Osmanlı Tarihi Konusunda Doğru Bildiğimiz Yanlışlar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Eylül 2020, 19:57:45


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Osmanlı Tarihi Konusunda Doğru Bildiğimiz Yanlışlar  (Okunma Sayısı 9453 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 27 Ocak 2012, 16:35:49 »

OSMANLI TARİHİ KONUSUNDA DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

“Hepimiz Osmanlı tarihçisi değil miyiz?”
Sorsak herkesin Osmanlı tarihi ile ilgili söyleyeceği üç beş söz vardır. Tarihi, lise sıralarında bırakmış olanlar bile Osmanlı söz konusu ise söyleyecek bir söz bulur. Herkes Ulubatlı’nın kahramanlığını, Sultan Süleyman’ın yaptıklarını vs. anlatmaya bayılır. Ancak bildiklerimiz, konuştuklarımızdan az olunca rivayetler gerçek, gerçekler de rivayet sanılır.
Aşağıda, Osmanlı konusunda doğru bildiklerimizin yanlış veya tartışmalı olduğunu kulaklarınıza fısıldayacak ufak bilgiler yer alıyor. Elbette ben de Osmanlı tarihçisi değilim. En azından amatör olarak bu konulara ilgi gösteriyorum.
Peşin peşin yargılamadan önce, bu maddeleri çürütecek kaynak aramanızı istirham ederim.

—   Osmanlı’nın anavatanı Anadolu sayılamaz. Osmanlı Devleti’nin ilk fetih hareketleri Anadolu’ya değil Rumeli’ye yani Doğu Roma topraklarına olmuştur. Trabzon’un, Hatay’ın ne zaman fethedildiğine, Doğu Anadolu topraklarının ne zaman Osmanlı’ya katıldığına bakarsak Osmanlı’nın anayurdu olarak Rumeli’yi kabul etmemiz gerekir. Bunda elbette, o toprakların henüz düşman sayılmadığı ve Türkler tarafından (Trabzon bölgesi istisnadır) yönetildiği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir.

—   “Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye Vasiyeti” olarak bilinen metin Şeyh Edebali’ye değil edebiyatçı Tarık Buğra’ya aittir. Osmancık adlı romanına bu metni yazan Buğra, Osmanlı tarihini kurguladığı bu romanda bir vasiyet ilan etmiştir. Bu vasiyetin tarih ile bir ilgisi yoktur.


—   II. Mehmed’in (Fatih), Varna Savaşı esnasında babasına “Sen hükümdarsan gel ordunun başına geç, yok eğer ben hükümdarsam emrediyorum ordunun başına geç” şeklinde bir söz gönderdiği, dönem tarihçilerinin hiçbir kaydında yer almamaktadır.

—   İstanbul’un fethinde şehre ilk giren kişi olarak tasvir edilen Ulubatlı Hasan adlı bir karakterin varlığı şüphelidir. Döneminde yazılan hiçbir tarihi kaynakta geçmeyen bu isim, Francis isimli bir tarihçinin o dönem yazdığı eserin üzerine ilaveler eklenerek ortaya çıkmıştır. Fetihten uzun yıllar sonra (Erhan Afyoncu iki sayfalık metne yetmiş sekiz sayfa eklendiğini belirtiyor) başkası tarafından eklenen metinler sayesinde Ulubatlı Hasan diye birinin var olduğu iddia edilmektedir. Tartışmaya açıktır.


—   Halifelik unvanı Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethi ile değil, ondan yıllar önce Hüdavendigar Murad döneminde ilk kez kullanılmıştır. Halifelik, daha sonra tahta geçen padişahların sık sık kullandığı bir unvan değildir. Yaygın kullanım II. Abdülhamid döneminde başlamıştır.

— “Çeşme Şiiri” olarak da bilinen ve Kürtlerle ilgili olan şiir Yavuz Sultan Selim’e ait değildir.

—   I. Süleyman’ın yaşadığı dönemde ona “Kanuni” denmezdi. Bu tabir onun ölümünden sonra ona yakıştırılmıştır.


—   Galata Kulesi’nden uçtuğu söylenen Hezarfen Ahmed Çelebi hakkındaki tek kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesi’dir. Yaşadığı dönemde gezdiği yerler konusunda en iyi kaynak olarak niteleyebileceğimiz bu seyahatnamede ne yazık ki doğru olmayan bilgiler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler adlı bir derleme çıkarmış olan Hüseyin Nihal Atsız da bu yanlış bilgileri tenkit ederek yayınlamıştır. Evliya Çelebi’nin gitmediği yerleri gitmiş gibi yazdığı diğer tarihçilerce de malumdur.

—   Devlet dairelerine resmini astıran ilk lider Atatürk değil II. Mahmud’dur.


—   Sultan Abdülaziz, tahttan indirilir indirilmez değil, indirildikten bir gün sonra öldürülmüştür. Ölümü, intihar süsü verilmiş bir ölümdür.

—   Bugün “Mehter Marşları” olarak dinlediğimiz marşlar (en azından sözleri), İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ülkede hakimiyeti ele geçirmesinin ardından ve Cumhuriyet döneminde yapılan çalışmaların ürünüdür. “Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan” sözleri de bu nedenle Ulubatlı Hasan’ın varlığına kanıt diye ortaya sürülemez.

—   II. Abdülhamid’in kitap, tiyatro merakı bilinir. Lâkin Abdülhamid’in sigara tiryakisi olduğu nedense anlatılmaz. Öyle ki, tahttan indirildiği sırada yolda sigarasız kalmasın diye kızı Şadiye Sultan sarayda bulduğu sigaraları elbisesinin içine doldurmak zorunda kalmıştır.

—   Son padişah Vahideddin, Sevr Anlaşması’nı imzalamamıştır. Bunun nedeni de anlaşmada, “Meclis tarafından onaylandıktan sonra padişah imzalar” kabilinden bir madde olması ve o sırada meclisin dağıtılmış olmasıdır.

—   Vahideddin, saltanat kaldırılınca değil, kalktıktan on altı gün sonra ülkeyi terk etmiştir. Terk ettikten sonra Hacca gitmemiştir. Hicaz’a gittiği dönem Hac dönemi değildir. Yaptığı ancak bir umre sayılabilir.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 27 Ocak 2012, 16:43:08 »

Alıntı
—   Bugün “Mehter Marşları” olarak dinlediğimiz marşlar (en azından sözleri), İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ülkede hakimiyeti ele geçirmesinin ardından ve Cumhuriyet döneminde yapılan çalışmaların ürünüdür. “Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan” sözleri de bu nedenle Ulubatlı Hasan’ın varlığına kanıt diye ortaya sürülemez.


Ki; Arif Nihat bu şiiri Cumhuriyet'ten epey sonra kaleme alır.

Halifelik konusunda da çok iyi bir yere değinmişsiniz. ''Halife-i Rûy-ı Zemin'' tabiri Yavuz'dan eskidir. Bizim Osmanlı Ütopyasının yaratıcısı olan muhafazakar tarihçilerin somutlaştırma adına yaptıkları bir uydurmadan fazlası değildir. Sanki bir tuğ imiş gibi hiç bir işimize yaramayan şu halifeliği zorla ''kazanılmış'' addetmek istiyorlar.

Kaleminize sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 119


« Yanıtla #2 : 29 Ocak 2012, 14:56:03 »

—   Son padişah Vahideddin, Sevr Anlaşması’nı imzalamamıştır. Bunun nedeni de anlaşmada, “Meclis tarafından onaylandıktan sonra padişah imzalar” kabilinden bir madde olması ve o sırada meclisin dağıtılmış olmasıdır.

Meclis dağıtılmıştır fakat o görevde Saltanat Şurası vardır. Orada da yapılan oylamada Şakir Paşa dışında herkes kabul etmiştir. Gerçi bu konu da tartışmalıdır, anılardan yola çıkarak birçok farklı görüş vardır fakat Vahdettin'in daha sonraki tutum ve davranışları bu olayı pek de önemli kılmamaktadır. Kendi hakimiyeti için Anadolu'daki harekete her türlü iftirayı atması, hatta İngilizlerden hem Yunanlılar hem Anadolu Hükümeti için asker istemesi gibi.

Konuyla ilgili bir yazı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=94



Diğer yazılara ise katılıyorum. Maalesef tarihimizde doğru bilinen çok yanlış var. Bu Osmanlı furyasıyla birlikte daha da artacağa benziyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 31 Ocak 2012, 10:31:20 »

Gökalp kandaşıma yanıt vermek için bilgisayar başına geçtiğimde uzun bir cevap yazdığımı fark ettim. Fırsattan istifade ben de bunu makaleye çevirdim. Yazdığım her cümle size hitaben yazılmamıştır. Makale formatına uygun olsun diye giriş ekledim. Gülümseme

VAHİDEDDİN SERVES’İ İMZALADI MI?

Peşinen söyleyeyim. Amacım Vahideddin’i aklamak değildir. Atatürk’e karşı kutsal ittifakın bir parçası olarak ortaya sürülen sözde kahramanlar kervanına katılan Vahideddin, birilerinin allayıp pulladığı gibi bir insan değildir. Mütereddit kişiliği ile ön plana çıkar ve tahtı da kendi söylediği üzere zoraki kabul etmiştir. Tahta çıkışını da en büyük hatası olarak niteler. Gerçekçi Osmanlı tarihçileri gibi ben de II. Abdülhamid’i son padişah olarak sayarım, diğer ikisinin nazarımda bir ehemmiyeti yoktur.
Lâkin Vahideddin, tarih kitaplarımızın yazdığı gibi Serves’i imzaladı mı bunu sorgulamak gerekir.

1876 Kanun-i Esasi'sinin 7. Maddesi şöyle biter:
... Meclis-i Umumi'nin akt ve tatili ve ledel-iktiza Heyet-i Mebusanın azası yeniden intihap olunmak üzere şart ile feshi hukuk-ı mukaddese-i padişahi cümlesindendir. (1)

Günümüz Türkçesi ile "Eğer ortada bir meclis yahut vekil yoksa karar padişahındır"

Burada sormamız gereken soru, "Saltanat Şurası'nı seçilmiş bir meclis olarak kabul edebilir miyiz edemez miyiz" sorusudur. Belirttiğiniz üzere bu konu tartışmalıdır. Lâkin Şura'da Serves'in tartışıldığı ve taslağın kabul edildiği de bir gerçektir. Bildiğim kadarıyla bu kabul esnasında Vahideddin orada değildir. İmzalayanlar arasında da değildir.

Serves’in 433. Maddesinde şu cümleler vardır:

“Tasdiknamelerin tevdii muamelesi Paris'te ve mümkün olduğu kadar yakın zamanda icra edilecektir.

Muahedename bir taraftan Türkiye ve diğer taraftan başlıca müttefik devletlerden üçü tarafından tasdik edilir edilmez tasdiknamelerin tevdi olunduğuna dair ilk bir zabıtname tanzim olunacaktır.” (2)

Bu antlaşma her ne kadar Şura’da tartışılsa da Vahideddin tarafından tasdik edilip gönderilmemiştir.

Vahideddin hatıralarında bu durumu şöyle anlatıyor:

“O Sevr Antlaşması ki, ilk elime aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim. Buna rağmen bu iş için kurulan Saltanat Şurası’nda antlaşmayı uzun uzun inceledik ve tartıştık. Avrupa’ya vazifeli gönderilen İçişleri Bakanı Reşid Bey’in telgraflarını da okuduk.”
“Müttefiklerin baskısı neticesinde antlaşmayı uzun bir toplantıdan sonra kabul eden Saltanat Şurası’nı ve antlaşmayı imzalayanları bu hareketlerinden dolayı sorumlu tutamayız. Bana gelince mecburi ve geçici imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya çalıştım.” (3)

Şunu söyleyebiliriz: Bu antlaşmanın ülkenin sınırları içerisine sokulup tartışılması dahi bir ihanet vesikası sayılabilir. Lâkin ortada kendi çapında bir taktik geliştirmeye çalışan ve sonrasında bunu da beceremeyen bir padişahın da var olduğunu görmemiz gerekiyor. Evet, Vahideddin Serves’i memleket hudutları içerisine sokmuştur ve müzakere etmiştir lâkin imzalamamıştır. “İmzalayıp imzalamaması ne değiştirmiştir?” sorusu sorulabilir, doğrudur. Neticede neredeyse antlaşma noktası virgülüne uygulanmış ve işgal edilecek topraklar süratle paylaşılmıştır.

(1)   Yusuf Çağlar – II. Meşrutiyet
(2)   Nihat Erim – Devletlerarası Hukuku ve Siyasal Tarih Metinleri
(3)   Murat Bardakçı - Şahbaba
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ANKARALI GÖKTÜRK
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.261


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #4 : 31 Ocak 2012, 13:24:58 »



             Değerli Kandaşların bu paylaşımları bizleri oldukça bilgilendiriyor. Bilmediğimiz veya gözümüzden kaçan olaylar usumuzda yeniden canlanıyor. Katkılarınız çok değerli Kandaşlarım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
SUNGAR
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 80


« Yanıtla #5 : 15 Şubat 2012, 10:10:56 »

II. Mehmed’in (Fatih), Varna Savaşı esnasında babasına “Sen hükümdarsan gel ordunun başına geç, yok eğer ben hükümdarsam emrediyorum ordunun başına geç” şeklinde bir söz gönderdiği, dönem tarihçilerinin hiçbir kaydında yer almamaktadır.

Yalnız Fatih 14 yaşında tahta geçtiğinde söylediği rivayet edilen bu sözün Candarlı Halil Paşanın baskısıyla söylemeye  mecbur kaldığı bir söz olarak geçer.Ve savaş esnasında değil,haçlı orduları sefer hazırlıklarına başladığında haber Edirne ye gelir.Fatih;divanı toplar ve ordularımı hazırlayın sefere çıkacağım der,fakat Halil Paşa karşı çıkar ısrarla II.Murat ın gelmesini ister ona da siz bu orduyu sevk ve idare edemezsiniz diyede şiddetle karşı çıkar.Fatih mecbur kalıp babasını çağırır
İşte bu bağlamda bir mektup göndermiştir fatih ;Bu söz söylenmişte olabilir,söylenmemişte...
Ama Fatih in fetihten hemen sonra Candarlıyı idam ettirmesine bakarsak aralarındaki husumetin en önemli sebebi budur Fatih ona kinlenmiştir ve fetih sırasında ihanet etti diye astırmıştır.
Ha fetihten sonra Candarlınında Fatih e karşı İhtilal hazırlıklarına girmesi haberi ona ulaşınca  önce şehzade  Ahmet i boğdurmuş,hemen ardından Candarlıyı idam ettirmiştir...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir." (A'raf 7/180)
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.974


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #6 : 07 Ekim 2015, 23:57:08 »

Kürde fırsat verme Ya Rab
Dehre sultan olmasın
Ayağını çarık sıksın
Karnı bile doymasın
Vur sopayı al haracı
Asla iflah olmasın
Ol bu çeşmeden gavur içsin
Rum içsin
Kürde nasip olmasınVasiyetim oldur kim,
Kürd bin kere yalvarsın.
İnanma, kanma.
Yakana bit, kapına Kürd dadandırma

Bu şiiri güya Yavuz Sultan Selim Han, Ridaniye seferine giderken hayrat olarak Muş'ta yaptırdığı çeşmenin üzerine yazdırmıştır. Çok yanlış bilinen bir bilgidir.

Şiir Doktor Rıza Nur'a aittir. Şiir, 14 ciltlik Türk Tarihi eserinin 9 cildinde yazar.

Şiirin aslı şöyledir;

Kürde fırsat verme ya Rab, dehre sultan olmasın,
Ayağını sıksın çarık, asla iflah olmasın,
Vur sopayı al ekmeği, karnı bile doymasın,
Ol çeşmeden gavur içsin, rum içsin kürde nasip olmasın.
Vasiyetim oldur kim,
Kürt bin kere yalvarsa; inanma kanma,
Yakana bit, kapına kürt dadandırma...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.262 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.018s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.