Eski Türklerde Ağaç(Yaşıl), Dağ ve Su Kültü
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 05 Ağustos 2020, 19:52:06


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Eski Türklerde Ağaç(Yaşıl), Dağ ve Su Kültü  (Okunma Sayısı 5501 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
tigince
Ziyaretçi
« : 17 Mayıs 2010, 08:30:01 »

"SERSEM" VE AĞAÇ KÜLTÜ

Ağaç, İslam öncesi Türk ve Anadolu topluluklarında kutsaldır. Ağaç, toprağın derinliklerine varan kökleriyle, gök kubbeye doğru uzanan gövdesi ve dallarıyla, yapraklarıyla ve çiçekleriyle, meyva ve tohumlarıyla, her mevsimde kendini yenileyen özelliğiyle ve don değiştirmesiyle; insanlarda dini duyguların kabul edinmesine neden olmuştur. Bunun sonucu olarak da ağaç, yaşamın devamlılığının sembolü olarak benimsenmiştir.

Avrupalı ve bazı Türk araştırmacılar “Tahtacılar”ın Likyalıların torunları olduklarını öne sürmektedirler.Yine bazı araştırmacılar Hozat’ta konuşulan lehçenin “Hurri'ce” olduğunu ileri sürmektedirler. Her iki yöredeki insanlar Alevi inancına sahip olduklarından ağaca bakış açıları da aynıdır. K. Maraş, Adana, İçel, Antalya, Muğla, İsparta, Burdur, Denizli, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir ve Çanakkale illerinde yaşayan Tahtacılar orman işçiliğiyle uğraşırlar.

Tahtacılar gün doğmadan ormana varırlar. Güneşin ilk ışıklarıyla kesilecek ağaca önce niyaz ederler, af dilerler ve kesimine başlarlar. Daha sonra kestikleri ağaca tekrar “niyaz” ve “takdis” ederler. Yaşlı kadınlar kesmek zorunda kaldıklar ağaçlar için “ağıt” yakmaya başlarlar. Ağacı boylu-boslu, güçlü-kuvvetli, dürüst, yiğit ve erdemli, meziyetli bir insana benzeterek ağlarlar...

Aleviler; meşe, ardıç, sakız gibi ulu ağaçları kutsayarak ve onların etraflarını taşlarla çevirerek ziyaret haline dönüştürmüşlerdir. Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli yörelerinde; Sakız Baba, Ardıç Dede, Çitlenbik Dede, Çınar Dede, Buğday Dede, Nohutlu Baba,  Çam Baba gibi bitki ve ağaçlarla anılan Veli sayılan kimliklere sıkça rastlamak mümkündür. Genç ağaçlar ve fideleri kesmek bir insan öldürmek kadar günahtır. Ağaç kültü; dağ ve su unsurlarıyla birlikte telakki edilerek “üçlü kutsallık” izafe edilir.

Pir Sultan Abdal:

“Öt benim sarı tanburam /
Senin aslın ağaçtandır

Ağaç dersem gönüllenme/
Kırmızı gül ağaçtandır.”


Deyişinde ağaca verilen önemi vurgulamaktadır.

Hz.Muhammed’in biat aldığı ve Müslümanlarında ikrâr verdiği “Ridvan Ağacı”nı Halife Ömer kestirir. Aleviler bu ağaçın kutsiyetinden dolayı dallarını Ayn-i Cem’lerde dedeler “Tarık” (asa/sopa) olarak kullanmaktadırlar. “Üzerlik otu” kutsal kabul edildiğinden Cemevi meydanı açılmadan önce, ateşe (ocağa/küre üstüne) atılarak tütsülenir ve afsunlanır. Bu cins otlara veya boyalarının renklerine ilahi bir güç yüklenmiştir.

Hoca Ahmet Yesevi Tarikatının en önemli sembolü olan," Tahta Kılıç Kuşanma" ;  gönüllülük temelinde Aleviliğe girişin ve ikna metodunun bir sembolü olmuş; tüm Alperenler bu tip bir kılıç taşımışlardır.

Cemevi’nin tahta kapısı Hz.Muhammed’i, eşik Hz.Ali’yi yanlar Hasan ile Hüseyin’i tahta kasanın üst atkısı da Hz. Fatıma’yı temsil eder. Yani Ahşap kapı beşleri “Ehl-i Beyt”i sembolize ettiği için, Cemevine giriş bir seromoni gerektirmektedir.

Gaybi Baba; varoluşculuğu ağaçta şöyle tanımlamaktadır:


“Bir ağaçtır bu alem

Meyvası olmuş adam

Meyvadır maksut olan

Sanmaki ağaç ola”

Ozan, Adil Ali Atalay ise ağaçlar için :

“Hem ısıtan hem ışıtan

Bir güneşe benzer ağaç

Hem yeşerten hem yaşatan

Bir kaynağa benzer ağaç”

Sersem, Hubyar Köyünün tam karşısında dik bir yamaçta bulunan ve Kutsal bir çam ağacı ile su gözelerinin bulunduğu bir yerdir. Sersem’de bulunan çam ağacı yanık bir vaziyettedir. Gelen ziyaretçiler bu ağacın ayakta kalmış yanık dallarına ve etrafına dikilen yeni çam ağacına yapma beşikler asmakta ve dilekler tutup çocuk istemektedirler. Bu çam ağacı eski dönemlerde (tarihi tam olarak bilinmemektedir) birileri tarafından “Kızılbaşlar buraya tapıyor” gerekçesiyle yakılmıştır. Çamın yanık kalıntılarından çok kalın , yaşlı ve görkemli bir çam ağacı olduğu anlaşılmaktadır. Burayı Alevi-Sünni tüm çevre köylerden insanlar ziyaret etmekte ve çocuk istemiyle adaklar adamaktadır. Hatta Sünni inançlı insanlar burayı ziyaret sonrasında doğan çocuklarına Sersem ve Hubyar isimlerini koymaktadırlar. Halen de bu isimde hayatta olanlar bulunmaktadır. Hubyar – Sıraç topluluklarında ise kutsallığı bakımından kesinlikle bu isimler konulmaz.

Sersem, Sersem Baba olarak da adlandırılmaktadır. Sersem Baba olarak adlandırıldığı zaman sanki burada bir yatır olduğu düşünülmektedir. Fakat burada böyle bir yatır mevcut olmadığı gibi bu konuda Hubyarlılar içerisinde hiçbir söylencede yoktur. Sersem’in yıkımında Hubyar Dedelerinden Karabeğ (Kara Hasan) ismiyle yaşayan kişi şu deyişi söylemiştir.

Hızır Sersem

Hubyar kendini çekti penana

Sersem kayıt oldu On iki imama

Kerbela da yatan Hüseyin gibi

Filcan kast eyledi değdi sineme


Az muratlar hep sağdılar balını

Düşünmedi Hubyar’ ın yolunu

Kafire de bildirmedi halını

Şehitlik mi geldi Hızır Serseme


Hizmetini gören bir yeşil gelin

Horasan erenleri yetişin gelin

Ha Hasan elleri yetişin gelin

Alim seni çağırıyorum bugün dar günüm


Arşeleye çıkar sersemin önü

Açılsın zülfikar sallasın kını

Alim seni çağırıyorum bugün dar günüm

Şehitlik mi geldi hızır serseme


İslam öncesi Türklerde dağ kültü Gök Tanrı kültüyle ilgili bir kült halini almıştır. Hunların eski vatanı olan Şan-Din-Şan sıradağlarındaki Han-Yoan dağı, her yıl Gök Tanrı’ya kurban kestikleri dağdı. Orta Asya’da yaşayan başka kavimlerde de Gök Tanrı’ya kurbanların yüksek dağların tepelerinde sunulduğu Çin kaynaklarından öğrenilmektedir. Günümüzde Altaylı Türklerin de kurbanlarını Gök Tanrı’ya yüksek dağ tepesinde, yaptıkları bir ayinle sundukları belirtilmektedir.

Eski Türkler, dağların Tanrı makamı olduğuna inanmakta idiler. Dağlara mübarek, mukaddes, büyük ata, büyük hakan anlamlarına gelen sıfatlar verirlerdi. Her boyun ve her oymağın kendine mahsus kutsal kabul ettiği bir dağı olduğu gibi, boylardan meydana gelen büyük teşekküllerin de kutsal kabul ettikleri ortak dağları vardı. 7. yüzyılda bütün Türk boyları ve Gök Türk Devleti'ne giren yabancı boylar için Ötüken Dağı’nın ve ormanlarının kült olduğu, gerek Gök Türk ve gerekse Uygur yazıtlarından anlaşılmaktadır. Orta Asya’nın en kutsal dağları ve bölgesi olan “Ötüken”, Tanrı’nın dünyaya, dünyanın da Tanrı’ya en yakın olduğu yer olarak kabul ediliyordu.

Alıntıdır...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.206 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.