Uygur Türkleri
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2019, 03:08:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uygur Türkleri  (Okunma Sayısı 3490 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 11 Kasım 2015, 12:34:34 »

1.1. Uygur Adı ve Uygurlar

Uygur adı Türkçe kaynaklarda, Orhon yazıtlarında ilk defa 716 yılındaki olaylar sırasında, Uygur İlteberi’nin ismi vasıtasıyla zikredilmiştir. Bu sırada Uygurlar, Kök Türk (Göktürk) hâkimiyetini tanımak istemeyerek Kök Türk ülkesinin doğusuna, muhtemelen de Çin sınırlarına doğru kaçmış olsalar gerek.[1]

Çin kaynaklarında Uygur adı Hui-hu, Hui-he, Wei-hu, Wei-wu[2] gibi çeşitli şekillerde yazılmıştır. Bundan başka, 1283 Numaralı Pelliot yazmaları içinde, 787-843 yılları arasında Tibet’e giden beş Uygur elçisinin raporları münasebetiyle, Uygur adı Tibetçe Ho-yo-hor şeklinde yazılmıştır.[3] Bütün bu değişik yazılışlar Uygur adını ifade etmektedir.

Uygur adının anlamı ve etimolojisi hakkında çeşitli görüşler vardır. Uygur’un manasının “şahin gibi hızla hücum eden, orman halkı”,[4] “çukur” anlamlarında olduğu söylenmiştir. Gy. Nemeth’e göre Uygur adı, uy- “uymak, takip etmek”[5] fiilinden türemiştir. Ebulgazi Bahadır Han da Uygurların adını “uymak, yapışmak”[6] fiiline dayandırır. Kâşgarlı Mahmud’da ise, “kendi kendine yeter” manasında kullanıldığı[7] anlatılmaktadır. Kelimenin genellikle Uy+gur şeklinde geliştiği, “akraba, müttefik” anlamında olduğu, On Uygur adının da “On Müttefik”[8] anlamına geldiği yolunda açıklamalarda bulunulmuştur.

Çin kaynakları, Uygurların Kök Türkler gibi Hunların neslinden olduğu yolundaki haberlerde hemfikirdirler ve Kök Türkler gibi onların da kurttan türediklerini söylerler. Fakat bunun yanı sıra Uygurların ağaçtan türediklerine dair efsaneler de vardır.[9] Uygurlara ait en eski kayıtların M.Ö. 176 ve 43 yıllarında Issık-Köl civarlarındaki kalıntılarda bulunduğu söylenmektedir.[10]

Çin’deki Türk Tabgaç hanedanı sırasında Uygurlar Gao Che adıyla anılmışlardır.[11] Daha sonra da, 5. yüzyılın ikinci yarısından sonra, Tölöslerin bir kabilesi olarak geçmektedirler.[12] Bununla beraber İslâm coğrafyacıları, Tokuz-Oğuzlarla Uygurları eş tutmuşlardır.[13]

Elimizde bulunan Karabalgasun yazıtı Çince yüzünde Uygurların dokuz aileden meydana gelmiş oldukları zikredilmiştir,[14] fakat bu “dokuz aile”nin adı tek tek sayılmamıştır. Çin kaynaklarının yardımıyla Uygurları meydana getiren dokuz aileyi şu şekilde sayabiliriz: 1) Yüe-lo-ko (Yaglakar), 2) Hu-to-ko (Uturkar), 3) To-lo-wu/Hou (Kürebir), 4) Mo-Ko-si-k’i (Bakasıkır), 5) A-vu-ti (Ebirçeg), 6) Ko- sa (Kasar), 7) Hu-Wu-su, Cool Yüe-wu-ku (Yagmurkar), 9) Hi-Ye-Vu (Aymur/Eymür).[15] Bunların liderliği ise Yaglakar ailesinin elinde bulunuyordu.

Uygur adının siyasî bir addan ziyade, kabile ve bölge adı olarak kullanıldığı yolunda görüşler de vardır.[16] Kök Türkçe kitabelerden ve Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, Uygurların tarih sahnesine çıktıkları ilk yurdun, Selenge nehrinin doğu kısımları olduğu anlaşılmaktadır.[17]

Hun İmparatorluğu’ndan sonra Doğu Türkistan, M.S. 93-121 yılları arasında Çin istilâsına uğradı. Bu yıldan M.S. 220’ye kadar bölgede Kuşan hâkimiyeti kuruldu. Bu devletin çekilmesinden 360 yılına kadar Doğu Türkistan’da bulunan Yarkent, Lop, Hoten, Kâşgar, Kuça ve Turfan gibi şehir devletleri müstakil oldular. Bu tarihten itibaren Doğu Türkistan bölgesine sırasıyla Şiyenbi, Toba, Cücen, Kök Türk, Türgiş, Uygur, Karluk, Karahanlı ve Karahıtay hanedanları hâkim oldular.

1.2. Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan’ın Tarihine Dair

1.2.1.  Ötüken Uygur Kağanlığı Dönemi

742 senesinde Basmıl, Uygur ve Karluklardan müteşekkil boylar Kök Türklere hücüm ederek Kök Türk kağanını öldürmüşler ve yerine Basmılların lideri olan Shie-tieh-i-shih kendini kağan olarak ilân etmiştir. Ötüken’de kurulan bu yeni “Kağanlık”ta Uygurlar “Sol Yabguluk” Karluklar da “Sağ Yabguluk” mevkiine gelmişlerdir.[18] Bu arada 742 senesinde “Yabgu” unvanını taşıyan Uygurların reisi Çin’e elçiler yollayarak Çin İmparatorundan “Adaleti kabul eden reis” unvanını almıştır.[19] 743 senesinde Uygur Yabgusu Kök Türklerin son kağanı olan Wu-Su-Mi-Shi (Ozmış) kağana hücum ederken diğer taraftan Dokuz-Oğuzların başında bulunan oğlu da Oğuz kuvvetleri ile birlikte savaşa katılır. Bu savaşta Ozmış kağan ağır bir yenilgiye uğrar ve karısı da Uygurlara esir olur.

Kök Türk devletinin tamamen tarih sahnesinden silinmesine sebep olan en son darbe 744 yılında yine Kök Türkler gibi “Aşina” soyundan gelen bir hükümdara sahip olan Basmıllar tarafından vurulur. Basmıl Kağanı, Ozmış Kağan’ın başını keserek Çin sarayına yollar. O zamana kadar Uygurların hâkimiyetinde olan Basmıllar bu başarılarından dolayı bağımsızlıklarını ilân ederler ve hükümdarları Ötüken’de Kağan olarak başa geçer. Fakat Uygurlar bu kağanı tanımazlar ve Uygur Yabgusu Karlukların yardımıyla da Basmıl Kağanı’nı yener ve kendisini öldürür. Böylece Ötüken bölgesinde yeni bir Kağanlık kurulmuş olur.

744 senesinde Ötüken’de kurulan yeni devletin ilk kağanı Çin tarihlerinde Ku-tu-lu Pi-Chia Chüeh Ko-han olarak geçen “Kutlug Bilge Kül Kağan”dır. Tang imparatoru tarafından kendisine “Feng-ı Wang” adı ve daha sonra da “Huai-jen” unvanı verilmiştir.

Tang Sülâlesi tarihçileri, Kutlug Bilge Kül Kağan zamanında Uygurların, Altay dağlarından, Baykal gölüne kadar uzanan bir bölgede hüküm sürdüklerinden bahsetmektedirler. Uygurlar bu devirde, kendilerine başşehir olarak, o zamanlar “Ordu-balıg” denen ve Hunlar zamanından beri bilinen, Yukarı Orhun nehri üzerinde bulunan “Kara Balgasun” şehrini seçmişlerdir.

Kutluk Bilge Kül Kağan 747 senesinde ölünce yerine oğlu Moyunçor Kağan başa geçmiştir. Bu Kağan zamanında Uygurlar, Batı’da Türgeşlerle mücadele etmişler ve bunları hakimiyetleri altına alarak sınırları batıda Sir Derya nehri boylarına kadar genişletmişlerdir. Kuzeyde ise, Kem nehri aşılarak Kırgızlar ile kendilerine bağlanmıştır. Moyunçor zamanında en önemli siyasi münasebetler Çinliler ile olmuştur.

759 senesinde Moyunçor Kağan ölünce yerine Uygurlardaki veraset geleneklerine göre büyük oğlunun geçmesi lâzımdı. Fakat büyük oğul bilmediğimiz bir sebepten dolayı öldürülmüş ve yerine Moyunçor’un küçük oğlu Kağan olarak başa geçmiştir. Çinliler tarafından “Teng-li Mou-yü” (Tengri Mou-yü) diye isimlendirilen bu kağanın birkaç tane isminin olduğunu biliyoruz. Bu isimlerden en tanınmışları “Bugu” veya “Bögü” ile “Tengri”dir.

780 senesinde Tun Baga Tarkan, Bögü Kağan’ı öldürerek kendisini kağan ilan etmiştir. Kağan olduktan sonra, ilk iş olarak derhal Çin ile siyasî münasebetlerinin düzeltilmesi yolunu seçmiş ve bunda da muvaffak olmuştur. Çinliler tarafından kendisine “Alp Kutlug Bilge Kağan” unvanı verilmiştir.

Kutlug Bilge Kağan’ın başlıca faaliyetlerini şöyle sıralayabiliriz. Tibet ve Karlukların Uygurlara karşı teşkil ettikleri çeteleri ortadan kaldırmış, Karlukları tamamen kendine tâbi kıldıktan sonra, Turfan bölgesine inmiştir. Burada da Tibet ve Karluk çeteleriyle karşılaşmış ve bunları da tamamen ortadan kaldırdıktan sonra, şehirleri geri alarak asayişi bozmayan bölge halkını ödüllendirmiş, asayişi bozanları ise şiddetle cezalandırmıştır.

Kutlug Bilge Kağan’ın en büyük icraatı Kırgız seferidir. Kırgız seferi kendi adını ebedîleştirmiştir denilebilir. Orta Asya’nın kuzeyinde oturan ve bir Türk boyu olan Kırgızlar, cesur ve kuvvetli idiler. Uygurlar bugünkü Turfan bölgesine kadar hâkim olunca, Kırgızların güney bölgeleriyle ilişkileri hemen hemen kesilmişti. Bu yüzden Kırgızlar daha kuzeye çekilmek zorunda kalmışlardır.

Kutlug Bilge Kağan 805 senesinde ölünce, yerine “Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kagan” geçmiştir. Bu Kağan’ın önemli faaliyetlerini şöyle sıralayabiliriz: Doğu Türkistan’ın önemli şehirlerinden birisi olan Kuça’yı Tibetlilerin elinden kurtarması ve Maniheizm’in Uygurlar arasında yayılması için göstermiş olduğu gayret.

Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan ölünce, yerine bir evvelki kağan’ın küçük kardeşi 821 senesinde kağan olmuştur. Bu kağan’ın unvanı “Ay Tengride Kut Bulmış Bilge Kağandır. Uygurların ilk devrinden itibaren 21. kağanı olan bu kişinin bir başka ismi de “Kasar Tegin”dir.[20]

Kasar Tegin başa gelince Çinlilerle bir evlilik yoluyla akrabalık kurmak istemişti. Daha önceleri de gördüğümüz Çinli prenseslerle evlenerek bir akrabalık bağı tesis edilmesini her iki toplum, özellikle Çinlilere yararlar sağlayacağı aşikârdır. 821 senesinden sonra, Uygurlarda siyâsi yönden genel bir bozukluk görülmektedir. Uygurlardaki bu iç karışıklıkları Mani dinine bağlayanlar olduğu gibi, meydana gelen sülâle değişmesinin de rol oynadığını ve Çin’in olumsuz etkisinin de olduğunu söyleyenler vardır.

Kasar Tegin bütün maiyetiyle birlikte öldürülmüştür. Yerine 832-839 seneleri arasında başa geçen manevi oğlu “Hu-te-le” kağanlık yapmıştır. “Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan” unvanını almıştır. Bu dönemde iç karışıklıklar hat safhaya gelmiş ve bu arada büyük bir kış mevsiminden sonra, hayvanların pek çoğu telef olmuştur. Bu durum ise Uygur ekonomisini oldukça sarsmış ve Çin’e satacak mal bulamaz duruma gelmişlerdir.

Hu-Te-le kağan 839 senesinde ölünce yerine Wu-Tu-Kung ile aynı senede Wu-Chie Kağan başa geçmiştir.[21]

840 senesine gelindiğinde, 100 bin kişilik bir Kırgız ordusunun Uygur başkenti Karabalgasun’u kuşatarak, son Uygur kağanı olan Wu-Chie’yi öldürdüklerini görüyoruz. Uygurlar, Kırgızlar tarafından büyüklü küçüklü kılıçtan geçirilmişlerdir. Kırgızlar böylece belki de Moyunçor ve Kutluk Bilge zamanlarında uğradıkları yenilgilerin intikamını almış oldular. Bu savaştan kurtulan Uygurlar çeşitli yönlere hareket ederek yeni yurt edinmek için çaba harcamışlardır.

1.2.2. Hanlıklar Dönemi

1.2.2.1. Şa-Çu (Sha-Chou) Uygurları

Kırgız yenilgisinden sonra oturdukları bölgelerden hareket ederek Asya’nın daha güney bölgelerine, Çin’in batısına gelip yerleşen Uygurlardan bir grup Sha-Chou şehrine gelmişlerdir.[22] Sha-Chou Uygurlarına Çinliler, Maniheizm dinini benimsemiş olmalarından dolayı ve bunların beyaz elbise giymelerinden kendilerine “Beyaz giymiş göğün oğulları” ismini takmışlardır.[23] Ayrıca bu bölgenin çok önemli şehirlerinden biri olan Dun-huang’ın Sha-Chou’ya çok yakın olması zaman zaman Sha-Chou şehrine Dun-Huang denmesine yol açmıştır.

Sha-Chou Uygurları hakkında kaynaklarda pek fazla bilgi yoktur. Bunların siyasî hâkimiyetleri çok kısa sürmüştür. İlk önce Liaolara (Kıtan) ve daha sonra da Şi-Şia (Tanggut) devletlerinin hâkimiyetlerini tanımışlardır. Diğer taraftan Sha-Chou Uygurları ile Kan-Su (Kan-Chou) Uygurları arasında muhtemelen Mani dininden dolayı zaman zaman anlaşmazlıklar çıkmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, Mani dinini kabul etmeyen bir kısım Sha-Chou Uygur halkı, Kan-Su Uygurlarından yardım istemişlerdir; onların Kan-Su Uygur kağanına mektup yazarak kendisinden yardım istediği bilinmektedir.[24] Bu bölgenin önemi Çin ile Orta Asya arasındaki ticaret yolunun üzerinde bulunmasından ileri gelmektedir.

1.2.2.2. Kan-Su Uygurları

Bugünkü Kansu şehrinin yakınında kurulan Kan-Su Uygur devleti, bilhassa X. yüzyılın ortalarından itibaren Uygurların kuvvet merkezi hâline gelmiştir. Bu Uygurlar da Sha-Chou Uygurları gibi, XI. yüzyıldan sonra, Tangut ve Kıtanların hâkimiyetlerini tanımışlardır. Kan-Su Uygurlarına aynı zamanda “Sarı Uygurlar” da denilmektedir.

840 tarihinden sonra Uygurların bir kısmının Tibet ve An-Shi bölgesine göç ettikleri bilinmektedir. Bu bölgenin merkezi ise, Kansu (Kan-Chou) şehri idi. Kansu şehri bilhassa, Çin ile bugünkü Doğu Türkistan arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Uygurlar bu bölgeye gelmeden önce, bu bölge ve ticaret yolu, Tibetlilerin eline geçmişti. Bu bölgeye gelip yerleşen Uygurların askerî bakımdan çok zayıf olduklarını Çin kaynakları bahsetmektedirler.

Bu bölgenin asıl özelliği Budizm’in en fazla yayılmış olduğu bir yer ve Dun-huang mağaralarının bulunmasındandır. Bu sebeple Uygurların eski dini Maniheizm’in burada daha çok yaşanmış olması ve Uygurların yeniden Budizm dinine bir dönüş yapmış olmaları çok muhtemeldir. Budist kitaplarının Sarı Uygur Kağanı’nı “Gök Hükümdarı” diye anmaları ve onuncu yüzyılın başında buradan Çin’e gelmiş olan rahiplerin yeşil cübbe giymiş olmaları da, onların çoktan Budist olduklarını gösteren deliller olması lâzımdır.

Dokuzuncu yüzyılın sonunda Turfan Uygurları tarafından Doğu Türkistan’dan kovulan Tibetliler Kansu’ya gelmişler ve Sarı Uygurların başına ciddî olarak dert olmuşlardır. Çinlilerle beraber Tibet tehlikesini de atlatan Sarı Uygurlar, ancak onuncu yüzyılın başlarında rahat nefes alabilmişlerdir.

911 tarihinde Sarı Uygurların ilk defa olarak askerî bir harekete geçtiklerini ve mabetlerin bulunduğu Dun-huang (Bin Buda) şehrini zaptettiklerini Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Bu hareket daha ziyade, Maniheist bir geleneğe sahip olan ve Sarı Uygurlarla Turfan Uygurları arasında kurulmuş küçük bir Çin devletine karşı yapılmış akındır. Bu devletçik “Beyaz elbise giyen imparatorun devleti” idi. Sarı Uygurların bu başarıları üzerine itibarları da çok artmıştır.[25]

923 senesinde Kan-Su veya Sarı Uygurların başında Jen-Mei Kağan bulunuyordu. Jen-mei kendileri için büyük tehlike oluşturan Tibetlilere karşı Çin’le bir anlaşma yapmıştır. Çinliler de sınırlarının güvenli olması için Sarı Uygurlara güvenmişler ve bu anlaşmayı imzalamışlardır.

924 senesinde Jen-mei ölünce yerine kardeşlerinin en küçüğü Tegin, “kağan” oldu. 924 ile 928 seneleri arasında Uygurlar arasında karışıklıkların çıktığını görüyoruz. Artık Sarı Uygurlar, kendi iç işleriyle uğraşmaya başlamışlardı. Öyle anlaşılıyor ki, Sarı Uygurlar, batıdan gelen malları alıyorlar ve kendi kervanları ile Çin’e götürüyorlardı. Dar bir sahada yaşayan bu Uygurların hayatlarını devam ettirebilmeleri için ticaretin büyük önemi vardı.

933 senesinden sonra, Tibetlilerin Uygur kervanlarını soymaları üzerine başlayan Tibet harpleri, Uygurların kendi menfaatlerini korumak maksadıyla yapılan mücadelelerdir. Diğer taraftan Çinlilerin bu savaşlarda Uygurların yanında olması da kendi çıkarlarını Tibetlilere kaptırmamak içindir.

Sarı Uygurların daha önce kurulmuş olan Türk devletleri gibi fütuhat politikası yoktu. Belki bunun tek sebebi Sarı Uygurların artık yavaş yavaş yerleşik hayata geçmiş olmalarıdır. Onların tek amacı Kan-Chou (Kansu) şehrinde barış içinde oturup, yabancıların baskın ve istilâsına uğramadan kervanlarını gönderebilmekti. Bu sebeple Çin ile daima dostluk içinde yaşamışlar ve kendileri için en büyük tehlike olan güneydeki Tibetlilere karşı cephe almışlardı.[26]

1.2.2.3. Turfan Uygurları

840 tarihinden sonra güneyde yeni bir devlet kuran Uygurlar arasında Orta Asya Türk tarihinde çok önemli bir yeri olan Gao-Chang şehrinde yerleşen Uygurlar olmuştur. Bu Uygurlar “… artık Bozkır Türk devletinden farklı idiler: Hâkimiyeti genişletme düşüncesinde olmamış, büyük siyasî çatışmalara girmemiş, başta Çin hükümetleri olmak üzere, komşuları ile dostluk ve ticaret münasebetlerini devam ettirmeyi tercih etmişlerdir”.[27]

Batıya gelmiş olan Uygurlar, başlangıçta yalnız Turfan ve Beş-Balık bölgelerinde yerleşmişlerdi. Çin sınırında sayısız felâketlere uğrayan 13 Uygur boyu da batıya geçmiş ve Turfan Uygurlarına karışmışlardır. Turfan bölgesine gelen Uygurlar son Uygur kağanının kız kardeşinin oğlu olan, Mengli Tigin’i[28] 856 yılında kağan seçmişlerdi. Mengli Tigin’in kağanlığı Çin tarafından da tanınmıştı. Çin kaynaklarında Turfan Uygurları için “Shi-Zhou” Uygurları da dendiğini görüyoruz. Bunun sebebi ise, Tang sülâlesi zamanında Gao-Chang olarak bilinen şehrin 460 senesinde Çin’in bir eyaleti hâline getirildiği zaman, isminin Shi-Zhou olarak değiştirilmesindendir. Mengli Tigin Uygur kağanı olunca Ulug Tengride Kut Bolmış Alp Külüg Bilge Kagan unvanını almıştı.[29] O da tıpkı ataları gibi bir unvan taşıyordu.

866’larda Turfan Uygurlarının başında Bugu Chün bulunmaktadır ve o Turfan’ı fethetmiştir. Batıdaki sınırlarını Tanrı dağları üzerindeki Ürümçi şehrine kadar uzattılar. Kansu’daki Çin askerî kuvvetlerinin Çin İmparatoru’na isyan etmeleri üzerine Uygurlar sınırlarını doğuda Çin topraklarına genişletme imkânına sahip oldular. Böylece Tanrı dağlarının doğu ucunda ve ticaret yollarının geçtiği Kumul şehri de Uygurların eline geçmiş oldu.[30] 947’lerde Turfan bölgesi Uygurlarının başkentinin Koço olduğu ve 948 yılında başa geçen Uygur hanının unvanının İdikut olduğu Koço’da bulunan bir kitabeden anlaşılmaktadır ve başkente de İdi Kut şehri deniyordu.[31] Turfan ve Beş-Balık’taki Uygur hanedanının sınırları kesin olarak çizilemiyorsa da, bu hanlığın dâhilinde birçok Türk boyu yaşıyordu.

981 senesinde Kara-Koço’ya gönderilen Çin elçisi Wang Yen-te’nin seyahat notları kültür tarihimiz açısından oldukça önemlidir. Wang Yen-te Uygurlara Sung devleti tarafından, Kıtanların kuvvetlenmesi üzerine gönderilmişti. Sunglar Kıtanlara karşı Uygurlarla andlaşma yapmayı plânlıyorlardı. Ancak Çinliler fazla birşey elde edemedi. Çünkü bu yıllarda savaştan çok ticaretle uğraşan Türkler, hem Çin’i açıkça reddetmişler hem de onlarla antlaşma yaparak Kıtanları kızdırmamışlardır. Bu Uygurlar 10. yüzyıldan itibaren gelişen ve 11-12. yüzyıllarda olgunluğa erişen Türk medeniyetinin kurucusu olmuşlardı. Bilhassa Mani dini Turfan ve Beş-Balık Uygurları arasında epeyi rağbet görmüş ve birçok eser bırakmışlardır.[32] Turfan Uygur devleti önce Kara-Hıtay devletine bağlandı (1206). Uygur kağanı, Kara Hitay Hükümdarı Yeh-lü Ta-Shi’yi kendi başkentinde üç gün misafir etmiş ve Yeh-lü Ta-Shih ülkesine döndüğü zaman 600 at, 100 deve ve 3.000 koyun hediye etmiştir.

Hitay devletinin kurucusunun karısı da bir Uygur prensesi idi. Devletin idaresinde ve savaşlarda kocası kadar rolü olan bu imparatoriçe, 924 senesinde kendisine gelen Uygur elçisine özel bir karşılama yapılmasını istemişti. Bu arada Uygur alfabesinin Hıtay devletinin resmî yazısı olmasında da büyük tesir yapmıştır. Hıtay devletinin ileri gelenleri arasında da birçok Uygur vardı.[33]

 Dr. Erkin EMET

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 2 Sayfa: 233-237
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 11 Kasım 2015, 12:36:24 »

Orta Asya Türk halklarının en büyüklerinden biri olan kadim Uygurlar, Orta Çağlar boyunca bu bölgenin etnik ve siyasi tarihi üzerinde çok önemli rol oynamışlardır. Uygurların en erken tarihi aşamaları, Hunların kabile/kavimler konfederasyonunda yer alan “di” ya da “kırmızı di” diye adlandırılan göçebe kabilelerle irtibatlandırılmaktadır.[1] Uygurların tarihini iki ana döneme ayırmak uygun olacaktır: Birincisi; Moğolistan ve Cungarya’daki erken dönem kabile devletleri ya da Kağanlıklar (Milattan Önce 4. ve 5. yüzyıllardaki Guçe Hanlığı ya da “Yüksek arabalar”, Birinci Uygur Kağanlığı, 648-689 ve İkinci Uygur Kağanlığı 744-840); ikincisi 9.-13. yüzyıllarda Doğu Türkistan ve Çin’in Kansu bölgesinde yerleşik Uygur devletlerinin oluşumu ve uzun tarihsel varoluşu (Bugünkü Çin’de Sincan Uygur Özerk Bölgesi). Moğolistan sonrası dönemde kadim Uygurlar tamamen Doğu Türkistan’daki modern Uygur (Yeni Uygurlar) ve küçük bir grup oluşturan Kansu’daki Sarı Uygur (Yugurlar) etnik kompozisyonuna dahil oldular.[2]

Orta Çağ Uygur devletleri arasında en önemlisi Uygur Kağanlığı olarak da bilinen İkinci Uygur Kağanlığı’dır. Bir asır süren varlığı sırasında sadece Uygurların değil bütün diğer Türk halklarının tarihlerinde de kalıcı izler bırakmıştır. Bu dönem, Çin’deki Tang Hanedanı ve Tibet ile birlikte döneminin en güçlü üç devletinden biri haline gelen Kadim Uygurların en büyük yükselme periyodudur. Uygur Kağanlığı’nın siyasi tarihi başta Uygur dönemlerinin Türk runik metinleri ve Çin yıllıkları olmak üzere yazılı kaynaklarda oldukça iyi anlatılmıştır.

Türk Kağanlığı (VI-VII. asır) döneminde Uygur kabileleri/aşiretleri sürekli mücadele halinde oldukları Türklerin isyankar tebalarıdır.[3] Yazılı kaynakların analizi bozkırlardaki hakimiyet mücadelesinin birkaç aşamasının ayırt edilmesine imkan verecektir: a) Liderliğini Uygurların yaptığı Dokuz-Oğuz (Tokuz-Oğuz) kabilelerinin 630-647 yılları arasında Türklere karşı zaferi ve Kuzey Moğolistan’da Birinci Uygur Kağanlığı’nın kurulması (647-689); b) 681-689 yıllarında Türklerin Dokuz- Oğuz kabile konfederasyonuna karşı zaferi ve Doğu Türk Kağanlığı’nı ihya etmeleri; c) 716-725 yılları arasında Dokuz Oğuz (Uygur) kabilelerinin birkaç kez ayaklanması, Türk karşıtı Uygur, Basmil ve Karluk koalisyonunun kurulması; Karlukların batıdaki Türgeş Kağanlığı’na göçü ve bozkırlarda tam bir Uygur hakimiyetinin tesisi (744-840).

Mücadelenin ilk aşamasında (742) Uygurlar Basmiller ve Karluklarla birleşti ve bu durumu Basmillerin başı çektiği yeni bir siyasal ittifakın oluşumuyla neticelendi. Bir sonraki aşamada, Uygurlar Basmil Kağanı’nı yenilgiye uğratmak için Karluklarla birleşti ve Uygur Şefi Güli Peilo’yu bozkırın üstün hakimi/yöneticisi olarak ilan ettiler. O da Kutlu Bilge Kağan ünvanını kabul etti.[4]

742-744 yılları arasında bozkırlardaki durum iki hükümdarlı bir devlet şeklindeydi: Bozkırlardaki kabileler Türkler ve Basmiller liderliğinde olmak üzere birbirine karşı savaşan iki harekete dönmüştü. Türk hakimiyeti henüz yok olmadan, eş zamanlı olarak, diğer bir siyasi oluşum kuruldu. Uygurlar 744 yılında Basmillerin yerini aldıktan sonra da iki hükümdarlı yapı son Türk liderinin 745 yılı başlarındaki ölümüne kadar devam etti.

Türk hakimiyetini yıkmak için faaliyet gösterenler arasında yer alanlardan biri de Tang Hanedanı’ydı. Türk Kağanı Ozmiş’in ana kuvvetleri Çin ile komşu olan Gobi Çölü’nün güneyine yürüdüklerinde, Tang orduları bu kuvvetlere saldırdı, Uygurlar ve Karluklarla birlik olarak Türklerin batı kanadını boyunduruk altına aldılar.[5] 742 yılının sekizinci ayında yaklaşık bin Türk çadırı Çin’e göç etti.[6] Bu, o zamanlar Türklerin Tang Kağanlığı’na yaptıkları ilk göçleriydi. 744 yılında Tang ordularının diğer bir seferi ile Apa-Tarkan liderliğindeki 11 Türk kabilesi daha boyunduruk altına alındı.[7] Türklerin Çin’e son göçü ise 745 yılında gerçekleşti.[8] Türk Kağanlığının çökmesiyle başta Türklerin kabile hiyerarşisinde ikinci sırada gelen Aşina ve Aşide klanlarının pek çok soylusu olmak üzere Türklerin önemli bir kısmı Çin’e göç etmek zorunda bırakıldılar ve ülkenin kuzey sınır bölgelerine yerleştirildiler.

Eskiden müttefik olan Karluklar ile Uygurlar arasında gittikçe artan bölünmeyi Karlukların 746 yılında bozkırlardan Batıdaki Türgeş hakimiyetindeki topraklara sürülmesi takip etti ve bunun neticesinde Moğolistan’da Uygur hakimiyeti kuruldu.

Uygur Kağanlığı’nın kurucusu Bilge Kül Kağan 747 yılında vefat etti.[9] Bilge Kül Kağan’ın liderliğinde Uygurlar bozkırlarda siyasi hakimiyet için hak iddia eden Türkler, Basmiller ve Karluklar gibi başlıca unsurları yok etmesine rağmen, Kağan güçlü merkezi bir Uygur hakimiyeti kurmakta başarısız oldu. Uygurlar hakimiyet haklarını geri almak için diğer pek çok kabile ile savaşmak zorunda kaldılar. Yine de, Çin kaynaklarında adı “Guli Peilo” (Türk. Kullug Boyla) olarak geçen ilk Uygur Kağanı uzun süre Uygurların tarihi belleklerinde yer etti. Bu Kağan’ın ismi sadece Turfan bölgesindeki Uygur el yazmalarında geçmekle kalmayıp, aynı zamanda XI. asırda Karahanlılar Kağanlığı döneminde ünlü Türk ilim adamı Kaşgarlı Mahmut’un kaleme aldığı meşhur “Dîvânü’l-Lügati’t-Türk” adlı eserde de geçmektedir.[10]

Dokuz-Oğuz (Uygur) kabilelerinin asıl güç konsolidasyonu ve merkezi bir Uygur Devleti kurulması, tahta geçmeden önce Bayan Çor olarak bilinen, ilk Kağan’ın halefi ve büyük oğlu El Etmiş Bilge Kağan (747-759) tarafından gerçekleştirilmiştir. Bilge Kağan döneminde Uygur Kağanlığı’ndaki siyasi gelişmeler en iyi şekilde Terh (753) ve Mogon Şin Usu (759-60) runik kitabeler ve Uygur anıt yazıtlarında tasvir edilmektedir.[11] Bu anıt-yazıtlara göre El Etmiş Bilge Kağan “iç” ve “dış” düşmanlara karşı savaşmakta, yeni kurulan Uygur Kağanlığı’nın topraklarını genişletmekte ve sınırlarını güçlendirmekte başarılı olmuştur. Aynı zamanda Bilge Kağan’ın ordusu Oğuz kabilelerinin başkaldırılarını bastırmış ve bozkırlarda hakimiyet kurma iddiasında olan diğer rakip kabileleri yok etmiştir.

Uygur Kağanlığı’nda İç Savaşlar

Yaklagar’ın Uygur Hanedanı’nın düşmanlarına karşı zaferi Dokuz-Oğuz kabilelerinin/boylarının birleşmesine vesile olmak yerine birbirlerine karşı yıkıcı mücadelelerinin başlamasına yol açmıştır.

Dokuz-Oğuz kabileleri arasındaki hakimiyet mücadelesi Uygur Kağanlığı’nda bir dizi iç savaşa yol açmıştır. Uygurların kendi aralarındaki iç savaşlar sorununa A.N. Bernshtam ve L. Gumilev’in çalışmalarında şöyle değinilmektedir. A.N. Bernstham bu iç çatışmaları sınıf çatışmaları olarak[12] L. Gumilev ise farklı dini grupların bir çatışması olarak açıklamaya çalışmaktadır.[13] Her iki yorum da kabul edilebilir gözükmüyor. Çin ve Uygur kaynaklarının analizi iç savaşların ana aşamalarını yeniden inşa etmeye ve bu savaşların sebep ve bazı sonuçlarını ortaya çıkarmaya imkan verecektir. Uygur hakimiyetine karşı Oğuz kabilelerinin üç başkaldırısı bulunmaktadır. Bunlardan ilki ve en büyüğü 747-749 yılları arasında Tay Bilge Tutuk’un liderliğini yaptığı ayaklanmadır. Bu başkaldırının lideri, Uygur kabileleri Tang Çin’inin topraklarına (Kansu, Ordos) göçe zorlandıkları zaman Dokuz-Oğuz kabile konfederasyonunun lideri konumunda bulunan Dokuz-Oğuz kabilelerinden “bayarku”nun şefidir. Mogon Şin Usu’daki Uygur kitabelerinde anlatılmakta olan Sekiz-Oğuz kabilelerinin başkaldırısı Kağan’ın orduları tarafından bastırılmış ve isyancılardan bir grup Karlukların himayesi altında Batı’ya göç etmiştir. Doğu Türkistan’da yaşayan Karlukların topraklarına göç edenler yagma ve bayarku kabileleriydi. Sekiz-Oğuz isyanının lideri Tay Bilge Tutuk 749 yılında Tang Hanedanı’ndan askeri yardım alma teşebüssünde başarısız oldu.[14] Uygurların “dahili düşmanlara” karşı zaferi ve Oğuz kabileleri arasında birliği ihya etmesi, 752-754 yılları arasında Basmiller, Karluklar, Turgeşler, Çikler ve Yenisey Kırgızları dahil olmak üzere “harici düşmanların” Uygur karşıtı koalisyonuyla savaşlarında neticeyi belirleyen kararlı bir faktör olmuştur.

Tay Bilge Tutuk’un başkaldırısının bastırılmasından sonra da Oğuz isyanları bir süre daha devam etmiştir, ancak bunlar ilki kadar büyük olmamış ve tüm Oğuz boylarının katılımını sağlayamamıştır. 750’deki başkaldırı, Türkler ve Oğuzların Tang Kağanlığı topraklarından bozkırlara dönmesi gibi bir dış faktör yüzünden patlak vermiştir. 752-753 yılları arasında cereyan eden bu başkaldırılardan birine Abuz-yabgu liderlik etmiştir. Bir diğer isyan ise 757-759 yılları arasında patlak vermiştir.

Abuz-yabgu, bir Oğuz (Uygur) boyu olan ve 742 yılında Türk soylularıyla birlikte Çin’e kaçan ve 752’de bozkırlara geri dönüşü Türklerin Kuzey Çin’den geriye doğru göçünün ve Türk Aşina boyu hakimiyetinin ihyası için mücadelenin sürdürüleceği olasılığı açısından ciddi bir uyarı olarak kabul edilen Abuz kabilesinin şefiydi. Uygur Devleti’ndeki bütün iç savaşlar Uygurların Yaglakar Hanedanı’nın bütün düşmanlarının bastırılması ve Uygur kabilesinin Dokuz-Oğuz kabile hiyerarşisinde üstünlüğünün tesisi ile neticelendi. Bu tarihten sonra “Uygur” ismi bütün Dokuz-Oğuz boylarına teşmil edildi.

Kuruluşunun ilk yıllarında Uygur Kağanlığı’nın dış politikasını belirleyen ana unsurlardan biri Uygurların Tang Çin’indeki iç olaylara karışmasıydı. Uygur hakimiyeti geniş alanlara yayıldıkça ve Uygurlar Orta Asya bozkırlarındaki pozisyonlarını güçlendirdikçe, Tang Kağanlığı ciddi siyasi krizlere maruz kaldı. Bunlardan en vahimi An Luşan ve haleflerinin 755-762 yılları arasındaki Tang karşıtı isyanlarıydı.[15] Bu isyana bir Kuzey Çin valiliğinin genel valisi olan yarı Sogdiyan yarı Türk soyundan gelme An Luşan liderlik etmekteydi. An Luşan, ülkeyi yıkımın eşiğine getiren bir iç savaşlar serisine soktu. Tang Hanedanı Uygurların yardımları sayesindedir ki iktidarlarını koruyabildiler ve isyanı bastırabildiler.

İsyan sırasında, Uygur orduları Çin’e, 756, 757, 759 ve 762 yıllarında olmak üzere dört ayrı sefer düzenlediler. Bu seferlerden ancak sonuncusu isyanları sona erdirebildi ve Çin’de Tang iktidarının yeniden ihyasına yardımcı oldu. Çin’deki iç savaşa imparator ordularının safında yer alarak katılan Uygurlar her şeyden önce kendi ekonomik çıkarlarını korumaya çalışıyorlardı. Uygurların her askeri seferine karşılık Tang sarayının iyi ödemeler yaptığı ve Çin’de Uygurların yüklü ganimetler elde ettiği bilinmekteydi. Uygurlar Tang Hanedanı’na yardım etmek suretiyle sadece zenginleşme gibi ekonomik amaçlar gütmüyor, aynı zamanda da yazılı kaynaklarda açıkça ifşa edilmeyen belirli siyasi amaçlar da hedefliyorlardı. İlmi eserler arasında sadece iki yerde Uygurların Tang Hanedanı’na siyasi nedenlerle yardım ettiğini göstermektedir. Rus tarihçi L. Gumilev’e göre, Uygurlar Çin’e Tang emperyal ordusunu yok etmek üzere sefer düzenledilerini “ki bu Uygur Kağanlığı’nın tam bağımsızlığını vaad ediyordu” belirtmektedir.[16] Dış müdahaleler olmaksızın da Çin’deki iç savaşlar ülkeyi tahrip ettiğinden, bu tür yorumlar doğru gözükmemektedir. Tanglara iktidarda kalmaları konusunda yardım etmek suretiyle Uygurların, Çin Kağanlığı’nın zayıflamasına katkıda bulundukları tezi de olası değildir. Aynı zamanda Uygur Devleti’nin bağımsızlığı Çin’in gücüne bağımlı değildi.

Uygurların Tang Hanedanı’na yardım etmesi konusunda ilginç bir görüş de Amerikalı bilim adamı L. W. Moses’e aittir. Moses, Uygurların Orta Çağ Çinli tarihçilerinin iddia ettiği gibi efendilerine karşı görevlerini yerine getirme duygusuyla değil, tam tersine başkaldırılarda bulunan ve Türk kabile hiyerarşisinde soyluluk açısından ikinci sırada yer alan Aşide boyundan An Luşan’ın liderliğine karşı düşmanca bir hareket olduğunu düşündükleri için yardım etmişlerdir.[17] Yine de, An Luşan’ın orijini Uygurların kendisine karşı düşmanlığını ispatlayan bir argüman olmaktan uzaktır, çünkü emperyal güçler içinde Sogdiyan-Türk melezi benzer pek çok üst düzey subay bulunmaktaydı. An Luşan’ın önde gelen kişisel düşmanlarından biri General Ge Şuhan idi ve Şuhan’ın babası bir batı Türküyken, annesi de bir Soğdlu idi. Bundan dolayı, Uygurların Çin’e sefer düzenlemekte askeri-siyasi motivasyonlarla hareket ettiklerini kabul etsek bile, L. W. Moses’in argümanları bunu açıklamaktan tamamen uzaktır. Öte yandan, bu motivasyonlar tam olarak Uygurların 756’da Çin’e ilk seferleri hakkında Çinlilerin tuttukları hesapların tam bir analizi vasıtasıyla ortaya çıkarılabilir. İsyancılara karşı ilk Uygur-Tang ortak askeri hareketini oluşturan bu ilk sefer Uygur Kağanlığı’nın nadiren araştırılmış bir bölümü olarak kalmıştır.

Uygur Kağanlığı’nın ilk yıllarında varlığını sürdüren Türk Kağanlığı’nın ihya edilmesinin önüne geçmek için An Luşan-Şih Çaoyi’nin isyanları sırasında 756 yılında Uygurların Kuzey Çin’e (Ordods) düzenledikleri ilk sefer hakkında Çin vakayinamelerinin analizi, Uygurların siyasi ve askeri hedeflerinin açığa çıkarılmasını mümkün kılacaktır. İki yönetici hanedanın çıkarlarının çakışması, Tang karşıtı isyanın bastırılmasında ve Türklerin, özellikle de Çin iç savaşında isyancılardan yana olan hanedan kabilesi/boyu Aşina’nın temsilcilerinin yok edilmesinde Yaklakar Uygur Hanedanı ve Tang Hanedanı’nın gayretlerinin birleştirilmesine imkan tanımıştır. Çin’de An Luşan isyancılarına karşı savaşan Uygur orduları aslında kendi düşmanları olan ve isyancı güçlerle birlikte hareket eden Türkleri de yok etmekteydiler. Tang Hanedanı’na yardım etmek suretiyle, Uygurlar aynı zamanda kendi güney sınırlarını muhtemel bir Türk işgaline karşı güvence altına da almış oluyorlardı. An Luşan isyanının bastırılmasından sonra Türkler Tang Kağanlığı’nda artık önemli bir rol oynayamaz hale geldiler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 11 Kasım 2015, 12:37:20 »

Siyasi Yapı

Uygur Devleti’nin siyasi yapısı Uygur Kağanlığı’nın ilk 10 yılında oluşturuldu. Uygur Devleti’nde yüksek irade/iktidar üç ana bölümden oluşmaktaydı;

Kağan’ın hanedan kabilesi/boyu, Büyük buyruklar ve Dokuz-Oğuz (Uygur) kabilelerinin Tutuk namlı şefleri idi. Daha önceki Türk hanedanlarında olduğu gibi devletin başı, daha önceki devirlerde görevleri tanımlanmış olan, Kağan idi. Kağan’a en yakın kişiler yine Kağan tarafından en yakın akrabaları arasından atanan şad ve yabgu idi. Bunlar devletin batı ve doğu kesimlerini yönetirlerdi ve kumandan olarak da Uygur ordusunun batı ve doğu “kanatlarını” komuta ederlerdi (Kağan bütün ordunun başındaydı ve merkezde yer alırdı).

Uygur Devlet mekanizmasının bir sonraki aşaması Terkh ve Tez yazıtlarında anlatılmaktadır. Devlet mekanizması dokuz Büyük Buyruk’tan oluşur. “Buyruk” kelimesi eski Türkçe metinlerde geçmektedir ve ilk kullanılışı Milat’tan Önce 551’de kurulan Türk Hanedanı’na kadar uzanmaktadır. Fakat, İlk Türk Kağanlığı’na ait yazıtlar-Sogdça yazılmış Bugut yazıtları, Türklerin en üst mertebeleri sıralanırken bu ünvandan bahsetmez.[18] Bu yüzden, buyrukların ortaya çıkışının VI. asrın son çeyreğinden önceye dayanmadığı tahmin edilmektedir.

İkinci Doğu Türk Kağanlığı döneminde buyruklar güç yapısı içinde önemli bir yer tutarlardı. Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında buyruklar Kağandan hemen sonra anılmaktadır. Bu yazıtların yazarına göre, Türk Devleti’nin geleceği Kağan ve onun buyruklarının “akıl” ve “cesaretine” bağlıdır. Yine de runik metinlerde Türk Kağanlığı’ndaki buyrukların somut imtiyazlarından bahsedilmemektedir. “Emir”in karşılığı olan “Buyruk” kelimesinin anlamından yola çıkan bilim adamları genellikle bu ünvanın Türklerin askeri ve siyasi sistemlerinde çok üst düzeye denk gelmediğini düşünmektedirler.[19] Ancak, Bilge Kağan onuruna dikilen yazıtların içeriği bu anlayışla çelişmektedir: Bu yazıtlarda “Dahili buyrukların” başı Kül irkin diye bir ifade geçmektedir. Açıkçası, buyruklardan bazıları Türk Kağanlığı’nda üst düzey pozisyonlarda bulunmaktaydı.

Buyrukların rolü Uygur Kağanlığı’nın siyasi ve idari sisteminde daha açıktır. Uygur saltanatının runik yazıtlarında “buyruk” kelimesine aşağıdaki bağlamda rastlanmaktadır: “Dahili buyrukların başı Inaçu bağa tarkan (hep birlikte), 9 büyük buyruk vardır”, “dokuz buyruklar… senguns ve bütün halkın babam Turian’a bir Han olarak saygı duymaları istendi”, “dokuz buyruklar. benim Uygurlarım” vs.[20] Uygur Kağanlığı’nda buyruklar “büyük” altında alt kategorilere bölünmekte ve bu ünvana sahip olmayanlar üst pozisyonlara gelememekteydiler. Aynı zamanda dokuz buyruklar “dahili” ve “harici” buyruklardan oluşmaktaydı. “Dahili buyruklar” sıralamalarda ilk önce anıldığından, yönetici boyun hiyerarşisinde önde geldikleri varsayılabilir. Büyük buyrukların sayısı (dokuz) Dokuz-Oğuz kabile konfederasyonunun kabile adedini yansıtmaktadır. Büyük buyruk ile 9 kabilenin sayılarının korelasyonu Tang Hanedanı Tarihi (Jiu Tangshu) tarafından da doğrulanmaktadır. Bu kaynak, dokuz Uygur bakanının (zaixiang) dokuz kabileyi temsil ederek Tang prensi Tai-he’nin 621 yılında Uygurların başkenti Ordu-Balık’ta taç giyme törenine katıldıklarına dair bilgiler vermektedir. Terh yazıtlarına göre ise her büyük buyruk aynı zamanda, “yüz askerin başı”, “beş yüz askerin başı” vs. gibi bir de askeri ünvana sahipti.[21] Bu ünvan o buyruğun askeri sistemdeki pozisyonunu göstermekteydi. Buyrukların komutası altındaki asker sayısı (500’den 5000’e kadar) onun askeri rütbesini değil, kabilesinin Kağan’ın ordusuna temin ettiği asker sayısını yansıtmaktaydı.

Buyruklar hakkında daha ayrıntılı veriler Çin kaynaklarında mevcuttur. Tang Hanedanı tarihçilerine göre, 647 yılında kendisini Kağan ilan eden Uygurların Şefi Tumidu Türklerinkine benzer pozisyonlar oluşturdu. Birçok şeyin yanısıra, oluşturdukları arasında “altı harici ve üç dahili bakanlık (zaixiang)” vardı. Bu açıkça büyük buyrukların Çin yıllıklarında “bakanlar” olarak kullanıldığı anlamına gelmektedir. “Zaixiang” kelimesinin yanısıra Çin kaynakları Türk ünvanı “buyruk” yerine diğer bazı kelimeleri de kullanmaktadır, ki bunlar temel olarak aynı kelimenin bazen diğer kelimelerle birleşerek değişik yazımından ibarettir: “meilu”, “meilu-jiangjun (buyruk-sengun, meilu-cho (buyruk-çor), milu (biruk), zaixiang-meilu (minister-buyruk) ” ve benzeri…[22] Bu örnekler, “zaixiang” ünvanı ve diğer kelimelerle birlikte olmak üzere “meilu” kelimesi ile iki grup kombinasyonu vermektedir.

Belki de, “meilu” Çinli tarihçiler tarafından sıradan buyruklar için ve “zaixziang-meilu” ise mesela; Büyük Buyruklar gibi en yüksek mertebedeki buyruklar için kullanılmaktaydı.

Çin kaynaklarında “Dış buyruklar” Uygurlarla Çin arasındaki temasların anlatımında sık sık zikredilmektedir. “Zaixziang” (bakanlar), An Luşan-Şi Çaoyi isyanları sırasında Tang Hanedanı’na yardım etmek için Çin’e gelen Uygur süvarilerin Uygur komutanları arasında bulunmaktaydı. Askeri seferlerin ortak liderliği, kendi oğlu gibi, Kağanın yakınlarına ait olmasına rağmen, bunlara sık sık bakanlar-zaixziang da eşlik etmekteydiler. Doğu Türkistan’ın siyasi hakimiyeti için VIII. asrın sonlarında yapılan Uygur-Tibet savaşı sırasında Uygur ordusunu Uygurların Başbakanı El Ugasi (Xieyujiasi) kumanda etmekteydi. Büyük buyrukların üstlendikleri rol en iyi şekilde Uygur asıllı Tang generali Pughu Huaien’in 764 yılında başkaldırısı sırasında gözler önüne serildi. Başkaldırının lideri Uygur Bögü Kağan’ın (759-779) kayınpederi idi. Bu yüzden, 765 yılında Tang hanedanına karşı ayaklandığında Uygur lideri iki bin süvari göndererek ona destek verdi. Kadim Tang Hanedanı Tarihi, Çin’e yürüyen süvarilere eşlik eden Uygur komutanların listesini de içermekte, ki bu El Etmiş Bilge Kağan’ın (747-759) Terh yazıtlarında muhafaza edilmiş Büyük Buyrukları ile mukayase edilebilir.

Askeri seferlere katılmanın yanı sıra Büyük Buyruklar diplomatik meselelerde de yer almaktaydılar. Fakat bu onların temel faaliyet alanları arasında değildi.

Tang kaynakları, Uygur Kağanlığı’nın sona ermesinden (840) sonra Büyük Buyrukların rolünün çok güçlendiğini göstermektedir. Kağanın çok güçlü olduğu Uygur Kağanlığı’nın erken dönemlerinde buyruklar iktidar yapılanmasında teba pozisyonundayken, Kağanın merkezi gücünün zayıflamasına paralel olarak nüfuzları tedrici olarak yükseldi. Bu değişimi yansıtan ilk olay eski bakan-Büyük Buyruk Ton Baga Tarkan’ın 779’da bir darbe ile iktidarı ele geçirmesidir.

Takip eden dönemde, Kağanların seçim sürecine Büyük Buyrukların müdahalesi Ordu-Balık’ta bir gelenek haline geldi. 795’de genç kağan öldüğünde, Ediz klanından bir bakan kendini Kağan ilan etti. Uygur Kağanlığı’nın son on yılında, Büyük buyruklar Uygur Kağanlığı’nın çökmesiyle sonuçlanacak değişik Uygur aristokrat grupları arasındaki iktidar mücadelesine aktif bir şekilde katıldılar.

Uygurların yönetici hanedanı -Yaglakar- kutsal bir statüye sahipti. Kağanlıkta iktidara gelme hakkı sadece bu kraliyet klanına ait olmakla mümkündü. Bu klanın yerini 795 yılında Ediz Hanedanı’nın alması da Yaglakarların bu statüsünü değiştirmedi. Başka orijinlerden gelseler bile VII. asır sonları ve IX. asır başlarındaki Uygur kağanları kendilerini Yaglakar klanının birer temsilcisi olarak görmekteydiler.

Yazılı kaynakların analizi, Uygur Kağanlığı sırasında esas değişikliğin “Büyük Buyruklar” tarafından temsil edilen merkezi iktidar mekanizmasının rolünde gerçekleştiğini gösterecektir. Büyük Buyruklar, daha önceki Türk yönetimlerine kıyasla iktidar sisteminde çok daha önemli rol oynamaya başladılar. Kağan’ın gücünün zayıflamasıyla eş zamanlı olarak Büyük Buyrukların güçlenmesi Uygur Kağanlığı’nın ileride çökmesine neden olan temel faktörlerden biri olmuştur.

Uygur İdarecilerin Batı Politikası

Uygur Kağanlığı ortaya çıkışının ilk yıllarından itibaren Doğu Türkistan ile özel ilişkiler sürdürmüştür. Uygur kabileleri çok erken tarihlerden itibaren Doğu Türkistan’a yerleşmeye başladılar. Uygurların atası olan Kuçe kabileleri IV. asırda bu bölgede hanlıklarını kurmuşlardı. Türk yönetimi sırasında, Uygur kabile konfederasyonuna katılanlar da dahil olmak üzere, pek çok T’ele kabilesi daha sonra Doğu Türkistan’a göç etmişlerdir. Uygur Kağanlığı döneminde olduğu gibi, Uygurlar ortaya çıkışlarının ilk yıllarından itibaren Tarım havzası üzerinde kontrol kurmuşlardır. Bu bilgiyi, özellikle Terk yazıtları olmak üzere, Basmiller, Karluklar, Türgeşler ve bazı Dokuz-Oğuz kabilelerinden oluşan koalisyonla 752-753 yılarında şavaş sırasında Doğu Tianşen dağları çevresinde egemenliğini genişleten Uygur Kağanı’nın yönetiminin hakim olduğunu Uygur yazıtları doğrulamaktadır. Uygurların Doğu Türkistan’ın yerleşik hayata geçmiş vahaları üzerinde kontrol kurmak için tek yöntemleri askeri güç değildi. Bu bölgenin yerleşik toplulukları ile, özellikle de en etkin Mani topluluğuyla, anlaşmalar da yapabilmekteydiler. Bu yüzden Uygurlar Mani dinini kabul ettiler ve 762 yılında Uygur Kağanlığı’nın resmi dini olarak ilan ettiler.

İlk başta, Uygurlar Doğu Türkistan vahaları ile birlikte Küçe ve Beşbalık’da konuşlanmış Çin garnizonlarından arda kalanlarını da kontrol etmekteydiler. Bögü Kağan’ın saltanatı sırasında (759-779) Doğu Türkistan’daki Uygur etkisi bir çeşit garantörlük talep etmekteydi ve bu sadece Mani dinine uyum sağlamak ile değil aynı zamanda bitişikteki Tang varlığının 755 yılında An Luşan’ın isyancılarıyla savaşmak üzere bu bölgeden Çin’e çekilmesinden kaynaklanmaktaydı.

762 yılında Mani dinine geçilmesi Sogdiyanların Uygur Kağanlığı’ndaki nüfuzlarını güçlendirdi ve bu Uygurların yerleşik ekonomik ve kültürel yaşama uyum sağlama sürecini hızlandırdı. Uygur Kağanlarının batıya yönelim politikaları da Uygur-Tang ilişkilerinden etkilendi. An Luşan-Şih Çoayi ayaklanmasının bastırılmasından sonra Uygurlar, Tang Hanedanı’nı Çin ipeği ile Uygur atlarını takas etmeye zorladılar. Uygur koruması altında olan Sogdiyanlar ticarette ajan rolü oynadılar. Uygur toplumunda ve özellikle de Uygur Sarayında Sogdiyanların güçlenmesi göçmen aristokrat çevreler arasındaki muhalefetin karşı hareketini provoke etti. Muhalefetin direnişi, 779 yılında Boghu Kağan’ın saltanatına son verecek olan Sogdiyan ve Mani karşıtı bir darbeye sebep oldu. Takip eden Tun Baga Tarkan’ın (779-789) saltanatı Uygur yönetici hanedanının hem iç, hem de dış politikalarında değişikliklerle kendini gösterdi. Bu değişiklikler Uygur-Tang ilişkilerini de etkiledi. Tang İmparatoru fırsatı kaçırmayarak 780 yılında Uygurlarla olan ilişkilerini kesti.

779 yılında Ordu-Balık’taki darbeyle gelen problemleri tartışan C. Mackerras, bu darbeyi Çin yanlısı bir hareket olarak değerlendirmektedir. Mamafih, bu darbe Sogdiyan ve Mani karşıtı olmasına rağmen Çinli karşıtı değildi. Bu görüş Uygurların 783-784 yılları arasında Hebei valisinin Tang karşıtı isyanına katılmalarıyla da doğrulanmaktadır. Uygur süvarileri Tang hükümet kuvvetleriyle savaşlarında isyancılara yardıma gitmişlerdir.

Uygur Kağanı’nın-Ton bagha tarkan, yeni politik yönelişlerinin bir sonucu 790’larda Doğu Türkistan’da Uygur-Tibet savaşı oldu. Sogdiyanlar ve Manilere yönelik tavır değişikliği Uygurlarla Doğu Türkistan vahalarının yerleşik halkı arasındaki ilişkilerin daha da bozulmasına ve nihayet Uygurların bu toplumlar nezdindeki desteklerinin sona ermesine sebep olmuştur. Uygurların rakipleri bu çatışmaları kendi lehlerine kullandılar. Uygur karşıtı kabileler ve yerleşik nüfustan bazı yerel grupların desteğiyle Tibetliler, daha önce Uygurların kontrolünde olan bu vahaları işgal ettiler. Bilim adamları 790-792 yıllarında cerayan eden Uygur-Tibet savaşının sonuçlarını farklı yorumlamaktadırlar. Bu bilim adamlarından bazıları (I. Escedy, A. Maliavkin) Uygurların Tibetliler ve müttefikleri Karlukları yenilgiye uğratarak zafer kazandıkları şeklinde bilgi veren Çin kaynaklarının doğruluğundan şüphe duymaktadırlar.[23] Bu bilim adamları, savaşın Doğu Türkistan üzerinde Tibetlilerin hakimiyetine yol açtığını düşünmektedirler. Ancak, diğer bilim adamları (Haneda Toru, T. Abe, T. Moriyasu) Uygurların sadece yeniden toparlanmakla kalmayıp, batı yönünde kontrollerini yaygın olarak genişlettikleri gibi daha akılcı bir sonuca ulaşıyorlar ve bu da değişik dillerde kaleme alınmış tarihi kaynaklardaki verilerle doğrulanmaktadır.[24]

Doğu Türkistan’daki Uygur-Tibet savaşı sırasında Tang garnizonlarından geriye kalanlar tamamen tasfiye edildi ve Tang askerlerinin son grupları da “Uygur yoluyla” Çin’e kaçtılar. Doğu Türkistan vahaları üzerinde Uygur egemenliğinin yeniden ihya edilmesinin anlamı, Doğu Türkistan’ın batı yerleşim bölgesi olarak Uygur Kağanlığı topraklarına katılmasıdır. Tibetlilerle savaşlarında Uygurların başarılı olmalarının, Uygur yöneticilerinin geleneksel Batı politikasına geri dönmesi ve Doğu Türkistan’daki Sogdiyanlar ve diğer Mani nüfusun desteğini yeniden kazanmaları ile mümkün olduğunu da söylemek gerekir. Yazılı kaynaklar, Mani dininin VIII. asır sonları ve IX. asrın ilk yıllarında Uygur Kağanlığı’nda aşırı güçlendiğini göstermektedir.

820’lerden sonra, Uygur Kağanlığı düşüşe geçti. Uygur Devleti, her iki taraf için de yıkıcı olan bir iktidar mücadelesi dönemine girdi ve bu durum Yenisey Kırgız ile yok edici bir uzun savaşla daha da karmaşık hale geldi. Uygur Kağanlığı’nın kuzeyinde yaşayan Kırgızlar, Uygurların geleneksel düşmalarıydı. Uygur hakimiyeti sırasında Kırgızlarla üç savaş yapılmıştır: 1) Uygur hegemonyasının genişlediği dönemde, 750’lerde yapılan savaş, Kırgızların 758 yılında boyunduruk altına alınmasıyla neticelenmiştir (Ancak toprakları Uygur Devleti topraklarına katılmamıştır); 2) VIII. asır sonlarında Doğu Türkistan’daki Uygur-Tibet savaşının arafesinde ve savaş sırasında yapılan savaş (Bu savaş Karabalsagun yazıtlarında anlatılmaktadır; açıkcası bu savaş, Uygur-Tibet savaşının başlangıç aşamasında Uygurların Tibetlileri yenmesine mani olmuştur, Uygurlar ancak Kuzeyde Kırgızları yenilgiye uğrattıktan sonradır ki bütün güçlerini Doğu Türkistan’daki Tibetlilere karşı sürebilmiştir); 3) Uygur Kağanlığı’nın çöküşüyle sonuçlanan 820-840 yılları arasındaki savaş.

840 yılında Kırgızlar Uygur başkenti Ordu-Balık’a saldırdı. Hayvanlarda salgın hastalıklar, açlık, sert kış koşulları gibi doğal felaketlerle birleşen bu saldırı Uygur Devletini yıktı. Uygur Kağanlığı’nın çöküşü neticesinde Uygur kabileleri Kuzey Moğolistan’dan pek çok yöne doğru kaçarak göç ettiler, bunlardan başlıcaları Büyük Çin seddine doğru, Kansu’ya ve Doğu Türkistan’a doğrudur. Uygur kabileleri kabile bölünmelerinden ziyade değişik grupların siyasi yönelimlerine göre dağıldılar. Uygurların on beş kabileden oluşan en büyük grubu Doğu Türkistan’a göç etti ve Kuça-Karashar- Turfan bölgesine yerleşti. Bunlar burada 850-860 yılları arasında varlığını 500 yıl boyunca sürdürecek olan küçük Uygur Krallığını -Uygur Koçu Krallığı- kurdular. Uygurların bir diğer grubu ise bugünkü Çin’in Kansu bölgesinde Ganzhou Uygur Kağanlığı’nın kurucuları oldular. Bazı Uygur kabileleri Moğolistan ve Güney Sibirya’da kaldı, diğerleri ise Kimaks ve İrtiş vadisine kaçtılar.

Sonuç

İki yüzyılı aşkın bir süre boyunca Dokuz-Oğuz (Uygur) kabileleri/boyları ile Türkler arasında siyasi hakimiyet için yaşanan mücadele Orta Asya’daki temel siyasi çatışmaları teşkil etmiştir. Bu iki kabile grubu arasındaki siyasi rekabet 548-551 yılları arasında Türklerin Töles kabilelerini hezimete uğratmasıyla başlamıştır. Bu gruplar arasında daha ileri dönemdeki ilişkiler tarihi siyasi ve askeri Dokuz-Oğuz ordularına dayanan çatışmaların yerini alan siyasi ittifaklar tarihidir. VIII. asır ortalarından önce Türkler lehine olan mücadelede nihai galipler Uygurlar olmuştur. Ancak, Türkler ile Uygurlar arasında siyasi ittifakın çökmesi ve 744-840 yılları arasında Türkleri kabile yapısından dışlayacak olan Uygur Kağanlığı’nın kurulması, her iki konfederasyonun da İç/Orta Asya üzerinde hakimiyetinin sonunun başlangıcı olmuştur.
Kuruluşunun ilk yıllarında Uygur Kağanlığı’nın dış politikası iki ana faktör tarafından belirlenmekteydi, Kağanlığın ana topraklarının oluşturulması, bu toprakların korunması ve Uygurların Tang Çin’inin siyasi yaşamına müdahale etmesi. An Luşan isyanı sırasında Çin’deki iç savaşlara katılmaları Uygurların Türklerle olan savaşlarının bir devamı olarak düşünülmelidir. Tang Hanedanı’na askeri destek vermek suretiyle, Uygurlar aynı zamanda kendi düşmanlarının, An Luşan’ın isyancı ordusuyla birleşen Türkler, etkin arta kalanları ile de savaşmaktaydı. Çin’e yönelik askeri seferin sonucu olarak Uygurlar Türk Kağanlığı’nın çöküşü sırasında Çin’e kaçan asil Aşina klanının temsicilerinin yeniden bir Türk Kağanlığı kurma olsalığını da tasfiye edebildiler.
Başlangıçtan itibaren Uygur Kağanlığı Doğu Türkistan’ın yerleşik hayata geçilmiş vahalarına yönelik özel bir siyaset yürüttü. Doğu Türkistan’daki ekonomik ve siyasi çıkarlar Uygurları Doğu Türkistan’daki Sogdiyanlar arasında yaygın olan Mani dinini kabule zorladı. Doğu Türkistan’ın Mani topluluğu ile ittifak, Uygur Kağanlığı’nın Doğu Türkistan’ın kuzeydoğu bölümleri üzerinde kontrol kurmasına olanak tanıdı ve nihayetinde bu bölgeleri yerleşik yaşam sürülen çevre bölgeler olarak Uygur Devleti’nin siyasi-idari yapısı içine dahil ettiler. Kağanlığın 840’ta yıkılmasından sonra Uygurların göçü ve daha ileriki tarihlerde Doğu Türkistan’da Turfan Uygur Devleti’nin (Uygur Kuça Krallığı, IX-XIII) kurulması, ortaçağ Uygur devletinin merkezinin Uygur Kağanlığı’nın (Kuzey Moğolistan) merkezinden Doğu Türkistan’daki batı çevresine (periphery) kayması şeklinde tasavvur edilmelidir.
 Dr. Ablet KAMALOV

Kazakistan Bilimler Akademisi Uygur Tarihi Kürsüsü Başkanı / Kazakistan

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 2 Sayfa: 225-232
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.039


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #3 : 29 Temmuz 2017, 23:42:59 »

Uygur Türkleri!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.039


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #4 : 16 Ağustos 2018, 02:32:21 »

Biz alsa unutmadık Doğu Türkistanlı soydaşlarımızı, Uygur Türkleri daima aklımızda, yüreğimizde.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.068 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.