“IDUK” Geleneğinin Anadolu'da Yaşatılan Bir Şekli(Etyemez Köyü Hak Salımı Âdeti)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 25 Şubat 2020, 09:26:56


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: “IDUK” Geleneğinin Anadolu'da Yaşatılan Bir Şekli(Etyemez Köyü Hak Salımı Âdeti)  (Okunma Sayısı 8466 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 20 Mart 2011, 13:00:41 »

“IDUK” GELENEĞİNİN ANADOLU’DA YAŞATILAN BİR ŞEKLİ (ETYEMEZ KÖYÜ HAK SALIMI ÂDETİ)

İslâm öncesi Türk inanç sisteminin “tabiat kültü” çerçevesindeki bir kansız kurban uygulaması (ıdık, ıduk) ana hatlarıyla kaynakların ışığında değerlendirilmiş, kökleri çok eskilere dayanan bu geleneğin, Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Etyemez Köyü’nden derlenen bir sürümü yorumlanmağa çalışılmıştır. Etyemez Köyü “Hak Salımı” töreni; motifleri ve bu motiflerin simgelediği değerler yönünden incelenmiştir.

Türklerde Kurban Geleneği ve “Iduk” Âdeti

    İslâmiyete dâhil olduktan sonra, onun en yılmaz savunuculuğunu yapan ve adı Müslümanlıkla adeta özdeşleştirilen Türkler; bin yıldan fazla bir zaman İslâmı yaymak ve yaşatmak uğruna göğüslerini siper etmelerine rağmen, eski inançlarıyla alakalı pek çok uygulamayı da sıkı sıkıya
inanarak, İslâmla bir arada yaşatmayı bilmişlerdir (Eröz 1977: 296). Yapılan derlemeler Anadolu’da bugün bile Şamanlık veya Kamlık döneminin pek çok bakiyelerinin İslâmî bir kisve altında varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. Doğum, düğün, ölüm gibi hayatın en önemli geçiş safhalarının, bu ritüellerin yoğunlukla muhafaza edildiği alanlar olduğu, yine araştırmaların neticesidir. Kültürel hayatın pek çok alanında gözlemleyebildiğimiz bu eski inanç pratiklerinin yer yer sembolik bir vasıf kazanıp, kimi masallarda, fıkralarda ve özellikle de oyunlarda (köy seyirlik oyunları ve çocuk oyunlarında) bir motif halinde varlıklarını sürdürdükleri söylenebilir (And 1985: 74, Karadağ 1978: 11).
   Türklerin, tarihin çok eski zamanlarından beri şükür ve dilek ritüellerinde (gerek bayrama dönüşmüş veya adak şeklinde olanlarında), Tanrıya yaklaşma aracı olarak kurbanı vasıta ettikleri bilinmektedir. Türk içtimai hayatının özellikle geçiş safhaları kurbanla birlikte icra edilir. Doğumlar, ölümler, toy-düğünler, şölenler, bayramlar, yatır ve mezar ziyaretleri, hayvancılık ve ziraat hayatı ile ilgili bereket dileklerinde, Tanrı’ya yakarışlar hep kurban aracılığı ile yapılırdı (Eröz 1980: 17–22). Şa-manlıkta, kurban sunulmadan ayin ve tören yapılmadığı gibi (Gökyay 2000: CDXXIX), her ayin için kanlı veya kansız kurban bulunması adeta bir zorunluluk idi (İnan 1995: 97).
   Yazımızın başlığında belirttiğimiz çerçevenin dışına çıkmamak için kurbanla ilgili detaylara girmeyeceğiz. Vereceğimiz kaynakçanın bu ayrıntılarla alakalı olarak kafalardaki soru işaretlerini gidereceğini düşünü-yoruz (Esin 1978: 100-101, Kalafat 1995: 110, Roux 1994: 199, Ögel 1995: 464, Günay-Güngör 1997: 65, İnan 1987: 617-618, Tanyu 1998: 26, Kafesoğlu 1980: 50, 1984: 289, İnan 1991: 215-221, Radloff 1976: 211-303). Ancak aşağıda yorumlamaya çalışacağımız törenle ilgili kimi motiflerin anlaşılabilmesi için, bazı temel hususların hatırlatılması yararlı olacaktır.
Türklerde, Tanrıya yaklaşma vasıtası olarak görülen kurbanların, kanlı ve kansız olarak iki farklı biçimde sunulduğunu görüyoruz. Kanlı kurbanla ilgili olarak Dede Korkut’ta da sıkça geçen “attan aygır, deveden buğra, koyundan koç öldürgil” (Ergin 1994: 80–81) ifadesinin çok şeyi açıkladığını düşünüyoruz. Kurban için erkek hayvanın tercihi ve hi-kâyelerdeki yer yer derin İslâmî etkiye rağmen, atın kurban olarak halen ilk sırada verilmiş olması oldukça anlamlıdır. Zaten Türklerde en makbul kurbanın at olduğu, attan sonra da koyunun tercih edildiği bilinmektedir (İnan 1995: 100).
Kansız kurban uygulamalarına gelince: Abdülkadir İnan’ın belirttiğine göre “saçı, yalma, tös yedirme, ateşe yağ atma ve şarap serpme” gibi törenler bu cins kurbanlardandır (İnan 1995: 98). Anadolu’da bunların
sembolik şekillere dönüşmüş (düğün konfetileri, ağaçlara bez bağlama, mum yakma vb. gibi) daha pek çok yansımalarının olduğu da bilinmekte-dir (Beki 2004: 11–18). Yapılan ayin ve törenlerden anlaşılacağı üzere, bu uygulamaların resmî olanları yanında, ekseriyetle özel amaçlar için oldukları söylenebilir. Tanrının rızasını kazanma, hastalıkların göçürülmesi, ruhlardan izin almak, şükür bildirmek, af ve hacet dilemek vb. gibi uygulamalar özel ayinlerdir. İslâm öncesi Türk inanç pratikleri çerçeve-sinde “Özel ayinlerden en önemlisi ruhlardan birine ıdık (ıyık, ızık) ba-ğışlarken yapılan törendir” (İnan 1995: 107).
Divanü Lügatit-Türk’te de geçen “ıdık” yahut “ıduk”: “Kutlu ve mübarek olan her nesne. Sahibinin yaptığı bir adak için bırakılan hayvan” şeklinde açıklanmıştır (Atalay 1992: 65). Mehmet Eröz’ün Türkiye Türkçesinde “adak” şekline dönüştüğünü söylediği ıdık uygulaması (Eröz 1980: 211–216), Abdülkadir İnan’a göre kansız kurbanların en önemlisidir (İnan 1995: 98). Bu ritüelin (ıdık veya ıduk töreninin) Asya Türkleri arasında yaşatılan pek çok farklı şekillerinin Verbitski, Radlof, Katanuf, Anohin ve başka Türkologlar tarafından tespit edilmesine karşılık (İnan 1995: 102), Anadolu’daki yansımaları ile ilgili bir tespit henüz yapılmış değildir. Çoban kültü çerçevesinde “saya gezme”, “yüz kömbesi”, “kuzu-nun tüyü bitti” gibi köy seyirlik oyunlarımıza yansıyan bereket amaçlı kimi ritüel kutlamalar olmakla birlikte, bu oyunları “ıduk” töreniyle ile i-lişkilendirmek güçtür (Elçin 1991: 42-45).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 20 Mart 2011, 13:05:14 »

Etyemez Köyü “Hak salımı” Âdeti

Etyemez Köylülerinin “Hak Salımı” adını verdiği, Erkan Arslantaş* aracılığı ile derlediğimiz ve “ıduk” geleneğinin bir devamı olabileceğini düşündüğümüz törenin uygulama safhaları, kaynak kişilerin birbirlerini tamamlayarak anlattıkları şekliyle şöyledir:
Bu töreni her yıl yapmamız söz konusu değildir. Orta halli ve varlıklı ailelere özgü, bir tür özel kutlamadır. Birkaç yılda bir, köyün ileri gelen-lerinin de katılımıyla nevruz ayı da dediğimiz bahar ayında yaparız. Ko-yunların kuzulamaya başladığı sırada doğan ilk erkek kuzuyu salımlık o-larak seçeriz. İlk kuzunun erkek olmasını tanrının bir lütfu olarak görü-rüz. Sürünün devamı ve dölün bereketi için bu uğur sayılır. (Mehmet Ali Arslantaş, Abdullah Türk, Muammer Arslantaş, Hazma Arslantaş)
Uygulamadan anlaşılacağı üzere “salım” işlemi, bir yıl önceden alı-nan bir kararla yapılmaktadır. Tören; mala, cana gelebilecek bir kötülüğü engellemek ya da şükür amaçlı bir tür özel sunum durumundadır. Kişisel bir ayin olmakla birlikte, ilan ve tanıklığı için olsa gerek, protokol huzu-
runda olmaktadır. Bolluk, bereket dilenen üreme amaçlı bu uygulamada, seçilen kurbanın erkek olması ise, törenin en önemli yanı olsa gerektir. Semavi dinlerin etkisi ve pek çok kültürün “bereket tanrısını” erkeklik organıyla simgelemeleri sebebiyle, bunun evrensel bir motif olduğunu söylemek mümkündür. Ancak, motifin Türk Kültürü için millî bir değer taşıdığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Doğan ilk kuzunun erkek olma-sının Tanrı’nın lütfu olarak yorumlaması ve bunu sürünün devamı için bir işaret sayarak kurban olmaya gerekçe gösterilmesi, söz konusu motifin evrensel gerekçelerinden farklıdır.
Bilindiği gibi, soyun erkek çocuklar aracılığı ile oluşu, Türk aile an-layışı ile ilgili temel bir olgudur. Kızlar evlenip baba ocağından ayrıldık-tan sonra, baba tarafı ile akrabalıkları bile büyük ölçüde biter. Evlenen kızlar koca soyuna kaydolunmuş sayılırlar (Ögel 1988: 248). Salmalık seçilecek kuzunun erkekten seçilmesi, sürünün devamı ve dölün bereketi için “erkek” oluşun bir işaret olarak yorumlanması; Türk Kültürünün soy anlayışıyla ilişkilendirilebilir. Bu ilişki, Dede Korkut Oğuzlarının gerek resmî gerekse özel törenlerde Tanrıya ulaşma aracı olarak sundukları kurbanlarda attan aygırı, deveden buğrayı koyundan koçu tercih etmeleri-nin de sebebi olsa gerektir.
Seçilen erkek kuzu, sürünün diğer kuzularından ayrılır ve bir yıl bo-yunca itina ile beslenir. Semiz bir koç kıvamına gelen hayvanın koyunlar-la bir araya getirilmesine ve çiftleşmesine izin vermeyiz. “Hayvanın yü-zünü açmamak” da dediğimiz bu durum, günahsızlık ve temizlikle ilişki-lidir. Salıma hazırlanan hayvana son olarak, “tırnak bakımı” ve “işaretle-me” yaparız. Tırnak bakımı, dışarıya ilk kez çıkacağı için gereklidir. İşa-retleme ise, salım olduğunun herkesçe anlaşılması içindir. İşaretleme kızıl kına veya kök boya ile yapılır. Tercih kınadan yanadır. Omuzdan kuyruğa kadar belirgin bir şekilde sürülen kına ya da boya, kuruyup tutana kadar koçu bekletiriz. Tören, köyün ileri gelenlerinin de hazır bulunduğu bir or-tamda Cuma namazından önce yapılır. Köy muskacısının idare ettiği a-yinde mal sahibi de hazır bulunur. Hazırlanan koç, köylüce kutsal sayılan ve “ziyaret” diye adlandırılan mekana gotürülür. Muskacı, dua eşliğinde “kurt ağzı bağı” adını verdiği bir muskayı yeşil bir kumaşa sararak hay-vanın boğazına asar. Ardından kemik saplı bir bıçak üzerine dualar oku-yarak üç kez bıçağın ağzını açıp kapatır ve bıçağı salma sahibine verir. Salma sahibine ağzı kapalı olarak verilen bıçağı, Cuma namazı çıkışında cami kapısında yeniden açarlar. Tören sırasında muskacının yaptığı dua şöyledir:
“Bismillahirrahmanirrahim
Hak yoluna, peygamber yoluna,
devlet yoluna, kişi yoluna…
Devlet başta ola,
kul malı leşte ola.
Başın gözün sadakası,
kulun huzuru,
malın refahı niyetine,
Salma payı kabul ola.
Vatanın kurt-kuşuna,
böcük-cücük cümlesi dişine feda ola.
Hak yarattığı, Mevlâ’nın yapıp yetirdiği yedirdiği…
Cümle ondan alınır, ona verilir.
Ağ ciğeri ağ kurdun,
kara ciğeri kara kurdun,
Geri kalanı cümle mübarek toprağın yurdun.
Allah’ım, salma payımızı haram kurt paylamasın,
mundar kuş eylemesin.
Hınzır kanlıya,
haram kursaklıya,
urum adlıya nasip olmasın.
Helal elin helal malı, doğru işe
doğru aşa gire.
Allah kabul eyleye.
Bir ala, beş vere
Âmin.”
Dölün bereketli, tabiatın cömert olması için, doğaya hediye edilen bu hayvanın niyetine Allahtan sürünü selametini isteriz. Salma salınan hay-vanın çalınması, kesilip etinin yenilmesi, tutulup mal edinilmesi yasaktır. Salıma bırakılan hayvan dönüp köye gelse dahi ağıla konulmaz ve sürüye katılmaz. O artık doğanın malıdır. Sırtına vurulan damga uzun süre çık-mayacak şekilde işlendiği için herkesçe bilinir. Doğaya salınan bu sahip-siz ve korumasız hayvanın akıbeti bellidir. Kısa bir süre sonra umumiyet-le bir çoban veya herhangi bir kimse tarafından hayvanın kalıntıları bulu-nur ve sahibi durumdan haberdar edilir. Haber mutlulukla karşılanır. Zira bu hâli, salmanın Allah katında kabul gördüğünün işareti olarak yorumla-rız. Haberi alan salma sahibi, “salma hediği” denilen içinde buğday, no-hut, fasulye, mercimek, gibi ürünlerin bulunduğu “köy çerezi” de diyebi-leceğimiz haşlama türü bir yemeği, komşulara dağıtmak suretiyle işlemi tamamlamış olur.(Mehmet Ali Arslantaş, Abdullah Türk, Muammer Arslantaş, Hazma Arslantaş)
Geleneğin sürdürüldüğü yer; Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Etyemez köyüdür. Özellikle Sivas yöresinde Eski Türk inançlarının izini süren ve adak yerleriyle ilgili kıymetli bir de çalışma ortaya koyan değerli araştır-macı Kutlu Özen’in bu adak yerinden ve “Etyemez Babadan” bahsetme-miş olması gözden kaçmış olsa gerektir (Özen 1996: 58-59).
İnan’ın; “terim olarak tanrıya gönderilmiş, tanrıya bağışlanarak salı-verilmiş hayvan demektir” (İnan 1995: 98) şeklinde açıkladığı “ıdık” tö-reninin, Kaşgarlı’nın tarifinden pek de farklı olmayan bu yansımasının (Etyemez köyü “Hak Salımı” geleneğinin) kimi yönlerine dikkat çekmek istiyoruz.
“Hak Salımı” tabir olunan bu uygulamanın adlandırılışında dahi, “ıdık” kelimesinin günümüz Türkçesindeki anlamına bağlı kalınmış ol-ması oldukça manidardır. İnan’ın belirttiğine göre Idık; “harfi harfine sa-lıverilmiş” demektir (İnan 1995: 98). “Salmak” eyleminden “salım” ke-limesinin türetilip bu törene ad yapılması, törenin kaynağı ile ilgili bir i-pucu olarak yorumlanabilir. Bir diğer önemli husus, “ıdık” törenlerindeki töreni icra eden şamanın yerini “Hak salımı” töreninde icracı olarak “Muskacı” adı verilen bir kişinin almış olmasıdır. Şamanların sihir, büyü, efsun işleriyle de uğraştıkları dikkate alınırsa, muskacılık ve Şamanlık a-rasında bir ilişki kurulması hiç de zor olmayacaktır. Zaten muskacı deni-len kişinin köydeki tek görevi bu törenleri yönetmek de değildir. Kaynak şahısların “Muskacı” ile ilgili olarak sorduğumuz başka sorularda verdik-leri cevaplardan öğrendiklerimiz şeyler oldukça ilgi çekicidir. Etyemez Köyü Muskacısı ile eski “ıduk” törenlerini icra eden şaman arasında kur-duğumuz benzerlik ilişkisi, daha çok bu bilgilere istinadendir.
Karşılaştığımız pek çok güçlüğü ona danışarak çözmeye çalışırız. Saygın ve bilge kişiliğini kesinlikle tartışmayız. Hem sayarız hem de çe-kinir korkarız. Yapılabilecek yanlışların ve haksızlıkların ona malum ola-cağına inanırız. Çocukları izlemek ve onlarla ilgilenmek en çok özen gös-terdiği işlerdendir. Çocukları isimleriyle çağırmayıp, fiziki görünüşleri, karakterlerinin ön plana çıkan belirgin özellikleri veya yaptıkları bir işle onları özdeşleştirip lakap takar. Sadece çocukların değil, büyüklerin de lakap takma işini o yapar. Hastalıkları iyileştirir, kırık ve çıkıkları sarar. Hayvanların yavrulamalarına yardımcı olur. Köyün tabibi olduğu kadar veterinerlik hizmetini de o yürütür. Yaptığı bu işler karşılığında kimseden maddi bir şey talep etmez. İhtiyacı oranında ziraat yapmak ve hayvan beslemekten başka, toprak damları pekiştirmek için “loğ” ya da “yuvak” tabir olan taş kesme işi, ot yastık basma ve tandır yapma zanaatı, Etye-mez Köyünde muskacının ailesine özgü bir meslek dalıdır. Kadın hasta-lıklarını iyileştirmek ve özellikle halk arasında “göbek ovmak” tabir olu-nan işlemi uygulamaları için, “el vermek” suretiyle köyden iki de kadın görevlendirmiştir. (Erkan Arslantaş,)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 20 Mart 2011, 13:22:33 »

Etyemez Köyü “Hak salımı” Âdeti



Söylenilenlerden anlaşılan o ki Muskacı, Etyemez Köylüleri için manevi bir güç kaynağı ve sıkıntılı anlarda onların dayanağı gibidir. Muskacını Etyemez’deki bu sihirli, büyülü ve saygın kişiliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Ancak kaynak kişilerin on-dan bahsederken, bildiklerini aktarmada pek gönüllü olmadıklarını, hatı-rasının zarar görebileceği endişesini taşıdıklarını, söyleyebilirim.
Salıma bırakılan hayvanın herkesçe bilinen bir alamet taşıması ve dokunulmaz oluşu, Kaşgarlı’nın “ıduk” tarifiyle benzerlik arz eden husus-lardır. Bırakılmadan önce omuz hizasından kuyruğuna kadar varsa kına yakılmak, kına olmadığı durumlarda ise aşı da denilen kök boya sürülmek suretiyle hayvan işaretlenmektedir. Kaynak şahısların; “Salıma salınan hayvan çalınması, kesilip etinin yenilmesi, tutulup mal edinilmesi yasak-tır.” şeklindeki beyanları, Kaşgarlı’nın “ıduk” bırakılan hayvan için söy-lediği; “Yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırkılmaz” (Atalay 1992: 65) ifadeleriyle aynen örtüşmektedir.
Bize göre bu geleneğin en dikkate değer yanlarından biri, Muskacı-nın tören sırasında okuduğu Türkçe duadır. “… Vatanın kurt-kuşuna, böcük-cücük cümle dişine feda ola, Akciğeri ak kurdun, karaciğeri kara kurdun geriye kalanı cümle mübarek toprağın yurdun…” gibi ifadelerin şaman dualarını çağrıştırıyor olması çok manidardır. Salımdan ak kurda, kara kurda pay çıkartılması, Yaşar Kalafat’ın; “Karaçay Türk Halk İnanç-ları” başlığı altında bahsettiği “kurt payı” (Kalafat 2002: 145) geleneğini çağrıştırmaktadır. “Hak Salımı” geleneği ile doğrudan alakalı olmamakla birlikte, “çoban kültü” ve “kurt payı” geleneği çerçevesinde değerlendiri-lebileceği için kaynak kişilerin anlattığı bir “kara kurt” efsanesini de bu-rada vermek istiyorum.
Dedem, bir gözünün kör ve ölümsüz olduğuna tüm köylünün inandı-ğı iri bir kara kurttan bahsetmişti. Söylediğine göre, sadece aç olduğu zaman sürüye uğrarmış. Bu kurt geldiğinde ne koyunlar ürker ne de kö-pekler havlarmış. Sürüden bir mor koyun alarak uzaklaşırmış. Kışın çetin geçtiği ve yiyecek bulmakta güçlük çektiği zamanlarda ise, başını göğe kaldırarak ulur ve bunun üzerine gökten el kadar beyaz bir nesne düşer-miş. Gökten düşen bu beyaz şeyi yiyen kurt iki yıl süreyle acıkmaz ve bir şey yemezmiş. Ben daha çocuktum. O gece dedemle birlikte sürünün yanında yatmıştım. Gece dedem beni sesledi. “Uyan, sessiz ol ve izle sürü-ye kara kurt geldi” dedi. Gözlerimi ovuşturarak sessizce izledim. Koca bir gölge gibiydi. Hızla kayboldu. Sabah kalktığımızda bir mor koyunun kaybolduğunu gördük. (Erkan Arslantaş)
Salıma bırakılan hayvanın vatanın kurduna, kuşuna feda edildiği dikkate alınırsa, Bu efsanenin dolaylı da olsa “Hak salımı” âdetiyle iliş-kili olduğu düşünülebilir.
Uygulamanın baharda yapılması, sununun erkekten seçilmesi, temiz-liğinin ve saflığının ön plana çıkartılması, özen gösterilmesi gibi hususlar, geleneğin en eski şeklini büyük ölçüde muhafaza ederek yaşatıldığına de-lil sayılabilir. Törenin ziyaret tabir olunan kutsal bir mekanda yapılması, kurt ağzı bağlama, duanın kemik saplı bir bıçak üzerine okunması ve kurbanın yerine ulaştığına kanaat getirildikten sonra hedik yapılıp komşu-lara dağıtılması gibi hususlar, başka kimi ritüellerde de tespit edebildiği-miz (ocaklar, sağaltmalarla ilgili efsunlamaların bıçakla yapılması, diş hediği gibi) sembolik uygulamalar olsa gerektir.
Salımın yapıldığı ve ziyaret tabir olunan yer, köye de adını veren “Etyemez Baba”nın mezarının bulunduğu yerdir. Kaynak şahısların Et-yemez Baba hakkında anlattıkları bir efsane şu şekildedir:
Fakir bir aile, çocuklarının da çok sevdiği tek koyunlarını keserek bu ereni misafir edip ağırlamak isterler. Daveti kabul edip yemeğe gelen e-ren, ağlamakta olan çocuktan durumu öğrenince, bütün olarak kızartılıp pişirilmiş koyunu bir sihir işaretiyle diriltir ve oradan ayrılır. İşte o gün-den sonra bu keramet ehli kimse, “Etyemez Baba” diye anılır. İşte mus-kacı dediğimiz kişi bu Etyemez Baba’nın akrabası mıymış, talebesi miy-miş derler. Türbeye de o bakar, türbe ateşini de o yakar. (Erkan Arslantaş)
Yukarıda kısaca tanıtmağa çalıştığımız ve “Muskacı” tabir olunan ki-şinin, Etyemez Baba’nın soyundan geldiğine ya da onun talebesi olduğu-na inanılmaktadır. Muskacı, aynı zamanda Etyemez Baba’nın türbedarı-dır. Mezarın bulunduğu bölgenin bakım ve temizliğini yaptığı gibi per-şembeyi cumaya bağlayan her akşam ziyaret tepesinde ateş yakma işini de onun yaptığı belirtilmiştir. Etyemez Baba ile Muskacı arasında kurulan bu ilişki, Muskacı’nın köylüler arasındaki saygınlığını artıran önemli bir etmen olsa gerektir.
Tören sırasında okunan duanın bıçak üzerine yapılması, demirin ko-ruyucu ruhu simgelemesi ve demir kültüyle alakalı olarak yorumlanabilir. Kötü ruhların kovulması için demirin kullanılması (al karısını kovma, hastalıklardan kurtulma için yapılan efsunlamalar ve şaman elbiselerin-deki muhtelif ziller ve metaller gibi) başka kimi uygulamalarda da gözlenebilen bir husustur. Ancak bıçağın “kemik saplı” olması yoruma muhtaç görünmektedir. Türklerde, “demir kültünün” koruyuculuk vasfıyla para-lellik arz eden bir de “kemik kültü” olabileceği düşünülebilir. Kurban kemiklerine gösterilen özen ve özellikle kurban başı iskeletlerini sırığa geçirmek veya “ağıl-ahır” gibi yerlerin giriş kapılarına asmak suretiyle Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde bugün de gözlenebilen kimi hususlar, kürek kemiğinden fal bakmak, Anadolu kadınlarının süslenme aracı ola-rak “kemik tarakları” tercih etmeleri, ayrıca çocukların omzuna takılan nazarlıklarda kemik (diş ve özellikle küçük kuşların kanat kemikleri) bu-lunması gibi âdet ve uygulamalar (ki, kemikle ilgili bu âdet ve uygulama-ların sayısını araştırmalarla artırmak mümkündür) düşüncemizi destekler mahiyetteki örneklerdir. Bu tespitin doğruluğundan hareket edersek, üze-rine dua edilen bıçağın niçin kemik saplı olması gerektiği de bir anlam kazanacaktır.
Kurt ağzı bağlama sırasında bıçağın ağzının açılıp kapanması ise, a-ğız bağlamakla ilgili taklidi bir gösterim veya sihri bir işaret olarak yo-rumlanabilir. İşlemin üç kez yapılmasının, evrensel bir boyutu da olan üç-leme veya üç kuralıyla ilgili olduğu aşikârdır.
  Ayrıntılarını verip yorumlamaya çalıştığımız bu uygulamanın Kangal yöresinde yaşatılıyor olması tesadüf olmasa gerektir. Anadolu’da isminin koyunculukla özdeşleştiği ve çobanlık kültürünün canlılığını muhafaza ettiği ender bölgelerden birinin Kangal yöresi olduğu düşünülürse, töre-nin anlamı daha da kolay anlaşılacaktır. Etyemez Köyünden derlenen ve “Hak Salımı” tabir olunan bu gelenek; Türk Kültürünün İslâm öncesi i-nanç sistemi dâhilinde “hayvancılık kültüne” bağlı olarak kutladığı bir bereket töreninin, günümüzde de varlığını devam ettiren bir sürümü olsa gerektir. Şamanlık döneminin bir kalıntısı sayılabilecek bu tespitin folklo-rumuz açısından fevkalade önemli olduğu kanaatindeyiz. Benzer uygu-lamaların, koyunculuk uğraşının canlılığını muhafaza ettiği Anadolu’nun başka yerlerinde de yaşatılıyor olması muhtemeldir.



KAYNAKLAR
A. Yazılı Kaynaklar
AND, Metin (1985), Geleneksel Türk Tiyatrosu, İnkılap Kitabevi, İs-tanbul.
BEKKİ, Selahaddin (2004), “Nevruz Kurban İlişkisi ve Kurbana Bağlı Olarak Yapılan Ritler-Pratikler”, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, S. 29, Ankara.
KAŞGARLI MAHMUT (1985), Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi I-III, (çev., Besim Atalay), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.
ELÇİN, Şükrü (1991), Anadolu Köy Orta Oyunları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara.
ERGİN, Muharrem (1994), Dede Korkut Kitabı I, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.
ERGİNER, Gürbüz (1997), Kurban, Kurbanın Kökenleri ve Anado-lu’da Kanlı Kurban Ritüelleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
ERÖZ, Mehmet (1980), “Türk Boylarında ‘Kansız Kurban’ Geleneği”, Türk Kültürü, Yıl XVIII, S. 211-214, Ankara.
ERÖZ, Mehmet (1977), Türkiye’de Alevîlik Bektâşîlik, Otağ Matbaacı-lık, İstanbul.
ESİN, Emel (1978), İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi ve İslâma Giriş, Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul.
GÜNAY, Ünver-GÜNGÖR, Harun (1997), Türklerin Dinî Tarihi, Ocak Yayınları, İstanbul.
GÖKYAY, Orhan Şaik (2000), Dedem Korkudun Kitabı, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları. İstanbul.
İNAN, Abdülkadir (1995), Tarihte ve Bugün Şamanizm, Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
İNAN, Abdülkadir (1987), “Ink mı, ıdık mı?”, Makaleler ve İnceleme-ler, Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara.
İNAN, Abdülkadir (1991), “Beltir Türklerinde Gök Tanrıya Kurban Tö-reni”, Makaleler ve İncelemeler II.Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
KAFESOĞLU, İbrahim (1980), Eski Türk Dini, Kültür Bakanlığı Ya-yınları, Ankara.
KAFESOĞLU, İbrahim (1984), Türk Millî Kültürü, Boğaziçi Yayınları, İstanbul.
KALAFAT, Yaşar (2002), Türk Halk İnançları I, Kültür Bakanlığı Ya-yınları, Ankara.
KALAFAT; Yaşar (1995), Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara.
KARADAĞ, Nurhan (1978), Köy Seyirlik Oyunları, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara.
RADLOFF, W. (1976), Sibirya’dan (çev.,Ahmet Temir), Millî Eğitim Basımevi, İstanbul.
ROUX, J.P. (1994), Türklerin ve Moğolların Eski Dini (çev., Aykut Kazancıgil), İşaret Yayınları, İstanbul.
ÖGEL, Bahaeddin (1988), Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Dünyası araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul.
ÖZEN, Kutlu (1996), Sivas ve Divriği Yöresinde Eski Türk İnançları-na Bağlı Adak Yerleri, Dilek Matbaası, Sivas.
ŞENER, Cemal (1997), Türklerin Müslümanlıktan Önceki Dini Şa-manizm, Ad Yayıncılık, İstanbul.
TANYU, Hikmet (1998), Türklerin Dinî Tarihçesi, Burak Yayınları, İs-tanbul.
B. Sözlü Kaynaklar
Kaynak Kişi 1
Adı Soyadı: Erkan Arslantaş.
Doğum Yeri ve Tarihi: Etyemez Köyü, 1982.
Mesleği: Öğretmen adayı.
Öğrenim Durumu: Yüksek okul.
Görüşme Yeri, Tarihi ve Süresi: Etyemez Köyü, Aralık 2005, 60 dakika.
Anlattıklarını Kimden Duyduğu: Dedesinden.
Kaynak Kişi 2
Adı Soyadı: Mehmet Ali Arslantaş.
Doğum Yeri ve Tarihi: Etyemez, 1930.
Mesleği: Çiftçi.
Öğrenim Durumu: Okuryazar değil.
Görüşme Yeri, Tarihi ve Süresi: Etyemez Köyü, Nisan 2005, 2 saat.
Anlattıklarını Kimden Duyduğu: Büyüklerinden duydukları ve deneyim-leri.
Kaynak Kişi 3
Adı Soyadı: Abdullah Türk.
Doğum Yeri ve Tarihi: Kangal, 1970.
Mesleği:Çoban.
Öğrenim Durumu:İlkokul.
Görüşme Yeri, Tarihi ve Süresi: Etyemez Köyü, Nisan 2005, 60 dakika.
Anlattıklarını Kimden Duyduğu: Kayınbabasından (Muskacı).
Kaynak Kişi 4
Adı Soyadı: Muammer Arslantaş.
Doğum Yeri ve Tarihi: Etyemez Köyü, 1959.
Mesleği: Hayvancılıkla uğraşır.
Öğrenim Durumu: İlkokul.
Görüşme Yeri, Tarihi ve Süresi: Etyemez Köyü, Nisan 32005, 2 saat.
Anlattıklarını Kimden Duyduğu:Babasından ve deneyimleri.
Kaynak Kişi 5
Adı Soyadı: Hazma Arslantaş.
Doğum Yeri ve Tarihi: Etyemez Köyü, 1931.
Mesleği:Çiftçi.
Öğrenim Durumu:Okuryazar değil.
Görüşme Yeri, Tarihi ve Süresi:Etyemez Köyü, Nisan 2005, 2 saat.
Anlattıklarını Kimden Duyduğu: Büyüklerinden ve deneyimleri.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.095 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.