Türklük ve Turan
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2019, 04:20:15


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türklük ve Turan  (Okunma Sayısı 2067 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.953



« : 08 Ağustos 2015, 19:04:53 »

TÜRKLÜK VE TURAN

Değerli misafirler, sözlerime baslamadan önce Türk milleti için gece
uyumamıs, gündüz oturmamıs; varını-yoğunu onun uğruna harcamıs; kanını
dökmüs, canını vermis; alın teri ile Türk’ün topraklarını sulamıs bütün atalarımı
rahmetle anıyor, sizlere saygılar sunuyorum. Ayrıca bu toplantının
gerçeklesmesinde emeği geçen herkese de tesekkür ediyorum. Đyi ki, bizleri bir
araya getirdiler.
Türk Dünyası 21. yüzyıla girmeden kısa bir süre önce güzel günler yasadı.
Herkesin bildiği üzere Türkistan’daki Türk kardeslerimiz birer birer
bağımsızlıklarına kavustular. Bugün aralarında dil ve kültürce pek ayrılık
olmayan 150-200 milyona yakın bir Türk topluluğu, Avrupa’dan Amerika’ya
kadar, dünya nüfusunun önemli bir kısmını meydana getirir hale geldi. Her
bakımdan milletlerarası stratejilerde etkili bir güç olmalarına rağmen, bu
muazzam kitleyi biraraya toplayarak, ortak düsüncelere sahip olmasını sağlamak
gibi girisimlerden ise su ana kadar bir sonuç alınamadı. Sadece tarihi ve kültürel
birlik söylemleriyle de bir yere varılmıyor.
Türk-Turan Birliği için bu durum bir ilk adım olabilirdi. Ama simdilik
bundan yeterince yararlanılamadı. Cumhuriyetlerin ortaya çıkısı sırasında, ne
yazık ki Türkiye pek çok seyde olduğu gibi bu konuda da hazırlıksız
yakalandığından, Türkiye ile irtibat noktasında da eksiklikler gözüktü. Devletin
basında bulunan kisiler “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Kadar” ve “21. Asır Türk
Çağı Olacak” gibi birtakım sloganlar attılar. Ama bunların içinin doldurulmasına
yönelik bir girisimde bulunmadılar. Ayrıca bu yönde o kadar çok yayın yapıldı
ki, sanki bütün dünyaya perde arkasında bir Türk tehlikesi varmıs havası verildi.
Aslında bu kardeslerimiz de Azerbaycan hariç, böylesine kolay bir hürriyeti
beklemiyorlardı. O güne kadar bütün plan ve programları Rusya Federasyonu
odaklı, büyük Sovyetler Birliğinin çıkarları doğrultusunda olduğundan, Türk
Cumhuriyetleri her bakımdan geri idiler. Dolayısıyla Türkiye ve Türk Dünyası
21. yüzyıla pekçok sıkıntılarla girdi. Türkiye’de yıllardır sürüp-giden enflasyon
ve pahalılık halkın belini bükerken, daha iyi gelecek vaadeden iktidarların
hiçbirinin basarılı olamayıp, içerideki birtakım problemleri çözüme
ulastıramaması yüzünden, kendi dısındaki Türk soydasları ile de ciddi ölçülerde
yakından ilgilenemedi. Su bir hakikattir ki; bugün de Türkiye ne Azerbaycan, ne
Kazakistan, ne Kırgızistan, ne Özbekistan, ne de Türkmenistan’da ağırlığını
hissettiremiyor. Bağımsız olan Türk Cumhuriyetlerindeki nüfuzu gün geçtikçe
azalan Türkiye’nin, diğer Türk topluluklarına zaten tesiri mümkün değildir.
Maalesef Batı Trakya’ya, Doğu Türkistan’a, Kırım’a, Kök Oguz Yeri’ne,
Irak’taki Türkmenlere, Kafkasya’daki Karaçay-Balkarlara, kısacası hiçbirine
yeterince yardım eli uzanamıyor. Bunun sebebi Türkiye’nin bugünkü siyasi ve
ekonomik yapısının zayıflığıyla beraber hükümetlerin dıs politikalarda gerektiği
gibi kararlı duramamasından da kaynaklanmaktadır. Simdilik Kıbrıs Türkleri
hariç milli bir politikamızın olduğunu söylemek yanlıs olur. Kıbrıs Meselesi de
son zamanlarda bazı siyasetçiler tarafından neredeyse Türkiye’nin kamburu gibi
görünmeye baslandı. Türkiye Cumhuriyeti idarecilerinin tarihi görevini veya
sürekli dillendirilen ağabeylik vazifesini artık yapmayacaklarını söylemeleri bile
bizce bir hatadır. Türk milleti bu coğrafyalarda tarihte mevcuttu, bugün de
vardır ve milletlerarası siyasetlerin ortaya konmasında Türkiye faktörünün
hesaba katılmadan bir sey yapılamayacağını bizim politikacılarımız bir sekilde
bütün cihana duyurmalıdırlar. Çünkü meseleler dünyanın binlerce km uzağından
kalkıp gelen ülkelerinden daha çok bizi ilgilendirmektedir. Elbette ki Türkiye
Cumhuriyeti bütün Türk Dünyasının ağabeyidir. Bu görevi de asla su veya bu
gerekçelerden ötürü bırakamaz. Bastaki idareciler birbirleriyle ters düsse de,
umum Türk milleti kardestir. Ve bu kardesliği herkes canlı tutmak zorundadır.
Bugün Türkiye, Önasya’da hristiyan ortodokslar, Arap ve Fars
milliyetçileriyle, Rus sovenizminin baskısı altında kaldığı gibi, son zamanlarda
ABD’nin Irak’ı isgali ve güneydeki Kürtleri kullanması suretiyle kıskaça
alınmıs vaziyettedir. Yarın-birgün üç tarafı deniz olmasına rağmen, buralara bile
çıkamama durumu doğabilir. Bu yüzden basta Türk Cumhuriyetleri olmak
üzere, bölgede güvenebileceğimiz devlet ve topluluklarla siyasi münasebetlerin
kuvvetlendirilmesi gerekiyor. Tehlike, Türkiye’nin kapısını çalıyor. Esasında
aynı trajediyle Türk Cumhuriyetleri de karsı karsıyadır. Herne kadar Asya’nın
ortasında stratejik bir konumda bulunuyorlarsa da, coğrafi olarak kusatıldıkları
gibi, hiçbir açık denizle de bağlantıları yoktur. Bu yüzden Türkiye onlar için her
türlü açıdan bir müttefiktir. Dolayısıyla tarihi birlikteliğin yanında siyasi ve
ekonomik birliktelik bütün Türkler için zaruridir.

Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu’nun kesisme noktasında bulunan
Türkiye’nin çıkarları son yıllarda, sürekli ABD ve AB ile ters düsmektedir.
Bölgeye yönelik yatırımlarda, bu ülkelerin Türkiye’yi değil, İsrail ve yeni bir
partner olarak Kürtleri düsünmeleri ve buna binaen de bölücü Kürt faaliyetlerine
destek olmaları, Türkiye ile Batı arasındaki problemleri çözülmez hale
getirmektedir. Bu yüzden bölgenin adı geçen ülkeler tarafından kontrolünün
engellenmesi Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Yani Türkiye’nin yönünü
sadece Batı’ya çevirmesi ve AB’ne gireceğim sevdasıyla pek çok seyi
görmezlikten gelmesi hatadır. Bu simdi son zamanlarda daha iyi
anlasılmaktadır. Avrupa Birliği hayali Türkiye’nin gözünü kör etmis
durumdadır. Halbuki Avrupa Birliğine girmeden de bugün dünyada pekçok ülke
hür ve müreffeh yasayabilmektedir. Ayrıca Avrupa Birliğinin geleceği de çok
parlak değildir. Neticede Avrupa’da liderlik ve çıkar savasları kısa bir süre sonra
siddetlenecek; su veya bu sekilde bu hristiyan birliği dağılacaktır. Kaldı ki
Türkiye’nin yakın zamanda milli kültüründen sıyrılmadığı müddetçe bu siyasi
olusuma girmesi de mümkün gözükmemektedir. Zaten AB’nin Türkiye’den
istediklerine söyle bir bakacak olursak, çoğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
milli birliğini yok edici seylerdir. Dolayısıyla Türkiye kendisinin harekete
geçirebileceği alternatiflerin maalesef farkında değil. Veya tıpkı Karadeniz
Ekonomik Topluluğunda olduğu gibi, isi yüzüne-gözüne bulastırıyor.
Bununla birlikte Türk dünyasında bir bası-bozukluk söz konusudur. Çok
acıdır ki bu sıkıntıları neredeyse son altmıs yıldır yasamaktayız. Yüz yılda bir
karsımıza birtakım fırsatlar çıktıysa da, onları da değerlendirmeyi bilemedik. Bu
millet, Mustafa Kemal Atatürk’ün bile kıymetini anlayamadığı gibi, daha sonra
bütün Türk milletini kucaklayan, birlik ve beraberliği için çabalayan Elçi Bey’e
bile değer verilmedi. Hepimizin çok yakından bildiği üzere Mustafa Kemal daha
Kurtulus Savası ve Cumhuriyetin ilk yıllarında dahi bütün Türk dünyasını
kucaklayan, Türklerin birlik ve beraberliğinin sart olduğunu vurgulayan
demeçler ve icraatlar içindeydi.
Bu arada Mustafa Kemal Atatürk’ün de bir Turancı olduğunu belirtmek
gerekir. Batı Trakya, Azerbaycan, Musul-Kerkük ve Hatay için yaptıkları bir
yana onun; “ben her seyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum.
Böyle öleceğim. Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben
görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk
Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk
Birliğiyle açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün
varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, günes ne demek, ufuk ne demek, o
zaman görülecek”, sözleri bile buna delalettir.
Ayrıca o, 29 Ekim 1933’teki Cumhuriyet Balosunda, bir mülakatında;
“bugün Sovyet-Rusya dostumuzdur, komsumuzdur, müttefikimizdir. Devlet
olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez.
Tıpkı Osmanlı Devleti gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan imparatorluğu gibi
parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından
sıyrılabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulasabilir! İste o zaman Türkiye, ne
yapacağını bilmelidir! Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü
bir kardeslerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız! Hazır olmak yalnız
o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır milletler, buna nasıl
hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir
köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu insanlardan dil bakımından,
gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmıs, çok uzağa düsmüsüz! Bizim
bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda
yoktur! Onların bize yaklasmasını bekleyemeyiz; bizim, onlara yaklasmamız
gerekli. Tarih bağı kurmamız lazım. Folklor bağı kurmamız lazım. Dil bağı
kurmamız lazım. Bunları kim yapacak? Elbette biz. Nasıl yapacağız? İste
görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor. Dilimizi, onların
diline yaklastırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalısıyoruz.
Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Bir sevgi parlayacak
aramızda, tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve
arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimiz olması
gerekli. Ortak bir mazimiz var, bu maziyi bilincimize tasımamız lazım. Bu
sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi Orta Asya’dan baslattık! Bizim
çocuklarımız, orada yasayanları bilmelidirler. Orada yasayanlar da bizi bilmeli.
İste bunu sağlamak için de Türkiyat Enstitüsünü kurduk. Kültürlerimizi,
bütünlestirmeye çalısıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak
yapılacak islerden değildir. Yanlıs anlasılabildiği gibi, savaslara da sebep
olabilir. Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düsünceleridir. İsitiyorum:
benim dil ve tarih ile uğrastığımı gören kısa düsünceli bazı vatandaslarımız;
Pasa’nın isi yok! Dil ile tarih ile uğrasmaya basladı diyorlarmıs. Yağma yok!
Benim isim basımdan askın. Ben bugün çağdas bir Türkiye kurmaya ne kadar
çalısıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat
ediyorum. Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düsmanlık değildir. Barıstan yanayız,
barıstan yana kalacağız! Ama durmadan değisen dünyada, yarının muhtemel
dengeleri için hazır olacağız”.

Yine büyük Atatürk, 1933’te Amerikalı bir generalle yaptığı mülakatta;
“Allah nasip ve ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım.
Selanik de dahil, Batı Trakya’yı Türk hudutlarına katacağım” demistir. Batı
Trakya’nın Misak-ı Milli’nin sınırları dısında kalmasına rıza göstermeyen
Mustafa Kemal, 1936’da Yunan basbakanı Metaksas ile konusurken; “biz Batı
Trakya Türklüğü’nü Lozan’la kıymetli bir emanet olarak size bıraktık. Onların
rahat ve huzuru Yunan hükümetinin garantisi altındadır. Bu itinanın
gevsememesi için Türkiye’deki Rumların huzur ve rahatı gibi elimizde bir
teminat vardır” diyerek, onlara gelecek en küçük bir zararı, Türkiye’deki
Rumlardan çıkarabileceğini hatırlatıyordu. İste gerçek Turancılık budur. Lafla
olmaz, çalısmayla olur. Bu birliği gerçeklestirecekler de Türk aydınları, Türk
gençleridir.

 Turan dediğimiz, Türklerin kültürel ve siyasi birlikteliğinin gerçeklesmesi
için su anda en makul yol kültürel beraberlik ile birtakım seylerin fiiliyata
geçirilmesidir. Bizim inancımız arkasından hepsinin birer birer
sonuçlanacağıdır. Günümüz Türk Cumhuriyetlerinin iliskileri de, esasında
simdilik kültürel ağırlıklıdır. Bu isin lokomotifini de Türkiye üstlenmistir. Buna
bağlı olarak, bağımsızlığın hemen ardından her Türk cumhuriyetinden getirtilen
çesitli düzeylerdeki öğrenciler, yine değisik konularda Türkiye’de eğitim ve
öğretime tabi tutuldular. Bu insanların büyük bir kısmı hayal kırıklığı içinde
ülkelerine dönerken, bir bölümü de Türkiye ve Türk insanından aldıklarını
memleketlerine götürdüler. Bunlar geleceğin bürokratları ve idarecileri olacak.

Bu nedenle Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin münasebetlerinin ileriki yıllarda
genis çaplı olması mümkündür; ama bu gençlerin üzerine yapılan yatırımlara
daha da çok önem verilmelidir. Türkiye-Türk Cumhuriyetlerinin eğitim ve
kültür alanındaki bu isbirliğinin öncülüğünü esasında bir teknik yardım kurulusu
olan ve 1992’de tesis edilen TİKA (Türk Đsbirliği ve Kalkınma İdaresi
Baskanlığı), TÜRKSOY (Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi) ve Ahmed
Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi yapmıs olup, onlardan sonra devlet ve özel
tesebbüse ait pek çok girisimde de bulunulduğunu belirtmekte fayda var. Buna
bağlı olarak 1993 temmuzunda, Türk dünyası üniversiteleri arasında her
bakımdan iliskilerin güçlendirilmesi için “Türk Dünyası Üniversite Rektörleri
Daimi Konferansı” da gerçeklestirildi.
Kültürel faaliyetler kapsamında Türk toplulukları arasında ortak Türkçeyi
yaygınlastırmak amacıyla yapılan çalısmalardan birisi, 1993’te Türkiye ve
Azerbaycan’ın gayretiyle 34 harfli Türk alfabesinin kabulü yolunda olmustur.
Ayrıca ortak Türk tarihinin yazılmasına yönelik çabalar da vardır. TİKA
tarafından sürdürülen Türkoloji Projesi vasıtasıyla pek çok Türk
Cumhuriyetinde ve özerk bölgesinde Türk dilinin kullanımının
yaygınlastırılması, Türk tarihinin ve kültürünün öğretilmesi amacıyla 1990’lı
yıllardan beridir, faaliyetler söz konusudur. Belki de bu gelecekte Türkiye
Türkçesinin edebi dil olmasına yarayacak. Doğrudan Türk coğrafyasının
dısındaki Afganistan, Arnavutluk, Belarusya, Bosna-Hersek, Kosova, Letonya,
Litvanya, Mogolistan ve Tacikistan gibi ülkelerin de üst düzey eğitim
müesseseleriyle isbirliği devam ediyor. Buna bağlı olarak Türkiye ile Türk
Cumhuriyetlerinin gençleri, kadınları, ilim adamları, sanatçıları, sporcuları
zaman zaman biraraya gelerek, çesitli etkinliklere imza atıyorlar. Özellikle
TİKA’nın eğitim dısında tarım, maliye, sanayi, sağlık, turizm vs. konuda hem
uzman yetistirilmesi, hem de parasal desteğini göz önünde bulundurunca,
Türkiye’nin yaptıklarının takdire sayan olduğu anlasılır. Bu faaliyetler Türk-
Turan Birliğinin hiç süphesiz ilk adımlarıdır.
Dünyadaki devletlerin ve ülkelerin yasaması için gerekli hersey Türk
topraklarında yeterince bulunuyor. Bir cumhuriyet veya bölge diğerindeki
eksiklikleri çesitli sekillerde tamamlayabilir. Ancak bunun için bir Türk ortak
pazarının kurulması sarttır. İstenildiği takdirde bu isin gerçeklesmemesi için de
bize göre hiçbir neden yoktur. Ama, ne yazık ki Türkler bu avantajlarını
kullanamıyorlar. Yıllardır bu konu defalarca dile getirilmesine rağmen kimse de
meseleye ciddi anlamda eğilmiyor. 1993’lerde Kazakistan, Kırgızistan ve
Özbekistan böyle bir girisimde bulunduysa da, sonunu getiremediler. Hatta
Nursultan Nazarbayev, “bizim ekonomik çıkarlarımız, tarihi köklerimiz, dilimiz,
dinimiz, ekolojik sorunlarımız, dıs tehditlerimiz ortaktır. Sıkı bir ekonomik
entegrasyonu baslatarak, tek bir para birimine doğru ilerlemeliyiz”, bile dedi.
Bugün Avrupa’da ekonomik ve siyasi arenada tek bir çatı altında biraraya gelip,
ortak parayı kullanmaya ve bunu daha da ileri götürüp, müsterek bir ordu
meydana getirmeye kadar isi vardırıyorlarsa, neden Türkler yapamasın. Bunun
ırkçılık veyahut da Turancılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Bizim is adamlarımız ta
Güney Afrikalarda yatırım gerçeklestirirken, Türk Cumhuriyetlerine gidip,
orada iktisadi tesebbüslerde bulunmuyorlar. Büyük dediğimiz sirketlerimiz bile
süpermarket isletmeciliğinden öteye geçmiyor. Belki onların su anki durumları
güven vermiyor, fakat bazı risklerin de göze alınması gerekir. Dünya bir yandan
globallesirken, bir yandan da yeni iktisadi ve siyasi birlikler ortaya çıkmaktadır.
Ancak bunların da yapılarına bir baktığımızda umumiyetle dilce, dince, soyca
birbirlerine yakın insanlardan olusmaktadır. Dünyada haysiyetli bir sekilde
ayakta durabilmek ve söz sahibi olabilmek için birbirleriyle kenetleniyorlar.
Avrupa Topluluğu, Arap Ülkeleri Birliği, İngiliz Devletler Topluluğu, Latin
soylu memleketlerin birbirlerine yakınlığı bunun en güzel göstergeleridir. Bugün
dünyada 200 milyon civarında Türk yasamasına rağmen, ekonomik bir
dayanısmalarının var olduğunu söyleyemiyoruz.
Hele etrafımızda İsrail ve Ermenistan gibi ne bir tarihi, ne de kültürü olan
ülkelerin kendilerine bir hedef belirleyip, büyük Ermenistan ve Đsrail’i yaratma
gayretlerine sahit olunca, bu kadar kalabalık bir nüfusa ve imkana sahip
Türklerin vurdum-duymazlığına insan sasırıyor.
Turan kavimleri herhalde merkezde Türkler olmak üzere, onlarla dil ve ırk
bağı bulunan kavimlerden ibarettir. Ancak 19. asrın sonlarıyla, 20. yüzyılın
baslarından itibaren siyasi bir mahiyet de kazanan Turan’dan kasıt, sadece Türk
aslından gelen, Türkçe ve akraba dilleri konusan, kısmen de tarihi süreçteki
tesekküllerinde kuvvetli bir Türk tesiri bulunan halkların birliği anlasılmıstır.
Bunların ana çıkıs yerleri de tarihi Türk coğrafyasını çizdiğimiz sınırlar
dahilindedir. İlk defa Firdevsi’nin eserinde geçen ve Türklerin yurdu demek
olan Turan ve buna bağlı olarak Turancılığın tarihini bir kenara bırakıp,
günümüzde Turan’dan anladığımız ne ve ne dereceye kadar gerçeklesmesi
mümkün, bunun üzerinde de kısaca durup, sözlerimizi bitirmek istiyoruz.
Zaman zaman Turan ve Turancılık söz konusu olduğunda, özellikle
günümüzde bunu uygulamaya koymanın zorluğuna değinilir. Aradaki coğrafi
engeller ve bazı değisik nedenlerden ötürü hakikate erisemeyeceğine dair
birtakım sözlere hepimiz sahitiz. Bu konuda ahkam kesenlerin hiçbiri de ne
tarihi bilir, ne stratejiden anlar, ne de Türklüğün büyüklüğüne inanan kisiler
değildir. Zaten Türkiye’deki basın-yayının ne durumda olduğunu, kimlerin
yönettiğini söylemeye gerek yok. Türk’ün tarihine ve kültürüne, yasalarına
törelerine vs. bütün mukaddes değerlerine sövenlerin, bölücülük ve azınlık
milliyetçiliği yapanların nasıl yükseltildiğini, sahte demokrasi kahramanları
kesildiğini, Türk milletinin gözüne nasıl sirin gösterildiklerini az-buçuk
memleket meseleleriyle ilgilenen bütün Türkler biliyor. Bu yüzden bu gibi
sahıslardan Turancı olmalarını bekleyemezsiniz. Onların isi Turancılığın ne
kadar tehlikeli olduğunu ispat etmek için gerekçeler aramak ve milletin gözünü
korkutmaktır. Doğrusu Türk milliyetçisi ve Turancı olmak da insanlara sıkıntı
ve yükten baska bir sey getirmemektedir.
Halbuki ismi Turan da olmasa, tarihte biz Türklerin birkaç defa biraraya
geldiklerini biliyoruz. Börü Tonga (Mo-tun), Kapgan Kagan, Çingiz, Temür
çağları buna örnektir. Yani tarihte söyle veya böyle birlikte olmus insanların
yeniden beraber olmamaları için neden üretmeye gerek yok. Bugün bağımsız
Türk Cumhuriyetleriyle, Türkiye arasında İran gibi bir engel mevcuttur. Ancak
aynı vaziyet tarihte de söz konusuydu. Fakat büyük Türk milleti ve komutanları
bu engeli ortadan kaldırmayı basardı. Yarının ne olacağını kim bilebilir? Bir gün
Đran da parçalanır. Herkesin malûmudur ki, bu ülke sınırları dâhilinde Farslardan
daha çok Türkler yasıyor. Dolayısıyla günümüz için siyasi birlik çok zor
diyenlere, biz aldırıs etmiyoruz. Yarın-birgün güçlü bir Türk devletinin ve
önderinin etrafında bütün Türklerin birlikte yürüyeceğine inancımız sonsuzdur.
Ama bunun için çok çalısmaktan baska çıkar yolumuz yok.
Son söz olarak, Türk milliyetçisi bir fikir adamımızın dediği gibi,
“büyümek istemeyen devlet, küçülmeye mahkûmdur”.


“Türklük ve Turan”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı 284, İstanbul 2010

Prof. Dr. Saadettin Gömeç
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 09 Ağustos 2015, 14:04:33 »

Ah Atam ah, sen gittin Turan dünyası öksüz kaldı. Hedef arap birliği oldu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.