TÜRKLER HAKKINDA HER ŞEY!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2017, 00:28:40


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 14
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKLER HAKKINDA HER ŞEY!  (Okunma Sayısı 133765 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 27 Aralık 2009, 17:25:54 »

GÜNÜMÜZDEKİ TÜRK BOYLARI

1-     Abdal-Usta: Türkiye, İran, Türkistan

2-     Abakan-HAKAS-Sagay: Bağımsız Devletler Topluluğu-Rusya Federasyonu

3-     Ahiska-Mesket-Saka-İskit:Kafkasya, Türkistan

4-     Altay:Bdt

5-     Avşar-Afşar: Türkiye, İran

6-     Azeri: Azerbaycan, Nahçıvan, İran, Türkiye

7-     Başkurt-Başkır-Başgort: Bdt

8-     Balkar-Balkır-Bolkar-Malkar: Kafkasya, İdil

9-     Baraba:Bdt

10-   Barak: Türkiye, Suriye, Türkistan

11-   Bayat: Türkiye, Türkistan

12-   Bekdik-Çayan: Türkiye, Suriye, Türkistan

13-  Çepni: Türkiye, Türkistan

14-  Çuvaş: Bdt

15-  Besirman-Busurman-Utmurt: Türkiye, Sibirya, Kırgızeli

16-  Evci: Türkiye, Türkistan

17-  Gagauz-Gökoğuz: Moldova, Ukrayna Balkanlar, Tırakya, Türkiye

18-  Halaç-Kalaç: Afganistan, İran, Türkiye, Türkistan

19-  Karakoyunlu:Türkiye, İran, Irak, Türkistan

20-  Kaçar: İran, Türkiye, Türkistan

21-  Karakalpak: Özbekistan, Türkistan

22-  Karapapak: Kafkasya, Türkiye, Türkistan

23-  Karaçay: Kafkasya, Türkiye

24-  Karaîm-Karay: Ukrayna, Litvanya, Türkiye

25-  Karakas-Karakaş-Kaş-Kaşgar: Bdt, Türkistan

26-  Kaşgay-Kaşkay: İran, Türkistan

27-  Kazak: Türkistan, İdil

28-  Kırgız: Türkistan, İdil, Moğolistan

29-  Kırımçak-Kıreşin-Kıpçak: Bdt, İdil

30-  Kumuk- Kumık: Kafkasya

31-  Kuman (Pomak)- Kumandı-Kun : Balkanlar, Trakya, Türkistan

32-  Manav- Anav-Yerli: Türkistan- Türkiye

33-  Mîşer: Türkistan

34-  Nogay - Mangıt - Kundur: Kafkasya

35-  Özbek: Türkistan, Afganistan

36-  Peçenek: Balkanlar, Trakya, Türkiye

37-  Saha-Yakut: Bdt, Sibirya

38-  Salar-Hui-Dungan-Dolgan: Doğu Türkistan, Çin

39-  Şor-Kemer -Tura-Turan: Bdt, Türkiye

40-  Tatar: Kırım, Kazan- Tataristan, İdil, Sibirya, Türkiye

41-  Tahtacı: Türkiye, Türkistan

42-  Teleüt-Telengit-Talas-Tîele-Çu: Türkistan

43-  Terekeme-Terek: Kafkasya, Türkiye

44-  Tuva-Sayan-Tuba-Tofa-Kızıl: Bdt-İdîl

45-  Torbeş-Törböt:Makedonya, Kosova, Bdt, Sibirya

46- Türkmen; Türkistan, İran, Irak, Suriye, Kafkasya, Bdt, Sibirya,Türkiye

47- Uygur-Tarançi: Doğu Türkistan-Çin, Batı Türkistan, Bdt,Sibirya

48-  Yörük- Aydınlı-Karluk-Türkeş-Onoklar- Kanglı (Horzum)-Oğuz (Karakeçili) ; Türkiye,Balkanlar,  Kıbrıs, Suriye, Türkistan, Trakya, Afganistan


TÜRK BOY ADLARININ, GÜNLÜK DİLDE KULLANILAN ANLAMLARI:

Altay: Kırmızı tonlu at yavrusu veya dağ adı olarak Aladağ şeklinde, anlamında.

Abakan: Yünlü giysi veya büyük kız kardeş, aba, abla

Abdal: Ahmak, çıkarını bilmeyen, derviş

Balkar-Balkır-Bolkar: Yaşadıkları bölgenin dağlık ve karlı olması nedeniyle Bolkarlı, çok kar yağan yer

Balkan: Sık ağaçlık yer, çalılık, fundalık

Bayındır: İmarlı, düzenli, gelişmiş

Bayat: Eskimiş, tazeliğini yitirmiş, kart, bozulmaya başlamış.

Büğdüz: Bükmek, eğmek, düzmek, düzelltmek, kesip düzeltmek.

Çakal: Kavgacı, saldırgan, bir tür yırtıcı hayvan.

Çavuldur: Çavmak; yana doğru gitmek

Döğer: Dayak, sopa atar

Gagauz: Gaga, kuşibiği, Uz; uz gitmek

Göktürk: Gök, mavirenk, daha gök; olmamış, ham, yeşil

Hayta: Yaramazlık yapan

Halaç-Kalaç: Yünü yayla atıp kabartan, paskırtan. Kalaç, kalıp bekleyen ve kapıyı açan. Gitmeyip aç kalan

Hazar: Hazağar, sanırım, belki

Kınık: Kın; bıçak kabı

Kanglı: Kagnılı; Atarabası olan, Gangan; araba

Karluk: Karlı; üstü başıkarlı, karlık, karla örtülü, kar yığını

Kıpçak: Kapçak; bir şeyin kabı, dışı, kapçığı

Kuman: Kum; Çok küçük taş parçacıkları, An; Farsça çoğul eki

Kazak: Karı sözü dinlemeyen, başına buyruk erkek

Kızık: Kızgın, sinirli

Kırgız: Kırdagezen, Kır: Yazı, yaban, bozkır, ak, beyaz. Gız; Kız, bayan

Kaçar: Zoru görünce geri dönüp gider, işi yarım bırakıp ayrılır.

Karaçay: Karasu, rengi koyu olan akarsu

Karakalpak: Siyah renkli başlık, şapka

Kırım: Kırıma uğramış, kıran girmiş, kırılmış; salgın hastalık sonucu topluca ölmüş veya topluca öldürülmüşler. Kırım yapmak; indirim, iskonto, fiyatı aşağı indirmek.

Karkın: Kargın; toplanmış, karmış, şişmiş, Kargı; deynek, sopa, sırık

Karapapak: Papak; başlık, kalpak, börk

Mesket: Misket; yuvarlak cam bilye, kokulu (misket) elma

Özbek: Öz; su, pınar, akarsu, batak. Bek; pek; çok, sert, bekçi ve bey

Peçenek: Peçe; yüzörtüsü, peçeli, İranda giyilen bir başlık adı. Kepenek kelimesi gibi olabilir.

Salar: Bırakır, koyuverir

Saka: Sucu, bir kuş cinsi

Şor: Şorlaşmak; biraraya toplanıp sohbet etmek, kürelenmek.

Türkmen: Türkmaned; Türke benzeyen, Men; ben (Azeri lehçesinde)

Tatar: Atlı posta

Terekeme: Terek; raf, dolap gözü, Terakime (Arapça ve Farsçada); Türkler, Etrak (Arapça); Türk

Uygur: Uygar, medeni, şehirli. Uygurlar yerleşik hayata geçip şehirleşen ilk Türk boyudur.

Yakut-Saha: Kıymetli bir taş cinsi. Saha; Düzlük, alan, boşluk, Futbol sahası gibi.

Yazır: Yaz; ser, dağıt, Yazı yaz,  Sofrayı yazı ver, kur, yazı, yaban, bozkır.

Yörük: Yürüyen, gezen, göçebe hayvancı
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 27 Aralık 2009, 17:27:23 »

TÜRK DEVLETLERI VE IMPARATORLUKLARI :

1- TURAN İMPARATORLUĞU


SAKA-İSKİT-Ahiska-Mesket D.İranlı Medler, Çinliler ve Persler yıktı. Alper Tunga, Tomris Hatun, OğuzKağan, Hakan Su.

a-      İ.Ö. 928-728 : Orta Asya-İran-Kafkasya

b-     İ.Ö. 728-244 : Isıkgöl-Türkistan

c-      İ.Ö. 680-516 Aras Havzası-Kafkasya-Nahçivan, Bakü-Tebriz.

2-      BÜYÜK HUN,  GÖK HUN İMPARATORLUĞU-KUN-KUMAN-

       KUNOS


Astana, Teoman, Mete Han, Aşhina, Çinliler yıktı.

a-      İ.Ö. 318, 224 – İ.S. 216

b-     İ.Ö. 220 – İ.Ö 48 ve İ.S. 58

3-     AKHUN İMPARATORLUĞU (350, 420-557). G. Türkistan. Hayta, Abdal, Eftal, Aksuvar, Toraman. İranlı Sasaniler yıktı.

4-     GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU –Kutluk Devleti. (552-630, 682-744). Orhun, Ötüken, İlteriş, Bumin, İstemihan, Bilge Kaan, Çinliler ve Uygurlar yıktı. Göktürk Devleti Kurucu Hanedanı; Dokuz Oğuzlar Türk boyundan.

5-     TATAR KIPKAÇ İMPARATORLUĞU (630, 1245,1552). Bolgar, Kazan, İdil, Saray. Ruslar yıktı. Tukay Han, Almas, Altınbek. Emir, İbrahim, Safa Giray, İdegey.

6-      TÜRKEŞLER DEVLETİ (630,717-766). Balasagun. Karluk-Onoklar. Bağa Tarkan. Kara ve Sarı Türkeşler olarak ikiye ayrıldılar. Uygurlar yıktı.

7-     UYGUR DEVLETİ. (744-840). Orhun-Karabalsagun. Uygurlar. Kutluk Bilge, Gülkağan. Kırgızlar yıktı.

8-     KARAHANLILAR DEVLETİ (840, 850-1137, 1212). Balasagun, Kaşgar. Bilge Gül-Kadir Han, Saltuk Buğra Han, Uygur ve Karluk. Karahitaylar yıktı.

9-    GAZNELİLER DEVLETİ. (969-1187). Gazne. Karluklar . Alptekin, Sebüktekin, sultan Mahmut. Hintli Gur-Gorlular yıktı.

10- BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU (960, 1040-1157) Cend, Merv, Nişabur. Kınık. Selçuk Bey, Çağrı Bey, Tuğrul Bey, Alparslan. Harzemşahlar yıktı.

11- TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ. (1078, 1092-1243, 1308) Konya, Kınık. Kutalmışoğlu süleymen Şah, Kılıçarslan. 1243-1308 Moğollar yıktı.

12- HARZEMŞAHLAR DEVLETİ. (1097, 1128– 1220) Gürgenç. Kıpçaklar. Anuştekin, Atsız, Celalaettin Harzemşah. Moğollar yıktı.

13- OSMANLI İMPARATORLUĞU (1299-1918, 1922) Söğüt, İstanbul. Kayılar. Ertuğrul Gazi, Osman Bey, Fatih, Kanuni. Birinci Dünya Savaşında (1914-1918) Rus ve İngilizlere yenilerek yıkıldı.

14- BÜYÜK TİMUR İMPARATORLUĞU . (1370-1501) Semerkand. Turgay, Timur, Uluğbey. Özbek Şeybaniler yıktı.

15- AKKOYUNLULAR DEVLETİ. (1340, 1467-1502). Tebriz. Bayındır ve Azeriler. Durali Bey, Kutluk Bey, Uzun Hasan Padişah. Fars Safevi-Batini Şah İsmail yıktı.

16- KARAKOYUNLU DEVLETİ. (1380 – 1469). Erçiş, Musul. Yıvalar. Bayram Hoca, Kara Mehmet Bey. Akkoyunlular yıktı.

Not: Eski 16 Büyük Türk Devleti Listesiyle ilgili açıklama:

1-     Yine Türklerin yıktığı Büyük Türk devleti sayısı altı.

2-     Avrupa Hun Devleti; Kurucu Aile, Hanedan Macar-Mağyar asıllı.

3-     Altınordu Devleti, Kuzey Batı Hun Devleti, Avar İmpararorluğu ile Babür İmparatorluklarının Kurucu aileleri ile Hanedanları; Moğol asıllı. Topraklarının bir kısmı Türk yurdu ve halkının bir bölümü de Türk boylarına bağlı urug, oymak ve obalar.

4-     Hazar D. Hanedanı Moğol (Kalmuk) asıllı. Halen K. Kafkasyada yaşıyorlar.

5-     Bulgarlar ise bir slav halkı. Türklükle ilgileri yok.


TÜRK BOYLARININ ÖZELLİKLERI
KAŞGARLI MAHMUD'UN ARAŞTIRMALARINA GÖRE;


 -       En güzel huylu. İtaatli: Hotenli ve Karluk

-       En kötü huylu: Kıpçak ve Oğuzlar

-       En yiğit ve gözüpek: Kayı

-       En savaşçı el: Türkmen

-       Güçlük ve sıkıntılara en fazla katlanabilen ve işe yarayanı: Tatar ve Yağma

-       En yumuşak, nazik, iyi kalpli: Çiğil

-       İyi huylu, canayakın, iyiliksever insanlar: Yağma

-       Güçlü ve savaşçı insanlar: Yağma

-       Acımak, esirgemek bu oymaktan uzaktır. Nereden geçerlerse oralar harap olurdu: Kanglı, Kuman, Kıpçak

En bahadır: Barshanlar

Türk halklarının pek sevilmeyeni, kötüsü: Barshanlar

Yaşadıkları hayat tarzı ve çevrenin çetin şartlarının tesiriyle sert mizaçlı, savaşçı, ancak namuslu, doğru, konuksever: Oğuzlar

En Yeğni (hafif) ve ince (zarif) Türk Dili lehçesi: Oğuz lehçesi

En doğru Türk lehçesi:  Tohsi ve Yağma lehçeleri (Hakanlı Türkçesi, Orhun

Abideleri bu lehçeyle yazıldı).

Yerleşik  hayata geçerek  şehirleşen  ilk Türkler: Uygurlar (745-840), ülkeleri bayındır, halk refah içinde, mutlu ve kültürlü: Yerleşik hayata geçerek uygarlaşıp medenîleşen (şehirleşen) diğer Türk boyları: Karluklar (Karahanlılar Dönemi: 985 yılı) ve Tatarlardır. (642, 811, 984 -1237, 1552)


TUVA-TIVA TÜRKLERİNİN ÖZELLİKLERİ

 Tarımı (hububat ve sebze yetiştirmeyi) bilmiyorlar. Gelir kaynakları çok sınırlı ve yetersiz, bu nedenle de halkın çoğunluğu yoksul. Tiyatroyu ve halk müziğini seviyorlar. Konuksever insanlar, misafiri sofralarına buyur ediyorlar. Suyu; temizliğin, sütü ise, sağlığın sembolü olarak görüyorlar. İnançları, Şamanizm, Budizm ve Hıristiyanlığın karışmış bir şekli. Kadınlardan da Şamanlık yapanlar var. Şamanlar, toplumda etkili. Tarihlerini araştırmada ihmalkar ve genelde bir idealleri yok. En eski Türk Lehçesiyle konuşuyorlar. İçten, sevecen, özverili ve onurlu insanlar. Doğaya çok saygılılar. Su başlarında; yüksek sesle konuşmuyor, suya tükürmüyor ve su kenarında, alkollü içki içmiyorlar.

ÖZBEK VE KAZAKLARDA ÖZGÜRLÜK TUTKUSU

1851-1939 yılları arasında Batı Türkistan'da (özellikle de Özbekistan'da), Rus işgaline ve (en çok 1917-1928 yılları arası yürütülen) Sovyet baskı ve zulmüne karşı; bini aşkın sayıda başkaldırı hareketi olmuştur. Her öldürülen Rus asker veya memuruna karşılık, en az on Türk kurşuna dizilmiştir. Bu dönemde çoğunluğu öğretmen ve öğrenci olmak üzere, altı milyon civarında Türk, Türkistan'da Rus hakimiyetini sağlayabilmek amacıyla öldürülmüştür. Türkistan'da Ruslarla mücadele eden hürriyet ve bağımsızlık önderlerinden ilk akla gelenleri; Abdullah Kadiri, Batu, Behbudi, Çolpan, Elbek, Fıtrat, Kari, Osman Nasır...

KAZAKLAR

Kazakların 1991 yılındaki nüfusları, 1851 yılındaki nüfuslarının ancak yarısıdır. Kazakistan'ın iklim ve arazi yapısının yerleşime ve tarıma uygun olması, Rusların bölgeye göç etmelerine neden olmuştur. Kazak Türkleri , gerek Rus işgaline karşı direnirken, gerekse Çarlık ve Sovyet baskılarına karşı başkaldırılarda, binlerce vatansever aydınını kaybetti. Kazaklar, Rus vatandaşı olarak, birinci ve ikinci dünya savaşlarında Rusya hesabına çarpışırken, cephede ve Rusların, Kolhoz, Sovhoz kurmak için yürüttüğü devletleştirmeler sırasında; düzensizlik, kıtlık ve salgın hastalıklardan ölmeleri nedeniyle, nüfuslarının çoğunluğunu kaybettiler. Bugün, Türkistan'daki Bağımsız Türk Cumhuriyetleri içinde, Rusların en çok bulunduğu ülke Kazakistan'dır.

 
TÜRKLERİN KURDUĞU DEVLETLER

A- İMPARATORLUKLAR:    

 1- Büyük Gök Hun İmparatorluğu: İki farklı görüşe göre;

a)      İ.Ö. 318,244-İ.S.216

b)      İ.Ö.220-İ.Ö.48,İ.S.58

Asya Türk Gök Hun Devleti Kurucusu Teoman, en önemli Hakanı Mete Han (İ.Ö.209-174) Orhun Bölgesinde kuruldu. Çinliler yıktı.

2- Akhun İmparatorluğu: (350,420-557),

Maveraünnehir, Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan (502-530). Hakanları: Eftal, Aksuvar, Toraman, Kula. Komşuları bu devleti Eftalitler, Abdallar, Haytalar olarak ta adlandırmışlardır. İranlı Sasaniler yıktı.

3-     Göktürk İmparatorluğu: (552-630), Ötüken, Hakanlar; Buminkağan, İstemihan.Çinliler yıktı.

4-     İkinci Göktürk-Kutluk Devleti: (682-744), İlteriş Kutluk Kağan, Kapgan Kağan, Bİlge Kağan, Gültekin, Tonyukuk, İnal Bilge Ötüken. Uygurlar yıktı.

5-     Tatar Kıpçak İmparatorluğu: (630-1242, 1552), Bolgar, Saray, Kazan, İdil. Ruslar yıktı. İdil ve Hazar yöresi. Tukay Han, Almas, Altınbek, İdegey, Süyümbike, Kubrat Han.

6-     Uygur Devleti: (745-840), Ötüken-Karabalasagun. Kutluğ Bilge, Gül Kağan. Kırgızlar yıktı.

7-     Büyük Selçuklu İmparatorluğu: (960, 1040-1157), Cend, Merv, Nişabur. Selçuk Bey, Çağrı Bey, Tuğrul Bey, Alparslan. Sultan Sencer'in ölümüyle; devlet dörde bölündü. Irak ve Horasan ile Kırman Selçuklu Devletleri 1194'de Harzemşahlarca yıkıldı, (Kınık boyu)

8- Harzemşahlar Devleti: (1097,1128-1220), Gürgenç. Kıpçak. Anuştekin, Atsız, İlarslan, Tekiş, Muhammet Harzemşah. Moğollar yıktı.

9- Timur İmparatorluğu: (1370-1501), Semerkand. Timur Bey ve Babası Turgay, Şahruh, Uluğbey, Hüseyin Baykara. Özbek Şeybaniler yıktı.

10- Osmanlı İmparatorluğu: (26.09 veya 27.12.1299-30.10.1918), Söğüt, İstanbul. Ertuğrul Gazi, Osman Bey, Orhan Gazi. 1.Dünya savaşında İngiliz, Fransız ve Ruslara yenilerek yıkıldı. Kayı boyu.

B-TÜRK DEVLETLERİ:

 1- Karahanlılar Devleti (840,850-1137,1212): Türkistan. Balasagun ve Kaşgar. Bilge Gülkadir Han, Saltuk Buğra Han. Uygur ve Karluk Türkleri kurdular.  S.Buğra Han zamanında topluca müslüman oldular; (904, 911, 932, 940 yılında). Karahıtaylar yıktı. 1209-1515 yılları arası bölge Moğol hakimiyetinde kaldı.

2-     Gazneliler Devleti (969-1187): Gazne. Karluk Türkleri kurdu. K.Hindistan, Afganistan, Doğu İran. Alptekin, Sebüktekin, Mahmut, Mesut, Bilge Tekin, Piri Tekin. Gur-Gorlular yıktı

3-     Türkiye Selçuklu Devleti (1071,1092,1157-1243,1308): Konya. Kınık boyu Türkleri kurdu. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kılıç Arslan. Moğollar yıktı

4-     Karakoyunlu Devleti (1380-1469): Tepriz, Nahcivan, Erzurum, Erciş, Musul, Erbil. Bayram Hoca, Kara Mehmet Bey, Kara Yusuf Bey. Akkoyunlular yıktı. Yıva boyundan.

5-     Akkoyunlular Devleti (1340,1467-1502): Diyarbakır, Tepriz, Tur Ali (Duralı) Bey, Kutluk Bey, Karayülük Osman Bey, Uzun Hasan Bey (Hasan Padişah). Bayındır Boyu Türkleri kurdu. Fars Safevi Şah İsmail yıktı.

C-TÜRK BEYLİKLERİ:

 1-  İzmir Çavuldur Beyliği (1081-1097): İzmir. Çaka-Çakan Bey. Anadolu'da donanmayı ilk kuran beylik.

2-     Danişmendli Beyliği (1092-1178): Tokat. Kınık boyu.

3-     Saltuklu Beyliği (1092-1202): Erzurum

4-     Artuklu Beyliği (l101-1409): Diyarbakır, Mardin, Harput. Döğer boyundan!  Artuk.  şüpheli:Ur-Uruk-Urartuk-Urfa-Marduk!?

5-     İnallı Beyliği (l 103-1183): Diyarbakır Yöresi.

6-     Mengücüklü Beyliği (l 118-1250): Erzincan, Divriği.

7-     Karamanlı Beyliği (1256-1483): Ermenek, Ereğli, Karaman, Konya. Kuruca hanedan Avşar, Kaçar veya Salar. Nuresufi, Karaman Bey, Mehmet Bey.

8-     Pervane  Beyliği (1277-1322): Sinop.

9-     Menteşe Beyliği (1280-1424): Muğla.

10-   Karesi Beyliği (1297-1345): Balıkesir.

11-  Germiyan Beyliği (1260-1429): Kütahya.

12-  Hamit Beyliği (1280-1391): İsparta, Burdur.

13-  Eşrefoğlu Beyliği (1280-1326): Beyşehir-(Konya)

14-  Saruhanlı Beyliği (1302-1410): Manisa

15-  Aydınlı Beyliği (1302-1425): Aydın, İzmir. Aydınoğlu Mehmet Bey, Umur Bey

16-  Teke Beyliği (1300-1423): Antalya, Teke Yöresi.

17-  Ertana-Eratna Beyliği (1327-1380): Sivas. Uygur boyu.

18-  Dulkadirli Beyliği (1339-1521): Kahramanmaraş, Elbistan, Kadirli

19-  Ramazanoğlu Beyliği (1352-1608): Adana. Yüreğirboyu

20-  Kadı Burhanettin Beyliği (1380-1398): Sivas, Kayseri. Kurucusu; Burhanettin Ahmet Bey. Azeri. Yazar, kadı, bilim adamı.

21-  Dopruca Beyliği (1354-1417): Balkanlar.


D-TÜRKLERİN KURDUĞU ATABEYLİKLER:

 1-     Tolunlu (868-898,905): Mısır, Oğuz Türkü Tolunoğlu Ahmet. Memluk-Kölemen Askeri Komutanı.

2-     Akşitler-İhşitli (935-969): Mısır. Kıpçak Türkü Muhammet Ebubekir. Memluk Askeri komutanı.

3-     Tuğtekinli-Böriler (l 117-1154): Suriye

4-     İl Denizli (l 146-1225): Tepriz, Azerbaycan, Nahçivan, Karabağ.

5-     Erbil-Musul Atabeyliği (l 129,1146-1232): Erbil, Musul, Irak. Baytekin, Gökbörü.

6-     Suriye Selçukluları (1092-1117): Halep, Şam. Tutuş. Büyük Selçuklular yıktı.

7-     Irak ve Horasan Selçukluları (1119,1157-1194): Hemedan. Sultan Mahmut. Harzemşahlar yıktı.

8-     Kirman   Selçukluları   (1092, 1157-1187):   Kirman,   Fars.   KaraAslan   Kavurt. Oğuzlar yıktı.

9-     Salgurlu-Salar (l 147-1284): Fars-İran

10- Delhi Türk Memlüklü Sultanlığı (1206-1413,1525): Hindistan.

11- Bahri Türk Memlukları(1250-1382): Mısır. Kıpçak İzzettin Aybey. Memlüklü Askeri Komutanı, Kutuz, Baybars, Kalavun.


E- AFGANİSTAN, Pakistan ve Kuzey Hindistan'da Emegenlik Kuran Memluklü Türk Askeri Komutanları ile Türklerin Kurduğu Yönetimler;


 l -  Bengal: Kaymaz Bey.

2-     Multan-Uç: Nasirettin Kabacı Bey.

3-     Sultan kot: Bahaeddin Tuğrul Bey.

4-     Akhunlar (350,420-557): Aksungur, Kula, Toraman

5-     Gazne: Tacettin Yıldız.

6-     Gazneliler (969-1187): Gazne. Sebüktekin, Sultan Mahmut. Karluk Türkü.Gorlar Yıktı.

7-     Delhi Türk Memluk Sultanlığı (1206-1413,1526)Hanedanlar:

a)      Kutbiler (1206-1210): Kıpçak Kutbeddin Aybey

b)      Şemsiyye (1210-1266): Şemsettin İltutmuş, Raziye Hatun

c)      Balabanlılar (1266-1290):

d)      Halaçlar (1290-1321): Kalaç Celaleddin Firuz, Muhammet Kalaç, Mahmut Kalaç.

e)      Tuğluklar (1321-1413): Gıyaseddin Tuğluk

f)       Türk Şahiler

8-     Hindistan Türk Devletine, 1526 yılında, Cengiz Han ve Emir Timurun torunu Babür Şah son verdi ve Hindistan'da 1858 yılına kadar sürecek olan Babür İmparatorluğunu kurdu. İngilizler yıktı.


F- TÜRK HANLIKLARI:

 1-     Türkeşler (630,717-766): Balasagun, Türkistan. Onoklar, Karluk Türkü. Bağa Tarkan. Kara ve Sarı Türkeşler olmak üzere iki kola ayrılırlar.

2-     İdikkut, Uygur Hanlığı (856,911-1209): Turfan, Kuçu, Besbalık. Mengli Kağan, Alp Kutluk Bilge. Moğollar yıktı.

3-     Kansu Uygur Hanlığı (840,870-940,1028,1125,1226): Kançou, Gensu, Canyi, Cuciven, Enşi, Lencu, Ninşa şehirleri.  Sarı  Uygur-Salar.  Devlet  kurulurken nüfusları 300 bin idi.

4-     Saidiye Uygur Hanlığı (1515-1678): Kaşgar ve Yarkent. Saîd Han. Moğollar yıktı. 1759 'da da Çin ülkeyi işgal etti.

5-     Doğu Türkistan Hanlığı (1866-1877): Kaşgar, Turfan. Atalık Gazi-Yakup Han. Çinliler yıktı.

6-     Karluk Hanlığı (766-848,1215): Karaordu. Karluklar İslam dinine giren ilk Türk boyudur. Moğollar yıktı.

7-     Kırgız Hanlığı (48-560, 630-681, 744-758,840-920): Işıkgöl, Altay, Tanrı. Ülke; 920'de  Kıtan,   1207'de  Moğol,   1642'de  Rus  işgaline  uğradı.   1860'da  ise Rusya'ya katıldı. Çakıp Han, Çayırdı, Manas, Semetey, Seytek.

8-     Balkar Hanlığı (630-1391): İdil, Hazar Kuzeyi. İdil Tatar Hanlığı olarak da bilinir. Egemenlik dönemi 583-1242 arası kabul edilmektedir.

9-     Peçenek Hanlığı (860-1036,1091): İdil, Tuna. Turak, Tatuş, Kegen Başbuğları idi. 80 oymaktır Bir kısmı 1071'de Selçuklulara katıldı.

10- Gagauz Hanlığı (860-1068): Moldova.

11- Kuman Hanlığı (1055-1220, 1256): İdil, Tuna. Altun Apa, Sarı Han

12- Özbek Hanlığı (1428-1599): Türkistan, Özbekistan.

13- Kazan Hanlığı (1437-1556): Kazan, Tataristan, Ruslar yıktı.

14- Kırım Hanlığı (1419-1783): Bahçesaray. Kırım. Hacı Giray. Ruslar yıktı.

15- Hive Hanlığı (1512-1920): Türkistan. İlbars, Ebülgazi Bahadır Han, İltüzer.

16- Buhara Hanlığı (1594-1785): Türkistan.

17- Hokand Hanlığı (1710-1876): Türkistan. Ayrıca 1917-1920 arası bağımsız oldu.

18- Türkmenistan Hanlığı (1860-1885): Türkistan.

19- Avşar Hanlığı (1736-1749): İran. Nadir Şah

20- Kaçar Hanlığı (1749,1794-1924): İran. Muhammet Han.

21- Oğuz Yapgu Hanlığı (10.yy.-10 00): Türkistan.

22- Kıpkaç H. (1103-1223) Kıpkaç Bozkırı

G- TÜRK CUMHURİYETLERİ:

 1-     Ahi Cumhuriyeti (1243, 1308-1354): ANKARA, Kırıkkale ve Kırşehir. Osmanlılar son verdi.

2-     Batı Trakya Türk Cumhuriyeti (31,08.1913-1915,1923): Gümülcine, Kırcali. Yunanistan ve Bulgaristan yıktı.

3-     Tataristan Cumhuriyeti (1920): Kazan. Ruslar yıktı.

4-     Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920 ve 30.08.1991): Bakü. Ruslar yıktı. Ebulfeyz ELÇİBEY ve Haydar ALİYEV.  1920’de Başkan M.E.Resulzade.

5-     Türkiye Cumhuriyeti (29.10 1923): Ankara . Kemal ATATÜRK.

6-     Doğu Türkistan Cumhuriyeti (1931-1933 ve 1944-1949): Kaşgar. Hoca Niyaz Hacı, İ. Y. Alptekin, M. E. Buğra, O. Batur,  Sabit Damaolla, Ali Han Töre. Çin yıktı.

7-     Hatay Cumhuriyeti (1938-1939): Antakya. Halk oylamasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldı. T. Sökmenoğlu

8-     Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (1974,1983): Lefkoşa. Rauf Denktaş

9-     Kırgızistan (1991): Bişkek: Askar AKAYEV

10- Kazakistan (1991): Astana. Nur Sultan NAZARBAYEV.

11- Özbekistan (1991): Taşkent.  İslam Kerimov.

12- Türkmenistan (1991): Aşkabat.  Sapar Murat Türkmenbaşı.

13- Başkurt Cumhuriyeti (1917-1918): Zeki Velidi Togan.

14-  Alaş orda Kazak Cumhuriyeti (1917-1920): Ali Han, M. Çokay.



H-  İ.Ö KURULAN TÜRK DEVLETLERİ

 1-     TURAN GÖK İMPARATORLUĞU: İ.Ö.: 928 – İ. Ö. : 516, 330 Ahiska- Mesket- Saka- İskit Devleti; Alper Tunga, Oğuz Han, Tomris Hatun, Hakan Su. Çin, Med ve Persler yıktı.

2-     BÜYÜK TÜRK GÖK HUN İMPARATORLUĞU: Kun- Kuman- Kıpçak Devleti. Astana. Aşhina. Hakan Teoman, Mete Han, Gülçin. Çinliler yıktı.

a-      İ.Ö: 318,244- İ.S: 216

b-     İ.Ö: 220- İ.Ö: 48, İ.S: 58

4-     Göktürk İmparatorluğu (Araştırmacı Kazım Mirşan’a göre;) İ.S:552-744 tarihleri arasında değil, İ.Ö:575-489 yılları arasında hüküm sürmüştür. Göktürk Hakanları; Bumin, İstemi, İlteriş, Gül Bilge Kağan, Ökül Tekin, Türk Bilge Kağan ve Gültekin’dir.

5-     Araştırmacı Doç. Haluk Berkmen; İ.Ö:1000 ile 100 tarihleri arası Kuzey İtalya’ya gelip, yerleşen ve Orhun yazısıyla yazılmış belgeler bırakan halka; Romalıların; Etruschi- Etrusci- Etrüsk- Tursci dediğini, bunların Türk asıllı olabileceğini ileri sürmektedir. Bu halk ya asimile olmuş, ya da bu bölgeden ayrılmıştır.Yunanlılar-TİR-TYRRHEN.

6-     İ.Ö. 4 –2 bin yıllarında Güney Irak’ta yaşayan ve Sümer Devletini kuranların Türk asıllı olduğu ileri sürülüyorsa da, belgelenememiştir. Tabletlere göre; dili, kültürü farklı. Tabletlerde çok az sayıda Türkçe kelime var.

7-     Bazı tarihçiler, Alpertunga, Oğuz Kağan ve Mete Han’ın aynı kişi olduğunu ileri sürmektedir!  Türklerde başarılı insan kıtlığı mı var?

GÜNÜMÜZ  TÜRK DEVLET VE TOPLULUKLARI

 a) Bağımsız Türk Devletleri

1-    Azerbaycan (Kafkasya)

2-     Kazakistan (B.Türkistan)

3-     Kırgızistan (B.Türkistan)

4-     Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Akdeniz)

5-     Özbekistan (B.Türkistan)

6-     Türkmenistan (B.Türkistan)

7-     Türkiye Cumhuriyeti (Anadolu ve Balkanlar-Trakya)

 

b) Muhtar Cumhuriyet Kuran Türk Toplulukları:

1-  Altay (BDT. Rusya Federasyonu)

2-           Balkar (BDT)

3-           Başkurdistan (BDT)

4-           Çuvaşistan (BDT)

5-           Gagauz (Moldova- Romanya- BDT)

6-           Hakasya(BDT)

7-           Karaçay(BDT)

8-           Saha eli (BDT)

9-           Tataristan (Kazan)-(BDT)

10-    Tuva(BDT)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 27 Aralık 2009, 17:33:56 »

c) Türklerin Azınlık Statüsünde Yaşadığı Ülkeler:
Türkler, en az 600-1400 yılından beri bu ülkelerde yaşadığından bu toprakları  vatan bilmektedir.

 l -    Afganistan

2-      Bulgaristan

3-      BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu)-Rusya Federasyonu ve Kafkasya

4-      Çin: (Kazak, Kırgız, Salar, Uygur)

5-      Dağıstan: Kumuklar

6-      Irak; Telafer-Kerkük-Erbil: Türkmenler

7-       İran

8-       Kosova-Yugoslavya

9-       Makedonya-Üsküp

10-     Moğolistan

11-     Romanya ve Moldova

12-     Suriye

13-     Tacikistan

14-     Ukrayna: Kırım Tatarları, Karaylar

15-     Yunanistan- Batı Trakya

 

TÜRKLERİN BULUNDUĞU ÜLKELER VE NÜFUSLARI

A- Dünyada Türk Nüfusu: Kırımlı İsmail Gaspıralı’ya göre;1889 yılında dünyadaki Türk nüfusu 50 milyondur. Bugün dünyadaki Türk nüfusunun 120-350 milyon arası olduğu sanılmaktadır.
 

B- Bağımsız Türk Devletleri:

l-Türkiye Cumhuriyeti: 2000 yılı Resmi Genel nüfus sayımına göre nüfusu 67 milyon. Araştırmacılara göre Türkiye'de 27 veya 54 etnik grup bulunmaktadır ABD Webster Ansiklopedisi Türkiye maddesi ve bazı araştırmacılara göre Türkiye'de Türklerin oranı: %50, Kürt: %12, Gürcü-Laz:%8'dir. Bu durumda T.C. toprakları üzerinde 48 Türk boyuna mensup; 35 milyon Türk asıllı insan, diğer T.C. vatandaşlarıyla birlikte eşit statüde ve karışık halde yaşamaktadır.

2-Özbekistan Cumhuriyeti: 20 milyon, %70'i Türk asıllı

3-Kazakistan Cumhuriyeti: 9 milyon.

4-Azerbaycan Cumhuriyeti: 8 milyon. (İran sınırları içinde kalan Güney Azerbaycan'daki Azerilerle birlikte tüm Azeri nüfusu 16-20 milyon.)

5-Türkmenistan Cumhuriyeti: 3,5 milyon (İran sınırlan içinde kalan Güney Türkmenistan - Horasanda; 500 bin, Irakta; 1,5 –2,5 milyon, Afganistan: 500 bin, Suriye: 300 bin, Türkiye ve Tacikistandaki Türkmenlerle birlikte tüm Türkmen nüfusunun 20-25 milyon olduğu ileri sürülmektedir.

6-Kırgızistan Cumhuriyeti: 3 milyon.

7-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti: 250 bin (120 bin seçmeni vardır.)

C- Türk Topluluklarının Azınlık Olarak Yaşadıkları Eski Vatan Toprakları ile Göçmen Olarak Bulundukları Devletler ve Nüfusları:

 l-Rusya Federasyonu (Bağımsız Devletler Topluluğu): SSCB dağıldıktan sonra Rusyanın 1990 yılı nüfusu 150 milyon idi. Rusya Federasyonuna bağlı Tataristan, Çuvaş, Başkurt, Saha, Tuva, Hakas, Altay ile Dağistan, Balkar ve Karaçay Özerk Bölge Cumhuriyetlerinde: 15-30 milyon, Türk soylu insan yaşamaktadır.

2-Çin Halk Cumhuriyeti: Doğu Türkistan'da Uygur, Sarı Uygur-Salar, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar asıllı 26-150 milyon Türk yaşamaktadır Bazı araştırmacılar Çin’deki Türklerin sayısının 200 milyonun üzerinde olduğunu ileri sürmektedir. Doğu ve Batı Türkistan’daki Uygur Türkü sayısı 30 milyondur. Bu sayı resmi rakamlara göredir. Çin nüfusu ise 1,2 milyardır.

3-İran İslam Cumhuriyeti: Güney Azerbaycandaki Azeriler, Güney Türkmenistanda ki Horasan Türkmenleri ve diğer bölgelerdeki Avşar, Kaçar ve Kaşgay Türkleri sayısı 10-20 milyondur. ABD Vebster Ansiklopedisi İran maddesinde-İran nüfusunun %25’ini Türk asıllı olarak göstermiştir. İran nüfusu 70 milyon.

4-Afganistan: Afganistan'ın yerli halkı Peştunlardır. Kuzey bölgesinde Özbek, Türkmen ve Kırgız Türkleri yaşamaktadır. Sayıları: 2-3 milyondur. Nüfusun %15’i.

5-lrak: Irak'ın Kerkük, Telafer ve Erbil bölgesinde 1.5-2.5 milyon arası Türkmen yaşamaktadır.Nüfusun%10’u. Kürtlerin oranı ise %20.

6-Bulgaristan: Bulgaristan'ın Rodoplar- Karaorman ve Güney bölgelerinde Kuman (pomak), Yörük ve diğer Türk boylarından 500 bin-1.5 milyon arası Türk asıllı insan yaşamaktadır.

7-Moldova: Gagauzlar; 200 bin.

8-Ukrayna: Gagauz, Kırım Tatarı, Nogay, Karaim-Karaylar: 160-400 bin.

9-Romanya:  Tatar: 35 bin resmi istatistik. Gerçekte ise Gagauzlarla birlikte 100 bin

l0-Yugoslavya: Bosna-Hersek,  Sırbistan, Karadağ, Kosova;  Peçenek, Kuman-Kun,  Yörük ve diğer  Türk boylarından,  30 bin  ile 500 bin veya       l  milyon civarında Türk olduğu ileri sürülüyor.

11-Makedonya: Üsküp ve diğer şehirlerinde; Kıpçak, Yörük, Peçenek (Boşnak), Kuman (Pomak), Torbeş; 50-200 bin.

12-Yunanistan: Batı Trakya'da; Peçenek, Kuman, Yörük ve diğer Türk boylarından: 130-250 bin.

13-Gürcistan: Ahiska-Mesket, Karapapak, Terekeme, Azeri; 100 bin.

14-Tacikistan: Özbek, Türkmen; 100-300 bin.

15-Moğolistan: Kazak, Kırgız; 250 bin.

16-Suriye: Türkmen, Yörük:200-300 bin.

17-Finlandiya: 2 binTatar

18-Diğer ülkeler: Çalışmak için başka ülkelere giden T.C. vatandaşı Türkler ile işçi olarak bulundukları ülke vatandaşlığına geçenler: Yabancı ülkelere Türkiye’den giden Türk sayısı: 4.5 milyon civarındadır. Bu ülkeler ABD (200 bin), Almanya (1.5-2.5 milyon), Avustralya (20 bin), Avusturya, Belçika, Fransa(400 bin) , Hollanda, İsviçre gibi. 1963-2006 yılları arası, 500 bin eski TC vatandaşı , Alman vatandaşlığına geçti.

TÜRKLERDE DEVLET TEŞKİLATI

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ:
A- Merkezi Hükümet:

a-Sultan-Devlet Başkanı.

b-Başvezir

c-Bakanlar:

1-Dış İlişkiler Bakanı.

2-Ekonomi Bakanı: Kamu Maliyesi, Vergi toplama ile devlet giderlerini karşılama.

3-Adliye ve Teftiş Bakanı

4-Güvenlik Bakanı

B- Eyalet Yönetimi:
 a- Askeri Komutan (Şahne): Bölgenin güvenlik hizmetlerini yürütür, doğrudan Sultana bağlıdır.

b-  Vali (Amid): Şehir ve çevresindeki etkili boy, aşiret ve kabilelerin beyleri içinden atanan idari işlerden sorumlu memur.

c-  Belediye Başkanı (Muhtesip): Genellikle şehir halkı içinden görevlendirilen ve beldenin günlük işlerini yürüten memur. Eğitim, sağlık, ibadet, yol, köprü, su ve konaklama hizmetleri genelde vakıflarca yürütülmüştür.

OSMANLI DEVLETİ:

 A- Merkezi Hükümet:

a) Padişah:Dersaadet-Sarayı Hümayun

b) Sadrazam- Başbakan:Babıali

c) Divan-ı Hümayun: Bakanlar Kurulu Üyesi Vezirler-Vekiller: NazırPaşa:

1- Kazasker: Adliye ve Eğitim işleri: Anadolu ve Balkanlar-Trakya için iki ayrı Kazasker vardı.

2- Şeyhülislam: Din işleri, Fetva Makamı.

3- Defterdar: Devlet Maliyesi.

4- Nişancı: Dış ilişkiler ve ferman yazımı.

5- Erkan-ı Harbiye:Askeri işler Anadolu ve Balkanlar-Trakya için iki ayrı Beylerbeyi vardı. Yeniçeri Ağası da Divan üyesiydi.

B- Yalnızca İstanbul'a Özgü Başkent Yönetimi:

a)   Sadaret Kaymakamı: Saray ve Hükümet işleri dışındaki İstanbul'un mülkî işlerini yürütürdü.

b)   Şehremini: Belde halkının günlük işlerini yürütürdü.

c)   Vakıflar: Tüm ülkede olduğu gibi İstanbul'un; Cami, okul, hastane, huzurevi, çocuk yuvası, içme suyu, yol, köprü, han-kervansaray gibi hizmetleri, Padişah,Vezir, Bey ve Paşaların hayır için para ve mülk-taşınmaz, ev, işyeri, tarla tahsis ederek kurduğu vakıflar yürütürdü. Eğitim işlerini, II. Mahmut dönemine dek (1808-1839) vakıflar yürütmüştür.

d)    Ahi Ocak , Gediklik ve Esnaf Loncaları: 1727'de bir düzenleme yapıldı ve 1860yılına kadar meslek, sanat ve işyerleriyle ilgili izin ve denetim hizmetlerini Ahi örgütleri yürüttü. Ahi Teşkilatı ve Vakıflar, Anadolu ve Balkanların bir çok il ve ilçelerinde kurulup faaliyet göstermiştir.

C- Eyalet Yönetimi:

 a)    Askeri Komutan (Beylerbeyi): Anadolu Beylerbeyi Kütahya'da, Balkan-Trakya Beylerbeyi ise Saray Bosna, Edirne veya Üsküp'te otururdu. Askeri işleri yürütürdü.

b)     Şehirler büyüklük-nüfus durumuna göre Vilayet, Liva, Sancak ve Kazalara bölünmüştü. Başlarında mülki görevleri yürütmek üzere; Vali, Sancak Beyi, Mutasarrıf veya Kaymakamlar vardı. İl ve ilçelerin güvenliğini sağlayan Subaşı ve Zaptiyeler mülki amirlere bağlı idi.

c)      Mali işlerden: Mütesellimler sorumluydu, vergi toplarlardı. Defterdar ve Mal Müdürleri de devlet harcamalarını yürütürdü.

d)      Kadı: Adli işleri yürütürdü. İstanbul'dan hükümet atardı.

e)      Boyların İdaresi: Oymak ve Obaların içinden veya dışardan bir Bey veya Kethüda İstanbul'ca atanırdı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Kürt Aşiretlerinde Ağalık babadan oğula geçerdi. Ağa veya Şıh çocukları, Aşiretin başına Ağa veya Şıh olarak atanıp, Paşa veya Bey unvanı verilerek, içişlerinde serbest bırakıldı, yıllık vergi alındı.

f)       Bazı büyük il ve ilçelerde Şehreminliği-Belediye Teşkilatı kuruldu. Başkanlar önceleri atamayla belirlendi.


OSMANLI YÖNETİMİNİN BÖLÜMLERİ

a)  Osmanlı Devlet Memurları dört grupta toplanır: Memurlar 4 sınıftır:

1)  Mülkiye: Genel ve sivil idare, yerel yönetim hizmetleri.

2)   İlmiye: Din işleri, eğit i m-öğret i m ve yargı hizmetleri .

3)   Kalemiyye: Saray ve taşranın mali işlerinin yürütümü.

4)   Seyfıyye: Ordu ve askerlik hizmetleri.

 

b)   Enderun: 1460'da açıldı. Sarayın ve genel idarenin üst kademe yöneticilerinin eğitim- öğretim gördüğü okuldur. 19.yy’a kadar Türkler bu okula alınmadı. Öğrenim süresi 14 yıldır. Öğrenciler 5-7 yaş arası devşirme olarak bu okula alınırdı.

c)   Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu askerleri ve komutanlarının yetiştirildiği asker ocağıdır. Yeniçeri ağaları, ordu komutanı paşalar burada eğitim-öğretim görmüştür. Yeniçeri Ocağı: Orhan Gazi tarafından 1362 yılında kuruldu, Sultan Mahmut tarafından 1826'da kaldırıldı. Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını tarihçiler Vakayi Hayriye, bir kısmı da Vakayi Şerriye olarak tanımlamışlardır. 18. yüzyıla kadar Yeniçeri Ocağına, yalnızca gayrimüslimlerin çocukları devşirme usulü ile alınıp, askeri eğitim verilip yetiştirilmişlerdir. Yeniçeriler, ana baba olarak Padişahı ve devleti bilmişlerdir.

d)    Dirlik Sistemi: Osmanlı Devleti, Vezir, Beylerbeyi ve Sancak Beylerine, Anadolu ve Balkanlardaki tarım arazilerini dirlik olarak verirdi. Üst yöneticiler. Has, Zeamet ve Tımar olarak düzenlenen bu toprakların geliriyle geçinir, belirli sayıda Sipahide (atlı asker) yetiştirip, bulundururdu. Bu kişilere ayrıca aylık ücret ve emekli maaşı verilmezdi. Feodal sistem benzeri bir uygulama idi.

e)   Beylerbeyi ve Sancak Beyleri: Bölgenin askeri Komutanı, Güvenlik ve Mülki Amiri; Vergi, Altyapı, Eğitim gibi konularda Karar Makamı, yargının başı ve Kadı'nın- Yargıcın kararlarının uygulayıcısıdır.

T.C. DEVLETİ'NDE BAKANLIKLAR:

A- 30 Ekim 1923 Tarihinde Hükümet:

 a-  Cumhurbaşkanı: Mustafa Kemal ATATÜRK

b-   TBMM Başkanı: Fethi Okyar

c-  Başbakan : İsmet İnönü

d- Bakanlıklar-Nazır-Vekil: T.C. Devleti, Osmanlı Devletinden bu Bakanlıkları devraldı. Osmanlının, 1908-1918 yılları arası, 11 adet Bakanlığı vardı.

    Şeriye Vekaleti (1924'de kaldırılıp yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu).

    Erkan-ı Harbiyeyi Umumiye Vekaleti (1924'de kaldırılıp yerine Genel   Kurmay Başkanlığı kuruldu).

3-     İktisat Vekaleti (Ekonomi).

4-     Dahiliye (İçişleri).

5-     Müdafaa-i Milliye (Milli Savunma).

6-     Adliye Nezareti (Yargı).

7-     Maarif Nezareti (Eğitim).

8-     Nafıa (Bayındırlık). “Nafi: Giderici, Faydalı,Yararlı’’

9-  Sıhhiye (Sağlık).

10- İmar ve İskan (Bayındırlık).

11- Maliye

B- 1937 Tarihinde T.C. Hükümeti:

a-     Cumhurbaşkanı

b-     TBMM Başkanı

c-     Başbakan

d-     Bakanlıklar:

1-     Adalet Bakanlığı

2-      Milli Savunma Bakanlığı

3-     İçişleri Bakanlığı

4-     Dışişleri

5-     Maliye

6-     Milli Eğitim

7-     Bayındırlık

8-     Ticaret (1924'te kuruldu)

9-     Sağlık

10-  Gümrük ve İnhisar (Tekel)

l l-  Ziraat(1924'te kuruldu)

C- 11 Mayıs 1999 Tarihinde TC. Hükümeti:

a) Cumhurbaşkanı

b) TBMM Başkanı

c) Başbakan

d) Bakanlıklar:

1-      Başbakan Yardımcısı: 2 Kişi veya 3 kişi.

2-      Devlet Bakanı: 5-10-20 kişi olabiliyor.

3-      Adalet Bakanı

4-      Milli Savunma Bakanı

5-      İçişleri Bakanı

6-     Dışişleri

7-     Maliye

8-     Milli Eğitim

9-     Bayındırlık ve İskan

10-   Sağlık

11-   Ulaştırma

12-   Tarım ve Köyişleri

13-   Çalışma ve Sosyal Güvenlik

14-   Sanayi ve Ticaret

15-   Enerji ve Tabii Kaynaklar

16-   Kültür

17-  Turizm

18-   Orman

19- Çevre
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 27 Aralık 2009, 17:47:46 »

ASKERLER VE TÜRK ORDU TEŞKİLATI

A- Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devleti Ordusunu Oluşturan Askeri Sınıf ve Gruplar;

 l - Hassa Ordusu: Doğrudan Sultana bağlı. Maaşlı asker. Türkler dışındaki halklardan da askerler vardı.

2-          Meliklere bağlı Saray Gulamları-Köle Kökenli  Askerler.  Üç ayda bir maaş veriliyordu.

3-         Valilere bağlı köle kökenli askerler.

4-         Sipahiler:  İkta-Dirliklerden (Has, Zeamet, Tımar) maaş alırlardı.

5-         Ücretli Asker: Savaş halinde şehir ve köylerde yaşayan halk içinden toplanan geçici askerler. Savaş süresince aylık verilirdi.

6-        Göçebe Oğuz beylerinin komuta ettiği ve beylerin kendi boy, oymak ve obalarından oluşturduğu, savaş sırasında cepheye çağrılan gönüllü askerler.

B- Akkoyunlu Devleti Ordusunu Oluşturan Gruplar:

1-        Hassa Askerleri: Profesyonel ordu. Aylık ödeniyordu.

2-       Piyade: Kasaba ve köylerden toplanan bekar gençler. Savaş sırasında toplanır ve savaş süresince aylık ödenirdi.

3-      Çeri-Çeteci:Göçebelerden toplanan askerler. Savaş süresince aylık ödenirdi.

4-      Tımarlı Sipahi: Eyalet ve Vilayetlerde, Sancak Beyleri emrindeki toprağa bağlı askerler.

C- Osmanlılarda Ordu:

 a-  Kapıkulu Askeri:

1-  Hassa Ordusu: Padişaha doğrudan bağlı muhafız alayı. (1876-1908 yılları arası ikinci Abdulhamit döneminde muhafız alayı Arnavut ve Kürtlerden oluşturuldu. Başlarında da Arnavut ve Kürt Paşalar vardı. "Sayılı Fırtınalar" adlı eser bu iki paşanın maceralarını anlatmaktadır.)

2-  Yeniçeri Ordusu: Piyade askeri, Cebeci, Süvari, Topçu, Humbaracı.

b-  Eyalet Askeri:

l-  Sipahiler: Has, Zeamet ve Tımar sistemine göre, toğrağa bağlı Dirlik sahiplerinin yetiştirdiği atlı askerler.

2- Akıncılar: Yardımcı kuvvetler. Balkanlarda, hudut boyunda-serhatlerde görev yapan gönüllü askerler.

3- 1639 yılından sonraki savaşlarda Türkler uzun süreli silah altına alınıp cephelere gönderildi.

4- Balkan Yörükleri  ve Evladı  Fatihan: Savaş sırasında develeriyle ordunun yiyecek ve silahlarını taşımada kullanıldılar.

c-  Osmanlılar, savaşlarda uğranılan yenilgiler veya komşu ülkedeki askeri-teknik gelişmelere göre ordu sisteminde zaman içinde değişiklikler yapmıştır.

1-  Bahriye Nezareti: 16. yüzyılda Kanuni döneminde kuruldu. İlk kaptanı Derya Barbaros Hayrettin Paşa'dır.

2-  1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılıp, Nizamı Cedid adlı askeri teşkilat kuruldu.

3-  19.yüzyılda Harp Okulu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı-Zaptiye Nezareti ile şehirlerin güvenliğini sağlamak üzere Emniyet-Polis Teşkilatı kuruldu. Osmanlılar I912'de orduya uçak aldılarsa da, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Cumhuriyet döneminde kuruldu.

TÜRK DEVLETLERİNİN GERİLEME NEDENLERİ

 1-  Hanedan üyeleri arasındaki olumsuz ve yıkıcı taht mücadelesi

2-            Devleti oluşturan Türk boy ve oymaklar arası, kanlı iktidar mücadelesi, siyasi gerginlik, iç savaş.

3-            inanç  ayrılıkları,  yönetimin  tüm  boyların  aynı   inanca   sahip  olma  dayatması, hoşgörüsüz davranması. Laiklik, sekülerizmin toplum düşüncesinde olmaması.

4-            Halkın eğitimsiz, cahil olması. Bu nedenle de bilgisiz, bilinçsiz, ilgisiz, duyarsız ve tepkisiz kalmıştır.

5-            Demokrasi, Cumhuriyet ve seçimin olmaması. İktidara; silahlı güce, savaşta başarıya dayanılarak gelinmesi ve yine silahlı  darbeyle  iktidarların değişmesi. İktidarın genelde babadan oğula geçmesi nedeniyle yönetime çocukların, hatta delilerin bile gelebilmesi. Halka hesap verme zorunluluğu olmaması nedeniyle yönetimin halktan kopukluğu, sorumsuz davranması.

6-            Yöneticilerin saltanat sürüp, lüks ve israf içinde yaşaması.

7-            Katı ve sert yönetim.

8-            Halkın; memurların, baskı ve zulüm yapma durumunda, bu tür şikayetlerini Sultana, Hakana ulaştırıp, adalet isteyememeleri. Kötülüğün, yapanın yanına kar kalması, ceza görmemesi.

9-            Ağır ve çok vergi alınması, halkın fakirleşmesi.

10-  Devlet giderlerinin, gelirlerinden fazla olması; bütçenin açık vermesi.

11-  Ekonomik dolaşımın, üretim ve ticaretin düzensiz olması, mal yokluğu, fiyat artışı.

12- Hırsızlık, eşkıyalık olaylarının çoğalması. Halkın can, namus ve mal güvenliğinin yeterince sağlanamaması. Bu durum halkın devlete inancını ve güvenini kaybetmesine neden olmuştur.

13- Komşu ülkelerle amaçsız, sonuçsuz, uzun süren savaşlar. İnsan gücü ve milli gelir kaybına yol açıp, sosyal huzursuzluk ve ekonomik istikrarsızlığa neden olmuştur.

14- Okulların ve okuyan insanın azlığı yanında bir de okullarda genelde dini eğitim yapılması. Öğrencilere yalnızca Arapça Kuran'ı Kerim'in okunmasının öğretilmesi, namaz surelerinin ezberiletilmesi ve namaz, oruç gibi ibadet kurallarının anlatılması. Kuran'ın Türkçe anlamının dahi okutulmaması. Sonuçta, nedenini bilmeden inanıp, ibadet etmesi nedeniyle insanlar, tutucu, bağnaz, yobaz olmakta, bilime, tekniğe, yeniliklere, değişime karşı çıkmaktadır. Yeni ve farklı söz, yorum ve gelişmeleri bidat, hurafe, sapma, dinden çıkma olarak görmekte. Art niyetli hoca, şıh gibi kişiler, bu bilgisiz halkı kandırıp, istismar edip kullanmaktadır. Düşünce ve fikir özgürlüğü olmadığından, hiçbir Türk, buluş, icat yapamadı, firsat ve imkan verilmedi, engelendi. Onun için tabancayı, mermiyi bile patentle üretiyoruz. Bilim ve teknikte diğer ülkelerden geri kalıyoruz. Onlara bağımlı oluyoruz.

15-Azınlıkların devlet yönetiminde üst kademelere getirilmesi. Onlarında kendi ırkından kişileri kollayıp, Türkleri, sistemli şekilde ezip geri ve yoksul bıraktırıp, öz devletinden soğutması. Kendi etnik kökeninden insanların milli duygularını canlı tutup, devletin güçsüzleştiği bir an başkaldırarak, kendi bağımsız devletlerini kurmaları. Örneğin Sırbistan, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Ermeniler, Araplar, Farslar...

16-Üst yöneticilerin başka milletlere özenip milli duygularını yitirmeleri, toplumsal bir amaç ve gayelerinin bulunmaması, günlük düşünüp, mal peşinde koşmaları, zevk ve sefaya dalmaları. Halka hizmet için değil, halkı hizmetçi gibi kullanmak için, başta durmaları. Suyun başında kalabilmek için her türlü istismarı yaparak bütün toplumsal değerleri yok etmeleri. Sosyal ve siyasi düzeni çökertmeleri Yöneticilerin birbirleriyle uğraşıp, karalama ve iftiralarla, birbirinin ayağını kaydırması. Kişiler arası yıkıcı, bölücü mücadelenin, halkı kamplara bölmesi ve gruplaşmasına neden olması. Toplumdaki birlik, beraberlik ve dirlik düzenin bozulması.

17-Yönetim, halkı küstürürse, insanlar havlu atar, gereğince çalışmaz, devlete sahip çıkmaz. İnsanın inanıp, sevip, koruyacağı, uğrunda mücadele vereceği değerli bir şeyleri olmalı. Kuru kavramlar, sözlükteki kelimeler gibi bir şey ifade etmez. Hükümetler; demokrasi, cumhuriyet, laiklik, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi kavramlara hayatiyet kazandırmalı, insanlar bunların yararını günlük yaşamında görmeli. Su, ekmek gibi onları bilip, sahiplenip aramalı. İnsanlar nasıl elektrik, su kesildiğinde hemen arıza servisini arayıp, gelmesi için çaba gösteriyorsa, -bu toplumsal değerleri tanısa, uygulamasını ve yararını görse; askeri darbeye alkış tutmaz, sıkı yönetim dönemi daha iyiydi demez, TBMM'nin kapatılmasına ilgisiz, duyarsız, tepkisiz kalmaz. Devletin, adından ziyade uygulanışı, halka; yönetimin kararlarının yansıması önemli. Örneğin, İngiltere'de sistem krallık ancak halk demokrasiyle yönetiliyor. Çin ve İran ise Cumhuriyet, ancak ülkede demokrasiden eser yok, halkın giyinişini, davranışını, konuşmasını yönetim belirliyor, neredeyse düşüncesine dahi karışılacak .

HALKI İSYANA SÜRÜKLEYEN NEDENLER
1-    Temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması, aşırı baskı.

2-     Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmaması

3-     İnanç ve ibadet hürriyetinin sınırlanması

4-     Aşırı vergiler ve merkeziyetçi yönetim nedeniyle, üretim ve ticaretin aksaması, gelirdağılımında bozukluk, kıtlık, yolsuzluk, yüksek enflasyon, işsizlik ve yoksulluk.

5-      Halka, hakkını, kanunlara uygun olarak demokratik yollardan arama ve elde etme imkanının verilmemesi.

6-      Aynı kişilerin uzun süre iktidarda kalması veya benzer sistem ve kuralları,silah gücüyle zorla dayatıp, dış gelişmelere aldırmayarak baskıyla sürdürmesi,

7-      Daha kolay yönetilir mantığıyla; halkın, eğitimsiz, bilgisiz bırakılması. Bilgisiz, bilinçsiz insanlarında, kötü niyetli kişileri bilemeyip, bunlara aldanıp, tahrik neticesi devlete başkaldırması.

8-       Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi şartlarının oluşturulamaması ve milli gelirin yanlış kullanılması sonucu; ekonominin çarpıklaşması, insanların işsiz ve yoksul duruma düşmeleri. "Aç fare kiler duvarını kemirir" deyimi gereği: Aç insanlar sağlıklı düşünemez. Aç, hasta ve umutsuz insanlar bir toplumda çoğalırsa, bunları kışkırtıp isyanlarına destek olacak, her devletin mutlaka komşusu vardır.

9-       Kamu görevlerine; bilgili, dürüst kişiler yerine, çeteci, mafyacı, hırsız, bilgisiz, bilinçsiz, duyarsız, çalıp çırpmak, yiyip eğlenmekten başka amacı olmayan devlet düşmanlarının getirilmesi. Bu kişilerinde, halkı ezip, devletten ve yaşamdan soğutması.

10-     Yöneticilerin, saldırgan, tutarsız, geçimsiz, amaçsız, tutum ve davranışları sonucu; komşu ülkelerle savaşa girilmesi. İnsanların en değerli varlıkları olan çocuklarını, birilerinin inadı ve ufuksuzluğu nedeniyle genç yaşta kaybetmeleri ve bu tür mantıktan yoksun savaşların genelde ağır yenilgilerle sonuçlanması.

11-     Yöneticiler arasındaki uzun süreli iktidar kavgası.

12-      Lale Devri gibi; iktidarın, halktan ve yaşam gerçeğinden kopuk olarak kendi dünyasında-billur sarayında yaşaması.

13-Yönetimin duyarsızlığı, halkın istek ve tenkitlerine kulağını kapatması ve halkın, toplumun değerlerine saygı göstermemesi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : 27 Aralık 2009, 17:54:03 »

TÜRK DEVLETLERİNİN YIKILMA NEDENLERİ

 l -  İktidarda bulunanların halktan kopuk olarak saraylarda lüks hayat sürmeleri.

2-   Bir kişinin 10-20-30 yıl ülkeyi yönetmesi, kendisinden sonra da yönetimi, aynı düşüncedeki akrabalarının sürdürmesi. Hanedan üyelerinin iktidarda kalabilmek için yeniliklere ve değişime karşı çıkmaları; bu nedenle de ülkenin  gelişmeyip,duraklamaya başlaması ve geri kalması.

3-   Siyasi istikrarsızlık: siyasilerin iktidarı; saltanat sürme ve yakınlarını devlet imkanlarından yararlandırma yeri olarak görmesi nedeniyle; Tüm Türk boylarının iktidarı ele geçirmeye çalışmaları. Hatta Sultan olmak için kardeşin kardeşi veya babasını, oğlunu bile öldürtebilmesi. Devlet memuriyeti, fedakarlık ve feragat isteyen, onursal bir görev, bir hizmet, yarış yeri yapılamadığından, Türk tarihi; devleti elegeçirme ve kaptırmama mücadelesine dönüşmüştür.

4-   Devlet yönetiminde, bilgisiz, liyakatsiz, tecrübesiz, çıkarcı, kıskanç, beceriksiz, yağcı, geçimsiz, kavgacı, ufuksuz kişilere görev verilmesi.

5-   Gelir dağılımı bozukluğu nedeniyle halkın %70'inin yoksul olması.

6-   Yeterli okul  açılmaması  nedeniyle  halkın  çoğunluğunun  bilgisiz, bilinçsiz, kıskanç,  görgüsüz, geçimsiz ve kültürsüz olması.

7-    Halkın çoğunluğunun kültürsüz ve yoksul olması nedeniyle, kendi sorunları içinde boğulması, dolayısıyla iktidara ilgi gösterip, bilgili, bilinçli, duyarlı davranarak devlete sahip çıkamaması, iktidara kimin gelip gittiğinin onun için bir anlamı, önemi olmayıp, ona bir yararının da dokunmaması.

8-    Devlet yetkililerinin kendi lüks yaşantılarını sürdürebilmek için halktan yüksek oranda vergi toplamaları. Vergi çok toplanıp, genelde de halkın sorununun çözümünde değil de, gösteriş, tören, gezi, kutlama, anıt, eğlence, şölen, bina yapımı gibi halka yararsız ve yanlış yerlerde  kullanıldığından, ülkede gerekli sermaye birikimi oluşamamış, müteşebbis çıkamamış, tarım ve sanayi gelişememiştir. Vergi oranı; yüzde bir, üç veya en çok beş olmalıdır.

9-    Bilim ve teknikte geri kalınmış:  T.C. kurulduğunda, İstanbul, İzmir, Bursa, Kastamonu ve Konya'da birer klasik lise ve teknik lise ile koskoca devlette, bir tek İstanbul'da üniversite vardı. Türklerin icat ettiği, geliştirdiği bir tane bile araç, alet ve cihaz yok. Türkler ömürlerini, ya üstlerini öğmek, ya da eşdeğerlerini kıskanıp kötülemekle geçirmişler. Eğitim diye müslümana, yalnızca  Kuran’ı   Kerim'in Arapça'sını ezberletmişler. Anlamının öğretilmesine de karşı çıkmışlar.

10-  Cumhuriyet rejimi, laik düzen, demokratik ortam ve adil yargı sistemi kurulamamış veya gereğince işletilememiş, gerekli hukuki mevzuat ve uygulayıcı yargı organı, alt yapı ve kurumlan oluşturulmadığından yönetim ve yargı, kişilerin anlayış ve insafına kalmıştır.

11-  Halk, cahil ve yoksul olduğundan; vatandaş değil, öz çıkarını bile düşünemeyen bir koyun ve kul olarak görülmüş. Halkta, “Ben Arap, Ermeni, Rum, Çerkez, Kürt ve Laz'ım ama öncelikle Selçuklu veya Osmanlıyım” diyememiş. Bu bilinç kazandırılmamış. Halkın çıkarları ile devletin çıkarı özdeşleştirilemediğinden halk devleti ve yöneticilerini benimseyememiş, devlette halkına güvenememiş, onlara düşmanca davranmıştır. Devlet kendini kabul ettirebilmek için halka sabır, anlayış, eğitim, diyalog metoduyla yaklaşıp sevdirme yerine, onları ezip, sindirme yolunu seçmiştir.

12-  Devlet, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yeterince takip etmiyor ve gelişmiş teknik aletleri de gereğince kullanmıyor. Halkın da bunları kullanmasını engelliyor. Halk, tüm ülkelerin TV yayınlarını izleyemiyor, her teknik, alet ve cihazı ithal edip kullanamıyor. Bazı kurum ve kişiler, halk adına düşünüp, en doğrusuna karar verme hakkını kendinde görüyor. Bazı yazarların fikirlerini sakıncalı görüp, kitabının Türkiye'de basılıp okunmasını yasaklıyor.

13-  İslam'ın yanlış algılanıp uygulanması: islam inançları ve ibadetin, şekilcilik olarak görülmesi; Müslümanları, tutuculuğa-gericiliğe, İslam ülkelerini de yoksulluk, cahillik, dahası köleliğe, manda ve sömürge olmaya itmiştir. Müslümanın görevi ve temel prensipleri; Müslüman kadınların türban ve çarşafla örtünmeleri, kadınların çarşı, pazar ve sokağa çıkartılmaması, kadının ev ve bahçe dışında çalıştırılmaması. Kadının görevinin, çocuk doğurup ona bakmak ve günlük ev işlerini yürütmek. Müslüman erkeğin ise, namaz, kılıp, oruç tutma dışında, sakal, bıyık bırakıp takke ve bol elbise giyerek, karnını doyuracak kadar çalışıp, çok çocuk yapmak olarak görülüp uygulanmaya çalışılmıştır. Mal kazanma hırsı, dini konular dışında kitap okumak, dünya hayatını sevmek iyi görülmemiştir. Eğitim-öğretim ise, çocukları, Kuran kursu veya İmam Hatip okullarına göndermek olarak algılanmıştır.

14-  Konuyu özetlersek; Türk devletlerinin kısır bir döngü içine girip, milletler yarışında geri kalma ve savaşlarda yenilme nedeni; Zorunlu temel eğitimin 12 yıla çıkarılmaması, halkın en az yarısının yüksek öğrenim görememesi, bilim ve teknikte gerilik, devlet memurlarının eski usullere göre görev yapmayı sürdürmesi, insanların işlerini zamanında ve gereğince yapmaması, Türk insanının geçmişi bilmemesi ve geleceği görememesi, bilgisiz, beceriksiz, kavgacı, çıkarcı kişilerin yönetici yapılması ile ülkede birlik, beraberlik ve kalkınmayı sağlayacak olan Demokrasinin, kitap satırları arasından bir türlü günlük hayata geçirilememesidir.

GÖKTÜRK DEVLETİNİN BÜYÜYÜP GELİŞME NEDENLERİ  (680-745)

1-   İyi, düzenli, eğitimli bir ordu kuruldu ve ülkeye düşman ayağı bastırılmadı. Halk, düşmanlarının sayısı çok diye bir korku duymadı.

2-   Adliye teşkilatı  yargılama ve kanunlar çok iyi düzenlenip işletildi.

3-   Kültür ve sanata önem verildi. Türk yazısı geliştirilip, bengü taşlar dikildi.

4-   Çin'den tarım aleti, tohumluk darı ve demir alındı. Önceki Türk devletleri; ipek, porselen, içki, altın, gümüş alıyordu.

5-    Bütün Türk boyları, bir bayrak altında toplanıp, Türkistan'da, adalet birlik, beraberlik, dirlik ve düzen sağlandı.

6-    Ticaret düzenlendi, yol güvenliği sağlandı. Kötü kişilerin silahlanıp, halkın can, namus ve mallarına zarar vermesi önlendi.

7-    Devletin yönetim görevlerine, toplumda iyi olarak bilinen, dürüst, cesur ve işinin ehli, uzman kişiler getirildi.

8-   Kağan inançlı ve bilgiliydi.Söz ayağa düşmemişti,sözü çok geçiyordu. Bilgili yardımcıları çoktu. Etrafına iyi kişileri toplamıştı. Planlı ve çok çalıştılar. Fırsatları iyi değerlendirip, kazandılar.

9-    Kağan, iyi bir hükümdardı. Kağan,  halkını, halkta Kağanını seviyor ve saygı gösteriyordu. Memurlar bilgili, dürüst ve cesurdular. Kağan, onlara danışıyor, işi, onu yapacak olanla tartışıyor, akıllı taktik uyguluyor, sorunu; önce iyilikle, olmazsa zorla ve kısa sürede çözüyordu. Güzel davranışlı ve başarılı olduklarından, halk, arkasından yürüdü ve sevildiler. Türk milletini, küçük görmediler ve düşmanları karşısında aciz, korkak olmadılar. Onlar, Türk milletine, Türk milleti de Hakanlarına güvendi.

10-  Ülkeyi yönetenler arasında düşünceye saygı, tutum ve davranış birliği vardı, uyum içindeydiler. Herkes görevini bilip gereğince yaptı, hakkına razı oldu, kıskançlığa kapılmadılar.

11-  Komşularından her zaman tehlike gelebileceğini düşünerek, hazırlıklı oldular. .Komşularının kendilerine yönelik davranışlarını  gözetlediler. Komşularıyla barış antlaşması yapıp, karşılıklı saygı ve çıkara dayalı, iyi siyasi ve ekonomik ilişkiler kurdular.

12-  Ülke içinde haksızlık, adaletsizlik, yoksulluk ve kışkırtma sonucu isyan olmasını önlediler. Dış teşvikle çıkan isyanları da hemen bastırdılar. (Her toplumda, her dönem, oranı farklı da olsa kötü niyetli kişiler olagelmiş ve bunlar fırsatını buldukça haksızlıklar yapmıştır. Burada devletin görevi; bu tür kişi ve davranışları görmezden gelmek, affetmek, hoş görmek, yapana yaptığını yanına kar bırakmak değil, olaya el koyup, kötüyü cezalandırmak ve haksızlığı hemen gidermektir.) Göktürk yöneticileri, huzursuzluk ve hoşnutsuzluğa neden olan sorunları zamanında görüp çözdüler. Ülkede gerekli disiplin, huzur ve güveni sağladılar. Milleti ateş ve sudan (felaketlerden) korudular.

13-  Devletinde, insanlar gibi, yenilik ve gelişmelere açık olarak durumunu güçlendirmezse, ilerlemenin durup zayıflamaya başlayacağını bildiklerinden, çok çalıştılar, hazırladıkları uzun vadeli plan ve programı başarıyla uyguladılar.

14-  Töreler,gereğince uygulandığından, il dirlik düzene, halk ise huzura kavuştu.

15-  Türk Milleti tok ve efendi kılındı.

16-  Yöneticiler, dürüst ve devlet düzeni iyi olursa, işler sağlıklı, zamanında ve gereğince yurütülürse; halk, devlete bağlı olur ve o toplumda kargaşa ve kötülük meydana gelmez. Devlet işleri açıkta ve aydınlıkta yurütülürse, yanlış ve karanlık iş yapılarak, milletin parası, emeği ve zamanı boşa giderilmez. Yöneticiler halka değer verir, onların düşüncelerine saygı gösterirse, halkta devleti benimseyip sahip çıkar, yönetime destek olur; toplumda bir sıkıntı ve bunalım oluşmaz.

BÜYÜK HUN DEVLETİNİN YIKILMA NEDENİ

 1-  Yöneticilerin Çinlilerle evlenmeleri, akrabalık sonucu Çinlilerin devlet işlerine karışıp, müdahale etmesi. Yöneticilerin yerleşik Çin kültürünün etkisinde kalıp Türk töresini bırakması.

2-   Yöneticilerin ilgisizliği nedeniyle, devlet gelirleri azalırken, saray giderlerinin artması ve ekonomik sıkıntıya girilmesi.

3-   Çin ve diğer komşular (Moğol, Tibet), askeri yönden gelişirken, Hunların bir gelişme ve ilerleme gösterememesi. Aynı silah ve taktiklerle askeri eğitimin sürdürülmesi.

4-    Komşularla yapılan savaşların uzun sürmesi, yenilgiyle sonuçlanması ve hiç ganimet elde edilemediği gibi, insan ve mal kaybedilmesi.

5-    Hanedan üyeleri arasında çıkan taht kavgalarının, komutanları, orduyu ve halkı bölmesi; kardeş kavgalarının, iç savaşın başlaması, birlik ve dirliğin bozulması.

6-    Yöneticiler arasında kıskançlık nedeniyle anlaşmazlık çıkması, sorunların; uzlaşma ve tavizle değil de çatışmayla, güç kullanarak çözülmeye çalışılması.

7-     Vergi oranının ve çeşidinin arttırılması. (13 çeşit vergi alınıyordu).

8-     Memurların baskıcı ve adaletsiz yönetimi.

9-     Halkta bıkkınlık ve bezginliğin oluşması.

10-    Halk, devlete inancını yitirip, moralmen çöküp, fakirleşince, Çinlilerin ve Moğolların hücumuna karşı koyamadı ve devlet yıkıldı.

HAZARLARIN YIKILIŞ NEDENLERİ

1-    Asker sayısının ve askeri giderlerin çokluğu.

2-    Ülkede birlik ve beraberliğin sağlanamaması. Dirlik ve düzenin bozulması. Halkı bir arada tutacak; Cumhuriyet, demokrasi, laiklik, siyasi ve ekonomik istikrar, güvenli, huzurlu, barış ve refah dolu bir yaşantı veya din, dil birliği gibi ortak milli ve manevi bir toplumsal değerin bulunmaması. Hazarları oluşturan halkların birbirini benimseyip kaynaşamaması, diğerini yabancı gibi görmesi. Hakan ve çevresinin ayrı bir dinde, halkın başka bir dinde olması.

3-     Ekonomik istikrarsızlık, gelir dağılımında dengesizlik, halkın yoksullaşmaya başlaması.

4-     Ülkede can, namus ve mal güvenliğinin, yol ve ticaret emniyetinin sağlanamaması, soygun ve yağmalar, iç karışıklık

5-      Askeri ve ekonomik başarısızlık, devletin itibar ve güç kaybına, tabi devlet ve halkların başkaldırmasına, tüm bunlarda; devletin  zayıflayarak, parçalanıp yıkılmasına neden olmuştur.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİNİN YIKILMA NEDENİ

1-  Hanedan mensuplarının Sultan olmak için yaptığı taht kavgaları; devletin otoritesini ve gücünü sarstı. Devlet parçalandı ve dört küçük yeni Selçuklu devleti kuruldu.

2-  İç savaşı firsat bitip, bağlı halklar, özgürlüklerini (Gürcü, Ermeni gibi), askeri Valilerde bölgelerinde beyliklerini ilan ettiler.

3-   Batıniler iç savaşın olumsuz şartlarını  kullanıp,  faaliyetlerini  yoğunlaştırdılar; ekonomik, sosyal ve siyasi huzursuzluk içindeki halkı, kendi felsefi düşüncelerine çekmeye çalıştılar. Engel olmak isteyenleri suikastlerle ortadan kaldırdılar. Hasan Sabbah'a bağlı Hashaşiler, Alamut Kalesini ele geçirerek, yıllarca ülkede terör estirdiler. Bu ve benzeri mezhep mensuplarının yıkıcı faaliyetleri, ülkede karışıklığa neden oldu.

4-    Büyük Selçuklu Devletinin çok kısa sürede yıkılma nedeni; devletin İran'da kurulması nedeniyle; memuriyetlere İranlıları atamasıdır, Başvezir Nizamülmülk bile İranlıydı. Ayrıca Farsça, resmi devlet ve eğitim diliydi. Fars memurların etkisiyle, Sultanlar, Oğuz boylarını dışladı. Onları memuriyete ve askeriyeye almadı. Oğuzlarda bu devleti kendi devletleri olarak göremediklerinden vergiye karşı çıktılar, sık sık ayaklanıp devleti zayıflattılar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : 27 Aralık 2009, 17:57:09 »

ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NİN GERİLEME VE YIKILMA NEDENİ

 1-     Siyasi İstikrarsızlık: Cumhuriyet sistemine geçilemediğinden, hanedan üyelerinin hepsi kendini tahtın varisi görüyordu. Şehzadeler arasındaki iktidar kavgaları devletin zayıflayıp parçalanmasına neden oldu. Sultanlık babadan oğula geçtiğinden, tahta çocuk veya ehliyetsiz-liyakatsiz kişiler çıkabiliyordu.

2-      Ekonomik İstikrarsızlık: Devletin, siyasi ve sosyal huzursuzlukların çözümünü, askeriyeye havale etmesi; devlet gelirlerinin, askeri harcamalara, gitmesine neden olmuştur. Askerlerin kendini ayrı bir toplumsal sınıf gibi görüp, kendi rahatını düşünmesi, çıkarlarını korumak için halka ve yönetime baskı yapması. Halktan savaş giderleri için sık sık vergi toplanması. Savaş nedeniyle ölümlerin, tarımsal faaliyetin ve eğitim-öğretimin aksaması, halkın gelir düzeyini düşürdü, salgın hastalıklar baş gösterdi, yokluk ve sefalet arttı.

3-      Laikliğin-Sekülerizmin-Dinsel hoşgörünün sistemde olmaması, ayrıca devletin dini gruplardan birinin tarafını tutması sonucu, sosyal huzursuzluklar ve inançlar arası mücadele başladı. Devlet huzursuzlukları gidermek için baskıyı artırdı, bu da isyanlara neden oldu. Babai-Baba İlyas, Baba îshak ve Kalender isyanları askeri güç kullanılarak bastırıldı. Halbuki aynı şehir hatta köyde, iki farklı inançtan insanlar birbirlerinin inancına, geleneklerine karşılıklı saygı, hoşgörü göstererek, yıllardır beraber yaşıyorlardı ve hala da yaşamaktadırlar. Devleti zayıflatan bu tür huzursuzluk ve isyanlara, yöneticilerin yanlış tutum ve davranışları neden olmaktadır.

4-     Demokrasinin olmaması: Yöneticilerin karar ve eylemlerinin, halk tarafından denetlenememesi, idarecilerin halktan kopuk, düşüncesiz, sorumsuz, keyfi davranmaları. Atamaların kayırma veya rüşvetle yapılması ve idarecilerinde ödedikleri bu rüşveti, halktan baskıyla geri almasına insanlar hayır deyince, olay çarptırılıp devlete karşı ayaklanma olarak gösterilerek halk ezildi. Bu durumlarda, yönetimden memnun olmayanların başına biri geçerek, isyan başlattı, devlet otoritesi, etkinliği sarsıldı. Her yerde haydutlar, eşkıyalar türedi. Şehirlerde yerel yönetim meclisleri olsa ve yerel yöneticiler 5 yılda bir seçimle değiştirilse halk; yönetimin karar, iş ve eylemlerini denetliyebilse, haksızlığa uğrayanlar, seslerini yetkililere duyurup, adalet isteyebilseler, haklarını yargı yoluyla kısa sürede alabilseler, kimse; kötü niyetli kişilerin peşine düşmez ve isyan etmez. Hayat çok zor ve niçin, mutluluk ve huzur içinde yaşamak varken, sahip olduklarını tehlikeye atarak hapse girsin veya öldürülme nedeniyle, sevdiklerinden ayrılsın? Bir düşünürün deyişiyle; "Kaybedecek bir şeyi ve hayattan beklentisi olmayanlar, mutlu insanları kıskanıp suça yönelir".

5-      Anadolu halkı, yöneticilerin İran-Fars etkisinde kalmasına tepki gösterdi: Sultanlar; Alaattin, Keykubat, Keyhüsrev, Gıyaseddin, Ruknettin gibi adlar aldı. Farsçayı; resmi devlet ve eğitim dili yaptı. Üst kademe memurlara Fars kökenlileri getirdi Selçuklu Hanedanı yalnızca, Türk boylarının meydana getirdiği ve başlarında boyun doğal beyinin bulunduğu eyalet askeri sistemini değiştiremedi. Eyaletlerin yönetimi, o yöreyi fetheden Selçuklu komutanlarının çocuklarının elinde bulunuyordu. Bu Türk beyleri, devlet güçsüzleşince kendi özerk yönetimlerini   kurdular  veya  ilerde görüleceği gibi, komşu devletlerle çatışma durumunda güçlü olanın tarafına geçip, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevilere katıldılar. 1247-1308 yılları  arasında da Moğol hakimiyetini tanıyıp İlhanlı Devletine bağlandılar. Ayrıca Türkmen beyleri, Şehzadeler arasındaki iktidar   kavgalarına da taraf olup, devletin yıpranarak yıkılmasına neden olmuşlardır. Türkler devleti; kendilerinin   kurduğunu, bu nedenle de kendilerinin hizmetinde olması gerektiğine inanıyorlardı. Bu olgu Türk devletlerinin yıkılma nedenlerinden biri olmuştur. Osmanlılar bu yanlışı gördü, geçmişten  ders alıp, orduyu Türkler dışındaki, devşirme  askerlerden  oluşturdu Nüfûsları 15-30-50 bini bazı yerde 200 bini bulan Türk obalarını parçalayıp dağıttı. Sancak Beyliklerine, Valiliklere merkezden memur atadı, Eyalet askerlerinin başına da askeri okullardan yetişen subayları, paşaları gönderdi. Üst kademe memurları,devşirme sistemiyle toplanıp Enderunda eğitilen kişilerden oluşturdu. Bu tutum ve davranışı sonucunda, 619 yıl gibi bir süreyle, Türk tarihinin en büyük ve uzun süreli hanedan devletini kurmuş oldu. Osmanlılar, Türk göçebelerine uyguladığı  böl-parçala-yönet   politikasını; iktidarları için bir tehlike olarak görmediklerinden Güneydoğudaki Kürt Aşiretleri ve Arap Kabileleri için uygulamadı. Doğudaki feodal aşiret düzeni olduğu gibi bırakıldı.  Şıh ve ağalar; halkı, içişlerinde serbest olarak, geleneklerine göre Cumhuriyet dönemine kadar yönettiler.

6-     Yönetimin halk desteğini kaybetmesi üzerine, devletin saygınlığı ve otoritesi dışta ve içerde zayıfladı. Beyler,  eyaletlerinde  özerk beyliklerini  kurdu.  Bağlı  devletler bağımsızlıklarını ilan etti. Komşu ilhanlı devleti saldırarak ülkeyi kendine bağladı. Marmara ve Ege'nin bir kısmı tekrar Bizans hakimiyetine geçti. Devlet, karşılıklı saygı ve tavize dayalı olarak komşularıyla iyi geçinse, davranışıyla onu silahlanma yarışına sokmasa, ekonomik yönden zarar vermese, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda iyi ilişkiler kursa, iki ülke halkları yakınlaşıp kaynaşsa, ne huzursuzluk olur, ne savaşlar çıkar, ne de insanlar boş yere ölür. Barış olunca da askeriye ve silaha gidecek paralar, eğitime, sağlığa, alt yapıya gider, halk saygınlık, güvenlik içinde, sağlıklı ve mutlu olarak yaşar. Böyle bilgili, bilinçli halk; devletine sahip çıkar. Zengin ve sağlıklı kişinin kendine ve topluma faydası olur. Ölünün kendine bile bir yararı yoktur. İnsanlar kimin için ve niye ölsünler? Devlet halkı yönetsin, güvenli bir ortam hazırlasın, insanların benim diye sahiplenip mutlu olacağı bir değerleri olsun. Güvenlik ve huzur içinde, insanca yaşamaya, yöneticiler kadar, sade halkında hakkı vardır.

AKKOYUNLU DEVLETİNİN GERİLEYİP YIKILMA NEDENİ

 1-     Babaları ölünce, altı kardeş birden, tahtta hak iddia ederek iktidar kavgasına başladı. Devlet parçalandı, 3 ayrı yerde yeni hükümet kuruldu. 18 yıl içinde 5 sultan değişti.

2-     Askeri valiler, merkezi tanımayıp, beyliklerini ilan ettiler. İç savaş sonucu devlet zayıfladı. Safeviler kolaylıkla Akkoyunlu devletine  son  vererek,   Safevi devletini kurdular

ALTINORDU DEVLETİNİN GERİLEYİP YIKILMA NEDENLERİ

Altınordu, hanedan üyeleri arasındaki acımasız iktidar kavgası nedeniyle, zayıfladı ve parçalandı. Ruslar, yeni kurulan Hanlıkları kolaylıkla yenerek yıktı. Altınordu devletinde 1357-1370 yılları arası kıyasıya devam eden iktidar mücadelesi sırasında, 5 yıl içinde 5 Han yakınlarıyla birlikte öldürüldü. Bu kadar kısa süreli ve kanlı iktidar değişimleri devleti çökertti.

KIRIM HANLIĞI VE KIRIM TATARLARI (1438-1783)

Tatar boyları, kendi aralarından en yaşlıyı boya bey olarak seçer, Kırım Hanı da bu seçimi fermanla onaylar ve daha sonra bu bey azledilemezdi. Her boy beyine, beylerde Hana tabi idiler.

Kırım Hanı ölünce, şehirlerde Valilik yapan bütün çocukları-Mirzalar; Han olmaya hak kazanırdı. Mirzalar ve bunların destekçisi asker ve boy beyleri arasında, biri diğerini yeninceye kadar, taht kavgası-iç savaş sürerdi. Kırım Hanı Hacı Giray 1466 yılında ölünce, 8 oğlu arasında iktidar kavgası başladı ve 1478 yılına kadar devam etti. Bir çok Türk Devleti, taht kavgaları nedeniyle zayıfladı, isyan veya dış düşmanların saldırısıyla da tarihten silinip gitti. Göktürklerin yönetim sisteminde Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik bulunsaydı, belki halen Asya'yı, Göktürkler yönetiyor olacaktı. Emir Timur öldüğünde de, oğulları ve torunları arasında taht kavgası başladı. İç savaşa dönüşen bu iktidar kavgası iki yıl sürdü.

OSMANLI DEVLETİ'NİN YIKILMA NEDENLERİ

 Osmanlı Devleti'nin Duraklama, Gerileme ve Çöküş Nedenleri: (bkz:69,74,81)

1-       Doğu ve Batı ticaret yolunun değişmesi: Osmanlı'nın Çin, Hind ve Avrupa arasındaki ticarette aracılık rolünü kaybetmesi.

2-      Avrupa'da sanayi devriminin olması, fabrikaların kurulup, tarımda makinalaşmanın başlaması. Osmanlıda ise dışa kapalı ekonomi, aile içi tarım faaliyeti, el dokuması, babadan-oğula meslek aktarımı ile işi sürdürmeye çabalaması: Bilimsel ve teknik gelişmelere açık olmadığından sanayileşemedi. Ahi Ocakları-Esnaf Loncaları fabrika kurulmasına karşı çıktılar.

3-     Bilim ve teknikte gerileme: Avrupa'nın her büyük şehrinde üniversite açılırken bizdeki üniversitelerde, medreselerde yalnızca dini derslerin okutulması. Türk tarihi ve Türkçe dersinin bile konulmasına karşı çıkılması. Halkta okur-yazarlık oranının %2.5-6 seviyelerine kadar inmesi. Üniversite yalnızca İstanbul'da bir adet. Lise ise İstanbul, Bursa, İzmir, Kastamonu ve Konya olmak üzere beş ilimizde vardı. Arapça resmi yazışma ve eğitim  diliydi.

4-     Cehalet, bilgisizlik sonucu taassup ve bağnazlığın artması. Her düşünce ve davranışın dine dayandırılıp hayatın her safhasının dine göre yorumlanıp düzenlenmesi. Dünya hırsının, çok mala sahip olmanın, üst makam ve mevkilere gelmenin, banyosu, tuvaleti, çok odası olan konakta oturmanın, zenginliğin iyi görülmemesi. Müslümanın mal, makam ve hırstan  uzak olması gerektiği telkin edilmiş. Din adamları; matbaa, dokuma makinaları,  silah,  fotoğraf makinası,  kalorifer,  otomobil,  telefon, ameliyat  gibi bilimsel ve teknik gelişmeleri, gavur icadı, din dışı, bidat, hurafe, şeytan işi olarak görmüş. Osmanlı'nın 19.yy’daki gerileme ve yenilgisinin nedeni; İslam'dan uzaklaşmaya bağlanmıştır! Peki o sırada, İngiltere, Almanya İslam dininde olmadığı halde nasıl ilerlemiş?

5-       Kadının evden dışarı çıkıp okumasına, güzel sanatlarla uğraşmasına (tiyatro, resim, müzik gibi); ticaret ve sanayi faaliyetlerine esnaf olarak katılmasına, memur olmasına izin verilmemiş. Meclise kadınlar alınmamış. Kocası ölen, çalışamayan, küçük çocuklu kadınlar, bilgisi ve mesleği olmadığından ekonomik hayata atılamamış, devletin ve toplumun ilgisizlik ve acımasızlığı karşısında yok olup gitmişlerdir. Osmanlı'nın son döneminde kızlar okula alındıysa da, ayrı okul veya sınıflarda öğretim görmüşlerdir.

6-       Merkezi planlı, katı bir ekonomik sistemin uygulanması: Hangi şehrin, ne üretip, nereye satacağının hükümetçe kararlaştırılması. Malların satış fiyatlarını da yine kamu görevlilerinin belirlemesi.

7-      Şehirdeki, köydeki, mahalledeki vergiye tabi insanın ve aile bireylerinin; çiftçilik, hayvancılık yapacağına, zanaatla uğraşacağına, okuyabileceğine, asker olacağına, o yöredeki kamu görevlileri karar veriyordu. İnsanlar, oturacağı şehri, yapacağı işi, okumayı veya cahilliği seçemiyordu. Yörüğün  çocuğunun  Yörük,  çiftçinin  çiftçi, bakırcının bakırcı, subayın subay, şıhın şıh, ağanın ağa, "beşik uleması" sözünde olduğu gibi alimin alim olması. Böyle olunca da işler, işinin ehli olamayan beceriksiz kişilere kalıyordu. Serbest rekabet ve yarışma yoktu.

8-       Ahilik ve Lonca Sistemi: Önceleri, meslek ve sanatların öğretilip geliştirilmesi, esnafların düzene sokulmasında, önemli hizmet yapmış olmasına rağmen, bilim ve teknolojiye, yenilik, değişim ve gelişmeye kapalılığı nedeniyle, son dönemde devletin geri kalma nedenlerinden biri olmuştur. Nüfusa göre işyeri sayısının sınırlandırılması, örneğin; bu şehrin nüfusu 50 bin; 5 bakkal,3 berber bir demirci yeterli denilip yeni işyeri açılmasına izin verilmemesi gibi, rekabete dayalı, serbest piyasa ekonomisinin engellenmesi nedeniyle, yarışma ve gelişme olamamış. Fabrikalara ve makinalaşmaya karşı çıkılmış, İstanbul'a getirilen makinalar ve fabrika yakılıp, yıkılmıştır. Aynı zihniyet sürmekte olup, sendikalar ve kamu işçileri, devlet fabrikalarının özelleştirmesine karşı çıkmaktadırlar.

9-       Gerileme döneminden sonra, kamu kurumu, memur ve asker sayısının, milli gelir oranından daha fazla artması. 17.     yüzyıldan sonra yapılan savaşlarda ordu yenildikçe sebebinin yanlış yerde aranıp sürekli asker sayısının arttırılarak zafere ulaşılacağının sanılması. Yenilgilerin ard arda gelmesiyle askeri harcamaların artması, bütçenin harcamaları karşılayamayıp açık vermesi, paranın değer kaybedip, halkın enflasyonla tanışması. Ancak ülkeyi yönetenlerin kendilerini hala Kanuni döneminde sanıp lüks ve saltanatlı yaşamlarını sürdürmeleri. Yabancı ülkelerin, verdikleri borçları, geri alabilmek için, Düyunu Umumiye adı altında, devlet gelirlerine el koyup, alacaklarını kendileri tahsil etmeleri.

10-     Savaşların genelde yenilgiyle sonuçlanması nedeniyle, devlet otoritesinin sarsılması. Devlet yöneticilerinin yanlış politika ve ilgisizlikleri sonucu, eşkıyalığın yaygınlaşıp, can, namus ve mal güvenliğini tehdit etmesi. Artan devlet giderlerinin karşılanması için vergilerin arttırılması. Bitmeyen savaşlar nedeniyle uzun süreli askere alınmalar ve yenilgiler. Yöneticilerin halka baskı ve zulmü, açlık, sefalet, cehalet, sıtma, çiçek, veba, verem gibi salgın hastalıklar, toplu hayvan ölümleri; halkı bunaltıp kendi devletine isyana zorladı, köyler, tarlalar boşaldı, şehirlere göç başladı. Devlet düzeni sarsıldı ve toplumsal hayat bozuldu. (bkz:124)

11-     Devleti oluşturan 27 ayrı etnik grup ve 5 farklı inançtaki halkta; birlik, beraberlik ve dayanışmayı sağlayacak olan, bağımsızlık, dil, din, güven, eşitlik, adalet kavramlarının zedelenip önemi yitirmesi. Vatandaşlık, halk egemenliği, milliyetçilik, düşünce ve fikir özgürlüğü, insan halkları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, demokrasi, laiklik, Cumhuriyet gibi kavramların ise hükümetlerce zararlı görülerek yaşama geçirtilmemesi, bu fikirlere hayat hakkı tanınmaması. (bkz:94)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #16 : 27 Aralık 2009, 18:00:05 »

12-Osmanlı Yönetim ve Sisteminde Bozulmalar:

a)      Dirlik veya Has, Zeamet, Tımar olarak bilinen Toprak Sistemi; 1590 yılından itibaren bozulmaya başladı.

b)      Yeniçeri Ordusu, düşüncesi veya yaşı itibariyle askerliğe uygun olmayan kişilerin (Örneğin: esnaf, sanatçı, başı bozuk serseri gibi) Yeniçeri Ocağına alınmasıyla, Ocak  1600 yılından sonra hızla bozulmaya başladı. Sık sık ayaklanıp darbe yaptılar, vezirleri, sadrazamı, Padişahı öldürdüler. Katıldıkları savaşlarda yenilmeye başladılar.

c)      Medreseler: 1600 yılından sonra tutucu, bağnaz kişiler yetiştirmeye ve askerden kaçmak için sığınılacak tekke olmaya başladı.

d)     1644 yılından sonra toplumun kültür seviyesi hızla düşmeye başladı. Sanatçıya, sanata, bilim adamı ve bilime değer verilmez oldu.

e)     Vakıf Müesseseleri, 1700 yılından sonra toplumda oluşmaya başlayan değerler çürümesi ve ahlak çöküntüsünden etkilendi. Kediler vakfın mumunu yemeye başladılar.

f)     Yargı, 1700 yılından sonra işlemez oldu. Güçlüler haklı çıkmaya başladı.

g)    Merkezi devlet otoritesinin taşradaki gücünü yitirmesi; 1700 yılından itibaren eşkiyalığın ortaya çıkıp yaygınlaşarak Cumhuriyet dönemine kadar sürmesi. Hatta Güney Doğu Anadolu'da eşkiyalık, 1960-70'lere kadar devam etti. Çocukluğumuzda Hamido, Tilki Selim gibi eşkıyalar hala hüküm sürmekteydi.

h)   Bugünkü Ticaret ve Sanayi Odaları gibi meslek kuruluşlarının yerini tutan Ahi Ocakları-Esnaf  Loncaları, 1700 yıllarından  sonra bozulup, sanayileşmenin, gelişmenin engelcileri; ufuksuz yöneticiler ve bağnaz din adamlarından sonra sacayağının üçüncü bacağı oldular.

13-Araplardan 1517de hilafetin alınması sonucu;

 a) Çocuklara Müslüman adı verilmesi.

 b) İslamı Giyim adı altında Araplaşma.

 c) Günlükhayatın şeriat kurallarına göre düzenlenmesi.

 d)  Arap örf ve geleneklerinin Sünnet görülüp uygulanması nedeniyle; yenilik, gel,ş,m, değişim durdu. İçtihat kapısı kaplaıdır, din sorgulanamaz mantığı toplumu; cehalet ve yoksulluğa itti.

14- Hükümtin, orduya, polise; yeterli tasarım ve yurtiçi üretim silah vermeyip, ithal silahla-El şeyiyle gerdeğe girmeye kalkması

15- Soyadının  olmayıp halkın birbirini kör, topal, çolak, sağır gibi itici lakaplarla tanımlayıp dayanışmave birliğin bozulması

16- Devletin geleceğe, dışa yönelik, dini, ulusal, kütürel, ekonomik bir amacı,hedefi olmayışı,Komşu devletlerle, ikili, güvene, saygıya, eşit susyo-ekonomik ilişkiler kurmayışı

17- Sosyal sınıflar arasında korkunç gelir dağılımı adaletsizliği.Birinin yiyip diğerinin bakması

18- Reimi Arap Alfebesinin okuma yazma ve kullanımının zor olması

19- Üç-on yıl süreli;uzun zorunlu askerlik ve kalabalık ordu

20- Namık Kemal, Pir Sultan, Abdal gibi yönetimi eleştirip uyaran Aydınların dışlanıp cezalandırılması

21- Batıdan alınan borçlar.Borcun borçla ödenmesi.Bütçe açığı

22- Daha kolay yönetilir mantığıyla halk; cahil ve yoksul bırakıldı. Vergi, zekat diye malı, acihat, cennet, askerlik, şehitlik diye canı alındı. Saraylarda, konaklarda, lojmanlarda oturan dönme ve devşirmelerin yönettiği; devleti benimseyip sahiplenip korumadı. Devlet; Birinci Dünya Savaşı yenilgisiyle yıkılıp gitti. Devlet içerden çürümedikçe dış saldırıyla asla yıkılamaz. Devleti asker değil, itibarı, saygınlığı, halka verdiği umut, amaç, güvenin ayakta tuttuğu;   görülüp kabul edilmedi.

OSMANLI   İMPARATORLUĞU

 Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 26.09 veya 27.12.1299 tarihinde Söğüt de kuruldu. İmparatorluklar dönemini kapatan 1. Dünya Savaşında, 7 cephede yürüttüğü savaşlarda yenildiğinden, 30.10.1918’de; ordunun terhisi, silahların teslimi ve başkentin işgalinin kabulü gibi maddeleri kapsayan Mondros Ateşkes Antlaşması ve devletin dağılması demek olan Sevr Antlaşmasını imzalayarak tarihteki yerini aldı.

Tanrı, her millete, hatta her Türk boyuna devlet kurma şansını verdi. Bu fırsatı iyi değerlendirenlerin kurduğu devletler, Roma imparatorluğu gibi güçlü ve uzun ömürlü oldu. Devletlerde insanlar gibi, doğup gelişip yaşlanıp öldüğünden, Osmanlıda günü gelince gök kubbede bir hoşsada oldu. Osmanlı İmparatorluğu yükselme döneminde (16. YY) 8 milyon km2 toprak genişliğine ulaşmıştı. Osmanlılar, savaşlarda binlerce şehit vererek aldığı bu toprakları; idarecilerin yanlış yönetimleri nedeniyle çıkan savaş ve isyanlarda, yine binlerce şehit vererek kaybettiler. Osmanlı döneminde 200 halk başkaldırısı, 10 ordu darbesi oldu. 619 yıllık dönemin kesintisiz 200 yılı savaşlarla geçti. 23 Nisan 1920 de M. Kemal ATATÜRK’ün kurduğu TC devletinde ise 79 yılda; 29 isyan ve 5 ordu darbesi- muhtırası yapıldı. 1984 de başlatılan PKK terörü, 29. başkaldırı hareketidir.

Osmanlının bilim ve tekniğe önem vermemesi, daha kolay yönetilir inancıyla insanların okutulmayıp cahil, yoksul ve geri bırakılması, yöneticilerin halktan kopuk olarak saraylarda saltanat sürmesi sonucu; imparatorluk halkları, kendilerine bırakılan aşırı merkeziyetçi, dayatmacı, baskıcı, katı yönetim kültürü, siyasi ve ekonomik miras nedeniyle; Osmanlı vatandaşı iken de, şimdilerde bağımsız olup kendi devletinin vatandaşıyken de insan hakları, demokrasi, laiklik, rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi, güvenlik, refah, huzur ve mutluluktan hep uzak olarak yaşadı. Bugün, eski Osmanlı tebası hiçbir ülkede, siyasi ve ekonomik istikrar yok, bilimsel ve teknik gelişmede söz sahibi değiller. Gelişmiş ülkeler araşına girememişler. Osmanlının uyguladığı baskıcı ve yanlış politikalar nedeniyle, hepside Türk düşmanı olmuşlardır. Osmanlı, akıllı insanların; konuşarak, bilimle, siyasetle çözebileceği toplumsal konuların halledilmesi görevini, orduya vermiş, orduda, vergi vermeyen, askere gitmek istemeyen veya farklı inanç ve görüş taşıyanları, silah gücüyle susturup, itaat ettirmiştir. Atatürk, 1920'lerde aynı hataya düşmemiş, milli mücadeleye karşı, İstanbul yanlısı halk başkaldırıcılarını, ikna suretiyle kazanıp birçok iç isyanları bastırmıştır. TC hükümetleri, Atatürk döneminde başlatılan komşu ülkelerle, güven, karşılıklı saygı ve çıkara dayalı iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini, yaşatıp geliştiremediklerinden, bugün tümü aleyhimizde. Komşularımız, "Türkiye onmasında zararı yok bizde sıkıntı çekelim" düşüncesini, devlet politikası haline getirmişler.

Osmanlıların fetih politikasını anlamak güçtür! Ne yönetimi altına aldığı ülke insanlarına Türkçe öğretmiş, ne de onları iyilikle veya zorla islam dinine girdirmiş. Deyim yerindeyse 619 yıl buz üstüne yazı yazdırmış, güneş çıkınca da tüm çaba, emek, zaman, para boşa gitmiş... İngilizler 16. yy başlattığı sömürge politikasında, Osmanlıdan farklı bir yol izlemiş; bir ülkeye, önce tüccar ve din adamlarını, daha sonrada bunların haklarını korumak amacıyla askerlerini ve İngiltere de huzuru bozan suçluları göndermiş. Böylece İngiltere dikensiz gül bahçesine döndüğünden, bu güvenli ve huzurlu ortamda hemen demokrasi ve teknoloji yeşerip gelişmiştir. İngilizler, yönetimleri altına aldığı ülke halkını okutup, İngilizce öğretmiş, ileri gelenlerin çocuklarına İngiltere de yüksek öğrenim yaptırıp, İngiliz kültürünü aşılayıp benimsetmiş, ülke yönetimine de; görünüşü yerli ancak gönlü, kafası İngiliz olan bu kişileri getirmiştir. Üzerinde güneşin batmadığı devleti kuran İngilizlerin; isyanlar sonucu kovulduğu ülke sayısı yok denecek kadar azdır. Osmanlılar ise tüm sömürgelerinden, isyan ve savaşlar sonucu zorla çıkarılmıştır. “Ölünün kendine bile yararı olmaz, bir İngiliz yaşarsa ancak İngiltere'ye hizmet edebilir, sömürge topraklan için ölmeye değmez” düşüncesiyle; sömürge ülkelerden, askeri güçlerini çekerek, kendiliklerinden bu ülkelerin bağımsızlıklarını tanımışlardır. Halen eski İngiliz sömürgeleri, İngiliz Milletleri Topluluğuna dahil olup ülkelerinde İngiliz kültürünü yaşatıyor ve İngiltere ile ekonomik ilişkilerini sürdürüyorlar. İngilizler bugünde dünyadaki gelişmiş 7 ülkeden biri. İngilizler, kazdan yararlanabilmek için, ne Osmanlı gibi kesip etini yemiş, ne de yorgan yastık yapmak için Fransız ve Ruslar gibi canlı canlı bağırtarak tüyünü yolmuş! Yalnızca onların yumurtasından ve gübresinden yararlanmıştır. Osmanlılar, fetihlere; Türk gibi başlamış, ancak Alman gibi azimle, sabırla devam ettirememiş, hele hele İngilizler gibi bu işi akıllıca ve lehine hiç sonuçlandıramamıştır. Fetihlerde bir ülkeye; Örneğin Bulgaristan’a; 1371, 1393’ te ilk olarak Osmanlı ordusu girmiş, 1885,1912 yenilgilerinde de ilk olarak Bulgaristan'ı Osmanlı ordusu terketmiştir. Bulgaristan'a yerleştirilen Türk halkı ise Bulgarların insafına bırakılmıştır.

Osmanlı yönetimindeki topluluklar, duraklama, gerileme ve çöküş döneminde dış güçlerinde yardımıyla çıkarılan isyan ve savaşlarla Osmanlıdan bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bağımsızlık hareketini hazırlayıp başlatan, halkı bu harekete inandırıp katılmaya yönlendirenler; Sırp, Yunan, Bulgar ve Ermeni isyanlarında görüleceği gibi öğretmenler ile din adamları olmuştur

Osmanlı devleti ve ordusu 1639 yılındaki İran savaşında zorlanmış, bu savaştaki insan ve para kaybı, bozulma ve gerilemeyi su yüzüne çıkarmıştır. İlginçtir! 1644 yılından sonra Ahlat’ta, türbe veya sanatsal değeri olan işlemeli mezar taşı hiç yapılmamıştır. Osmanlı toprak kayıpları, 1683 İkinci Viyana Kuşatması- Bozgunu ve 1699 Karlofça Antlaşmasıyla hızlanmıştır. Her savaş ve yenilgi beraberinde yeni toprak kayıplarını getirmiştir. Ülkenin sorunlarına doğru teşhis konulamadığı içinde yıkılıncaya dek, sağlıklı ve gerçekçi bir çözüm üretilememiştir. Felaketler önceden öngörülüp tedbir alınamamış, olayların ardından koşulmuş, halka çektirilen acılar için ancak tören düzenlenip, ağıtlar yakılmış...!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : 27 Aralık 2009, 18:01:10 »

GÜNÜMÜZDE BAĞIMSIZ DEVLET OLAN ESKİ OSMANLI VİLAYETLERİ

 Sayıları 40'ı bulan bu devletlerin toplam yüzölçümleri 8 milyon Km2 dir. Bu devletlerin kısmen veya tamamen Osmanlı yönetiminden çıkış tarihleri aşağıda gösterilmiştir.

1-      İran: 1639; Güney Azerbaycan, Tebriz, Luristan, Hemedan. Ruslar Batı İran'ı 1878 ve 1915 de işgal ettiler.

2-      Macaristan: 1699, 1775; 140 Yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı.

3-     Ukrayna-Kırım: 1699,1774,1783,1792,1812.

4-     Polanya: 1775,1812; Lehistanın Galiçya ve bazı bölgeleri.

5-     Slovakya: 1573,1596,1663 İle 1775 Ve 1812 yılları arasında.

6-    Romanya: 1718,1878.

7-    Moldova: 1812,1829

8-    Bosna-Hersek: 1718,1909.

9-    Hırvatistan: 1718,1775.

10- Slovenya: 1775,1882.

11- Sırbistan: 1718,1882,1912

12- Karadağ: 1878,1908,1910.

13- Makedonya: 1912.

14-  Arnavutluk: 1912,1913.

15-  Yunanistan: Mora-Girît-Rodos: 1826,1881,1909,1912,1913,1915

16-  Kıbrıs: 1878.

17- Bulgaristan: 1885, 1878, 1909, 1913, 1915; Bulgaristan, 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı. Ermeni ve Yunanlılarla beraber en büyük Türk düşmanı oldu.

18-  Dağıstan: 1878

19- Gürcistan: 1801.

20- Azerbaycan: 1806.

21- Ermenistan: 1805.

22- Cezayir: 1830.

23- Tunus: 1881

24- Libya: 1912.

25- Mısır: 1882,1914.

26- Sudan: 1882,1898.

27- Eritre: 1882

28- Etyopya: 1884

29- Somali: 1884.

30- Suudi Arabistan:1915,1916.

31-Yemen: 1839,1915

32- Umman: 1915,1917.

33- B.A.E Katar: 1917

34- Bahreyn: 1917.

35- Kuveyt: 1915-1917.

36- Irak: 1917-1918.

37- Suriye: 1918.

38- Lübnan: 1917

39- Ürdün: 1917.

40- İsrail-Filistin: 1917, İsrail Devleti 1948’de kuruldu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #18 : 27 Aralık 2009, 18:02:37 »

TÜRK BOYLARININ VE DEVLETİN MİLLİYETÇİLİĞİ

1-    Kaşgarlı Mahmud' un, 1072 yılında yazdığı Divanı Lügatit Türk adlı eserde saydığı; Basmıl, Başkırt, Çaruk, Çumul, Çiğil, Halac, Harzem, Karluk, Kanglı, Kıpçak, Kırgız, Oğuz, Özbek, Peçenek, Salar (o dönemde Mançu Kara Hataylıların ülkesinde, bugün ise Çin topraklarında yaşayan Türkler), Şato Türkleri (Çinliler Shato adını vermiş, bu Türkler Tibetli Topa ve Tankutların ülkesinde bazen onlara tabi olarak yaşadı. Bugün Çin topraklarında yaşamaktadırlar), Tatar, Tohsi, Türkmen, Uğrak, Uygur, Yâbâku, Yağma ve Yemek Türk boylarından bazılarının adları zaman içinde değişmiş, eskisi unutularak yeni bir adla anılıp bilinmeye başlamışlardır. Günümüzde Basmıl, Çaruk (Cırıklı), Çumul, Çiğil, Halaç, İskit (Saka), Kıpçak, Kanglı, Karluk, Kuman, Oğuz, Peçenek, Tohsi, Türkeş, Uğrak, Yabaku, Yağma ve Yemek adı taşıyan, bir Türk devlet, boy, oymak, uruğ ve obası yoktur. Ayrıca Alkaravlı, Alayuntlu, İğdir, Karaevli, Yapar gibi Oğuz boy adları da unutulmuş, kullanılmaz olmuştur. Büyük ihtimalle bu Türk boylarının adları zaman içinde değişmiştir. Yörüklerin-Aydınlı Türklerinin, yukarıda sayılan veya bu gibi adı unutulan Türk boylarından birinin Anadolu'ya gelen parçası ve devamı olması gerekir. Büyük bir olasılıkla Yörükler, Karluk boyundan olup, Anadolu'ya göç eden Türkeş Türkleridir. Kara ve Sarı olarak ikiye ayrılan Türkeşlerin; Kara bölükleri; Kara Hacılı, Kara Keşli, Kara, Tekeli, Sarı Bölükleri de. Sarı Keçili ve Sarı Tekeli gibi obalardır. 900 yıllarında Karluklar ve Türkeşler; Balkaş Gölü ile Irtiş Irmağı arasındaki yayla ve bozkırlarda yaşamakta idiler.

2-       Türkistan'da 660-1000 yılları arası devam eden Arap ve Fars egemenliği sırasında; Arap ve Farslar, putperestlik diye, eski Türklerden kalan, yazılı anıt, heykel ve resimleri yok ederek, Türklerin geçmişiyle irtibatlarını kesmişlerdir. Ayrıca eski Türk adıyla Müslüman olunamayacağını ileri sürüp, Türkleri Arap ismi almaya yönlendirmişlerdir. Osmanlılarda benzer bir siyaseti Anadolu'da uygulamıştır Akrabalık duygusuyla toplu başkaldırı olmasın diye, göçebe Türkleri; yirmili, otuzlu çadır gruplarına ayırarak farklı bölgelere dağıtmıştır. Böylece insanların soy ve soplarını unutarak İslam veya Osmanlı kavramları içinde asimile olup erimelerini sağlamak üzere; akrabalık bağlarını sürdürmenin kavmiyetçilik, eski Türk adı koymanın da putperestlik adedi ve dolayısıyla günah olduğu, kim olduğunu sorana, "Elhamdülillah Müslüman'ım" demek gerektiğini propaganda etmişlerdir. Bazı softalar,  "hem Müslüman'ım hem de Türk'üm" sözünün insanı küfre götüreceğini bile ileri sürmüşlerdir.

3-      Devlet, göçebe Türkleri, çocuklarına; yazılı bilgi, belge bırakmasın, kültür aktarımı yapamasın, uyanıp, bilinçlenip, gelişip, kalkınıp, kültürüne ve halklarına sahip çıkamasın, yönetime karışmasın diye, okutmamıştır. Osmanlılar, Türk Boylarını, Saltanata yönelik potansiyel bir tehlike olarak görüyordu.

4-      Osmanlılar, göçebe Türk oymak ve obalarının, geçmişi çağrıştıran, ulu Türkistan'la bağ kuran adlarını değiştirmişlerdir. Değişimi ve yeni adlarını kabul etmeyerek Abdal, Oğuz, Türk, Türkmen, Çakal Tahtacı, Bayat, Hayta gibi eski boy adlarını taşımakta ısrar edenleri; bu sıfatları ahmak, kaba, cahil, inançsız, yaramaz kişi anlamlarında kullanarak, bu boy adlarını terke zorlamışlardır. Aynı tavır, uygulama son dönemde Yörük adı içinde geçerlidir. Devletin Türklere yönelik politikası böyle olumsuz olmasına rağmen; Türkler dışındaki Arap, Çerkez, Fars, Kürt, Laz gibi halklarla, Hıristiyan inancındaki Ermeni, Gürcü, Rumlar ve Yahudilere daha anlayışlı davranılmıştır. Bu yabancıların gülüp oynadığı anlamına gelmez. Güvenlikle huzur içinde olsalardı, herhalde her fırsatta devlete başkaldırmazlardı. Bir söz vardır "Zengin, yalnızca çıkarını düşünür ve kendini sever" diye. Devleti yönetenlerde, sahip oldukları saltanatı kaybetmemek, olduğu gibi sürdürebilmek için mücadele etmişlerdir.

5-     Türkler,  Anadolu'ya 1071 yılında  geldi. Sistemli bir devlet politikası olarak azınlıklara kültürel asimilasyon uygulanmadığından, 928  yıllık Türk yönetimine karşılık; Arap, Ermeni,   Gürcü, Kürt, Rum; etnik  kökenini, dinini, ana dilini, kültürünü unutmamış, milli duygularını yaşatmışlardır. Türklerin   ise çoğunluğu obasını, oymağını, boyunu bilmiyor. Üzerine fazla gidince de alınıp; "Bilsem ne ifade eder, faydası ne? Bunların zamanı geçti, boş şeylerle uğraşmayın, yabancılar aya gidiyor,sen bizi geçmişe götürmeye   çalışıyorsun"   diyerek   ağzımızın   payını   veriyor. Bilemiyorum belki onlar haklı, bunu zaman gösterecek. Soyunu, sopunu, Türk kültürünü unutan, daha doğrusu yönetimlerin uyguladığı politikayla unutturulan, Türkistan'la kardeşlik bağlarını yitiren Anadolu Türklerinin durumu; tabiri caizse bence, kültür alabalıklarına benzemiş. İnsan topluluklarını millet yapan kültürdür. Neredeyse 72 milletin oluşturduğu Amerikan halkını, USA milleti yapan; Kızılderililerle savaş, İngilizlere karşı bağımsızlık savaşı, Kuzey-Güney iç savaşı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve Hıristiyanlık inancı ile İngiliz dili ve Anglo-Sakson kültürüdür.

6-      Türkler, göçebeliği bıraktıktan sonra, çalışma alanını, şeklini, buna bağlı olarak ta hayat tarzını değiştirmiştir. Türkler, memur, işçi, çiftçi, esnaf, işveren, sanatçı olmaya çalışmışlarsa da, umdukları başarıyı elde edememişlerdir. Türkiye'nin 500 büyük iş adamının ancak beşte biri Türk kökenlidir. Haklarını vermek gerekirse, Yahudi, Ermeni, Rum, Laz ve Kürtler; daha girişimci ve başarılıdırlar. Ancak hayvancılıkta Türkler en iyiydi. Diğer halklar hayvancılığı yürütememiştir. Et hem pahalanmış hem de lezzetini yitirmiştir. Bu durumu Ruslar bile görüp kabul etmişlerdir. Komünist devrimden, özellikle de 1940'lardan sonra komünizmi halklara benimsetebilmek, herkesi eğitebilmek için göçebelik yasaklanmış; et sıkıntısı baş göstermiş, gerekli etin ahır besiciliği yoluyla elde edilemeyeceği de anlaşıldığından Kırgız, Türkmen ve Moğolların göçebe hayvancılığa dönmelerine yeniden izin verilmiştir.

7-    Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin uyguladığı coğrafi vatandaşlık politikası sonucu; Türkiye'de yaşayan insanlar, etnik köken ve dini inançlarına bakılmaksızın, birinci sınıf, ayırımsız, eşit ve saygın T.C. vatandaşı kabul edildiğinden; Anadolu insanının T.C. vatandaşlığı potası içinde eridiği, etnik alt grubu olan aşiret ve kabilesini hatta ırkını, mezhebini, dinini bile unuttuğu sanılıyordu, 1984 yılında başlayan sol PKK terör hareketi ve bunun şeriatçı versiyonu Hizbullahın faaliyetleri, gösterdi ki; 23 Nisan 1920 tarihinden 1984 yılına kadar; kendini azınlık görüp, ayrımcılık ruhu taşıyan etnik veya fanatik dini gurupların; T.C. ne tavizi verirse versin, laiklik, demokrasi de uygulasın, hiçbir şeyi unutmadığını ve değişmediğini göstermiştir. Bu olayı iyi araştırıp doğru teşhis koymak gerekir. Canlı bomba olup, ölüme giden veya çatışmada vurulanların bir kısmı, belediyede memur, karayollarında kadrolu işçi veya üniversitede öğrenci. Yapılan eylemler, davranışlar; işsizlik veya kandırılmışlıkla açıklanamaz. 15 yıldır süren terörde, 30 veya 50 bin insan öldü, durumun korkunçluğunu hala göremiyoruz. Yapılan eylemler "üç-beş çapulcu" eşkıya veya uyuşturucu mafyasının işi değil, Halk, devletine ve ordusuna güvenini kaybetmek üzere. Devlet olayların arkasından koşuyor, İnsiyatifı ele alması gerekir. Askeri harcamalar ekonomiyi çökertti. Ancak PKK terörünün ne beli kırıldı, ne de başı ezildi. İstedikleri zaman eylem yapıyorlar. Politika değişikliği gerekir. 15 yıldır sürdürülen mücadele biçimiyle bu terörün bitirilemeyeceği ortada. Halk, belki PKK ile bunlar mücadele eder diye, geçen seçimlerde yüzde onluk barajı bile aşamayan, Milliyetçi  Haraket Partisini ikinci parti yaptı. PKK (Kürt Kurtuluş Partisi) örgütü, Kürt kimlik , kültür ve ırka dayalı milliyetçiliğini öne çıkarıp, Kürt kökenli olmayan T.C. vatandaşlarını öldürmeye başlayınca, 1999 yılına kadar 15 yıllık dönem içinde, Kürtcülüğe tepki olarak; halk unutmaya başladığı öz milletini (soyunu, sopunu) ve dini inancını araştırmaya, bulabildiği milli ve manevi değerlerine sahip çıkmaya başladı. 1920'den bugüne kurulmasına gerek duyulmayan Avşar, Yörük, Türkmen ile Balkan Göçmeni, Kafkasyalılar, Çerkez, Gürcü, Laz Dernekleri açıldı. Etnik guruplar alt milli kültürlerini yaşatabilme, yeni yetişen gençlere benimsetip aktarabilmek için; şölenler düzenlemeye başladı. İnsanların içinde küllenmeye başlayan milliyet duygusu, yeniden alevlendi.

8-     Türkler, 1071 tarihinden beri Anadolu'da, ırk ve inanç düzeyinde kesinlikle soykırım veya kültürel asimilasyon uygulamamıştır. T.C. Hükümetlerinin yaptığı kültürel eylem ve olgular, devletin adına Türkiye Cumhuriyeti denmesi, resmi yazışma ile devlet okullarında eğitim-öğretim dilinin Türkçe olması. Devlet öğretim dilinin Türkçe olmasında bile katı değildir. Temel eğitimin 4. sınıfından itibaren yabancı dil okutulmakta, Anadolu liseleri ile ODTÜ, Boğaziçi gibi bir çok devlet Üniversitesinde dahi  eğitim-öğretim İngilizce veya Fransızca yapılabilmektedir. Ayrıca gelişmiş ülkelerle, iletişim ve entegrasyon kurabilmek için, Arap alfabesi bırakılarak Latin alfabesine geçildi. Türkiye, milliyetçilik konusunda, komşularına göre daha ılımlı davranmaktadır. Komşu ülkelerde Türk kökenli Bakan, Milletvekili ve büyük iş adamı   yoktur.   Türkiye'de   azınlıklar;   Cumhurbaşkanı,   Başbakan,   Milletvekili, Profesör,   Hakim,   Vali,   Subay   ve  büyük  işadamı   olabilmektedir.   Her  dönem milletvekillerinin en az dörtte birini Kürt kökenliler oluşturmaktadır. Ancak Türkler bu durumu hiç sorun yapmamaktadır. Türklük saplantıları yoktur. Hatta Türkler, birbirini kıskandığından, iyi geçinemediğinden, örneğin; kendi müdür olamayacaksa, tanıyıp, kıskandığı Türkünde müdür olmasını engelleyip, o olmasında kim olursa olsun diyerek, meydanı, Türklere göre, birbirine daha bağlı, destekçi, milliyetçi azınlıklara bırakmaktadırlar. 1996-1999 meclis çalışma döneminde Kürt kökenli CHP milletvekili Hikmet Çetin, TBMM Başkanlığı görevini yürütmüştür.

9-   1992-1999 yılları arasında Burdur ve Kırşehir illerinde tanıştığım kişilerden; yüz yapısı, konuşması, kültürü Türk'e benzeyen kişilere oymağını sorduğumda bilmediklerini söylediler. “Türk değil misiniz?” dediğimde, “Türk'üz ama ne Türk'üyüz, bilmiyoruz” dediler. O köylüleri veya kişiyi tanıyana, onların milliyetini sorduğumda, onların Türk olduğunu doğruladı. Eşi ve kendisi devlet memuru olan, Kürt kökenli bir aile, çocuklarına, Dara ve Dalyan adını koymuş. Anlamını sorduğumda, Dara'nın, tartıda brüt ağırlık, Dalyan'ın ise Ege'ye tatile gittiğinde; görüp çok beğendiği Dalyan Kumsalının adı olduğunu söylemiştir. Bu açıklama aklıma yatmadığından araştırdım, Dara; eski Pers hükümdarlarının ünvanı, Dalyan ise; Güneydoğudaki Kürt aşiretlerinden birinin adı çıktı. Bu Kürt ailesi, hem iki kişi birden devletten maaş alıp, lojmanda oturuyor, hem de devletin kendilerini Kürt diye ezip, dışladığından yakınıyordu. T.C. Devletinin Kürtlere karşı tutum ve davranışının böyle olmasına rağmen, ellerine fırsat geçersee Kürtler, acaba Türklere nasıl davranacak? Kuzey Irak'ta USA ve İngiltere'nin desteğiyle bağımsız bir Kürt Devleti kuruldu. 1999 Temmuz ayında Kürt Millet Meclisi seçimleri yapıldı. Polis Akademisi açılmış, mahkeme kurulmuş. Hızla kamu kurumları ve silahlı kuvvetler oluşturuluyor. Kuzey Irak'ın Musul, Kerkük ve Erbil bölgelerinde 1.5-3.5 milyon civarında Türk kökenli insan yaşıyor. Kuzey Irak eskiden Araplarca yönetilirken, Türklere, devlet yönetiminde, eğitimde, sanayi ve ticarette imkan ve fırsat tanınmıyordu, hatta engellenip, dışlanıyorlardı. Şimdi ne olacak, Kürtler de Araplar gibi mi davranacak? Bu bölgedeki Kürt nüfusunun 5 milyon civarında olduğu sanılıyor. Türklere, nüfus durumuna göre yönetimde söz hakkı verilecek mi? Eğitim-öğretimde azınlıklara ana dilini öğrenme ve kullanma serbestisi tanınacak mı? T.C. Devleti, Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurulması konusunda sessiz kaldı. Kuzey Irak'ta yaşayan Türklere de sahip çıkmadı. Irak'ta Türk yokmuş gibi davranıyor. Iraklı Türklerin özerk yönetim veya federe devlet kurma istekleri ile Türkiye'nin kendilerine destek olma taleplerine olumlu bir cevap verilmiyor.Bu Türklerin temsilcileri, resmi olarak T.C. Hükümetince kabul edilmiyor. Kuzey Iraklı Barzani ve Talabani'yi Türkiye, Kürtlerin resmi temsilcisi olarak tanıyıp, görüşme yaparken, Iraklı Türkmen Liderleri kabul etmiyor. Bu durumda; 1918-1999 yılları arasındaki Türkiye'nin Irak Türklerine olan tutum ve davranışı göz önüne alınırsa, yapılması gereken iş;  Irak'taki Türkleri, göçmen olarak Türkiye'ye kabul edip, Ceylan Pınar, Mercimek, Sultan Suyu gibi Türkiye'nin çeşitli yerlerinde kurulu Devlet Üretme Çiftliklerine yerleştirmektir. Iraklı Türkler yıllardır kültürel asimilasyona tabi tutulmuşlardır. Amasya Tamimi ve Sivas Kongresinde Kerkük, Musul, Mısak-ı Milli sınırları içinde gösterilmişti.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #19 : 27 Aralık 2009, 18:04:52 »

İNANÇLI VE İDEALİST OLMAK NEYİ GEREKTİRİR ?

 Politikacı ve bürokratların çoğunluğu lafa gelince Türk, Atatürk milliyetçisi ve İslam inancında olduklarını söylüyorlar. Ancak davranış, uygulama ve olaylar, bu sözleri pek doğrulayıcı gözükmemektedir. Bu kavramlar, içtenlikle benimsenerek ve yerli yerinde kullanılmadığından, yeni nesilce yeterli ve gerekli kabulü görmüyor. Ülkeler, dürüst, inançlı, idealist ve fedakar insanlarla kalkınabileceğinden, maalesef  Türkiye'de bu nedenle ileri gidemiyor. Örnekler;

1-  Atatürk'ün yazdığı, Osmanlının çöküşü ve Kurtuluş Mücadelesinin verilme şartlarını anlatan Nutuk adlı eser, okullarda ders kitabı olarak okutulmadı. Bunun yerine, yazarın bakışı veya ders anlatan öğretmenin kapasitesi, zihniyet ve yorumuna göre farklılık taşıyan Atatürk İlkeleri ve Inkılap-Cumhuriyet-Devrim Tarihi, Coğrafya dersi gibi okutuldu. Böyle olunca, Türk gençliğinin çoğunluğu Atatürk'ü anlayıp, sevip, Atatürk devrimlerine sahip çıkıp, Atatürk milliyetçiliğini benimseyebildi mi?

2-  Çin gençlerinin, Rus aydınlarının çoğunluğu; Çin, Rus milliyetçisi. Milliyetçilikleri, solculuk ve komünistliklerinden önce geliyor veya milliyetçi komünistler. Bizde ise öğrenci, memur ve isçiler, bilgisiz ve bilinçsizlikten hükümetle, devleti ayıramıyor. Hükümetin yanlış karar ve davranışlarını protesto için, toplumun malı olan okul, yurt, yemekhane, makine, araç-gereç ve ağaçları kırıp yakıyor. Trafiği aksatıp insanlara zarar veriyor. Protestoyu yerinde, zamanında, doğru kişiye ve hukuka uygun olarak yapmıyor. Mazlumken, zalime dönüşüyor. Öğretmenler; öğrencilere, bunu ilkokuldan üniversiteye dek, aileler ise; çocuklukta, gençlikte, niçin evlatlarına bunu anlatıp öğretmiyorlar, anlamak zor. Yabancılar milliyetçiliği, komünizmi,  solu, topluma hizmetin bir aracı, yolu, yöntemi olarak görüyor ve kullanıyor.

3-  Mîllî ve yüksek bir edebiyat ile bilgili, bilinçli ve idealist bir gençlik, yükseköğretimle sağlanır. 1999-2000 öğretim yılı için Üniversite giriş sınavlarına 1.5 milyon öğrenci başvurdu. Fakülte ve Yüksekokullara ancak bunların %30’u alınacak. Japon kalkınmasının altında; ne tarım, ne maden, ne de petrol var. Japon gelişme ve refahı; halkın tümünün 12 yıllık temel eğitimden geçmesi ve çoğunluğunun yine teknik dalda yükseköğrenim görmesine dayanır. Japonya'da devlet ve özel 400 Üniversite, ABD'de ise 1-3 yıllık Meslek Yüksekokulu ile birlikte 2 bin Fakülte ve Yüksekokul var. Bizdeki üniversite sayısı ise 65. Sanki bir zihniyet Türk Milletinin okuyup, bilgilenmesini, bilinçlenip ülkeye sahip çıkmasını istemiyor.

4-  Türkiye'de Türkler ve sağcı iktidarlar; yıllardır malum çevrelerce, Turancılık, faşistlik, ırkçılık, Türk Milliyetçiliği yapmakla suçlanmaktadır. Peki o zaman niçin Türkiye'de Büyük Türk Milliyetçileri; Oğuz Han, Alper Tunga, Bilge Kağan, Gültekin, Alişir Nevai, Mahmut Kaşgarlı veya Turan adını taşıyan bir Türkiye Cumhuriyeti Üniversitesi yok! Yine göçebeliği bıraktırıp Türkleri yerleşik hayata geçiren, ilk Türk şehrini kuran Uygur Hakanı Kutluk Bilge Gül Kağan'ın ve Anadolu'yu Türklere vatan, yurt yapan Alparslan ve Kutalmış oğlu Süleyman Şah'ın adları; hangi ilimize, şehrimize ad olarak verildi? İstediği kadar planlanıp konuşulsun, tarlaya buğday ekilmedikçe, buğday hasadı yapılamazsa, Milliyetçilikte günlük yaşama geçirilmedikçe, sözle oluşturulup yaşatılamaz ve bir anlamda taşımaz. Ulusunu sevmek, Ülkesine hizmet etmek; ne solculuğa ters, ne de dine aykırıdır.

5- Anadolu'daki ilk Türkçecilerden Aşık Paşa'nın Garipname adlı eseri, günümüz Türkçe'siyle hiçbir hükümet tarafından bastırılmadı. Ne bir kitabevinde satılıyor, ne de bir kütüphanede okunmak için bulunuyor.

6-  Yine ilk Türkçe eserlerden Divanı Lügatit Türk, Lehçetül Hakayık, Şecerei Terakime gibi eserler; yakın zamana kadar, günümüz Türkçe'siyle basılıp, öğrencilerin ve halkın bilgisine gereğince ve yeterince sunulmamış. Okullarda bu kitaplardan örnekler okutulmamıştır. Halkın çoğunluğu, Türk Milletinin bu kilometre taşlarından habersiz.

7-   19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik Bayramı kutlama törenlerinde öğrenciler, spor hareketlerini, Kırşehir'de Ajda Pekkan'ın bir müziği ile yapıyor. Böyle müzik seçilirse, böyle duyarsız gençlik olur. Bu milli bir bayram; müzik olarak "Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa" parçası kullanılabilirdi.

8-   l991'den sonra Türkistan'dan; öğrenim yapmak için Türkiye'ye gelen Türk asıllı öğrencilere, ne Solcular, ne Akıncılar-Milli görüşcüler, Nurcular, Süleymancılar ne de Ülkücü ve MHP'liler sahip çıkmadı. Türkiye'yi tanıtıp, kopan bağı, iletişimi yeniden kurmak mümkün iken bu fırsat kaçırıldı. On bin öğrencinin çoğunluğu ilgisizlik hatta kötü muamele nedeniyle geri döndü. Bu öğrencilerin çoğunluğunuda, istekleri dışında önemsiz ve ülkeleri için yararsız programlara yerleştirdiler. Hem okuyup, hem de Rusça tercümanlık yaparak çalışmasına ve daha iyi şartlarda eğitim görmelerine izin verilmedi. İşte calışabilselerdi; sade Türk halkını ve Cumhuriyet rejimini; yakından tanımış, bilgilenmiş olacaklardı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde misafir öğrencilerle ilgili değerlendirme ve onlara yönelik davranışlardan örnekler: "Siz olmasanız okula bir Türkiyeli daha alınacaktı. Sizin yüzünüzden yurda giremedik... İnançsız, pis, yalancı, hırsız, serseri mayın, ayaklı bela..." gibi tanımlamalarla karalanıp, hatta bazı okullarda dövüldüler. Afrikalı, Yugoslavyalı futbolculara gösterilen ilgi ve Türk misafirperverliği bu öğrencilere gösterilmedi! Bu öğrenciler, ülkelerinde Türkiyenin onursal konsolosu olurdu. Ülkesiyle Türkiye arasında kesilen bağı , iletişimi yeniden kurardı.

9- 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan yeni Türk Cumhuriyetlerine yeterli kredi verilmedi. Yapılan anlaşmalara zamanında ve gereğince uyulmadı. Rusya'dan, ABD'den çekinip onlarla ciddi ticari, kültürel ve siyasi ilişkilere girilmedi. Rusya'nın, batılı şirketlerin, sattığı fiyatın yarısına olduğu halde, Türkmen doğalgazı veya Azeri petrolü alınmadı. Rusya veya ABD petrol şirketlerinden alım sürdürüldü.

10-Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya'daki Bulgaristan, Yunanistan, Suriye, Irak, İran, Rusya ve Çin gibi devletler içinde, azınlık olarak yasayan Türk topluluklarının, insani, ekonomik ve kültürel sorunları, olumlu bir yaklaşımla, Birleşmiş Milletlere iletilip sorunlarına çözüm aranmadı. Dünyada başka Türk yokmuş gibi davranıldı. Uluslararası hukuk çerçevesinde bu Türklerle iletişim kurulup, onlara insani ve kültürel açıdan yardımcı olunmadı.

11-Emir Timur ve Akkoyunlu Uzun Hasan döneminde yazdırılan Türkçe Tefsirler, günümüz Türkçe'siyle yayınlanıp, Türk halkının bilgisine sunulmadı.

12-Oğuz Kağan, Alper Tunga, Su, Ergenekon, Manas, Dede Korkut gibi yüz civarında Türk Destanı, okullarda ders konusu olarak okutulup, sınıfta tartışılmadı. Yine öğrencilere yalnızca kronolojik olarak siyasi ve askeri tarih okutuldu. Türk Devletlerinin büyüme ve çöküş sebepleri sınıfta tartışılmadı. Tarihin, mukayeseli olarak, bilim ve sanat tarihini de kapsayacak biçimde okutulması gerekir.

13-Lafla, hamasi nutuklarla, törenle, bayramla, kutlamalarla veya zorla Türk milliyetçisi olunamaz, durumda ortada, olunamamıştır da. Milliyetçilik; millete hizmettir, milletin kültürel değerlerine saygıdır, milletin hayatını kolaylaştırıp, güzelleştirmektedir. Türk vatandaşlarının, Amerikan vatandaşı gibi; Avrupa gümrüklerinde, hudut kapılarında; bekletilmeden, itilip kakılmadan, hoş geldiniz, güle güle denilerek insanca davranılmasının, sağlanmasıdır. Milliyetçilik, "1 TL =1 ABD Doları" formülünün hayata geçirilmesidir. Milliyetçilik, orduya; Alman G-3 silahı ve Alman patentli mermi kullandırmak olmasa gerek. Devletimizin üst görevlilerinin, Alman malı Mercedes ve BMV araçlara binmesi, milliyetçilikle ne kadar bağdaşır, varın siz düşünün...! Kötü insanlar, tarihin her döneminde, her ülkede olmuşlar ve ola geleceklerdir. Tümüyle önlemek mümkün değildir. Ancak devletler, eğitim ve caydırıcı, etkili yargı sistemi ve ceza ile bunu en aza indirebilir. "Türklerden veya Müslümanlardan katil çıkmaz" deyişi de yanlıştır. Hırsızın dini, milliyeti olmaz, hırsız hırsızdır... Türkiye'de halk, bilgisiz ve bilinçsiz. Cahillik, yoksulluk, hastalık sırtına binmiş. Halkın çoğunluğu kitap, dergi, gazete okumuyor. 26 büyük gazetenin günlük tirajı; 3 milyon civarında. Ülkede 62 milyon nüfus ve 37 milyon seçmen var. İnsanların çoğu Başbakanın adını bilmiyor. Cumhuriyet, hele demokrasiden hiç haberi yok. 29 Ekim 1998 günü, Kırşehir'de, Cumhuriyetin 75. Yılı Kutlamaları nedeniyle halkın %70' i ev ve işyerlerine T.C. Devletini temsil eden Türk Bayrağını asmadı ve törenlere katılmadı Kırşehir merkez nüfusu 75 bin. Valilik, halka,evlerine asması için 10 bin bayrak satın alıp,dağıttı!

14-Brüt Asgari ücret; 78 milyon TL. Memurların %70'i; 90-150 milyon TL. aylık ücret alıyor. Milletvekilleri ödeneği; aylık 1.5   Milyar TL. Ayrıca 740 milyonda görevde iken bile emekli maaşı alıyorlar. Devlet, geliri yetersiz üniversite öğrencilerine, ayda 16 milyon TL. burs veriyor. Hemen aklınıza; "Üniversitelerde öğrenciler niçin sık sık olay çıkarıyor? Sağcı ve Solcu olarak ikiye bölünüp, nasıl kolaylıkta tuzağa düşerek, kötü niyetlilere alet oluyor, kendini kullandırıp arkadaşlarına ve okullarına zarar veriyor?" düşüncesi gelmiştir. Emekli aylıkları da 70 ile 150 milyon TL. arası. Bu durumda asgari ücretli ve memurlar ya üniversitede çocuk okutmayacak veya kendi yemeyip çocuğunu okutacak. Birinden biri sağlıksız ve huzursuz olacağından, dengeli ve demokrat davranamayacaktır.

SOSYAL YANLIŞLAR

 Tarihi konularda yanılgıya düşmemek için, 'tümevarım değil, tümdengelim metodu uygulamak, yani varolandan, sonuçtan, kabul gören olgulardan yola çıkarak başa, geriye, bilinmeyene doğru gitmek bizi daha sağlıklı bir senteze götürür.

Bazı yazarlar yerinde ve karşılaştırmalı gözlem yapmadan yalnızca isim benzerliğine dayanarak yanlış yorumlar yapıp insanların akılarını karıştırmışlardır. Örneğin:

1-  Halen Kuzey Kafkasya'nın Kabartay-BALKAR özerk bölgesinde yaşayan, tarihte de İdil Kıpçak-Tatar-Balkar Devleti'ni kuran ve yine Karaçay ve Karaylarla Hazar Devletinin kuruluşuna katılan Balkar Türklerini, Slavların bir boyu veya diğer bir teoriye göre, Ural-Fin-Ogurlarının bir boyu olan Bulgarlarla karıştırmışlar ve bu iki gurubun aynı boy ve Türk olduğunu ileri sürmüşlerdir. İdil Balkarlarından bir kol; Uz, Kıpçak, Kuman ve Peçeneklerle Tuna boylarına gitmiş olabilir. Ancak en sağlıklı görüş, Hazar ve Avarlara tabi olarak Hazar Denizi Kuzeyinde yaşamakta olan Slav Bulgarlarının Tuna Boylarına göçmeleridir. Osmanlılar Bulgarlar için Voynuk-Viynuk tabirini kullanmışlardır. Dilleri, fizyolojik yapı ve kültürleri farklıdır. Balkanlarda kurulu olan Bulgaristan Devleti'nin Türklerle ilgisi  yoktur. Hatta tarihte 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmalarına rağmen, Türklere düşmanlık yapan milletlerin başında gelmektedirler. Günümüzde 500 bin-1.5 milyon arası, Bulgaristan'da Türk asıllı insan yaşamakta olup, Bulgarlarla bir türlü uyuşamamaktadırlar!

2-        Kıpçak Türklerinden olan Kazaklarla, bir Slav boyu olup, Ukrayna'da yaşayan Kozakları (Kozaçi-Ukrain-Kossak-Don Koczak'ları); birbirleriyle karıştırmak, Kossakların Türk olduğunu ileri sürmek. Ukrayna Kozakları Türk değildir ve yüzlerce yıl Kırım Tatar ve Nogay Türkleriyle savaşmışlardır. Aralarında dil, din ve kültür birlikteliği yoktur.

3-       Müzikle uğraşmaları ve tenlerinin esmerliği nedeniyle Abdal Türkleriyle Çingeneleri birbiriyle karıştırmak. Abdallar bir Türk boyudur. İran'ın doğusu, Afganistan ve Kuzey Hindistan'da (350-557 yılları arasında) Akhunlar Devleti'ni kurmuşlardır. Selçuklular döneminde Horasan bölgesinden Anadolu'ya gelmişlerdir. Çingeneler- Romanlar ise, dünyadaki 72 milletten biridir. Türklerle ilgisi yoktur. Araştırmacılara göre, Anadolu'daki Çingeneler, Hindistan, Mısır veya Yugoslavya ve Romanya'dan gelmişlerdir.  Çingeneler; Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya,  Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Almanya, Macaristan ve Rusya'da yaşamaktadırlar.

4-     Tarihte ve günümüzde ülke ve halk adı birbirine benzeyen milletler vardır. Ancak bu benzerlik   onların   aynı   ırktan   olduklarını   göstermez. Örneğin; Avusturya ve Avustralya, Hindular ile Kızılderililerin (İndian) aynı adla tanımlanmaları, İsveç ile İsviçre, Bir devlet adı olan Hazar Kelimesi ile Arapça Hazar kelimesi, Erivan- Van, Hayvan ile Yayvan kelimeleri hece benzerliği, bunların aynı dilden alındığını göstermez. Yine Hitit-Eti ile Etiyopya-Habeşistan gibi.

5-     Devlet yöneticileri yanlış düşünüp, hatalı uygulamalar yaparak devlet düşmanlarına bilmeden hizmet etmektedir. Örneğin, nüfus sayımlarında halkın anadili-etnik kökeni sorularak, Türkiye'nin gerçekçi şekilde bir etnik haritası çıkarılıp, azınlıkların tam sayısı belirlenebilirdi. Azınlıklarda kendilerini fazla gösterme veya ses çıkaracak terör olaylarıyla varlıklarını kabul ettirme çabalarına girişmezdi. Azınlıklar   yok farzedilerek,   onların   kültürel   istekleri   duymazdan   gelinerek, azınlık sorunu halledilemez. Suriye, Yugoslavya, Bulgaristan, Gürcistan, Çin gibi devletler; "Siz azınlık değilsiniz, bizim bir parçamızsınız, aynı milletiz" gibi dayatma ve zorlama yöntemlerle azınlık sorununu çözemedi. Bir insan kendini hangi millete mensup görüyor,  hissediyorsa, o  millettendir. Ulusçulukta;  kanbağından,  fiziki  görünüm, konuşulan dil ve bulunulan coğrafyadan daha çok ait olma duygusu önemlidir. Güvenlik Bakanlığı içinde etnik gruplara ait masalar oluşturulmalı. O etnik grupların, tarih içinde yaptığı ayaklanma ve terör olayları belirlenerek, ülkenin huzur ve güvenliği için yeni planlar hazırlanıp, önlemler geliştirilmelidir. Türkiye; Bulgaristan, Arnavut, Yunanistan, Ermenistan ve Arap ayaklanmaları ile 1925 Şeyh Said,1938 Dersim ve 1984'de PKK örgütünün başlattığı silahlı hareketlere, habersiz ve hazırlıksız yakalanmıştır. Terörle mücadelede, 1999 yılına gelindiği halde, 15  yıldır soruna, gerçek bir teşhis konulamadığından kalıcı bir çözümde üretilmemiştir. Başbakanın açıklamasına göre, "30 bin kişi bu PKK terör olayında ölmüş ve Türkiye 100 Milyar Dolar zarara uğramıştır... irtica, PKK teröründen daha tehlikelidir."

6-   Resmi söyleve göre; Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudiler dışında Türkiye'de azınlık yoktur. T.C. Devleti sınırları içinde yasayan herkes Türk vatandaşıdır denildiğinden ve etnik grupların hepsinin iyiniyet taşıyacağı öngörülüp, dürüstçe çalışıp vergi vererek, bu ülkeye hizmet etmesi beklenildiğinden, uluslar arası hukuka uygun olarakta olsa, geleceğe yönelik hiçbir önlem geliştirilmemiştir. Bu gruplara mensup insanların kimisi korkusuzca ve açık şekilde: Hınçal, Öcal, Öcalan, Savaş, Vural gibi ad ve soyadları alırken, bazıları da zarar görmemek için, Türklükle biyolojik veya kültürel ilgileri olmadığı halde, Orta Asya Türklüğüne ait adlar almaktadır. Türk, Öztürk, Avşar, Tekeli, Bayındır, Tatar, Asıltürk, Oğuzhan, Orhan, Özbek, Türkmen, Bozkurt, Baykal, Talas, İstemihan, Bilge gibi. Halkın ise; bu kişilerin yaptığı devlet düşmanlığına, bir de ad ve soyadlarına bakarak akılları  karışmaktadır. Azınlıkların ileri sürdüğü tahmini rakamlara göre, Türkiye'deki 27 etnik grubun toplam nüfusu 120 milyonu geçiyor. Türk kökenli vatandaşlarda bu sayıya dahil değil. Türkiye nüfusu ise, 1997 yılı sayımına göre sadece 62 milyon. Türkler, Türkiye'de azınlıkta kalsa, herhalde 79 yıldır devletin Türk adı da, Türk dili de silinir giderdi. Resmi söyleve göre, Lozan Antlaşmasıyla kabul edilen azınlıkların oranı yüzde birdir.

7-     "Kimin ailesinde Ali, Haydar, Hasan, Hüseyin gibi isimler varsa, onların aslı Alevidir" Bu yorumda "Alevi olunmaz, Alevi doğulur" sözü gibi demogojik, anlamsız, bir görüştür. İslam dini, Müslümanlara, Hz, Muhammed ve onun ailesini (Ehli Beyti) sevmeyi ve sahabeleri hayırla anmayı emretmiştir. Ayrıca bağnaz din adamları da, "Çocuklarınıza, islami isim koyun; onlara Kuran'ı Kerim'de geçen isimlerden veya Ehli Beyt'in adını verin" diye sürekli telkinde bulunmuşlardır. Alevilik bir inançtır. İsteyen istediği zaman, Alevilik inancına girer veya çıkar. Alevilik belirli bir ırka özgü inanç da değildir. Halen Arap, Arnavut, Fars, Hindli, Kürt ve Türklerden insanlar, Alevi inançlarını sürdürmektedirler.

8-   Tarihte ve günümüzde; toplumun geri kalması, ileri gitmesi, girilen din, hükümetlerin uyguladığı siyasi politikalar, insanların benimsediği felsefi görüşler; doğuştan varolan, bir gruba ait olma, yani milli kimlik duygusunu silememiştir. Hz.Muhammet ve 4 Halife döneminde mezhepler yoktu.Mezhepler, bidat ve hurafedir. K.Kerim’in hangi ayeti, mezhebe girin diyor!

a)  İslamiyet nazari olarak; ümmetçiliği ve Müslümanların kardeş olduğunu, Arab'ın Aceme, beyazın siyaha üstün olmadığını, Müslümanların bir binanın tuğlaları gibi birbirine eşit olduğunu bildirmiş, ancak Araplar,  Arap Milliyetçiliği yapmıştır. Veli, Evliya,, Halife-Emirülmüminin, Tarikat Şeyhi, Alevi Dedesi-Babası, İslam Alimi, Mürşit , Kuran-ı Kerim yorumcusu olmak için Arap kökenli, hatta Ehli Beytten olmak gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Kendilerini Kavmi Necip olarak tanımlarken, Türkleri; İslam alimlerinin kötü gördüğü Yecüc-Mecüc ve Kantura Kavmi olarak göstermişlerdir. Türk'ten evliya olamayacağını, Türklerin "Etrakı bi İtrak" olduğunu ileri sürmüşlerdir. Halende aynı zihniyet sürdürülmekte olup, Türkiye'deki Diyanet İşleri Başkanlığının, dini günlerle ilgili hesaplamaları kabul edilmemekte, Suudi Arabistan; Türkiye'den  birgün  önce  oruca başlamakta, bir gün önce bayram yapmakta ve bir gün önce Hac ibadetini başlatmaktadır.

b)   Yine komünist sistemin ideolog ve uygulayıcıları, Sosyalist düzende insanların eşit olduğunu, halkların farklı uygulamaya tabi tutulup sömürülemeyeceğini söylemişlerse de; Rusya, Yugoslavya ve Çin örneğinde görüleceği gibi; Rus, Sırp ve Çin milliyetçiliği yapılmış. O topraklarda yaşayan Moğol, Tibet, Türk, Arnavut, Boşnak gibi halklar dışlanmış, ikinci sınıf vatandaş  muamelesi  görmüş,   üst  yönetim görevlerine getirilmemişlerdir.

c)  Çağımızın en büyük devleti ve demokrasinin hüküm sürdüğü ülke kabul edilen USA'da bile; Anayasa ve kanunlara göre insanlar eşit denilse de, Güneydoğu Asya Kökenliler, Kızılderililer, Zenciler ve Hristiyan olmayanlar; ticari hayatta ve bürokraside geri plana itilmekte, yükselişleri engellenmektedir.

9-  Sorunlar, olduğu gibi kabul edilir ve sorun olmaktan da çıkarılmak istenirse, ülke şartlarına ve uluslar arası hukuka uygun, gerçekçi çözümler üretilerek, samimi uygulamalarla halledilir. Her şeyin bir kuralı vardır. Örneğin; Yangına körükle gidilmez, alev alan benzine su dökülmez. Ateş közü elle değil, maşayla tutulur, maşanın da demirden olması gerekir gibi. Bu kurala uyulmazsa, kişi ya kendine, ya da çevresine zarar verir. Toplumsal ve bilimsel kurallara uyulmaması, toplumda huzursuzluk ve anarşi yaratır, ülkeyi de geri bıraktırır. Yanlış tespit, yorum, teşhis ve uyarıyı dikkate almama; yanlış uygulama ve tedaviye yol açar. Para, emek, zaman boşa gider ve sorunda çözülmez. Sorunlu ülke insanı, güvenli, huzurlu ve mutlu olamaz, sağlıklı düşünüp, dengeli ve doğru karar verip iyi iş yapamaz. Türkiye'nin terör, enflasyon, trafik sorununa doğru teşhis koyup, acilen gerçekçi çözümler üretip uygulaması gerekir.

10-  Bazı sözler düşünmeden konuşuluyor. Örneğin "Türkiye'nin %99'u Müslüman veya bu çirkin işi, bir Türk, Müslüman yapamaz, bunlar insan değil" gibi. İnanç konusu, kişi ile Tanrısı arasında, buna devletinde, diğer insanlarında karışmaya hakkı yok. Kişiler istediği dine inanır, isterse ibadet eder, istemezse etmez. Laiklik, din ve inanç özgürlüğü bunu gerektirir. Garip olan %99'unun Müslüman olduğu söylenen ülkede, son zamanlarda başörtü sorunu var. Okullarda, Kamu Kurumlarında giyilmesini engelleyen de herhalde diğer %1'lik kesim. Ayrıca inanç özgürlüğüne saygılıyız deniyor hem de Hristiyan, Yahudi ve diğer inançtakiler, yüzde birlik gibi küçük bir grupta toplanıp adeta yok sayılıyor.

“İslamiyet ve Türkler. TürkBayları;Gök Tanrı Hanif , Şamanizm, mani veya  Budizm inancındayken

a- Kitle halinde islamı kabul eden ilk Türk boyu Karluklardır 751-840 yılları arası

b- İdil – Kıpçak Tatar Devleti Hanı, Almış Han; 922’de Müslüman oldu ve hacça gitti. (Halife olduğu halde bile Hacça giden Osmanlı padişahı yoktur)

c- Karahanlı Uygur Devleti Hanı Saltuk Buğra Han 924 de Müsüman oldu.Sunni Hanefi İslam inancını , Resmi Devlet Dini Yaptı. Halbuki inancın; gönülden, niyete dayalı olması gerekir.

d- K.Kerim’de ve Hz.Muhammet döneminde; Sunilik, Şiilik , Alevilik, şafilik yani mezhepçilik , tarikatçılık ve tasavvuf yoktur. Hatta Allah’ın Rahmetinin birlikte olduğu belirtilip fırkacılık, fitne, gıybet yasaklanmıştır. Peygamberimiz sağlığında hadis, sünnet toplatmamış , yazılmasını istememiştir. Hadisler, peygamberimizin ölümünden 200 yıl sonra derlenmiştir!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 14
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.103 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.