Türk tarihinin kahramanları: An Lu-Shan
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ocak 2020, 02:13:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk tarihinin kahramanları: An Lu-Shan  (Okunma Sayısı 4011 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KÜR-AÇİNA
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 366


Kurt Katun


« : 27 Kasım 2009, 00:41:35 »

İSMİ hususunda şimdiye kadar herhangi bir deneme yapılmayan Türk beylerinden birisi de, An Lu-shan’dır. Maalesef Çin dili uzmanları veyahut da bizdeki sinologlar, böyle meselelere kafa yormadıklarından dolayı Türk tarihinin ve kültürünün pekçok tartışmalı problemini hâlledemiyoruz. Zamanında, yani büyük Atatürk tarafından kurulmuş olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde eski Türk tarihinin kaynaklarının araştırılması ve Türklere ait yabancı belgelerin çevrilmesi için bir Sinoloji (Çin Dili) Kürsüsü kurulmuş ise de, tıpkı diğer bölümlerde olduğu üzere burası da esas görevini unutarak, sadece günümüzde basit tercümanlar yetiştirmeye yönelik çağdaş Çin dilini öğretmekle iktifa etmektedir. Eğer Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kuruluşundaki gerçek vazifesine yönelik hizmet edebilseydi, bugün özellikle Osmanlı öncesi Türk tarihine ait mühim meselelerin çözülmüş olduğunu görür; Türk tarihi ve kültürüyle alâkalı konuların hallinde yabancıların ne dediğine bakmaz ya da onlar ne söyleyecekler diye beklemezdik.

Herkesin bildiği gibi Türk tarihini araştırmak, dünyadaki diğer milletlerin tarihiyle karşılaştırıldığında çok güç bir iştir. Türklerin tarihî gelişimi ve kültürel hayatı icabı, son derece hareketli bir toplum olmaları, değişik kültür çevrelerine girmeleri ve tarih yazıcılığına eski devirlerde fazla önem vermemeleri, onlar hakkında tutulan kayıtları hep yabancı milletlerin diliyle yazılanlardan öğrenmeyi gerektirmiştir. Mesela, bugün bir İngiliz’in veya Fransız’ın tarihini incelerken sadece onların konuştuğu dili bilmek veyahut da en çok münasebette bulundukları bir komşu larının dilini öğrenmek kâfi geliyorken; ne yazık ki Türkler için bunu söyleyemiyoruz. Bir Türk tarihçisinin zaten bu milletin başından geçen bütün tarihî hâdiseleri bilmesine ya da araştırmasına imkân olmadığı gibi, Türk tarihinin Osmanlı sülâlesi öncesi için yalnızca Türkçeyi öğrenmek yeterli olmamaktadır. Bu da yukarıda saydığımız birtakım sebeplerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla Türk tarihi incelemelerinde hususiyetle bu dil problemi ön plana çıkmaktadır.

An Lu-shan, 8. asırda Uygur Kaganlığı zamanında karşılaştığımız bir Türk beyidir. Onun kimliği konusunda bugüne kadar değişik görüşler ortaya atıldı ki, bunun da başlıca nedeni başlangıçta izah etmeye çalıştığımız Çin dilinin öğrenilmesi, onun sorunları ve Çinlilerin yeterince bilgi vermemeleri yüzündendir.

Kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla An Lu-shan’ın bir din adamı olması ihtimali vardır. Son derece zeki olan bu Türk liderinin, 742 senesinde Çin imparatoruyla tanışması onun önünü açtı ve imparatorun güvenini kazanarak; Çin’de iyi bir mevki edindi. Para ve sefahata düşkün Çinli memurları çok iyi kullanıyor, onlara verdiği rüşvetler sayesinde sürekli yükseliyordu. Kendine ait bir idarî bölgeye de sahip olan An Lu-shan, imparatorun sarayına istediği zaman girip çıkıyor; kraliçe ve prenseslerle çok yakın ilişkilerde bulunabiliyordu. Hatta ona imparatoriçenin âşık olduğu yolunda dedikodular da çıkmıştı. An Lu-shan’ı çekemeyen Çinli vezirler ve komutanlar ileride başlarına belâ olacağını şikâyet ettilerse de, bunun pek işe yaramadığını görmekteyiz. Herhalde, Çin hükûmetiyle münasebetleri vakti geldiğinde koparmayı plânlayan An Lu-shan birtakım hazırlıklarda bulunuyordu. Arasında yabancıların da yer aldığı, ama temelini Türklerin teşkil ettiği, Çin başkentine çok yakın bir mevkide, sayısı 150 bine varan kuvvetli bir ordu topladı.

Nihayet 755’te, o dönemdeki Çin baş-vezirini sevmediğini ileri sürerek isyan bayrağını açtı. Çinliler belki onu hafife aldılar ve taktiksel bir hata olarak, bu ayaklanmaya karşılık, An Lu-shan’ın çocuklarından birini öldürdüler. Fakat iki büyük Çin ordusu An Lu-shan’ın adamları tarafından mağlup edildi. Çin imparatoru yerini oğluna bırakarak, kaçmak zorunda kaldı. Yine tarihî vesikaların haberlerine göre; imparatorla beraber kaçan askerler başlarına gelen bütün bu felâketlerin sorumlusu olarak gördükleri imparatoriçeyi yolda boğarak öldürdüler.

Türkler karşısındaki bu büyük hezimet üzerine Çinliler, başka bir Türk idaresinden, Ötüken Uygur Kaganlığından yardım talebinde bulundular. Ne yazık ki Uygur hakanı bu isteğe olumlu cevap verdi. Kuzeyden gelen dinamik ordu ve mukaddes kagana karşı, An Lu-shan’ın yanındakilerin bir bölümü savaşmak istemeyince, Çin’deki Türkler de ona cephe almaya başladı. Bu sırada Çin’e giden ordunun önünde Uygur kaganı bulunuyordu ve o ilk önce An Lu-shan’ın en güvendiği müttefiki olan Tongra Türklerini yendi. Daha sonra bu mükemmel askerî kıtanın komutanlığını Moyun-Çor Kagan’ın oğlu Ulug Bilge Yabgu üstlendi. Türk-Uygur ordusu Çin ülkesine büyük bir ihtişamla girmişti. Onları karşılayan Çinli yetkililer kurt başlı sancağın önünde eğilip, onu selâmlıyorlar ve öpüyorlardı.

An Lu-shan maalesef kuzeyden gelen bu akrabalarına karşı başarısız olunca ve bozgunlar peşi-sıra gelince, nihayet kendi adamları tarafından öldürüldü. Vefatından sonra isyanı oğulları ve komutanları devam ettirmeye çalıştılar.

An Lu-shan’ın ölümü hususunda çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan bir tanesi, hastalanarak kör olduğundan dolayı, danışmanları tarafından öldürüldüğü şeklindedir. İşte buna binaen bazı ilim adamları An Lu-shan ile tarihteki Kör-oglu’nu birleştirmektedirler. Bu ne dereceye kadar doğrudur, bilemeyiz; ama bir hakikat söz konusu ki, Kör-oglu Destanı sadece Türkiye topraklarında yaşayan bir halk hikâyesi değildir. Ona ait izlere Azerbaycan ve Türkistan gibi diğer Türk coğrafyalarında da rastlıyoruz. Bu yüzden Kör-oglu Destanı’nı da umumen Türk dünyasına mal etmek yerinde olur.

Başka bir mevzu da, An Lu-shan ayaklanmasından bütün Orta Asya Türklüğünün etkilenmiş olmasıdır. Yani, Asya’daki pekçok kavim şöyle veya böyle, bu toplumsal harekete iştirak ettiler. Hattâ An Lu-shan olaylarının doğrudan ya da dolaylı olarak Türklere tesiri olduğunu da söyleyebiliriz. Meselâ, bu isyanı bastırmak için Çin’e gittiği esnada, Bögü Kagan’ın orada tanıştığı Mani rahiplerini ülkesine getirip, Maniheizmi resmen devlet dini olarak kabul etmesi önemlidir. Bunun yanı-sıra bazı Uygurların Çin’e yerleşerek ticaret hayatına meyletmeleri, insanların yerleşik hayatın nimetlerine ve zaaflarına kapılmaları, tembelliğin hastalık şeklini alması, toplumun bel kemiğini oluşturan kadınların, Çinli hanımlara özenmeleri, hırsızlık, dolandırıcılık ve rüşvet gibi kötü alışkanlıklar, Türk sosyal hayatında bir çöküşe sebep oldu.

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karlı dağların ardında biri yaşarmış...
İlteriş Kutluk Kağan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 399


ACUNDA KUTLU YASA, TÜRKLERİN TÖRESİDİR.


« Yanıtla #1 : 27 Kasım 2009, 01:56:49 »

Doğu Türk Devletinin Uygur Hanedanlığı Türk tarihinin yüz karasıdır.Çinlilere özenmişlerdir.Uygur Hanedanlığı kağanları karı kılıklı Çin kağanlarına özenip tırnaklarını uzatmışlar, sağını solunu boyamışlardır.Türk'ün şanlı tarihinde tembellik, yalan-dolan, hırsızlık, zina hep bu dönemde başlamıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

IRKLARIN ÜSTÜNDE TÜRK IRKI!..
GENÇ ATSIZCI
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.