Sultan Abdülaziz'in Ölümü
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2019, 07:17:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sultan Abdülaziz'in Ölümü  (Okunma Sayısı 5973 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 03 Haziran 2011, 21:08:17 »

SULTAN ABDÜLAZİZ’İN ÖLÜMÜ

Tarihte yaşanmış olaylar, içinde bulunduğu dönemin koşullarına göre değerlendirilmeli ve kararlar bu şekilde verilmelidir. Elbette bazı yaşanmış olayların “tekerrür” ettiğini görmek insana acı verir ama yaşanmışları dönem şartlarında ele almak kadar bazen bugüne göre de yorumlamak gerekebilir.

4 Haziran 1876, Osmanlı Padişahı Abdülaziz’in ölüm tarihidir. Osmanlı’nın son dönem padişahlarından olan ve ilginç hayatı ve trajik ölümü ile hatırlanan Abdülaziz, ne yazık ki Osmanlı içindeki bazı güçlerin oyununa kurban gitmiştir.

Kardeşi Abdülmecid’in ölümü üzerine 1861 yılında tahta geçen Sultan Abdülaziz, iri görüntüsü ve sert bakışlı resimleri ile hatırlanmaktadır. Kendisinden sonra tahta geçen dört padişah Sultan Abdülmecid’in çocuklarıdır. V. Murad, II. Abdülhamid, Mehmed Reşad ve Vahideddin…

Tahta geçince kendisinden önceki padişahların yaptığı batılılaşma reformlarına devam eden Abdülaziz, tarihte Avrupa’ya seyahat amaçlı giden ilk padişahtır. Gittiği her ülkede büyük ilgi ile karşılanan Sultan Abdülaziz’e daha sonra iade-i ziyaret yapan Avrupalı devlet adamları da olmuştur.

İtfaiyeyi teşkilatlandıran, ordunun kıyafetlerini düzene sokan, Osmanlı Bankası’nı kuran Sultan Abdülaziz, başta II. Mahmud olmak üzere reformcu padişahların izinden gittiğini bu yolla göstermiştir. Ne yazık ki kültürel bir miras olarak kalması gereken Osmanlı Bankası, bugün bir birleşme yoluyla tarihe karışmıştır.
İlerlemeci yapısına rağmen bazı kişilerin tepkisini çeken Abdülaziz’i devirmek için bazı tertipler içine girilmiştir.  İçlerinde Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa gibi isimlerin de bulunduğu bir heyet medrese derslerini boykot ederek darbenin fitilini ateşlerler. Fetva Emini Kara Halil’e padişahın israfçı olduğu ve halinin caiz olup olmadığı konusunda bir fetva verilip verilmeyeceği sorulur. Fazlasıyla olumlu bir yanıt alınınca Dolmabahçe Sarayı’nın etrafı sarılır ve Sultan Abdülaziz tahttan indirilir.

Yerine V. Murad’ı getirmek için yapılan darbe başarıyla sonuçlanmıştır. Daha önce “Mason Halife Beşinci Murad” adlı makalemde de belirttiğim gibi tarihteki ilk ve tek “Mason” halife böylelikle tahta geçmiştir. Osmanlı içindeki münevver takımın da desteğini alan V. Murad, tahta ilk çıktığında akıl durumu gayet yerindedir. Asıl bozukluk, tahttan indirilen Sultan Abdülaziz’in öldürülmesinden sonra başlamıştır.

Tahttan indirildiği gün, Topkapı Sarayı’na çocukları ve eşleri ile birlikte gönderilen Abdülaziz, ne yazık ki bakımsız kalmış bir bölüme yerleştirilir. Askerlerin kötü muamelesi ile karşılaşır. Sınırlı sayıdaki Abdülaziz resimlerinden biri olan ve sıradan bir kıyafet içinde oturur durumdaki Sultan’ın iki tarafında laubali biçimde iki kişinin durduğu fotoğraf bu döneme aittir. Kardeşinin çocuğu olan V. Murad’a yazdığı “koşullarının iyileştirilmesi” talebini içeren mektubun olumlu karşılanması üzerine 2 Haziran’da Feriye bölümüne taşınır. Ancak bu “iyi” koşullar içindeki hayatı pek kısa sürecektir.

4 Haziran günü Abdülaziz iki kolu makasla kesilmiş halde bulunur. Kanlar içindeki gömleği bugün hala Topkapı Sarayı’ndadır. İlk ifadelerde Abdülaziz’in sakallarını kesmek için makas istediği, daha sonra bu makasla bileklerini kesmiş olarak bulunduğu açıklanır. Daha sonra hizmetkârlarına yapılan sorguda, üç hizmetkârı Abdülaziz’i öldürdüklerini itiraf ederler. İşte V. Murad’ın akıl sağlığındaki bozulma da bu döneme rast gelir. V. Murad, sonunun Abdülaziz gibi olacağından endişe ederek tahtta kalmayı reddeder. Yerine, amcası Abdülaziz’in asıl katillerini bulmak vaadiyle II. Abdülhamid geçer. II. Abdülhamid bu ölüm vakasını, muhaliflerinden kurtulmanın bir yolu olarak görmeye başlar ve kendine muhalif isimleri de müebbet hapse gönderir. İşkence altında itiraf mektubu yazdığını itiraf eden isimler, bu cümleyi güçlendirmektedir.

Uzun yıllar boyu tartışılan “öldürüldü mü, intihar mı etti” sorusu bugün de tartışılmaya devam etmektedir. Gururu kırıldığı için intihar ettiğini söyleyenler ile iki bileği o açılarla kesmenin mümkün olmadığını söyleyenler bugün hala tartışmayı sürdürmektedir. Ben, “ayak bağı olmasın” ve “yeniden tahta çıkmasın” düşüncesiyle Sultan Abdülaziz’in öldürüldüğüne inanıyorum. Dileyen kişiler bu süreci okuyup kendileri karar verebilirler.
Abdülaziz’in oğullarından Yusuf İzzettin Efendi de 1916 yılında bilekleri usturayla kesilmiş olarak bulundu. Bu olayın intihar olduğu iddiası, bırakılan intihar mektubu ve Yusuf İzzettin Efendi’nin ruh sağlığı göz önüne alındığında daha da kuvvetlidir. Oğullarından diğer bir isim de Son Halife Abdülmecid Efendi’dir. Onun hayatı da ayrı bir makale konusu olabilir.

Sultan Abdülaziz, iri ve kaba görünümüne rağmen kibar ve sanat ile ilgili bir padişahtı. Oğlu Abdülmecid resimle, kendisi de müzik ile ilgiliydi. Hicaz Sirto’su bugünlere değin gelmiş bir bestedir. İri bedeni nedeniyle yapılan yemek yeme düşkünlüğü de tarihçilerimize göre sadece bir yakıştırmadan ibarettir. Avrupa’da ziyaret ettiği ülkelerde, sert duruşu altındaki nazik davranışlarıyla kendine haran bırakmıştır.
Uzun uzun yazılması gereken bu vakayı, ölüm yıldönümü olması münasebetiyle kısa ve anlaşılır bir şekilde anlatmaya çalıştım. İntihar mı, cinayet mi sorusu cevaplandırılmadan önce bu dönemde yaşanmış olayların detaylı bir biçimde incelenmesi yerinde olacaktır.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 03 Haziran 2011, 21:19:30 »

Yenilik ve değişim, miras alınamaz. Kişinin kendisinde oluşarak özgün hamlelerle sürmelidir. Atsız Ata'nın da zaten '''İnkılapçı mısınız?'' sorusuna verdiği cevaba kaynaklık eden etken budur.

Sultan Abd'ül-Aziz bu yanlış ve yazı ki geleneksel zorunluluk haline gelmiş ''Değiştir, kurtulalım!'' düşüncesinin son yönlendiricisi oldu. Bir darbenin anatomisi adlı, yazarını anımsayamadığım bir eserin uçuk söz dizimi bende aksi tesir yaparak Sultan'ın intihar ettiği yönündeki düşüncemi kuvvetlendirmişti. Yaşamının son bulmasını sağlayan olaydaki garipliği de acemi bir denemeye vermekteyim. Belki, ne olursa olsun kutsal kan geleneğini n bozlulmadığına kendimi inandırmak isteyişimden...

Kaleminize kut dilerim kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 03 Haziran 2011, 21:22:05 »

Yenilik ve değişim, miras alınamaz. Kişinin kendisinde oluşarak özgün hamlelerle sürmelidir. Atsız Ata'nın da zaten '''İnkılapçı mısınız?'' sorusuna verdiği cevaba kaynaklık eden etken budur.

Sultan Abd'ül-Aziz bu yanlış ve yazı ki geleneksel zorunluluk haline gelmiş ''Değiştir, kurtulalım!'' düşüncesinin son yönlendiricisi oldu. Bir darbenin anatomisi adlı, yazarını anımsayamadığım bir eserin uçuk söz dizimi bende aksi tesir yaparak Sultan'ın intihar ettiği yönündeki düşüncemi kuvvetlendirmişti. Yaşamının son bulmasını sağlayan olaydaki garipliği de acemi bir denemeye vermekteyim. Belki, ne olursa olsun kutsal kan geleneğini n bozlulmadığına kendimi inandırmak isteyişimden...

Kaleminize kut dilerim kandaşım.
Teşekkür ederim...
Bir Darbenin Anatomisi'nin yazarını Yılmaz Öztuna olarak hatırlıyorum. O kitabı henüz alıp okumadım ama sende bu yönde bir etki yaptıysa alıp okumak gerekiyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.