Türk Kültürü ve Tarihinde At ( sayfa 1 )
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 07 Aralık 2019, 02:13:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Kültürü ve Tarihinde At ( sayfa 1 )  (Okunma Sayısı 4333 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Başak kız
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 56


ZAFERE GİDEN YOLDA ÇEKİLEN ÇİLE KUTSALDIR..


« : 18 Eylül 2009, 19:29:13 »



(Minusinsk'te Bulunmuş Altın Kemer Tokası)

AT'IN TÜRKLER TARAFINDAN EVCİLLEŞTİRİLMESİ ve KULLANILMASI


Batılılar'ın Ari ırkın üstünlüğünü kanıtlamağa çalışan İndo-Germen kuramına göre, Hint-Avrupalılar'ın çok eski dönemlerde Çin'in Kansu bölgesine değin bütün Orta Asya'ya yayıldıkları ve aslında göçebe (bozkırlı) oldukları, atın ilk kez onlarca evcilleştirildiği, dünyanın ata binme sanatını onlardan öğrendiği öne sürülür. Bu aslında Batılılar'ı yüceltmeye dayanan köksüz bir kuramdır. Bugünkü Batılılar'ın ataları ne tarım kökenli, ne de göçebe kökenli olmayıp asalak ekonomiye (avcılık ve toplayıcılık) bağlı olduklarından, Batılılar atalarını yüceltmek ve kendilerine daha yüksek bir kültür kökeni sağlamak için bu kuramı icad etmişlerdir. Batılılar'ın atın üzerinde önemle durması, bu hayvanı evcilleştirip binmenin insanlığın kültür geçmişinde çok ileri bir hamle olmasından ileri gelir.

Evcil atın kökeninin -kuramsal olarak- kalıntıları Orta Asya'daki Cungarya'da ortaya çıkarılan kısa kalın bacaklı, büyük ve öne doğru eğik başlı "Equus Przewalsky" olduğu öne sürülmüştür. Ancak, eski çağlarda bir değil birçok türden yaban atı yaşamış olup, bunlar arasında Bozkır Kültürü'ndeki (Türkler'in yarattığı kültür) savaşçı çobanlarca binek ve savaş atı olarak kullanılan at, "Przewalsky" cinsi değil, küçük gövdeli, uzun ve ince bacaklı, mağrur bakışlı, sert tırnaklı batı bozkırları cinsidir. Asya Hunları "Przewalsky Atı" nı bilir ama bu atı yalnızca araba ve yük hayvanı olarak kullanırlardı. Kalın bacaklı, hantal gövdeli "Przewalsky Atı" koşu sırasında çeşitli yönlere doğru hızlı dönüş yapmağa elverişli değildi. "Bozkır Atı" nın ise, özellikle savaşlardaki seri ve karmaşık manevra hareketlerine kolayca alışabilen bir gövde yapısı vardı.

Asya'daki ilk at kalıntıları, Türk anayurdu bölgesindeki Afanasyevo Kültürü (MÖ 2500-1700) ile onun bir gelişmesi olan, aynı bölgedeki Andronovo Kültürü'nde (MÖ 1700-1200) görülmüş ve Andronovo Kültür Çevresi'ne giren yerlerde hep at kalıntıları ile karşılaşılmıştır. Çeşitli bilginlerin araştırmalarının ortaya koyduğu kanıtlara göre bu iki kültür, Türkler'in eski ataları tarafından yaratılmış olup Andronovo ve Afanasyevo kültürlerine ait insan iskeletleri Türk = Turan tipini temsil etmektedir

Başka kültür çevrelerinin kalıntılarında bulunmuş at iskeletlerinin fonksiyonel bir değeri yoktur. Örnek olarak bugünkü Türk toplumunu ve kediyi ele alalım. Bundan binlerce yıl sonra bugünkü Türkler'in yaşamış olduğu topraklarda arkeolojik bir inceleme yapılsa, birçok kedi iskeleti ile karşılaşılır. Ama bu iskeletler, kedinin Türkler tarafından evcilleştiridiğini, Türkler'in yaşamında kedinin sosyal ve/veya ekonomik bir unsur olduğunu kanıtlamaz. Önemli olan, kedinin Türk yaşamında fonksiyonel bir değer kazanıp kazanmadığıdır. İşte, atın fonksiyonel bir değer kazanması, ancak Türkler'in öz ve kendi yarattıkları kültürleri olan "Bozkır Kültürü" nde görülmektedir. Bozkır Kültürü'nde rol onayan baş etken biniciliktir. Binicilik ihtiyacının yerleşik-köylü kültürlerde değil, geniş otlakları ve uzak su başlarını hızla dolaşmak zorunda olan Bozkır Kültürü'nde duyulacağı açıktır. Bozkır Kültürü'nde, ilk başta kalabalık sürüleri kollamak gibi bir araç olan binicilik, kısa sürede askerî bir değer kazanarak bozkır savaşçılığının temeli olmuş, at da savaş atı tipine doğru geliştirilmiştir. Andronovo Kültürü'nün yaratıcısı olan savaşçı Proto-Türkler'in çevreye egemen olmağa başlaması, dünya savaş tarihinde 3500 yıllık "Savaş Atı Çağı" nı açmıştır. Hun Türkleri, Çin topraklarında atlı savaşın bilinmediği bir zamanda kendi özgün kültürleri ile göründüklerinde, savaş atlarını da yanlarında getirmişlerdi. Böylece savaş atı, doğuya doğru yayılmış ve Orta Asya ile Doğu Asya'da savaş atı yetiştiriciliği ilk olarak Hunlar'ın yayıldıkları Şan-Si bölgesinde görülmüştür.





Atın binek hayvanı olarak kullanılması, dünya tarihinde çok önemli bir aşama olup tarıma bağlı hayvancılığın çok üstünde bir kültür atılımıdır. Avcılık yaşamından hayvanları evcilleştirmeğe geçek ilk ırk Türkler'dir. At, Türkler tarafından evcilleştirilmiş, Türkler ata binen ilk insanlar olmuştur. Kapanda-Yüs bölgesinde (Afanasyevo-Andronovo kültür çevresi) yapılan kazılarda, MÖ 3. bine tarihlenen mezarlarda ağızlarında demir gem izleri bulunan at iskeletlerine rastlanmıştır. Atın, Ön Asya ve İndo-Germen kavimlerinin tarihinde önemli bir yeri olmadığı gibi Moğollar'da da sonradan yer almıştır. Moğollar aslen bir bozkır kavmi değil, orman kavmi idi. Fakat daha sonraları Bozkır Kültürü'ne katılmışlar, Türkler'le birlikte bu kültürün uygulayıcısı olmuşlardır. Dolayısıyla, Moğol yaşamında atın yer edinmesi Türk Kültür Çevresi'ne yani Bozkır Kültürü'ne geçmeleriyle başlar. Bütün bunlara karşılık, en eski çağlardan beri Türkler'in siyasal, dinsel, ekonomik ve toplumsal yaşamında at merkezî bir rol oynamaktadır. Türkler, yetiştirdikleri atın etini yerler, sütünden millî içkileri olan kımız'ı yaparlar, onu kurban olarak sunarlar, yabancı ülkelere ihraç ederek gelir sağlarlardı. Özellikle Çin, atı Türk ülkelerinden sağlardı. Çinliler, sadece Gök Türk çağında, ayrı adlarla anılan 11 cins Türk atından söz etmişlerdir.

Çin belgelerine göre, Hun Türkleri'nden önce Çin'in kuzey kavimleri atlı savaş yöntemini bilmiyorlardı. Çinliler de atı önceleri yalnızca savaş arabalarında kullanmakta olup MÖ 4. yüzyılda Türkler'le ilk karşılaştıkları zamana kadar Atlı Bozkır Kültürü'nü bilmemekteydiler. Çin tarihlerine göre Türkler her yıl at güreşi düzenler, birinci gelen atın soyunu türetirlerdi. Çinliler, Türk atlarının güzelliğine ve gücüne hayrandılar. En güzel Türk atlarına "Kan Terleyen Atlar" adı verilirdi.





Bozkır Türk'ü, yaşamında çok önemli bir yeri olan, özel ad ve sanlar verdiği ve törenle gömdüğü atı zeka sahibi, gökten inmiş, kutsal bir hayvan olarak düşünmüştür. Asya'daki en eski atlı defin, Andronovo Kültürü'nde görülmektedir. Atlı defin törenleri, Andronovo Kültürü'nden dünyaya yayılmış, bu kültürün soyundan gelen Hun ve Avar Türkleri'nce de Germen ve Islav kabilelerine öğretilmiştir. Köl Tigin Yazıtı'nın doğu yüzünün 32-40. satırları ile küzey yüzünün 2-9. satırlarında Gök-Türk orduları başkomutanı Köl Tigin'in bindiği atlar, adları ile belirtilir. O çağdan beri Türkçe'de "at" olarak söylenen sözcük, Asya Hunları'nın evcilleştirdiği hayvanlardan söz eden MÖ'ki Çin kaynağı Shi-Ch'i'de -Çin ağzına uydurularak- k'utti, k'uai-t'i olarak belirtilmektedir. Çince kaynak bu Hun'ca sözün anlamını "daima büyük bir güç ile sıçramaya istekli" diye açıklamıştır. Türkçe'de "at" sözcüğünden türemiş atım, atlamak, atılmak, atmak vb sözcüklerde aynı anlam bugün de korunmaktadır.

Türkler, Ön Asya ve Anadolu'ya göç edince at kültürlerini de birlikte getirmişlerdir. İlk İslam döneminde Esb-i Türk (Türk Atı) ünlü idi. At, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da Türk kültüründeki müstesna yerini korumuştur. Kastamonu Beğliği'nin yetiştirdiği atlar dünyaca ünlü olup Arap atlarından üstün bulundukları için, her biri bin altından satılıyordu. Türk at kültürü ile birlikte iğdiş, ulak, yam, yamçı, yağız, yılkı vb Öz Türkçe sözcükler Arapça ve Farça'ya geçmiştir.


(Hun Çağı Altay Mezarlarındaki Kişilik ve Kutsallık Verilmiş At Figürleri
)


KURIKANLAR ve TÜRK AT KÜLTÜRÜ

Gök Türk Yazıtları'nda adları sık sık geçen Kurıkanlar, Baykal gölünün batısında yaşarlardı. Kurıkanlar'dan kalmış kaya resimleri arasında Gök Türk yazısı ile yazılmış Türkçe yazıtların bulunması, Kurıkanlar'ın bir Türk boyu olduğunu göstermektedir. Kimi araştırmacılarca Oguz Türkleri'nin bir boyu sayılan Kurıkanlar, Gök Türk döneminde Sahalar'ın (Yakutlar'ın) güneyinde, Gök Türkler'in de küzeyinde bulunuyorlardı. Çin kaynakları, Kurıkanlar'ın çok büyük ve güçlü olan, boyunları deve boynuna benzeyen atlarının bulunduğunu yazarlar. Kurıkanlar'dan kalmış kaya resimlerinde de uzun boyunlu güzel atların bulunması Çin kaynaklarını desteklemektedir. Kurıkan kaya resimlerinde atların yeleleri tarak ağzına benzer bir biçimde kesilerek süslenmiş, boyunlarına da bir püskül asılmıştır. Bu tarak biçimindeki at yeleleri Altaylar'daki Gök Türk, Kırgız çevrelerinde bulunduğu gibi, Hunlar'ı temsil eden Çin kabartmalarındaki at yelelerinde de bulunur. Türkler, atın yelelerine astıkları bu süslere bonçuk, monçuk (boncuk) derlerdi.

Kurıkan kaya resimlerindeki kimi atların eyerlerinin arka kaşları oldukça yüksektir. Türklerde eyerlerin bu ön ve arka yastıklarına köpçük adı verilirdi. Bazan da öngdünki yalıg, kidinki yalıg, yani "ön eyer kaşı, arka eyer kaşı" diye adlandırılırdı. Resimlerde, atların bazılarının kuyrukları düğümlenmiştir. At kuyruğunu bağlama geleneği Türkler'e özgüdür. Alp Arslan da, Malazgirt Meydan Savaşı'nda atının kuyruğunu bağlamıştı. Türkler, at kuyruğunu iple bükme ya da bağlamaya sırtlamak derlerdi. Harezmşahlar döneminde yazılmış Türkçe sözlüklerde "tügdi atnın kuyrugın" şeklinde deyimlere rastlanır. At kuyruğunu bağlama geleneği Kırgızlar'da, Hunlar'ı temsil eden Ho-Chü-P'ing dikilitaşında, Çin ressamı Han-Kan'ın yapmış olduğu bir Hun portresinde ve sair Türk boylarında da görülür. Bu gelenek daha sonra Moğollar'a da geçmiştir.

Kurıkan Türkleri'nin kaya resimlerimlerinde atlara bazan üç kişinin bindiği görülür. Birden çok kişinin ata binmesi adeti öteki Türk boylarında da vardı. Türkler, at üzerine ikinci bir kişinin binmesi için ayrılan yere sugarsuk, atın arkasına binene de köçük derlerdi.

MS 983-985 yıllarında Uygur başkentine giden Çinli elçi Wang Yente, Uygur Türkleri'nde mülkiyetin at renklerine göre düzenlendiğini belirtir. Peçenek Türkleri'nde de benzer biçimde, boylar atların renkleriyle vurgulanır. Sekiz boydan oluşan Peçenekler'in atlara bağlı olarak aldıkları adlar şöyledir:

1. Yavdı Erdim: Parlak Erdem. Parlak atları olan Erdem boyu.
2. Kürekçi Çor: Gök (Mavi) Çor. Gök (mavi) atları olan Çor'un boyu.
3. Kabukşın Yula: Ağaç kabuğu renginde atları olan Yula'nın boyu.
4. Suru Kül-Bey: Boz atları olan Kül-Bey'in boyu.
5. Kara Bay: Kara atları olan Bay'ın boyu.
6. Boru Tolmaç: Koyu renkli atları olan Dilmaç'ın boyu.
7. Yazı Kaban: Kaban boyu (net değildir).
8. Bula Çoban: Alaca atları olan Çoban'ın boyu.

Yukarıda Peçenek boylarının adlarında geçen Çor, Yula, Bay, Dilmaç, Çoban (Çaban) terimleri kişi adı değil, unvandır. Mesela Çoban, koyun güden anlamında değildir.


TÜRK ORDUSUNDA AT

Hun Türkleri, binicilik ve savaş eğitimlerine daha çocukken başlar; önce koyuna, sonra taya, en sonra da ata binilerek süvarilik öğrenilirdi. 4-6. yüzyıl Roma ve Batı kaynaklarına göre "Daha yeni yürümeğe başlayan Hun çocuğunun yanında eyerlenmiş bir at hazır bulunurdu", "Hunlar at üstünde yerler, içerler, konuşurlar, alış-veriş yaparlar, uyurlardı", "At başka kavimleri yalnızca sırtında taşır, ama Hunlar at üstünde ikamet ederlerdi". 7-10. yüzyıl Bizans kaynaklarına göre "Türkler sanki at üstünde doğmuşlardır, sanki yerde yürümesini bilmezler". Çin kaynaklarına göre, en iyi at eğiticisi olan Asya Hunları, kimsenin dokunamadığı yaban atlarını yakalayıp evcilleştirirlerdi. Benzeri bilgilere Çin, Roma, Bizans, Rus, Süryani, İslam vb kaynaklarda 14. yüzyıla değin rastlanır.

Hun, Gök-Türk, Selçuklu, Türk-Moğol ve Osmanlı kaganlıkları (=imparatorlukları) at üzerinde yaşayarak ve savaşarak kurulmuştur. Türkler yaşın (=şimşek) gibi hızlı atlarıyla kolaylıkla fetihler yapar, uzak-yakın ülkeleri ele geçirirlerdi. Ağır zırhlı orduları baskın ve ani saldırılarla şaşkına çevirir, girişimi daima elde bulundurarak düşman saflarını bozar, sonunda da yok etme saldırısını başlatırlardı. Bu durum, zaferin az bir kayıpla kazanılmasını sağlardı. Bundan ötürü Ortaçağ kaynakları, Türk savaşçılarının "kasırga gibi birdenbire görünüp, kuşlar gibi uzaklaştıklarını" şaşkınlıkla tasvir etmişlerdir. Eski Türkler'in atlı birlikleri, çağımızın zırhlı birlikleri gücündeydi.

Büyük çoğunluğu okçu atlılardan kurulu Türk orduları, atın sağladığı hız ile ağır ve kütle muharebesi yapan yabancı ordular karşısında üstünlük kazanırlardı. Bozkır savaş yönteminin iki önemli özelliği vardı: sahte geri çekilme ve pusu. Yani kaçarmış gibi geri çekilerek, düşmanı çember içine almak için pusu kurulmuş yere çekmek. Kurt Oyunu ya da Türk yurdunun eski adından ötürü Turan Taktiği adı verilen bu savaş oyununun temel faktörü at ve atın sağladığı süratti. Atın sağlamış olduğu sürat olmasa bu taktik uygulanamazdı. Türkler, Bozkır döneminde ve daha sonra da (1071 Malazgirt, 1369 Niğbolu, 1526 Mohaç, Kurtuluş Savaşı'ndaki bir çok çarpışma vb) bu taktiği büyük bir beceri ile uygulamışlardır.

Göçebe Türk kaganlıklarında at, askeri gücün kaynağı idi. Bundan ötürü Türkler, çok sayıda at yetiştirirlerdi. MÖ 49 yılında bir Hun ailesinin 7000 atı, MS 83 yılında da başka bir ailenin 20.000 atı olduğu saptanmıştır. Gök Türk han ve beğlerinin de at sürüleri sayısızdı, yüzbinlere varıyordu. Gök Türkler çağında, Kırgız ve Basmıl Türkleri'ne komşu olan bir Türk boyu adını atlarının renginden almıştı. Bunların Oguzlar'dan Alayondlu boyu olduğu anlaşılıyor. Nitekim 8. yüzyıldan kalma Tibetçe bir belgede Alayondlu (Ha la-yun long) boyunun kalabalık ve zengin olup, en iyi Türk (Drugu) atlarını yetiştirdiği bildirilir.

Türk atlıları, savaş alanında atların renklerine göre belli kanatlarda yer alırlardı. MÖ 201'de Çin imparatoru Kao-ti'yi kuşatan Motun'un (Mete) savaş düzeni de böyle idi ve doğuda boz atlılar, batıda kır atlılar, küzeyde yağız atlılar, güneyde doru atlılar yer almıştı. Savaşa girecek atların kuyruklarının kesilmesi de eski Türkler'de yaygın bir gelenekti. Çetin savaşlara girmek üzere hazırlanan savaşçılar atlarının kuyruklarını kesip tuğ yaparak kendilerinin fedai olduklarını ilan ederlerdi; savaşçı savaşta ölürse, kesilmiş olan atının kuyruğu mezarına dikilirdi. Zafer için Tanrı'ya yapılan eski at kurbanlarının bir tür devamı olan bu gelenek, daha sonraları atın kuyruğunu düğümleme biçiminde devam etmiş, Osmanlılar'ca da uygulanmıştır. Ayrıca aynı gelenek (savaşa giden savaşçının atının kuyruğunu düğümlemesi) Kuzey Amerika Kızılderilileri'nde de vardı.

Eski Türkler'de kutsal Türk sancağı tuğ idi. Türk devletinin ve bağımsızlığınının simgesi olan tuğ'un başına at kuyrukları bağlanırdı. Tuğ dört bölümden oluşurdu: süslenmiş tuğ direği; direğin başına bağlanmış at kuyrukları; tuğ başı (direğin başına konulur ve kuyrukların bağ yerini gizlerdi); tuğ başının üzerine konulan kurt başı.

Alıntıdır
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.