TÜRKLERDE AD VERME GELENEKLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 26 Mayıs 2020, 12:19:05


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKLERDE AD VERME GELENEKLERİ  (Okunma Sayısı 445 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Böriler
Ziyaretçi
« : 01 Nisan 2018, 16:51:30 »

Türklerde çocuklara ad koymak, çok önemli bir olay olarak kabul edilir. Çocuğun adı ile alın yazısı arasında bir bağ vardır. İsim koyma, genellikle eski Türklerde bir törenle yapılırdı. Çeşitli kabile ve boylara değişiklik gösterir.

Yemekten sonra çocuğun babası veya ebesi; misafirler arasındaki boy başkanına, saygıdeğer tanınmış bir misafire veya boyun dini lideri olan şamana dönerek çocuğa bir isim vermesini rica ederdi. Böylece çocuğun ilk adı konulmuş olurdu. Çocuğa konulacak bu ismin uğurlu ve yakışan bir isim olmasına dikkat edilirdi. Nitekim çocuk sürekli hastalanırsa Türklerinde isim koyma töreni çocuğun doğumundan birkaç gün sonra yapılırdı. Baba; akrabalarına, yakınlarına ve dostlarına kendi durumuna göre bir ziyafet şenliği düzenlerdi. Bu şenlikte çocuğun ebesi de bulunur ve ev sahibi gibi davranarak misafirlere yiyecek ve içeceklerini o dağıtırdı. “Adı ağır geldi” denilerek bu isim değiştirilirdi. Adı değiştiren kimseye birtakım hediyeler verilirdi.

İsim koyma işi bittikten sonra ebe, birer birer misafirlerin önünden geçerek, onların çocuğa getirdikleri“diş” ismi verilen hediyeleri toplar ve götürüp beşiğin üstüne koyardı.

Altay Türklerinde çocuğun adını babası verir ve bu ad çoğu kez doğumdan sonra eve ilk giren misafirin adı olurdu. Çocuğa ad olarak doğumdan hemen sonra söylenen ilk sözün verildiği de görülmüştür.

Altay ve Yenisey Türklerinin bir dönemde özel adlar taşımadıkları anlaşılmaktadır. Bunlar bu dönemde ya kabilelerin adını taşıyorlar veya çocuk adsız gezerdi. Bir diğer deyimle çocuğun adı “Adsız” olurdu. Ancak üstün yetenek ya da bir savaşta yararlık göstermiş olanlar özel ad taşımak ayrıcalığı kazanabilirlerdi.

Bu durum, Dede Korkut Öyküleri’nde şöyle geçer: Kişilere adını veren Korkut Atadır. Ana ve babanın verdiği isim gerçek ad değildir, geçici addır. Çocuk, gerçek ismini avda veya savaşta bir yararlık, bir kahramanlık gösterdikten sonra alır. Dirse Han oğlu, karşısına çıkan bir boğa ile dövüşüp onu öldürdükten sonra “Boğaç” adını almıştır. Bamsı Beyrek’e, bezirgânların malını soygunculardan kurtarması üzerine bu ad verilmiştir.

Ad koyarken, çocuğun yaptığı kahramanlığın, isim almasını hak ettirecek şekilde bir yiğitlik olup olmadığının herkesçe kabul edilmesi şarttır. Oymağın reisi veya Kam’ı tarafından verilen bu gerçek ismi alan yiğit, boyun üyesi ilan edilirdi.

Yakut Türkleri, isim koyma konusunda eski geleneklerini az çok değişik biçimde sürdürmektedirler. Bunlar çocuğa ilk adını doğumdan üç ay sonra, asıl adını da çocuk yay basıp ok atmaya başlayınca verirler.

Kırgızlar ile Kazaklarda çocuğun ismi on beş günlük olunca verilirdi. Çoğu kez ad, doğum sırasında geçen bir olaydan, yapılan bir işten kaynaklanarak seçilir veya eve ilk gelen misafirin adi verilirdi: Konukgeldi, Kıpçakgeldi, Çuçi gibi adlar böyle verilmiş adlardandır. Eski Türklerde çocuklarına doğdukları sırada gördükleri nesnelerin veya o günlerde olup biten önemli bir olayın adini verdikleri de görülürdü.

Saldıran düşmanı yendikleri sırada doğan çocuklara: Yağıbastı, Yağıgeldi, Kurtulmuş gibi; güneş doğarken doğan çocuklara: Gündoğdu, Akkuyas, Güngördü, Akgün gibi; koyunlara kurt saldırdığı gece doğan çocuklara: Kurt, Kurtgeldi, Kurtbeğ, Kurtbey, Börübay gibi adlar koyulurdu. (Yağı=Düşman, börü/böri=Kurt)

Bundan başka, çocukları yaşamayan aileler, gelenek olan bir inanca göre, çocuğun ismi ile onun hayatı ve kaderi arasında yakın bir ilgi olduğuna inandıklarından, çocuklarına: Yaşar, Binyaşar, Ölmez, Dursun, Durdu, Tavşan, Kurç (Çelik) gibi adlar verirlerdi.

Kötü ismi olanlara, Şamanist inançlarca ölüm meleği nefret eder de gelmez düşüncesiyle kötü adlar koymak adetleri de vardı. Kazakların anlattığına göre, evladı yaşamayan Çepisbay Ağa; oğluna, evimize Azrail gelmesin diye “Rus” ismini vermiştir. Altaylarda da önceki çocukları ölmüş olan aileler, yeni doğan çocuğuna mümkün mertebe kötü ad takarlardı: İtgördü, Köpek, İtalmaz, Domuz, Balçık gibi.

Eski Türklerin bir başka âdetine göre, çocuk yasasın diye ebe tarafından babasına sembolik olarak satıldığı olurdu. Çocuk doğar doğmaz ebe çocuğu kucağına alarak dışarıya çıkarır ve onu güya babasına satardı. Babası da satın aldığı çocuğuna erkekse Satılmış, kız ise Satı adini verirdi. Zamanımızda bu gibi isimler genellikle bir evliyaya adanmış ve satılmış olarak kabul edilen çocuklara konulduğu görülmektedir. Başkaları da satış bedeli olarak babanın ebeye, çocuğun ağırlığınca demir verdiği söylenir. Bu gelenek Çuvaş Türklerinde, ebe çocuğu şamana verir ve çocuğu babasına şamanın satması seklinde olurdu. Şaman, çocuğu alarak babasına gelir ve: “Çöplükte bir çocuk buldum, satacağım” der. Baba, şamanın istediğini vererek çocuğunu satın almış olur ve artık yaşayacağına inanırdı.

13. ve 14. yüzyıllarda Hindistan’da egemen olan Türkler de isimle ilgili bütün geleneklerini korumuşlardır. Bu yüzyıllarda Türkler arasında en çok rastlanan isimlerin basında şunlar gelmektedir: Kutlu, Aybeg, Alphan, Tuğluk, Küçlü, Arslanatar, Buğrahan, Tuğrul ve İltutmuş. Eski Türklerde var olan bu geleneklerden birçoğu zamanımızda halk arasında bilerek veya bilmeyerek devam etmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Abılay Han
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 285



« Yanıtla #1 : 23 Şubat 2020, 15:54:44 »

Buğra ismi sanıldığı gibi Arapça değildir.

Irk Bitig'de Buğra adı şöyle geçer: (eski Türkçe) "titir buğra men. ürüŋ köpükümin saçar men [azgın erkek deveyim ben, ak köpüğümü saçarım ben]" yani erkek deve anlamına gelen bir sözcük.

Türkçe'de Buğra adını irdelediğimizde Satuk Buğra Han'ı görebiliyoruz ki İslam'ı seçmeden önce de adı Satuk Buğra idi, Müslüman olduktan sonra kendine ek olarak Abdulkadir adını aldı. Satuk Buğra'nın adının İslam'dan ötürü Buğra olduğu yanılgısı söz konusudur. Ancak böyle bir durum görülmemekte çünkü bu isme Uygur yazıtlarında da rastlanıyor.
Onun dışında Buğra adının geçtiği Türk adları:
AKBUĞRA : birl. Ak/Buğra ─ Uygur yazıtlarında adı geçen bir bey
OĞULHAN BUĞRA : birl. Oğulhan/Buğra ─ Uygur yazıtlarında adı geçen bir bey
Karabuğra
Kılıç Buğra Han : birl. Kılıç/Buğra/Han ─ Karahanlı hanlarından Satuk Buğra Han’ın torunu

Arapça olan sözcük ise “Bûr┠(بُورًا) tamamen bizim kullandığımız Buğra'dan farklı bir anlama gelmekte, sözcük anlamları örtüşmemektedir. Bu da sözcüğün Arapça kökene dayanmadığının başka bir göstergesi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Men Türk evladıyam, derin aklım, zekam var,
Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir yağılar?
Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk var, ben varam,
Zülme garşı isyankaram, ezilsem de susmaram!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.052 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.