden koparıp Araplaştırmışlardır.
 
Bedevinin yaşam tarzını kutsal bilmek ve onun geleneklerine toz kondurmamak o kerteye varmıştır ki, “muhafazakar” kesimden “ilerici” denen kesime, hatta “devrimci” geçinenlerden bir kısmına varıncaya kadar Bedeviye laf söyletmemek zorunluymuşçasına bir tavır ve sanki toplumsal kuralmışçasına bir hal almıştır.
 
“Emperyalizm!” denince aklımıza neden hep Batı gelir?
 
Evet, Batı emperyalisttir; ancak içimize kök salmış Arap emperyalizmini görmezden gelmek de neyin nesidir?
 
İflah olmaz bir hastalığımızdır bu...
 
Türk’ü kendi kimlik ve değerlerine yabancı kılan,
 
Türk’ü, Araplık ruhu içinde tutup, önü alınamaz bir ilkellik ve gericiliğe iten,
 
Türk’ün ulusal çıkarlarını, değerlerini, özbenliğini güya “iyi bir Müslüman” olmanın şartıymış gibi kaybettiren,
 
İslam Şeriatı adı altında Emevi zihniyetini hakim kılmak isteyen ve Türk’e lanetler yağdıran bir anlayışın saldırı ve tasallutu altındayız…
 
*
 
Türkler, eski çağlarda olsun, yakın (İslam dönemi) çağlarda olsun, farklı coğrafyalarda kurdukları devletlerde, kendi inanç-kültür ve hayat tarzlarının dışında kalan halkları bir köle, kendilerini de efendi görmemişlerdir.
 
Egemen oldukları coğrafyalarda yaşayan insanları köleleştirmemiş, insan haysiyeti ve şerefiyle bağdaşmayan bir tutum takınmamışlardır.
 
Zaptetmiş oldukları toprakların, zenginliklerini ve insan gücünü kendi ülkelerinin refahı için kullanmamışlardır.
 
*
 
Roma, Grek ve Hıristiyan kültürü temelinde şekillenen batı medeniyeti ve o medeniyetin temsilcileri, tarih boyunca ayak bastıkları hemen her yerin zenginliklerini sömürmüş, insanlarını köleleştirmiştir.
 
Amerika Kıtası ve batı medeniyeti temsilcilerinin bu genel tarzlarından başka; kendilerinin dışındaki insanların din, dil ve kültür değerlerine saygılı olduklarına dair bir örnek var mı?
 
Birleşik devletler ve Avrupa diye özetlenen medeniyet temsilcilerinin günümüzdeki politikaları, tarihteki ayıpları dışında insanlığın hafızasına bıraktıkları başka bir anı yoktur.
 
*
 
Mitoloji, efsane ve destan odaklı tarih anlayışına göre, 5 bin yıl; yazılı kaynaklardaki tarihe göre, 2 bin yıldan beridir kurulmuş Türk siyasi teşekküllerinin ortak paydası “Türk Devlet Geleneği” olmuştur.
 
Bu geleneğin baş mimarı Büyük Hun Devleti’nin kurucusu Mete Han’dır.
 
Tarih boyunca, ağırlıklı olarak Avrasya coğrafyasında, farklı zamanlar ve değişik adlarla 120 Türk devleti tarih sahnesinde yer almıştır.
 
Bunların arasında yalnızca Göktürkler ve Türkiye Cumhuriyeti “Türk” adı taşımakta, diğerleri ise, ya bey, ya boy ya da başka bir adla anılmıştır.
 
Bir diğer özellik; ne zaman, nerede ve hangi kültür çevresinde kurulmuş olursa olsun bir siyasi teşekküle “Türk devleti” denmesi için eldeki ölçü, “Türk devlet geleneği” dir.
 
*
 
Avrasya coğrafyasında ve Ötüken merkezli Türk devletlerinin kuruluş aşamalarında, Türk hakanlarının ilk seferlerini Türklerin ortak düşman gördükleri Çin’e karşı yapmaları bir tesadüf değildir.
 
İnsanlık tarihinde, Türklerin çok sayıda devlet kurmalarının nedenleri arasında; Türk boylarının istiklallerine fazla düşkün olmaları önemli bir yer tutar.
 
Türk devletlerinin sayıca çok olmasının bir diğer sebebi de; hukuk, adalet ve hürriyet gibi evrensel değerlere bakışları ile ilgilidir.
 
Zira tarih boyunca nerede bir Türk devleti kurulmuşsa orada hürriyet ve adalet güneşi doğmuştur.
 
*
 
Bugün bir yeryüzü cehennemi ve kan gölü deryasına dönmüş olan Ortadoğu, Kafkasya ve Afrika coğrafyaları, Türk devletlerinin hâkim oldukları dönemlerde, dünyanın bilim, medeniyet, ekonomi, siyaset ve güç merkezleriydi…
 
Her biri, birer barış, güven ve huzur beldeleriydi...
 
“Türkler kanun seven, hukuk yaratan bir millettir. Hukuk yaratıcı bir millet olmaları, devlet kurucu millet olmalarının bir neticesidir; çünkü hukuk devletlerle doğar” (4)
 
*
 
Sosyoloji bilimi; dili, kültürü, inancı, acı ve tatlı hatıraları “bir” olan insan topluluklarına “millet” der.
 
Türk tarihinde bu oluşun ilk mimarı Mete Han’dır.
 
Mete, kurduğu; Ötügen merkezli Hun konfederasyonuna dâhil olmayanlara karşı seferler düzenlemiş, 25 yıl içinde irili-ufaklı budun (5), boy ve toplulukları birleştirerek Hun siyasi birliğini kurmuştur.
 
Mete Han, M.Ö.176’da önderliğin zirvesine ulaşmış, yaptığı işi “Ok ve yay gerebilen kavimleri bir aile gibi birleştirdim; şimdi onlar Hun oldular” sözleri ile ifade etmiştir.
 
Başka bir deyişle, Mete, Kuzey’in yay çekebilen halklarından “Hun” adlı bir millet oluşturmuştur.
 
Türk kavimlerine ilk milli kimliklerini sezdiren ve onlara, büyük bir milletin mensubu oldukları gerçeğini öğreten devlet adamı, Büyük Hun Hükümdarı Mete Han’dır.
 
*
 
Milletlerin hayat tarzı, düşünce ve inançları ile ilgili kaynaklar arasında; mitoloji, destan, menkıbe ve efsaneler yalnızca tarihin tamamlayıcı unsurları olarak yer almazlar;
 
Sosyal ruhun yansımaları olduğu gibi ötesinde bir konumları da vardır.
 
Oğuz Kağan Destanında, Oğuz Kağan’ın; Çin, Hindistan, İran, Azerbaycan, Suriye, Mısır, Anadolu, Rus ve hatta Frenk ülkelerini nasıl ele geçirdiği anlatılılır.
 
Ayrıca destanın kolu; Hunlar, Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlı Devleti’ne kadar uzanmakta, Türk devletlerinin idari, adli, siyasi ve mali müesseselerinin de kurucusu olarak Oğuz Kağan’ı göstermektedir.
 
Destandaki kayıtlarda, Oğuz Kağan’ın menşei semavidir; daha çocuk yaştayken bazı kahramanlık örnekleri sergilemiş, şahsında birçok güzellik ve özellikleri temsil etmiştir.
 
Oğuz, tahta çıkar, kağanlığını ilan eder, dört bir tarafa elçiler gönderip haber salar; “Ben, artık bütün dünyanın Kağanıyım!” der.
 
Türk tarihinde ilk “cihan hâkimiyeti” fikrini ortaya atan Büyük Türk Başbuğu Oğuz Kağan’dır.
 
*
 
Türk devlet ve hâkimiyet geleneğinin evrenselliği, Göktürk Kitabelerindeki ifadeler; destan, mitoloji, efsane veya bir yabancı kaynak değildir, doğrudan doğruya Türklerin bilinen en eski yazılı milli kaynağıdır.
 
Göktürk Devleti’nin kuruluşu Bilge Kağan kitabesinde şöyle kayıtlıdır;
 
Gök Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam kağan ile anam Hatun’u yükseltmiş; şimdi ben de tahta çıktım. Aç ve çıplak halkın kağanı oldum, Türk milleti için gündüz oturmadım, gece uyumadım, ölesiye çalıştım…
 
Gök Tanrı yardım ettiği için ölgün halkı dirilttim,
 
Çıplak halkı giydirdim,
 
Yoksul halkı zengin ettim,
 
Nüfusu az milleti çoğalttım”
 
Bu sözler aynı zamanda yüksek bir milli şuurun eseridir…
 
*
 
Kitabelerde, Türk devlet düşüncesinin semavi kaynaklı olduğu, “Gök Tanrı istediği için tahta oturdum; dört yandaki ulusları düzene soktum” sözleriyle anlatılır.
 
Bu söz aynı zamanda; egemenliğin, Gök Tanrı’dan geldiğinin ifadesidir...
 
Göktürk Kağanı; “Ben, Tanrı gibi gökte yaratılmış, Türk Bilge Kağan, tahta oturdum “ sözleriyle de egemenliğin Gök Tanrı’dan geldiğini, kaynağının gökte olduğunu tekrarlıyordu.
 
Türk devlet anlayışı; Tanrı, devlet ve insan üzerine tesis edilmiştir…
 
Göktürk Kitabelerinde, “Türk Budun” yani “Türk Milleti” dendiğinde, Türk devletinin sınırları içinde yaşayan bütün halklar kastedilir.
 
Ancak, devleti kuran ve devletin sürekliliğini devam ettiren asli Türk Budunu geri plana itilmemiştir.
 
Devlet güçlü olduğu sürece, devlet aygıtı içinde diğer unsurlar da hizmet vermiş, saygılı olmak kaydıyla yer almışlardır.
 
Tarihi Türk devletlerinin kuruluşunda; Gök, Yer ve İnsan unsuru Türk devletlerinin üç temel ayağı olmuştur; Göktürk kitabelerinin girişinde;
 
“Yukarıda mavi gök ve aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış İnsanoğlunun üzerine atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan -kağan olarak- oturduktan sonra, Türk milletinin devleti ile töresini idare etmiş ve düzene koyu vermişler”
 
*
 
Türklerin, 2 bin yıllık yazılı tarihinde; farklı inanç, kültür ve geleneklere sahip toplumları yönetmeyi başarmış olmaları, ancak “evrensel/cihanşümul” bir devlet düşüncesi ile izah edilebilir… Bu özellik, köklü bir devlet anlayışını apaçık ortaya koyar.
 
Türk kağanları, Tanrı’dan almış oldukları “siyasi iktidar gücünü” kullanarak; “Doğu’da gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar” bütün halkları kendisine tabi kılıyor ve hepsini düzene sokuyorlardı…
 
Eski Türklerdeki bu devlet anlayışı, “Gök Tanrı” inancı içinde gelişmiştir…
 
Hunlar ve Göktürklerde, yılın belirli aylarında toplanan devlet meclislerinde; din ve devlet gücünün bir arada olduğu, fakat birinin diğeri üzerinde ve onu yönetmeye yönelik olmadığı açık olarak ifade edilirdi...
 
Bu yüksek anlayış ve ileri görüş, Karahanlılar ve Selçuklular döneminde, yeni bir Türk-İslam devlet modeli için sağlam bir zeminin oluşturmuştu.
 
Türk devletlerindeki “kut” anlayışının kökü bilinen en eski devirlere kadar uzanır.
 
Türk devlet geleneğinde, beyleri, hükümdarları birinci derecede ilgilendiren konu kut’tur. Zira her şey ondan geçer ve kut’un eli altındadır.
 
“Bey, bu makama kendi gücün ve isteğinle gelmedin, onu sana Tanrı verdi” (6)
 
*
 
Göktürk kitabelerinde, evrensel hâkimiyet düşüncesi ile ilgili olarak, Bilge Kağan Kitabesi’nin kuzey yüzünde;
 
“Buyruk beyleri Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beyleri, milleti… Bu sözümü iyice işit, sağlamca dinle; ileri (şarkta) gün doğusuna, beri (cenupta) gün ortasına, geri (garpta), gün batısına, yukarı (şimalde) gece ortasına doğru (yerler) bu içindeki milletler hep bana itaat eder.
 
Bunca milleti hep tanzim ettim.
 
Şimdi de fesat olmaksızın Türk hakanı Ötügen Ormanı’nda oturur ise ülkede de mihnet olmaz.
 
İlerde (şarkta) Şantung Ovası’na kadar sefer ettim, denize hiç erişemedim.
 
Beride (cenupta) Dokuz Ersine kadar sefer ettim, Tibet’te hiç erişemedim.
 
Geride (garpta) İnci ırmağını geçerek Demir Kapı’ya kadar sefer ettim.
 
Yukarıda Yirbayurku yerine kadar sefer ettim.
 
Bunca yerlere kadar Türk kavmini yürüttüm…” (7)
 
Kitabe’deki ifadelerin yol göstericiliğinde konu incelendiğinde; Türk Milletinin bilinen en eski tarihinden başlamak üzere, Türk Hakanlarının öncülüğünde, o günkü dünyanın hangi yerleşim merkezlerini ve halklarını yönettikleri açıkça görülür.
 
Türk kağanlarının, evrensel bir hakimiyet ülküsü ile böyle bir işi nasıl olup da başardıkları;
 
Gök Tanrı’nın onlara verdiği kut (izin) ile açıklanır.
 
*
 
Tanrı, hakanlarına kut vermiş, devlet olmalarını buyurmuştu…
 
“Kut, Güç, Üleş” İlk yapılanmanın öncü töresiydi.
 
Çılgın ruhları ile kutlu buyruğun ardına düştüler… Gök’ü yaratıldıkları yer olarak bellediler.
 
Güçlü atları, güçlü yayları vardı. Bir düş sunuldu onlara… Bu düşe dört elle sarıldılar!
 
Zor bir coğrafyada yaşıyorlardı.
 
Dört bir yanları kalabalık ve güçlü yağılarla çevriliydi. Sayıları azdı; ne ki çılgındılar…
 
Bu çılgın ruh, onları var etti. Yüceltti…
 
Kendilerini “Gök’ün Gururlu Çocukları” olarak nitelendirdiler… (Cool
 
*
 
Ben, Tanrı'ya kendini veren muhtesipler gibi sabırlıyım ve hayatını tehlikeye atan kimselerin yaptıkları gibi; gazilerin başında savaşacağım.
 
Eğer Tanrı, beklediğim gibi beni başarıya ulaştırırsa bu güzel bir sonuç olacaktır.
 
Eğer bunun tersi olursa oğlum Melikşah'ı yerime geçirip ona itaat etmenizi size vasiyet ediyorum (9)
 
*
 
Ben, 1919 senesi Mayıs’ı içinde Samsun’a çıktığım gün, elimde hiçbir maddi güç yoktu.
 
Yalnız büyük Türk ulusunun asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir güç vardı.
 
İşte ben, bu ulusal güce, bu Türk ulusuna güvenerek başladım…
 
Ben, ulusun vicdanında ve geleceğinde duyumsadığım büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal giz gibi vicdanımda taşıyarak, aşama aşama, bütün toplu kurulunuza uygulatmak zorundaydım. (10)
 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« Yanıtla #1 : 08 Ocak 2014, 16:22:03 »

(1)Bkz. İlhan Arsel, Arap Milliyetçiliği ve Türkler, İnkılâp Kitapevi, s. 31
(2)İlhan Arsel, Arap Milliyetçiliği ve Türkler, İnkılâp Kitapevi, s. 31
(3)Buhari “Kitâb-ı Cihâd” İ. Arsel, age., s. 35
(4)Büyük Türk Hukuk Alimi Sadri Maksudi Arsal
(5)Çin kaynaklarında “Töles” diye adlandırmıştır.
(6)Yusuf Has Hacib
(7)Göktürk kitabeleri, kuzey yüzü kaydı.
(8)Terzioğlu, Ahmet Haldun; “Hunlar da çılgındı”
(9)Sultan Alparslan
(10)Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« Yanıtla #2 : 08 Ocak 2014, 16:24:35 »

 Bizi, "din" diyerek Arap ninnisiyle uyuttular. "Falan Efendimiz demiş, filan efendimiz buyurmuş... sorgulama günah, sorma azap... yürüme haram, bakma yasak... dokunma, girme, yeme, içme ey fani eyleme kork!..." E ama saksı! Tanrı, "düşünme" mi diyor; düşünürsem günah mı işlemiş olurum? Hem nedir bu "Aşerei mübeşşere?" Nerden çıkardın bunu yahu, Tanrı, elçisi aracılığıyla birilerine cennet mi dağıtmış?.. Oysa elçi, kızına diyor ki; "kızım! babam elçidir diye sakın güvenme, sen de kendini kurtar" Tabular üreterek akıl işletmemize engel olanlar gerçeklere ulaşmamızı istemiyorlardı. Gerçeklere ulaşırsak itaatten çıkardık. Cüppelerini-sarıkklarını, donlarını, harflerini bile bize "kutsal" diye soktular.... Şu Bedeviler!... iliklerimize kadar sömürdüler bizi, ama biz buna sebep olduk, saflığımızdan... Burnumuzun dibinde, bahçemizde ve evlerimizde durup dururken açan zehirli Bedevi güllerine hiç dikkat etmedik hiç!..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« Yanıtla #3 : 08 Ocak 2014, 16:51:29 »

 Çok uzattım... Kısaca şunu demek isterim; insanlar aklın verileriyle, bilimle uğraşsınlar, ilimle ve fenle... Tanrı'yı bulur ya da bulmaz kime ne? Erdemli-dürüst, aklını işleten bir insan mıdır? Ne güzel! Gönlünde sevgi var mıdır? Ne hoş! Evrenin yasalarını mı anlamaya çalışmaktadır? Ne harika!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kızılbaş Bozkurt
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 255



« Yanıtla #4 : 08 Ocak 2014, 18:48:51 »

Bencede!

İnsan kendi yarattığından niye korkar ki?  Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Atsız der ki; ne var canda?
Yatarız taze çimende.
K*rdün adı her geçende,
Gözlerime kan görünür.
Alp77
YörükoğluYörük
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 990



« Yanıtla #5 : 09 Ocak 2014, 18:38:36 »

Kuteybe bir piçti, onun derdi islam filan değildi, sadece Türk düşmanlığıydı o katliamlar.
Lakin burada bir özeleştiri yapmak gerekirse, Göktürk devleti, ikinci Göktürk devleti istese idi bu olaylara müdahale edebilirdi.
Tarihimizde kayda geçen binlerce hatadan sadece biridir bu kendimize kızmamız gereken.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Nihal Atsız Ata'dır, Türkçülüğün kapısı,
O'nun mahiyetinde, çizilmiştir yapısı,

Nihal Atsız atmıştır, davaya son temeli,
Turan Yurt kurulması, O'nun birtek emeli,

Gökbilge'dir davada, bu yüzden Atsız Ata,
Tanrı her doğan Türk'e, O'nun ruhundan kata...


Alp
Alp77
YörükoğluYörük
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 990



« Yanıtla #6 : 09 Ocak 2014, 18:57:19 »

Kuteybe bir piçti, onun derdi islam filan değildi, sadece Türk düşmanlığıydı o katliamlar.
Lakin burada bir özeleştiri yapmak gerekirse, Göktürk devleti, ikinci Göktürk devleti istese idi bu olaylara müdahale edebilirdi.
Tarihimizde kayda geçen binlerce hatadan sadece biridir bu kendimize kızmamız gereken.

Konuyla tam ilgisi yok gibi zannedilse de, zurnanın zırt dediği yerleri Bozkurtlar bilsin istiyoruz.
Talkan ve Curcan katliamlarının sorumluları o dönemde var olup müdahale etmeyen Türk Devletleridir.
Kapgan Kağan Türk boylarını ezerken oldu bu olaylar, istese olmazdı. Ha topu sadece Göktürklere atmamak gerek, Hazar Kağanlığı en az bir o kadar sorumludur. Bu mevzularda sadece araplar Türk düşmanıydı diye anlatmak ciddi hata olur.

Sonuç: GÖĞÜN GURURLU ÇOCUKLARI kendi Bozkurt evlatlarının soykırımına göz yumdular, tarihimize kara lekedir. Hata kendimizindir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Nihal Atsız Ata'dır, Türkçülüğün kapısı,
O'nun mahiyetinde, çizilmiştir yapısı,

Nihal Atsız atmıştır, davaya son temeli,
Turan Yurt kurulması, O'nun birtek emeli,

Gökbilge'dir davada, bu yüzden Atsız Ata,
Tanrı her doğan Türk'e, O'nun ruhundan kata...


Alp
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« Yanıtla #7 : 09 Ocak 2014, 21:31:14 »

Okumayı ihmal etmemizin yanı sıra okuduğumuzda da, dikkatsizce ve gerekçelendirmeden okuduğumuz için "Yüce meclis" nedir, neden şer güçleri yukarıyı dinlemeye kalktıklarında üzerlerine ateş topları sıkılıyor? Geçmişte yaşananlarla bunların bağlantıları var mıydı, varsa nelerdi? gibi çok önemli ayrıntılar gözden kaçıyor, ilgimizi çekse de araştırmıyoruz... Oysa hayat, akıp giden bir şeydir; geçmişi vardır, geleceğe yol almaktadır. Başlangıç noktasından bu güne olan-biten şeyler önemsiz mi, bizimle hiç ilgisi yok mu, geçmiş, geçmişte kalan bir şey mi? Hayır, asla... Bazıları sanır ki, 1400 yıl önce Mekke'de belli oldu herşey; hayır!.. Manaheizm mesela, mesela İsmaililik (Sirius öğretisiyle çok sıkı bağları var) çok iyi bilinmemektedir; felsefesi kavranmamıştır. Bilinmesi gereken o kadar şey varki...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.019s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.