Anau(Anav-Anev) Ve İlk Türk Vatanı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ekim 2019, 10:21:58


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Anau(Anav-Anev) Ve İlk Türk Vatanı  (Okunma Sayısı 1742 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.953



« : 07 Şubat 2015, 17:44:57 »

Anau(Anav-Anev) Ve İlk Türk Vatanı: — Ortaasya, bilhassa onun münbit ve mahsuldar
sahalarını teşkil eden Batı - ve Doğutürkistan, cihan medeniyeti tarihinde
müstesna mevki tutan yerlerden biridir. Fakat bu medeniyetin vücuda
getirilmesinde ve yaşatılmasında Türklerin ne gibi bir rol oynamış olduğu
meselesi, henüz aydınlatılmağa muhtaç bir vaziyette bulunuyor. Türkmenistan'da
Aşkabad yanmdaki Anau harabelerinde yapılan arkeolojik izlenmeler
buradan m.ö. 4500, diğer bir tahmine göre 9000 yıllarında yaşamış olan
bir medeniyeti meydana çıkarmıştır. Burası, o devirlerdeki Önasva (Sümer
ve Sus) ve Güneyasya'da (Hindistan'da, Sind nehri havzasında N ehenn.
jo - daro ve Harappa harabelerinde) ve Uzakdoğu'da (Çin'de Yunnan vilâyetinde,
Yang-shao'da ve Mançuri'de) eserleri keşfolunan medeniyetler arasında
bir vasıta, yahut onların ilk başlangıç merkezi, ocağı olmuştur.
Anau'da bulunan eserler insanın ilk medenî tekâ nül safhalarını öğrenmek
bakımından çok mühimdir; fakat burada yakılmış cesed enkazını muhtevi
bir alt tabakanın üstünde bulunan yuvarlak (brakisefal) kafalar, keza
Türkmen dişlerinde görülen ziynetlerle müşterek hatlara malik keramikler
bulunmuş ise de, bu hususlar, o eski zamanlarda bu bölgede yaşamış olan
ahalinin milliyetini tayin etmek, ve bunları Türklerin malı olarak kabul eylemek
için kâfi gelmez. Umumiyetle neolitik devirlerde, m. ö. 4000 - 2000
den başlayıp Doğuavrupa'da, Doğu ve Batıasya'da yuvarlak kafalı insanlar
tarafından inkişaf ettirildiği ispat olunan sanat eserleri (aşağısı kırmızı, yukarısı
beyaz ve üzerinde siyah çizgiler olan çömlek ve vazolar) bulunmuştur.
Fakat bu kavimlerin milliyetini tayin etmek için elimizde,vâzıh bir
delil yoktur.
Ortaasya'nın eski ve tarihten önceki tarihiyle meşgul olan âlimlerin çoğu,
Türklerin tarihî devirler tarihini ve etnografyasını az bilen, yahut hiç te
bilmiyen şahsiyetlerdir. Bunlar, kitaplarda yazılmış medeniyetleri, tarihî devirlerde,
Aryanı kavimlerin yahut Çin'lilerin yaşatmış olduklarının, Türk ve
Moğol kavimlerinin ekseriyeti ise tarihî devirlerde hep göçebe unsuru olarak
görülmelerinin intibaı altında kalıyorlar; bu yüzden de onlar, dünyanın
muhtelif yerlerinde Türklerle ilgisi olduğu bazan pek vâzıh olan medeniyet
eserleri gibi, Ortaasya'daki eski medenî hayatı da ancak Altaylılardan başka
kavimlere, bilhassa Aryanîlere mal ederler. Anau medeniyetini yaşatan millet
sıfatiyle hiçbir kavim kat'iyetle gösterilmiyorsa da, Aryanî kavimlerin
Cîilncy ve Ortaasya'ya gelişi ancak m. ö. 2000-1500 seneleri hududunda
başlamış olduğu, bilhassa geçen umumî harpten sonra yapılan tetkikat sayesinde
anlaşılmış ise de, Anau'un m.ö. 4500 hattâ 9000 e çıkarılan medeniyetini
«ilk aryanî medeniyet» telâkki edenler çoktur .
8 - 12 asırlarda Hakanî ve Uygur şivelerinde yazılan Türkçe eserlerde
ve Kaşgarlı Mahmud'un kitabında ziraate ait ıstılahlar kâmilen Türkçe olduğu
hakle, bunlar bir araya toplanıp ilim âlemine arzolunmamış bulunduğundan
Ortaasya tarihi ile uğraşan âlimler, bilhassa bunlardan Türkçe bilmiyenleri
(meselâ Grum Grjimaylo), bu ülkede bugün yaşıyan Türklerin dilinde
ziraate ait ıstılahların ekserisinin Çingiz ve oğulları zamanında Mâveraünnehir
ve Horasan'dan buraya hicret ettirilen İranlı Taciklerin dilinden alınmış
olduğunu görerek bunu, güya tarihten önceki devirlerdenberi burasının
«aborigen» i olarak yaşıyan ve güya Karadenizden Şimalî Çin içerlerine kadar
uzayan sahada hâkim bulunan Aryanîlerin göçebelere öğrettikleri medeniyetin
eserleri diye gösterir dururlar .
Türk millî tipinin, Uzakdoğu tipi, yahut Aryanî tipi olmayıp kendine
mahsus hususiyetlere mâlik bir mutavassıt tip olduğu; antropoloji tetkikatı,
âbidelerin, heykellerin, minyatürlerin ve yazılı kayıtların ifadeleri sayesinde
hiç şüphe götürmez şekilde sabit bir hakikat ise de, bunlar da bir araya
toplanıp ilim âlemince kabul olunacak bir şekle sokulmamış olduğundan,
Türklerin yaşadıkları yerlerde yapılan hafriyatlarda bulunan kafataslarını
başka ırklara mal etmenin yolları açık kalmakta; komşu kavimlerin tiplerine
ait eski Çin kayıtları da Çinli bakımından çok Avrupalı bakımından mütalea
eylemek yanlışlıklarına devam edilmektedir .
Altay kavimleri, medenî sahalara vakit vakit saldıran Barbarlar gibi
telâkki edildiklerinden, onların menşe yeri olarak ta Ortaasya'da medeniyetlerin
yaşamış ve yaşamakta olduğu yerlerden uzak her bir ülke kabul
edilmekte, fakat Aryanî kavimlerin menşe yeri telâkki olunan Batı ve Doğutürkistan
gibi sahalara Türkler asla yanaştırılmamaktadırlar. Türklerin menşe
yerlerini tayin zımmında söylenen ve yazılan fikirlerin ekserisinde böyle
kablî fikirler hâkim olduğunu önceden kestirip bilmek icabeder. Tarihî ve
lisani vesikalara dayanarak ve bir içtihad mahsulü olarak ortaya atılan nazariyelerin
başında, Altay bölgesinin ana yurt oluşu gelmektedir; bundan da
Türk, Moğol ve Mançu kavimleri grupuna «Altay» ismi verilmiştir. Bu fikri
ilk olarak VVİEDEMANN (1838), Fin âlimi A. CASTREN (1848) ve Alman
mongolisti SCHOTT (1849) ileri sürmüşler; Macar H. VAMBERY
(1885) ve Rus âlimi N. ARİSTOV (1896) bu fikri isbat etmek yolunda çalışmışlardır.
Viyanalı W. TOMASCHEK (1888). Türklerin anayurdunu
Baykal gölünün doğusunda aramış, çiniyatcı İngiliz âlimi E. PARKER
(1924) ile Finlandiyalı mongolist ve türkolog G. J. RAMSTEDT ise bunu
Uzakdoğuda, Kingan dağları çevresinde ve Mançurya'da. ayrıca Ramstedt
Mançurya ile Moğolistan'ın cenubî kısımlarında aramak icab ettiğini ileri
sürmüşlerdir .
Buna karşılık Macar türkiyatçısı G. NEMETH, Türk anavatanının, Asya'nın
şimaligarbî kısımlarında, Altay dağları ile Urallar arasında ve Aral
gölü mıntakasında aranması lüzumunu, lisanî delillere dayanarak iddia etti.
Yine Macar âlimlerinden G. ALMASY, menkıbe ile destanlara ve Aryanî
kavimlerin ilk vatanı hakkındaki tetkikata dayanarak, Türk anayurdunun
Tiyanşan mıntakasında olduğunu, bu meseleye tahsis edilen ayrı bir yazısında
katiyetle ileri sürdü. İlk defa olarak Türklerin ve Moğolların mufassal
tarihini yazan DE GUİGNES'ün ve en son olarak bu meseleye ait
tetkikatta bulunan kandaşımız NECİP ÜÇOK'un da kabul ettikleri bu son
fikre ben de ötedenberi taraftarım. Bence Türkün anavatanı, Tiyanşanın
garp ve şimal yamaçları ile Aral gölü mıntakasıdır. Viyanalı tarihî etnografya
profesörü W. KOPPERS te bu fikre meyletmektedir.



Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş(1981), Sayfa 7-10.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.