Geçmişten Günümüze Türk Kültüründe Ateşle İlgili İnanışlar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Kasım 2019, 03:45:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Geçmişten Günümüze Türk Kültüründe Ateşle İlgili İnanışlar  (Okunma Sayısı 4785 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 03 Mart 2010, 20:43:40 »

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK KÜLTÜRÜNDE ATEŞLE İLGİLİ İNANIŞLAR I
Ateşin insan hayatının hemen bütün safhalarında çok önemli rol
oynayan bir unsur olduğu bilinmektedir. Bu sebeple insanlık tarihi gelişme
süreci içinde ateşin bulunmasındanönceki hayat şartları ile sonrası
sırasında görülen farklar ateş üzerindeki düşünceleri yoğunlaştırrnıştır.
Dolayısıyla insanlığın sahip olduğu kültürel değerlerin de etkisiyle ateşin
icadına ilişkin her milletin kendi milli kültüründe çeşitli inanışlar ortaya
çıkmıştır. Türkler'de göğün kutsal1lığı inancına bağlı olarak ateşin
de gökten indiğine dair inançlar yaygındır.
Altay Tatarları, insanların ilkin sadece sebze ve meyveyle beslendiklerini,
bundan dolayı da ateşe ihtiyaç duymadıklarını ve bunu aramadıklarını
iddia ederler. Fakat beslenme tarzlarının değişmesiyle ateş,
yemek hazırlamak için gerekli olmuştur. O zaman Tanrı Ülgen iki taş
aldı; biri siyah biri beyaz. Bunları birbirine sürterek kıvılcım çıkardı ve
bu kıvılcımı da yere uçurarak kuru otları ateşe verdi. İşte bundan sonra insanlar
ateş yakmasını öğrendi'.
Ateşin Tanrı Ülgen'in kızları tarafından insanlara gönderildiğini
anlatan bir Altayefsanesi de şöyledir. "Tanrı insanı yaratınca şöyle dü-
şunmüş: Ben bu insanları yarattım ama, çıplak yarattım. Hava da bu günlerde
çok soğuk. İnsanoğlu kendini soğuğa karşı nasıl koruyacak ve nasıl
yaşayacak, En iyisi bunlar için bir de ateş vermeli ki, ısınıp yaşasınlar.
Tanrı Ülgen'in üç kızı varmış. Bunlar da ateşi bulmak için çalışıyorlarmış.
Bir gün Tanrı dışarı çıkmış. Tanrı'nın sakalı da çok uzunmuş. Yürürken
sakalına basıp sendeleyivermiş, Kızlar bunu görünce gülmeye ve Tanrı ile
alayetmeye başlamışlar. Bunun üzerine Tanrı çok kızmiş ve kızların yüzüne
bile bakmayarak bırakıp gitmiş, Tanrı'nın kızdığını gören kızlar
üzülmüşler.Ama, Tanrı ne yapıyor ve bizim için neler söylüyor diye kapının
deliğini dinlemeyi de ihmal etmemişler. Bu sırada Tanrı kızmış kendi
kendine söyleniyormuş- Tanrı Ülgen'in üç kızı benimle alayetti ama, ben
onlardan çok daha akıllıyım. Onlarda akıl mı var? Ateşi bulmak için sert
bir taşla sert bir demir bulmalılar ki birbirine vursunlar da ateş çıkarsınlar.
Bunları bulmak için de onlarda akıl yok. Kızlar bunu duyunca koşmuşlar.
Sert bir taşla demir bulmuşlar ve birbirine vurarak ateşi icad
etmişler:".
Tunguzlar, gökgürültüsü kuşunun ateşi gökten yere indirdiğini söylerler.
Yıldırırnın neden olduğu bu ateşi kutsal sayarlar ve gökten alevlenen
bir orman yangınınısöndürmeye kalkışmazlar.
Galta-Ulan Tanrı adındaki Tanrı ateş Tanrısı olmasının yanında
ısı ve kuraklık Tanrısı olarak da bilinir. Bu tanrı büyüyen bitkileri köklerine
akan ırmakları da kaynaklarına kadar kurutur ve yıldırırnın göndericisi
olarak çarptığı her şeyi ateş alır. Yakutlar'da gök gürültüsü Tanrısı
Ulu Tojo'nun insanlara ilk ateşi verdiği inanışı vardır.
Ateşin bulunması ile ilgili diğer inanışlar masallarda da yer alır..
"Bir Buryat masalında ateşin mucidi olarak kirpiye benzeyen bir hayvan
kabul edilir. Önceleri karısıyla yalnız yaşayan bir insan olan kirpi ateş
yakmasını bilen tek kişiydi. Birgün haylaz çocuklar onu kızdırdığı zaman
sırrını (ateşin nasıl yakıldığını) kimseye söylemeyeceğine dair söz alarak
karısına söyledi. Fakat Tanrıların adamın sırrını açıklamak için yolladıkları
bir şahin; kirpinin karısına çakmak taşının nerede olduğunu, çeliğin
nasıl yapıldığını ve ikisiyle ateşin nasıl yakıldığını anlatarak dinledi
ve bu sırrı Tanrılara söyledi ve buradan insanları ateş yakmayı öğrendiler.
Sonra bu kiprinin nesli "Porcupine" denilen kuş haline geldi."
"Altay Tatarları'nın masallarında bir kurbağa ateş yakmak için
malzemeyi nereden bulacağını bilmemekten dolayı şaşırıp kalan Tanrı
Ülgen'e dağlarda taşların ve huş ağacı (kayın ağacı) kavının bulunduğunu
söyler">.
Kağan sülalesinin kurucusu Türk'ün ateşi insanlara öğrettiğine dair
bir başka inanış daha vardır. Kosmolojide ise ateş unsurunun yönü cenüb
(eski Türkçe kün ortası: güneşin zirvede göründüğü cihet): saati öğle; mevsimi
yaz, rengi kızıl; semavi cisimleri kızıl-sağızgan (kızıl saksağan) denen
yıldız manzumesi ve ot yultuz denen merih ile yaz samasında zirvede
görülen köklü yıldızının kalbi sin yıldızı idi",
Ateşin bulunması ile ilgili inanişın sadece iki odun parçasını birbirine
sürtmekle ilgili olmadığı yukarıda verilen bilgiler sonucu ortaya
çıkmaktadır. Türkler'e göre ateşin yaradılışı ve insanlara öğretilmesiyle
ilgili inançlar şu şekilde sıralanabilir.
Ateşin doğuşuyla ilgili iki yönlü inanış mevcuttur. Birincisinde ateşin
Tanrı Ülgen tarafından doğrudan insanlara öğretildiğidir. Yıldırım
neticesinde öğrenilen ateş de bu gruba konulabilir. Çünkü yıldırım da Tanrı'nın
kudretiyle gerçekleşmektedir.İkinci grup ise yaratıkların (insan ve
hayvan) bildiği ateşin tanrıların elçileri vasıtasıyla öğrenildikten sonra
diğer insanlara öğretilmesidir.
Ateş temizleyici bir özelliğe sahiptir. Türko Tatar halkları eski
zamanlarda ateşin sihirli bir temizleyici güç olduğuna inanırlardı. Bundan
başka hastalığın iyileştirilmesinde etkili güç yine ateştir. Doğu
Rusya Tatarları ve Çuvaşlar insanlar ve hayvanlar arasında görülen bazı
bulaşıcı hastalıklar sırasında ve hatta sıcak yaz aylarında, odun ateşinin
ruhları temizleyici etkisi olduğuna inanırlar. İnsanlar, önceden tesbit
edilen bir günde evlerindeki tüm ateşi söndürerek köyün dışındabüyük bir
ateş yakarlar. Bu ateşin üzerinden atlayan insanlar hayvanlarını da geçirirler
ve temizlendiklerine inanarak birer parça ateşle evlerine dönerler.
Bizans tarihi kaynaklarına göre İmparator Jüstinyen'in elçileri
Türk Hakanı'nın sarayına geldiklerinde, Hakan İrtis ırmağının kaynağındaydı,
Hakan onları iki ateş arasından geçirmeden huzuruna almazdı-.
Bu davranışın sebebi elçilerle birlikte kötü ruhların Hakan'ın bulunduğu
yere girmesinin engellenmesiydi. Çünkü Hakan, Tanrı'nın yer yüzündeki
temsilcisidir.
Çeşitli şekillerde yakılan ateşlerin farklı kutsallıklan vardır.
Yakutlar iki kuru odunu birbirine sürterek elde edilen ateşin bazı özel güce
sahip olduğuna inanırlardı. Yakut şamanları ayin ve törenler için kullandıkları
ateşi çakmak taşıyla elde ederler ve bu ateşe "ayin out" yanı kutsal
ateş, kibritle elde edilen ateşe ise "nüçca out" yani Rus ateşi derler ve
ayinlerde kullanmazlar. Bunun yanında aile ocağında yanan ateş nasıl
yakılırsa yakılsın kutsal sayılır",
Altay Tatarları'na göre ateşin hakimi; ham odun yer, kül yatağında
uyur, harlı kömürden yastığı ve ince küllerden yorganı vardır, dumanı
da nefestir. Yakutlar cömert evlerde şişman ve besili ateş tanrısı,
cimri ve pis evlerde zayıf ve çelimsiz ateş tanrısı olduğuna inanırlar", Bu
inanışlar Ateş Tanrısı'nın insan şeklinde tasavvur edildiğini göstermektedir.
Ateşle ilgili başka bir tasavvur da ateşin kadın olarak görülmesidir.
Ateş tıpkı toprak gibi bereketi simgelediği için böyle düşünülmüştür.
Altay şamanı dualarında. sayılamayan alevi dolayısıyla ateşi otuz
başlı ana, kırk başlı bakire diye adlandırırdı. Çuvaş dualarında ateş ana
yanında bir de ateş babaya rastlanır. Yakut ve Buryatlar da hem erkek
hem dişi ateş tanrısının tasvirlerini yaparlar ve fırının yanında bir kutuda
saklarlardı. Balagansk bölgesi evlerinde ateş kırmızısı beze sarılır
insan şeklinde bir ateş tanrısı diğeri ise ateş tanrıçası olan iki fügüre rastlanır.
Bu figürlerin gözleri cam boncuklu; başı, eli, vücudu, siyah koyun derisi
ile kaplıdır. Tanrıça'nın göğsünde boncuk vardır ve kalaydan yapılmış
süs parçaları bulunur. Ateş Tanrısı'nın üzerindeki siyah ve kırmızı
renkler kömürün siyah ve kırmızı renklerini temsil eder",
Altay ırkı halklarının ateşe yükledikleri diğer önem ise ateşin çeşitli
tanrılara sunulan kurbanları iletme görevi idi. Böylece ateşe konulan
her sunu ateşi söndürme amacına yönelmezdi. Özellikle arşın üst katmanlarındaki
tanrılara sunulan kurbanlarda ateş aracı olurdu!", Ateşe tapılmaz
ancak Tanrı için yapılan törenlerde bir araç olarak kullanılırdı.
Bazı geçiş törenlerinde ateş önemli bir unsurdur. Çuvaş gelini babasının
ocağından kül ve bir parça ateş alır ve yeni eve getirirdi. Bu uygulama
ateşin bir tür çeyiz olduğu ve gelinin yeni evinde en önemli görevinin
ocağı devam ettirme olduğununifadesidir. Moğollar evlenme merasimi esnasında
şu duayı okurlar. Moğolların inanaşlarırun zirvesindeki karaağaçlardan
inen, sen ki, gök ve yer ayrıldığında doğan; sen ki Ötüken ananın
ayak izlerinden gelen; sen Tanrı Han'ın mahluku, ateş ana, senin baban
sert çelik, senin anan çakmak, senin ataların karaağaçlar. senin parlaklığın
göğe ulaşır ve dünyayı sarar. Gök gezegenin çarptığı Ulukan Hanım'ın
beslediği ateş tanrıçası, sana sarı terayağı ve sarı başlı beyaz kuzu
sunuyoruz. Bu cesur delikanlı ve bu güzel gelin nazenin kız senindir. Sana
ateş ana, her zaman yukarı bakan sana şarap ve et dolu kupalarımızı sunuyoruz.
Hakimin oğluna (damat) ve hakimin kızına (gelin) ve bütün evlilere
şans ver. Bunun için dua ediyoruz!'.
Yakutlar'ın inanışına göre ateşin konuşalanları duyduğu ve anladığı
kabul edilir. Bu sebepten azarlanmaz veya tenkid edilmez.. Ateşin
beslenmeye ihtiyacı olduğuna inanan insanlar yaptıkları yemekten bir
parça ateşe atarlar. Ayrıca terayağı da onu beslemek için yapılan bir saçıdır.
Bundan başka ateşin üzerinin boş bırakılmasının deri hastalığına
sebep olacağı inancı vardır.
Altay kavimleri ateşi kendileri ile tanrı arasında bir haberleşme
vasıtası olarak kullanıyorlardı. Mesela bir kurban verdikleri zaman
yaktıkları bir ateşle bunu Tanrı'ya haber veriyorlardı. Bazıları da kurban
etini yakmak suretiyle bu haberleşmeyi kurmak isterdi". Yakutlar
ateşin "çam ormanrru armağan olarak kabul ettiğini, vahşi bataklık ormanı
yediğini, kurumuş ağaçlarda uyuduğunusöylerler ve insanın dilinden
anladığına inanırlar. Bunun için ateşe karşı kötü söz söylemek iyi sayılmazdı!'.
Karagaslar'ın inancına göre ateş ıslık çalarsa uzaktan bir yolcu gelecektir.
Ateşin gece ıslık çalması iyi değildir. "Aza" (şeyta)nın geldiğini
bildirir. O zaman mübarek sayılan "artış" otundan bir parça ateşe
atarlar'». Yakutlar ocaktaki külün kıpırdadığını görürlerse çocuk ruhu
oynar derler. Ateşin ailede bir çocuk doğacağını haber verdiğine inanırlar.
Bir şey hakkında düşünürken ateş ıs lık çalarsa o şeyin olmayacağına
hükmederler".
Ateşle ilgili bütün bu uygulamalar ve yapılan saçılar korkulan ateş
ruhunun gönlünün hoş edilmesi düşüncesininbir ürünüdür. Ortaasya'daki bu
inançların bazıları ve daha başka şekilde olanları diğer coğrafyalarda
yaşayan Türkler arasında da görülmektedir. Dobruca Türkleri arasında
"şamatlamak" veya "sam atlamak" geleneği vardır. Köy meydanında
saman ateşi yakarlar. Bu ateşin etrafında halkalanıp saf tutarlar. Bir
delikanlı arkasından bir kız sıra ile koşarak bu ateşin üzerinden atlarlar.
Bu ayin iki saat kadar sürer. Bu ayin yalnızca ilkbaharda yapılır. Ateş
üzerinden atlarken "avurluğum yavura (veya Kazakka, yani Rusa),
cengilliğim özüme" derler. Bu hafifliğim kendime, hastalıkların gavura
anlamına gelir". Ateşin temizleyici özelliğini takdir etmek için yapılan
bir uygulamadır. İlkbaharda yapılması da dikkat çekicidir.,
Ateş üzerinden atlayarak onun hastalıkları ve kötü ruhları yok
edeceği inancı Dobruca'daolduğugibi Kafkasya ve Anadolu Türkleri arasında
da yaşamaktadır. Kafkasya Türkleri'nde Ergenekon bayramında
ahir çerşembe denilen günde evlerin düz damlarındabüyük ateşler yakılır.
Sürüklenip getirilen kuru otlar, çırpılar genişçe bir avluda üst üste yığılır.
Bu yığına "tonkal/tongal/tonkar/tonkur" denir. Tongalın hazırlanmasından
sonra çocuklar yığının bir kenarında bir tünel açarak buradan
emekleyerek geçerler. Büyükler törenle ilgili maniler söylerler. Daha
sonra tongal yakılır. Herkes sırayla bir niyet tutarak bu ateşin üzerinden
atlar. Tongalın iki tarafında bulunan büyüklerin yardımıyla çocuklar ve
hastalar da ateşin üzerinden geçilir. Bu sırada genellikle şu tekerlerne
söylenir:
"Ağrım uğrum tökülsün,
Oda düşü kül olsun,
Yansın alov saçılsın,
Menim bahtım açılsın"
veya"Ağırlığım dökül bu odun üstüne". Daha sonra tongalın külleri
"Bolluk içeri, böcek dışarı: devlet içeri, böcek dışarı" denilerek evlerin
damlarındanevin içine süprülür".
Yukarıdaki merasim çok az farklılıklarla Kars yöresinde de yapılır.
Iğdır'da Nevruz bayramı kutlamalarında ahır çerşembe töreninde ki
bu salıyı çarşambaya bağlayan gecedir. Her evde güzel yemekler vardır.
Akşam "tongar/tonkal" adı verilen ateşler yakılır. Odunlar kullanılır.
"Ağırlığını.uğurluğumtökülsün bu odun üstüne" diyerek ateşin üstünden atlanır.
Yağlı çaputlardan yapılan ateş topları havaya fırlatılarak oynanır.
Avlu dış duvarlarına ufacık sopalarla sardıkları yağlı çaputları yakarak
dizerler. Nevruzdan birgün öncesine "baca-baca" denir. O akşam da
her yerde ateşler yakılır ve üstünden atlanır"



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 03 Mart 2010, 20:55:12 »

 
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK KÜLTÜRÜNDE ATEŞLE İLGİLİ İNANIŞLAR II

Ateş üzerinden atlayarak kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulunacağına
inanma Hıdırellez şenlikleri sırasında da görülür. İstanbul
köylerinden Değirmen/Germiyanköyünde Hıdırellez sabahı evlerin çevresine
kül dökülür. Bu adet; yılan, çıyan gibi zararlı hayvanların sokmaması
için yapılır!". Ateşe ait unsur olan külün de koruyuculuğunainanma
burada kendini gösterir. Yine Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinin Maraba
köyünde, aile reisi çok sevilen kız torununun saçından kestiği bir
parça ile sığırların kuyruğundan kestiği bir parçayı bir tütsü kabına koyarak
yakmaktadır. Bu arada yılın bereketli geçmesi, insanların ve hayvanların
sağlığı için dua okunur ve etraf tütsülenir. Daha sonra küller "al
Hıdırellez'ini de ver yazımızı" denilerek dışarı atılır-".
Ate~ belli zamanlarda oynanan oyunlarda da kullanılır. Bu oyunların
amacı da yine ateşin uğur ve sağlık getirmesi ile ilgilidir. çorum çevresinde
"sin sin", Amasya'da "sim sim", Gaziantep ve çevresi ile Doğu
Anadolu'da "sin sine" olarak bilinen oyun ateş kültü ile ilgili bir oyundur.
Oyun genişçe bir meydanda oynanır. Meydanın ortasına büyükçe bir ateş
yakılır. Ateşin etrafında gençler genişçe bir daire meydana getirirler.
Davul ve zurnalar sinsin havasını çalmaya başlarlar. Bunun üzerine gençler
birer ikişer ortaya çıkar, müziğin eşliğinde oynarlar. Oyun, müziğin
ritmine uygun olarak önce eller belde, sekerek oynanır. Sekişler gittikçe
sıklaşır, kollar havada kavisler çizmeğe başlar. Oyun bu şekilde devam
ederken, daireden yeni kişi veya gruplar oyuna katılırlar. Bu yeni oyuncular
ilk grubu sırtlarına yumruk vurarak oyundan çıkarırlar ve kendileri
oyunu sürdürürler. Oyun bu şekilde devam eder-l.Sin sin oyunundan başka
Anadolu'nun bir çok yerinde ateşle ilgili halk dansları görülür. Zonguldak'ta
Gavur Oyunu, Elazığ'da Çayda Çıra, Safranbolu'da Kabem (sini
çevirmesi), Antalya'da Samah Çırpma Oyunu bunlardandır".
Ateş yanarken görülen bazı durumlarınyorumlanarak fal bakılması
ateşten yani üstün kabul edilen bir durumdan medet umma günümüzde de
dikkat çeken bir husustur. Bugünden daha evvelki zamanlarda da ateşe
bakılarak gelecek bilinmeye çalışıhrdı. Türk Hakanı'nın adına büyük
ateşler yakılarak kurbanlar kesildiğini ve çıkan alevlere göre fala bakıldığını
Arap kaynakları belirtmektedir. Onlara göre alevin yeşil
renkte çıkması yağmur yağacağına ve bereketli bir sene olacağına, parlak
yanması mahsulün kötülüğüne, kırmızı olması harbe nihayet, sarı alev de
hastalığa, hükümdarın öleceğine yahut bir yolculuk yapacağına işaret
idi-". Anadolu'da da ocağa ve yanan ateşe bakarak yorum yapma hala
yaşamaktadır. Ocakta odun yanarken kor halindeki odunun ucu yukarıya
doğru kıvrılırsa misafir geleceğine inanılır. (Tokat, Reşadiye, Çamlıkaya
Köyü)": Aynı köyde ateş çıtırtı çıkararak yanarsa ya kavga çıkacağına,
ya da ev sahibi hakkında konuşulduğuna inanılır. Ateş ses çıkararak
yanarsa ev sahibinin gıybeti yapılıyor denir. Ocakbaşında oturan bir
kedi temizlenirken ateşe bakarsa havanın güneşli olacağına; dışarıya
bakarsa havanın yağmurlu olacağına inanılır (Trabzon, Beşikdüzü, Türkeli
Köyü). Yine aynı köyde ocağın üzerine kazan asmak için kullanılan
zincirin boş yere sallanması halinde düşmanların azacağına inanılır.
Ateş dumanının ve isinin bazı nazarları def edeceğine de inanlır.
Bir çok yerde üzerlik otu yakılıp dumanı tütsü olarak kullanılır. Bu uygulama
genellikle doğum ve düğün esnasında yapılır. Uygulamanın gayesi
gelinin, damadın ve doğan çocuğun nazardan kurtulmasıdır. Ayrıca tuz
okunarak ocağa atılması, evdeki insanların başına bir felaket gelmesine
karşı alınan bir tedbirdir. Bir evden bir eve yoğurt mayası verilirken mayanın
içine ocaktan alınan bir parça köz atılması hayvana değecek nazara
alınan tedbirdir (Tokat, Reşadiye, Çamlıkaya Köyü). Elazığ'da nazardan
korunmak için ocak isi alınarak kulak arkasına sürülür>. Ateşten
alınan köz bir tasın içindeki suya atılır. Nazarının değmesi muhtemel
olan kişilerin isimleri sayılmaya başlanır. Nazarı değen kişinin adı geçtiğinde
su içindeki köz parçasından ses çıkar (Trabzon, Beşikdüzü, Anbarlı
Köyü).
Hayatın geçiş dönemleri olarak kabul edilen doğum, evlenme ve
ölümle ilgili merasimlerde de ateşle ilgili bazı uygulamalar yapılır. Doğum
sırasında, doğumun kolayolmasıve çocuğun kötü ruhların şerrinden
korunmasıiçin evdeki yüklüğün üstüne bez serilir ve ateş üstüne bir parça
yağ atılır. Bu inanç Kazak Türkleri arasında da görülür. Kars yöresinde
doğan çocuk eğer ilk erkek çocuk ise duyanlar o evin bacasına çıkıp bacayı
bozmak isterler. Bunu önlemek için ev sahibi onlara bahşişv'peşkeş verir
ve gönüllerini ederek oradan indirir, bacayı bozdurmaz. Buna "baca sökrnek"
denir. Böyle yapılmazsa, baca sökülürse, ocağın söneceğine inanılır.
Burada koruyucu ruhun ocak iyesinin memnun edilmesi için saçı verilmesi
inancı saklıdır". Yine Kars'ta çocuğun ana-babasına ait eşyalardan birer
parça yakılıp tütsüsüne tutulması ile kırk basmasından kurtulunacağına
inanılır-" Ağrı Eleşkirt, Cumaçay köyünde doğan çocuğun göbeği düşene
kadar evden dışarı ateş verilmez. Ateş verilirse çocuğun öleceğine inanılır.
Ate~ten alınan bir köz, bebeğin yattığı beşiğın ayağı altında sallama
esnasında ezdirilir. Böylece bebeğe değen nazarın yok olduğuna inanılır
(Trabzon, Beşikdüzü, Anbarlı Köyü).
Düğün törenleri esnasındaki ateşle ilgili uygulamaların kökünde soyun
devam etmesi dileği yatmaktadır. Kız çeyizine saçayağı konulması
ocağın sürdürülmesi ve üç sayısının kutsallığı ile bağlantılıdır. Çünkü saçayağı
istisnalar hariç üçgen şeklindedir". Damadın tabanına kül sürmek
onu güçlendirmek gayesi ile yapılır". Düğün eğlenceleri sırasında oyun
oynanırken üzerlik otu yakılarak oyun oynayanların üzerine doğru
dumanlarıngönderilmesi geline, damada ve düğün evine nazar değmesini
önlemek içindir (Gaziantep ve civar köylerinde). Düğünde kız baba evinden
çıkarken ve oğlan evine girerken ellerinde ucunda bohça asılı (bu boh-
çaya gelin önceden basar) birer değnek bulunan iki kişi de mutlaka yer
alır. Bu kişiler kız evinin ve oğlan evinin ocağının etrafında üç kere yere
sert sert basarak dönerler. Ailenin devamını ve bereketini artırmak için
yapılan bir uygulamadır. Gelin oğlan evine girerken bir kişi evdeki ocağın
külünü. ocak sönmesin devamlı olarak tütsün diye karıştırır (Trabzon, Beşikdüzü,
Türkeli Köyü). Gelin gerdek sabahı ilk önce ocağı yakar, bacadan
çıkan duman ocağı tüttürecek yeni bir kişinin daha o eve geldiğini gösterir.
Yine bacası en erken tüten evdeki gelinin uğurlu olduğunu kabul ederler
(Ordu, Perşembe, Babalı Köyü).
Ölümle ilgili olarak da bazı uygulamalar vardır. Ölümün gelmesini
engellemek amacıyla cenaze törenleri esnasında şu uygulamalar yapılır.
Su ısıtılan ateş dağıtılır, söndürülür (Kayseri). Ölüyü yıkamak için su ısıtılan
ateş başka şey için kullanılmaz ve dökülür. (Ankara; Merzifon). Ölü
suyu ısıtmak için kullanılacak olan yakacak başkalarından sağlanır
(Kayseri). Ölü suyunu ısıtmak için kullanılan odun artıkları evde kullanılmaz
(Çankırı). Ölü suyu ısıtılan kazanın altındaki odun ve kül dışarı
atılır (Urfaj". Cuma geceleri ocağa mısır unu atılır. Kokusunun ölülerin
ruhlarına gitmesi için (Trabzon, Beşikduzü, Türkeli köyü). Cuma geceleri
evin önem verilen yerlerinde mum yakılır (Erzincan, Tercan, Sevgi köyü).
Bu uygulamalar ateş vasıtasıyla ölülerin ruhlarını memnun etmek ve onlardan
zarar gelmesini önlemek için yapılır. Ateşin üzerinde saçayağı boş
ve düzgün bir şekilde durursa üzerinde ölü suyu ısınıyor, evden birisi ölecek
denir. Hemen saçayağı ateşten alınır ve ocağın yanına yan yatırılır
(Trabzon).
Ateşin yakıcı, öldürücü gücünden korunmak için ona saygı gösterilmeli
ve ona karşı iyi davranılmalıdır. Kızgın ateşe su dökülmez, ocağa
ayakkabıyla basanlar azarlanır. Ateş devamlı surette yanık bırakılınalıdır.
Bu sebeple bir evden diğerine özellikle akşam vakti ateş verilmez.
Ate~e karşı yapılan bu saygısızlığın sonunda ocağın dağılacağına inanılır.
Hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu yerlerde de ateşle
ilgili bazı uygulamalar yapılır. Yayla zamanı sürüler teker teker ateşin
üzerinden atlatılarak yola düşülür". Çıplak iki adamın iki ağacı birbirine
sürterek ateş yakmaları, salgın hayvan hastalığını önlemek üzere bir
çare olarak bilinir. Hatta o gün söndürülmüşocaklar bile bununla tutuşturulur.
Bu ateşle tutuşturulan ocakların önünden hayvanlar sahipleriyle
birlikte geçirilir": Hayvanların zarar görmesini engellemek için de ak-
şam vakti evden eve ateş verilmez (Tokat, Reşadiye, Çamlıkaya Köyü).
El sanatlarımızın icrası sırasında da ateşle ilgili inanışlar vardır.
Karaman'da dokunan halının tezgahtan alınması sırasında yapılan uygulama
şöyledir: Halı çözüleceğizaman ateş yakılıp üzerine tencere konulur.
Kapıya ya da cama "al" bağlanır. Bir yere iki kazık çakılır ve halı
hazırlanmaya başlanır. Halıyı çözdüren ev sahibi yanan ateşin dumanını
makasla (sındı) keser. Kolayolsun, zorluk çıkmasın diye şöyle söyler;
Kapıya al bez asılır,
Duman sındıyla kesilir.
Bulgur sahanı esilir (eksilir)
Halı dokuya dokuya.
Halı kesilirken "yeğinlik" denilen bulgur ve mısırdan yapılan yemek
pişirilir (Karaman, Taşkale).
İnsan hayatında önemli bir yer işgal eden ateş ve buna bağlı inanışlar
sözlü kültürde de mahsullerini vermiştir, Ergenekon destanında Ergenekon'dan
çıkarken demir dağı eritrnek için körük ateşi kullandıkları bilinmektedir.
Manas destanında, Manas dirilip de eve gelince, Manas'ın
annesi ocakta devamlı yanan ateşi söndürür ve memesini çıkararak oğlunu
bol bol sütünden emzirir-", Hacı Bektaş Veli mankıbesinde Hoca Ahmet
Yasevi'nin bir odunu yakarak Anadolu'ya fırlatması; mürldlerine de odunun
düştüğü yeri bulup ocak tutmalarınısöylemesi, ateş ve buna bağlı olarak
ocak kültünün bir milletin manevi hayatının kökleşmesindekirolünü
göstermesi bakımından ilgi çekicidir.
Halk dilinde ateş ve ocakla ilgili dua ve beddualar da yaşamaktadır.
Çoluk çocuğu olmayan ailelere "ocaksız" denir. Ocağına baykuş tünesin,
ocağın kör olsun, ocağın batsın, oduna ocağına su dökülsün, ocağın
tütsün, ocağına incir ağacı dikilsin, ocaklarına kara çalılar çekilsin, ocağın
tütmez olsun, ocak sahibi olmak, ot ocak şenletmek, şeklinde söylenen
sözler ocakla ilgilidir. Evine ateş düşsün, ey Allahım bizi nurdan nardan
ayırma, ateş ateşle söndürülmez, ateş avuçlanmaz, ateş demekle ağız
yanmaz, ateş düştüğü yeri yakar, ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın,
ateşin oğlu kül olur, ateşle oyun olmaz gibi sözler de ateşin insan hayatındaki
yerini göstermektedir.
Sonuç olarak ateş insanları aşan gücüyle onların hayatında çok
önemli bir yer tutmuştur.Çünkü bir çok şeyin gerçekleşmesi ateşe bağlıdır.
Bu sebeple ateş inanç sisteminde, inanca bağlı olarak da hayatın doğumdan
ölüme kadar olan safhalarındaki etkisini kendine has uygulamalarla
birlikte günümüzde de sürdürmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.063 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.