POLONYA – LİTVANYA TATAR TÜRKLERİ (LİPKALAR)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ağustos 2020, 10:43:08


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: POLONYA – LİTVANYA TATAR TÜRKLERİ (LİPKALAR)  (Okunma Sayısı 4592 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 20 Aralık 2014, 12:18:37 »

Devlet Arşivinde bulunan 1393 tarihli en eski yarlık, Polonya-Litvanya toplumu ile Tatar Türk toplumu arasındaki ilişkilerin oldukça eskilere, hatta Osmanlı Devleti ile ilişkilerden çok daha öncesine gittiğini göstermektedir (Abrahamowicz 1954; 42)[1]. Nitekim Rus prenslikleri fethedildikten sonra Tatarlar doğrudan Litvanya devletiyle karşı karşıya kalmışlardı. Prens Gedvmin (1315-1341), daha sonrasında da Kiejstut, Olgierd, Zakon Haçlı Devleti ve Moskova ile vaptıkları savaşlarda pek çok kez Kıpçak divanından Tatarlarla ittifak yapmışlardı. Dolayısıyla bu ittifaklar sırasında askerî birlikler Litvanya ordularım desteklerken çeşitli şehir ve saray çevrelerine de yerleşmekteydiler (Kryczynski 2000: 3). Fransizkan tarikatının 1324 yılına ait kayıtlarında Hanın ülkesinden gelen ve ibadetlerinde bir Asya dilini kullanan halkın yaşadığı kayıtlıdır (Muhlmski 1857: 54). Yine ünlü İngiliz elçisi Gilber de Larmov da 1414’de, Litvanya Büyük Prensi Witold’ün sarayının bulunduğu Troki çevresinde, Hıristiyanlığın dışında bir dine ve farklı bir dile sahip olan kalabalık Tatar uluslarının yerleşmiş olduğu bilgisini vermektedir (Kryczvhski 2000: 7). Ancak en kapsamlı göç dalgasının XIV ve XV yüzyıllarda, özellikle de Litvanya Büyük Prensi Witold zamanında (1392-1430) olduğu bilinmektedir. Nitekim bundan dolayı kaynaklar Litvanya Büyük Prensini bu topraklardaki Tatar yerleşiminin mimarı olarak göstermektedir

Tatarların Litvanya-Rus topraklarına gelişlerinin nedenlerini öncelikle coğrafî ve politik nedenlere, Altın Ordu Devletinde yaşanan iç karışıklıklara, Büyük Litvanya Prenslerinin politik eğilimlerine ve Tatarların steplerdeki yaşam şartlarına bağlayabiliriz Prens Witold, büyük haçlı lidere yazdığı 17 Mart 1427 tarihli bir mektubunda “savaştan yorulmuş, sakin bir yaşamı arayan Tatarların” kendi ülkesine gelerek yerleştiklerini belirtmiş olsa da (Kryczynski 2000: 10) ilk planda öne çıkan olgu, Litvanya Büyük Prensi Witold’iin ülkesini ve sınırlarını güçlendirmeye yönelik bir sistem kurmayı planlamasıdır. Topraklarına göç eden Tatar halklarını doğu sınır bölgelerinde kolonileştirmek ve Moskova Prensliğine karşı bir set oluşturmak onun bu planlarının ana noktasını oluşturmaktadır; savaş sanatını çok iyi bildiğini düşündüğü bu yiğit Tatar halklarını sürekli askerî hizmette tutarak, hem doğu sınırlarını korumuş, hem de şehir ve saray çevresinin güvenliğini sağlamış olacaktır. Nitekim Altın Orduda XIV. ve XV. yüzyıl aralığında yaşanan taht kavgaları da prensin planlarını mümkün kılacak nitelikteydi. Dolayısıyla Litvanya topraklarına gelerek yerleşen Tatar halkının arasında gönüllü olarak yerleşenler, Altın Ordu’da yaşanan taht kavgalarından kaçanlar ve savaş esirleri bulunmaktaydı. Litvanya prenslerinin politikaları gereğince gelenlere olumlu şartlar sunulmaktaydı; nitekim dinî özgürlüklerinin garanti altına alınması, genel olarak vatandaşlık haklarının verilmesi, yerel halktan Hıristiyan kadınlarla evliliklere müsaade edilmesi, evlilik durumunda yeni doğan çocukların babanın dininde kalmasına izin verilmesi göç açısından olumlu nedenlerdi şüphesiz. Verilen toprak ve ayrıcalıklar karşılığında onlardan askeri hizmet beklenmekteydi Nitekim prens Witold onları iç savaş durumunda kendine bağlı süvari birliği olarak kullanmakta, özellikle Moskova ve işgalci Zakon Haçlılarıyla yaptığı savaşlarda onlardan büyük ölçüde faydalanmaktaydı.

1386’da ikili devlet olma yolunda ilk adımı atan Polonya – Litvanya Cumhuriyeti için bir ölüm kalım mücadelesi olan Gruravald savaşında Tatarlar büyük başarı göstermişlerdir. 1410’daki bu savaşa Litvanya Büyük Prensliğinde yerleşmiş olan Tatarların yanı sıra, Altın Ordu tahtını elde etmek için Litvanya’dan destek isteyen, Toktamış hanın en büyük oğlu Celaleddin’nin komutasındaki Tatarlar da katılmışlardır. Hatta bu savaş sırasında Polonya-Litvanya ordularına komuta eden Polonya kralı Wladyslaw Jagiello’nun Tatar savaş taktiği kullandığı belirtilmektedir. Gruravald savaşına katılan Tatarların sayısı belirsizdir; Polonya’nın en önemli kronik yazarı Dhıgosz’a göre 3000 iken (Dhıgosz 1876: 15), Zakon Haçlılarına göre 30 000 (Zdan 1930: 23), yine kendisi de bir Tatar olan Risale-i Tatar-ı Lalı yazarına göre ise birkaç bin kadardır (Muhliriski 1858:252). Bu savaşın ve göç olaylarının yankısı Tatar halkların arasında yüzyıllar boyunca sürmüştür. Aldıkları ayncalıklar sayesinde Müslüman kalabilen bu toplum minnettarlığını, XVI. yüzyılda, Polonya kralı Zygmunfa gönderdiği notada “Hatırası şanlı Witold artık yaşamıyor. O bize Hazret-i Muhammed’i unutmamızı emretmedi Biz de bu nedenle gözlerimizi mukaddes yerlere-Mekke ve Medine’ye çevirdiğimizde onun adını da kendi halifelerimizin adlarıyla birlikte zikrediyoruz” (Czacki, 1835:95-96) diyerek belirtir.

Tatarların eski Litvanya topraklarına yerleşimi XVI. yüzyıl boyunca da devam etmiştir Polonya-Litvanya birlik anlaşması imzalandıktan sonra (1569), artık resmî olarak Polonya kralına bağlı, iki uluslu Cumhuriyetin sakinleri hâline geldiler. Bu toplumun geleneksel mesleği savaş sanatıydı. Polonya-Litvanya devletinin orduları içinde kendi özel sancakları altında askerî hizmette bulunmaktaydılar. Belirli soydan gelen Tatarlar hukukî açıdan Polonya-Litvanya soylu sınıfıyla aynı haklara sahiptiler, yalnızca Müslüman olduktan için ülkenin politik yaşamında söz sahihi olamıyorlardı. Büyük yerleşim yerlerinde camiler yaptırabiliyor, dinî okullar kurabiliyorlardı. Tatarlar Müslüman doğuyla da bağlantılıydılar, hatta zengin olanlar yeni dinî bilgiler kazandıkları Mekke’ye giderek hac ibadetini de yerine getirebiliyorlardı. Nitekim bu toplum hakkında ilk elden bilgiler edindiğimiz Risale-i Tatar-ı Leh’in yazarı da bu toplumun bir üyesi olarak Hac yolculuğuna çıkmış, bu sırada İstanbul’a uğradığında, Bab-ı Ali görevlileri tarafından kendi toplumu hakkında bilgi istenmiş, o da Kanuni Sultan Süleyman’a sunulmak üzere bu risaleyi kaleme almıştır (Muhliriski 1858:131, GökbÜgin 1917:121).

XVII. yüzyılda Polonya-Litvanya devletinde ortaya çıkan Kozak, Rus, İsveç ve Osmanlı savaşları, diğer taraftan yoğunlaşan dinî baskılar Tatar toplumunun da sosyo-ekonomik durumunu gittikçe kötüleştirmiştir. Polonyalılarla birlikte savaşmış olmaları nedeniyle yaşadıkları zorlukların yanı sıra, bir de daha önce elde ettikleri bazı ayncalıklarını kaybetmişlerdi; örneğin, yeni kutsal yerler inşa etmelerine izin verilmediği gibi, ölüm tehdidi altında oldukları için Hıristiyanlarla artık evlenemivorlardı. Özellikle Rus, İsveç istilası sırasında ölüm ve yıkım Tatar yerleşim yerlerinin peşini bırakmadı. Arka arkaya yaşanan savaş ve işgaller sırasında çok zayıflayan devlet askerlere maaşlarını veremez hâle geldi. 1667 Meclisi Tatar birliklerine maaşlarının yalnızca dörtte birinin verilmesine karar verdiğinde (Bohdanowicz 1997:24), aslında Tatar halkın büyük bölümünün artık ne ayrıcalığının ne de toprağının kalmış olduğu faktörü göz ardı edilmişti, üstelik elde kalan malları da tamamen harap olmuştu. Bir de yeni vergilerin konması Tatar toplumu arasındaki sıkıntıyı daha da büyütmüştür.

Bütün bu olumsuz şartlar altında 1671 kışı Ukrayna’da yerleşik olan Tatar birliklerinde kaos başladı, bir somaki yılın bahar ayında, büyük Osmanlı seferinden önce açık bir isyana gittiler. Pek çok Tatar lider birlikleri ile birlikte Türk tarafına geçti, 1672’de ise artık bütün Tatar birlikleri Türk tarafında bulunuyordu. Bu olaylar tarihe “Lipka isyanı” olarak geçer. 1674 yılı sonunda – Bar’ın Polonya orduları tarafından ele geçirilmesinden sonra – III. Jan Sobieski anları tekrar Polonya tarafına çekmeye çabaladı. 1676 yılında meclis Polonya hizmetine yeniden dönen bütün Müslümanlar için bir af çıkardı (Grygajtis 2003:103). Devlet hâzinesi boş olduğu için, III. Jan Sobieski Tatarlan ancak devlet hâzinesinden verdiği topraklarla ödüllendirerek eski maaşlara dair tartışmaları bitirdi; Grodno meclisinde 12 Mart 1679’da verdiği ayrıcalıklarla krallık hâzinesine ait olan topraklara onları birlikleri ile birlikte yerleştirdi (Grygajtis 2005:192). Bu gün hâlâ kültürel özelliğini sürdüren Kruszniany ve Bohiniki köylerinin böyle oluştuğu bilinmektedir.

İşgal altında geçen XIX. yüzyılda, Varşova Prensliği kurulduğu yıllarda Müslümanlar bütün politik haklarını elde etmişlerdir. Her alanda birlikte yaşayan Tatarlar işgal yıllarında yaşanan Kasım ve Ocak Ayaklanmalarında da Polonyalılarla birlikte savaşmış ve pek çok kayıp vermişlerdir. Napolyon’un Tatar Süvari Alayı’nda savaşan Tatarlar (Kryczynski 2000: 38) I. Dünya savaşı sırasında da Polonya ordularında hizmet vermişlerdir; örneğin Madej Bavraszewski, Aleksander Sulkiewicz gibi. Özellikle Sulkiewicz Jözef Pilsuclski’nin çok yakın arkadaşıdır. 1916’da Wolyn’da savaş sırasında kahramanca savaşarak ölmüştür. 1919da ise lider Pilsudski’nin onayıyla Tatar Alayı kurulmuş, erkek sayısı yeterli olmadığından, bu Alayda Polonyalıların yanı sıra sınır bölgelerinden gelen çeşitli ulusların temsilcileri de bulunmaktaydı. Genel olarak Mustafa Ahmetowicz’in Ulan Tatar Alayı olarak adlandırılan bu Alay, Kijow savaşına katılmış, büyük kayıplar vererek Bolşevik saldırısına karşı Polonya ordularına siper olmuştur. 1920’de diğer Polonya birlikleri ile birlikte Bolşevik ordularına karşı zafer kazanarak Plock savunmasına da katılmıştır

I. Dünya Savaşı sonrasında yeni kurulan Cumhuriyette yaklaşık olarak 6000 Tatar yaşamaktayken, Belarus’da 1000, Litvanya’da ise 2000 kadardı. Polonya’da Tatar yerleşimin en yoğun olduğu yerler kuzey doğu bölgeleriydi; Nowogrod ve Wilno çevreleri. Dinî kültürel merkez Wilno’daydi. Bu şehirde 1926’dan itibaren Polonya’daki Müslümanların dinî lideri olarak bir Müftü bulunmaktaydı. 1925’de hayata geçirilen Cumhuriyetteki Müslüman Dinî Birliğinin merkezi de buradaydı. Ülkede o zamanlar 19 Müslüman köyü ve 18 cami bulunmaktaydı. Aynı zamanda Cumhuriyet Tatarlarının Kültürel Eğitim Birliğinin 28 şubesi faaliyet göstermekteydi. Birliğin çalışmaları çerçevesinde çok geniş çaplı toplumsal kültürel faaliyetler gösteren eğitim merkezleri kurulmuştu. Burada aynı zamanda iki dergi çıkartılmaktaydı: Rocznik Tatarski ve Zycie Tatarskie (Kryczynski 2000:46).

1936’da bir kez daha, 13. Wilno Ulan Alavının içinde Tatar Süvari Birliği hayata geçirildi Genel Polonya askerî kıyafetleri içindeki Tatar askerlerinin yakalarında, ortasında mavi şeritli pembe flama üzerinde yaldızlı hilal bulunmaktaydı. Birliğin tuğları da bu oluşuma doğu karakterini vermekteydi. 1939’da Aleksander Jeljaszewicz’in komutasında bu Birlik Polonya tarafında savaşlara katildi; Eylül ayında yapılan savaşlarda Tatar Birliği yaklaşık olarak üçte ikisini kaybetti. Savaş süresince Tatarların çoğu ülkenin direniş faaliyetlerine katılırken, Doğuda ve Batıda Polonya birlikleri ile omuz omuza savaştılar (Miskiewicz 1993:76).

II. Dünya Savaşı sonrasında, Polonya’nın doğu sınırlarının değişmesi sonucunda Tatar yerleşim yerlerinin çoğunluğu Rusya hâkimiyetindeki topraklarda kaldı, ülke sınırları içinde ise sadece Bialystok bölgesinde çok az sayıda Tatar yerleşim yeri vardı. Fakat sınır dışanda kalan Tatarlar 1945’den sonra tekrar Polonya topraklarına dönmeye başladılar. Dolayısıyla kırklı yılların sonlarında öncelikle Gdansk, Gorzow Wlkp, Trzdanka, Szczedri, Wroclaw, Olesnic’de yerleşmeye başladılar. Polonya sınırları dışında kalan ve kendi ata evlerini, camilerini, mezarlarını bırakmak istemeyen Tatarların sayısı ise yaklaşık olarak iki bin kadardı.

XVII. yüzyılda Tatarlar aşama aşama ana dillerini unuturlar, fakat dinlerini, geleneklerini, kültürlerini özenle korumaya çalışırlar. Arap alfabesi ile yerel dillerde yazdıkları el yazması eserleri, onların dillerini kaybetmelerine rağmen, günümüze kadar kültürel dinî kimliklerini korumalarında etkili olmuştur.

Şu an Polonya’da yaklaşık 4000 kadar dinini ve kendi kültürünü korumuş Tatar kökenli Polonyalı yaşamaktadır. En yoğun olarak, Bialystok’ta yaklaşık 1800 kişi yaşamaktadır Bu bölgede savaş öncesi Müslüman köylerinden Kruszniany ve Bohiniki hâlâ ayakta durmaktadır. Dinî yaşamla ilgili konularla bir Müftünün başkanlığında bulunan Müslüman Din Birliği ilgilenmektedir. 1992’de savaş öncesi geleneğe uygun olarak Polonya Tatarlar Birliğinin kültürel – toplumsal organizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu birliğe Müslüman Tatarların yanı sıra, din değiştirmesine rağmen kendi kökenini unutmayan Tatarlar da katılmışlardır.

Sabire ARIK
Ankara Üniversitesi
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 20 Aralık 2014, 12:19:51 »







Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Altayli
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 3


« Yanıtla #2 : 25 Aralık 2014, 04:02:07 »

Emeğe saygı olsun diye bizler herşeyi yapıyoruz,ama görüyorum ki saatlerce uğraşarak paylaştığımız bilgiler için bir bağlantı kaynağını bile çok görüyorsunuz...
Verilen emeğe, göz nuruna, yazık değilmi kandaşım?
Esenlikler...
Türkçülerin Kavşıt Yeri
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.Altayli.Net

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Tanrıöğen
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 870


Nur'dan Rıza aldık.


« Yanıtla #3 : 25 Aralık 2014, 07:11:18 »

Sabire Arık siz misiniz? Metnin altında çalışmayı yapan akademisyenin adı yazıyor. Yoksa siz bilgisayara geçirdiniz de ondan mı hak iddia ediyorsunuz?

Evet, etik olan alıntı kaynağının belirtilmesidir ama yayınlanmış bilimsel makalede bunun o kadar da elzem olduğu inancında değilim. Bunlar herkesin ulaşabileceği yazılar. Bizim sizin açtığınız siteden ulaşmamız bunun aksini gerektirmez.

Çok teşekkür ederiz bunları yazıp uğraştığınız için.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #4 : 25 Aralık 2014, 11:58:14 »

Emeğe saygı olsun diye bizler herşeyi yapıyoruz,ama görüyorum ki saatlerce uğraşarak paylaştığımız bilgiler için bir bağlantı kaynağını bile çok görüyorsunuz...
Verilen emeğe, göz nuruna, yazık değilmi kandaşım?
Esenlikler...
Türkçülerin Kavşıt Yeri
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.Altayli.Net

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Bu makaleler diger butun sitelerde mevcuttur, kandaslarin faydalanmasi icin ekledigim makale uzerinden  kimse yorum yapamaz ki ben emege saygi gosteren birisiyim makalenin sonunda  yazarin ismini ekledim, hem irkin hizmetindeyiz diyorsunuz hemde burda makaleler kardeslerinizle paylasilinca harilti kopuyor ne bicim is burasi sanalda ve gercekte Türkcülügün kalesi burasi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #5 : 25 Aralık 2014, 12:02:57 »

Sabire Arık siz misiniz? Metnin altında çalışmayı yapan akademisyenin adı yazıyor. Yoksa siz bilgisayara geçirdiniz de ondan mı hak iddia ediyorsunuz?

Evet, etik olan alıntı kaynağının belirtilmesidir ama yayınlanmış bilimsel makalede bunun o kadar da elzem olduğu inancında değilim. Bunlar herkesin ulaşabileceği yazılar. Bizim sizin açtığınız siteden ulaşmamız bunun aksini gerektirmez.

Çok teşekkür ederiz bunları yazıp uğraştığınız için.

Kandasim makele cogu sitelerde mevcut, bu sahis makale sahibi de degil. Ayrica ben alinti yaptigim butun yazarlarin ismini paylasirim arkadas kendi reklamlarini yapmis son cumlesinde o kadar . Turkculukte bu hizipcilik (grublasma) oldukca bir yere varamayiz, buda ayri bir bas belasi dincilikten sonra kucuk olsun benim olsun toplasan ne kadar Turkcu var?. Herkes benlik davasinda kimse Atsiz gibi fedakarlik yapmiyor kucuk olsun benim olsun diyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Altayli
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 3


« Yanıtla #6 : 02 Ocak 2015, 04:46:47 »

Bizler de Türklüğe hizmet için kurulmuş bir otağız. Üstelik hiçe saydığınız, yok farzettiğiniz Altayli.Net'in resimlerini ve bilgisini paylaşıyorsunuz. Resimlerin çekildiği yer bile Altayli.Net...
Makale çoğu sitede mevcut diyorsunuz, nerede mevcut?
Esenlikler...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Altayli
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 3


« Yanıtla #7 : 02 Ocak 2015, 04:47:57 »

Ayrıca belirtmeliyim ki, 56 yaşında Türkçülüğü bana öğretme küstahlığına da düşmeyin.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.479


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #8 : 02 Ocak 2015, 11:57:30 »

Küstahlık derken yaşa hürmeten yapılan saygızıslık mı yoksa Türkçülük bilginize karşı yapılan mı?

Türkçü görüş doğrultusunda gerçekleştirilen yaklaşık 3000 makale var bu otağda ve tamamı da kendi üyelerimiz tarafından yazılmıştır siz bunları görmeden yok farzediyorsunuz da belli yada değil sizin sitenizden alınmış bir kaç resim ile mi karşımıza çıkıyor da bizi küstah olmakla suçluyorsunuz?

Altaylı!  sizin bu otağa girişiniz size layık şekilde olmalıydı, yaşınızı belirttiğiniz gibi bizlere bilginizi de göstererek saygıyı gerçek anlamda hakedebilirdiniz, yanılgılara düşmeden kimseyi töhmet altında bırakmamak suretiyle bekiyoruz sizden, bakalım bize size ait nasıl bir Türkçülük fikriyatı sunacaksınız.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #9 : 02 Ocak 2015, 17:28:24 »

Bir sey demiyecegim babam yasinda adam Türkçülükte sen - ben davasi güdüyor. Yahu bir makale paylastim diye hirsiz mi oldum hemen, birakin gencler faydalansinlar biraz. Kimsede olmayan makaleleri kendi arsivimden eklerken hic kiskanmiyorum ya ben
Türkçü Turancı Otağ bizim kalemizdir. Ayrica bu otagda kandaslarimin yazdigi binlerce harika makale var ve zannetmiyorum ki hic kimse makalesini (bilgisini) bir baskasindan kiskansin. Türk'e hizmet etmek temel amacimiz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.252 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.