ÖTÜKEN üzerine yalanlar ve doğrular-Nefrit Taşı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2019, 04:17:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÖTÜKEN üzerine yalanlar ve doğrular-Nefrit Taşı  (Okunma Sayısı 3725 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« : 12 Mart 2010, 17:11:43 »

Tarih ve Felsefe Üzerinden Kültür Savaşı-Türklük Düşmanlarının Cephanesi
İBRAHİM OKUR
ÖTÜKEN ÜZERİNE YALANLAR VE DOĞRULAR
   Radikal gazetesinde 2009’un Aralık ayında yayınlanan bir röportajda “bizde ne Sparta var ne de Atina.Biz de gidip Ötüken diye bir şey icat ettik.”, deniyor.Yazı baştan sona soya sopa kafayı takmış insanlardan, onların düşüncelerinin saçmalığından bahsediyor.Yazının bütünü okunduğunda ,dile getirilen görüşlerin,Marksist dogmalardan ilham alınarak öne sürüldüğü anlaşılıyor.
   
            Ötüken’in, sadece Türk tarihinde değil  uygarlığın başlangıç evrelerinde tüm insanlık bakımından oynadığı  merkezi rol anlaşılınca, Türk tarihiyle ilişiğini kesme şeklinde bir eğilim ortaya çıkmış görünüyor. Oysa kanıtlar çok açık bir biçimde ortada durmaktadır.Ötüken hem uygarlığın hem de Türklüğün önemli bir merkezidir.
   
            Ötüken eski Türkler tarafından kutsal sayılan, ormanlarla kaplı dağlık bir coğrafya parçasıdır; Yenisey ırmağı kıyısındadır ve Altay Dağları bölgesindedir.Önemi, Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtlarında,halkına Çin’in oyunlarına kanıp “Ötüken ormanlarından ayrılmayın”, diye öğüt vermesinden kaynaklanır. Ötüken Hunların başkentiydi. Ayrıca Tarihte Türk adıyla anılan ilk devlet sayılan Göktürklere de başkentlik yapmıştır .Uygurlarda devletlerini bu bölgede kurdular.Yani uydurma olmadığı gibi icat ta değildir. Ama Bilge Kağanın Çinlilerin güzel sözlerine kanmamak gerektiği şeklinde ki sözleri, doğrusu AB lobisinin de dikkatini çekmektedir.Yazıtların bu kadar net ve günümüzde ki şartlara uyan bir tarih tecrübesi içermesi, lobicileri Ötüken’i inkara zorluyor demek ki. Oysa Ötüken, Türk tarihinde çağlar boyunca  merkezi bir konumda olmuştur.Türk bağımsızlığının ve egemenliğinin simgesi durumundadır. Zamanla öneminin azalmasının ve unutulmaya yüz tutmasının nedeni, Türklerin batıya göç etmeleri  ve batıda birçok yeni  başkent inşa etmeleridir.Buna karşılık, kutsal bir yer olarak Oğuz Destanı’nda başköşeyi daima korumuştur.
   
           Türkleri uygar saymayan ve Marksist anlamda evrimci toplumbilimci çizgiden ayrılmayanların, Ötüken’e saldırmasını doğal saymak gerekir. Çünkü Ötüken’le ilgili gerçekler, Marksist dogmaları apaçık biçimde yalanlıyor.
   
           Ötüken’in Uygarlığın başlangıç evrelerin de ki önemi, 1960’lı yıllarda Sovyet bilim adamları tarafından ortaya çıkartılmıştır.Söz konusu bilim adamları, Kadim Altay’da yaşayan insanların yaptığı kesici aletlerin, günümüzün tıraş bıçaklarından daha keskin olduğunu keşfettiler.Bu keşif bilim dünyasını bir muamma ile karşı karşıya bıraktı.Çünkü günümüzde bile bir taşı bu kadar keskin hale getirebilecek bir teknolojinin olmadığı anlaşılmıştı. Muamma, ısrarlı çabalar sonucunda çözülebildi. Meğerse Kadim Altay’da ustalar, taşı taşla değil, ateş ve suyla işliyorlarmış.İşte bu keşif, ilkçağlar tarihi ile ilgili varsayımdan öteye geçmeyen söylemlerin büyük ölçüde değiştirilmesini  gerektiren keşiftir.
   
           Söz konusu taş birtakım özellikleri olan nefrit taşıdır. Nefrit, iki türü olan yeşim taşının daha az değerli olanı, fakat daha sık rastlanılanıdır. Yağsı bir parlaklığı olan bu taş, doğa da uzun lifler halinde bulunur, kolayca yarılabilir, ateşle ısıtılarak dövülebilir ve su verilerek sertleştirilebilir.
   
          Sovyet araştırmacılar bu taşın işlenmiş örneklerini buldukları Ulalinka ırmağı boylarında eski bir kente ait kalıntılar da bulmuşlar, bu kente de Ulalinka adını vermişler.
   
          İşin çok ilginç bir başka yönü daha vardır.Jeologlar, Avrasya kıtasının sadece iki bülgesinde nefrit
taşı bulabilmişlerdir.Ne hikmetse ikisi de tarihi Türk yutlarıdır.Söz konusu iki bölgeden biri Baykal gölü havalisi, diğeri ise Doğu Türkistan’da ki Yarkent ve Hokant yöreleridir.Bu bilgi ansiklopedilerde nefrit maddesine bakarak kolayca ulaştığımız bir bilgidir.Eğer Hint-Avrupacı sözde bilim adamları kuramlarını uzun zaman önce ortaya atmasalardı , inanın ki Ötüken’i  Hint Avrupalıların anavatanı “yaparlardı”.Şimdi tek yapabildikleri arkeolojinin son elli yılda ki bu en büyük keşifini görmezden duymazdan gelivermek.   
            
         Yine ilginç bir başka gerçek, Truva’da M.Ö 3 binden kalma nefrit taşından yapılmış baltaların bulunmuş olmasıdır.Demek ki Truva ile Ötüken arasında ki yolu bilenler, gidip gelenler varmış.
   
            Olağanüstü coğrafik şartlara rağmen, Altay yöresinin 250 bin yıldan beri insan yerleşimlerine sahne olması uzun zamandan beri tarihçileri şaşırtmaktaydı.Çünkü dünyanın denizlere en uzak olan bölgesinde, yaz ve kış, gece ve gündüz arası sıcaklık farkları, başka yerlere göre son derece yüksektir.Soru şudur: Olağanüstü zorlu hayat şartlarına rağmen, insanlar niçin ve neden Ötüken bölgesini  insanlık tarihi boyunca aralıksız olarak yerleşim yeri olarak kullanmışlardır? Bu sorunun cevabı yakın zamanlara kadar arkeolojinin merak edilen en önemli konularından biriydi.Bilim dünyası sorunun cevabını büyük ölçüde biliyor artık.   
           Obsidiyen(lavların aniden soğumasıyla oluşan yarı saydam camsı taş)çağında , nefrit taşı kullanmak onu işlemek, su vermek, biçim, sağlamlık, işlevsellik ve kullanışlılık kazandırmak çağının yüksek teknolojisini temsil etmekteydi.Diğer insanların taşı taşla kırarak keskin kenarlar elde etmeye çalıştığı çağlarda, Altaylı ustalar, taşı işlerken ateş ve su kullanıyorlardı.Obsidiyen bulunan bölgelerin uygarlığın yükselişimde oynadığı öncü rol, nefrit taşının bulunduğu bölgeler söz konusu olduğunda, hayda hayda geçerlidir.Zaten nefrit taşı ve önemi keşfedilmeden önce de Baykal gölü çevresinin, eski çağlarda metalürjinin merkezi olduğu anlaşılmıştı
Taş parçalarının ateş ve su yardımıyla döve döve biçimlendirme uygulaması, metal teknolojisi alanında bilinen ilk uygulamalardandır.O halde, yakın çağda ortaya çıkan bütün teknolojilerin ortaya çıktıkları çevreye sağladığı avantajlar ve bölgesel gelişmeyi kolaylaştıran etkileri, eski çağlarda ki nefrit teknolojisi için de geçerlidir.İnsanlar dereden tepeden topladıkları ilginç taşları ocağa atarak çeşitli denemeler yapmışlardır herhalde.Gökten düşen meteor parçalarının, nefrit taşı gibi ateşle suyla biçim alması da bu süreçte ortaya çıkan bir gelişme olmalı. Nitekim, Yenisey bölgesini tarihin en eski metalürji merkezi olarak nitelenmesinin nedeni de aynı olsa gerek.

Tarih ve Felsefe Üzerinden Kültür Savaşı-Türklük Düşmanlarının Cephanesi-Okursoy Kitapları 11 Cep Kitapları Dizisi 5
İBRAHİM OKUR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.048


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #1 : 13 Nisan 2018, 13:10:54 »

Ötüken.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 13 Nisan 2018, 15:19:56 »

Zaten Truvayı kuranlar Türklerdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.212 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.047s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.