Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini

TÜRK TARİHİ ve EDEBİYATI => TÜRKÇÜ TARİH => Konuyu başlatan: ŞamanisTürk üzerinde 12 Kasım 2008, 02:20:17



Konu Başlığı: OSMANLI
Gönderen: ŞamanisTürk üzerinde 12 Kasım 2008, 02:20:17
                                OSMANLI ŞECERESİ

(http://www.turkcuturanci.com/osmanliseceresi.gif)


    * Ertugrul Gâzi
    * Osman I. (1299-1326)
    * Orhan I. (1326-1359)
    * Murad I. (1359-1389)
    * Beyazid I. (1389-1402)
    * Mehmed I. (1403-1421)
    * Murad II. (1421-1451)
    * Fatih Mehmed II. (1451-1481)
    * Beyazid II. (1481-1512)
    * Selim I. (1512-1520)
    * Süleyman I. (1520-1566)
    * Selim II. (1566-1574)
    * Murat III. (1574-1595)
    * Mehmed III (1595-1603)
    * Ahmed I. (1603-1617)
    * Mustafa I. (1617-1623)
    * Osman II.(1618-1622)
    * Murat IV. (1623-1640)
    * Ibrahim I. (1640-1648)
    * Mehmed IV. (1648-1687)
    * Süleyman II. (1687-1691)
    * Ahmed II. (1691-1695)
    * Mustafa II. (1695-1703)
    * Ahmed III. (1703-1730)
    * Mahmud I. (1730-1754)
    * Osman III. (1754-1757)
    * Mustafa III. (1757-1774)
    * Abdülhamid I. (1774-1789)
    * Selim III. (1789-1807)
    * Mustafa IV. (1807-1808)
    * Mahmud II. (1808-1839)
    * Abdülmecid I. (1839-1861)
    * Abdülaziz I. (1861-1876)
    * Murat V. (1876)
    * Abdülhamid II. (1876-1909)
    * Mehmed V. Resad (1909-1918)
    * Mehmed VI. Vahdettin (1918-1922)




Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Anti-Fetos üzerinde 23 Aralık 2008, 01:12:39
Hepsi baska heybetli ama GokSultan Abdulhamid bambaska..
Atsiz Ata'nin takdirle soz ettigi buyuk Turk Milliyetcisi Gok Sultan; ne seni unuttuk ne de siyonizme karsi verdigin mücadeleyi...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: AKDENİZLİ TÜRKKIZI üzerinde 29 Ocak 2009, 12:29:13
Büyük insanlar olduğu kadar bu yükü kaldıramayan aşağılıklarda yok değil aralarında,vahidettin gibi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ejderha11 üzerinde 28 Şubat 2009, 13:51:37
Büyük insanlar olduğu kadar bu yükü kaldıramayan aşağılıklarda yok değil aralarında,vahidettin gibi.
Bukadar büyük insanların arasında pislik insanlarda çıkabiliyor ya. Hayret doğrusu


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Gaspıralı üzerinde 01 Mart 2009, 02:04:30
osmanlı'nın yavuz dönemi ve döneminden sonra Türklüğünü kaybettiğini düşünüyorum.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:47:27
1299-1300
Osmanlı tarihinin başlaması

1299
İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)

1302
Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi

1302
III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü

1312
Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü

1317
Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi

1320
Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü

1324
Orhan Gazi'nin tahta geçişi

1326
Bursa'nın fethi

1330
Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi

1331
İznik'in fethi

1331
İlk Osmanlı medresesinin İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması

1334
Karesi Beyliği'nin ilhakı

1337
Kocaeli bölgesinin alınışı

1346
Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı

1349-1352
Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesinin üs olarak alınışı

1350
Davud B. Mahmud el-Kayseri'nin ölümü

1352
Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri

1354
Gelibolu'nun fethi

1361
İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri)

1362
Orhan Gazi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı

1362
Kadıaskerliğin teşkili

1363
Pençik Kanununun çıkışı

1366
Gelibolu'nun elden çıkışı

1371
Çirmen Zaferi

1376
Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü

1377
Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi

1385-1386
Niş ve Sofya'nın alınışı

1388
Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü

1389
I. Kosova Zaferi

1389
I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu

1390
Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:47:57
1390
Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası

1390
Gelibolu tersanesi'nin inşası

1391
İstanbul'un ilk muhasarası

1393
Mahkeme Rüsumunun ilk ihdası

1396
Niğbolu Zaferi

1397-1398
Akçay Zaferi ve Karaman ülkesinin Osmanlı hakimiyetini kabulü

1398
Kadı Burhaneddin'in ölümü.

1398
Karadeniz beyliklerinin ilhakı

1400
İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B. Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı)

1400
Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi

1402
Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti

1402-1413
Fetret Devri, iç karışıklıklar

1409
Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i)

1411
Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı

1413
I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu

1413
(Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü

1416
Osmanlı-Venedik Deniz Muhaberesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı

1416
Macar Seferi

1417
Avlonya'nın fethi

1418
Makam teriminin ilk kullanılışı (A. Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında)

1418-1420
Samsun bölgesinin zaptı

1419-1424
Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması

1421
Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu

1421-1451
İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı)

1422
Mustafa Çelebi'nin (Düzme) bertarafı

1425
Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini

1425-1426
İzmir Beyi Cüneyd'in idamı

1425-1426
Teke Beyliği'nin intikali

1427-1428
Germiyan Beyliği'nin intikali

1429
Manyasoğlu Murad tarafından Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı

1429
Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu

1430
İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü)

1430
Selanik'in fethi


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:48:21
1430-1431
Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü

1431-1432
Kadızade, Salahaddin Musa b. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü

1432
Fatih Sultan Mehmed'in doğumu

1434
Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması

1436
Muiniddin B. Mustafa tarafından II. Murad'ın isteğiyle ilk Mesnevi tercümesi olan Mesnevi-i Muradiyye adlı eserin yazılışı

1437
Ömer bin Mezid tarafından ilk nazire mecmuasının derlenişi

1439
Semendire'nin alınışı

1440
Osmanlı musiki çalgıları üzerine ilk notlar (Ahmedoğlu Şükrullah)

1440
Başarısız Belgrad kuşatması

1444
Segedin Sulhü

1444
II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in cülusu ve Varna zaferi

1445
II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa cülusu

1447
Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması

1448
II. Kosova Zaferi

1451
II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa cülusu

1451-1512
Geçiş devri. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri

1453
İstanbul'un fethi

1453
Ayasofya'nın camiye çevrilmesi

1454
İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü)

1458-1460
Mora'nın ele geçirilişi

1461
Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu

1461
Candaroğulları'nın ilhakı

1463
Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması

1463-1470
İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası

1466
II. Mehmed'in Arnavut seferi

1468
Karamanoğulları'nın sonu

1468
II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi

1469
Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu

1470
Eğriboz'un alınışı

1471
Fatih Külliyesinin açılışı

1472
Topkapı Sarayının inşası

1473
Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi

1474
Ali Kuşçu'nun ölümü

1475
Kırım'ın Osmanlı tabiiyetine girişi

1476
Boğdan seferi ve zaferi

1478
Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi

1478
Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü

1479
Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi

1480
Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması

1480
Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması

1481
II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı

1481
100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi

1481
Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi

1482
Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:48:46
1483
Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı

1484
Boğdan Seferi

1484
Kili ve Akkirman'ın fethi

1484-1488
Edirne'de Hayreddin'in II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası

1485
Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması

1485
Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu

1486
Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)

1488
Hocazade, Muslihiddin Mustafa B. Yusuf B. Salih el-Bursavi'nin ölümü

1488
Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı

1489
Memlüklere karşı toprak kaybı

1491
Osmanlı-Memlük Barışı

1492
Macar Seferi

1492
İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi

1494
Nakibüleşraflığın yeniden ve devamlı olarak teşkili

1494
Çin bulutu motifinin tezhib'de ilk kullanılışı

1495
Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü, Şehzade Süleyman'ın doğumu

1497
İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi

1498
Lehistan Seferleri

1499
Venedik Harbi

1499
İnebahtı'nın alınışı

1499
Preveze baskını

15??
İlk mevlevi ayinleri (Pençgah, Dügah ve Hüseyni makamlarında üç beste-i kadim)

1500
Modon, Navarin ve Koron'un alınışı

1500-1505
İstanbul'da Yakub Şah B. Sultan Şah'ın II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası

1502
Venedikle sulh

1503
Anadolu sahasında ilk hamse sahibi Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi'nin ölümü

1505
Bayezid Külliyesi'nin açılışı

1509
İstanbul'da kıyamet-ı suğra (küçük kıyamet) zelzelesi

1511
Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi

1512
II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in cülusu

1512
Anadolu Türk edebiyatında ilk Şehrengiz örneğini yazan Mesihi'nin ölümü; Selim döneminden I. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre.

1514
Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş

1514
Şahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i işgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilişi

1514
Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş

1516
Mısır Seferi ve Mercidabık Zaferi

1517
Ridaniye Zaferi ve Kahire'ye giriş

1517
Haremeyn'in himaye altına alınması

1517
Haliç'te tersane yapımının tamamlanması

1517
Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması

1519
Celali isyanı

1519
Cezayir'in iltihakı

1520
I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın cülusu

1520
Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'da vefatı; Şahkulu'nun İstabul'a gelip Ehl-i Hiref teşkilatına girişi; Hattat Şeyh Hamdullah'ın vefatı

1520-1550
Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi

1521
Belgrad'ın fethi

1521
Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması

1522
Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi

1522
Rodos adasının ilhakı

1524
Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı

1524
Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü

1525
Yeniçeri isyanı

1525
İlk Fransız elçisi İstanbul'da

1525
Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü

1525
Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü

1526
Mohaç Zaferi

1526
Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı

1527
Bosna'nın fethi'nin tamamlanması


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:49:06
1528
Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi

1528
Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü

1529
Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması

1530-1540
Divan-ı Selimi'nin yazılması

1530-1560
Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi

1530-1588
Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi

1532
Alaman Seferi

1533-1534
Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir beylerbeyliğine tayini

1534
Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı

1534
Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü

1536
Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi

1536
Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı

1537
Körsof - Avlonya seferi

1538
Preveze Zaferi

1538
Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi

1540
Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması

1540-1560
Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi

1541
Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması

1543
Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi

1543
Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası)

1547
Osmanlı-Habsburg Sulhü

1547
Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması

1547
San'a'nın fethi

1548
İkinci İran seferi

1550
Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası

1551
Trablusgarb'ın fethi

1552
Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi

1553
Piri Reis'in ölümü

1553-1554
Turgud Reis'in Akdeniz seferi

1553-1554
Nahcıvan Seferi

1555
İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası

1556
Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı

1557
Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi

1557
Süleymaniye külliyesinin açılışı

1558
Şakayık-ı Nu'maniye telifi

1558
Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması

1559
Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması

1560
Cerbe'nin alınışı

1560-1600
Osman'ın Nakkaşhanede faaliyet göstermesi

1561
Taşköprüzade'nin ölümü

1562
Osmanlı-Habsburg Sulhü

1563
Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü

1565
Başarısız Malta kuşatması


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:49:29
1565
100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi

1566
Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Sigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu

1567
Yemen isyanı

1568
Davud el-Antaki'nin Tezkire adlı eserini telif etmesi

1569
Astarhan seferi

1569
Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi

1569-1595
Lokman'ın şehnameci olarak vazife görmesi

1571
Kıbrıs fethinin ikmali

1571
İnebahtı hezimeti

1571
Mustafa B. Ali el-Muvakkit'in ölümü; Takiyyüddin'in müneccimbaşılığa tayin edilmesi

1574
Buğday Zaferi

1574
Tunus'un fethi

1574
Selimiye'nin açılışı

1574
II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın cülusu

1575
Münşeat'üs-Selatın'in III. Murad'a takdimi

1575
Edirne'de Sinan eliyle II. Selim için Selimiye Camii'nin inşası

1577
Takiyüddin'in gözlemlerine 1577'de de kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi

1578
Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması

1578
Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi

1578
Kafkaslarda hareket

1580
İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi

22 Ocak 1580
İstanbul Rasadhanesi'nin yıktırılması

18 Kasım 1583
Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları

1583
Meşale Zaferi

1584-1588
Lokman'ın iki ciltlik Hüner-name'sinin tamamlanması

1585
Tebriz'in alınışı

1585
Takiyüddin el-Rasıd'ın ölümü

1586
İlk Sikke tashihi

1587
Gürcistan harekatı

1588
Gence seferi

1588
Resm-i tashih-i sikke konulması

1588-1606
Bosnalı Mehmed'in saraydaki kuyumcuların (zergeran bölüğünün) başı olarak vazife görmesi

1589
İkinci sikke tashihi

1590
Osmanlı-İran Antlaşması

1590
Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması

1593
Osmanlı-Habsburg Savaşları

1595
Estergon'un düşüşü

1595
III.Murad'ın vefatı, III. Mehmed'in cülusu

1596
Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Zaferi

1598-1663
Davud ve Mehmed Ağalar tarafından İstanbul'da valide sultanlar için Yeni Camii'nin inşası

1599
Osmanlı sarayında ilk Batı müziği aleti (Elizabeth I.'in IV. Mehmed'e gönderdiği org); Davud el-Antaki'nin ölümü

1600
Sikke tashihi

1601
Kanije Zaferi

1601
İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci

1603
Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması

1603
III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in cülusu

1603-1703
I. Ahmed döneminden III. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre

1607
Asi Canbolatoğlu ve Maanoğlu'nun Oruç ovasında bozguna uğratılması

1609-1610
Celali tenkili için Kuyucu Murad Paşa Anadolu'da

1612
Osmanlı-İran Antlaşması

1612
Hollandalılara ahidname verilmesi

1613
Ömer B. Ahmed el-Ma'I el-Çulli'nin ölümü

1614
Ali B. Veli B. Hamza el-Mağribi'nin ölümü

1615
İran Savaşı'nın yeniden başlaması

1615
Revan Seferi

1617
I. Mustafa'nın cülusu

1617
İstanbul'da Mehmed Ağa tarafından Sultan Ahmed Camii'nin inşası

1618
I. Mustafa'nın hal'I ve II. Osman'ın cülusu

1618
Sikke tashihi

1621
II. Osman'ın Lehistan seferine çıkışı (Hotin seferi)

1622
II. Osman'ın katli ve I. Mustafa'nın yeniden tahta çıkışı

1623
I. Mustafa'nın tahttan indirilip IV. Murad'ın cülusu

1624
Sikke tashihi

1629
Cizvitler tarafından, 1629'da İstanbul'da "Saint Georges" Fransız okulu ile yine "St. Louis Dil Oğlanlar Mektebi"nin kurulması

1634
İlk Şeyhülislam katli (Ahizade Hüseyin Efendi)

1635
IV. Murad'ın Revan seferine çıkışı

1638
Bağdat Seferi ve Bağdat'ın alınışı

1638
Hekimbaşı Emir Çelebi'nin ölümü

1639
Osmanlı-İran sulhü : Kasrışirin Antlaşması

1640
IV. Murad'ın ölümü, İbrahim'in tahta çıkışı, sikke tashihi

1642
Hafız Osman'ın İstanbul'da doğuşu

1642-1698
Hattat Hafız Osman

1645
Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı

1648
İbrahim'in hal'ı, IV. Mehmed'in cülusu

1648
Kandiye kuşatması

1650
Osmanlı musikisi eserlerinin ilk notalı tesbiti (Ali Ufki'nin eseri)

1656
Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması

1656
Çınar Vak'ası

1656
Köprülüler devrinin başlaması

1658
Katip Çelebi'nin ölümü

1660
Varad Kalesi'nin alınışı

1663
Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi

1664
St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması

1666
Türk Divan edebiyatında sebk-ı Hindi'nin öncülerinden Naili'nin ölümü

1669
Kandiye'nin alınışı, Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi

1670
Hekimbaşı Salih B. Nasrullah B. Sellüm'ün ölümü

1672
Lehistan seferi, Kamaniçe'nin alınışı

1672
Bucaş Antlaşması

1673
Fransız tüccarının ödediği gümrük resminin %3'e indirilmesi



Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:49:53
1676
Osmanlı-Lehistan sulhü : Zorawna Antlaşması

1678
Ukrayna'da Çehrin seferi

1678
Hafız Osman'ın kendi üslubunu gerçekleştirmesi

1680
Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)

1682
Osmanlı-Rus Antlaşması

1682
Seyahatname'nin yazarı Evliya Çelebi'nin ölümü

1683
II. Viyana kuşatması ve büyük bozgun

1683
Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Fasi b. Tahir; el-Rıdvani'nin ölümü

1685
Uyvar'ın elden çıkışı

1685
Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı

1686
Budin'in düşüşü

1687
IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi, II. Süleyman'ın cülusu

1687
Eğri kalesinin düşüşü

1687
Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması

1688
Belgrad'ın elden çıkışı

1690
Kanije kalesinin düşüşü

1690
Belgrad'ın geri alınışı

1690
Fransızların Mısır'da ödediği gümrük resminin %3 olarak tesbiti

1691
Ebu Bekr Behram b. Abdullah el-Dımaski'nin ölümü

1691
II. Ahmed'in tahta çıkışı

1691
Salankamen bozgunu

1691
Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması

1695
II. Ahmed'in ölümü

1695
II. Mustafa'nın cülusu, Malikane sisteminin uygulanmaya başlanması

1697
Zenta bozgunu

1698
Şehremini Baruthanesi yangını

1698
Hafız Osman'ın İstanbul'da vefatı

1699
Karlofça Antlaşmasının imzalanması

1700
Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması

1702
İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi

1702
Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü

1702
İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması

1703
Edirne Vak'ası

1703
III. Ahmed'in tahta çıkışı

1703
"Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması

1708
İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması

1709
Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı

1711
Prut Zaferi ve Barışı

1711
Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü

1713
"Zincir" altının çıkarılması

1715
Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi

1716
Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı

1716
"Fındık" altınının piyasaya çıkarılması

1718
Pasarofça Antlaşması


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:50:15
1718
Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü

1718-1730
İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı)

1720
İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması

1720
Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a)

1720
III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi

1721
Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi

1723
İran seferinin üç cepheli olarak açılışı

1724-1725
Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı

1726
İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu

1727-1839
Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi

1729
"Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi

1729
Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması

1730
Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü

1730
Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu

1732
Osmanlı-İran barışı

1733
İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları

1733
Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi

1735
Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması

1736
Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları

1736
Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü

1739
Belgrad Antlaşması

1739
Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması

1742
Ömer Şifai'nin ölümü

1743
Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması

1745
Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü

1746
Osmanlı-İran barışı

1747
Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü

1748
Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması

1748-1755
İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi

1751
Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si)

1754
I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu

1757
III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu

1757-1758
Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması

1758
Mustafa Rakım'ın Ünye'de doğuşu

1760 (1173)
Abbas Vesim Efendi b. Abdurrahman b. Abdullah'ın ölümü

1766
Haremeyn mukataalarının darphanece idare olunmaya başlanması

1768
Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması

1770
Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi

1770-1776
Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması

1771
Kırım'ın işgali

1772
Tersane yakınlarında Topçu Mektebi'nin kurulması

1773
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu

1773-1774
Darphanenin Hazine-i Amire'nin yedeği vazifesini görmeye başlaması

1774
Avrupa tarzında teşkil edilmiş olan Sürat Topçuları Ocağı'nın kurulması; Bedreddin Hasan b. Burhaneddin İbrahim el-Ceberti'nin ölümü

1774
Sür'at Topçuları Ocağı'nın kurulması

21 Temmuz 1774
Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı tanınması

29 Nisan 1775
Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması

1776
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı; Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreş ve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması; Hendese odasına nizam verilmesi

10 Mart 1779
Aynalıkavak Tenkihnamesi

1780
Mehmed Esad Yesari'nin ta'lik hattında Osmanlı üslubunu buluşu

1781
Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi

1783
Rusya'nın Kırım'ı ilhakı

1784
Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi

1784
Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri

8 Ocak 1784
Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması

1787-1788
İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:50:39
17 Ağustos 1787
Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı

9 Şubat 1788
Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi

1789
Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz dış istikraz teşebbüsü

Ocak 1789
Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı

7 Mayıs 1789
I. Abdülhamid'in ölümü ve III. Selim'in tahta çıkması

11 Temmuz 1789
Osmanlı-İsveç ittifakı

1790
İlk resmi Ermeni mektebinin Kumkapı'da açılması; Gelenbevi, İsmail b. Mustafa b. Mahmud'un ölümü

31 Ocak 1790
Osmanlı-Prusya ittifakı

27 Temmuz 1790
Avusturya'nın Prusya tarafından barışa zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu

18 Eylül 1790
Yergöğü Mütarekesi

Ekim - Kasım 1790
Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı

1791-1799
Mevlevi ayininde piyano (!) (Galata Mevlevihanesi, Şeyh Galib/III. Selim zamanı)

4 Ağustos 1791
Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi. Ziştovi Antlaşması

11 Ağustos 1791
Rus Savaşı'nın sonu. Kalas Mütarekesi

1792
Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması

1792
III. Selim devrinde 100'lük guruş basılması

10 Ocak 1792
Kırım'ın Rusya'ya bırakılması

10 Ocak 1792
Yaş Antlaşması

1793
Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası

1793
Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu

1793
Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması; Fazıl Hüseyin'in III. Selim'in sarayında hazırladığı Huban-name ve Zenannamesi'nin resimli bir nüshası

1793
Zahire Nezareti'nin kurulması

1793-1794
Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması

1794
Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi

1795
Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi

1795
Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı; Kara Mühendishanesi binasının inşası; Osmanlı sarayında ilk yabancı bando (Napolyon'un III. Selim'e gönderdiği)

1795
Zahire Hazinesi'nin kurulması

1797
Mühendishane'de açılan Matbaanın faaliyete geçmesi

1797
Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası

1797
Pazvandoğlu isyanı

1797
Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları

17 Eylül 1797
Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması

1798
Mehmed Es'ad Yesari'nin İstanbul'da vefatı

3 Ocak 1798
Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı

1 Temmuz 1798
Fransa'nın Mısır'a saldırması

3 Eylül 1798
Fransa'ya savaş ilanı

1799
Neticesiz dış istikraz teşebbüsü

5 Ocak 1799
Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak

Şubat 1799
Napolyon'un El-Ariş ve Gazze'yi ele geçirmesi

Mayıs 1799
Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi

Ağustos 1799
Napolyon'un Fransa'ya dönmesi, Mısır'ın işgalinin devamı

1800
Takvimlerin Jacques Cassini Zicine göre hazırlanmaya başlaması

Mart 1800
Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları

1801
Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi; Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin ölümü

Ağustos 1801
Mısır'ın tahliyesine dair mütareke

1802
Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi

1802
Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması

25 Haziran 1802
Paris Antlaşması. Fransa ile barış

1803
"Ayvalık İkonomos Akademisi'nin kurulması; "Kuruçeşme Rum Mektebi (Helleno Philosophical School)"nin kurulması

Şubat 1804
Sırp isyanlarının başlaması

1805
Avrupa tarzında ilk hastane'nin Kasımpaşa'daki Tersane-I Amire'de açılması

1805
Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması

1805
Tersane Hazinesi'nin kurulması

1805
Beykoz Çuka ve Kağıt Fabrikası'nın faaliyete geçmesi

Temmuz 1805
Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini

1806
Nizam-ı Cedid'in başarısızlığı ve gerilemesi. İkinci Edirne Vak'ası

1806
Osmanlı-Rus Savaşı

1806
III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi

Ocak 1806
Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması

Ekim 1806
Memleketeyn 'in Rusya tarafından işgal edilmesi

1807
Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi

20 Şubat 1807
İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi

Mart - Eylül 1807
İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi

25 Mayıs 1807
Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma

29 Mayıs 1807
III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası

29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808
IV. Mustafa devri. Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler

1808
Mustafa Rakım'ın celi sülüs ve tuğra'ya yeni üslubunu getirişi

28 Temmuz 1808
Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması

28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808
Alemdar'ın kısa süren sadareti

29 Eylül 1808
Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması

15-16 Kasım 1808
Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu

5 Ocak 1809
İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması

1810
II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması

1810
İzmir Jimnasium'unun kurulması; Yesarizade


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:50:59
1812
Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması

1812
Fransız postalarının ilk kuruluşu

28 Mayıs 1812
Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi

1816
Miloş Obronoviç'in "başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini

1817
Hüseyin Rıfkı Tamani'nin ölümü

Şubat - Mart 1821
Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması

1823
Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi

1824
Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması

1824
Fatih Külliyesindeki Darü'ş-Şifa'nın yıkılması; Sultan II. Mahmud'un Talim-i sıbyan adı ile ferman yayınlaması; St. Pierre mektebinin kurulması

1826
İhtisab müessesesinin düzenlenmesi

1826
Şinasi'nin doğumu; Mustafa Rakım'ın İstanbul'da vefatı; Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi

14 Haziran 1826
Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması

7 Ekim 1826
Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi

1827
Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları

1827
Tıphane-i Amire'nin kurulması; İlk "Marş-ı Sultani" bestesi (G. Donizetti, II. Mahmud'a)

1827
Mukataa Hazinesi'nin Hazine-i Amire'den ayrılması

4 Nisan 1827
İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü

Temmuz 1827
Mısır kuvvetlerinin Rum isyanını bastırmaları, Atina'nın teslimi

20 Kasım 1827
Navarin saldırısı : Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması

26 Nisan 1828
Rusya'nın savaş ilan etmesi

1829
Ziya Paşa'nın doğumu; Mahmud Celaleddin'in İstanbul'da vefatı; Şevki Efendi'nin İstanbul'da doğuşu

1829
Deli Teşkilatının kaldırılması

14 Eylül 1829
Edirne Barışı : Yunanistan'ın bağımsızlığı

1830
Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması; İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi; Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması

1830
Tiftik keçisinin Güney Afrika'da yetiştirilmeye başlanması

1830
Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması

1830-1831
Nüfus sayımları

5 Temmuz 1830
Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri

1831
İlk saray konservatuarı (Mızıka-i Hümayun ve Saray Harem Orkestrası)

1831
Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti)

1831-1834
İshak Efendi'nin dört ciltilik Mecmua-i Ulum-ı Riyaziye adlı eserinin basılması

1 Kasım 1831
İlk gazete Takvim-i Vekayi'nin neşri

1832
Tıphane-i Amire'nin Şehzadebaşı'ndan Cerrahhane'nin bulunduğu binaya nakledilmesi

1832
Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti

1832
Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı

1832
İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı

1832
İngiliz postalarının kuruluşu

29 Ocak 1832
Topkapı Sarayı'na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda Cerrahhane-i Amire'nin açılması

12 Aralık 1832
Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri

1833
Feshanenin kuruluşu

2 Şubat 1833
Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri

5 Nisan 1833
Rus kuvvetlerinin yardım amacı ile Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi

Mayıs 1833
Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması : Kütahya Sözleşmesi

8 Temmuz 1833
Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı : Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması

18 Eylül 1833
Münchengraetz Antlaşması

1834
Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması

1834
Mukataat Hazinesi'nin isminin "Mansure Hazinesi" olarak değiştirilmesi

1835
Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi

1835-1845
İlk halk konserleri [Tanburi Aleksan Efendi (1815-1864) İstanbul Süleymanpaşa Hanı'ndaki kahvede]

1836
Başhoca İshak Efendi'nin ölümü

1836
İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması

1836
Başhoca İshak Efendi'nin ölümü

1836
İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması

11 Mart 1836
Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251)

26 Kasım 1837
Osmanlı yapımı "Eser-i Hayr" adlı buharlı geminin denize indirilmesi

1838
Mekteb-i Adli'nin açılması; Üsküdar'da Cemaran adlı Ermeni yatılı yüksek okulunun kurulması; Müderrishane-i Bahri'nin Tersane'deki yeni binasına nakledilmesi; Sultan II. Mahmud'un ilk öğretim alanında yeni bir teşebbüse girişmesi; Sami Efendi'nin İstanbul'da doğuşu

1838
Maliye Nezareti'nin kurulması ve Hazine-i Amire'nin darphaneden ayrılıp Mansure Hazinesi'yle birleştirilmesi

1838
Defterdarlığın Maliye Nazırlığı'na çevrilmesi

24 Mart 1838
Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyyenin kurulması

16 Ağustos 1838
İngiliz tüccarına geniş imkanlar tanıyan Balta Limanı Ticaret Muahedesi'nin imzalanması. Bu muahede ile gümrük resmi oranının ihracatta %12, ithalatta %5 olarak tesbiti

1839
"Kaime-i mutebere-i nakdiyye"nin çıkarılması

1839
Ali Süavi'nin doğumu; Mekatib-i Rüşdiye Nezareti'nin kurulması; Mekteb-i Tıbbiye'nin Galatasaray'daki yeni binasına taşınması ve mektebin adının Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olarak değiştirilmesi; Mekteb-i Ulum-ı Edebiye'nin açılması; Notre Dame de Sion Kız Lisesi'nin kurulması

1839-1844
Dr. Bernard'ın Mekteb-i Tıbbiye nazırlığı dönemi

1839-1845
Mekteb-i Fenn-i Nücum'un faaliyet dönemi

24 Haziran 1839
Mehmed Ali ile savaşın tekrar başlaması, Osmanlı kuvvetlerinin Nizip mağlubiyeti

1 Temmuz 1839
II. Mahmud'un vefatı üzerine Abdülmecid'in tahta çıkması, Osmanlı donanmasının Mehmed Ali'ye teslimi

3 Kasım 1839
Tanzimat Fermanı'nın ilanı

3 Mayıs 1840
Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun Fransa'dan mülhem bir biçimde düzenlenmesi ve kabulü (14 Temmuz 1851'de bu kanun, kanun-u cedid olarak tadilatla yeniden yürülüğe girer)

1840
Gayri müslim tebaadan Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması

1840
Tanzimat'ın tatbik edildiği yerlerde temettü vergisi konulma kararı

1840
Bütün hazinelerin Maliye Hazinesi'ne katılması

1840
Posta Nezareti'nin kurulması

21 Aralık 1840
Namık Kemal'in doğumu

1841
Lübnan olayları

1841-1906
Ahmed Ali Paşa'nın doğumu. (ressam)


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:51:23
24 Mayıs 1841
İngiltere'nin yardımıyla Mısır meslesinin halli, Mısır'ın veraset usulü ile Mehmed Ali Paşa'ya bırakılması

13 Temmuz 1841
Londra Boğazlar Mukavelenamesi

1842
Askeri Baytar Mektebi'nin açılması

1842-1910
Osman Hamdi (ressam, eğitimci, müzeci, arkeolog)

1843
Hereke Fabrikası'nın kurulması

1843
Zeytinburnu Demir Fabrikası inşaatına başlanması

1843
Muhdes kara gümrüklerinin kaldırılması

1843
Feshane'ye çuka dokuma tezgahlarının ilavesi

1 Şubat 1844
Tashih-i sikke

1844
Feshane'de buhar makinelerinin kullanılmaya başlanması

1845
İzmir'de su kuvvetiyle çalışan kağıt fabrikasının kurulması

1845
Bahriye Mektebi'nin Heybeliada'daki binasına taşınması; Kadı yetiştirmek için Süleymaniye'de "Muallimhane-i Nüvvab" medresesinin kurulması; Rüşdiyelerin Darü'l-fünun'a öğrenci yetiştiren orta dereceli mektepler olarak kabul edilmesi

Ocak 1845
Sultan Abdülmecid'in Meclis-i Vala'yı ziyareti

13 Mart 1845
Meclis-i Muvakkat'ın (Geçici Maarif Meclisi) çalışmalarına başlaması

10 Nisan 1845
Polis (zabıta) teşkilatının kuruluşu (12 Rebiülevvel 1261 tarihli nizamname)

1846
Meclis-i Maarif-i Umumiye kurulması; Mekatib-i Umumiye Nezareti'nin kurulması; Başhoca Seyyid Ali Paşa'nın ölümü

1846
Rus Ticaret Muahedesi

16 Şubat 1846
Zabtiye müşiriyetinin kurulması

Darü'l-Fünun kurmada ilk teşebbüs

1847
Timarlı Sipahi Teşkilatı'nın ilgası

1847
Telgrafın Beylerbeyi Sarayı'nda denenmesi

1847
Dersaadet Bankası'nın kuruluşu

1847
İstanbul'da ilk piyano resitali (Liszt Abdülmecid'e Donizetti'nin Mecidiye Marşı'nı çalıyor); Yeşilköy'de bulunan Ayamama Çiftliğinin ziraat talimhanesi şekline getirilerek ilk pamuk ziaati uygulama eğitiminin burada verilmeye başlanması

1 Mart 1847
Recaizade Ekrem'in doğumu

1848
Avrupa'da liberal ihtilaller : Polonya ve Macaristan'da milliyetçi ayaklanmalar

1848
Protestan Ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması

1848
İstanbul'da ilk Sanayi Mektebi'nin kurulmasına teşebbüs edilmesi

16 Mart 1848
İstanbul'da Darü'l-Muallimin açılması

18 Kasım 1848
Osmanlı yapımı ilk demir vapurun denize indirilmesi

1849
Veteriner öğretim faaliyetlerine başlanması; Yesarizade Mustafa İzzet'in İstanbul'da vefatı

1850
1847'den geçerli sayılmak üzere gümrük resimlerine esas teşkil eden mal fiyatlarında ithalatta %20, ihracatta %16 indirim yapıldıktan sonra gümrük resimlerinin tesbit edilmesi kararı

1850
Ticaret Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü

1850
İlk faizsiz kaimenin çıkarılması

1850
Muallim Naci'nin doğumu

12 Mart 1850
Darü'l-Maarif'in öğrenime başlaması

1851
Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü

1851
Londra Sergisi

1851
Akademik karakterde ilk ilmi dernek olan Encümen-i Daniş'in açılması

18 Temmuz 1851
Encümen-i Daniş'in kurulması

1852
Abdülhak Hamid'in doğumu; İstanbul Şark Cemiyetinin (Societe Orientale de Constantinople) kurulması

1853
"Mukaddes yerler" meselesi, Rusya'nın tazyikleri ve Kırım Savaşı'nın patlaması

1853
İstanbul'da I. Abdülmecid tarafından Dolmabahçe Sarayı'nın inşa ettirilmesi

1854
İlk dış istikraz : Borçlanma devrinin ve alışkanlığının başlaması

1854
Meclis-i Vala'nın "Meclis-i Ali-yi Tanzimat" ve "Meclis-i Ahkam-ı Adliye'ye" ayrılması

1854
İhtisab teşkilatının lağvı

12 Mart 1854
Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile ittifak

1855
Piyanonun yüksek sosyeteye geçişi [Leyla (Saz) Hanım'ın babası Hekimbaşı İsmail Paşa'nın köşküne İtalya'dan getirtilen]

1855
Gayri müslimlerden alınan "cizye"nin kaldırılması

1855
Paris Sergisi

16 Ağustos 1855
İstanbul'da Şehremanetinin kurulması (modern belediye idarelerinin başlangıcı)

9 Eylül 1855
Osmanlı İmparatorluğu'nda telgrafın hizmete girmesi

14 Kasım 1855
Et ve Ekmek dışında hemen bütün maddelerden narhın kaldırılması

1856
Rusya'nın Asya'da Türk illeri istikametinde fetihlere başlamasının şartlarının oluşması

1856
Bank-ı Osmani'nin kurulması

1856
Arap alfabesinin Mors alfabesine uyarlanmasıyla telgrafların Türkçe olarak çekilmeye başlanması

1856
Islahat Fermanı

1856-1860
Köstence-Çernevo'da demiryolu hattının yapımı

1856-1866
İzmir-Aydın demiryolu hattının yapımı

15 Şubat 1856
İstanbul Tıp Cemiyeti'nin (Societe Medicale de Constantinople) kurulması

18 Şubat 1856
Islahat Fermanı'nın ilanı

30 Mart 1856
Paris Barış Antlaşması

30 Mart 1856
Rusya'nın bozguna uğraması

30 Mart 1856
Karadeniz'in tarafsız ve silahsız bir hale getirilmesi

22 Mayıs 1856
İstanbul Tıp Cemiyeti'ne Şahane ünvanının verilmesi ve cemiyetin adının, Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane olarak değişmesi

1857
Orman Mektebi açılması hususunda ilk teşebbüs

1857
Cidde olayları ve İngiliz kuvvetlerinin, müslim-gayri müslim çatışmalarına müdahalesi

1857
Gümrük resminin, eşyanın vardığı değil çıktığı yerde alınması usulünü getiren Mahrec Nizamnamesi'nin yayımlanması

1857-1862
Beyrut - Şam şosesinin yapımı


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:51:47
17 Mart 1857
Maarif-i Umumiyye Nezareti'nin kurulması

6 Kasım 1857
Paris'te Mekteb-i Osmani adında bir Osmanlı mektebinin açılması

1858
Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü

1858
Kız rüşdiye mekteplerinin açılması

1858
Kaimelerin iptali için dış istikraz yapılması

1858-1859
Emlak, arazi ve temettü vergilerinin ayrılması

6 Haziran 1858
Arazi Kanunnamesi'nin kabulü

8 Haziran 1858
Beyoğlu ve Galata'da kurulacak Altıncı Daire-i Belediyye'nin nizamname-yi umumisi (ilk örnek belediye)

1859
Kaimelerin piyasadan toplanabilmesi için "iane-i umumiyye" toplanması

1859
Fransızca'dan yapılan ilk şiir tercümesi risalesi, Şinasi'nin Tercüme-i Manzume'sinin neşri

12 Şubat 1859
Mekteb-i Mülkiyye'nin kuruluşu

1860
Ticaret mahkemelerinin kuruluşu

1860
İlk basılı yerli tiyatro, Şinasi'nin Şair Evlenmesi'nin tefrika edilmesi

1860-1861
Lübnan ve Suriye Olayları

1860-1861
Lübnan'ın imtiyazlı bir eyalet haline getirilmesi

22 Ekim 1860
Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayına başlaması

1861
Abdülmecid'in vefatı ve Abdülaziz'in tahta çıkması

1861
Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye'nin kuruluşu

1861
Usul-i Muhakemat-ı Ticaret Nizamnamesi'nin kabulü

1861-1866
Rusçuk - Varna demiryolu hattının yapımı

9 Haziran 1861
Cebel-i Lübnan mutasarrıflığı'nın hususi statüsünün tesbiti ve Cebel-i Lübnan nizamnamesi

9 Haziran 1861
David Paşa'nın Lübnan'a vali olarak atanması

29 Nisan 1861
Fransız ve İngilizler'le Kanlıca Ticaret muahedelerinin yapılması. Bu muahede dış ticarette gümrük resmi oranının %8'e yükseltilmesi ve esnaflıkta inhisar sisteminin kaldırılması

1862
Tuna vilayetinin kuruluşu ve Mithad Paşa'nın vali olarak tayini

1862
Gümrük resimlerine esas teşkil eden mal fiyatlarında %10 indirim yapıldıktan sonra gümrük resmi alınmaya başlanması

1862
Kaimelerin piyasadan tamamıyla toplanması

1862
Altının değerinin 100 kuruş olarak tesbiti

1862
Roman türünde Batıdan yapılan ilk tercüme, Fenelon'dan Tercüme-I Telemak'ın Yusuf Kamil Paşa tarafından yayınlanması; Cemiyet-I Tıbbiye-i Osmaniye'nin kurulması

1862
Mahrec-i Aklam'ın kurulması

20 Temmuz 1862
Mekteb-i Maarif-i Adliye'nin, "Mekteb-i Aklam" adı altında yeni bir şekle sokulması

8 Ekim 1862
Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun teşkil edilmesi

1863
Abdülaziz'in Mısır'a seyahati

1863
Mithad Paşa tarafından Niş'te ilk Islahhane'nin (sonraki yıllarda Sanayi Mektebi) kuruluşu

1863
İstanbul Eczacılık Cemiyeti'nin (Societe de Constantinople) kurulması; Protestan Robert Koleji'nin açılması

1863
Menafi Sandığı'nın kurulması

1863
Mektuplara pul yapıştırılmaya başlanması

1863
Ticaret-i Bahriyye Kanunnamesi'nin kabulü

13 Ocak 1863
Darü'l-Fünun'da, halka açık serbest konferans şeklinde derslere başlanması

18 Şubat 1863
Sultanahmet Sergisi'nin (Sergi-i Umumi) açılışı

1864
Mekatib-i Sıbyan-ı Müslime Komisyonu'nun kurulması; Mekteb-i Harbiye dahilinde Erkan-ı Harp sınıfının açılması; Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye'nin (Darü'ş-Şafaka) kurulması; Saint Joseph okulunun kurulması; İlk basılmış nazariyat kitabı (Haşim Bey'in Mecmu'atü'l-Makamat'ı)

1864
İyonya adalarının (Yedi Ada Cumhuriyeti'ni oluşturan adalar) İngiltere tarafından Yunanistan'a verilmesi

1864
Karadan Hindistan'ı Avrupa'ya bağlayan telgraf hattının tamamlanması

1864
Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun kuruluşu

1864
Nizamiye mahkemelerinin kuruluşu

1864-1876
Paris'e talebe gönderilmesi

8 Ekim 1864
Vilayet Nizamnamesi'nin kabulü

1865
Müstakil Romen kilisesinin kurulması

1865
İstanbul Birinci Şehir Postası'nın kuruluşu

1865
Darü'l-Fünun binasının inşasının tamamlanması ve Maliye Nezareti'ne tahsis edilmesi; Mekteb-i Tıbbiye'nin nazırlığına Cemaleddin Efendi'nin getirilmesi

Eylül 1865
Mekteb-i Osmani'nin lağvedilmesi

1866
Girit isyanları , Yunanistan ile birleşme faaliyetleri

1866
Tezkire türünün son örneği olan Hatimetü'l-Eş'ar'ı yazan Fatih'in ölümü; Halid Ziya'nın doğumu

1866
Mısır veraset usulünün değiştirilmesi

1866
Ahmed Süreyya Emin Bey'in modelini hazırladığı seri ateşli topla Osmanlılar'ın topçulukta hamle yapması

1866
Simkeşler Şirketi'nin kuruluşu

1866
Dahilde sarfedilecek malların rayiç fiyatından %10 indirim yapıldıktan sonra gümrük resimlerinin tesbit edilmesi kararı


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:52:07
1866-1867
Avusturya'nın Prusya karşısında mağlup olması ve Macaristan ile eşit bir birlik kurması : Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

1867
Sırbistan'daki son Osmanlı askeri temsiliyetinin ortadan kaldırılması, Sırp kalelerinin tahliyesi

1867
Rüşdiyelere gayri müslim talebe alınmaya başlanması; Beyrut Amerikan Üniversitesi'nin kurulması

1867
Mısır Valisi İsmail Paşa'nın "hıdiv" olması

1867
Genç Osmanlılar'ın Avrupa'ya kaçmaya başlamaları

1867
Yabancılara mülk edinme hakkının verilmesi

1867
Bahriye Nezareti'nin Kuruluşu

1867
Saraçlar Şirketi'nin kuruluşu

1867
Menafi Sandığı'nın bütün vilayet ve sancak merkezlerine yayılması

1867-1876
İzmir Rıhtımı'nın inşası

22 Şubat 1867
Eğitim sahasında Fransız notasının verilmesi

8 Haziran 1867
Mısır'a hıdivlik statüsünün verilmesi

21 Haziran 1867
Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahati

1868
Ali Paşa'nın Girit isyanlarını teskin etmesi ve Girit'e özerk bir statü verilmesi

1868
Galatasaray Sultanisi'nin açılması

1868
İstanbul Emniyet Sandığı'nın kurulması

1868
Demirciler ve Dökümcüler şirketlerinin kuruluşu

1868
Yunan postasının kapatılması

1868
Feshane'nin modern bir dokuma fabrikası haline getirilmesi

1868
Darü'l-Muallimin-i Sıbyan'nın açılması; Mekteb-i Hiref ve Sanayi'nin kurulması; Sanayi Mektebi'nin kurulması

1 Mart 1868
Adliye Nezareti'nin kurulması

1 Nisan 1868
Şura-yı Devlet'in teşekkülü ve Divan-ı Ahkam-ı Adliyye'nin ayrı bir temyiz organı olarak ayrılması

1 Eylül 1868
Mekteb-i Sultani'nin açılması

1869
Süveyş Kanalı'nın açılması

1869
Osmanlı Ordusu'nun Nizamiye, Redif ve Mustahfız diye üç bölüme ayrılması

1869
Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'nin ilk kitabının kabulü

1869
Mekteb-i Harbiye dahilinde bir Baytar sınıfının açılması

8 Nisan 1869
İkinci Darü'l-Fünun binasının inşasının tamamlanması ve Darü'l-Fünun-ı Osmani'nin kurulması

26 Ağustos 1869
Turuk Nizamnamesi'nin kabulü

2 Eylül 1869
Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi ile ilk ve orta tedrisatın düzenlenmesi

Ekim 1869
Darü'l-Fünun-ı Osmani'de talebe kaydına başlanması

1870
Müstakil Bulgar kilisesinin kurulması ve Bulgarlar'ın Rum Patrikhanesi'nin nüfuzundan çıkmaları

1870
Fransa'nın, Almanya ve Prusya Savaşı'nda ağır mağlubiyet alması

1870
Cenab Şehabeddin'in doğumu; Batılı tarzda ilk roman hikaye türünde, Ahmed Midhat'ın Su-i Zan-Esaret adlı kitabının neşri; Mühendishane'nin Maçka Harbiye Mektebi içerisinde topçu ve istihkam sınıflarında eğitim faaliyetlerine devam etmesi; Sıbyan mekteblerinin ıslahı ve iptidai adı altında yeni mekteplerin açılması; Darü'l-Fünun'ı Osmani'yi teşkil eden şubeler arasında "İlm-i hukuk" şubesinin de yer alması; Tıp eğitiminin Türkçe yapılmaya başlanması

1870
Karadeniz'in tekrar silahlandırılması ve Rusya'nın Paris Antlaşması'nın hükümlerini tanımaması

1870
Darülfünunun açılması teşebbüsü

1870-1927
Kemaledin Bey (mimar)

20 Şubat 1870
Darü'l-Fünun-ı Osmani'nin büyük bir merasimle açılması

26 Nisan 1870
Darü'l-Muallimat'ın açılması

2 Temmuz 1870
Kavanin ve Nizamat Dershanesi'nin açılması

Ekim 1870
Darü'l-Fünun müdürü Tahsin Efendi'nin umuma açık konferanslar (ders-I'am) tertip etmesi

1871
Sadrazam Ali Paşa'nın vefatı

1871
Saint-Esprit okulunun kurulması

1871
Abdülaziz'in şahsi idaresinin artması, Mahmud Nedim Paşa sadareti

1871
Dersaadet Tahvilat Borsası Nizamnamesi'nin yayımlanması

1871
Posta ve Telgraf nezaretlerinin birleştirilmesi ve İkinci Posta Nizamnamesi'nin neşri

22 Ocak 1871
İdare-yi Umumiyye-i Vilayat Nizamnamesi

13 Eylül 1871
Şinasi'nin ölümü

1872
Emniyet Sandığı'nın şubelerinin açılması

1872
Darü'l-Maarif idadisinin kurulması; Maadin Mektebinin kurulması

1873
Meclis-i Tetkikat-ı Şer'iyye'nin kuruluşu

1873
Mehmed Akif'in doğumu; Türkçe ilk modern tıp lugatı olan Lügat-ı Tıbbiye'nin neşredilmesi; Sava Paşa'nın yeni bir Darü'l-Fünun kurmakla görevlendirilmesi; Darü'l-Fünun-ı Osmani'nin kapanması

Haziran 1873
Mekteb-i Sultani'nin, Gülhane Bahçesi'ndeki Saray'a bitişik binalara nakledilmesi

1874
Rusya'nın kışkırtmaları ve Panislavist faaliyetlerin artması

1874
Hukuk Mektebi, Mülkiye Mühendis Mektebi ve Edebiyat Mektebi'nden oluşan Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin açılması; İstanbul Darü'l-Muallimi'nin açılması; İlk basılmış nota (Notacı Emin Efendi, 1845-1907)

1874
Kara gümrüklerinin lağvı

1874
Islah-ı Sanayi Komisyonu faaliyetinin durdurulması



Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:52:31
1874-1875
Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin eğitime başlaması; Osmanlı İmparatorluğu'nda sivil mühendislik eğitiminin başlaması

1875
Bosna-Hersek isyanları

1875
Askeri rüşdiye mekteplerinin açılması; Mora Yenişehir İdadisi'nin açılması

1876
Bulgar isyanları

1876
Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı

1876
Abdülaziz'in tahttan indirilmesi, V. Murad'ın tahta çıkması, hal'i ve Abdülhamid'in cülusu

1876
Meşrutiyet'in ilanı

1876
İstanbul'da Balkan krizini görüşmek üzere internasyonal bir konferansın toplanması : Tersane Konferansı

1876
İstikrazların mürettebat ödemelerinin durdurulması

1876
Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'nin son kitabının kabulü

1876
Edebi roman hüviyetinde ilk eser olan, Namık Kemal'in İntibahı'nın neşri; İzmir ve Manastır'da yaıtılı idadiler açılması

23 Mart 1876
Ziya Gökalp'in doğumu

23 Aralık 1876
I. Meşrutiyet'in (Kanun-ı Esasi) ilanı

1877
Rusya'nın tecavüzü ve Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması: Balkanlar'ın ve Doğu Anadolu'nun Rus işgaline uğraması

1877
Mahrec-i Aklam'ın Mekteb-i Mülkiye'nin idadi sınıflarıyla birleştirilmek suretiyle kaldırılması; Mekteb-i Tıbbiye'nin tekrar Gülhane'ye nakledilmesi; Fenn-i Resim ve Mimari Mektebi'nin kurulması

1877-1878
Darü'l-Fünun ve Mekteb-i Sultani'nin bir yıl eğitime ara vermesi

19 Mart 1877
İlk Meclis-i Meb'usan'ın içtimaı (o yılın 28 Haziran'ına kadar çalışır)

25 Eylül 1877
Dersaadet Belediye Kanunu (Meclis-i Mebusan'da müzakere edilerek kabul edilir)

5 Ekim 1877
Vilayet Belediye Kanunu'nun kabulü

13 Aralık 1877
Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili

1878
Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları imzalanması

1878
Sırbistan, Karadağ ve Romanya'nın müstakil birer devlet olmaları

1878
Bulgaristan Prensliği'nin ortaya çıkması

1878
Ermeni meselesinin zuhuru

1878
Ali Suavi'nin öldürülmesi

1878
Kıbrıs'ın İngiltere tarafından ele geçirilmesi

1878
Bosna ve Hersek'in Avusturya-Macaristan'ın işgal ve idaresine terki

1878
Makedonya meselesinin ortaya çıkması

13 Şubat 1878
Meclisin kapatılması

Ekim 1878
Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin tekrar eğitime başlaması

1879
II. Abdülhamid devrinde basılan kaimelerin toplatılıp imha edilmesi

1879
Mehakim-ı Nizamiye Teşkilatı Kanunu'nun kabulü

1879
Mekatib-i Sıbyaniye Dairesi'nin kurulması; Maarif merkez teşkilatının yeniden düzenlenmesi

1879
Usul-ı Muhakemat-ı Cezaiyye Kanunu'nun kabulü

1880
Vergi reformu

1880
Yafa-Kudüs demiryolu hattının tamamlanması

1880
İlk köy romanı, Ahmed Midhat'ın Bahtiyarlık'ının neşri; Darü'l-Fünun-ı Sultani Turuk u Maabir Mektebi'nin ilk mezunlarını vermesi

1880
Usul-ı Muhakemat-ı Hukukiyye Kanunu'nun kabulü

13 Mart 1880
İstanbul'da bir kız idadisinin açılması

17 Mayıs 1880
Ziya Paşa'nın ölümü

Ekim 1880
Darü'l-Fünun-ı Sultani Hukuk Mektebi'nin ilk mezunlarını vermesi

20 Aralık 1880
Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin ilk mezunlarını vermesi; Journal de la Societe de Pharmacie de Contantinople'un yayınlanması; Cemiyet-I İlmiye'nin kurulması

1881
Mustafa Kemal'in Doğumu

1881
Mısır'ın İngilizler tarafından işgali

1881
Düyun-ı Umumiyye idaresinin kurulması

1881
Mühendishane'de mümtaz sınıf adı altında yeni bir sınıf teşkil edilmesi; Darü'l-Fünun-ı Sultanı Turuk u Maabir Mektebi'nin faaliyetlerinin son bulması; Orman ve Maadin Mektepleri'nin birleştirilmesi

1882
Tunus'un Fransızlar tarafından işgali

1882
Muharrem Kararnamesi'nin neşri

2 Ocak 1882
Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulması ve Osman Hamdi Bey'in müdür olması

1883
Osmanlı ordusunun Prusya askeri heyeti tarafından ıslahına başlanması

20 Haziran 1884
Mülkiye Mühendis Mektebi kurulması

1 Kasım 1884
Mülkiye Mühendis Mektebi'nin Mühendishane-I Berri-I Hümayun'un bir odasında eğitimine başlaması

2 Aralık 1884
Yahya Kemal'in doğumu

1885
Doğu Rumeli'nin Bulgaristan tarafından ilhakı

1885
Abdülhak Hamid'in Makber'inin neşri

18 Eylül 1885
Doğu Rumeli eyaleti valiliğinin Bulgaristan prensine verilerek bu bölgedeki kontrolün zayıflaması

1886
Adana-Mersin demiryolu hattının tamamlanması

1886
Maarif Nezareti'ne bağlı olarak Mekatib-i Gayri müslime ve Ecnebiye Müfettişliği'nin kurulması

1886
Adana-Mersin demiryolu hattının tamamlanması

1886
Maarif Nezareti'ne bağlı olarak Mekatib-i Gayri müslime ve Ecnebiye Müfettişliği'nin kurulması

1886-1887
Darü'l-muallimin'in yatılı hale getirilmesi

1887
Yedikule Havagazı Fabrikası'nın kurulması

1887
Ahmed Haşim'in doğumu; Şevki Efendi'nin İstanbul'da vefatı


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:52:51
5 Şubat 1887
Beşir Fuad'ın intiharı

1888
Haydarpaşa-İzmir-Ankara demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi

1888
Beyrut'ta Saint Joseph Katolik Tıp Mektebi'nin açılması; Baytar sınıfının tekrar Harbiye Mektebi bünyesine alınması

2 Aralık 1888
Namık Kemal'in ölümü

1889
İttihad-ı Osmanı Cemiyeti'nin (İttihat ve Terakki) kurulması

1889
İdadi öğrenimine dayanan dört yıllık bir Mülkiye Baytar Mektebi'nin kurulması

27 Mart 1889
Yakup Kadri'nin doğumu

1890
Bulgar Makedonya ve Anadolu'da Ermeni ihtilal çetelerinin faaliyetlerini arttırmaları

1891
Mülkiye Baytar Mektebi'nin Halkalı Ziraat Mektebi'ne yatılı olarak nakledilmesi

1891
Yol inşaatında bedenen çalışma mecburiyetinin paraya çevrilmesi

1891
Kadıköy - Kurbağalıdere Havagazı Fabrikası'nın kurulması

1891
Hereke Fabrikası'nın halı kısmının açılması

3 Kasım 1891
Darü'l-Muallim'in aliye şubesi açılması

1892
Haydarpaşa-İzmit demiryolu hattının işletmeye açılması

1892
Orman ve Maden Mektebi'nin kapatılması; II. Abdülhamid tarafından Yıldız'da porselen atölyelerinin kurulması

1893-1896
İstanbul-Selanik demiryolu hattının yapımı

1894
Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'nin ilk veteriner mezunlarını vermesi; İmmaculée Conseption veya St Marie okulunun kurulması; İlk basılmış musiki lugatı (Hoca Kazım Bey'in Musiki Istılahatı)

1894
Sasun'da Ermeni olayları

1894
Selanik-Manastır demiryolu hattının tamamlanması

1895
İstanbul'da Ermeni olayları, yabancı devletlerin Ermeniler lehinde müdahaleleri

1895
Galata Rıhtımı inşaatının tamamlanması

1895
Gayri müslim okullarına Türkçe muallimi tayininin kararlaştırılması

1895
Baruthane-i Amire'de dumansız barut imal edilmesi

14 Şubat 1895
Sadrazam Said Paşa'nın beş fakülteden "darü'l-icaze" oluşan bir darü'l-fünun kurma teklifi

1896
Tevfik Fikret'in Servet-i Fünun'un edebi sayfalarının idareciliğini yüklenmesiyle Edebiyat-ı Cedide devrinin başlaması

1896
Ermenilerin Osmanlı Bankası'nın İstanbul şubesine saldırmaları

1896
Girit isyanının alevlenmesi

1896
Eskişehir-Konya demiryolu hattının tamamlanması

1897
Yunan kuvvetlerinin Girit'e çıkması, Yunan çetelerinin Rumeli'deki Osmanlı sınırlarına saldırmaları

17 Nisan 1897
Osmanlı-Yunan Savaşı ve Osmanlı zaferi

1898
Girit meselesinin devam etmesi; adaya muhtariyet verilmesi Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesi, Yunan prensi Yorgi'nin vali olarak kabul edilmesi

1899
Bağdat demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi

1899
Arifiye-Adapazarı demiryolu hattının açılması

1900
Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi

1900
İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması

31 Ağustos 1900
Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin kurulması

1901
Servet-i Fünun dergisinin geçici olarak kapatılmasıyla Edebiyat-ı Cedide topluluğunun dağılması; Lügat-ı Tıbbiye'nin ikinci baskısının yapılması; Vidinli Tevfik Paşa'nın ölümü

1901
Makedonya'da çete faaliyetlerinin artması, büyük devletlerin müdahaleleri

1901-1908
Hicaz demiryolu hattının yapımı

1902
Yemen isyanlarının tekrar başlaması

1902
Hereke Fabrikası'na çuka ve şayak tezgahlarının eklenmesi

23 Kasım 1902
Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti

23 Kasım 1902
Cum'a-ı Bala ayaklanması

23 Kasım 1902
Makedonya'ya özel ıslahat planı hazırlanması

8 Aralık 1902
Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini

1903
İdadilerin altı yıla çıkarılması

2-3 Ağustos 1903
İlinden (Aya ilya yortusu günü) isyanı

2-3 Ağustos 1903
Bulgar-Osmanlı Savaşı tehlikesinin doğması

31 Ağustos 1903
Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin kurulması

Eylül 1903
Mürzsteg Programı : Makedonya'ya muhtariyet verilmesi

1904
Haydarpaşa Rıhtımı'nın tamamlanarak işletmeye açılması

1905
Hereke Fabrikası'nda fes imalatına başlanması

21 Temmuz 1905
Ermeniler'in II. Abdülhamid'e bombalı saldırı tertiplemeleri

1906
Akabe olayları ve Akabe krizi

1908
Beykoz Deri Fabrikası'nın Harbiye Nezareti'ne bağlanması

1908
Osmanlı Eczacı İttihat Cemiyeti'nin kurulması; Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytariyesi'nin açılması; Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti'nin kurulması

23 Temmuz 1908
II. Meşrutiyet'in ilanı

5 Ekim 1908
Avusturya- Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi.

6 Ekim 1908
Girit Rumları'nın adayı Yunanistan'a bağladıklarını ilan etmeleri

17 Aralık 1908
II. Meşrutiyet dönemi ilk Meclis-i Meb'usanının toplanması

1909
Adana'da Ermeniler'in ayaklanmaları

1909
Gayri müslimlere "bedel" yerine askerlik hizmeti konulması

1909
Fecr-i-Ati edebi topluluğunun kuruluşu; Cemiyetler Kanunu'nun çıkması; Dişhekimliği Okulu'nun açılması; Orman Mekteb-i Alisi adı altında yeni bir okul açılması; Mekteb-i Tıbbiye'nin, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa'ya nakledilmesi; Muallimhane-i Nüvvab'ın Medresetü'l-Kuzat adını alması; Mülkiye Mühendis Mektebi'nin Nafıa Nezareti'ne bağlanması ve Mühendis Mekteb-i Alisi adını alması

1909-1910
Osmanlı Mühendis ve Mimar Mecmuası'nın çıkması

27 Şubat 1909
Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye Kanunu'nun kabul edilmesi

13 Nisan 1909
31 Mart Olayı

19 Nisan 1909
Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması, İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması

27 Nisan 1909
II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması

21 Ağustos 1909
Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki Zeynep Hanım konağına taşınması

17 Aralık 1909
Meclisin açılması

1910
Arnavutlar'ın ayaklanmaları

1910
Dahili gümrüklerin tamamen kaldırılması

1910
Vilayet merkezlerindeki bir kısım idadilerin "lise"ye dönüştürülmeye başlanması; ilk çalgı metodu (Ali Salahi Bey, Kendikendine Ud Öğrenme Usulü, Matbaa-ı Amire).

1911
Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin için Rumeli


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:54:13


1917
Rusya'da Bolşevik ihtilalinin çıkması ve çarlığın sonu

1917
Cemaat mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı

1917
Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin kabulü

25 Mart 1917
Şer'iyye mahkemelerinin Adliye Nezaretine bağlanması

6 Nisan 1917
Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa iştiraki ve Almanya'ya savaş ilanı

1918
Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin Beyrut'un işgali neticesinde kapanması; Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın ölümü

3 Mart 1918
Brest Litowsk Antlaşması

3 Temmuz 1918
Sultan Reşad'ın vefatı ve Vahdeddin'in tahta çıkması

2 Ekim 1918
Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi

8 Ekim 1918
Sadrazam


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Yürekli-kam üzerinde 23 Haziran 2009, 21:54:43

30 Ekim 1918
Mondros Mütarekesi'nin imzalanması

3-4 Kasım 1918
Almanya ve Avusturya'nın savaştan çekilmeleri

8 Kasım 1918
İzzet Paşa'nın istifası ve Tevfik Paşa'nın sadareti

13 Kasım 1918
İtilaf Devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları

1919
Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin ilgası

1919
İstanbul Darü'l-Fünun-un bir ıslahat programı ile Osmanlı Darü'l-Fünun-u adıyla yeniden canlandırılmaya çalışılması; Harbiye Mektebi'nin adının "Muhtelit Harbiye Mektebi" olması

4 Mart 1919
4 Mart 1919 Damat Ferid Paşa'nın sadareti: Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin iktidara geçmesi

15 Mayıs 1919
Yunanlılar'ın İzmir'i işgali ve Batı Anadolu'da ilerlemeleri

19 Mayıs 1919
Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilmesi

23 Temmuz 1919
Erzurum Kongresi

4 Eylül 1919
Sivas Kongresi

2 Ekim 1919
Damat Ferid'in istifası ve Ali Rıza Paşa'nın sadareti

22 Ekim 1919
Amasya Protokolü

24 Ekim 1919
Çıkarılan yeni bir nizamname ile fakültelere "medrese" denmeye başlanması ve Darü'l-Fünun'un ilmi muhtariyeti haiz olduğunun tasdik edilmesi

29 Kasım 1919
Misak-ı Milli : Milli gaye ve hedeflerin, milli sınırların belirlenerek ilanı

1920
Mektebi Harbiye'nin Ankara'da "Sunuf-ı Muhtelife Zabit Namzetleri Talimgahı" olarak açılması; İnas Darü'l-Fünun-un lağvedilmesi

16 Mart 1920
İtilaf işgal kuvvetlerinin İstanbul'daki resmi binalara girmeleri, meclisin dağıtılması ve kapanması, mebusların Anadolu'ya kaçmaları, ele geçenlerin İngilizler tarafından sürülmesi

5 Nisan 1920
Ferid Paşa'nın sadareti

11 Mayıs 1920
Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal'i idama mahkum etmesi ve askerlikten tardı

10 Ağustos 1920
İstanbul Hükümeti'nin Sevr Antlaşması'nı imzalanması

2-3 Aralık 1920
Gümrü Antlaşması'nın imzalanması

1921
Edebiyat ve Fen Fakültelerinde karma eğitime geçilmesi; askeri ve mülki baytar mekteplerinin "Baytar Mekteb-i Alisi" adı altında birleştirilmesi; Salih Zeki'nin ölümü

27 Ocak - 12 Şubat 1921
Londra Konferansı : Anadolu için söz söyleme hakkının Ankara Hükümeti'nde olduğunun tespiti

31 Mart 1921
II. İnönü Zaferi

3 Eylül 1921
Sakarya Meydan Savaşı

20 Eylül 1921
Fransa ile barış

1922
Türk Diş Tabipleri Cemiyeti'nin kurulması; Hukuk ve Tıp Fakültelerinde karma öğretime geçilmesi

27 Ağustos 1922
Büyük Taarruz : işgalci Yunan kuvvetlerinin imhası

30 Ağustos 1922
Büyük Zafer : Yunan Başkumandanı'nın esir edilmesi

9 Eylül 1922
İzmir'in kurtuluşu

11 Ekim 1922
Mudanya Mütarekesi

1 Kasım 1922
Saltanatın ilgası

16 Kasım 1922
Sultan Vahdeddin'in yurtdışına çıkması

16 Kasım 1922
Abdülmecid Efendi'nin halife olarak seçilmesi

1923
Birinci ilmi heyet'in Ankara'da toplanması; Darü'l-muallim'in Yüksek Muallim Mektebi adını alması

24 Temmuz 1923
Lozan Barış Antlaşması

25 Eylül 1923
Mekteb-i Harbiye'nin Ankara'dan İstanbul'daki eski Harbiye binasına nakledilmesi

13 Ekim 1923
Ankara'nın başşehir olarak kabulü

29 Ekim 1923
Cumhuriyet'in ilanı

3 Mart 1924
Hilafetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensuplarının yurtdışına çıkartılma


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Akhun üzerinde 13 Kasım 2009, 03:15:27

ŞEYH EDEBALİ'DEN OSMAN GAZİYE NASİHAT

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

***Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.


***İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...


***Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.


***Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

***En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..


***Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..


***Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.


Osman!
Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.


Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: orkunalp üzerinde 13 Kasım 2009, 19:28:57
Şeyh Eedebali  nin nasihatını unutup içinden geldigi milletine yabancılaşan melezleşen herşeyden önemlisi TÜRK lügünü unutan kendi ırkına eziyet eden  padişahları methedecek onları yüceltecek deyiliz kim ki Türk lüge hizmet etmiş  onun ruhunu şad ederiz geri kalan melez  kanı kırılmış Türk ün deyil başka ırkların hizmetine girip onları üstün kılmış canı kızıl tamuya niye burda bu secere çıkarılmış  şimdi bunların alayını taktir etmemiz mi bekleniyor kimi deli ,kimisi sapkın  ne yapalım yani padişahsa  padişah milleti için hizmet edenler tabiki tenzih olunur  ama topunu birden metiye anlamında burada anılması  çok garip


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: yalniz_kurt0634 üzerinde 15 Kasım 2009, 15:22:48
SİZCE OSMANLI NE KADAR TÜRK KALABİLMİŞTİ Kİ...Bİ DÜŞÜNÜN ORHAN BEG DEN İTİBAREN HEP YABANCI KADINLARLA EVLENMİŞ, DİĞER ÜLKELERLE BAĞ BURABİLMEK İÇİN...PEKİ NE KADAR FAYDALI OLMUŞ BU FİKİR..TEKFURLARLA,KRALLARLA AKRABA OLMUSLAR AMA SONUC GENE AYNI.KAYBETTİKLERİ EN ÖNEMLİ DEĞER TÜRKLÜKLERİ OLMUŞTUR...OSMANLIYI NEDEN HEP DEVŞİRMELER,SABETAYCILAR,NERDEYSE TÜRK OLMAYAN HERKES YÖNETİR OLMUŞ...GERÇEK TÜRK İNSANI NEDEN DIŞLANMIŞ AŞAĞILANMIŞ...BUNA ANLAM VEREMİYORUMM..DEĞERLERİNİ SAVUNDUĞU ARAPLARDAN BİLE İHANET GÖRMÜŞ BİR CİHAN İMPARATORLUĞU İŞTE...İLERİ YETERİ KADAR GÖREBİLSELERDİ ŞİMDİ AMERİKA KITASINDA TÜRKÇE GURURLA KONUSULUYOR OLABİLİRDİ.
AMA O ÜST KADEMELERDE GÖREVLİ DEVŞİRMELER YEDİLER BİTİRDİLER OSMANLIYI..AYNI OYUNLAR TÜRKİYE CUMHURİYETİ İÇİNDE UYGULANIYOR...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Bayram üzerinde 26 Kasım 2009, 21:58:10
hoşbulduk. otağ çok güzel, bilgilerle dolu.helal olsun ttk.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ATTİLABİLGEHAN üzerinde 26 Kasım 2009, 23:30:58
              Bayram Kandaşım hoşgeldin Otağımıza esenlikler dilerim. :)


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: bayboraaytug üzerinde 26 Kasım 2009, 23:40:48
OSMANLININ EN BÜYÜK HATASI ÜMMET FİKRİNİ ÖN PLANA ALMAKTI. SON DÖNEME BAKIN ŞU DÖNEMDEN NE FARKI VAR. TÜRKÜM DEMEK SUÇ HERKEZ KENDİ ZAVALLI MİLLETİNİ ÖVEBİLİR AMA SİZDİYEMEZSSİNİZ. SİZ TÜRKSÜNÜZ AVRUPANIN ASLA MEYDANDA DİZ ÇÖKTÜREMEDİĞİ ULUSSUNUZ. BİZ TÜRKÜZ HEP SİLİNMEK İSTENEN AMA KANIMIZ OLDUĞU İÇİN ANCAK ÖLÜMLE TOPRAĞA KARIŞAN BİR IRKIZ.
  OSMANLIYA ÇOK KIZIYORUM TÜRKLÜĞÜ ÖNE ÇIKARMAYIP ÜMMETÇİ YAKLAŞIMI NEDENİ İLE KENDİNİ BİTİRDİĞİ İÇİN. TÜRKE EN ÇOK SAHİP ÇIKMASI GEREKENLER TÜRKLERDİR. BİZ TARİHTE ÖNCE TÜRK OLARAK VARDIK. TÜRK OLMALI YAPTIĞIMIZ HERŞEYİ TÜRK KİMLİĞİ, TÜRK TÖRESİ İLE YAPMALIYIZ.
  OSMANLIYA KIZIYORUM EN ÖNEMLİ OLANI SİLDİ TÜRK ADINI , OSMANLI KİMLİĞİ İÇİNDE ERİTMEYE ÇALIŞTI.
  BAKIN HÜKEMETTE AKLINCA OSMANLI MODELİ GELİŞTİRİYOR...
OYSA KOLU KANADI KIRILMAYA ÇALIŞAN BİR ULUSU EN BÜYÜK BOZKURT ATATÜRK TÜRK ADI İLE AYAĞA KALDIRDI.
  TANRI TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN


YN: Kandaşım mümkünse bir daha büyük harflerle ileti atmayalım,çünkü Türkçe yazımda büyük harflerin nederelde kullanılacağı anlatılmıştır,bir Türkçü olarak buna uyalım.yürekli-kam


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Kafkas.Kartalı üzerinde 29 Kasım 2009, 21:46:29
yanlış anlamayında vahdettin sanıldığı gibi bir vatan haini değil (bir vatan sever de değildir) zaten tahtta kaldığı sürece osmanlıya ne yararı ne zararı dokunmuştur adamın hayatı =>
1.islam hakkında kitap okuma
2.polisiye kitap okumak
3.resim yapmak başka bir şey yapmadı ...
bizzat damat ferid herşeyi tasarlayandır devletin kötülüğü için bütün imzaları o atmış ve bu imzaları vahdettin'in adını vererek atmıştır...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Çepni77 üzerinde 29 Kasım 2009, 21:51:59
yanlış anlamayında vahdettin sanıldığı gibi bir vatan haini değil (bir vatan sever de değildir) zaten tahtta kaldığı sürece osmanlıya ne yararı ne zararı dokunmuştur adamın hayatı =>
1.islam hakkında kitap okuma
2.polisiye kitap okumak
3.resim yapmak başka bir şey yapmadı ...
bizzat damat ferid herşeyi tasarlayandır devletin kötülüğü için bütün imzaları o atmış ve bu imzaları vahdettin'in adını vererek atmıştır...



Son Padişahı Vahdettin'in yayımladığı bu bildirilerden birisinde su tümceler yer almıştır;

"Türkler dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk (kuşkulu...) ve mahlud beş-altı milyonluk cahil bir kitledir." Türkçe'si; "Türkler; dini, soyu sopu, yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür".

(Vahdettin'in El Ahsam Gazetesinin 16 Nisan 1923 günlü sayısında Osmanlıca ve Arapça yayınlanan bildiriden.)


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Tien san üzerinde 29 Kasım 2009, 22:09:13
yanlış anlamayında vahdettin sanıldığı gibi bir vatan haini değil (bir vatan sever de değildir) zaten tahtta kaldığı sürece osmanlıya ne yararı ne zararı dokunmuştur adamın hayatı =>
1.islam hakkında kitap okuma
2.polisiye kitap okumak
3.resim yapmak başka bir şey yapmadı ...
bizzat damat ferid herşeyi tasarlayandır devletin kötülüğü için bütün imzaları o atmış ve bu imzaları vahdettin'in adını vererek atmıştır...





              İşgal İstanbulundaki Sıkı Yönetim Mahkemesinin Atatürk Hakkında Verdiği İdam Kararını, onaylayan Padişah Fermanı...

Ve aşağıda da bu fermanın bugünkü Türk Abecesi ile yazılmış hali..

Dosya Tasnifi
Harbiye-Divan- Harp
DOSYA No : 70
Harbiye Nezareti
Adliye-i Askeriye Dairesi Şubesi
Nüsha : 705
PADİŞAH BUYRUĞU
Mehmet Vahidüddin
“Kuva-yı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandan miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandan Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vashington (Washington)elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzere, Mülkiye Ceza Yasası’nın kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla yasa hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre yönetilmesine ilişkin İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere onaylanmıştır.

Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.

24 Mayıs 1336 (1920)
Sadrazam ve Harbiye Nazır Vekili
DAMAT FERİT

Bugünlerde, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya Padişah tarafından gönderildiği çok sık konuşulur oldu... Meclis'in ilanından bir ay sonra Padişah tarafından onaylanan idam kararı, Padişah'ın Kurtuluş Savaşını ne kadar desteklediğini (!) göstermektedir...




             Mücahit kardes  bak burda padisah fermanidir yaziyor iddia degil tapu gibi osmanli belgesi .Senin vahdettinin emri yerine gelmis olsaydi,simdi senle benim babam,ya ingiliz olacakti,yada yunan.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Kafkas.Kartalı üzerinde 29 Kasım 2009, 22:17:27
heh gelelim şu konuya, burada dediğim gibi vahdettin'in kendisinin hazırladığı bir belge değil ki zaten orada fermanı onaylasada onaylamasada karar alınacaktı çünkü 2.Abdülhamid'den sonra padişahın şahsi karar yetkisi yoktur bu belge damat ferid'in önergesiyle meclise sunulmuş ve demokratik(!) çözümler sonucu kabul edilmiştir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Tien san üzerinde 29 Kasım 2009, 22:31:22
heh gelelim şu konuya, burada dediğim gibi vahdettin'in kendisinin hazırladığı bir belge değil ki zaten orada fermanı onaylasada onaylamasada karar alınacaktı çünkü 2.Abdülhamid'den sonra padişahın şahsi karar yetkisi yoktur bu belge damat ferid'in önergesiyle meclise sunulmuş ve demokratik(!) çözümler sonucu kabul edilmiştir.


                   Soydas vahdettini aklamaya calisiyor gibi bir tutuma giriyorsun Bu otag kurallarina aykiridir Vahdetinin buyrugu olmadan damat ferit kenefe gidemez Vahdettin haindir namussuzdur serefsizdir. Bunun aksini iddia eden kim olursa olsun bizden degildir Hain degildide niye ingilizlere siginip ülkeden kacti?


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ATTİLABİLGEHAN üzerinde 29 Kasım 2009, 22:40:34
             Sözü geçen kişinin bu Otağda adının geçmesi bile üzücü !..  :( Atamızın karşısına çıkan kim olursa olsun canı kızıl tamuya ! Sevgili Kandaşlarım, onlar geldi geçti şimdi daha kötüleri var bence. İçimizde yerleştiler heryerden saldırıyorlar. Mecliste, medyada, devlette, sokakta heryerde...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: İlteriş Kutluk Kağan üzerinde 30 Kasım 2009, 00:30:31
Kandaşlarım Osmanlı Türkmen aşiretleriyle neden mücadele etti biliyor musunuz?

Bunun kökeninde Oğuz geleneğinden başka birşey yatmamaktadır.Oğuz geleneğine göre bazı Türkmen boyları vardır ki (Afşar, Eymür vb.)
bunlar devlet kurup kağan çıkarma yetkisine ve seceresine iyedirler(sahiptirler).

Osmanlı hanedanı bu Türkmenlerle Alevi oldukları için değil, Oğuz geleneğine göre kağan çıkarma yetkisine iye olduğu için mücadele ediyor.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALPKURT2009 üzerinde 30 Kasım 2009, 01:18:59
vahdettin iflah olmaz bir işbirlikçi haindir...kaçarken bile gider ayak ATAMIZIN idam kararını imzalamıştır.... :Turkiye:


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Dişi KurT üzerinde 07 Aralık 2009, 00:18:25
Gercekten içlerinde çok yalnış adamlar var . Belki de Osmanlının 600 yıllık bir gecmısının olmasının nedeni oldular .


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 08:44:17
(http://img33.imageshack.us/img33/5170/59777381.jpg)
OSMAN GAZİ
1281 - 1326

Babası : Ertuğrul Gazi
Annesi : Hayme Hatun
Doğumu : Söğüt, 1258
Ölümü : Bursa, 1326
Saltanatı : 1281 - 1326
Devlet Sınırları : 16.000 km2
 
HAYATI  

Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi 1258'de Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi uzun boylu, yuvarlak yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaşlıydı. Omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.

Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur, cömert ve adaletliydi. Fakirlere yedirip, giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her ikindi vakti kendi evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi.

Osman Gazi, 1281 yılında Söğüt'te Kayı Boyu'nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ilerde Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu.

Osman Gazi, Ahi Şeyhlerinden Edebali'nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şeyh Edebali'nin Eskişehir Sultanönü'ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı.

Osman Gazi bir gece Şeyh Edebali'nin dergahında misafirken, bir rüya gördü. Sabah olunca hemen Şeyh Edebali'ye koşup, ona şöyle dedi:
"Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir

Şeyh, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi:
"Müjdeler olsun ey Osman! Hak Teala, sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak, kızımda sana eş olacak."

Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e verdi. Bu evlilikten de Alaeddin doğdu.

Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris hastalığından öldü. Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık.

Erkek çocukları: Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey
Kız çocukları: Fatma Hatun


KURULUŞ

Osman Gazi, siyasi ve askeri faaliyetlerine Bizans toprakları üzerinde başladı. 1281 yılında Kayı Boyu'nun Beyi olduğunda, ilk iş olarak birçok Türkmen boyunu etrafında topladı. Osmanlı tarihinin ilk savaşı, Bursa'nın İnegöl kazasına 10 km uzaklıkta bulunan Hamzabey köyünde gerçekleşen Ermeni-Beli savaşıdır (1284). Bu savaşta Osman Gazi'nin yeğeni Baykoca şehit düştü. Osmanlı tarihindeki ilk kale fethi olan Kulaca Hisar'ın fethi ise 1285 yılında gerçekleşti.

Bu sıralarda Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubad, Eskişehir ve İnönü taraflarını Osman Gazi'ye verdi. Osman Gazi 1291 yılında İnegöl Tekfuru ile savaşıp Karacahisar'ı aldı. Sakarya taraflarına akınlar düzenledi. Amcası Dündar Bey Bizans Tekfurları ile ilişki kurduğu için 1298 yılında öldürüldü. Osman Gazi'nin yoğun siyasi ve sosyal faaliyetlerinin devam ettiği bu yıllarda, İlhanlılar Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubat'ı sürgüne göndermişler ve Selçuklu Devleti tahtsız kalmıştı. Osmanlı başkentinin Bilecik'e taşındığı, Selçuklu tahtının boş kaldığı 1299 yılında Osmanlı Devleti'nin kurulduğu kabul edilmektedir. (Bazı kaynaklarda Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi 27 Temmuz 1301 olarak geçmektedir. Bu tarihte Osmanlı kuvvetleri Bizans ordusunu Bafeus Savaşı'nda yenilgiye uğratmış ve bağımsızlığını kazanmıştır). 1300'de fethedilen Yenişehir kalesi, bir yıl sonra Osmanlı Devleti'nin başkenti yapılacaktır.

Osman Gazi, eski Türk geleneklerine bağlı kalarak, elde edilmiş olan yerleri kardeşine, oğluna ve silah arkadaşlarına dirlik olarak bölüştürdü. Kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, oğlu Orhan Gazi'ye Karacahisar'ı, Hasan Alp'e Yarhisar'ı, Turgut Alp'e İnegöl bölgesini verdi. Buralar Osmanlı'nın uç bölgeleriydi. Böylece sınırların genişletilmesi düşünüldü. Osman Gazi'in silah arkadaşlarından Abdurrahman Gazi, Akçakoca, Samsa Çavuş, Konuralp, Aykutalp gibi komutanların yeni yerlerin fethedilmesinde çok büyük hizmetleri oldu.

1302'de Bizans İmparatorluğu Ordusu'na karşı Koyunhisar'da yapılan savaştan Osmanlılar galip çıktı. 1303'de İznik kuşatıldı, Marmaracık kalesi fethedildi. Osmanlıların irili ufaklı fetihleri devam ediyordu. 1306'da yapılan Dinboz Savaşı sonunda Kestel, Kete ve Ulubad kaleleri fethedildi ve Osmanlı Tarihi'nin ilk askeri antlaşması imzalandı. 1308 yılında ise Karahisar fethedilip, bölgenin önemli ticari ve sosyal merkezlerinden olan İznik sıkıştırılmaya başlandı. Osman Gazi'nin siyasi dehasını gösteren önemli bir olay da, Bizans'ın ticari yollarına hakim olarak, Bizans'ı zor durumda bırakmasıydı. Zaman zaman Bizans halkından ve tekfurlarından müslüman  olanlar vardı. Harmankaya tekfuru Köse Mihal de bunlardan biriydi. Müslüman olup, kalesiyle Osmanlılara katıldı. Lefke, Mekece ve Akhisar dolayları onun gayretleriyle ele geçirildi. Osman Gazi padişahlığı döneminde Bursa'yı da kuşattı (1315), Karatekin, Ebesuyu, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerini fethettip, Akçakoca ve Kocaeli diyarını Osmanlı topraklarına kattı (1317).

Osman Gazi yaşlanıp hastalandığı için 1320 yılından sonraki faaliyetlere katılmadı. Yerine vekil olarak bıraktığı oğlu Orhan Gazi; 1321'de Mudanya ve Gemlik, 1323'de Akyazı ve Ayanköy, 1324'de Karamürsel ve Karacabey, 1325'de de Orhaneli'yi Osmanlı topraklarına dahil etti. Osman Gazi babası Ertuğrul Gazi'den 4800 km.kare olarak devraldığı toprakları oğluna 16000 km.kare olarak devretti.

Osman Gazi fetihlerle meşgul olmaya devam ettiği sıralarda, fethedilen yerlerin idareleri ve İslamlaştırılmaları için gerekli teşkilatları da kuruyordu. Osman Gazi ihtiyaçlara göre kanun mahiyetinde birtakım emirler veriyor, bu konuda Selçuklu kanunlarından da yararlanıyordu. İlk vergi Osman Gazi zamanında alındı. Pazara getirilen, toptan kabul edilen "yük" cinsinden mallar "Bac" denilen vergiye tabi tutulmuştu. Köylünün satmaya getirdiği bir iki tavuk, uç beş kilo yağ gibi mallardan Bac alınmazdı. Selçuklular zamanında geçerli olan tımar usulü Osman Gazi zamanından itibaren sürdürüldü. Kendisine Tımar verilen sipahi, bulunduğu köyün vergisini toplar, buna mukabil de savaş zamanı atı, zırhı ve yardımcısı ile birlikte sefere giderdi.


VASİYETİ

OSMAN GAZİ'NİN, OĞLU ORHAN GAZİ'YE NASİHATİ (VASİYETİ)

Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz.

Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür.

Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.

Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!..

Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar.

Askeri erkanı iyi koru!..

Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun.

Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!.. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru.

Allah'ın (c.c.) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah'ın yardımına güven.

Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!..

Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!..

Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan".

 



------------------------------------------------------------------




(http://img189.imageshack.us/img189/7977/23895503.jpg)
ORHAN GAZİ
1326 - 1359
 

Babası : Osman Gazi
Annesi : Mal Hatun
Doğumu : 1281
Ölümü : 1360
Saltanatı : 1326 - 1359
Devlet Sınırları : 95.000 km2
 
HAYATI

Orhan Gazi 1281 yılında doğdu. Babası Osman Gazi, annesı Kayı aşiretinin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatundu. Orhan Gazi, sarı sakallı, uzunca boylu, mavi gözlüydü. Yumuşak huylu, merhametli, fakir halkı seven, ulemaya hürmetli, dindar, adaletli, hesabını bilen ve hiçbir zaman telaşa kapılmayan, halka kendisini sevdirmiş bir beydi. Sık sık halkın arasına karışır, onları ziyaret etmekten çok hoşlanırdı.

Orhan Gazi, babası Osman Gazi'nin 1326'da vefatı üzerine beyliğin başına geçti. Orhan Gazi 1346'da Bizans İmparatoru VI.Yoannis Kantakuzinos'un kızı Teodora ile evlendi.

Ayrıca, Yarhisar Tekfur'unun kızı Holofira, Bilecik tekfuruyla evlendirilirken, düğün basılıp Holofira esir alındı ve Orhan Gazi ile evlendirildi. Müslüman olduktan sonra adı Nilüfer Hatun olarak değiştirildi; bu evlilikten, ileride Osmanlı Devleti'nin üçüncü hükümdarı olacak Murad Hüdavendigar doğdu.

Erkek çocukları: Süleyman Paşa, Murad Hüdavendigar, İbrahim, Halil, Kasım
Kız çocukları: Fatma Hatun
 
ASKERİ BAŞARILAR

Savaşlarda daima ordusunun başında bulunan Orhan Gazi'nin siyasi ve askeri en önemli başarısı, kuşkusuz Bursa'nın 6 Nisan 1326'da alınmasıydı. Alaüddin Ali Bey'i kendine vezir atayan Orhan Gazi, Orhaneli kazasını ele geçirerek, Bursa önlerine geldi ve şehri kuşattı. Şehir, ciddi bir çatışmaya girmeden teslim alındı. Devletin merkezi Bilecik'ten Bursa'ya nakledildi.

Akçakoca, Karamürsel, Abdurrahman Gazi gibi öncü komutanlar ise Kandıra, Aydos ve Semendire kalelerini aldılar. Böylece Osmanlı sınırları Karadeniz ve İstanbul Boğazı'na doğru genişletildi. 15 yaşından beri hayatı savaşlar ve zaferlerle geçen Orhan Gazi askeri bir düzenleme yaparak 1328 yılında "Yaya" ismini verdiği bir ordu kurdu.

Osmanlıların Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak, İstanbul Boğazı'na kadar gelmeleri, Bizans İmparatorluğu'nu telaşlandırdı. İmparator III. Andronikos, hem fethedilen kaleleri geri almak, hem de kuşatılmış olan İznik'i kurtarmak için bir ordu hazırladı. Orhan Gazi İznik'te bir miktar kuvvet bırakarak Bizanslılara karşı harekete geçti. İki ordu Palekonon'da (Maltepe) karşılaştı, yapılan Palekonon Savaşı'nda Bizans ordusu yenildi (1329).

Kazanılan bu önemli zaferden sonra Orhan Gazi, İznik kuşatmasına devam etti. Bizans İmparatorluğundan ümidini kesen İznik kumandanı bazı şartlarla teslim olacağını bildirdi. Orhan Gazi ileri sürülen şartlara uyulacağına ve halka iyi davranılacağına dair söz verdi. Hıristiyanlığın en önemli kentlerinden biri olan İznik böylece Türk hakimiyetine girdi (1330).

Orhan Gazi fetihlere devam ederek; 1331'de Taraklı, Göynük ve Mudurnu'yu, 1333'de Gemlik'i Osmanlı topraklarına kattı. Orhan Gazi 1337'de önemli bir ticaret merkezi olan İzmit'i ve çevresini (Koyunhisar, Hereke, Yalova, Armutlu) fethetti ve buranın idaresini oğlu Süleyman Paşa'ya verdi.

1342 yılında Balıkesir yakınlarındaki Rumlara ait Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat kaleleri fethedilince Karesioğulları Beyliği ile sınır komşusu olunmuştu. Orhan Gazi Karesioğulları beyliğindeki taht kavgalarından yararlanarak bu beyliğin topraklarını ele geçirdi (1345). Karesi Beylerinden Hacı İlbey ile Evrenos Gazi, Osmanlı hizmetine girdiği gibi, Beyliğin donanması da Osmanlı Devletine katıldı. Marmara Adaları, Üsküdar ve Kadıköy fethedildi(1352). 1354 yılında ise Gerede Beyliği ele geçirildi ve Ankara ilk kez fethedildi.
 
İDARİ DÜZENLEMELER


Orhan Gazi, babası Osman Gazi'den 16.000 km.kare olarak aldığı devlet topraklarını oğlu Murad Hüdavendigar'a 95.000 km.kare olarak devretti. Orhan Gazi devletin bir idare sistemi olması gerektiğini düşünüyordu, bu amaçla teşkilat işini Alaeddin Paşa ile Şeyh Edebali'nin bacanağı Çandarlı Kara Halil Paşa'ya verdi.

Orhan Gazi devlet teşkilatı içinde üç önemli nokta üzerinde duruyordu; para, ordu ve kıyafet. Fethettiği yerlere adli ve idari işler için kadılar, askeri işler için subaşılar tayin etti. İlk Osmanlı parası, 1326 yılında Orhan Gazi tarafından basıldı.
 
MİMARİ ESERLER

Orhan Gazi imar ve şehir planlamasına da önem veren bir padişahtı. İznik'in fethedilmesinden sonra, 1331 yılında İznik'teki meşhur Ayasofya Kilisesi camiye çevrildi. Ayrıca 1333'de yine İznik'te Osmanlı tarihinin ilk camisi olan Hacı Özbek Camii yaptırıldı.

Orhan Gazi'nin yaptırdığı diğer eserler şunlardır;
İznik Hacı Hamza Camii ve Kümbeti,
İznik Yeşil Camii,
Bilecik Orhan Camii,
Bilecik Orhan Gazi İmareti,
Gebze Orhan Camii,
Bursa Orhan Camii,
İznik Nilüfer Hatun İmareti.
Bilime ve eğitime büyük önem veren Orhan Gazi Bursa Medresesini de yaptırdı.







Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 08:46:07
(http://img33.imageshack.us/img33/5682/03padisah.gif)
SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR
1359 - 1389


Babası : Orhan Gazi
Annesi : Nilüfer Hatun
Doğumu : 1326
Ölümü : 1389
Saltanatı : 1359 - 1389
Devlet Sınırları : 500.000 km2

HAYATI
 
Sultan Birinci Murad 1326'da Bursa'da doğdu. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından birinin kızı olan Nilüfer Hatun'dur (Holofira). Sultan Birinci Murad uzun boylu, değirmi yüzlü ve iri burunluydu. Kalın ve adaleli bir vücuda sahipti.

Başına mevlevi sikkesi üzerine testar sarılı bir başlık giyerdi. Çok sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz elbiseden hoşlanırdı. İlk eğitimini annesi Nilüfer Hatun'dan aldı. Daha sonra tahsilini tamamlamak için gittiği Bursa Medreselerinde ilim ve sanat adamları ile beraber yaşadı.

Sultan Birinci Murad, gayet nazik, sevimli ve çok halim selimdi. Alim ve sanatkarlara hürmet gösterir, fakirlere ve kimsesizlere şefkatli davranırdı. Dahi bir asker ve devlet adamıydı. "Derviş Gazilerin Şeyhlerinin Kralı Murad Gazi" diye anılan Sultan Birinci Murad, bütün hayatı boyunca planlı ve programlı hareket etti.

Sultan Birinci Murad, Bizans Kilisesi'ne göre bir kafir ve İsa düşmanı olarak görülse de, fethettiği yerlerde yaşayan Hıristiyan halka Papa'dan daha iyi davrandığı için onların sevgisini kazanmıştı. 1382 yılından itibaren "Murad Hüdavendigar" diye anılan Sultan Birinci Murad, Birinci Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken, Sırp Kralı Lazar'ın damadı tarafından haince hançerlenerek şehit oldu (1389).


Erkek çocukları: Yakub Çelebi, Yıldırım Bayezid, Savcı Bey ve İbrahim
Kız çocukları: Nefise ve Sultan Hatun


İDARİ DÜZENLEMELER

İlk kazasker tayinleri Sultan Murad Hüdavendigar devrinde başladı. Çandarlı Kara Halil Paşa ilk kazasker, Lala Şahin Paşa da padişah ailesi dışından ilk beylerbeyi olarak tayin edildiler.

Sultan Murad Hüdavendigar'ın yaptığı önemli işlerden birisi de Tımar Kanunu'nu çıkarmasıydı. Buna göre 17. asıra kadar devam eden ve Osmanlı ordusunun belkemiğini teşkil eden eyalet askerleri de denilen tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Sipahiler barış zamanı eyaletlerde, köylerinde oturarak taşrada asayişi temin ediyor, savaş zamanı ise hemen sefere çıkabilecek bir askeri kuvveti oluşturuyorlardı. Bunlar köylerindeki yapılan ziraattan aldıkları öşürle geçindiklerinden dolayı devlet de hiç masraf etmeden daimi bir orduyu elinde tutabiliyordu. Ayrıca Yeniçeri Ocağı'nın temeli sayılabilecek olan Pencik Kanunu, yine onun döneminde çıkartıldı (1361). Bu kanunla, fethedilen yerlerden esir alınan Hıristiyan çocukları, Osmanlı ordusuna "devşirme" olarak alınmaya başlandı. Çandarlı Kara Halil Paşa ve Kara Rüstem Paşa Osmanlı Devleti içindeki ilk mali düzenlemeleri onun devrinde yaptılar.

Sultan Murad Hüdavendigar'ın bütün hayatı sınır boylarında ve savaş meydanlarında geçti. Rumeli'den Anadolu'ya, Anadolu'dan Rumeli'ye durmadan dinlenmeden seferler yapan Sultan Murad Hüdavendigar, bizzat katıldığı 37 savaşın hepsini kazandı. Emrindeki kumandan ve valilerle uyum içinde çalıştı.

Sultan Murad Hüdavendigar, 1360 yılında Karadeniz Ereğlisi'ni fethetti. Taht değişikliği sırasında elden çıkan Ankara ve Sultanönü'nü de 1361 yılında Ahilerden geri aldı. Komşu devletlerle dostluğa önem veren, ama fırsatlardan yararlanmasını da iyi bilen Murad Hüdavendigar, aynı yıl içinde Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınarhisar, Babaeski, Lüleburgaz kalelerini ve Gümülcine, Eski Zağra ile Yenice dolaylarını fethetti.

Sultan Murad Hüdavendigar'ın Trakya'daki asıl hedefi, stratejik bir öneme sahip olan Edirne'yi almaktı. Trakya'da daha önce yaptığı fetihler sayesinde Edirne'ye yapılabilecek bir Bizans yardımı engellenmiş oluyordu. Lala Şahin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Edirne'yi kuşattı. Rum ve Bulgar kuvvetleri yapılan çatışmada yenildiler. Bir süre yardım gelmesini bekleyen şehir, umudunu kesince teslim olmak zorunda kaldı (1362).


SIRPSINDIĞI SAVAŞI

   

Edirne'nin fethi Türklere Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala Şahin Paşa, Bulgaristan'a girerek Filibe'yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez'i aldılar (1363). Yeni fethedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe'nin fethi bir haçlı seferinin düzenlenmesine neden oldu.

Papa V. Urban'ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler. Osmanlı komutanlarından Hacı İlbey, ordusu ile beraber Meriç vadisi boyunca düzensiz bir şekilde ilerleyen düşmanların bu durumundan yararlandı. Kuvvetlerini üçe ayırarak bir gece baskını düzenleyen Hacı İlbey, büyük bir zafer elde etti (1364).

Tarihe 'Sırp Sındığı Savaşı' olarak geçen bu zaferle, Rumeli'deki Türk hakimiyeti kesinleşti ve ilk Haçlı Ordusu etkisiz hale getirildi. Osmanlı birlikleri Sırp Sındığı Savaşından sonra Bulgaristan'a girdiler ve yukarı Bulgaristan'ı fethettiler. Karşı koyamayacağını anlayan Bulgar Kralı Yuvan Şişman, Osmanlı Hakimiyetini kabul etti ve kız kardeşi Maria'yı Murad Hüdavendigar'a verdi (1369).

Osmanlı Ordusu Makedonya üzerine yürüdü. 1371 yılında kazanılan Çirmen Zaferi ile Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı.

Sırp Kralı Lazar da, Bulgaristan Kralı gibi Osmanlı hakimiyetini kabul etti ve yıllık vergiye bağlandı.

Çandarlı Hayreddin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Selanik Zaferini kazandı (1374), Niş (1375), İştip, Manastır, Pirlepe (1382) fethedildi. Osmanlı birlikleri Arnavutluk ve Bosna-Hersek içlerine akınlar düzenledi. 1385 yılında Ohri fethedildi. Aynı yıl Arnavutluk'da Savra zaferi kazanıldı. Bir yıl sonra Sofya'nın fethi gerçekleştirildi.

1381 yılında Şehzade Bayezid'ın Germiyan Hükümdarı Süleyman Şah'ın Kızı Devlet Hatun'la evlenmesi dolayısıyla, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi.

Aynı yıl, Hamidoğulları Beyliği'nden altı şehir parayla satın alındı. Balkanlardaki fetihler devam ederken, Murad Hüdavendigar bir yandan da Anadolu taraflarına yöneldi. 1386 yılında Konya Ovası'nda ilk Osmanlı Karaman Savaşı yapıldı.
 
 
 
I. KOSOVA SAVAŞI

 

Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri yeni bir Haçlı seferinin düzenlenmesine sebep oldu. Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Bulgarları etkisiz hale getirdi. Türk Ordusu ilerleyerek Kosova'da Haçlılarla karşılaştı. Üstün haçlı ordusu Sultan Murad Hüdavendigar'ın kurdurduğu "Topçu Ocağı"nın kullandığı topun etkisi ile dağıldı.

Top, tarihte Türkler tarafından ilk kez Birinci Kosova Savaşı'nda kullanıldı.

Bu savaştan sonra Balkanlardaki Türk hakimiyeti güçlendi ancak Sultan Murad Hüdavendigar şehit oldu. Babası Orhan Gazi'nin ölümünde 95.000 km.kare olan devlet topraklarını 500.000 km.kare'ye çıkarmayı başaran Sultan Murad Hüdavendigar büyük bir padişahtı.
 

MİMARİ ESERLER

   
Sultan Murad Hüdavendigar, savaşların ve fetihlerin yanı sıra imar işlerine de gereken önemi verdi. Bursa'da camiler, medreseler ve imarethaneler yaptırdı.

Bursa Hüdavendigar Camii,
Bursa Şehadet Camii,
Filibe Hüdavendigar Camii,
Gelibolu Hüdavendigar Camii bunlardandı.
İlk Edirne Sarayı'nı da inşa ettiren Sultan Murad Hüdavendigar birçok mescit, hamam, han, kervansaray, çeşme ve köprü yaptırdı.

Minarelerden salatu selam okuma adetleri onun devrinde başladı.
 
 
HARITA


(http://img32.imageshack.us/img32/4894/92661890.jpg)
Sultan I. Murad’ın ölümünde Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren harita


-------------------------------------------------



(http://img694.imageshack.us/img694/9742/04padisah.gif)
SULTAN YILDIRIM BAYEZİD
1389 - 1403

Babası : Murad Hüdavendigar
Annesi : Gülçiçek Hatun
Doğumu : 1360
Ölümü : 8 Mart 1403
Saltanatı : 1389 - 1403


HAYATI

   
Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne'de doğdu. Babası Murad Hüdavendigar, annesi Gülçiçek Hatundur. Gülçiçek Hatun Rum'dur. Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, koç burunlu, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş omuzluydu. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesaretten dolayı ona 'Yıldırım' lakabı takılmıştı.

Çocukluğunu Bursa Sarayı'nda kardeşleriyle birlikte geçirdi. İyi bir eğitim gördü. Devrin en büyük alimlerinden dersler aldı. Gençliğinde Kütahya sancağında valilik yaptı. Sultan Murad Hüdavendigar'ın vasiyeti gereği 1389 yılında padişahlığa getirildi. Tahta çıktığında 29 yaşındaydı.

Sırbistan'ın başında, Kosova savaşında ölen Kral Lazar'ın oğlu Stefan Lazaroeviç vardı. Barış antlaşması için geldiği Edirne'de kız kardeşi Maria'yı Bayezid'e verdi. Bu evlenme sayesinde Osmanlı-Sırp dostluğu kuruldu. Yıldırım Bayezid Timur'la yaptığı Ankara Savaşı'nda yenildi ve esir düştü. 13 yıl süren saltanatı sonunda esaretinin başlamasından 7 ay 12 gün sonra vefat etti.

Erkek Çocukları: Musa Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi, İsa Çelebi, Mehmed Çelebi, Ertuğrul Çelebi, Kasım Çelebi
Kız Çocukları: Fatma Sultan
 
 
BEYLİKLERLE MÜCADELE

   

1389 yılında Bulgaristan ve Bosna'nın fethi gerçekleştirildikten sonra, Anadolu'da durumun karıştığını haber alan Yıldırım Bayezid, Balkan devletleriyle açık antlaşmalar imzaladı. Yıldırım, Sultan Murad'ın ölümünü fırsat bilip Osmanlılara karşı güç birliği yapan Anadolu Beyliklerine karşı mücadeleye girişti.

Karamanoğulları hem Beyşehir'i işgal etmişler, hem de Saruhan, Menteşe, Aydın ve Germiyan Beyliklerini kışkırtmışlardı. Yıldırım Bayezid beraberindeki Sırp kuvvetleriyle birlikte Anadolu'ya girdi ve başkaldıran bu beyliklerin topraklarını tek tek ele geçirdi.

Ayrıca Çandaroğlu İsfendiyar Bey'de Osmanlı hakimiyetini kabul etti.
 
 

İLK İSTANBUL KUŞATMASI


Karaman Seferi'nde Yıldırım Bayezid ile birlikte bulunan,Sırp İmparatoru Yoannes'in oğlu Manuel Bursa'ya geldikten sonra izinsiz bir şekilde İstanbul'a gitti. Bu olay üzerine, Yıldırım Bayezid bu gidişin gizli bir amacı olduğunu düşünerek, daha önceden planlanmış Macaristan seferini iptal etti ve İstanbul'u kuşatma kararı aldı.

İstanbul karadan ve denizden kuşatıldı (1391). Büyük ve kuvvetli toplar olmadığından, kuşatma abluka niteliğinde oldu. Macarların Türk topraklarına girmesiyle kuşatma kaldırıldı. Bu kuşatma Osmanlılar tarafından yapılan ilk İstanbul kuşatmasıdır.

Boş durmayan Macarlar kuzeyden Osmanlı topraklarına girmişlerdi. Üzerlerine gönderilen Türk Akıncıları, Kral Sigismund komutasındaki Macar Ordusunu yendiler (1392). Tuna-Eflak Seferinden dönüldüğünde Selanik ve çevresi de Osmanlı topraklarına katıldı (1394).


Yıldırım Bayezid 1395 yılında İstanbul'u ikinci kez kuşattı. Fakat Haçlıların harekete geçtiğini haber alınca bu kuşatma da birincisi gibi başarıya ulaşmadan kaldırıldı.
 
 
NİĞBOLU ZAFERİ

   

Osmanlıların Rumeli'deki faaliyetlerinin devam etmesi, akıncıların Bosna'ya ve Arnavutluk'a kadar ilerlemeleri Haçlıları telaşa düşürdü. Macar Kralı Sigismund, Papa'nın da desteğiyle başta Fransız, İngiliz ve Alman kuvvetleri olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinin katılımıyla oluşan Haçlı Ordusu'nun başına geçti. Bu ordu 1396 yılının Mayıs ayında harekete geçti.

Bu ittifakın amacı beş yıldır kuşatma altında bulunan İstanbul'u kurtarmaktı. Haçlılar Tuna kıyısındaki Niğbolu kalesini kuşattılar. Kale kumandanı Doğan Bey, Yıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı Ordusu yetişinceye kadar kaleyi başarıyla savundu. 1396 yılında Niğbolu kalesi önlerinde çok kanlı çarpışmalar oldu. Haçlılar, tarihe Niğbolu Savaşı olarak geçen bu çatışmada büyük bir bozguna uğradılar. Savaş sonunda Haçlıların aldığı yerler Osmanlı Devletine geçti. Bulgar Krallığı ortadan kaldırıldı ve Macaristan içlerine doğru akınlar yapıldı. Haçlı dünyası yarım yüzyıl Türklerin üzerine yürümeye cesaret edemedi. Bu savaştan sonra Yıldırım Bayezid'e Abbasi Halifesi tarafından "Sultan-i iklim-i Rum" yani "Anadolu Sultanı" ünvanı verildi.

Niğbolu Savaşından sonra İstanbul üçüncü defa kuşatıldı. Daha önceden yapımına başlanmış olan Anadoluhisarı bu kuşatma sırasında tamamlandı. Güçlü bir deniz kuvveti ve büyük topların olmaması fethi engelliyordu. Bu sebeple Yıldırım Bayezid, Türk Denizciliğini geliştirmeye çalıştı. Yıldırım İstanbul'u kuşatma altında tutarak, şehrin teslim olacağını düşünüyordu. Ancak Timur tehlikesi ortaya çıkınca, Bizans'la bir antlaşma yapıldı ve kuşatma kaldırıldı. Bu antlaşmayla, İstanbul Sirkeci'de bir cami, bir İslam Mahkemesi ve bir Türk mahallesi kuruldu. Yıllık haraç arttırıldı. Aynı yıl Yunanistan'a ve Mora'ya sefer düzenlendi.

1398 yılında Karaman ülkesi ve Karadeniz beylikleri fethedildi. Bir yıl sonra da Dulgadiroğulları beyliğine son verildi. Yıldırım Bayezid, ayrıca İstanbul Galata'da bulunan Ceneviz Kolonisi ile de savaştı.
 
 
ANKARA SAVAŞI

   

Timur, Cengiz İmparatorluğu'nu yeniden kurmak amacıyla faaliyetlere başlamıştı. İran'ı almış, Hindistan'a da seferler düzenlemişti. Azerbaycan ve Bağdat Emirleri korkularından Yıldırım Bayezid'e sığındılar. Timur Emirleri geri istediyse de, Yıldırım Bayezid bunu reddetti ve bu olaydan dolayı Timur ile Yıldırım Bayezid'in araları açıldı. Anadolu'ya giren ve Sivas'ı yağmalayan Timur, seçme askerlerden oluşan ordusu ile birlikte Anadolu'da ilerlemeye devam etti. Osmanlı Ordusu da harekete geçti. İki ordu Ankara'da Çubuk Ovası'nda karşılaştılar.

Yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım'ın kuvvetlerinden olan Kara Tatarlar'ın, Timur tarafına geçmesi Osmanlı Ordusunun dağılmasına neden oldu (20 Temmuz 1402).

Yıldırım Bayezid, Timur'a esir düştü. Bu savaş Osmanlı Devleti'nin 50 yıl kadar duraklamasına neden oldu. Anadolu Türk birliği dağıldı ve Anadolu'daki beylikler tekrar ortaya çıkarak güçlendi. Başsız kalan Osmanlı Devleti'nde karışıklıklar başladı.

Osmanlı Devleti'nin dört ayrı bölgesinde, şehzadeler tarafından dört ayrı devlet ilan edildi. Bursa, İznik ve İzmit, Timur tarafından yağmalanıp yakıldı, İzmir işgal edildi. 1402'den 1413'e kadar sürecek olan bu iktidar boşluğu ve taht mücadeleleri dönemine Fetret Devri adı verildi.
 
 
MİMARİ ESERLER

   

Memleketin imarıyla da meşgul olan Yıldırım Bayezid, özellikle Bursa'da İslam mimarisini ebediyen yaşatacak camiler, külliyeler ve medreseler yaptırdı.

Timurtaş Paşa adına bir Camii,
Mudurnu Yıldırım Camii,
Bergama Ulu Camii,
Bursa Ulu Camii o dönemde yapılmış önemli mimari eserlerdendi.

Yıldırım Bayezid ayrıca 1396 yılında İstanbul'un fethi için bir aşama olan Anadoluhisarı'nı yaptırdı. 

Yaptırılan Bursa Yıldırım Darüşşifası ve Bursa Yıldırım Sağlık Ocağı Osmanlı İmparatorluğunda sağlık alanında yapılan ilk eserlerdi.
Bursa Yıldırım Medresesini de inşa ettiren Yıldırım Bayezid, Bursa'nın ilim adamlarının merkezi olmasını sağladı. "Emir Sultan" adıyla şöhret bulmuş olan Emir Buhari o dönem Bursa'ya gelmiş olan ilim adamlarından birisidir.
 
 
HARITA

(http://img269.imageshack.us/img269/8375/h02w.jpg)
Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren harita


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 08:48:11
(http://img193.imageshack.us/img193/4359/05padisah.gif) 
SULTAN MEHMED ÇELEBİ
1413 - 1421


Babası : Yıldırım Bayezid
Annesi : Devlet Hatun
Doğumu : 1389
Ölümü : 26 Mayıs 1421
Saltanatı


HAYATI

   
Sultan Mehmed Çelebi, 1389 yılında Edirne'de doğdu. Babası Yıldırım Bayezid, annesi de Germiyanoğullarından Devlet Hatun'dur. Orta boylu, yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, kırmızı yanaklı ve geniş göğüslüydü. Kuvvetli bir vücuda sahipti. Gayet hareketli ve cesurdu. Güreş yapar ve çok kuvvetli yay kirişlerini bile çekebilirdi. Padişahlığı süresince bizzat 24 savaşa katılan Mehmed Çelebi, bu savaşlarda kırka yakın yara aldı. Başında kullanmış olduğu sarık, altın işlemeli kavuğu ile gayet güzel görünürdü. İçi kürklü ve yakası dik olan bir kaftan giyinirdi.

Sultan Mehmed Çelebi Müslümanlara karşı göstermiş olduğu adaleti, aynı zamanda Hıristiyan topluluklara karşı da gösterirdi. İyi bir idareci ve politikacıydı. Tahsilini Bursa Sarayı'nda tamamladı. Daha sonra babası tarafından Amasya sancakbeyliğine tayin edildi ve bu sırada devlet işlerini öğrendi.

Fetret Devri'nden sonra Anadolu'daki beylikleri tekrar bir araya toplamayı başaran Sultan Mehmed Çelebi'ye Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci kurucusu gözüyle de bakılabilir.

Sultan Mehmed Çelebi 26 Mayıs 1421 de Edirne'de vefat etti. Ölüm haberi gizlendi. Osmanlı Padişahları arasında ölümü gizlenen ilk padişah o oldu. Cenazesi Bursa'ya getirilerek Yeşil Türbe'ye defnedildi.

Erkek Çocukları: Mustafa Çelebi, İkinci Murad, Ahmed, Yusuf, Mahmud.
Kız Çocukları: Fatma ve Selçuk Hatun.
 

FETRET DEVRİ

   
Ankara Savaşı sonunda Anadolu'da Türk birliği bozulmuş ve Osmanlı Devleti dağılma tehlikesi ile karşılaşmıştı. Yıldırım Bayezid'in oğulları, babalarının ölümünden sonra taht mücadelesine başladılar. Osmanlı tarihindeki en büyük kargaşa dönemi böylece başlamış oldu. Fetret Devri adı verilen bu dönemdeki taht mücadeleleri, Timur'un Anadolu'da kuvvetli bir devlet bırakmak istememesi ve Bizans'ın entrikalarıyla daha da arttı.

Süleyman Çelebi Edirne'de, İsa Çelebi Bursa'da, Mehmed Çelebi Amasya'da, Musa Çelebi Balıkesir'de padişahlıklarını ilan ettiler.

Mehmed Çelebi ile Musa Çelebi aralarında anlaştılar ve Bursa'da vali bulunan İsa Çelebi'yi ortadan kaldırdılar. Mehmed Çelebi, Süleyman Çelebi'nin de ortadan kalkması gerektiğini biliyordu. Bu amaçla Musa Çelebi'yi Edirne'ye Süleyman Çelebi'nin üzerine gönderdi. Musa Çelebi, kardeşi Süleyman Çelebi'yi yenerek, Edirne'yi ele geçirdi. Ancak Mehmed Çelebi'ye verdiği sözü tutmayarak Edirne'de kendini padişah ilan etti. 1413 yılında, son olarak Musa Çelebi'yi de saf dışı bırakan Mehmed Çelebi Fetret Devrine son verdi.


BİRLİK MÜCADELESİ

 
Osmanlı Devleti'ni tekrar bir araya toplayan ve bir bakıma Anadolu'da ki Türk birliğini tekrar sağlayan Mehmed Çelebi, Osmanlı Devletinin tek hakimi olarak padişahlığını ilan etti. Bu dönemde Anadolu'daki toprakların bir çoğu kaybedilmiş durumdaydı. Mehmed Çelebi bu toprakların tekrar geri alınması için harekete geçti.

1414 yılında Aydınoğlu Cüneyd Bey'den İzmir'i geri aldı. Saruhan ve Menteşoğlu beylikleri yeniden Osmanlı Devleti'ne bağlandı. Bursa'ya saldıran Karamanoğulları üzerine bir sefer düzenlendi.

Yenilen Karamanoğlu Mehmed Bey af diledi. Mehmed Çelebi de onu bağışladı ve ülkesinde yaşamasına izin verdi.

Aynı şekilde, Fetret Devri sırasında tekrar kurulmuş olan Candaroğulları Beyliği'de Osmanlı topraklarına bağlandı.
 
 
RUMELİ FAALİYETLERİ
 

Bu faaliyetlerden sonra Mehmed Çelebi tekrar Rumeli'ye yöneldi. Osmanlılara karşı düşmanca davranışlar sergileyen Eflak Beyliği'nin üzerine gidildi ve Eflaklılar vergiye bağlandı.

Mehmed Çelebi, babası Yıldırım Bayezid zamanında kurulan fakat pek güçlü olmayan deniz kuvvetlerini güçlendirdi ve Venediklilerle ilk deniz savaşları yapıldı (1416).
 
 
ŞEYH BEDRETTİN İSYANI

   
Mehmed Çelebi Anadolu ve Rumeli'de ki birliği sağladıktan sonra iki önemli isyanla uğraşmak zorunda kaldı. Bunlardan birisi Şeyh Bedrettin isyanıdır. Edirne civarındaki Simavna'da doğan Şeyh Bedrettin Bursa, Konya, Kahire gibi devrin en büyük ilim ve kültür merkezlerinde eğitim gördü.

Şeyh Bedrettin; Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa gibi yakın arkadaşlarıyla birlikte İznik'te kurdukları, İslam dinine aykırı fikirlere sahip bir tarikatla, Anadolu ve Rumeli'de fikirlerini yaymaya başladılar.

Bir süre sonra Eflak üzerinden Deliosman'a gelen Şeyh Bedrettin ve yandaşları ayaklandılar. Börklüce Mustafa İzmir'de, Torlak Kemal de Manisa'da ayaklanmaya katıldılar. Mehmed Çelebi, İzmir ve Manisa üzerine kuvvet göndererek ayaklanmayı bastırdı.

Yakalanan Şeyh Bedrettin, Serez Kadısı tarafından yargılanarak idam edildi (1420).
 
 
DÜZMECE MUSTAFA İSYANI


Ankara Savaşı'ndan sonra Timur'la birlikte Semerkant'a götürülen Mustafa Çelebi (Düzmece Mustafa), Timur'un ölümünden sonra Anadolu'ya döndü.

Osmanlı tahtında hak iddia eden Mustafa Çelebi, Bizans'ın ve Eflak Beyliği'nin yardımı ile Selanik'te ayaklandı.

Mehmed Çelebi, Bizans'a sığınan Mustafa Çelebi'yi para karşılığında hapsettirdi.
 
 
MİMARİ ESERLER
 

Dağılma tehlikesi içindeki Osmanlı Devletini yeniden bir araya toplamayı başaran Mehmed Çelebi, ülkesini güzelleştirmeye de özen gösterdi. Medreseler, imarethaneler ve pek çok camii yaptırdı.

Bunlardan; Amasya Beyazid Paşa Camii, Merzifon Çelebi Sultan Mehmed  Medresesi, Bursa Yeşil Camii, Dimetoka  Çelebi Sultan Mehmed Camii, Edirne Eski Camii ve Edirne Yıldırım Camii önemlidir.
 
 
HARITA

(http://img706.imageshack.us/img706/347/h03.jpg)
Çelebi Mehmed devrinde Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren harita

 
--------------------------------------------------------------


(http://img193.imageshack.us/img193/7079/06padisah.gif)
SULTAN İKİNCİ MURAD
1421 - 1451


Babası : Çelebi Mehmed
Annesi : Emine Hatun
Doğumu : 1402
Ölümü : 3 Şubat 1451
Saltanatı: 1421 - 1451

HAYATI
 

Sultan İkinci Murad 1402 yılında doğdu. Babası Mehmed Çelebi, annesi Dulkadiroğulları beyliğinden Emine Hatun'dur. Uzun boylu, beyaz tenli, doğan burunlu ve güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Kendisinin en büyük mutluluğu, Fatih Sultan Mehmed gibi eşine az rastlanacak bir insanın babası olmaktı.

Sultan İkinci Murad sakin ve huzurlu bir hayat yaşamayı arzu eden, fakat gerektiği takdirde çok hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan bir kişiliğe sahipti. Otuz yıllık saltanatı süresince, ülkesini çok büyük bir şan ve şerefle idare ederek, emri altında bulunan herkesin sevgisini kazandı.

Dindar, adil ve lütufkar bir padişahtı. Çocukluğu Amasya'da geçen Sultan İkinci Murad, tahta çıktığında 19 yaşındaydı.

Erkek çocukları: Fatih Sultan Mehmed, Ahmed,Alaaddin, Orhan, Hasan, Ahmed.
Kız çocukları: Şehzade ve Fatma Hatun.
 
 
DÜZMECE MUSTAFA OLAYI


Sultan İkinci Murad'ın tahta çıkışından yararlanmak isteyen Bizanslılar, Mehmed Çelebi zamanında hapsettikleri Mustafa Çelebi'yi serbest bırakıp ayaklanması için desteklediler.


Amaçları Osmanlı Devleti'nde taht kavgası yaratmaktı. Anadolu beyliklerinden de Mustafa Çelebi'yi destekleyenler oldu. Osmanlı yönetimine küskün olan bir takım komutanlar ve askerler de Mustafa Çelebi'yi padişah olarak görmek istiyorlardı.

Sultan İkinci Murad'ın üzerine gönderdiği birlikleri Rumeli taraflarında yenen Şehzade Mustafa Çelebi, Edirne'ye gelerek hükümdarlığını ilan etti. Ancak daha sonra Ulubat civarında karşılaştığı Sultan İkinci Murad'ın ordusu karşısında direnemedi ve kaçmaya çalıştı. Edirne'de yakalanan Mustafa Çelebi (Düzmece Mustafa) idam edildi.

1421 yılında Azeb ismiyle yeni bir askeri sınıf kurduran Sultan İkinci Murad, Mustafa Çelebi ayaklanmasında baş rol oynayan Bizans'ın üstüne yürüyerek İstanbul'u kuşattı.
 

BEYLİKLERLE MÜCADELE
 

Sultan İkinci Murad, Bizans'ın kışkırtmaları ve Anadolu beyliklerinin destekleriyle ayaklanan 13 yaşındaki küçük kardeşi Şehzade Mustafa'nın Bursa'yı kuşattığı haberinin alınması üzerine, İstanbul kuşatmasını kaldırarak Anadolu'ya geçti ve isyanı bastırdı. Yakalanan Şehzade Mustafa boğduruldu.

Sultan İkinci Murad, Şehzade Mustafa olayını da çözdükten sonra, devamlı olarak Osmanlı'ya karşı ayaklanan Anadolu Beyliklerini etkisiz hale getiremeye karar verdi.

Sırasıyla Aydın, Menteşe, Teke ve Germiyan beyliklerine son verildi.
 
 
RUMELİ FAALİYETLERİ


Rumeli'de de bir çok faaliyette bulunan Sultan İkinci Murad, Sırbistan üzerine sefere çıktı. Sırbistan vergiye bağlandı. Selanik, Makedonya, Teselya ve Yanya dolayları Osmanlı topraklarına katıldı. Arnavutluk Osmanlı himayesini kabul etti. Ayrıca, ayaklanan Eflak Bey'i Vlad'ın (Kazıklı Voyvoda) üzerine kuvvet gönderildi ve Eflak Beyliği yeniden Osmanlı'ya bağlandı.

Türklerin Balkanlar'daki bu başarıları Bizans ve Avrupa'yı telaşa düşürmekteydi. Avrupa'da haçlı seferi hazırlıkları yapılıyordu. Balkanlar'da Erdel Bey'i Hünyadi Yanoş'un Türkler'i pusuya düşürmesiyle 20 bin şehit verildi. Bu başarılar Osmanlı Devletine bağlı bütün beylerin ayrılmalarına neden oldu.

Osmanlı Ordusu bu kötü gidişe son vermek için çalıştıysa da başarılı olunamadı. Ardı ardına alınan bu yenilgiler Haçlıları ümitlendirmişti. Osmanlı ordusu Rumeli'de ilk defa böyle bir mağlubiyete uğramıştı. Haçlı ordusu "Tabur cengi" denilen bir usül ile arabalara bağlı top bataryaları kullanıyor, Osmanlı ordusu üzerlerine geldiğinde arabaları çember haline getirerek içine saklanıyor ve toplarla dört bir yana ateş ederek Osmanlı ordusuna ağır darbe vuruyordu.   
 
 
SEGEDİN ANTLAŞMASI

   
Haçlı kuvvetleri kazanılan her başarı sonrası daha da güçlü ve kuvvetli ittifaklar yaparak, Osmanlı Devleti'ne saldırmaya devam etti. Sırp, Eflak, Erdel, Macar kuvvetleri ilerlemeye devam ediyordu.

Niş yakınlarında yeniden büyük bir kayıp verildi. Haçlı birlikleri Filibe'ye kadar geldiler. Ancak soğukların şiddetlenmesi ilerlemelerine engel oldu.

Balkanlarda ardı ardına uğranılan yenilgiler, Osmanlı Devleti'ni zor duruma soktu. Bizans'ın Avrupa'da tahrikleri devam ediyordu.

Bu şartlarda her ne pahasına olursa olsun anlaşmaktan başka çıkar yol yoktu. Sultan İkinci Murad, barış için girişimlerde bulunarak, 12 Haziran 1444'de Segedin Barış Antlaşması'nın yapılmasını sağladı. Barışın devamlı olmasını sağlamak için de antlaşmaya taraf olan kralların yemin vermesi şart koşulmuştu.

Bu antlaşma ile Osmanlılar Balkanlar'da bir rahatlama sağlayarak, yeniden toparlanmak için zaman kazanmışlardı. Ayrıca ilk defa bir sınır kavramı ortaya çıkmış ve Tuna nehri belirleyici olmuştur.
 
 
ŞEHZADE MEHMED

   
Sultan İkinci Murad, Segedin antlaşmasıyla birlikte tahttan çekildi ve Manisa'ya gitti. Yerine henüz çocuk denebilecek yaşta olan Şehzade Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) tahta çıktı.

Şehzade Mehmed'in tahta çıkması Osmanlı Devleti içinde huzursuzluklara neden oldu.

Avrupa'da yeni bir Haçlı seferi hazırlıklarının başlaması üzerine Sultan İkinci Murad, oğlu Sultan İkinci Mehmed tarafından bir mektupla Manisa'dan Edirne'ye davet edildi.

Bu arada krallar yeminlerini bozarak antlaşmaya aykırı hareket etmiş ve yeni bir haçlı seferi düzenlemişlerdi.

Sultan İkinci Mehmed'in babasını ordunun başına davet eden meşhur mektubu şöyledir:

"Eğer padişah iseniz, memleketin kötü bir zamanında başta bulunmamanız görevlerinize aykırı bir harekettir. Silah başına geliniz. Eğer padişah ben isem, size itaat etmenizi hatırlatıyorum ve emrediyorum. Silah başına geliniz."
 
 
VARNA SAVAŞI


Sultan İkinci Murad büyük bir hızla Edirne'ye geldi. Osmanlı Ordusunun başına geçti. Varna önlerine gelen Osmanlı Ordusu, Haçlılara karşı saldırıya geçti. Haçlı Ordusunun Varna önlerinde bozguna uğratılmasıyla büyük bir zafer kazanıldı (10 Kasım 1444).

Varna Savaşı, Haçlıların İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesini engellemek için yaptıkları son girişim oldu.

Bu savaş, Osmanlıları Segedin Antlaşmasına zorlayan şartları tamamen değiştirdi. Sultan İkinci Murad, bir müddet sonra tahtı, yine oğluna bırakarak çekildiyse de devlet adamlarının ısrarları sonucu tekrar tahtına döndü.
 
 
II. KOSOVA SAVAŞI


Varna Savaşı'nın üzerinden dört yıl geçmişti ki, Macar Kralı Jan Hunyad; Macar, Eflak, Leh ve Almanlardan oluşan ordusuyla Sırbistan'ı işgal etti.

Osmanlı topraklarına girerek Kosova'ya kadar geldi. Savaş, Jan Hunyad'ın saldırısıyla başladı. Savaşın üçüncü günü sahte bir geri çekilmeyle çember içine alınan Jan Hunyad ve ordusu, ağır bir yenilgiye uğratıldı (19 Ekim 1448).

İkinci Kosova Savaşı sonunda Balkanlar kesin olarak Türk yurdu haline geldi. Haçlılar bir daha Osmanlılara saldırma cesareti gösteremediler.
 
 
MİMARİ ESERLER
   

Sultan Murad, memleketin bir çok yerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yaptırdı. Külliye binaları ile birlikte inşa edilen Bursa Muradiye Camii ve Edirne Muradiye Camii kendi adını verdiği eserlerdir.

Ayrıca Edirne Gazi Mihal Camii, Amasya Yörgüç Paşa Camii, Filibe Şehabeddin Paşa Camii, Üsküp Alaca İshak Bey Camii, Üsküp Sultan Murad Camii, Edirne Şah Melek Paşa Camii, Edirne Beylerbeyi Camii ve Karaca Bey Camii yine onun döneminde yapıldı.

Yine Sultan İkinci Murad tarafından inşa ettirilen Edirne Üç Şerefeli Camii'nin yanında bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Bu camiin duvarları ve mihrabı son derece güzel çinilerle süslenmiştir. Ergene Nehri üzerindeki
170 ayaklı "Uzun Köprü"yü de Sultan İkinci Murad yaptırdı.

Sultan İkinci Murad, Ankara civarında Basıkhisar nahiyesinin yakınında yaptırdığı büyük köprünün geçiş ücretini Mekke'ye gönderilmek üzere ayırdı. Her yıl Surre-i Humayun denen özel memurlar ve hacılardan meydana gelen bir alayı Kabe'ye gönderiyor, mukaddes yerlerin bakım ve tamirini yaptırıyordu.

Sultan İkinci Murad kitaplar yazdırmış, başka dillerde yazılı kitapları Osmanlı diline çevirtmiştir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 08:52:28
(http://img193.imageshack.us/img193/7897/06padisahv.gif)
FATİH SULTAN MEHMED
1451 - 1481

Babası : İkinci Murad
Annesi : Huma Hatun
Doğumu : 29 Mart 1432
Ölümü : 3 Mayıs 1481
Saltanatı : 1451 - 1481
Devlet Sınırları : 2.214.000 km2


HAYATI

   

Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi.

Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed'in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi.

Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça'ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı.

Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'a getirtirdi. Nitekim astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü.

Fatih Sultan Mehmed 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.

20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmed, İstanbul'u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatih ünvanını aldı.

Hz.Muhammed'in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul'un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmed, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı.

Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi.
 
 
İSTANBUL'UN FETHİ

   

Fatih Sultan Mehmed padişah olduktan sonra ilk iş olarak, devamlı ayaklanma çıkaran Karamanoğlu Beyliğine karşı sefere çıktı. Karamanoğlu İbrahim Bey af diledi. Fatih İstanbul'un fethini düşündüğü için onu bağışladı.

Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı.

Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlar'daki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu.

Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı.
 
 
YAPILAN HAZIRLIKLAR

   

İstanbul'un Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş olacaktı. Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı.

Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi (havan topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli rol oynadı.

Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Bu sayede Boğazlar'ın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi.

Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç yıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında, Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı.

Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal Külahı görmektense, Türk Sarığı görmeye razıyız" diyorlardı
 
 
KUŞATMA VE SAVAŞ

   
Fatih Sultan Mehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı.

Osmanlı Ordusundaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı.

Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı.

Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih Sultan Mehmed Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını verdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e indirilecekti.

Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e indirildi.

Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara saldırıları devam etti.

Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih Sultan Mehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi. Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genel saldırının yapılacağına dair kararını açıkladı.

Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi.
 
 
FETHİN SONUÇLARI

   
İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.

Sırbistan (1454,1459), Mora (1460), Eflak (1462), Boğdan (1476), Bosna-Hersek, Arnavutluk, Venedik (1463-1479), İtalya (1480) ve Macaristan seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki hakimiyetini pekiştirdi.

Sırbistan Krallığı tamamen ortadan kaldırılıp Osmanlı sancağı haline getirildi, Mora tamamen fethedildi, Eflak Osmanlı eyaleti yapıldı, Bosna tekrar Osmanlı hakimiyetine alındı, Arnavutluk ele geçirildi. 16 yıl süren Osmanlı-Venedik Deniz Savaşları sonunda Venedik barış imzalamayı kabul etti. İtalya'ya yapılan sefer sırasında Roma'nın fethi açısından çok önemli bir merkez olan Otranto, fethedildi ancak Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine kaybedildi.
 
 
KIRIM'IN FETHİ VE KARADENİZ


Fatih Sultan Mehmed, Karadeniz'e de hakim olmak istiyordu. Venedik ve Cenevizlilerin İslam dünyasının aleyhine yaptıkları esir ticaretini önlemek, İstanbul'a gelen ticari malların taşınmasında esas rolü oynayan Kırım sahillerini ele geçirmek, Karadeniz'i bir Türk Gölü haline getirmek amacıyla hareket eden Fatih, işe 1459'da Amasra'yı fethederek başladı.

1460'da Candaroğulları Beyliği'ne son verildi. 1461'de Trabzon'un, 1475'de de Kırım'ın fethiyle Karadeniz bir Türk gölü haline geldi.

Bu sayede Karedeniz'deki Ceneviz üstünlüğü sona erdi ve İpekyolu'nun tüm denetimi Osmanlı Devleti'ne geçti.
 
 
OTLUKBELİ SAVAŞI


Karamanoğlu İbrahim'in 1464'te ölmesi üzerine oğulları birbirlerine düşmüşlerdi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yardımıyla İshak Bey Karamanoğlu beyliğine sahip oldu. Bunun üzerine diğer oğlu Pir Ahmed Bey Fatih Sultan Mehmed'den yardım istedi ve gelen yardım sayesinde Beyliği ele geçirdi. Fakat Pir Ahmed Bey bir süre sonra gidip Venediklilerle anlaşınca, bu duruma sinirlenen Fatih Sultan Mehmed, Karaman Seferi'ne çıkmaya karar verdi.

Konya ve Karaman alınarak Osmanlı'ya bağlandı. Karaman halkı İstanbul'a ve çeşitli yerlere göç ettirildiler. Pir Ahmed Bey kaçarak Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a sığındı. Bu olay Osmanlılarla Akkoyunluların arasının açılmasına neden oldu.

Osmanlılar Avrupa ve Anadolu'daki topraklarını genişletirken, Akkoyunlular Devleti'de Doğu Anadolu, Kafkasya, İran ve Irak üzerinde hakimiyet kurmuşlardı. Sınırlarını genişleten iki Türk Devleti arasında büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu. Otlukbeli mevkiinde 11 Ağustos 1473'de yapılan savaşta, devrin en kuvvetli savaş tekniğine ve araçlarına sahip olan Osmanlı ordusu, Uzun Hasan'ın kuvvetli süvarilerden kurulmuş olan ordusunu birkaç saatte dağıttı.

Bu savaştan sonra Akkoyunlular bir daha kendilerini toparlayamadılar. Fatih Sultan Mehmed, Akkoyunlu tehlikesini bu şekilde engellemiş oldu. Anadolu'da ve Rumeli'de birçok sefer düzenleyip pek çok zafer kazanmıştı.

Buna rağmen güneyde güçlü bir devlet konumunda olan Memlüklerle problemler yaşandığı halde sıcak bir savaştan kaçınmıştı.
 
 
DENİZLERDE DURUM


İstanbul'un fethiyle ticaret yollarının hakimiyeti Osmanlılara geçmişti. Ancak denizlerde Venedik ve Cenevizliler'in etkinliği devam ediyordu. Fatih ticaret yollarının güvenliğini sağlamak ve korsanlardan kurtulmak için Ege adaları üzerinde siyasetini ağırlaştırdı. Ege adalarına seferler düzenlendi.

Yeni tersaneler ve gemiler inşa edildi. Rodos seferine çıkıldıysa da alınamadı.
 
 
İDARİ DÜZENLEMELER
 

Fatih Sultan Mehmed, klasik manada Osmanlı devletinin idari kurucusu sayılabilir. İstanbul'un fethinden sonra kendisini Kaiser-i Rum (Doğu Roma İmparatoru) ilan etmiş ve devlet müesseselerini yerleştirmiştir. Fatih, Kanunnamesi ile Atam-Dedem Kanunu dediği gelenekleri yazılı hale getirmiş ve buna Kanunname-i Ali Osman denmiştir.

Divanın idaresini sadrazamlara bırakarak, işleri kafes arkasından takip etmeye başlamış, mutlak vekilim dediği sadrazamı geniş yetkilerle donatmıştır. Ayrıca defterdar, kazaskerler ve diğer üst düzey devlet erkanının görevleri tarif edilmiştir.

Yeniçeri ordusu 10.000'e çıkarılarak güçlü bir merkezi ordu teşkil edildiğinden uç beylerinin önemi azalmış, böylece merkezi idare sağlamlaştırılmıştır. Anadolu ve Rumeli'nin en kudretli devletinin hükümdarı olarak "Han" ünvanını ilk defa o kullamıştır.

İstanbul'un fethinden sonra Yıldırım Bayezid zamanında elden çıkan topraklar yeniden kazanılmış, hatta Rumeli ve Karadeniz kıyılarında yeni yerler fethedilmiştir. Kırım'ın fethi ile Karadeniz bir Türk gölü haline getirilmiş, Anadolu birliği tamamlanmış ve Rumeli'deki Türk varlığı Belgrad'a kadar uzanmıştır.

İstanbul, Fatih zamanında bir ilim ve sanat merkezi haline gelmiş, Fatih medreseleri klasik Osmanlı medreselerinin temelini oluşturmuştur. Şairler ve ilim adamları için bir cazibe merkezi haline gelen İstanbul'a bütün İslam dünyasından bilginler gelmeye başlamıştır.
 
 
MİMARİ ESERLER


Fatih Sultan Mehmed, otuz yıl kadar süren padişahlığı sırasında Osmanlı Devleti'ni bir cihan devleti konumuna çıkardı. Fatih Sultan Mehmed, eşsiz bir komutan olmakla beraber, büyük bir devlet adamıydı.

Yapmış olduğu çalışmalar ile memleketinde büyük çapta bir imar hareketini gerçekleştirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli şehirlerinde 300 kadar cami, 57 medrese, 59 hamam, 29 bedesten, çeşitli saray, hisar, kale, sur, han ve köprüler yaptırdı.

İstanbul'u fethettiği zaman başta Ayasofya olmak üzere sekiz tane kiliseyi camiye çevirdi. Bugünün üniversitesi olan Fatih Külliyesi'ni 1470 yılında tamamladı.

Hz.Eyyub-i Ensari'nin kabri, Fatih'in hocası Akşemseddin tarafından keşfedildi ve üzerine Eyüp Camii yaptırıldı.
Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'un Fatih semtinde yaptırılan Fatih Camii, 1470 yılında yine onun tarafından ibadete açıldı.
Fatih zamanında inşa edilen Kapalıçarşı, ilerde İstanbul'un en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelecekti.

Devrin mimari eserleri arasında bulunan Yeni Bedesten de çok ünlüdür.   Saray-ı Cedide-i Amire adı verilen Yeni Sarayı (Topkapı Sarayı) da Fatih Sultan Mehmed yaptırdı.
 
 
HARITA

(http://img269.imageshack.us/img269/94/h04d.jpg)
Fatih Sultan Mehmed’in ölümünde Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren harita
 


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 08:54:03
(http://img7.imageshack.us/img7/97/08padisah.gif)
SULTAN İKİNCİ BAYEZİD
1481 - 1512

Babası : Fatih Sultan Mehmed
Annesi : Mükrime Hatun
Doğumu : 3 Aralık 1447
Ölümü : 26 Mayıs 1512
Saltanatı : 1481 - 1512
Devlet Sınırları : 2.375.000 km2


HAYATI


Sultan İkinci Bayezid 3 Aralık 1448'de Dimetoka'da doğdu. Babası cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed Han, annesi Mükrime Hatun adında bir Türk kızıdır. Uzun boylu, geniş göğüslü ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlak ve gözleri elaydı. Cesur ve atılgandı.

Aynı zamanda çok halim selim ve dinine bağlı bir padişahtı. Babası Fatih Sultan Mehmed ilme ilgi duyduğu için, oğlu Şehzade Bayezid'e iyi bir eğitim verdi. O devrin en meşhur alimlerinden ders okutturdu ve bütün İslam ilimlerini en iyi şekilde öğrenmesini sağladı.

Sultan İkinci Bayezid yedi yaşında iken, Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya valiliğine tayin edildi. Amasya, Selçuklular devrinden beri önemli bir ilim ve kültür merkeziydi. Padişah olacak şehzadelerin yetişmesi için, bu vilayette bütün şartlar vardı.

Sultan İkinci Bayezid, dinine çok bağlı olduğu için kendisine Bayezid-i Veli denildi. Sultan İkinci Bayezid, şairleri saraya toplar, onlarla sohbet ederdi. Çok merhametli bir padişah olan Sultan İkinci Bayezid, sık sık fakirlere sadaka dağıtırdı.

Arapça ve Farsça'yı gayet iyi biliyordu. Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. İslam ilimlerinin yanı sıra, matematik ve felsefe tahsili de yaptı. 24 Nisan 1512'de padişahlıktan ayrılmak zorunda kalan Sultan İkinci Bayezid, bir ay kadar daha yaşadı ve 26 Mayıs 1512'de vefat etti.

Erkek çocukları: Mahmud, Ahmed, Şehinşah, Yavuz Sultan Selim, Mehmed, Korkud, Abdullah, Alimşah
Kız çocukları:Aynişah, Gevher, Mülük Sultan, Hatice Sultan, Selçuk ve Hüma Hatun.
 
 
CEM SULTAN



3 Mayıs 1481'de Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine Amasya'da bulunan Şehzade Bayezid ve Konya'da bulunan Cem Sultan'a sadrazam Karamani Mehmed Paşa tarafından ulaklar gönderildi. Ancak Cem Sultan'a gönderilen haberci, yolda Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalandı.

Cem Sultan, babasının vefatını dört gün sonra öğrenebildi. Bu olayların yaşanması üzerine yeniçeriler ayaklanıp Karamani Mehmed Paşa'yı öldürdüler (4 Mayıs 1481). Şehzade Bayezid'in, İstanbul'da bulunan oğlu Korkut'u saltanat naibi ilan ederek onu tahta çıkardılar.

Şehzade Bayezid, 21 Mayıs 1481 günü İstanbul'a varır varmaz devlet idaresini eline aldı. Cem Sultan ise 4000 kadar askeriyle birlikte 27 Mayıs 1481'de İnegöl önlerine geldi. Sultan İkinci Bayezid, Ayas Paşa idaresindeki bir orduyu Cem Sultan'ın üzerine gönderdi.

28 Mayıs'ta yapılan savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da padişahlığını ilan etti. Kendi adına hutbe okutarak para bastırdı. Çok geçmeden Sultan İkinci Bayezid'e bir mektup gönderen Cem Sultan, Osmanlı topraklarını eşit olarak paylaşmayı teklif etti. Kabul edilemeyecek bu teklif karşısında harekete geçen Sultan İkinci Bayezid, ordusuyla birlikte Cem Sultan'ın üzerine yürüdü. Yenişehir Ovası'nda yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, Konya'ya geldi. Burada da kalamayacağını anlayan Cem Sultan, yanına ailesini de alarak Kahire'ye doğru yola çıktı. Kahire'de iken Hac mevsiminde Hicaz'a gitti.

Hac'dan sonra tekrar Kahire'ye gelen Cem Sultan, ağabeyi Sultan İkinci Bayezid'den bir mektup aldı. Bu mektupta, padişahlıktan vazgeçtiği takdirde kendisine bir milyon akçe ödeneceği belirtiliyordu. Ancak Cem Sultan bunu kabul etmedi. İkinci bir teklifi de geri çeviren Cem Sultan, tekrar ülkesine döndü.

27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşatan Cem Sultan, Sultan İkinci Bayezid'in yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırarak Ankara'ya gitti. Oradan da tekrar Mısır'a gidecekti, ancak yollar tutulmuştu. Bu sırada Rodos şövalyelerinden Pierre d'Aubusson onu Rodos'a davet etti.

29 Temmuz 1482'de Rodos'a giden Cem Sultan, yapılan antlaşma gereğince istediği zaman adadan ayrılacağını düşünüyordu. Ancak sahtekar şövalyeler buna hiçbir zaman izin vermediler ve Cem Sultan esir hayatı yaşamaya başladı. Cem Sultan'ın Rodos şövalyelerinin eline düşmesi, hem kendisi hem de Osmanlı tarihi için talihsiz bir olay olmuştur.

Cem Sultan daha sonra, Fransa'ya gönderildi. Cem Sultan'ın Fransa'dan başka bir ülkenin eline geçmesini Osmanlı Devleti açısından sakıncalı gören Sultan İkinci Bayezid, Fransa'ya bir elçi gönderek Cem Sultan'ın Fransa'da tutulmasını istedi.

Cem Sultan'ı kullanmak isteyenlerden birisi de Papa VIII.Innocent'di. Papa, Cem Sultan'ı bahane ederek Osmanlılara karşı bir haçlı seferi düzenlenmesini istiyordu. Ancak bunda başarılı olamayınca Cem Sultan'a Hıristiyan olma teklifinde bulundu. Buna karşılık Cem Sultan ona şöyle cevap verdi:

"Değil Osmanlı Saltanatı, hatta bütün dünyanın padişahlığını verseniz dinimi değiştirmem".

Cem Sultan, ağabeyi Sultan İkinci Bayezid'e yazdığı bir şiirinde ona şöyle seslenir:

"Sen bister-i gülde yatasın şevk ile handan, Ben kül döşenem külhan-ı mihnette sebeb ne"
(Sen gül döşenmiş yatakta neşeyle gülerek yatarken, ben zahmet ve eziyet içinde küle batayım, neden)

Sultan İkinci Bayezid ise ona şöyle cevap verir:

"Çün rüz-i ezel kısmet olunmuş bize devlet, Takdire rıza vermeyesin böyle sebeb ne, Haccacü'l-Haremeynüm deyüben da'va kılarsun, Ya saltanat-i dünyeviye bunca taleb ne"
(Bize ezelden saltanat kısmet imiş, sen ise kadere rıza göstermedin buna sebep ne, Hacca gittin kendini temizlemek davasına düştün, peki dünya saltanatı için bunca hırs niye"

Cem Sultan vakası Osmanlı tarihinde Yıldırm Bayezid'in Timur'un elinde esir düşüp, demir kafese hapsedilmesinden sonra ikinci büyük trajik hadisedir. Rumeli'den tekrar Osmanlı topraklarına gelmek isteyen Cem Sultan, 13 yıl esir hayatı yaşadı. En son Papa'nın elinden Fransız Kralı tarafından kurtarılmış, ancak büyük bir ihtimalle zehirlendiği için bir hafta içinde yolda vefat etmiştir.

Papa'nın bir haçlı seferine kumanda ederek Osmanlı devleti ile savaşma teklifini reddettiğinde Papa, dilini anlamadığını zannettiği Cem Sultan'a:

"Öyleyse burada it gibi sürün" demesine karşılık olarak Cem Sultan, Papa'ya şöyle demiştir:

"Sizin elinize düşen itten beter olmayacağızdı da, ya nice olacağızdı" ve Papa'yı utandırmıştır.

Cem Sultan'ın bakım masrafları için Papa, Sultan İkinci Bayezid'den yılda 40.000 altından fazla para kopartmayı başarmış, Cem Sultan'ı serbest bırakma tehditleriyle de Osmanlı fetihlerini durdurmuştu. Bu olay ileride Şehzade katli için de önemli bir mesnet teşkil etmiştir.

Cem Sultan, bunca olaydan sonra 25 Şubat 1495'de vefat etti. Sultan İkinci Bayezid bu olaya çok üzüldü ve üç gün yas ilan etti ve Cem Sultan'ın gıyabında cenaze namazı kıldırdı. Sultan İkinci Bayezid Cem Sultan'ın naaşını alabilmek için çok uğraştı.

Vefatından 4 yıl sonra 1499 yılının Ocak ayında Cem Sultan'ın cenazesi Osmanlı topraklarına getirilerek Bursa'da kardeşi Şehzade Mustafa'nın yanına gömüldü. Böylece yıllar süren macerası sona erdi ve en azından cenazesi kendi topraklarına defnedildi.
 
 
BALKANLARDA İLERLEME


Sultan İkinci Bayezid siyasi ve askeri faaliyetlerine Rumeli'de başladı. Bosna, Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı topraklarına katılmış, Hersek ise henüz alınamamıştı. 1483'de yapılan akınlar sonucu, bu bölge kesin olarak Osmanlı Devleti'ne katıldı. 

Boğdan vergiye bağlandı. Boğdan Prensliği'ne bağlı Kilya (15 Temmuz 1484) ve Akkerman (9 ağustos 1484) kaleleri fethedildi. 1491 yılında Macaristan'a büyük akınlar düzenlendi. Sultan İkinci Bayezid 31 Mayıs 1499'da da Yunan seferine çıktı.

Memlük Devleti'nin, Cem Sultan'ı koruması ve Ramazanoğulları ile Dulkadiroğulları Beylikleri üzerinde etkili olarak, Anadolu'nun işlerine karışması, gergin olan Osmanlı-Memlük ilişkilerini iyice bozdu. 1485 yılında savaşlar yapıldı. Yapılan savaşlardan önemli bir sonuç elde edilemedi. Adana ve Tarsus gibi yerler, Mekke-Medine vakıflarına bağlı oldukları gerekçesiyle geri verildiler (1491).
 
 
SAFEVİLER VE ŞAH KULU
 

Sultan İkinci Bayezid döneminde İran'a Safeviler hakim oldu. 1501'de Tebriz'i alan Şah İsmail, giderek kuvvetleniyordu. Anadolu'da da kendisine ve mezhebine birçok yandaş buldu.

Bir çok Türkmen kitlesini yanına aldı. İran ve Azerbaycan'da etkisini gösteren Şah İsmail, Doğu Anadolu'da Osmanlı Devleti'ni ciddi derecede tehdit etmeye başlamıştı. Anadolu'ya bir çok Şii propagandacı yollayan Şah İsmail, bu sayede Anadolu'yu yönetimi altına almak istedi.

Propaganda faaliyetleri etkisini göstermeye başlamıştı. 9 Nisan 1511'de Hamideli ve Teke taraflarında Şah Kulu adında bir Şah İsmail taraftarı isyan çıkardı. Bu isyan güçlükle bastırıldı.

Şah Kulu yakalanarak idam edildi. Sultan İkinci Bayezid'in son dönemlerinde ortaya çıkan bu isyan ülkeyi bunalıma sürükledi. Şehzadeler arasında babalarına ve birbirlerine karşı bir mücadele başladı.
 
 
VENEDİKLE SAVAŞ
 

İstanbul'un alınmasıyla ekonomik alanda en çok zarar gören devlet Venedik olmuştu. Fatih Sultan Mehmed zamanında kendilerine kapitülasyonlar verilmiş ve bu sayede Haçlı birliğinden ayrılmışlardı. Fakat Venedik her zaman için Osmanlı aleyhtarı bir politika izleyerek, zaman zaman Mora halkını kışkırtıyordu. Sultan İkinci Bayezid bu sorunu kökünden çözmeye ve Venediklilerin ellerinde kalan yerleri de almaya karar verdi.

Karadan ve denizden yapılan kuşatmayla İnebahtı (1499), ardından Moron, Koron ve Navarin kaleleri ele geçirildi. Yunan adalarının da fethedilmesi üzerine, Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayan Venedikliler barış istediler. Yapılan barış antlaşmaları sonunda, Osmanlı'nın fethettiği yerler tekrar Venediklilere verildi.
 
 
ŞEHZADE SELİM
 

Sultan İkinci Bayezit'in sekiz oğlu olmuş, bunlardan Ahmet, Korkut ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Hayatta olanların en büyüğü Ahmet, ikincisi Korkut, en küçüğü ise Selim'di. Ahmet Amasya'da, Korkut Manisa'da, Selim ise Trabzon'da vali olarak bulunuyorlardı.

İkinci Bayezid Şah İsmail olayında gevşek davranmış devlet işleri bozulmaya başlamıştı. Babasının tahtan ayrılacağı haberini alan Selim harekete geçti. 3 Ağustos 1511 tarihinde Uğraş Deresi bölgesinde babasıyla savaşan Şehzade Selim yenildi.

Devlet erkanı Bayezid'in yerine, Şehzade Ahmed'in padişah olmasını istiyordu. Yeniçeriler ise Şehzade Ahmed'i desteklemiyordu. Ahmed'in başarılı olamaması üzerine Selim aleyhtarları bu sefer de Korkut'u davet ederek padişah olmasını istediler. Yeniçeri ocağına gelen Şehzade Korkut'a saygı gösterildi ise de, Selim'den başkasını padişah olarak görmek istemediklerini söylediler.

Sultan İkinci Bayezid baskılara daha fazla dayanamadı. 19 Nisan 1512'de Osmanlı tahtına davet edilen Trabzon Valisi Şehzade Selim, Yenibahçe'de kurulan otağa yerleşti. Tahta çıktığında 2.214.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını 2.375.000 km.kareye çıkaran Sultan İkinci Bayezid, 24 Nisan 1512'de tahttan çekildi.
 

MİMARİ ESERLER


Sultan İkinci Bayezid İstanbul'da birbirinden güzel bir çok mimari eser ve kütüphaneler yaptırdı. 1505'de İstanbul Bayezid Camii ibadete açıldı. 14 Eylül 1509'da tarihinde "Kıyamet-i Suğra - Küçük Kıyamet" adıyla anılan deprem meydana gelmişti. Bu deprem İstanbul'u harabe haline getirdi. 1510 yılında İstanbul yeniden inşa edilmeye başlandı.

Sultan İkinci Bayezid'in yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır;

İstanbul Davud Paşa Camii,
Tokat Hatuniye Camii,
Çemberlitaş Atik Ali Paşa Camii,
Amasya Sultan İkinci Bayezid Külliyesi,
Amasya Bayezid Medresesi,
Edirne Bayezid Camii ve Medresesi,
İstanbul Bayezid Medresesi,
İstanbul Şehzade Camii.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 08:58:17
(http://img27.imageshack.us/img27/5484/09padisah.gif)
YAVUZ SULTAN SELİM
1512 - 1520

Babası : Sultan İkinci Bayezid
Annesi : Gülbahar Hatun
Doğumu : 10 Ekim 1470
Ölümü : 21-22 Eylül 1520
Saltanatı : 1512 - 1520
Devlet Sınırları : 6.557.000 km2
 

HAYATI


Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid, annesi Gülbahar Hatun'dur. Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı.

Babası Sultan İkinci Bayezid padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim'i Trabzon Sancağı'na tayin etti.

Şehzade Selim, Trabzon'da devlet işlerinin yanında ilimle uğraşır ve büyük alim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip ederdi. Trabzon'u çok güzel idare eden Şehzade Selim'in bu arada komşu devletlerle de ilişkisi oldu.

Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular.

Çok güzel ata biniyor, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanıyordu. Güreşmekte, ok ve yay yapmada üstüne yoktu. Harpten hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti. Mütevazi bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı.

Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Babasından devraldığı tatminkar hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etti:

"Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin."

Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz'un mührüyle mühürlendi.

Yavuz Sultan Selim, ataları hep sakal uzattıkları halde sakalını keserdi. Bunun sebebini soranlara "Sakalımı ele vermemek için kesiyorum" dediği rivayet edilir. Bir kulağına da küpe takardı. 22 Eylül 1520'de "Aslan Pençesi" denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etti.

Hayatının son dakikalarında Yasin-i Şerif okuyordu. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi. Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim'i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler.

Erkek çocukları: Kanuni Sultan Süleyman
Kız çocukları: Hatice Sultan, Fatma Sultan, Hafsa Sultan, Şah Sultan
 
 
ÇALDIRAN SAVAŞI


Yavuz Sultan Selim, babası Sultan İkinci Bayezid ve kardeşleri ile taht mücadeleleri vererek tahta çıktığında, Osmanlı Devleti sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımlı dönemin en büyük sebebi Doğu'daki Şii-Safevi Devletiydi. Bu devletin ortadan kalkmasıyla huzur sağlanacak ve Türkistan yolu Osmanlılara açılacaktı.

Yavuz Sultan Selim'in en büyük amacı doğudaki bütün Türk İslam devletlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmekti. Yavuz Sultan Selim, 1514 yılı baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıktı. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan'dan Tebriz'e doğru yürüyüşüne devam etti.

Çaldıran'da 23 Ağustos 1514'te yapılan savaşta Osmanlı kuvvetleri büyük bir zafer kazanırken, Safeviler bozguna uğradılar. Şah, kaçarak hayatını zor kurtardı.

Yavuz yoluna devam ederek Tebriz'e girdi. Şehirdeki birçok sanatçı ve ilim adamı İstanbul'a gönderildi. Bu zafer sonucunda Şah İsmail eski prestijini kaybetti. Bu sayede Doğu Anadolu'da Osmanlılar için bir tehlike kalmamış oldu.

15 Eylül 1514'te de Tebriz'den Karabağ'a hareket eden Yavuz'un amacı, kışı orada geçirip, baharda İran'ı tümüyle almaktı. Ancak şartlar müsait olmadığı için Amasya'ya gidildi. Çaldıran Zaferi'nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Kemah kalesi alındı. 12 Haziran 1515'de  kazanılan Turnadağ zaferi ile Dulkadiroğlu  beyliğine son verildi. Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Osmanlı hakimiyetine girdi. Böylece Anadolu'da Türk birliği sağlanmış oldu.

 
MERCİDABIK ZAFERİ

   

Fatih Sultan Mehmed devrinden kalan anlaşmazlık ve İran Seferi, Mısırlıların ve Safevilerin ittifak yapmalarına neden oldu. Yavuz Sultan Selim, bu ittifakın yapılacağını öğrenince Mısır seferine karar verdi. Yavuz Sultan Selim, 5 Haziran 1516'da Mısır seferine çıktı. 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştı. Mısır  Sultanlığı'na bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim oldular.

Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516'da Mercidabık'da oldu. Mısır Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamadı. Mısır hükümdarı Gansu Gavri ölü olarak bulundu. Kazanılan Mercidabık zaferi sonunda Suriye'nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.
 
 
RİDANİYE ZAFERİ

   

28 Ağustos 1516'da Halep'e giren Yavuz Sultan Selim hiçbir direnmeyle karşılaşmadan şehri teslim aldı.Hama (19 Eylül 1516), Humus (21 Eylül 1516) ve Şam (27 Eylül 1516) aynı şekilde teslim olurken, Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Yoluna devam eden Yavuz 30 Aralık 1516'da Kudüs'e, 2 Ocak 1517'de Gazze'ye girdi. Mercidabık Savaşı'ndan sonra Mısır'ın başına Tumanbay geçti. Tumanbay Osmanlı hakimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüş ve Venedikliler'den top ve silah alarak Ridaniye'de kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu.

Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte, ilkçağdan beri hiçbir komutanın cebren geçemediği Sina Çölü'nü 13 günde geçerek, Ridaniye'de Mısır Ordusu ile karşılaştı.

Mısır Ordusu'na, El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Mısır ordusunun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi. 22 Ocak 1517'de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Bu zaferle birlikte Memlük Devleti tarihe karıştı.
 
 
İLK HALİFE YAVUZ SULTAN SELİM
   


24 Ocak 1517'de Kahire alındı. 4 Şubat 1517'de Yavuz büyük bir törenle Kahire'ye girdi ve Mısır Memlükleri'ne bağlı Abbasi halifeliğine son verdi. Yakalanan Tumanbay idam edildi.

Mısır Seferi sonunda Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı hakimiyetine girdi. Ayrıca Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katıldı. Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçti. Elde edilen ganimetler ve alınan vergilerle Osmanlı Hazinesi doldu.

6 Temmuz 1517'de Emanet-i Mukaddese (Mukaddes Emanetler) denilen ve aralarında Hz.Muhammed'in (S.A.V) hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderildi. 29 Ağustos 1516'da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı Soyuna geçti.

Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil'den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn) Haremeyn-i Şerifeyn, yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanlar'ın dini ve siyasi lideri oldu.

Rivayete göre, Üçüncü Mütevekkil kürsüye çıkıp, Halifeliği Osmanlı Padişahı Sultan Selim Han'a devrettiğini açıkladı. Sırtındaki cübbeyi Yavuz'a elleriyle giydirdi. Halifelik nişanlarından sayılan kılıcı elleriyle Yavuz'un beline bağladı. Yavuz Sultan Selim, o andan itibaren Müslümanlar'ın dini ve dünyevi lideri oldu. Artık yalnız padişah olarak değil, "halife" olarak da anılacaktı ve ondan sonra gelen tüm padişahlar da aynı zamanda halife olacaklardı.

Yavuz Sultan Selim, tahtı devraldığında 2.375.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 6.557.000 km.kareye çıkarmayı başardı. Devletin gelişmesi için de bir çok faaliyeti oldu. Çok düzenli çalışan bir casus teşkilatı vardı. Bu sayede ülke içinden ve dışından istediği bilgileri alan Yavuz Sultan Selim'in adam seçiminde büyük bir isabet yeteneği vardı.
 
 
MİMARİ ESERLER


Yavuz Sultan Selim, dedesi Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılan Haliç Tersanesi'ni kapasite olarak arttırdı.

Medreselerin yanında, sosyal ve ticari alanda hizmet verecek birçok bina inşa ettirdi.
Hayatı yoğun savaşlarla geçen Yavuz Sultan Selim,
Diyarbakır Fatih Paşa Elbistan Ulu Camii,
Şam Salihiye'de Muhyiddini Arabi'ye Camii,
İmaret ve Türbesi gibi hayır eserleri de yaptırmaya fırsat bulmuştur.

Ayrıca temelini attırdığı İstanbul Sultan Selim Camii'ni bitirmeye ömrü yetmemiş, bu eser oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamamlanmıştır.
 
 
HARITA

(http://img198.imageshack.us/img198/1171/h05y.jpg)
Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren harita


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 09:00:40
(http://img687.imageshack.us/img687/5695/10padisah.gif)
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN
1520 - 1566

Babası : Yavuz Sultan Selim
Annesi : Hafsa Hatun
Doğumu : 27 Nisan 1495
Ölümü : 6-7 Eylül 1566
Saltanatı : 1520 - 1566
Devlet Sınırları : 14.983.000 km2

 
HAYATI

   
Kanûnî Sultan Süleyman 27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon'da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun'dur. Hafsa Hatun Osmanlı ya da Çerkezdir. Kanûnî Sultan Süleyman yuvarlak yüzlü, ela gözlü, geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı.

Kanûnî Sultan Süleyman devri, Türk hakimiyetinin doruk noktasına ulaştığı bir devir olmuştur. Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye başladı. Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsil gördü. İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun'dan (Yavuz Sultan Selim'in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil için İstanbul'a, dedesi Sultan İkinci Bayezid'in yanına gönderildi. Şehzade Süleyman, burada Karakızoğlu Hayreddin Hızır Efendi'den tarih, fen, edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusunda da öğrenim görüyordu.

15 yaşına kadar babası Yavuz Sultan Selim'in yanında kalan Şehzade Süleyman, kanunlar gereği sancak istemesi üzerine, önce Şarki Karahisar'a oradan da Bolu, kısa bir süre sonra da Kefe sancakbeyliğine tayin edildi (1509).

Yavuz Sultan Selim'in 1512 de tahta geçmesi üzerine İstanbul'a çağırılan Şehzade Süleyman, babasının kardeşleriyle mücadeleleri sırasında İstanbul'da kalarak babasına vekalet etti. Bu sırada Saruhan sancakbeyliğinde de bulundu. Babası Yavuz Sultan Selim'in ölümü üzerine, 30 Eylül 1520'de 25 yaşındayken Osmanlı tahtına geçti.

Kendisinden başka erkek kardeşi olmadığı için tahta geçişi kolay ve çatışmasız oldu. Çok ciddi ve kendinden emin bir padişah olan Kanûnî Sultan Süleyman, azim ve irade sahibiydi. Yapacağı işlerde hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden asla geri dönmezdi. İş başına getireceği adamlara, kabiliyet derecelerine göre görev verirdi. Zigetvar kuşatmasını idare ederken, 7 Eylül 1566 yılında 71 yaşında vefat etti.

Kendisine "Kanûnî" denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Kanûnî Sultan Süleyman adaleti seven bir padişahtı. Mısır'dan gelen vergiyi haddinden fazla bulup, yaptırdığı araştırma sonunda halkın zulme uğradığını düşünmesi ve Mısır Valisini değiştirmesi bunun açık kanıtıdır.

Kanûnî Sultan Süleyman, tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti dünyanın en zengin ve en güçlü devleti konumundaydı. Babasının ölümü ve kendisinin padişah olması, "Arslan öldü, yerine kuzu geçti" diye düşünen Avrupalıları sevindiriyordu. Ancak Avrupalılar, çok geçmeden hayal kırıklığına uğradılar.

Büyük bir devlet adamı olan Kanûnî Sultan Süleyman aynı zamanda ünlü bir şairdi. Meşhur şiirlerinden birisi şudur:

"Halk içinde muteber bir şey yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda, bir nefes sihhat gibi.
Saltanat dedikleri bir cihan kavgasıdır,
Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi".

Erkek çocukları: İkinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa
Kız Çocukları: Mihrimah Sultan, Raziye Sultan
 
 
İÇ İSYANLAR
 

Kanûnî Sultan Süleyman, padişahlığının ilk yıllarında bazı iç isyanlarla uğraştı. Mısır'ın fethinden sonra Yavuz Sultan Selim'in Şam Valisi olarak atadığı Canbirdi Gazeli'nin çıkardığı isyan bunlardan ilkidir.

Amacı Memlük devletini yeniden kurmak olan Canbirdi Gazeli, 1521 yılının Ocak ayında Dulkadiroğulları'ndan Şehsuvaroğlu Ali Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratılarak yakalandı ve idam edildi.

Kanûnî Sultan Süleyman, sonraki yıllarda yine Mısır'da sadrazamlık hakkının kendisinde olması gerektiğini savunan Ahmet Paşa, Anadolu'da Safevilerin desteğiyle ortaya çıkan Kalender Çelebi ve vergi sistemini bahane ederek ayaklanan Baba Zünnun (1527) isyanlarıyla uğraştı. Çıkan tüm bu isyanlar Osmanlı kuvvetleri tarafından başarıyla bastırıldı.

 
ŞARLKEN VE AVRUPA


Alman İmparatoru Şarlken'in amacı tüm Avrupa'da hakimiyet sağlamaktı. Şarlken, fikirlerine karşı çıkan Fransa Kralı Fransuva'yı esir aldı.

Fransa Kralının annesi Düşes Dangolen, Kanûnî'ye bir mektup yazarak yardım istedi.

Bunun üzerine Kaptan-ı Derya Barboros Hayreddin Paşa Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki şehri Nis'e giderek Şarlken'in donanmasını yendi. Hem Fransa'yı hem de Fransua'yı kurtardı.

 
VİYANA KUŞATMASI
 

Macaristan'ın Türkler tarafından fethi Avusturya ile Türkleri karşı karşıya getirdi. Mohaç Savaşı'ndan sonra Macaristan bir tampon bölge haline gelmişti. Avusturya Arşidükü Ferdinand, Macaristan'ın Osmanlı hakimiyetine girmesini istemiyordu. Ferdinand, Şarlken'in de desteğiyle Jan Zapolya'yı tanımadı ve Budin'e girdi. Karşı sefere çıkan Kanûnî Sultan Süleyman Budin'i geri aldı. Savaşmayı göze alamayan Ferdinand ve Şarlken Avusturya'nın başkenti Viyana'ya kaçtılar ve Viyana kuşatıldı (26 Eylül 1529).

Kış mevsimi yaklaştığı için 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı. Osmanlı Devleti, Viyana kuşatmasından bir sonuç elde edememesine rağmen, Macaristan'daki durumunu güçlendirmiş ve Avrupa'nın karşı saldırı yapmasını engellemiştir. 

Macaristan üzerindeki emellerinden vazgeçmeyen Ferdinand, Kanûnî'ye bir elçi göndererek Macaristan'ın kendisine verilmesini istedi. Buna karşılık vergi vermeyi kabul ediyordu. Bu talebi karşısında olumsuz cevap alan Ferdinand Budin'i kuşattı.
 
 
MACARİSTAN SEFERİ


Kanûnî Sultan Süleyman, bunun üzerine Almanya seferine çıktı. Budin'i geri alıp Estergon'a kadar ilerleyen Osmanlı kuvvetleri, Avusturya ve Almanya içlerine akınlar düzenledi. Yedi ay süren Almanya seferi sırasında Avusturya'da bir çok kasaba, şehir ve kale fethedildi.

Avusturya, yapılan bu savaşlar sonunda harap ve bitkin bir hale geldi. Bunun üzerine Ferdinand barış istedi. İmzalanan İstanbul Antlaşması ile Ferdinand ve Şarlken'in hem Macaristan, hem de tüm Avrupa'yı ele geçirme çabaları sonuçsuz kaldı (22 Temmuz 1533).

Ferdinand'ın Macaristan üzerinde ki emellerinden vazgeçmeye niyeti yoktu. Jan Zapolya ölmüş, yerine oğlu Sigismund geçmişti. Bundan istifade eden Ferdinand Budin'i kuşattı. Bunun üzerine 1540 yılında Kanûnî tekrardan Macaristan seferine çıktı ve çok güçlü bir orduyla birlikte Budin'e girdi. Sigismund'u Erdel Beyliği'ne atadı ve Macaristan'ı Osmanlı Devleti'ne bağlı Budin eyaleti haline getirdi. Süleyman Paşa bu bölgenin beylerbeyliğine atandı.

Avusturya'nın elinde sadece kuzey Macaristan kaldı. Kanûnî döneminin önemli siyasi olaylarından olan Osmanlı-Macaristan, Almanya, Avusturya ilişkileri Kanûnî'nin ölümüne kadar devam etti.
 
 
MALTA SEFERİ


Rodos'un fethinden sonra Malta'ya yerleştirilen Sen Jan şövalyeleri Osmanlı için bir tehlike oluşturuyordu.

Trablus ve Cezayirin güvenliği için Malta'nın alınması gerekiyordu. Yapılan kuşatma sırasında Turgut Reis şehit oldu. Malta alınamadı (1565).
 
 
HİNT SEFERİ



Coğrafi keşiflerden sonra sömürge arayışları başlamış, Portekiz ve İspanya pek çok sömürge elde etmişlerdi. Portekizliler Kızıldeniz ve Hint ticaret yollarına hakim olmaya çalışıyorlardı.

Ümit Burnu'nun bulunması, Osmanlıların baharat ticaretine de büyük darbe vurmuştu. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bu sebeplerden ötürü, dört kez Hint deniz seferi düzenlendi ancak, Osmanlı donanmasının okyanus şartlarına uygun olmaması yüzünden bu seferlerden hiçbirisinde tam başarı sağlanamadı.

1551 yılında düzenlenen İkinci Hint Seferinde Osmanlı donanmasının başında Piri Reis vardı. Türk denizcilik tarihinde önemli bir yere sahip olan Piri Reis, bu sefer sırasında Maskat'ı almış ve Portekiz donanmasını büyük bir bozguna uğratmıştı. Ancak, Portekizlilerin Basra Körfezi'ni kapatacaklarını düşünerek, donanmayı Basra'da bırakıp ganimetlerle geri döndüğü için Piri Reis Mısır'da idam edilmiştir.

Ancak yine de Yemen, Eritre, Sudan sahilleri ve Habeşistan'ın bazı kısımları Osmanlı topraklarına katıldı. Arap yarımadası tamamen Osmanlı denetimine girdi. Kızıldeniz yabancı güçlere kapatılarak Osmanlı egemenliği sağlandı.
 
 
BELGRAD'IN FETHİ
 

Kanûnî Sultan Süleyman tahta çıktığında Avrupa'nın en güçlü devleti Roma-Germen İmparatorluğu (Almanya) idi. Almanya İmparatoru Şarlken Macaristan'a hakim olmak için Macar kralı ile yakın akrabalık ilişkileri kurmuştu. Macar Kralı İkinci Lui, Şarlken'e güvenerek vergilerini ödemiyor kendisine gönderilen Osmanlı elçilerini öldürtüyordu.

Fatih Sultan Mehmed, Avrupa'da düzenlediği seferlerde Sırbistan'ı almıştı. Ancak stratejik bir öneme sahip Macaristan alınamamıştı. Kanûnî Sultan Süleyman Macaristan'ı almak üzere harekete geçti. Belgrad, karadan ve Tuna ırmağındaki Osmanlı donanması tarafından kuşatıldı. Şehir, gayet iyi savunulmasına rağmen teslim olmak zorunda kaldı (29 Ağustos 1521). Belgrad Muhafızlığına Balı Paşa getirildi. Bu sefer sonunda İstanbul'a gönderilen bazı Belgradlılar kurulan Belgrad köyüne yerleştirildi.

Belgrad'ın fethi, Kanûnî Sultan Süleyman'ın ilk fethidir.

Belgrad, bundan sonraki yıllarda Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya açılan en büyük kapısı oldu. Bu sebeple Belgrad'a "Darü'l-cihad" denildi.
 
 
RODOS'UN FETHİ


Avrupalılar Akdeniz'deki Rodos, Kıbrıs, Girit, Malta gibi adalara hakim olmuşlar, açık denizlerde keşifler yapmışlar ve denizlerde güçlerini arttırmışlardı. Kanûnî döneminde denizciliğe önem verildi ve büyük başarılar elde edildi.

Kanûnî döneminde Rodos adası, Sen Jan şövalyelerinin elindeydi. Şövalyeler korsanlık yapıyor, Türk donanmasına zarar veriyorlardı. 1522 yılında düzenlenen seferle Rodos fethedildi.
 
 
 
CEZAYİR'İN KATILIŞI
 

Cezayir 1516'da Baba Oruç ve kardeşi Hızır Reis (Barbaros) tarafından İspanyollar'dan alınmıştı. 1518'de Barbaros, Cezayir'in hükümdarı olmuştu. Daha önce Yavuz bu iki denizcinin kendisinden yardım istemesi üzerine onlara iki kadırga ve levent vermişti.

Kanûnî, Barbaros Hayreddin Paşa'yı İstanbul'a çağırdı ve Kaptan-ı Deryalığa getirdi(1533). Böylece, Cezayir Osmanlı topraklarına katıldı. Barbaros Ege denizinde Venediklilerin elinde bulunan adaları aldı.
 
 
TRABLUSGARP'IN ALINIŞI
 

Şarlken, Trablusgarb'ı aldıktan sonra buraya Sen Jan Şövalyeler'ini yerleştirmişti. Barbaros'un Preveze Deniz Zaferini kazanması ve Venediklilerin Osmanlılarla barış imzalamaları Şarlken ve Papa'yı kızdırmıştı. Hazırlanan Haçlı donanması Cezayir'e saldırdı ancak, Osmanlı donanması karşısında bozguna uğradı (1541).

Barbaros'un yetiştirdiği Turgut Reis Trablusgarb'ı karadan ve denizden kuşatarak aldı. Ayrıca bu seferle Bingazi de Osmanlı ülkesine katıldı (1551).
 
 
CERBE SAVAŞI


Turgut Reis'in İspanyollar'ın elinde bulunan Cerbe adasını kuşatması üzerine, Andrea Doria komutasındaki bir Haçlı donanması İspanyollara yardıma geldi. Yapılan Cerbe Deniz Savaşında büyük bir zafer kazanıldı. Cerbe Osmanlılara geçti (1559).
 
 
MOHAÇ SAVAŞI
 

Şarlken'in büyük bir tehlike olmaya başladığını gören Kanûnî Sultan Süleyman, Fransuva'nın da ısrarı üzerine Şarlken'e karşı savaş açmaya karar verdi. Osmanlı ordusu Tuna nehrini geçerek Macaristan'a girdi.

29 Ağustos 1526'da Macar ordusuyla Mohaç'ta yapılan savaşta Macar ordusu iki saatte dağıldı. Mohaç Savaşı parlak ve şanlı bir zaferle neticelendi. Budin (Budapeşte) alındı.

Macaristan, Osmanlı Devleti'ne bağlı bir krallık haline geldi ve başına Macar soylularından Jan Zapolya getirildi.
 
 
ZİGETVAR KALESİ
 

Anadolu'daki iç isyanlarla ve Doğu'da İran Devleti ile uğraşan Kanûnî Sultan Süleyman, 1566'da son seferine yine Macaristan üzerine çıktı.

Zigetvar kalesi kuşatıldı, ancak kuşatma devam ederken Kanûnî Sultan Süleyman vefat etti. Osmanlı Devleti'ni zaferden zafere taşıyan Kanûnî Sultan Süleyman'ın ölüm haberine rağmen kale fethedildi (7 Eylül 1566).
 
 
PREVEZE DENİZ ZAFERİ


Osmanlıların Akdeniz'de kuvvetlenmeleri ve tüm Ege denizine hakim olmaları Avrupa'yı telaşlandırmıştı. Ayrıca devam eden Avusturya ve Macaristan seferleri büyük bir Haçlı donanması hazırlanmasına neden oldu. Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasında Venedik ve Cenevizliler'den başka Malta, Portekiz ve İspanya'ya ait gemiler de bulunuyordu.

Haçlı donanması 602, Osmanlı donanması ise sadece 122 parçaydı. Preveze körfezinde 27 Eylül 1538'de yapılan savaşta, Barbaros Hayreddin komutasındaki Osmanlı donanması büyük bir zafer elde etti.

Tarihe Preveze Deniz Zaferi olarak geçen bu savaş sonunda Akdeniz bir Türk Gölü haline geldi.
 
 
KAPİTÜLASYONLAR
 

İlk defa 1352 yılında Cenevizlilere verilen Kapitülasyonlar, darülharb kabul edilen yabancı ülke tüccarına Osmanlı topraklarında ticaret yapma hakkı veriyordu. Ancak Osmanlı Devleti ticaret imtiyazlarını siyasi ve diplomatik menfaatleri çerçevesinde kullanarak ittifak yapacağı devletlere vermişti.

1535 yılında Fransa ile dostluk  havası içerisinde iken Fransızların hazırladığı Kapitülasyon taslağı Osmanlı padişahınca tasdik edilmemişti. Bu taslağa göre eşit şartlar ve mütekabiliyet esası getiriliyordu. Halbuki Osmanlı Devleti padişahın tek taraflı yemini "Ahdi" ile verildiğinden Ahidname diye adlandırılmıştı ve her padişah değiştiğinde yenilenmesi gerekiyordu.

İlk Fransız Kapitülasyonu, Kıbrıs seferi öncesinde 1569 yılında verildi. Katolik dünyasına ve Papa ambargosuna karşı ittifak sağlamak için Protestan olan İngiltere'ye 1580'de, Hollanda'ya 1612'de Kapitülasyonlar verildi. 

Kapitülasyonlarda ticaret yapma hakkının yanı sıra, tüccarın hakları, gümrük vergileri, mahkeme usülleri, yol izinleri, emniyetlerine dair hususlar detaylı olarak belirtildi.

Osmanlı devleti zayıfladıkça Kapitülasyon verilen devletlerde giderek çoğaldı ve bunu bir baskı aracı haline getirdiler.

Birinci Dünya Savaşı'nın ilanı ile birlikte 1914 yılında tüm protestolara rağmen Kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırılmıştır.
 
 
SAFEVİLER
 

Kanûnî Sultan Süleyman Avrupa'da başarılar kazanırken, Anadolu'da iç isyanlar baş göstermiş, İran'da ise yıkılan Akkoyunlu devletinin yerine kurulan Safevi Devleti, doğuda Osmanlı İmparatorluğu için ciddi tehlike olmaya devam etmişti.

Kanûnî Sultan Süleyman, Avrupa'da İstanbul Antlaşmasıyla geçici de olsa barışı sağladıktan sonra, İran üzerine ilk seferine çıktı. Safevi Devleti'nin izlediği düşmanca politikalar ve Anadolu'da yaşayan Şiileri kışkırtmaları bu seferin düzenlenmesine neden oldu. Tebriz, Azerbaycan ve Hamedan istila edildi. Irakeyn seferiyle de Bağdat alındı (1534).

Kanûnî'nin Avusturya'ya sefer düzenlemesinden yararlanmak isteyen Safevi Şahı Tahmasb, kardeşinin Osmanlılara sığınmasını da bahane ederek, Tebriz, Nahçıvan ve Van'ı ele geçirdi. Bunun üzerine Kanûnî Sultan Süleyman ikinci defa İran seferine karar verdi. Çıkılan İran Seferinden Van ve Tebriz geri alınarak dönüldü  (1548). Safeviler (1553) tekrar saldırıya geçtiler. Doğu Anadolu'da ilerleyen düşman kuvvetleri Muş'a kadar gelip Erzurum'u kuşattılar. Kanûnî Sultan Süleyman üçüncü İran seferine çıktı. Revan, Nahçıvan ve Karabağ alındı. Zor duruma düşen Şah Tahmasb'ın isteği üzerine barış yapıldı ve Amasya Antlaşması imzalandı (1555).

Bu antlaşmayla, Yavuz döneminden beri süren İran sorunu çözüme kavuştu. Doğu Anadolu, Tebriz ve Bağdat Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Amasya Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ve İran arasındaki ilk resmi antlaşmadır. Ayrıca İslam dünyasında yapılan ilk din barışı özelliği de taşımaktadır.
 
 
MİMARİ ESERLER
 

Kanûnî Sultan Süleyman 46 yıl saltanatta kaldı. Babası Yavuz Sultan Selim'den 6.557.000 km kare olarak devraldığı Osmanlı topraklarını 14.893.000 km kareye çıkardı. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde imar faaliyetleri devam etti ve ilk iş olarak babası Yavuz Sultan Selim tarafından temelleri atılan İstanbul Sultan Selim Camii'ni tamamladı.

Bunun dışında yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır;
Gebze'de Çoban Mustafa Paşa Camii ve Külliyesi,
Afyon Sincanlı Sinan Paşa Camii,
Bozöyük Kasım Paşa Camii.
 
 
MİMAR SİNAN


Osmanlı imparatorluğunun en parlak devrinin büyük mimarı ve dünya çapında bir sanatkar olan Mimar Sinan, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir çok eserler verdi.

Bunlardan en önemlileri şunlardır;

Halep Hüsrev Paşa Camii,
İstanbul Haseki Külliyesi,
İstanbul Şehzade Camii ve Medresesi,
Üsküdar Mihrimah Camii,
İstanbul Süleymaniye Camii ve Külliyesi,
Tekirdağ Rüstem Paşa Camii ve Külliyesi,
Silivri Kapı İbrahim Paşa Camii,
İstanbul Rüstem Paşa Camii,
İstanbul Sinan Paşa Camii,
Topkapı Kara Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi,
Fındıklı Molla Çelebi Camii,
Babaeski Semiz Ali Paşa Camii,
Büyükçekmece Kanûnî Sultan Süleyman Külliyesi ve Köprüsü,
Süleymaniye Tekkesi.
 
 
Doğu Seferi Haritası

(http://img7.imageshack.us/img7/6263/h06t.jpg)
Kanuni’nin Doğu seferinde geçtiği yerleri gösteren harita

HARITA

(http://img198.imageshack.us/img198/2397/h07y.jpg)     
Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünde Osmanlı Devleti’nin sınırlarını gösteren harita


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 09:02:08
(http://img188.imageshack.us/img188/7974/11padisah.gif)
SULTAN İKİNCİ SELİM
1566 - 1574

Babası : Kanuni Sultan Süleyman
Annesi : Hürrem Sultan
Doğumu : 28 Mayıs 1524
Ölümü : 15 Aralık 1574
Saltanatı : 1566 - 1574
Devlet Sınırları : 15.162.000 km2


HAYATI


Sultan İkinci Selim 28 Mayıs 1524'de İstanbul'da doğdu. Babası Kanuni Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan'dır. Hürrem Sultan Slav kökenlidir. Orta boylu, açık alınlı, mavi, gözlü, ince kaşlı ve sarışın bir padişahtı. Şehzadeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Devlet idaresini iyice öğrenmek için de Anadolu'nun çeşitli yerlerinde sancakbeyliği yaptı. Bu sırada tahsiline devam ederek, ilim ve tecrübesini arttırdı.

Sarı Selim olarak da anılan II. Selim, Kütahya sancakbeyi iken aldığı, babası Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi üzerine İstanbul'a gelerek, 30 Eylül 1566 günü 42 yaşında iken tahta geçti. Sarı Selim daha önceki Osmanlı Sultanlarına göre silik ve zayıf bir hükümdardı.

Babasının saltanatı sırasında diğer kardeşleri Şehzade Bayezid ve Şehzade Mustafa'nın bertaraf edilmesiyle kolayca tahta geçen Sultan İkinci Selim, adını aldığı dedesi Yavuz Sultan Selim ve babası Kanuni'ye göre oldukça silik bir idare sergilemiştir. Devrin büyük devlet adamları sayesinde Osmanlı Devleti ihtişamını sürdürmüş, Sokullu Mehmed Paşa gibi dirayetli ve tecrübeli vezirler hükümeti ayakta tutmuşlardır. Sultan İkinci Selim'in kendisi hiç sefere çıkmamış ve liyakatli olmayan Ali Paşa'nın Kaptan-ı Deryalığında İnebahtı faciası yaşanmıştır. 8 yıl padişahlık yaptıktan sonra 15 Aralık 1574 günü vefat etti. Ayasofya'ya defnedildi. Sultan İkinci Selim İstanbul'da ölen ilk Osmanlı Padişahıdır.

Sultan İkinci Selim'in tahta çıktığı ilk yıllarda, bazı siyasi çekişmeler yaşandı. Sokullu Mehmet Paşa bu çekişmelerden galip olarak ayrıldı ve 15 yıl sadrazamlık yaptı. Sadrazamlık yaptığı bu dönemde devlet yönetimine ağırlığını koydu.

Sultan İkinci Selim, babası Kanuni Sultan Süleyman'dan 14. 892.000 km. kare olarak devraldığı İmparatorluk topraklarını, oğlu Sultan Üçüncü Murad'a 15.162.000 km. kare olarak bırakmıştır.

Şaheser beyitlerinden biri şudur:

"Biz bülbül-i muhrık-ı dem-i şekvayı firakız
Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden"

Erkek Çocukları: Üçüncü Murad, Abdullah, Osman, Mustafa, Süleyman, Mehmed, Cihangir.
Kız Çocukları: Fatma Sultan, Şah Sultan, Gevherhan Sultan, Esma Sultan.

 
SAKIZ ADASININ FETHİ
 

Denizlerde büyük bir güç olan Osmanlılar Akdeniz adalarının önemli kısmını almışlardı. Cenevizlilerin elinde olan Sakız ise alınmamış, bir miktar vergi ile yapılan ticari antlaşmayla kontrol altında tutulmuştu. Sakız adası Ege denizinde önemli ticari depo vazifesi görüyordu.

Kapitülasyonu olamayan devletler de mallarını Sakız'a getiriyor ve buradan Venedik, Ceneviz, Dubrovnik, tüccarı vasıtasıyla Osmanlı limanlarına taşıyorlardı.Adadaki Cenevizliler vergilerini düzenli ödemiyor, fırsat buldukça Osmanlı kuvvetlerine saldırıyorlardı. Bu durum karşısında Piyale Paşa komutasında gönderilen bir donanma burayı fethetti. Piyale Paşa vezirliğe atandı (1568).
 
 
ENDONEZYA SEFERİ


Deniz seferleri devam ediyordu. Endonezya'daki Müslüman Açe Devleti'ne yardım etmek için, Hızır Hayreddin komutasında 15-20 parçalık bir kuvvet gönderildi. Böylece Osmanlı hakimiyeti ve gücü Uzakdoğuya kadar uzanmış oluyordu (1569).
 
 
YEMEN SEFERİ
 

Kanuni zamanında başlayan Hint okyanusundaki mücadeleler Sultan İkinci Selim zamanında da devam etti. Yemen, çıkan ayaklanma üzerine sefer düzenlendi. Orada çıkan ayaklanma bastırıldı (1570).
 
 
KIBRIS'IN FETHİ
 

Kıbrıs Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. Mısır'ın alınmasından sonra Memluklülere vergi veren Kıbrıs, Osmanlılara vergi vermeye başlamıştı. Ekonomik, stratejik ve coğrafi yönden çok önemli olan Kıbrıs seferinin kolay olacağı düşüncesiyle Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferine taraftar olurken, Sokullu Mehmed Paşa ise yeni bir Haçlı Seferine yol açacağı endişesiyle Kıbrıs'ın fethine muhalif kalmıştı.

1570 yılının Ekim ayında Kıbrıs'taki irili ufaklı tüm şehirler alınmış, Kıbrıs'ın başkenti durumundaki Lefkoşe Osmanlıların eline geçmişti. Ancak Kıbrıs'ın en önemli kentlerinden olan Magosa henüz alınamamıştı. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri yardımcı birliklerin de gelmesiyle, Magosa kalesini karadan ve denizden kuşatmaya başladı. Yaklaşık bir yıl süren kuşatmadan sonra Magosa da teslim olmak zorunda kaldı (4 Ağustos 1571). Adaya Türkler yerleştirildi.
 
 
İNEBAHTI SAVAŞI
 

Kıbrıs'ın alınması Avrupa'da bir Haçlı donanmasının hazırlanmasına neden oldu. Don Juan komutasındaki Haçlı donanmasında Venedik, İspanya, Malta, Papalık ve diğer İtalya hükümetlerine ait gemiler bulunuyordu. Osmanlı Donanmasının değerli komutanları Pertev Paşa ve Uluç Ali Paşa bu karşılaşma sırasında savunma yapılmasını istedilerse de Kaptan-ı Derya Ali Paşa saldırıda bulunulmasını istedi.

İki donanma Mora'nın kuzey, Orta-Yunanistan ile Karlıeli'nin güney kapılarında bulunan İnebahtı körfezinde karşılaştı (7 Ekim 1571). Şiddetli çarpışmalardan sonra Kaptan-ı Derya Ali Paşa ve beraberindekiler şehit düştü.

Osmanlı donanması beklemediği bir darbe aldı ve çok sayıda gemisi batırıldı. Savaşta büyük başarılar göstererek gemilerini kurtarmayı başaran Uluç Ali Paşa Sokullu Mehmed Paşa tarafından, Kaptan-ı Deryalığa getirildi.

Sokullu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olduğunu söyleyen Uluç Ali Paşa'ya Sokullu; "Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al." demesi Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. 

Sokullu Mehmed Paşa gönderilen Venedik elçisine İnebahtı Deniz Savaşıyla ilgili olarak
"Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı'nda bizi yenmekle, sakalımızı traş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar."

Bununla beraber İnebahtı faciasından sonra kaybedilen binlerce denizciyi yerrine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz, leventlerden teşkil edilen yeni donanma Osmanlı'ya Akdeniz'de eski kudretini kazandıramamıştır. Artık Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret yollarını hakimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projelere de edilmemiştir.
 
 
TUNUS'UN ALINMASI
 

Osmanlılar Uluç Ali Paşa komutasındaki yeni hazırlanmış donanma ile Akdeniz'e indi. Venedikliler barış istediler. Ayrıca Tunus kıyılarında bazı bölgeler fethedildi  (1574).
 
 
KANAL PROJELERİ


Astrahan'ı Türklerden alan Rusların amacı güneye doğru inmekti. Osmanlı Devleti 13 yıl sonra Astırhan'a sefer düzenlemeye karar verdi. Bu seferle beraber Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi de düşünüldü. Bu sayede Karadeniz ve Hazar birbirine bağlanacak Osmanlılar Asya içlerine hakim olabileceklerdi. İran tehlikesi ortadan kalkacak Rusların güneye inme hayalleri ortadan kalkacaktı.

Kanal açılma işi Defterdar Kasım Bey'e verilmişti. Kanal'ın üçte biri tamamlanmış olmasına rağmen Kırım Hanının kışın çok uzun ve soğuk olacağı yönündeki olumsuz propagandaları asker ve işçiler üzerinde olumsuz etkiler bıraktı. Kışın gelmesiyle proje yarım kaldı ve bir daha devam edilmedi.

Süveyş kanalının açılması düşüncesi de yine Sultan İkinci Selim zamanında gündeme geldi. Mısır Beylerbeyinin konuyla ilgili sunduğu proje Sokullu Mehmed Paşa'nın bu konuya yeterince önem vermemesi yüzünden ortadan kalktı.
 
 
MİMARİ ESERLER


Sultan İkinci Selim memleketin imar ve inşası ile de ilgilenmiştir. 1569 yılında Karadeniz'le Hazar Denizini bir kanalla birleştirme çalışmalarını başlattı. Ayasofya Camii yeniden onarıldı ve iki minare eklendi. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra birbirinden güzel mimari eserler vermeye devam eden Mimar Sinan'ın en büyük eserlerinden biri olan Edirne Selimiye Camii, Edirne'yi çok  seven ve zaman zaman oraya gidip kalan Sultan İkinci Selim için yapıldı (30 Ekim 1574).

Yine Sultan İkinci Selim döneminde;
Eyüb Zal Mahmud Paşa,
Konya Selimiye Camii,
Lüleburgaz Sokullu Camii ve Külliyesi,
Karapınar Sultan Selim Camii,
Payas Sultan Selim Camii ve Külliyesi,
Kasımpaşa Piyale Paşa Camii gibi eserler de yapıldı.

Bunlardan başka;
Mekke-i Mükerreme'nin su yollarını tamiri,
Mescid-i Haram'ın mermer kubbeleri,
Lefkoşe Selimiye Camii'nin inşaası,
Aziz Efendi Tekkesi,
Navarin Limanına hakim bir mevkiye yaptırdığı kule hayır eserlerindendir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 09 Ocak 2010, 09:38:31
(http://img34.imageshack.us/img34/3820/12padisah.gif)
SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD
1574 - 1595

Babası : Sultan İkinci Selim
Annesi : Afife Nur Banu Hatun
Doğumu : 4 Temmuz 1546
Ölümü : 15-16 Ocak 1595
Saltanatı : 1574 - 1595
Devlet Sınırları : 19.902.000 km2


HAYATI
 

Sultan Üçüncü Murad 4 Temmuz 1546 günü Manisa'nın Bozdağ yaylasında dünyaya geldi. Babası, Sultan İkinci Selim, annesi Afife Nur Banu Sultan'dur. Annesi Venediklidir. Sultan Üçüncü Murad orta boylu, değirmi yüzlü, kumral sakallı, ela gözlü ve beyaz tenli bir  padişahtı. Çok cömertti ve insanlara yardım etmeyi çok severdi.

Merhametli bir kişiliğe sahip olan Sultan Üçüncü Murad, Arapça ve Farsçayı çok iyi konuşurdu. Babasının 1558 yılında, Manisa sancak beyliğinden Karaman valiliğine tayin edilmesi üzerine, dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir sancakbeyliğine tayin edildi. Babası Sultan İkinci Selim padişah olduktan sonra da tekrar Manisa sancakbeyliğine atandı.

Şehzadeliği sırasında bulunduğu Manisa'da devrin en değerli ulemasından dersler aldı. Osmanlı padişahları içinde en alim padişahlardan birisidir. Babası Sultan İkinci Selim'in vefatı üzerine Manisa'dan İstanbul'a gelerek 22 Aralık 1574 tarihinde tahta geçti. Ancak o da babası Sultan İkinci Selim gibi devlet işlerine fazla müdahil olmadı. Bürokrasi ve hükümet daha ziyade Sokullu Mehmed Paşa tarafından idare edildi. Bunda Sokullu'nun tecrübe ve dirayeti ile Sultan İkinci Murad'ın idare tarzı büyük rol oynamıştır.

İçkiye ve eğlence meclislerine düşkün olan Sultan Üçüncü Murad, saltanatı boyunca İstanbul'dan hiç çıkmadı ve saraydaki kadınların etkisinde kaldı. Daha sonraki yıllarda Osmanlı İmparatorluğunun bir devrini etkileyecek olan kadınlar saltanatı onun devrinde başladı. 29 yaşında çıktığı tahtta 20 yıl kalan Sultan Üçüncü Murad 16 Ocak 1595 tarihinde felç geçirdi ve vefat etti. Ayasofya Camii'nin avlusuna defnedildi.

Sokullu Mehmed Paşa'nın ağırlığını hissettirdiği III. Murad döneminde, Osmanlı toprakları en geniş sınırlarına ulaştı. Babası İkinci Selim'den devraldığı 15. 162.151 km kare ülke toprağını, 19.902.000 km kareye çıkardı.

İngilizlerle de dostane ilişkiler geliştirildi. İlk İngiliz Kapitülasyonunun verilmesiyle İstanbul'a daimi İngiliz elçisi gönderildi. Papa'nın Katolik Avrupa'da kurabileceği haçlı ittifakına karşı Protestan İngiltere ile ilişkiler geliştirildi. Daha sonra bu ittifaka Hollanda da dahil edilecektir. Devlet işlerini Sokullu'ya devreden Sultan Üçüncü Murad zamanında, sarayda kadınlar devlet işlerine çokça karışmaya başladılar ve bu durum Sokullu'nun ölümünden sonra da artarak devam etti.

Erkek Çocukları: Üçüncü Mehmed, Selim Bayezid, Mustafa, Osman, Cihangir, Abdullah, Abdurrahman, Abdullah, Hasan, Ahmed, Yakub, Alemşah, Yusuf, Hüseryin , Korkud, Ali, İshak, Ömer, Alaüddin, Davud.
Kız Çocukları: Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan, Fahriye Sultan.
 
 
LEHİSTAN İLİŞKİLERİ


Lehistan'ın Fransız Kralı Henry, Sultan İkinci Selim'in isteğiyle diğer Avrupalı rakiplerini geride bırakarak tahta geçmişti. Osmanlı Devleti'nin Lehistan yönetiminde hakim olmaya çalışmasının nedeni, Avusturya'ya komşu olan iki müttefike sahip olmaktı.

Fransızlarla Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayan iyi ilişkiler zaten mevcuttu. Lehistan yönetimine de hakim olmak, Avusturya karşısında Osmanlı Devleti'ni güçlü kılacaktı. Fakat bir süre sonra Fransa tahtının boşalması üzerine, Henry, Lehistan'dan ayrılarak kral olmak üzere Fransa'ya gitti. Lehistan da oluşan iktidar boşluğu üzerine Sultan Üçüncü Murad duruma müdahale etti.

Sultan Üçüncü Murad'ın isteği üzerine Erdel Beyi Bathary Lehistan'a kral oldu. Lehistan ile bir antlaşma yapıldı ve bu siyasi gelişmeler sonunda Osmanlı Devleti'nin kuzey sınırı güvenli bir hal aldı.
 
 
VENEDİKLE İLİŞKİLER


Sultan Üçüncü Murad döneminde Osmanlı-Venedik ilişkileri barış içinde devam ediyordu. 1584 yılında bir yeniçeri isyanında isyancılar tarafından öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa'nın hanımını ve çocuklarını İstanbul'a getiren Osmanlı gemisine Kefalonya açıklarında saldıran Amiral Emmo komutasındaki Venedik gemileri, barışı bozdular.

Gemideki 250 kadar Osmanlı askeri öldürüldü, kadınlara tecavüz edildikten sonra denize atıldı. Bu olay İstanbul'da duyulunca Venedik Senatosu'na bir ültimatom gönderildi.

Osmanlı Devleti'nin gücünden çekinen Venedik Senatosu şartlara uymak zorunda kaldı ve Amiral Emmo derhal asılarak İstanbul'a gönderildi. Ayrıca Ramazan Paşa'nın hanımı, çocukları ve malları da eksiksiz olarak Preveze kadısına teslim edildi.

Venedik Senatosu'na gönderilen ikinci bir ültimatomda şöyle deniyordu:
"Venedik korsanları, bir daha Osmanlı ahalisinin bulunduğu hiçbir gemiye dokunmayacaklardır. Şayet böyle bir hadise meydana gelirse, Venedik üzerine donanma gönderilecektir."
Venedik Senatosu, Sultan Üçüncü Murad'ın kararlılığını karşısında İstanbul'a arka arkaya üç elçi gönderdi ve meseleleri barış yoluyla halletmeye çalıştı.
 
 
İNGİLTERE İLE İLİŞKİLER


Osmanlı-İngiliz ilişkileri ilk olarak ticari alanda başladı. İngiltere Kraliçesi Elizabeth, İstanbul'a bir iki defa elçi göndermiş ve Sultan İkinci Murad'a: "Yüce Türk" diye hitap etmişti. Sultan Üçüncü Murad'da kraliçeye "Vilayet-i İngiltere kraliçesinin yalnız dostu değil, aynı zamanda hamisiyiz" diyordu.

İngiltere'nin gönderdiği ilk elçi William Harborne, 24 Nisan 1583'te huzura kabul edilmiş ve padişaha hediyeler getirmişti. O zamana kadar Ceneviz, Venedik, Dubrovnik tüccarı yanısıra, 1569 yılında verilen Kapitülasyonla Fransız tüccarı da Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahipti. Kraliçe Elizabeth tarafından gönderilen İngiliz elçisi de Osmanlı limanlarında ticaret yapmak için gerekli olan kapitülasyonu alabilmek için İstanbul'a gelmişti.

Venedik ve Ceneviz haricindeki Kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572 Bartalameos katliamı ile birlikte Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükümeti, Papa'nın koyduğu (barut, kalay, top güllesi gibi) stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için, önce Protestan olan İngiltere'ye yakınlaştı. Böylece Akdeniz'de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu.
 
 
FAS'IN FETHİ
 

Osmanlı Devleti Fas'a kadar olan tüm Kuzey Afrika'yı topraklarına katmıştı. Sultan Üçüncü Murad tahta geçtiği sırada Fas'ta iktidar mücadeleleri boy gösteriyordu. Fas Osmanlı'dan yana olanlar ve Portekiz'den yana olanlar diye ikiye bölünmüştü.

1578 yılında Fas sultanının da ricası ile Fas'a giden Ramazan Paşa komutasında ki Osmanlı kuvvetleri Vadi-üs Sebil'de yapılan savaşta Portekiz kuvvetlerini yendiler ve böylece Fas Sultanlığı Osmanlı himayesine alındı.
 

İRAN İLE İLİŞKİLERİ
 

İran'da Şah Tahmasb'ın oğlu Şah İsmail, Osmanlı Devleti ve İran arasındaki barış antlaşmalarına riayet etmemiş ve Osmanlıya bağlı bazı emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükümeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti. İran'ın Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması gergin olan ilişkileri iyice bozdu.

Bu arada Şah İsmail ölmüş, İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanılmasını isteyen Van Beylerbeyi, İran'a saldırılması gerektiğini bildirdi. Sokullu Mehmed Paşa savaş taraftarı değildi ama, yönetimde etkin olan Sinan Paşa ve Lala Mustafa Paşa İran seferine başkomutan olmak istiyorlardı.

Sokulluya rağmen başlatılan İran savaşının ilk evresi 1577-1589 yılları arasında on iki yıl sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Türk birlikleri İran kuvvetlerini Çıldır'da yendi. Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. Tiflis Osmanlı vilayeti durumuna getirildi(1578). Aynı yıl Şirvan da Osmanlı topraklarına katıldı.

Bu gelişmeler üzerine İran barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde yapılan Ferhad Paşa Antlaşmasına (İstanbul) göre;

Kars, Tebriz, Tiflis, Gence, Şehrizur, (Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya) Osmanlı Devletinde kalacaktı. Bu antlaşma ile Osmanlı devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu.
 
 
AVUSTURYA İLE İLİŞKİLER
 

Avusturya ile 1590 yılında sekiz yıl sürecek bir barış antlaşması yapılmıştı. 1593 yılında, Telli Hasan Paşa'nın başıbozukların oluşturduğu Uskukların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya, barışı bozdu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etmişti.

Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında tutuyordu. Çok şiddetli geçen çarpışmalar sonunda Osmanlı Kuvvetleri ağır kayıplar verdi. Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa'nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya'ya savaş ilan edildi.

Yapılan savaşlar sonunda Avusturyalılar Tuna'yı geçerek Rusçuk'a saldırdılar, Müslüman halka büyük zulümler yapıldı. Sultan Üçüncü Murad vefat ettiğinde Avusturya'yla savaş devam ediyordu
 
 
MİMARİ ESERLER


Memleketin imarı ile de ilgilenen Sultan Üçüncü Murad, Topkapı sarayına bazı köşkler ilave ettirdi. Babası sultan İkinci Selim ve dedesi Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde birçok esere imza atmış olan Mimar Sinan, Sultan Üçüncü Murad döneminde, ölümüne kadar başarılı çalışmalarına devam etti.

Azapkapı Sokullu Camii,
İzmit Pertev Paşa Camii ve Külliyesi,
Ilgın Lala Mustafa Paşa Camii,
Üsküdar Eski Valide Camii ve Külliyesi,
Şemsi Ahmed Paşa Camii ve Medresesi,
Tophane Kılıç Ali Paşa Camii, Sebil ve Hamamı,
Manisa Muradiye Camii,
İvaz Efendi Camii ve Ramazan Efendi Camii,
Sultan Üçüncü Murad'ın Mimar Sinan'a yaptırdığı eserlerdendir. 1588'de Mimar Sinan'ın ölümünden sonra yapı faaliyetinde belirli bir azalma olmuştur.

Sultan Üçüncü Murad döneminde ayrıca, Kars kalesi inşa edildi. Mekke'de Kabe-i Şerif'in duvarları mermer yaptırıldı ve Medine'de bir medrese inşa ettirildi. İstanbul'daki Toptaşı Tımarhanesi de Sultan Üçüncü Murad döneminde yapılan eserlerindendir.
 
 
HARITA

(http://img64.imageshack.us/img64/6283/h08.jpg)
III. Murad zamanında Osmanlı Devleti’nin sınırları


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:01:18
(http://img34.imageshack.us/img34/8599/13padisah.gif)
SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED
27 Ocak 1595 - 1603


Babası : Sultan Üçüncü Murad
Annesi : Safiye Sultan
Doğumu : 26 Mayıs 1566
Ölümü : 20-21 Aralık 1603
Saltanatı : 27 Ocak 1595 - 1603

 
HAYATI


Sultan Üçüncü Mehmed 26 Mayıs 1566'da Manisa'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Murad, annesi Safiye Sultan'dır. İsmini, Fatih Sultan Mehmed'e benzemesi için, büyük dedesi Kanuni Sultan Süleyman koydu. Orta boylu, kumral saçlı ve güzel yüzlüydü. Çok kuvvetli bir ilim tahsili yaptı ve Tacüt-Tevarih yazarı Hoca Sadeddin Efendi'den dersler aldı. Sultan Üçüncü Mehmed, 1583'te Manisa sancakbeyliğine tayin edildi. 1595 yılının Ocak ayına kadar görev yaptığı Manisa'dan, babasının ölüm haberi üzerine hareket ederek, 27 Ocak 1595 tarihinde geldiği İstanbul'da Osmanlı tahtına oturdu.

Sultan Üçüncü Mehmed annesini çok sever, sayar ve dinlerdi. Bundan yararlanan annesi Safiye Sultan, Osmanlı sarayında hakimiyet kurdu. Bazı konularda padişahı zorlayıp istediğini yaptırıyor, bu da devlet işlerinde karışıklıklara sebep oluyordu. Dinine çok bağlı ve tasavvufa da son derece meraklıydı. Hz. Muhammed'in (S.A.V) ismi anılınca, saygısından derhal ayağa kalkardı. Üçüncü Mehmed devri duraklama dönemine rastlar. Sultan Üçüncü Mehmed, kolayca üzüntüye kapılır, yemekten, içmekten kesilirdi. Celali isyanları ve İran savaşlarının çok uzun sürmesi onu büyük üzüntü içinde bıraktı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün gizli meyhaneleri kapattırdı.

Erkek Çocukları: Birinci Ahmed, Birinci Mustafa, Selim, Mahmud
 
 
AVUSTURYA VE EFLAK SEFERLERİ
 

Sultan Üçüncü Mehmed'in babası Sultan Üçüncü Murad vefat ettiğinde Osmanlı-Avusurya savaşları devam ediyordu. Sultan Üçüncü Mehmed de tahta çıkar çıkmaz Avusturya ve Eflak sorunlarıyla ilgilendi. 1595 yılında Avusturya kuvvetleri Estergon Kalesi'ni kuşatmışlar, 40 km uzakta olan Mehmed Paşa Estergon kalesine yardıma gitmemişti. Hiçbir yardım alamayan Estergon Kalesi kahramanca direnmesine rağmen, sayıca üstün olan Avusturyalılara teslim olmak zorunda kaldı (2 Eylül 1595).

Sinan Paşa, Eflak Prensi Mihai Viteazul üzerine seferler düzenledi. Osmanlı kuvvetleri Bükreş ve Tergovişte'yi ele geçirdiler. Fakat çok geçmeden Mihai karşı saldırıya geçti ve Osmanlı kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada bataklıklara düşen Osmanlı askerlerinin büyük bir kısmı şehit oldu. Daha sonra Tuna'dan karşı kıyıya geçilirken gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı yeni bir saldırıya maruz kalan Osmanlı akıncıları çok büyük kayıplar verdi.

Estergon Kalesinin düşmesinden sonra Tuna kıyısındaki Vişegrad da düşmanın eline geçti. Birçok önemli kale ve şehirlerin kaybedilmesi İstanbul'da devlet erkanı ve yeniçerilerin tepkisine neden oldu. Yeniçeriler de Sultan'ın sefere çıkmasını istiyorlardı.
 
 

EĞRİ KALESİ'NİN FETHİ
 

Durumun kötüye gittiğini anlayan Sultan Üçüncü Mehmed devlet büyüklerini toplayıp şöyle dedi:

"Ceddimiz, devletimizin kurucusu Osman Gazi Hazretleri'nden, büyük dedemiz Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bütün padişahlar askerin önünde sefere çıkmışlardır. Dedemiz Sultan İkinci Selim'le (Sultan İkinci Selim) cennetmekan pederimiz Sultan Murad (Sultan Üçüncü Murad) bu usulü bozdular. Biz dahi, başlangıçta seferi paşalarımıza ısmarlamakla hataya düştük. Asker evlatlarımız bizi başlarında görmek isterler. Kararımız odur ki; yakında sefere çıkacağız. Hazırlıklar tamamlansın. Küffara haddini bildirmeye gitmek gerekir."

Sultan Üçüncü Mehmed kendisine karşı çıkan annesi Safiye Sultan'a da şöyle der:

"Valide, biz Sultan oğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camiinde bu kılıcı niçün kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna devleti feda etmeyiz."

20 Haziran'da ordu hareket etti ve kuşatılan Eğri Kalesi 12 Ekim 1596'da padişaha teslim edildi.
 
 
HAÇOVA ZAFERİ
 

Eğri Kalesi'nin fethinden sonra, Osmanlı birlikleri ilerleyerek 15 Ekim 1596 günü Haçova'da Avrupa ordusuyla karşılaştı. Bu ordu da Avusturya, Alman, Erdel, İspanyol, Fransız, Çek ve Leh kuvvetleri vardı.

Avusturya Arşidükü Maxmilien komutasındaki düşman kuvvetleri ile yapılan savaşta Osmanlı birlikleri, düşman birliklerinin tüfek atışlarına maruz kaldı. Pek çok askerimiz şehit oldu.

Ordu merkezinin ele geçirilip padişahın ayrıldığı haberi yayıldı. Ancak bu gelişmelerden haberi olmayan akıncılar canla başla savaşa devam ediyordu. Yalnızca bu akıncı birliklerinin mücadelesi bile düşman ordusunun dağılmasına yetti ve kazanılan Haçova Zaferi ile Osmanlılara Viyana yolu açıldı (26 Ekim 1596).

Haçova Savaşı'ndan sonra Sultan Üçüncü Mehmed İstanbul'a döndü. Avusturya Cephesi'ne Satırcı Mehmed Paşa atanmıştı. Tata Kalesi'ni geri almayı başaran Satırcı Mehmed Paşa, Budin'in kuzeyindeki Vaç bölgesinde düşman kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. Bu arada Avusturya temsilcileri ile bir barış antlaşması yapılmaya çalışıldıysada, olumlu bir sonuç alınamadı. Bir süre sonra Avusturya kuvvetleri Kanuni Sultan Süleyman zamanında fethedilen Yanıkkale'yi (Raab Kalesi) ele geçirdiler (1598).
 
 

KANİJE KALESİ'NİN FETHİ
 

Satırcı Mehmed Paşa iki yıldır hiçbir askeri başarı kazanamamıştı. Bu süre içinde bazı Osmanlı kaleleri Avusturyalıların eline geçmişti. Mehmed Paşa'nın idamı üzerine, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ordunun başına geçti ve Belgrad'a geldi. Bu sırada Avusturya barış istemişti.

Avusturyalılar daha önce geri aldıkları Eğri'yi ve Hatvan'ı bize vermeyi önerdiler. Bu öneriye karşılık, Osmanlı temsilcileri Estergon, Neograd, Vürek ve Yanıkkale'yi istediler. Antlaşma yapılamadı.   

Belgrad'da kışı geçiren Damat İbrahim Paşa, Kanije Kalesi'ni kuşatıp sıkıştırmaya başladı. Kuşatma devam ederken, kale içinde esir olan Türklerin canlarını feda etmek uğruna havaya uçurdukları barut deposu kalenin harap olmasına yol açtı. Ancak yine de teslim olmayan Kanije Kalesi'nin yardımına bu seferde Philippe Emmanuel komutasındaki 20.000 kişilik bir ordu geldi. İki ateş arasında kalan Osmanlı ordusu kahramanca savaşmaya devam etti. Yardıma gelen düşman ordusunun geri çekilmesi üzerine, 40 gün süren bir kuşatmadan sonra Kanije teslim oldu.

Beylerbeyliğin merkezi Kanije'ye alındı, Kanije Beylerbeyliği Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Sultan Üçüncü Mehmed, bu başarısından dolayı Damat İbrahim Paşa'ya kendisi padişah olarak yaşadığı sürece sadrazamlıkta kalacağı vaadinde bulundu (10 Eylül 1601). Kanije kalesini geri almaya çalışan Arşidük Ferdinand, Kanije'yi büyük bir orduyla kuşattı. Tiryaki Hasan Paşa komutasındaki az sayıda asker iki aydan fazla kaleyi korudu. Yiyecek içecek malzemesi ve cephanesi tükenmeye başlayan Osmanlı kuvvetleri beklenmedik bir çıkışla kendisinden kat kat üstün görünen düşman ordusunu Kanije kalesi önünde yendi (18 Kasım 1601). Bu zaferden sonra İstolni, Belgrad ve Estergon, 1603'de de Uyvar fethedildi.
 
 
İRAN İLİŞKİLERİ
 

İran 1590 yılında imzalanan ve 13 yıl süren antlaşmayı bozmuştu.

Şah I. Abbas, Osmanlı Devleti'nin Avusturya ile savaş halinde olmasını fırsat bildi. Ferhat Paşa Antlaşmasıyla kaybettiği toprakları geri almaya çalışan İran, Osmanlı Devleti'nde çıkan Celali isyanlarından da yararlanmaya çalışarak 25 Ağustos 1603'de savaş açtı.

Şah Abbas Tebriz'i ve Erivan'ı aldı. İran ile savaş devam ederken III. Mehmed 38 yaşında vefat etti.
 
 
MİMARİ ESERLER


İmar konusunda çalışmalar yaptıran Sultan Üçüncü Mehmed,
Süt annesi Halime Hatun adına Gölmarmara Halime Hatun Camii ve Külliyesini,
Ayrıca validesi Safiye Sultan adına da Yeni Valide Camii ve Külliyesini yaptırdı.
Bundan başka birçok camiyi tamir ettiren Sultan Üçüncü Mehmed, Yeni Camii'nin de temelini attırdı.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:02:22
(http://img199.imageshack.us/img199/6663/14padisah.gif)
SULTAN BİRİNCİ AHMED
21 Aralık 1603 - 1617.

 
Babası : Sultan Üçüncü Mehmed
Annesi : Handan Sultan
Doğumu : 18 Nisan 1590
Ölümü : 21-22 Kasım 1617
Saltanatı : 21 Aralık 1603 - 1617


HAYATI


Sultan Birinci Ahmed 18 Nisan 1590 günü Manisa'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mehmed, annesi Handan Sultan'dır. Çok mükemmel bir tahsil gördü. Arapça ve Farsça'yı mükemmel derecede konuşurdu. Ok atmak, kılıç kullanmak, ata binmek gibi savaş ve askerlik alanlarında çok usta olan Sultan Birinci Ahmed, ava ve cirit oyununa çok düşkündü. Çok sade giyinirdi. Babası Sultan Üçüncü Mehmed'in vefatı üzerine 21 Aralık 1603'te Eyüb Sultan'da kılıç kuşanarak tahta geçti. Sultan Birinci Ahmed, Kanuni Sultan Süleyman'dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişahtı. Çocuk denecek yaşlarda bile mükemmel kararlar alırdı. Daima ilim ve irfan sahibi büyük kişilerle birlikte olur ve onlara akıl danışırdı.

Sultan Birinci Ahmed'in hayatında 14 sayısının önemli bir yeri vardır. Çünkü, on dört yaşında padişah olmuş, on dört yıl saltanat sürmüş ve Osmanlı padişahlarının on dördüncüsüdür. Dinine çok bağlı olan Sultan Birinci Ahmed'in Hz.Muhammed'e (S.A.V) olan bağlılığı o kadar ilerledi ki, onun ayak izlerinin resmi içine bir şiir yazmış ve  o şiiri kavuğunda ölünceye kadar taşımıştır. O şiir şudur:

"N'ola tacım gibi başımda götürsem daim
Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün
Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir
Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün"

Sultan Birinci Ahmed yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım'ı 22 Kasım'a bağlayan gece 1617 yılında 28 yaşında vefat etti.

Erkek Çocukları: İkinci Osman, Dördüncü Murad, Sultan İbrahim, Bayezid, Süleyman, Kasım, Mehmed, Hasan, Selim, Hanzade, Ubeyde
Kız Çocukları: Gevherhan Sultan, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Atike Sultan
 
 
İRAN İLİŞKİLERİ


Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiği sırada, Osmanlı İmparatorluğu batıda Avusturya, doğuda İran ile savaş halindeydi. Osmanlı ordusu Sinan Paşa komutasında Nahcivan üzerinden Revan'a yürüdü. İranlılar Osmanlı ordusunun geçeceği güzergahtaki gıda maddelerini yok ediyorlardı. Yeniçeriler de Van'a dönülmesini istiyorlardı. Osmanlı ordusu kışı Van'da geçirdi.

Tebriz'i geri almak için yapılan savaşta Osmanlı ordusu, Şah Abbas'ın ordularını Selmas yörelerinde yendi. Ancak, Erzurum Beylerbeyi Sefer Paşa'nın çekilen düşman kuvvetlerini izleyip asıl ordudan ayrılmasını fırsat bilen Şah Abbas, ordu merkezine ani bir saldırıda bulundu. Yenilgiye uğrayan Sinan Paşa önce Van'a, daha sonra da Diyarbakır'a çekildi. Şah Abbas Şirvan, Şemahi ve Gence'yi kolaylıkla ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'da devam eden Avusturya Savaşı ve iç isyanlarla uğraştığı için İran cephesinde başarılı olamıyordu. Sadrazam Nasuh Paşa, Şah Abbas'ın barış önerisini kabul etti.

1612 yılında yapılan Nasuh Paşa antlaşmasıyla dokuz yıl süren Osmanlı İran Savaşı sona erdi. Yapılan antlaşmayla, İran Osmanlı Devlet'ine iki yüz deve yükü ipek vermeyi kabul etti. 1615 yılına kadar süren barış dönemi Şah Abbas'ın antlaşmayı bozması üzerine sona erdi. Yapılan savaşlarda Osmanlılar çok kayıp verdi. Sultan İkinci Osman (Genç Osman) döneminde, Nasuhpaşa antlaşması temel alınarak yapılan Serav antlaşması ile barış tekrar sağlanacaktır (26 Eylül 1618).
 
 
CELALİ İSYANLARI
 

Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce taraftarı ile ayaklanan Yozgatlı Celal, Osmanlı Devleti için büyük problem olmuştu. Bu isyanlar bastırıldı ise de Anadolu'da meydana gelen iç isyanlar ve karışıklıklara yine Celali İsyanları denildi. Sultan Birinci Ahmed döneminde Celali İsyanları tekrar patlak verdi.

Bunların en önemlileri;
- Tavil Ahmed
- Canbolatoğlu
- Kalenderoğlu
- Deli Hasan ayaklanmalarıdır.

Bu sırada Sadrazam olan Kuyucu Murad Paşa son derece sert bir askerdi. Acıma nedir bilmezdi. Bunları bastırmak için çok şiddet gösteriyor, hatta şuçlu ile suçsuz ayırımı yapmadan "ibret osun" diye masumları da öldürtüyordu. 

Öldürttüklerini açtığı kuyulara attırmak gibi bir alışkanlığı olduğundan kendisine "Kuyucu" lakabı takıldığı söylenir. Kuyucu Murad Paşa'nın ısrarlı ve sert politikaları sonunda Celali İsyanları zor da olsa bastırıldı.
 
 
ZİTVATOROK ANTLAŞMASI


Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiği sırada Avusturya Savaşı devam ediyordu. Osmanlı kuvvetleri Belgrad'dan Budin'e doğru ilerlemekteydi. Peşte (25 Eylül 1604) ve Hatvan kaleleri savaş yapılmadan kolaylıkla ele geçirildi. Osmanlı ordusu ilerleyerek Budin'in kuzeyinde bulunan Vaç kalesini ele geçirdi (16 Ekim 1604). Osmanlı Ordusu, Sultan Birinci Ahmed'in buyruğu üzerine Belgrad üzerinden Budin'e yürünü. 29 Ağustos 1605'de Estergon kalesi kuşatıldı ve Ciğerdelen kalesi fethedildi. 8 Eylül'de Vişigrad, 19 Eylül'de Saint Thomas (Tepedelen) kaleleri fethedildi. 3 Ekim 1605'de ise Estergon kalesi teslim alındı.

Osmanlılar da, Avusturyalılar da ard arda yapılan bunca savaştan dolayı sosyal ve ekonomik yönden çok yıpranmışlardı. Daha önce yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ancak 11 Kasım 1606'da Estergon-Komorin arasında, Zitva suyunun Tuna Irmağına döküldüğü yerde imzalanan Zitvatoruk antlaşmasıyla barış sağlandı.

Antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlılarda , Rop ve Koman kaleleri Avusturyalılarda kalacaktı. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 70.000 altın savaş tazminatı ödeyecekti. Osmanlı padişahı Avusturya İmparatoruna Roma İmparatoru (Cesar) ünvanıyla hitap edecek, her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderilecekti. Avusturya'nın Macaristan için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktı.   

Zitvatoruk Antlaşması Osmanlıların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti'nin Avusturya karşısındaki kat'î üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.
 
 
MİMARİ ESERLER


4 Ocak 1610'da altı büyük minareli ve 16 şerefeli Sultanahmed Camii'nin temel atma merasimi yapıldı. Dinine bağlı bir insan olan Sultan Birinci Ahmed, caminin temelleri kazılırken eteğinde toprak taşıdı ve amele gibi çalıştı.

9 Haziran 1617'de inşaatı biten Sultanahmed Camii ibadete açıldı.
Ayrıca Şehzadebaşı Kuyucu Murad Paşa Külliyesi,
İstanbul Mesih Paşa Camii,
Piyale Paşa Camii,
Elmalı Ömer Paşa Camii yaptırılan önemli mimari eserler arasındadır.
 
 
Harita

(http://img34.imageshack.us/img34/3254/h09x.jpg)
I. Ahmed zamanında Osmanlı Devleti’nin sınırları


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:05:56
(http://img199.imageshack.us/img199/7600/15padisah.gif)
SULTAN BİRİNCİ MUSTAFA
1617 - 1618 _1622 - 1623.

 
Babası : Sultan Üçüncü Mehmed
Annesi : Handan Sultan
Doğumu : 1592
Ölümü : 20 Ocak 1639
Saltanatı : İki Dönem
1. Dönem: 22.11.1617 - 26.02.1618
2. Dönem: 19.05.1622 - 10.09.1623

HAYATI


Sultan Birinci Mustafa 1592 yılında Manisa'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mehmed, annesi Handan Sultan'dır. Sultan Birinci Mustafa güzel yüzlü, seyrek sakallı, sarı benizli ve iri gözlü bir padişahtı. İki defa padişahlık yaptı. Sinirli bir yapıya sahipti.

Sultan Birinci Mustafa, ağabeyi Sultan Birinci Ahmed'in padişahlığı süresince, 14 yıl sarayın bir odasında hapis hayatı yaşadı. O devirde bu gerekli görülüyordu. Aksi halde şehzadeler devlet yönetimine karışıyor, hatta padişahı devirmek için harekete bile geçebiliyor ve devlet birliği tehlikeye düşüyordu. Buna meydan vermemek için şehzadeler "izale" olunur veya bir odaya kapatılırdı. Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiğinde kardeşini öldürtmemiş, ancak sarayda mahpus tutulmuştur. Kafes hayatı denilen bu süre sonunda Sultan Birinci Mustafa Osmanlı hanedanının en büyük erkek evladı olması dolayısıyla tahta çıkarılmış fakat kısa sürede dengesiz hareketleri görüldüğünden ulema, asker ve devlet erkanının ittifakı ile hal edilmiştir. Sultan Genç Osman'ın tahttan indirilip katlinden sonra bir kez daha cülus etmişse de 1,5 yıl sonra tekrar tahttan indirilmesi icab etmiştir.

Sultan Birinci Mustafa ile birlikte kardeş katli nadiren görülmüş, artık şehzadeler sarayda kafes ardında tahta geçecekleri günü beklemeye başlamışlardır. Tabii valide sultanlar, şehzade anaları arasında rekabetler başlamış, her biri bir vezire ve diğer gruplara dayanarak entrikalarla padişah değiştirmeye çalışmışlardır.

Sultan Birinci Mustafa, çok dindar bir insandı. Sadaka vermeyi çok severdi. Hatta sarayın havuzuna hizmetçilerin toplaması için para atardı. Saraydaki hayatını ibadet ederek, dini eserler okuyarak geçiriyordu. Tahta geçmesi için ikinci kez davet edildiği zaman, odasında Kuran-ı Kerim okuduğunu ve padişahlık istemediğini bildirmişti.

Sultan Birinci Mustafa ikinci padişahlığının başlamasından 1.5 yıl sonra 10 Eylül 1623 tarihinde şeyhülislam fetvası ile tekrar tahttan indirildi. Fetvanın gerekçesi olarak da "Akli dengesi tam olmayan birisinin halife olamayacağı" gösterildi. Sultan Birinci Mustafa tahttan indirildikten 16 yıl sonra, 20 Ocak 1639 günü sinir hastalığından dolayı Topkapı Sarayında vefat etti.
 
 
ABAZA PAŞA İSYANI

Sultan Genç Osman'ın öldürülmesini bahane eden sipahiler 22 Mayıs 1622 günü ayaklandılar. Abaza Paşa'nın ayaklandığı haberinin de İstanbul'a gelmesi üzerine Genç Osman faciasını bahane eden sipahiler ikinci kez ayaklandılar.

Olayların bu şekilde gelişmesi üzerine, Sultan Genç Osman'ın katillerinden olan Cebecibaşı ve Genc Osman'ın katledilmesinde Cebecibaşı'na yardım eden  Kara Davut idam edildi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:07:21
(http://img35.imageshack.us/img35/4746/16padisah.gif)
SULTAN GENÇ OSMAN
1618 - 1622

Babası : Sultan Birinci Ahmed
Annesi : Mahfiruz Haseki Sultan
Doğumu : 3 Kasım 1604
Ölümü : 20 Mayıs 1622
Saltanatı : 26 Şubat 1618 - 1622

HAYATI


Sultan Genç Osman, 3 Kasım 1604 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Birinci Ahmed, annesi Mahfiruz Haseki Sultandır. Mahfiruz Haseki Sultan Rum'dur. Sultan Genç Osman 14 yaşında iken, amcası Sultan Birinci Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. Annesi onun yetişmesi için çok titiz davrandı. Sultan Genç Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. Arapça, Farşça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klasiklerinden tercüme yapabilecek kadar güzel öğrendi. Çok güzel bir yüzü olan Genç Osman, zeki, enerjik, atılgan, cesur ve gözü pek bir padişahtı.

Sultan Genç Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin ve  Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu.

Kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. Tarihte eşine az rastlanır bir şekilde tahtan indirilerek, Yedikule zindanlarında boğularak şehit edilen Sultan Genç Osman, babası Sultan Birinci Ahmed'in Sultanahmed Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi.

Tahta çıkar çıkmaz devlet erkanı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan alan Sultan Genç Osman çok yenilikçi bir padişahtı.

Erkek çocukları: Ömer, Mustafa
Kız çocuğu: Zeynep Sultan
 
 
İRAN İLİŞKİLERİ
 

Sultan Genç Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste'de yenilmesine rağmen, İranlılar, mukaddes saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler.

Serav sahrasında, daha önce iki devlet arasında imzalanan Nasuhpaşa antlaşması baz alınarak imzalanan Serav antlaşmasıyla barış tekrar sağlandı. (26 Eylül 1618).
 
 
İTALYA SEFERİ
 

Halil Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1620 yazında Akdeniz seferine çıktı. İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Navarin'e gelen donanma, buradan da kuzeye, Adriyatik'e doğru yöneldi. Dıraç'da iki İtalyan gemisini ele geçirdikten sonra İtalya'ya asker çıkardı ve İspanyollara ait olan liman şehri Manfredonia'yı işgal etti.
 
 
LEHİSTAN SEFERİ
 

Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester Irmağı iki ülke arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı- Avusturya Savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleştiyse de barış bozulmamıştı. Fakat askeri birliklerin geçimini Lehistan'a yaptığı akınlarla sağlayan Kırım Hanı, barışa aykırı hareket ediyordu. Bunun yanı sıra Lehliler Boğdan işlerine müdahaleden geri kalmadıkları gibi, Boğdan'a ait Hotin kalesini işgal etmişlerdi (1617).

Ayrıca Eflak ve Erdel'in iç işlerine müdahale etmeye devam ediyorlardı. Bu olaylar üzerine Sultan Genç Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi.

Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Purut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri bozguna uğratmıştı (20 Eylül 1620). Sultan Genç Osman 1621 yılının Nisan ayında Lehistan Seferine çıktı. Lehler yeni ve daha büyük bir ordu meydana getirme çabasındaydılar. Avusturya'dan yardım alarak ordularını takviye ettiler. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1620'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve Hotin kalesi önlerinde yapılan meydan savaşında, düşman siperlerinin ele geçirilememesi, askerlerin şevk ve heyecanını oldukça yıprattı. Yeniçerilerin de kendilerini tam olarak savaşa vermemeleri, bu savaşın kesin bir netice ile sonuçlanmamasına yol açtı.

Lehistan elçilerinin savaşa kendilerinin neden olduklarını bildirmesi üzerine Hotin Antlaşması yapılarak sefere son verildi (29 Eylül 1621). Antlaşmaya göre Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanına 40.000 düka altın verecekti.
 
 
YENİLİK HAREKETLERİ


Sultan Genç Osman, Lehistan seferindeki başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini görüyordu. Askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişti. İşe  Kapıkulu ocakları ile başladı. Yaptırdığı  sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine atan zabitlerin, Sultan Genç Osman'a düşman olmalarına yol açtı.

Sultan Genç Osman her şeyin farkındaydı, ancak tecrübesiz olması yüzünden istediği yenilikleri yapamıyordu. Anadolu, Mısır ve Suriye askerlerinden oluşacak yeni bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi yenilikçi düşünceleri de vardı. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsızdı ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikir belirtmiyordu.

Sultan Genç Osman'ın Haleb, Erzurum, Şam ve Mısır beylerbeylerine asker yazdırmak için gizli bir irade gönderdiğinin sarayda adamları olan yeniçeriler tarafından öğrenilmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Sultan Genç Osman asker toplamak için Anadolu'ya bizzat kendisi
gitmek istiyordu. Bu arada İstanbul'a, Dürzi  lider Maanoğlu Fahreddin'in Lübnan'da bir  isyan çıkardığı haberi geldi.   

Sultan Genç Osman bunu bir fırsat bilerek, isyanı bastırmak için Anadolu'ya gideceğini söyledi. Ancak Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es'ad Efendi, koskoca padişahın küçük bir isyan için Anadolu'ya gitmesine gerek olmadığını söyleyerek, Sultan Genç Osman'ın Anadolu'ya geçmesini engellemeye çalıştılar. Başka bir çaresi kalmayan Sultan Genç Osman, hacca gideceğini ilan etti. Daha önce hiçbir padişah hacca gitmemişti. Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es'ad Efendi çok uğraştılarsa da Sultan Genç Osman fikrinde kararlıydı. Padişahın geçeceği güzergah üzerindeki vilayetlerin beylerbeyleri haberdar edildi ve hazırlık yapmaları istendi.

Sultan Genç Osman'ın yanında 500 yeniçeri ve sipahi olacak, geri kalan asker İstanbul'un korunması için İstanbul'da kalacaktı. Sadrazam, defterdar, nişancı, rikab ümerası, gedikliler, 40 müteferrika ve 40 divan katibi hac kafilesinde yer alıyordu.
 
 
ŞEHİT EDİLMESİ


Padişah otağının Üsküdar'a kurulacağı günden bir gün önce Yeniçeriler Süleymaniye'de toplandılar. Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler. Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı. Yerine kardeşi Sultan Birinci Mustafa ikinci kez tahta çıkarıldı. İsyancılar o an için Sultan Genç Osman'ı öldürülmesini düşünmüyorlardı.

Ancak Sultan Genç Osman'ın ne kadar dirayetli bir padişah olduğunu bilen isyanın elebaşları padişahın Yedikule zindanlarına götürülüp orada öldürülmesini istediler. Sultan Genç Osman sekiz tane cellata kahramanca karşı koymasına rağmen boğularak şehit edildi.

Sultan Genç Osman'ın naaşı, ertesi gün Sultanahmed Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Sultan Ahmed Camii'nde babasının türbesine defnedildi. Sultan Genç Osman'ın şehit edilmesi Anadolu'da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu.

Osmanlı halkı padişahın şehit edilmesini hiçbir zaman hazmedemedi. Sultan Genç Osman, gençliğinin en güzel günlerinde tahta çıkmış ve hep milletinin iyiliği için çalışmış, azim ve irade sahibi bir padişahtı. Ancak gençliği ve tecrübesizliği kendisine bu hazin sonu hazırladı.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:08:51
(http://img31.imageshack.us/img31/4571/17padisah.gif)
SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD
1623 - 1640

Babası : Sultan Birinci Ahmed
Annesi : Mahpeyker Kösem Sultan
Doğumu : 27 Temmuz 1612
Ölümü : 8 - 9 Şubat 1640
Saltanatı : 10 Eylül 1623 - 1640

HAYATI
 

Sultan Dördüncü Murad 26 Temmuz 1612 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Ahmed, annesi Mahpeyker Kösem Sultan'dır. Annesi Rumdur. Sultan Dördüncü Murad, uzun boylu, iri cüsseli, yuvarlak yüzlü ve heybetli bir padişahtı. Osmanlı Sultanlarının en kudretlilerinden biri olarak tarihe geçti. Son derece zeki, gözü pek, cesur, kuvvetli ve enerjik bir insandı.

Sultan Dördüncü Murad çok iyi cirit ve ok atardı. Bu gücünü katıldığı savaşlarda da gösterdi. Dinin hükümlerini çok iyi bilir Şeyhülislam Yahya Efendi'ye "Baba" diye hitap ederdi. İçki ve tütünü yasakladı. Gece sokağa çıkma yasağı koydu. Arapça'yı ve Batı dillerini çok iyi bilirdi. İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları yeni çalışmalar yapmaları için teşvik ederdi. Sultan Dördüncü Murad döneminin önemli olaylarından biri de, Hazerfan Ahmed Çelebi'nin kanat takarak Galata Kulesi'nden Üsküdar'a uçmasıydı.

Sultan Dördüncü Murad, çevresinde olup bitenleri dikkatle takip eder, inisiyatifini kullanmakta asla tereddüt etmezdi. Hükümdarlığının ilk yıllarında annesinin etkisinde kaldıysa da daha sonra kadınların saltanatına son verdi, hain ve hilekar sadrazamları şiddetle cezalandırdı. Memleket meselelerini yakından takip edip, çözümler üretmeye çalıştı. 17 yıl hükümdarlık yaptıktan sonra, Niksir hastalığından dolayı henüz 28 yaşında vefat etti.

Sultan Dördüncü Murad'ın saltanatını 2 devreye ayırmak mümkündür. Henüz 11 yaşında iken tahta geçtiğinden devlet işleri büyük ölçüde annesi Kösem Sultan'ın elinde yürümekteydi. Onunla birlikte olan vezirler, gözünün önünde Hafız Ahmed Paşa'yı askere parçalatmışlar, genç padişahı da korkuyla dehşete düşürmüşlerdir.Osmanlı memleketlerinde asayiş ve huzur kalmamış, zorbalar şehirleri ele geçirmişleridir. Delikanlılık çağında idareyi bizzat ele aldıktan sonradır ki Sultan Dördüncü Murad, biraz da şiddet yolu ile bütün zorbaları bastırmış, tekrar devlet hakimiyetini kurmuştur. Tütün yasağı bahanesiyle kahvehanelerde toplanan işsiz güçsüz zorba takımını sindirmiş, şiddetli ceza ve hatta idamlarla tekrar idari ve adli nizamı kurabilmiştir.
 
 
İRAN SEFERLERİ
 

Sultan Dördüncü Murad tahta geçtiğinde ülkede siyasi ve ekonomik sorunlar çok ağırlaşmış, Anadolu'da ve Rumeli'de isyancılar etkin duruma geçmişti. Bu dönemde Bağdat valisi Yusuf Paşa idi. Ancak bu bölgenin idaresi zenginliği ile ünlü Subaşı Bekir'in elindeydi. İdareyi zorla ele geçirmeye çalışan Subaşı Bekir ve Abaza Mehmed Paşa ayaklandı. Vali olmak istediğini bildiren Bekir Subaşı'ya Osmanlı Devleti vali olduğuna ilişkin emirnameyi gönderdi.

Safevi Devleti'nden de daha önce yardım isteyen Bekir Subaşı, Osmanlı Devleti tarafından vali atanınca kendisine yardım etmek amacıyla çağırdığı İran askerlerini kovdu. Bu durumdan yararlanmaya çalışan Şah Abbas Bağdat'ı işgal etti. (1624)

17 yıl sürecek savaş başladığında Sultan Dördüncü Murad daha çocuk yaşlardaydı. Bu sebeple savaşın ilk yıllarında İran büyük başarılar elde etti. Sultan Dördüncü Murad, ilerleyen yıllarda iç isyanları nispeten kontrol altına aldı ve saray içinde düzenlemeler yaptı. İran meselesine de büyük önem veriyordu. Sultan Dördüncü Murad, Revan Seferine çıkma kararı aldı ve Üsküdar'daki ordugaha geçti. Öteden beri bozulmuş olan sefer düzenini tekrar eski haline döndürmek için çok dikkatli davranıyor, askerin kanunsuz hiçbir hareketini hoş karşılamıyor, anında cezasını veriyordu. Sefere çıkan Sultan Dördüncü Murad, Konya'da bulunan Mevlana Celalleddin-i Rumi'nin türbesini ziyaret etti.

Bayburt'a geldiğinde Sadrazam tarafında karşılandı. Sultan Dördüncü Murad, Erzurum'da 30 bin asker bıraktıktan sonra 100 bin askerle Revan üzerine yürüdü. İran ordusu hızla geri çekilmeye başlamıştı. Revan'ı geri alan Osmanlı kuvvetleri, Aras nehri boyunca ilerleyerek, Eylül 1635'de 32 yıl önce İran'ın eline geçen Tebriz'i geri aldı. Bu fetih Tebriz'in Osmanlılarca altıncı fethedilişi idi. Ancak kış mevsimine girilmesi ve Sultan'ın hastalığı dolayısıyla İstanbul'a geri dönüldü. Bundan yararlanan İran bölgede yeni işgallere başladı.
 
 
BAĞDAT SEFERİ


Sultan Dördüncü Murad, İran'ın doğuda yeni işgallere başlaması ve bin bir güçlükle geri alınan Revan'ın kaybedilmesi üzerine, yeniden Bağdat Seferine çıkmaya karar verdi. Osmanlı ordusu İstanbul'dan hareketinin yüz doksan yedinci günü olan 16 Kasım 1638'de Bağdat önlerine geldi. Bağdat kalesi otuz yedi gün boyunca kuşatıldı ve kahramanca çarpışmalar yapıldı. Sultan Dördüncü Murad, genel saldırıya geçilmesine karar verdi. Sabah erkenden başlayan hücum sonunda kale teslim oldu.

Yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla Azerbaycan ve Revan Safevilerde, Bağdat Osmanlılarda kaldı. İki ülke arasındaki Zağros dağları sınır kabul edildi. Bugünkü Türk-İran sınırı büyük ölçüde bu antlaşmayla çizilen sınır esasına dayanır. Bu antlaşmayla On dört sene on bir ay önce bir ihanet sebebiyle Safevilere geçen Bağdad, artık kesin olarak Osmanlı İdaresine geçti. Sultan Dördüncü Murad bu zaferden sonra Bağdat fatihi diye anıldı.
 
 
LEHİSTAN SEFERİ


Osmanlıların içte ve dışta uğraşmak zorunda kaldığı meseleler ve özellikle İran Savaşları, Kırım'ı ve Lehistan'ı da etkilemişti. Sultan Dördüncü Murad Kırım'da oluşan siyasi dalgalanmaları ve karışıklıkları önlemek istiyordu. Rus ve Lehlerden yardım gören kardeşlerini ortadan kaldıran Canbey Giray'ı 1628'de hanlığa getiren Sultan Dördüncü Murad, Kırım'da Osmanlı hakimiyetini kuvvetlendirdi.

Lehistan'da barınan kazaklar Osmanlı topraklarına saldırıyor Lehliler de buna göz yumuyordu. 1630 yılında antlaşmalar yenilenmiş, Lehistan Osmanlı Devleti'ne vergi vermeyi kabul etmişti. Ancak çeşitli nedenlerle vergilerini ödemeyen Lehistan toprakları üzerine sefer düzenlenmesine karar verildi. Leh Kralı Vladislas barış istedi.
 


MİMARİ ESERLER


Büyük bir padişah olan Sultan Dördüncü Murad, memleketin imarına da gereken önemi verdi. Döneminde yapılan eserlerden bazıları şunlardır;

Ok Meydanı Namazgahı,
Bayram Paşa Tekke, Türbe, Sebil, Çeşme, Sıbyan Mektebi, Medrese ve Külliyesi,
Niğde Bedesteni,
Konya Şerefeddin Camii'nin restorasyonu,
Revan Köşkü,
Bağdat Köşkü,
Üsküdar Çinili Camii, Medrese ve Külliyesi.
 
 
HARITA

(http://img35.imageshack.us/img35/7128/h10b.jpg)
IV. Murad zamanında Osmanlı Devleti’nin sınırları


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:10:04
(http://img199.imageshack.us/img199/1005/18padisah.gif)
SULTAN BİRİNCİ İBRAHİM
1640 - 1648

Babası : Sultan Birinci Ahmed
Annesi : Mahpeyker Kösem Sultan
Doğumu : 05 Kasım 1615
Ölümü : 18 Ağustos 1648
Saltanatı : 09 Şubat 1640 - 1648


HAYATI
 

Sultan Birinci İbrahim 5 Kasım 1615 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Ahmed, annesi Mahpeyker Kösem Sultan'dır. Mahpeyker Kösem Sultan Rum'dur. Sultan Birinci İbrahim uzun boylu, kuvvetli vücutlu ve kumral sakallıydı. Annesi onun yetiştirilmesi için çok gayret göstermişti. Ağabeyi Sultan Dördüncü Murad'ın ani vefatı, zaten ölüm düşünceleriyle harap olmuş Şehzade İbrahim'i çok sarstı ve padişah olduğuna inanmak bile istemedi. Annesinin ve devlet erkanın ısrarlarından ve ağabeyi Sultan Dördüncü Murad'ın cenazesini gördükten sonra abisinin vefatına kesin olarak inandı. Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Taht Odası'na geçen Sultan Birinci İbrahim'in başına,  Hırka-i Saadet Dairesi'nden getirilen,  Hz. Ömer'in Sarığı'nı yerleştirdi. Sultan Birinci İbrahim tahta oturdu ve ellerini açarak dua etti:

"Elhamdülillah. Ya Rabbi! Benim gibi zaif bir kulunu bu makama layık gördün. Saltanat günlerimde milletimi hoş-hal eyle ve birbirimizden hoşnud eyle."

Sultan Birinci İbrahim, tahta geçtiği ilk yıllarda sinir hastalığı yüzünden sık sık kriz geçiriyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda devlet işleriyle bizzat ilgilenmeye başladı. Sultan Birinci İbrahim tahta çıktığında soyunun tek şehzadesi o kalmıştı. Bu yüzden ilk oğlu Şehzade Mehmed (Sultan Dördüncü Mehmed) doğduğunda ülkede şenlikler düzenlendi (2 Ocak 1642). Sultan Birinci İbrahim, çok cömert ve lütufkar bir padişahtı. Fakirlere ve kimsesizlere yardım etmeyi çok severdi. Çıkardığı fermanlarla açlık ve kıtlığın önlenmesine çalıştı. Saltanatı sırasında, annesi Kösem Sultan'ın etkisinde çok kaldı. Sekiz yıl dokuz ay padişahlık yaptıktan sonra, 18 Ağustos 1648 tarihinde boğularak şehit edildi.

Sultan Birinci İbrahim hakkında kendi devrine kadar uzanan Osmanlı kaynaklarında, akli dengesinin bozuk olduğuna dair hiçbir bilgi yoktur. Bu kaynaklar, Sultan Birinci İbrahim'in özelliklerinden ve yaptığı işlerden övgüyle bahsetmektedir. Sadece son zamanlarda bazı yazarlar, onun için "Deli" demektedirler. Sultan Birinci İbrahim'e "Deli" ve "Gaddar" diyen ve adının öyle yayılması için çalışanlardan bazılarının, Sultan Birinci İbrahim tarafından idam ettirilen İranlı Şii, Emirgüneoğlu'nun adamları olduğu söylenmektedir.

Sultan Birinci İbrahim tahta geçtiğinde 25 yaşındaydı. Şehzadeliği sırasında öldürüleceği endişesi ile sinirleri son derece bozulmuştu. Bu sırada sadrazamlık koltuğunda bulunan Kemankeş Kara Mustafa Paşa devlet işlerini en iyi şekilde yürüttü. Kemankeş Kara Mustafa Paşa, İranlılarla Kasr-ı Şirin Antlaşması'nı imzalayıp, İstanbul'a geldikten sonra, giriştiği mali işlerde de başarılı oldu. Ocaklı sayısını indirip maaşlarının düzenli olarak verilmesini sağladı. Bu olumlu faaliyetler sonunda devlet bütçesi denkleşmiş oldu. Donanma işleriyle de ilgilenen Kemankeş Mustafa Paşa, her yıl belirli miktarlarda kadırgalar yapılıp donatılmalarını sağladı.

Erkek Çocukları: Dördüncü Mehmed, İkinci Süleyman, İkinci Ahmed, Orhan, Bayezid, Cihangir, Selim, Murad.
Kız Çocukları: Ümmü Gülsüm Sultan, Peykan Sultan, Atike Sultan, Ayşe Sultan, Gevherhan Sultan
 
 
GELİŞMELER


Sultan Birinci İbrahim dönemi, sarayda birçok entrikanın ve makam kavgasının döndüğü bir devir oldu. Tüm bu karışık ortam içerisinde dahi bazı askeri başarılar oldu. 19 Nisan 1645'de Girit Seferine karar verildi.

30 Nisan 1645'de İstanbul'dan hareket eden  Kaptan-ı Derya Yusuf Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, Aya-Todori adasındaki Turlulu ve Liman kalelerini fethetti. 27 Haziran 1645'de kuşatılan Hanya Kalesi, 22 Ağustos 1645'de teslim oldu.

Yusuf Paşa İstanbul'a dönerken 12.000 askerini ve Rumeli Beylerbeyi Küçük Hasan Paşa'yı Hanya muhafızlığına bıraktı. Sultan Birinci İbrahim, bir süre sonra Hanya muhafızlığına Deli Hüseyin Paşa'yı tayin etti. İlk seferden beş ay sonra Girit'i tamamen ele geçirmek amacıyla tekrar sefere çıkıldı ve sırasıyla Kisamo (9 Mart 1646), Aprikorno (22 Temmuz 1646), Milipotamo (11 Ekim 1646), Resmo (15 Kasım 1646) kaleleri fethedildi. Kandiye Kalesi 7 Temmuz 1647 günü kuşatıldı. 19 Şubat 1648 ve 20 Mayıs 1648 tarihlerinde kazanılan iki büyük zaferden sonra Kandiye Kalesi de teslim oldu.
 
 
MİMARİ ESERLER


Sultan Birinci İbrahim döneminde yapılan mimari eserlerden en önemlileri;
Topkapı sarayının içine yapılan Sünnet Odası,
Yine Topkapı sarayında, Sünnet Odası ile Bağdat Köşkü arasına inşa edilen Kameriye (İftar yeri) ve
Sarayın alt tarafında, deniz kıyısına yapılan yazlık Sepetçiler Köşkü'dür.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:11:20
(http://img31.imageshack.us/img31/4265/19padisah.gif)
SULTAN DÖRDÜNCÜ MEHMED
1648 - 1687

Babası : Sultan Birinci İbrahim
Annesi : Turhan Hatice Sultan
Doğumu : 02 Ocak 1642
Ölümü : 06 Ocak 1693
Saltanatı : 08 Ağustos 1648 - 1687


HAYATI


Sultan Dördüncü Mehmed 2 Ocak 1642'de İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Turhan Hatice Sultan'dır. Annesi Rusdur. Sultan Dördüncü Mehmed orta boylu, beyaz tenli ve yanık çehreliydi. Ata çok bindiği için vücudu öne eğikti. Annesi onu çok iyi yetiştirdi. İyi bir ilim tahsili gördü. Babası Sultan İbrahim'in öldürülmesi üzerine 8 Ağustos 1648 günü, henüz yedi yaşında iken padişah oldu. Ava ve edebiyata çok meraklıydı. Ava olan merakı yüzünden tarihte Avcı Mehmed olarak anılır.

Beş vakit namazı cemaatle kılardı. İçkiyi şiddetle yasaklayıp, içki imalathanelerini kapattırdı. Sadrazamlığı, Köprülü ailesine vermekle çok isabetli bir karar aldı. Sultan Dördüncü Mehmed zamanında Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına kavuştu.

Hayatının büyük bir kısmı saray entrikalarıyla geçti. İkinci Viyana bozgunundan sonra, ordunun ve devlet erkanının oybirliği ile 8 Kasım 1687 günü tahttan indirildi. Bundan sonraki ömrü, saraydaki bir odada yanına konulan iki cariye ile tam bir hapis hayatı şeklinde sürdü. 6 Aralık 1693'de Edirne'de vefat etti. Cenazesi İstanbul'a gönderildi ve Yeni Cami'deki Türbesine, annesi Turhan Sultanın yanına defnedildi.

Erkek Çocukları : İkinci Mustafa, Üçüncü Ahmed, Bayezid.
Kız çocukları : Hatice Sultan, Safiye Sultan, Ümmü Gülsüm Sultan, Fatma Sultan.
 
 
KÖSEM SULTAN'IN ÖLDÜRÜLMESİ


Sultan Dördüncü Mehmed, tahta çıktığında Çanakkale Boğazı Venediklilerin ablukası altında bulunuyordu. Saray içindeki çekişmeler yeniçeri ve Celali isyanları devam ediyordu.

Dört padişahın saltanatı süresince Kösem Sultan devlet ve harem hakimiyetini ele geçirmişti. Yaptığı entrikalara bir yenisini eklemeye çalışan Kösem Sultan ve yakın çevresi, padişahı zehirleyip yerine Şehzade Süleyman'ı geçirmeyi planladılar. Ancak Turhan Sultan, durumu son anda haber alıp Kösem Sultanı boğdurttu (3 Eylül 1651).
 
 
TARHUNCU AHMED PAŞA


Sultan Dördüncü Mehmed döneminde sadrazamlığa getirilen Tarhuncu Ahmed Paşa, Girit'i fethetmek, donanmayı yeniden kurmak ve devlet bütçesini düzenlemek için çalışmalar yaptı. 1652 yılında sadrazam olan Tarhuncu Ahmed Paşa, bütçeyi denkleştirmek için verilen gereksiz hediye ve bahşişleri sınırlandırdı.

Saray harcamalarını azaltmaya çalışan, ilk kez mali yıl bütçesini önceden hazırlayan Tarhuncu Ahmed Paşa, çıkarları elden gidenlerin yalan ve dedikoduları sonucu idam edildi (1653). Tarhuncu Ahmed Paşa'nın öldürülmesinden sonra ülkede siyasi istikrar kalmadı.

Yeteneksiz kişiler yönetime hakim oldu. Yeniçeri ve sipahi ayaklanmaları, Celali hareketleri durmadı. Kıtlık sonucu köylülerin arazilerini terk etmeleri, şehirlerde nüfus artışına yol açtı ve işsizlik boy gösterdi.
 
 
KÖPRÜLÜLER DEVRİ


Sık sık meydana gelen sadrazam değişiklikleri, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kötü gidişe son verilmesine engel oluyordu. Bu sıralarda gerek halk, gerekse devletin ileri gelenleri arasında Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazam olması ile bütün işlerin düzeleceği yolunda bir inanç doğmuştu. Sadrazam olması için teklif götürülen Köprülü Mehmed Paşa, bazı şartlar ileri sürdü.

Osmanlı tarihinde ilk kez bir kişi sadrazam olmak için bazı şartlar ileri sürüyordu. Saray devlet işlerine karışmayacak, istediği atamaları yapacak, hakkında bir şikayet olursa savunması alınmadan bir işlem yapılmayacaktı. Bu şartları kabul eden Sultan Dördüncü Mehmed, 15 Eylül 1656 tarihinde Köprülü Mehmed Paşa'yı sadrazamlığa getirdi.

Mali konularda bir çok düzenleme yapan Köprülü Mehmed Paşa, ulema arasında mevcut olan dini tartışmayı da sona erdirdi. Venedikliler tarafından işgal edilen Limni (15 Kasım 1657), Bozcaada ve İmroz geri alındı.

Konotop zaferiyle Rus Ordusu yenilgiye uğratıldı (12 Temmuz 1659) ve Erdel Beyi Rakoçi'nin isyanı bastırıldı (12 Kasım 1659).

Anadolu'da bağımsız yaşamaya başlamış beyler üzerine kuvvetler gönderdi ve istikrarı sağladı. Köprülü Mehmed Paşa, Sultan Dördüncü Murad ve Kuyucu Murad Paşa gibi şiddet yoluyla, ülkede asayişi sağlamaya çalıştı. Beş yıllık sadrazamlığı sırasında 35.000 kişiyi öldürttüğü söylenir.

Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa'nın 30 Ekim 1661 tarihinde vefatı üzerine, oğlu Köprülü Fazıl Ahmed Paşa sadrazamlığa tayin edildi.

Bu sırada Erdel Beyliği yüzünden Osmanlı-Avusturya savaşları devam ediyordu. Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, Avusturya üzerine sefere çıktı. Uyvar (24 Eylül 1663), Novigrad (4 Kasım 1663) kalelerinin fethedilmesi üzerine Avusturya barış istedi.

Yapılan Vasvar antlaşmasıyla (10 Ağustos 1664), Erdel Beyliği Osmanlı Devleti'ne bağlı kalacak, Uyvar ve Novigrad kaleleri Osmanlılara bırakılacak ve Avusturya savaş tazminatı verecekti.

Venediklilerin Girit için vergi vermeyi teklif etmesini kabul etmeyen Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, donanmayla sefere çıktı. Selanik limanlarından Girit adasına silah ve cephane nakledildi. Benefşe üzerinden Girit'e gelip, Hanya'dan karaya çıkan Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, Kandiye kalesini kuşattı. Yirmi altı ay süren bir kuşatmadan ve şiddetli çarpışmalardan sonra, Kandiye 5 Eylül 1669'da teslim olunca Girit'in fethi tamamlandı.
 
 
BUÇAŞ ANTLAŞMASI


Hotin antlaşmasından sonra, Lehistan ve Osmanlı Devleti arasında elli yıl süren bir barış süreci yaşanmıştı. Osmanlı himayesindeki Ukrayna Kazaklarına saldıran Lehliler, barışı bozdular. Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, Ukrayna kazaklarının yardım istemesi üzerine, Lehistan seferine çıktılar. Osmanlı ordusunun ard arda kazandığı başarılardan sonra, Lehistan barış istedi. İmzalanan Bucaş antlaşmasıyla (18 Ekim 1672), Podolya Osmanlılara geçti. Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam edecekti. Ayrıca Lehistan her yıl Osmanlı Devleti'ne 22.000 altın ödemeyi kabul ediyordu.

Lehistan meclisinin, bu antlaşmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine, 4 yıl süren İkinci Lehistan seferine çıkıldı. Bazı kalelerin fethedilmesi üzerine, Lehistan elçisi, Podolya ve Ukrayna'nın iadesi şartıyla antlaşma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın hastalanması üzerine, 1675 yılında Lehistan serdarlığına İbrahim Paşa tayin edildi. Sultan Dördüncü Mehmed, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Edirne'ye döndü.

İbrahim Paşa, kısa sürede 48 kale ve palangayı fethedince, Lehistan tekrar antlaşma istedi. 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlaşma ile 22.000 altından vazgeçilmek şartıyla, daha önce Köprülü Fazıl Ahmed Paşa tarafından imzalan Buçaş antlaşmasının maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa antlaşmanın imzalandığı haberini aldıktan bir süre sonra 3 Kasım 1676 tarihinde vefat etti.
 
 
II. VİYANA KUŞATMASI


Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın vefatı üzerine, 5 Kasım 1676 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazamlığa getirildi. Rusya seferinin, yapılan barış antlaşmasıyla bitmesinden sonra, Macaristan'da Avusturya'ya  karşı isyan edip tekrar Osmanlı Devleti himayesini isteyen Tökeli İmre (Emeric Thökely), Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından Orta Macaristan Kralı ilan edildi.

Macarların lideri konumuna gelen Tökeli İmre, Avusturya kralı I. Leopold'a karşı direnişe geçti. Tökeli'nin Osmanlılardan yardım istemesi üzerine, bunu fırsat bilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana'yı kuşattı(14 Temmuz 1683).

60 gün süren kuşatma sırasında Viyana'ya 18 büyük yürüyüş gerçekleştirildi. Ancak büyük ve son saldırı için Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sürekli bekliyordu. Bu arada Papanın çağrısı üzerine Lehistan Kralı Jan Sobiyeski Viyana'nın yardımına yetişti.

Düşmana 80 bin kişilik ordusuyla büyük moral ve güç kazandıran Lehistan Kralının gelmesiyle, Osmanlı Ordusu iki ordu arasında sıkıştı. Kırım kuvvetlerinin yeterli gayreti ve mücadeleyi göstermemesi üzerine, Osmanlı ordusu dağıldı ve büyük bir bozguna uğradı; ordu hızlı ve düzensiz şekilde Belgrad'a doğru geri çekildi.

İkinci Viyana Kuşatması'ndaki başarısızlık Sultan Dördüncü Mehmed'in Merzifonlu Kara Mustafa Paşaya olan güvenini sarsmadıysa da, düşmanları sadrazamı başarısızlığın tek sorumlusu olarak gösterdiler. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edildi. Yerine Kara İbrahim Paşa sadrazamlığa getirildi.

Viyana önlerinde bozguna uğrayan Osmanlı Ordusu geri çekilince düşman kuvvetleri Macaristan girdi. Sırasıyla Vişgrad (18 Haziran 1684), Uyvar (19 Ağustos 1685), Budin (2 Eylül 1686) kaleleri Avusturyalıların eline geçti. Diğer taraftan Venedik, Avusturya ile anlaşarak Osmanlı Devleti'ne karşı cephe açtı ve adaların bazılarını ele geçirdi. Venedik Yunanistan'da Patras, Korent, İnebahtı, Mizistre gibi önemli kalelere ve son olarak Atina'yı ele geçirdi (25 Eylül 1687).

İkinci Viyana Kuşatması'nın Osmanlı tarihinde önemi büyüktür. Şimdiye kadar bu denli büyük bir yenilgiye uğramayan Osmanlı Devleti artık gerilemeye başlıyordu. İkinci Viyana Kuşatması'ndan sonra Avrupa Devletleri Türkleri Avrupa'dan çıkarma umuduna kapılıp kutsal ittifakı kurdular.

Avusturya ve Venedik'e karşı alınan mağlubiyetler ve önemli kalelerin kaybedilmesi Osmanlı Devleti'nde büyük yankı uyandırmıştı. Ordu da isyanlar başladı. Askerler başarısızlığının sebebi olarak Sultan Dördüncü Mehmed'i suçluyorlardı. Askerlerin isteği ile sadrazam olan Siyavuş Paşa, bütün devlet adamlarının hazır bulunduğu bir toplantıda Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilerek yerine Şehzade Süleyman'ın tahta geçirilmesine dair bir karar aldı. Sultan Dördüncü Mehmed 8 Kasım 1687 tarihinde tahttan indirildi.
 
 
MİMARİ ESERLER


Sultan Dördüncü Mehmed, 39 yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Osmanlı tahtında kaldı. Osmanlı Devleti'nin en geniş sınırlarına ulaştığı bu devir boyunca mimari alanda da bir çok faaliyet gerçekleştirildi. 60 yıl önce yarım kalan Yeni Camii ve Külliyesi tamamlandı.

1658-60 yılları arasında Rumeli ve Anadolu hisarları tamir edildi.
Mısır Çarşısı,
Hünkar Kasrı,
Divanyolu Köprülü Külliyesi,
Safranbolu Köprülü Mehmed Paşa Camii,
Vezirköprü Fazıl Ahmed Paşa Külliyesi,
İncesu Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve
Kervansarayı inşa edildi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:12:32
(http://img7.imageshack.us/img7/484/20padisah.gif)
SULTAN İKİNCİ SÜLEYMAN
1687 - 1691


Babası : Sultan Birinci İbrahim
Annesi : Saliha Dilaşub Sultan
Doğumu : 15 Nisan 1642
Ölümü : 22 haziran 1691
Saltanatı : 09 Kasım 1687 - 1691

HAYATI


Sultan İkinci Süleyman 15 Nisan 1642'de İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Saliha Dilaşub Sultan'dır. Orta boylu, kır sakallı, şişman ve halim selim bir padişahtı. Dindar, dürüst ve akıllı bir insan olan annesi Saliha Dilaşub Sultan tarafından titizlikle yetiştirildi. Oğluna, gerekli bilgileri bir yandan kendi veriyor, bir yandan da hocalar tutuyordu.

Hayatının kırk yılını bir dairede hapis geçiren Sultan İkinci Süleyman cesur, dindar, vatansever, merhametli ve nazik bir insandı. Rüşvet ve sefahata son derece düşmandı. Padişah olduğu sırada askeri zorbaların ortalığı karıştırması üzerine onlarla mücadeleye girişti ve kısmen de olsa asayişi sağladı.

Sultan İkinci Süleyman, 4 yıl gibi kısa bir süre padişahlık yaptı. Bunun son iki yılını yatak hastası olarak geçirdi. Gün geçtikçe zayıflıyordu. 22 Haziran 1691 günü Edirne'de vefat etti. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Süleymaniye Camii yanında Kanuni Sultan Süleyman türbesine gömüldü.
 
 
EĞRİBOZ ZAFERİ


Sultan İkinci Süleyman kendi iç meseleleriyle uğraşırken, Venedik ve Lehistan'da da karışıklık yaşanıyordu. Ancak o an için asayişi sağlamış olan Avusturya, Osmanlı'nın içinde bulunduğu kaos ortamından yararlanmasını bildi. Tuna'yı geçen Avusturya kuvvetleri Eğri (14 Kasım 1687), İstoni ve Belgrad kalelerini (6 Eylül 1688) ele geçirdiler.

Belgrad'ın düşmesi Avrupalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yılı yazında Sultan İkinci Süleyman, Avusturya seferine çıktı.

Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki yenilenmiş Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orsova'yı geri aldılar. Kanije 11 Temmuz 1690'da düşman eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Böylece Tuna Hattı yeniden kurulmuş oldu.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:13:50
(http://img704.imageshack.us/img704/434/21padisah.gif)
SULTAN İKİNCİ AHMED
1691 - 1695

 
Babası : Sultan Birinci İbrahim
Annesi : Hatice Muazzez Sultan
Doğumu : 25 Şubat 1643
Ölümü : 06 Şubat 1695
Saltanatı : 22 Haziran 1691 - 1695


HAYATI


Sultan İkinci Ahmed 25 Şubat 1643 günü İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Hatice Muazzez Sultan'dır. Terbiyesi ve tahsili ile annesi meşgul oldu. Arapça ve Farsça biliyordu. Orta derecede bir tahsil gördü. Devlet işlerini çok yakından takip eder, hasta bile olsa divan toplantılarına katılırdı.

Sultan İkinci Ahmed, Hat sanatında çok ustaydı. Yazı yazma kabiliyeti çok üstün olan Sultan İkinci Ahmed, birçok Kuran-ı Kerim yazdı. Şairlere ve şiire çok düşkündü. 3 yıl 7 ay 14 gün saltanat sürdükten sonra, yakalandığı Siroz hastalığından kurtulamayarak 6 Şubat 1695 günü Edirne'de vefat etti. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Kanuni Sultan Süleyman Türbesine defnedildi.

Erkek Çocukları: İbrahim, Selim
Kız Çocukları: Atike Sultan, Hatice Sultan, Asiye Sultan


SALAKAMEN SAVAŞI
 

Sultan İkinci Ahmed padişah olduğunda Köprülü Fazıl Mustafa Paşa sadrazamdı. Sultan İkinci Süleyman'ın son yıllarında Köprülü Fazıl Mustafa Paşa önemli askeri başarılar elde etmişti. Belgrad'dan çıkıp Tuna'yı aşarak, Avusturya üzerine yürüyen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, Kırım kuvvetlerini beklemeden Petervaradin'de düşmana ani bir darbe vurmak istedi.

Ancak pusuya düşürülen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa Salakamen'de bozguna uğradı ve kendisi de alnından vurularak şehit oldu. Avusturya cephesindeki ilerleyiş ve mücadele böylece sona erdi. Avusturya ile yapılmakta olan savaş neticelenemedi ve Osmanlı akınları durdu. Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın yapmaya çalıştığı ıslahat hareketlerinden de, o öldükten sonra vazgeçildi.

Lehistan'ın amacı, 1672 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Podolya eyaletinin başkenti olan Kamaniçe'yi ele geçirmekti. Ancak Lehistan'ın kuvvetli hücumlarına direnen Kahraman Paşa kaleyi korumayı başardı. Bunun dışında Venediklilere karşı da başarılı direnişler yapıldı. Eğriboz kalesi kahramanca savunularak Venediklilerin eline geçmesi engellendi. Diğer yandan Sakız Kalesi de Venediklilerin saldırısına uğradı. Ancak Sakız Kalesi tüm çabalara rağmen, 21 Eylül 1695 tarihinde şartlı olarak Venediklilere teslim edildi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:14:41
(http://img69.imageshack.us/img69/106/22padisah.gif)
SULTAN İKİNCİ MUSTAFA
1695 - 1703

Babası : Sultan Dördüncü Mehmed
Annesi : Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
Doğumu : 06 Şubat 1664
Ölümü : 29 Aralık 1703
Saltanatı : 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703

HAYATI


Sultan İkinci Mustafa, 6 Şubat 1664 günü İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan'dır. Annesi Giritlidir. Kuvvetli bir ilim tahsili yaptı. Tahta geçtiğinin üçüncü günü yapacağı işleri anlatan bir hatt-ı hümayun yayınladı. Yazısında: "Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir." diyordu. Yine vezirlerinden birine yazmış olduğu yazı şöyledir:

"Bana ağırlık ve hazine lazım değil. Yerine göre kuru ekmek yerim. Vücudumu din uğruna harcarım. Sıkıntının her çeşidine sabrederim. Milletime hizmet tamam olmadıkça, seferden dönmem. Elbette sefere bizzat kendim giderim."

Erkek Çocukları: Birinci Mahmud, Üçüncü Osman, Üçüncü Ahmed, Küçük Ahmed, Hüseyin, Selim, Mehmed, Murad, Osman
Kız Çocukları: Ümmügülsüm, Ayşe, Emetullah, Emine, Rukiye, Safiye, Zahide, Atike, Fatma, Zeyneb, Zahide
 
 
KARLOFÇA ANTLAŞMASI


Sultan İkinci Mustafa döneminde Avusturya üzerine üç büyük sefer düzenlendi. Ancak 11 Eylül 1697'de uğranılan Sente mağlubiyeti ile Osmanlı Devleti bir anda savunmasız kaldı. Bu arada Venedikliler Mora ve Dalmaçya'ya, Lehistan ise Boğdan'a saldırdı. Aynı dönemde Rusya'nın başına Deli Petro geçmişti. Deli Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e egemen olma çabalarına girişmişti. 1695'deki saldırıda başarısız olmuş, fakat bir yıl sonra Azak Kalesini ele geçirmişti (6 Ağustos 1696).

Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düşmüştü. Özellikle İngiliz hükümetinin araya girmesi sonucu, Sultan İkinci Mustafa barışa razı oldu. İmzalanan Karlofça Antlaşmasıyla Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya'ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı (26 Ocak 1699). Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlar. Ayrıca bir yıl sonra Rusya ile de bir antlaşma yapıldı. 14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak kalesi Rusya'ya bırakıldı.

Tarih 1703 yılına gelmiş, Osmanlı Devleti'nin kötü gidişine dur denilememişti. Padişah tahta çıktığında söylediklerini unutmuş gibiydi. "Zevk ve sefa bana haram olsun" dediği halde, av partileri düzenliyor, aylarca av peşinde dolaşıyordu. Devlet işlerini sadrazamlarına ve eski hocası olan sonradan şeyhülislam yaptığı Feyzullah Efendi'ye bırakmıştı. Bu durum ordu içinde hoşnutsuzluğa yol açtı.
 

TAHTTAN İNDİRİLMESİ


Sultan İkinci Mustafa ava merak saldığı için İstanbul yerine Edirne'de oturmaya başladı. İstanbul'daki askerler bu duruma isyan edip, Edirne üstüne yürüdüler. Sultan İkinci Mustafa, Edirne'de bulunan askerleri teşkilatlandırıp yolları tutturdu ama Edirne Ordusunun komutanları kardeş kanı dökmemek için geri çekildiler. İstanbul'dan gelen ordu Edirne'ye girdi. Sultan İkinci Mustafa tahttan indirildi. Yerine öz kardeşi Sultan Üçüncü Ahmed tahta çıkarıldı (22 Ağustos 1703).

Sultan İkinci Mustafa tahttan indirildikten sonra fazla yaşamadı. 4 ay 8 gün sonra öldü. Cenazesi İstanbul'a getirilip, Turhan Sultan türbesinde babası Sultan Dördüncü Mehmed'in yanına gömüldü.
 
 
MİMARİ ESERLER


Sultan İkinci Mustafa döneminde yapılan mimari çalışmalar şunlardır;

Saraçhanebaşı Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi,
Anadolu Hisarı üzerinde Meşruta Yalısı,
Fatih semtinde Millet Kütüphanesi,
Erzurum Kurşunlu Camii.
 
 
HARITA

(http://img7.imageshack.us/img7/2042/h11b.jpg)
II. Mustafa devrinde Osmanlı sınırları


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:15:40
(http://img36.imageshack.us/img36/5738/23padisah.gif)
SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMED
1703 - 1730

Babası : Sultan Dördüncü Mehmed
Annesi : Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
Doğumu : 30 Aralık 1673
Ölümü : 01 Temmuz 1736
Saltanatı : 1703 - 1 Ekim 1730


HAYATI


Sultan Üçüncü Ahmed 30 Aralık 1673 günü doğdu. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan'dır. Annesi Giritlidir. Sultan İkinci Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan Üçüncü Ahmed, uzun boylu, kara gözlü, doğan burunlu ve buğday tenli idi. Son derece zeki, hassas ve zarif bir insandı. İyi bir tahsil ve terbiye görmüş olan Sultan Üçüncü Ahmed ünlü hocalardan dersler almıştı.

Sultan Üçüncü Ahmed, ağabeyi Sultan İkinci Mustafa'nın vefatı üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan Üçüncü Ahmed, hattat ve şairdi. "Necib" mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca Musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan şairlerinden Urfalı Nabi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi.

Gençliği diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, rahat bir hayat sürdü. İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi de, görgüsü de arttı. Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devletine gelmesi için çok çaba sarfetti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan Sultan Üçüncü Ahmed, çıkan Patrona Halil isyanı sonunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekildi.

Sultan Üçüncü Ahmet'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. Sultan Üçüncü Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan Üçüncü Ahmet'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu.

Sultan Üçüncü Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, balkanlardaki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi.

Erkek Çocukları: Birinci Abdülhamid, Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmed, İbrahim, Numan, Selim, Ali, İsa, Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik
Kız Çocukları: Emine, Rabia, Habibe, Zeyneb, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye, Saliha, Atike, Reyhan, Esime, Ferdane, Nazife, Naile, Ayşe, Fatma, Emetullah, Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeyneb, Sabiha
 
 
PRUT SAVAŞI
 

Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova Savaşı'nda İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ı yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711).

Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmed Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna'yı geçerek Eflak'a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkanı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmed Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu. Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmed Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut antlaşması ile Azak kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi.

Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devleti'nin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti (22 Ağustos 1715).
 
 
PASAROFÇA ANTLAŞMASI


Avusturya'nın, Karlofça Antlaşması gereğince Mora'nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya'ya da savaş açıldı. Sadrazam Silahtar Ali Paşa, Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan'a girdi. Peter Varadin'de Prens Ojen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahtar Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Silahtar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre; yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1 Temmuz 1718).

1724 yılında İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran'ın Rusya'nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul antlaşmasına göre Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılarda kalacak, Derbent, Bakü ve Dağıstan Ruslara bırakılacaktı.
 
 
LALE DEVRİ


1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devleti'nde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan Üçüncü Ahmed ve Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Lale Devri'nde edebiyat, kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönem de Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı Devleti'nde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi 28. Mehmed Çelebi'nin oğlu Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727).

Lale Devri'nde Yalova'da bir kağıt fabrikası kuruldu. İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk, saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik eserleri ilk kez Türkçe'ye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi.
 
 
PATRONA HALİL İSYANI
 

Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi üzerine, harekete geçmiş camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve yandaşları 25 Eylül 1730'da ayaklanmayı başlatmışlar, ancak halkın onlara katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra Bayezit caminin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar. Esnafı da dükkanlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de başarılı olamadı.

Bu gelişmeler üzerine Sultan Üçüncü Ahmed isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devri'nin önemli kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa ve bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca Divan şairlerinden Nedim de isyan sırasında öldü.

Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan Üçüncü Ahmed'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan Üçüncü Ahmed, 1 Ekim 1730'da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmud'a bıraktı.
 
 
MİMARİ ESERLER


İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan Üçüncü Ahmed, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lale Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti.

Sultan Üçüncü Ahmed;
Topkapı sarayı ile Yeni Camii'de birer Kütüphane,
Ayasofya'da Bab-ı Humayun'un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan bir çeşme (Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi) ve
İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da Deryay-i Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.

Bunlardan başka;
Üsküdar Yeni Valide Camii,
Çorlulu Ali Paşa Medresesi,
Damat İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi,
İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil,
Ortaköy Camii önündeki çeşme,
Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve
Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır.
 
 
HARITA

(http://img109.imageshack.us/img109/4805/h12m.jpg)
III. Ahmed devrinde Osmanlı sınırları


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:16:37
(http://img69.imageshack.us/img69/4739/24padisah.gif)
SULTAN BİRİNCİ MAHMUD
1730 - 1754

Babası : Sultan İkinci Mustafa
Annesi : Saliha Valide Sultan
Doğumu : 02 Ağustos 1696
Ölümü : 13 Aralık 1754
Saltanatı : 2 Ekim 1730 - 1754


HAYATI
 

Sultan Birinci Mahmud, 2 Ağustos 1696 günü İstanbul'da doğdu. Babası Sultan İkinci Mustafa, annesi Saliha Valide Sultan'dır. Büyük annesi Gülnuş Sultan'ın sevgi ve ilgisiyle büyüdü. Sekiz yaşından beri kafes hayatı yaşadığı halde zekası, iyi niyeti ve kuvvetli karakteri sayesinde kendini harap etmekten kurtardı. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli hocalardan dersler aldı. Tarih, edebiyat, ve şiirle meşgul oldu. Özellikle musiki ile uğraştı.

Sultan Birinci Mahmud, 1 Ekim 1730 tarihinde, 35 yaşında iken padişah oldu. Devrindeki en değerli kimseleri seçip iş başına getirdi. Karakter sahibi, azimli, müşfik, merhametli, dikkatli, ve sabırlı bir insandı. Kendi zevkinden çok milletin refahını düşünerek hareket etti. Bu sayede babası ve amcasının düştüğü hatalara düşmedi. Hayatının son iki yılını hasta geçiren Sultan Birinci Mahmud, 13 Aralık 1754 tarihinde 59 yaşında iken vefat etti. Sultan İkinci Mustafa'nın Yeni Camiideki türbesine defnedildi.
 
 
İSYAN KARGAŞASI


Sultan Birinci Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan Üçüncü Ahmed, devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. Ancak bunlardan bazıları, Şeyhülislamdan öldürülmeyeceklerine dair fetva aldıktan sonra, görevden kendi istekleriyle ayrıldılar.

İsyancıların lideri konumundaki Patrona Halil de Sultan Birinci Mahmud'a olan bağlılığını bildirmişti. Ancak devlet işlerine müdahale etmek istiyordu. Sultan Birinci Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü.

Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan Birinci Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın kısa sürede bastırılmasını sağladı (28 Ocak 1731).
 
 
ISLAHAT HAREKETİ


Sultan Birinci Mahmud'un yaptırdığı ıslahatlar daha çok askeri konularda yoğunlaşıyordu. Fransa'dan gelen Kont De Bonnevale, müslüman olup Humbaracı Ahmed Paşa adını aldı ve çeşitli ıslahatlar yaptı.

Topçu Ocağını ve bozulmaya yüz tumuş olan Humbaracı Ocağını yeniden düzenleyen ve Osmanlı ordusuna yetenekli subay yetiştirmek amacıyla Kara mühendishanesini (Mühendishane-i Berri Hümayun) açan Ahmed Paşa'nın bu çalışmaları sayesinde, Osmanlı Rus savaşlarında başarı sağlandı. Sultan Birinci Mahmud Lale Devri sırasında başlatılan kültür faaliyetlerini de sürdürdü.
 
 
İRAN İLİŞKİLERİ


Osmanlı İran Savaşları devam ederken çıkan Patrona Halil İsyanı yüzünden, İranlıların son saldırılarına cevap verilememişti. 1731 yılında başlatılan karşı saldırı bir yıl devam etti.

30 Temmuz 1731'de Kermenşah geri alındı, 16 Eylül 1731'de Korican Zaferi kazanıldı, 11 Ekim 1731'de Urmiye Kalesi alındı ve 4 Aralık 1731 günü de Tebriz geri alındı. 10 Ocak 1732 günü imzalanan Ahmed Paşa Antlaşması ile Kafkasya Osmanlılara, batı İran ve Azerbaycan İranlılara kaldı. Güneyde Kasr-ı Şirin sınırı değişmedi, kuzeyde Aras ırmağı iki ülke arasında sınır yapıldı.

Ahmed Paşa antlaşması ne Osmanlı Devleti'ni ne de İranlıları tatmin etmedi ve çatışmalar 1746 yılına kadar devam etti. Osmanlılar 19 Temmuz 1733 günü Bağdat önlerinde bir zafer kazandılar. 1743 yılında İran Şahı Nadir Şah Irak sınırına saldırdı (29 Mayıs 1743) ve Musul'u kuşattı (27 Eylül 1743).

29 Temmuz 1744 günü Kars'ı da kuşatan Nadir Şah, iki üç ay sonra kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı ve geri çekildi (9 Ekim 1744). 4 Eylül 1746 günü yeni bir barış antlaşması imzalanmış, ancak denge iki taraf lehine de bozulmamış ve sınırlar değişmemiştir.
 
 
RUS - AVUSTURYA SAVAŞLARI
 

Rusların, Lehistan'ın iç işlerine karışmaları, Avusturya ile ittifak yapma çalışmaları, devam eden İran savaşları sırasında Kırım ordusunun Kafkasya üzerinden geçmesine izin vermemeleri ve Azak kalesini işgal etmeleri gibi sebepler, Sultan Birinci Mahmud'un 16 Haziran 1736 günü Rus seferine çıkma kararını almasına yol açtı.

4 Ağustos 1737 günü Banyaluka Zaferi kazanıldı. Balkanlara ve Kırım'a saldıran Rus kuvvetleri bozguna uğrayarak geri çekildiler. 1 Eylül 1739 günü Belgrad kalesi geri alındı. Osmanlı Devleti'nin Avusturya cephesinde de başarılı olması, Rusya'nın barış istemesine sebep oldu. Osmanlı Devleti 18 Eylül 1739 tarihinde Avusturya ve Rusya ile Belgrad antlaşmasını imzaladı.

Belgrad antlaşmasına göre Azak kalesi Ruslara bırakılacak, Rusların savaş sırasında elde ettiği diğer topraklar Osmanlı Devleti'ne teslim edilecek ve Ruslar Karadeniz'de savaş ve ticaret gemisi bulundurmayacaktı. Bu antlaşmanın imzalanmasında Fransa'nın katkıları oldu ve Fransa'ya daha önce verilmiş olan imtiyazlar arttırıldı.

Sultan Birinci Mahmud'un son yılları barış içinde geçti. Ancak bu aralar meydana gelen yangınlar İstanbul'da büyük zarara yol açıyordu. 28 Aralık 1745 günü çıkan büyük İstanbul yangını sırasında Balat ve Fener'de 800 ev yandı. Beş yıl sonra çıkan başka bir yangında İstanbul'un birkaç mahallesi ve tarihi konakları kül oldu (4 Şubat 1750). 3 Eylül 1754 günü büyük İstanbul Depremi meydana geldi. İstanbul'un beş altı gün içinde 14 defa sallandığı bu deprem sırasında Ayasofya, Bayezid ve Fatih camilerinin kubbeleri de zarar gördü.
 
 
MİMARİ ESERLER
 

Patrona Halil İsyanından sonra tahta çıkan Sultan Birinci Mahmud döneminde, imar faaliyetleri Lale Devri'ndeki kadar hareketli değildi.

Bu dönemin en büyük eseri Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi'dir.
Tophane'deki Sultan Birinci Mahmud Çeşmesi de o dönem yapılan eserler arasındadır.

Sultan Mahmud zamanında İstanbul dışında da eserler yapıldı.
Bu dönemde Halep'te Osman Paşa Külliyesi ve
Kahire'de Habbaniye Sultan Birinci Mahmud Tekke ve Sebili inşa edildi. Ayrıca;
Erzurum Vezir İbrahim Paşa Camii,
Cağaloğlu Hacı Beşir Ağa Külliyesi,
Şumnu Şerif Halil Paşa Camii ve Külliyesi inşa edildi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:17:23
(http://img69.imageshack.us/img69/7400/25padisah.gif)
SULTAN ÜÇÜNCÜ OSMAN
1754 - 1757

Babası : Sultan İkinci Mustafa
Annesi : Şehsuvar Valide Sultan
Doğumu : 02 Ocak 1699
Ölümü : 30 Ekim 1757
Saltanatı : 13 Aralık 1754 - 1757


HAYATI


Sultan Üçüncü Osman 2 Ocak 1699 günü İstanbul'da doğdu. Babası Sultan İkinci Mustafa, annesi Şehsuvar Valide Sultan'dır. Şehsuvar Valide Sultan Rusdur. Tahta çıktığı 56 yaşına kadar sarayda hapis hayatı yaşadığı için sinirli bir yapıya sahip oldu. Ancak yine de şefkat ve merhamet sahibi, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı.

Sultan Üçüncü Osman'ın musikiden nefret ettiği için bütün müzisyenleri saraydan uzaklaştırdı. Sarayda dolaşırken cariyelerle karşılaşmak istemediği için ayakkabılarına demir ökçeler taktırmıştı. Ökçelerden çıkan sesi duyan cariyeler padişahın geldiğini öğrenip yoldan çekiliyorlardı. 2 yıl, 10 ay, 18 gün saltanat sürmüş bu süre içinde yedi tane veziri azam değiştirmiş, dönemi boyunca içte ve dışta barış ve huzur yaşanmıştır.

Sultan Üçüncü Osman'ın zaman zaman kıyafet değiştirerek halkın arasına karıştığı bilinmektedir. 30 Ekim 1757'de vücudunda çıkan bir çıbanın verdiği hastalıkla vefat etti. Cenazesi Yeni Camiye Sultan Birinci Mahmud Han'ın yanına defnedildi.
 
 
SİYASİ GELİŞMELER


Sultan Üçüncü Osman döneminde 1739'da imzalanan Belgrad antlaşmasından sonra başlayan barış süreci devam etti. Yeni Sırbiye eyaletine Romanya'dan gelen göçmenler yerleştirildi. Yine bu bölgeye Ruslarla yapılabilecek olası bir savaş için iki kale yapıldı. Kölemen Devleti Mısır'da hakimiyet sağladı. Ayrıca Cezayir'de de Osmanlı hakimiyeti zayıfladı. Osmanlı ticaret gemilerine saldırılar düzenleyen Malta korsanlarına karşı, Midilli adasındaki Sığri limanına bir kale ve bir deniz feneri yapıldı.
 
 
MİMARİ ESERLER
 

Padişahın geride bıraktığı eserler arasında,
ağabeyi Sultan Birinci Mahmud zamanında yapılmaya başlanan ve onun döneminde inşaatı tamamlanan, kendi adını verdiği Nur-i Osmaniye Camii meşhurdur (5 Aralık 1755).

Sultan Üçüncü Osman döneminde yapılan diğer eserler şunlardır;
Aydın Cihanoğlu Camii ve
Ahırkapı Deniz Feneri.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 03:18:23
(http://img36.imageshack.us/img36/2227/26padisahl.gif)
SULTAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA
1757 - 1774

Babası : Sultan Üçüncü Ahmed
Annesi : Mihrişah Sultan
Doğumu : 28 Ocak 1717
Ölümü : 21 Ocak 1774
Saltanatı : 30 Ekim 1757 - 1774


HAYATI


Sultan Üçüncü Mustafa 28 Ocak 1717 günü İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Sultan Üçüncü Ahmed, annesi Mihrişah Sultan'dır. Sultan Üçüncü Mustafa orta boylu, iri gözlü, yassı burunlu ve siyah sakallı idi. Heybetli ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Çok iyi bir tahsil yaptı. Astroloji ile meşgul oldu. İslam ve Osmanlı tarihlerini inceledi.

Sultan Üçüncü Mustafa son derece dindar, tutumlu, müşfik, çalışkan ve cömert bir insandı. İki dakika süren ve İstanbul'un hemen hemen yarıdan fazlasını yıkan büyük depremde evlerini, yakınlarını kaybeden halka kendi kesesinden yardım etti. Adaletle hükmeder haksızlıklara asla göz yummazdı. Yalandan, riyadan ve rüşvetten nefret ederdi. Asla gurura kapılmaz, büyüklük taslamaz, yapamayacağı işleri vaadetmezdi.

Sultan Üçüncü Mustafa, yenileşmenin gerektiği fikrindeydi ve Islahat yapmak istiyordu. Prusya Kralı İkinci Frederik'in ıslahat hareketlerini duymuş, Ahmed Resmi Efendi'yi ona göndermişti. Prusya Kralı İkinci Frederik, Sultan Üçüncü Mustafa'ya Ahmed Resmi Efendi aracılığı ile başarısının üç altın anahtarı dediği öğütlerini gönderdi.

- Bol bol tarih okuyun, eski tecrübelerden faydalanın.

- Güçlü bir orduya sahip olmaya çalışın ve barış zamanında askerlerinizi sürekli eğitime tabii tutun.

- Hazineniz daima parayla dolu bulunsun, ekonomiye önem verin.

Sultan Üçüncü Mustafa, bu öğütleri dinledikten sonra acı acı güldü. Sonra da "Biz de bunları yapmak niyetindeyiz, lakin yolu nedir?" diye mırıldandı. Memleketine en büyük felaketin Rusya'dan geleceğine düşünüyordu. Müdafaa için geceli gündüzlü çalışarak her türlü hazırlığı yaptı. Savaşlarda kullanılmak üzere hazineyi altınla doldurdu.

Süveyş Kanalını bile açtırmayı düşünüyordu. Fakat iş başına getireceği yetenekli devlet adamlarının olmaması onu üzüyordu. Rus Savaşı sırasında üzüntüsünden hastalandı ve kalp yetmezliğinden dolayı 21 Ocak 174 günü vefat etti.

Sultan Üçüncü Mustafa orduda bir yenileşme gerektiği fikriyle hareket ediyordu. Askerlere eğitim kuralları getirdi. İtirazlara aldırmadan tüfeklere süngü taktırdı. Yeni bir tophane kurdurup güçlü toplar döktürdü. Bahriye, istihkam ve topçu okulları açtı. Yaşlı başlı subaylara bile eğitim mecburiyeti getirdi.

Ordudaki ıslahat konusunda Baron de Tott adlı Macar uyruklu Fransız'dan çok yararlandı. Baron Tott, Osmanlı topçu sınıfını yeniden ele alıp modernize etti ve askere Avrupa usulü eğitim yaptırdı.

Sultan Üçüncü Mustafa şair bir padişahtı. Cihangir mahlasıyla yazdığı şiirler çok meşhurdur. Şiirlere "El fakir Mustafa Han Salis" şeklinde imza atardı. Şiirlerinden birisinde şöyle der:

"Yıkılupdur bu cihan sanmaki bizde düzele
Devlet-i çerh-i deni verdi kamu müptezele
Şimdi ebvab-ı saadetle gezen hep hezele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Lem Yezel'e."

Erkek Çocukları: Üçüncü Selim, Mehmed
Kız Çocukları: Şah Sultan, Fatma Sultan, Bekhan Sultan, Fatma Sultan, Hibetullah Sultan
 
 
OSMANLI - RUS İLİŞKİLERİ
 

Rusya 1739 yılında imzalanan Belgrat Antlaşması'ndan sonra, Osmanlı Devleti'ne savaş açmamış, ama Balkanlar'da ve diğer bölgelerde Türk düşmanlığı yapmaya devam etmişti. Rusya ve Osmanlı Devleti arasındaki barış dönemi 1768'de başlayan Lehistan sorunu ile yeniden bozuldu. Osmanlı Devleti on altıncı yüzyılın ikinci yarısından beri Lehistan krallığına seçilecek kişilerin Avusturya ve Rusya yanlısı olmamasına özen göstermiş bu konuda da başarılı olmuştu. Ancak bu dönemde Osmanlı Devleti Rusya'nın Lehistan işlerine müdahalesini engelleyecek güce sahip değildi.

Rusya'nın Stanislas Pontovoski'yi zorla kral seçtirip, Lehistan'a asker sevk ederek halkı sindirmeye çalışması üzerine Lehistan'da ayaklanan halk, Osmanlı Devleti'nden Bar Konfederasyonu aracılığı ile yardım istedi. Tüm bu gelişmeler üzerine zaten Rusya'ya savaş açma taraftarı olan Sultan Üçüncü Mustafa harekete geçti. 8 Ekim 1768 tarihinde Rusya'ya savaş açıldı.

Ruslar beş koldan saldırıya geçtiler. Kafkasya, Gürcistan, Ukrayna ve Baserabya'yı istilaya başladılar. Otuz bin kişilik bir Rus ordusu Kartal Ovasında 180.000 kişilik Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken Rus Çariçesi İkinci Katerina boş durmuyor, Osmanlı Devleti'ni içten karıştırmaya çalışıyordu. Ayrıca İngilizlerin nezaretinde bir donanma hazırlatıp Cebeli Tarık Boğazı'ndan Akdeniz'e göndermişti. Çariçe İkinci Katerina'nın bu faaliyetleri kısa süre de sonuç verdi. Rumlar Mora'da bir isyan başlattı. Hüsamettin Paşa'nın donanmayla birlikte Akdeniz'de
ilerlemesi üzerine Ruslar isyancıları yalnız bırakarak adadan ayrıldılar. İsyan, Osmanlı donanmasının adaya yaklaşmasıyla son buldu.

Rus donanması 1770 yılında Ege'de Çeşme limanında bulunan Osmanlı donanmasını yaktı. Çeşme felaketinden sonra Ruslar Çanakkale Boğazı'na kadar ilerlediler. Kaptan-ı Deryalığa getirilen Cezayirli Hasan Paşa Rus donanmasını Ege Denizi'nin dışına attı. Rus saldırıları karadan devam etti. Ruslar Kırım'da önemli başarılar elde ettiler.

Rusların bu başarılarından dolayı diğer Avrupalı devletler siyasetlerini değiştirmeye başladılar. Kırım bozgunundan sonra Ruslar, Rusçuk ve Silistre'yi kuşattılar. Başarısızlıkla sürüp giden Osmanlı-Rus savaşının bütün acı ve huzursuzluğunu yaşayan Sultan Üçüncü Mustafa, bu savaşın Osmanlı Devleti açısından önemini biliyordu.

Bütün olumsuzluklara rağmen 1773 yazında bizzat ordunun başında sefere çıkmak istedi. Fakat cephelerden gelen son acı yenilgi haberleri kendisini büyük üzüntü ve ümitsizliğe düşürdü ve 21 Ocak 1774 Cuma günü öğle ezanı okunurken vefat etti.
 
 
MİMARİ ESERLER
 

Sultan Üçüncü Mustafa'nın imar alanında da çalışmaları vardı.
1766 yılındaki depremde yıkılan Fatih ve Eyüb Sultan Camilerini ve bütün İstanbul'u adeta yeniden imar ettirdi.
Kara ve Deniz Mühendishaneleri onun zamanında kuruldu.
Laleli Camii ve Külliyesi'ni 4 yılda inşa ettirdi.
Döneminde yapılan diğer eserler şunlardır;
Üsküdar Ayazma Camii,
Sipahiler Hanı,
Kahire Emir Mehmed Bey Camii,
Rosos Sultan Üçüncü Mustafa Camii.
 
 
HARITA

(http://img69.imageshack.us/img69/9454/h13k.jpg)[
III. Mustafa devrinde Osmanlı sınırları


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:02:58
(http://img413.imageshack.us/img413/375/27padisah.gif)
SULTAN BIRINCI ABDÜLHAMID
1774 - 1789

Babasi : Sultan Üçüncü Ahmed
Annesi : Rabia Sermi Sultan
Dogumu : 20 Mart 1725
Ölümü : 07 Nisan 1789
Saltanati : 21 Ocak 1774 - 1789


HAYATI
 

Sultan Birinci Abdülhamid, 20 Mart 1725 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Üçüncü Ahmed, annesi Rabia Sermi Sultandir. Annesi ona kuvvetli bir tahsil yaptirdi. Zamanindaki mevcut tarihlerin hepsini gözden geçirdi. Hat sanati ile de mesgul oldu. Merhametli, dindar, nazik ve saf bir insan olarak taniniyordu. Saltanati süresince bir çok islahat ve imar hareketlerinde bulundu. Devlet isleriyle daima yakindan ilgilendi. Her sorun hakkinda fikir ve görüslerini vezirlerine bildirirdi. Yetenekli vezirler atamaya çalisti. Halka karsi daima sefkatli ve ilimli davrandi.

Sultan Birinci Abdülhamid henüz tahta geçmisti ki, kendisinden cülus bahsisi istendigini duydu. Kaslarini çatip sertlesen Sultan Birinci Abdülhamid söyle dedi: "Hazinede bahsis yoktur, bundan böyle cülus bahsisi verilmeye! Asker evlatlarimiza fermanimiz duyurula!" Askerler bir parça söylendilerse de, isi daha fazla ileriye götürmeden dagildilar.

Sultan Birinci Abdülhamid, siyasi ve askeri islahatlara giristi. Avrupai tarzda mektepler açti. Yeniçeri ocagina ve donanmaya yeni bir çehre kazandirmaya çalisti. Sürat Topçulari Ocagi'ni kurdurdu, Yeniçerilerin sayimini yaptirdi ve gereksiz yere fazla para alanlari tespit ettirdi. Bu faaliyetleri yürüten Sadrazam Halil Hamid Pasa, menfaatleri bozulanlar tarafindan padisaha sikayet edildi. Halil Hamid Pasa, yaptigi tüm olumlu çalismalara ragmen, bu konuda yaniltilan Sultan Birinci Abdülhamid'in emriyle idam edildi.

Sultan Birinci Abdülhamid, bütün basarisizliklara ragmen Osmanli padisahlari arasinda iyi niyeti ve gayreti ile anildi. 1782 yili yazinda Istanbul'da çikan yanginda itfaiye islerini bizzat kendisi yürütmesi sonucu halkin sevgi ve takdirini de kazanmisti.

Dindarligi ve iyiligi sebebiyle halkin "veli" olarak gördügü Sultan Birinci Abdülhamid, 15 yil 2 ay 17 gün süren saltanattan sonra, 1789 yili Nisan ayinda 64 yasinda vefat etti. Cenazesi Bahçekapi'da kendi yaptirdigi türbesine defnedildi.

Erkek Çocuklari : Dördüncü Mustafa, Ikinci Mahmud, Murad, Nusret, Mehmed, Ahmed, Süleyman.
Kiz Çocuklari : Esma, Emine, Rabia, Saliha, Alimsah, Dürrüsehvar, Fatma, Meliksah, Hibetullah Zekiye.
 
 
KÜÇÜK KAYNARCA ANTLSMASI


Sultan Birinci Abdülhamid, Osmanli-Rus savasinin kötü sekilde devam ettigi bir dönemde tahta geçti. Ruslara karsi konulamayacagini anlayan Osmanli Devleti, 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlasmasi'na imza atti.

Bu antlasmaya göre Kirim'a bagimsizlik verildi. Ruslar; Karadeniz'de ticaret yapip, donanma bulundurabilecekler, Balkanlarda Ortodoks topluluklarin haklarini koruyacaklardi. Osmanli Devleti Rusya'ya savas tazminati verecek, ancak Rusya Eflak, Bogdan, Beserabya ve Akdeniz'de isgal ettigi adalari Osmanli Devleti'ne geri verecekti. Fakat bu bölgelerde Osmanli Devleti genel af ilan edecek, halka din ve mezhep özgürlügü verecek, halktan vergi almayacak, isteyen istedigi yere göç edebilecekti.

Küçük Kaynarca Antlasmasi, Osmanli Devleti'nin kuruldugu günden bu yana imzaladigi, sartlari en agir antlasmadir.
Ilk defa, halki tamamen Türk ve Müslüman olan Kirim gibi bir eyalet kaybedilmisti.
Karadeniz'in bir Türk gölü olma özelligi de böylece sona ermis oldu.
Osmanlilar ilk kez, bir devlete savas tazminati verdiler.
Rusya'ya kapitülasyonlardan yararlanma imkani verildi.
Rus ticaret gemileri bogazlardan serbestçe geçme hakkina sahip oldular.
Rusya bu antlasma ile Osmanli Devleti'nin iç islerine karisma imkanini da bulmus oldu.
 
 
KIRIM


Küçük Kaynarca Antlasmasi sonucunda Osmanli Devleti ile Rusya arasinda kalici bir baris saglanamamisti. Çünkü Rusya Kirim'i tamamen kendisine baglamak istiyordu. Kirim'da Osmanli hükümetinin atadigi Üçüncü Selim Giray Han ile Ruslarin Kirim'a Han olarak seçtikleri Sahin Giray arasinda bir iç savas çikti.

Yeni bir Osmanli-Rus savasi ihtimali belirmesi üzerine, Aynali Kavak Tenkihnamesi imzalandi. Küçük Kaynarca Antlasmasi'nin bazi maddeleri degistirildi. Ruslar Kirim'dan askerlerini çekecek, Osmanli Devleti ise Ruslarin istedigi Sahin Giray'in hanligini kabul edecekti. Tamamen Rus taraftari olan Sahin Giray'i Kirim halki istemedi. Çikan ayaklanmayi bahane eden Sahin Giray, Rus kuvvetlerini Kirim'a çagirdi. Kirim Hanligi, Rusya'nin Kirim'i ani isgali sonucu 9 Temmuz 1783 tarihinde Rusya'ya bagli bir eyalet haline geldi.

Osmanli Devleti, Kirim'in 1783 yilinda Rusya'ya baglanmasini kabullenememisti. Rusya ve Avusturya, Osmanli Devleti'ni paylasmak için bu sirada projeler üretiyorlardi. Bu iki devlet arasindaki yakinlasma Ingiltere'yi telaslandirdi. Osmanli Devleti, Ingiltere ve Prusya'nin kiskirtmalari ile 13 Agustos 1787 tarihinde Rusya'ya karsi tekrar savas ilan etti. Avusturya'da Rusya'nin yaninda yer aldi.
 
 
 
RUSYA - AVUSTURYA SAVASI
 

Osmanli Ordusu, Temesvar eyaletinde stratejik bir konumda bulunan Muhadiye Bogazi'ni ele geçirdi. Avusturyalilarin toparlanmasina firsat vermeden harekatin sürdürülmesi kararlastirildi. Bu sirada Avusturya Imparatoru Joseph 80.000 kisilik bir ordu ve 500 topla Sebes Bogazi'na geldi. 21 Eylül 1788 tarihinde yapilan Sebes Savasi'nda Osmanli Ordusu büyük bir zafer kazandi.

Iki ayri cephede hem Avusturya, hem de Rusya ile savasmak zorunda kalan Osmanlilar orduyu ikiye ayirmisti. Bu durum Osmanli Devleti'ni zor durumda birakti. Saldiriya geçen Ruslar, Özi kalesini kusatarak 25.000 kisiyi alçakça katlettiler (17 Aralik 1788). Bu haberin Istanbul'a ulasmasi üzerine, Sultan Birinci Abdülhamid kederinden hastalandi ve felç geçirdi. Ancak, 7 Nisan 1789'da vefat edene kadar devlet isleriyle ilgilenmeye devam etti.
 
 
MIMARI ESERLER
 

Sultan Birinci Abdülhamid, mimari alanda bir çok eser yaptirdi.

Kendi adini verdigi Sultan Birinci Abdülhamid Külliyesi,
Istanbul Beylerbeyi Camii,
Emirgan Çesmesi,
Hasköy Silahdar Yahya Efendi Çesmesi,
Gülsehir Kursunlu Camii,
Yozgat Ulu Camii,
Unkpani Sebsafa Camii ve
Karavezir Medresesi bunlarin arasinda en önemlileridir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:04:26
(http://img682.imageshack.us/img682/9317/28padisah.gif)
SULTAN ÜÇÜNCÜ SELIM
1789 - 1807

Babasi : Sultan Üçüncü Mustafa
Annesi : Mihrisah Sultan
Dogumu : 24 Aralik 1761
Ölümü : 28 Temmuz 1808
Saltanati : 07 Nisan 1789 - 29 Mayis 1807


HAYATI


Sultan Üçüncü Selim, 24 Aralik 1761 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Üçüncü Mustafa, annesi Mihrisah Sultan'dir. Annesi Gürcüdür. Kahinlere inanan babasi Sultan Üçüncü Mustafa, onlarin yeni dogan oglu Selim'in essiz bir cihangir olacagini söylemeleri üzerine, büyük bir sevince kapilmis, yedi gün yedi gece bayram yapilmasini emretmistir. Sultan Üçüncü Selim, dogum günündeki bu hava içinde büyüdü. Sarayda çok güzel bir sekilde yetistirildi. Sultan Üçüncü Mustafa, kendisinden sonra oglu Sultan Üçüncü Selim'in padisah olmasini istemisti. Ancak, babasindan sonra padisahliga amcasi Sultan Birinci Abdülhamid getirildi. Sultan Birinci Abdülhamid, Sultan Üçüncü Selim'i sarayda göz önünde bulunduruyor, ancak yine de onun egitimine önem veriyordu. Amcasi Sultan Birinci Abdülhamid'in ölümü üzerine 7 Nisan 1789 günü 28 yasindayken Osmanli tahtina oturdu.

Sultan Üçüncü Selim edebiyata ve güzel yazi yazmaya çok merakliydi. Yazmis oldugu hat ve levhalardan bazilari cami ve türbelere asilmistir. Arapça ve Farsça dillerini çok iyi konusuyordu. Çok merhametli bir insan olan Sultan Üçüncü Selim dinine, vatanina ve milletine çok düskündü. Ciddi bir egitim görerek yetisti. Iyi bir sair, tamburi neyzen ve hanende idi. Bestekar da olan Sultan Üçüncü Selim, güzel sanatlara düskün, açik fikirli, ancak zaafa varacak kadar yumusak karakterliydi. Osmanli Devleti'nde baticiligin yerlesmesini istiyordu.

Sultan Üçüncü Selim tahta çiktigi zaman halk ona büyük ümitler bagladi. Halk, genç hükümdarin Osmanli imparatorlugu'nu o eski güçlü ve ihtisamli devirlerine geri döndürecegini düsünüyordu.

Sultan Üçüncü Selim, 29 Mayis 1807 tarihinde Osmanli padisahligini Sehzade Mustafa'ya terk ettikten sonra 1 yil 2 ay daha yasadi. Alemdar Mustafa Pasa Olayi sirasinda, yeni padisahin adamlari tarafindan 28 Temmuz 1808 tarihinde öldürüldü. Cenazesi, Laleli Camii avlusunda, babasi Sultan Üçüncü Mustafa'nin yanina defnedildi.
 
 
OSMANLI - RUS SAVASLARI


Sultan Üçüncü Selim tahta çiktiginda Osmanli Devleti Rusya ve Avusturya ile savas halindeydi. Sultan Üçüncü Selim bu iki devlete karsi mücadeleye devam etti.

Bu savasin temel sebepleri Kirim'i kurtarmak ve Osmanli topraklarini aralarinda paylasma hesaplari yapan Avusturya ve Rusya'ya engel olmakti. Kirim'in jeopolitik konumu Istanbul'un güvenligi için çok önemliydi. Bu savaslar sirasinda Avusturya'ya karsi Ismail Zaferi gibi bazi basarilar kazanilmissa da, Ruslara karsi ayni basari gösterilememisti. Ruslarla yapilan Foksan (1 Agustos 1789) ve Boze Savaslari'nda (22 Eylül 1789) Osmanli kuvvetleri büyük kayiplar verdi. Akkerman kalesi Ruslara geçti ve Baserabya bölgesi Rus isgaline ugradi. Sebes, Muhadiye, Lazarethane ve Pançova'yi isgal eden Avusturyalilar ise önce Belgrad'i (8 Ekim 1789) daha sonra ise Semendire'yi ele geçirdiler.
 
 
ZISTOVI BARISI
 

Savas devam ederken siyasi faaliyetler de devam ediyordu. 11 Temmuz 1789 tarihinde Osmanli Devleti ile Isveç arasinda bir dostluk antlasmasi imzalanmisti. Sultan Üçüncü Selim, Rusya ve Avusturya'nin kendileri için de bir tehlike olacagini düsünen Prusya Krali ile bir ittifak antlasmasi yapti (31 Ocak 1790). Ancak bu antlasmalar yürürlüge girmedi. Iç islerinde meydana gelen karisikliklar, Avusturya'yi Osmanlilarla Zistovi Baris Antlasmasi imzalamaya mecbur birakti (4 Agustos 1791).

Zistovi Baris Antlasmasiyla Avusturya, savas sirasinda aldigi topraklari Osmanli Devleti'ne geri verdi. Orsova ile Unna suyu taraflarindaki küçük bir arazi ise Avusturya'ya birakildi. Avusturya, Rusya'ya açik ya da gizli hiçbir yardimda bulunmayacagini dair bir garanti vermisti.
 
 
YAS ANTLASMASI
 

Avusturya'nin bu savastan çekilmesi sonucunda yalniz kalan Rusya, bir yil sonra baris istedi. Iki devlet arasinda imzalanan Yas Antlasmasi ile savas sona erdi (1792). Bu antlasma ile Kirim'in Rus hakimiyetine geçisi onaylanmis oldu. Bug ve Dinyester irmaklari arasinda kalan bölge ve Özi kalesi Rusya'ya birakildi. Dinyester irmagi iki devlet arasinda sinir kabul edildi. Karlofça Antlasmasi'ndan sonra baslayan gerileme süreci, yerini dagilma ve parçalanma dönemine birakti.
 
 
NIZAM-I CEDID
 

Sultan Üçüncü Selim, Osmanli-Rus savasinda alinan yenilginin sorumlusu olarak yeniçeri ocagini görüyordu. Sehzadeligi sirasinda, Avrupa ordularindaki ilerlemeleri izlemis, Prusya ordusunda egitime verilen önemi görmüstü. Askerlerin düzenli egitim görmeleri gerektigini düsünüyordu. Bazi yeniçeri birliklerini düzene sokmaya çalisti. Yeniçerilerin disinda yeni askerler de topladi ve orduya dahil etti. Böylece, "yeni usul asker" anlamina gelen "Nizam-i Cedid" adli askeri örgütü kurdu (24 Subat 1793).

Nizam-i Cedid ocaginin masraflarini karsilamak için Irad-i Cedid adinda yeni bir de hazine kuran Sultan Üçüncü Selim, bu yeni askeri örgütün egitim ve ögretim islerini de Avrupa'dan getirttigi yabanci subaylara verdi. Selimiye kislalarini kurdu, mevcut Kara ve Deniz Mühendishanelerini de yeniledi. Özellikle Yas Antlasmasi'ndan sonra islahatlara yönelen Sultan Üçüncü Selim, Nizam-i Cedid'i olusturmakla yetinmeyip, Paris, Londra, Viyana ve Berlin gibi kentlerde elçilikler açti. Fransizca, Osmanli Devleti'nin ilk resmi yabanci dili olarak kabul edildi. Yabanci dil egitimine ve kültür hareketlerine önem verildi, bazi teknik eserler Türkçe'ye çevrildi.
 
 
MISIR VE FRANSA
 

Osmanli-Fransiz Iliskileri 16.yy'da baslamis, Lale Devri'nde gelismisti. Fransa; Venedik ve Avusturya ile yapilan savaslarda Osmanli Devleti'ne destek olmustu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde baslayip, Sultan Birinci Mahmud zamaninda genisletilerek devamli hale getirilen kapitülasyonlar, Osmanli-Fransiz dostlugunu pekistirmisti. Bu iliskiler 18.yy'in sonlarina dogru bozulmaya basladi.

1789 yilinda çikan ihtilal sonucu Fransa'da krallik devrilmis ve cumhuriyet ilan edilmisti. Bu durumu kendileri için tehlike olarak gören Avrupali devletler, Fransa'ya karsi birlesmis, ancak yaptiklari savaslarda Fransa'ya karsi basarili olamamislardi. Fransa ordularinin basinda ünlü komutan Napolyon Bonapart vardi. Tüm Avrupa'ya üstünlügünü kabul  ettiren Napolyon Bonapart sadece Ingiltere'yi yenememisti. Fransa'nin amaci Ingiltere'yi Akdeniz'den uzak tutmak ve Hindistan'a giden ticaret yollarini denetimine almakti. Bu amaçla Misir Seferine çikan Napolyon Bonapart, Iskenderiye'yi isgal etti (2 Temmuz 1798). Kahire'nin de Napolyon Bonapart'in eline geçmesi (22 Temmuz 1798) üzerine Osmanli Devleti, 2 Eylül 1798 günü Fransa'ya karsi savas açti. Akka önlerinde karsilastigi Cezzar Ahmed Pasa komutasindaki Osmanli kuvvetleri karsisinda yenilgiye ugrayan (18 Mart 1799) Napolyon Bonapart, gizlice Fransa'ya kaçti ve hayatini zor kurtardi (22 Agustos 1799). Fransa'nin 27 Haziran 1801 tarihinde Misir'dan çekilmesi üzerine Osmanli Devleti ile Fransa arasinda El-Aris antlasmasi imzalandi (25 Haziran 1802). Bu antlasma ile Misir, Osmanli devletine geri verildi.
 
 
SON DÖNEMLER
 

Osmanli-Rus iliskileri 1789'da ve 1805'te imzalanan antlasmalar ile düzelmeye baslamisti. Ancak Ruslar, izledikleri yayilma politikalarindan vazgeçmediler. Balkanlarda Rus baskisindan kurtulmak isteyen Osmanlilar, bogazlari Rus gemilerine kapadi. Rus yanlisi Eflak ve Bogdan Beyleri degistirildi. Ancak alinan bu kararlar, Ingiliz ve Ruslarin baskilari sonucu yürürlüge konamadi.
 
 
KABAKÇI MUSTAFA ISYANI
 

Osmanli Devleti'nin en islahatçi padisahlarindan biri olan Sultan Üçüncü Selim, Osmanli Devleti'nde bugüne kadar gerçeklestirilememis bir düzenleme yaparak Nizam-i Cedid ordusunu kurmustu. Bu köklü yeniliklerden memnun olmayan ve önemli görevlerde bulunan bazi devlet adamlari Osmanli-Rus Savasi'nin devam ettigi yillarda, Istanbul'da bulunan Yeniçeri Agalari ile Nizam-i Cedid'i ortadan kaldirma planlari yapiyorlardi.

Kendilerine Nizam-i Cedid kiyafeti giydirmekle görevlendirilmis olan Raif Mahmud Efendi'yi öldüren yeniçeriler, Kabakçi Mustafa'nin liderliginde ayaklandilar. Osmanli hükümeti bu gelismeler üzerine derhal toplanarak ayaklanma ile ilgili kararlar almak istedi. Ancak Sadaret Kaymakami Köse Musa Pasa ayaklanmanin ciddi bir hadise olmadigini, Nizam-i Cedid birliklerinin de olaya müdahale etmesinin yersiz olacagini bildirdi. Bu sayede meydani bos bulan asiler, daha fazla taraftar topladilar.

Nizam-i Cedid'in kaldirilmasini isteyen asilere müdahalede çok geciken, Sultan Üçüncü Selim, Nizam-i Cedid'i kapatmak zorunda kaldi. Istekleri yerine getirilen asiler buna ragmen ayaklanmaya son vermediler. Sultan Üçüncü Selim'e olan yakinliklari ile taninan 11 devlet adaminin kendilerine teslim edilmesini isteyen asiler, Sehzade Mustafa ve Sehzade Mahmud'un da hayatlarinin tehlikede oldugunu öne sürerek kendilerine yollanmasini ve Sultan Üçüncü Selim'in tahttan inmesini istediler.

Bu istek karsisinda Sultan Üçüncü Selim, "Böyle isyankar tebanin hükümdari ve halifesi olmaktansa olmamak daha iyidir" diyerek padisahliktan ayrildigini açikladi (29 Mayis 1807).

Sultan Üçüncü Selim, tahttan indikten sonra sarayda bir yil daha yasadi. Alemdar Mustafa Pasa'nin kendisini tekrar tahta çikarmak için ayaklandigi sirada, Sultan Dördüncü Mustafa tarafindan öldürüldü. Basladigi ilerleme hareketlerinde basarisizliga ugramakla beraber, Osmanli Imparatorlugu'nda Avrupa'ya yönelisin ilk temelleri sayilacak önemli isler gördü. Avrupa askerlik örgütünü ve bilgilerini ülkeye sokmasi, müsbet bilimlere önem veren teknik okullar açmasi basarili islerindendir.
 
 
MIMARI ESERLER
 

Imar faaliyetlerine de önem veren Sultan Üçüncü Selim,
Istanbul Selimiye Camii,
Tophane Kislasi,
Haliç Humbaraci ve Lagimci Kislalari'nin disinda
Isakçi ve Üsküdar Zahire Ambarlari gibi büyük ve önemli binalar insa ettirdi.
Eyüp Sultan Camii'ni onartip, türbe'nin kapilarini gümüsten yaptirdi.
Konya'da ki Mevlana türbesinde bazi kisimlari da tamir ettirdi.

Sultan Üçüncü Selim döneminin diger eserleri sunlardir;
Soma Hizir Bey Camii,
Yozgat Cevahir Ali Efendi Camii,
Eyüp Mihrisah Valide Sultan Külliyesi,
Safranbolu Izzet Mehmed Pasa Camii,
Bursa Emir Sultan Camii ve Türbesi,
Izmit Hisar Bey Camii.
 

HARITA

(http://img413.imageshack.us/img413/6121/h14.jpg)
III. Selim devrinde Osmanli sinirlari


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:08:10
(http://img20.imageshack.us/img20/1518/29padisah.gif)
SULTAN DÖRDÜNCÜ  MUSTAFA
1807 - 1808

Babasi : Sultan Birinci Abdulhamid
Annesi : Nüketseza Kadin Sultan
Dogumu : 08 Eylül 1779
Ölümü : 16 Kasim 1808
Saltanati : 29 Mayis 1807 - 28 Temmuz 1808


HAYATI
 

Sultan Dördüncü Mustafa 8 Eylül 1779 günü Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nüketseza Kadin Sultan'dir. Annesi Nüketseza Kadin Sultan, Sultan Dördüncü Mustafa'nin iyi bir tahsil yapmasi için çok çaba harcadi. Ancak hirsli, kurnaz ve asabi bir insan olan Sultan Dördüncü Mustafa, egitim ve ögrenimden çok zevk ve sefa içinde yasamaya önem verdi.

Kabakçi Mustafa Isyani sonunda tahttan indirilen amcazadesi Sultan Üçüncü Selim'in yerine, 29 Mayis 1807 günü tahta çiktiginda 28 yasindaydi. Sultan Dördüncü Mustafa'nin sehzadeligi boyunca kendisine bir evlat gibi davranan Sultan Üçüncü Selim aleyhinde isyancilarla isbirligine girmesi ve onun öldürülmesi için emir vermesi, karakteri hakkinda fikir vermektedir.

Tahta çiktiginda devletin merkezi otorite ve hakimiyeti gittikçe zayifliyor, Sultan Üçüncü Selim ve Nizam-i Cedit yandaslari yakalandiklari yerde öldürülüyordu. Sultan Dördüncü Mustafa'nin tahta çikmasini saglayan Kabakçi Mustafa ve yandaslari devlet yönetiminde etkin rol oynuyor, kendi adamlarini önemli mevkilere getiriyorlardi.

Osmanli Devleti bu isyandan sonra yeniçerilere çok büyük tavizler verdi. Ancak yeniçerilerin istekleri hiçbir zaman bitmedi. Hatta Osmanli tarihinde hiç görülmemis bir antlasma yapildi. Kabakçi Mustafa isyaninda bas rol oynayan yeniçeri agalarinin, kendilerini saglama almak için yaptiklari bu antlasmaya göre, yeniçeriler devlet islerine karismayacak ve Osmanli Devleti bu isyandan dolayi Yeniçeri ocagini sorumlu tutmayacakti.

Sultan Üçüncü Selim taraftarlari, bu karisik ortam içinde Rusçuk ayani Alemdar Mustafa Pasa'ya siginmislardi. Alemdar Mustafa Pasa Osmanli-Rus savaslari sirasinda büyük basarilar göstermis ve ordu mensuplarinin sempatisini kazanmisti.

Sultan Dördüncü Mustafa hat sanatiyla ugrasti. Gayet güzel yazilari vardir. Osmanli hanedaninda Sultan Besinci Murad'dan sonra en az padisahlik yapanlardan birisidir.

Kiz Çocuklari: Emine Sultan
 
 
ALEMDAR MUSTAFA PASA


Alemdar Mustafa Pasa ve yandaslari Sultan Üçüncü Selim'i tekrar tahta geçirmek için bazi görüsmeler yapmaya basladilar. Nihayet 16 bin kisilik bir ordu ile Istanbul'a yürüyen Alemdar Mustafa Pasa, Haci Ali Aga'yi Istanbul'a göndererek Kabakçi Mustafa'yi öldürttü (19 Temmuz 1808). Ordusuyla birlikte Istanbul'a gelen Alemdar Mustafa Pasa bir çok isyanciyi da öldürdükten sonra Bab-i Ali'ye geldi.  Arif Efendiyi (Arapzade) seyhülislam yaptiktan sonra saraya gitti.

Sultan Dördüncü Mustafa, Alemdar Mustafa Pasa'nin Sultan Üçüncü Selim'i padisah yapmak için geldigini söyleyen seyhülislami kovdu ve kardesi sehzade Mahmud ve Sultan Üçüncü Selim'in öldürülmesini emretti. Sultan Üçüncü Selim hemen öldürüldü. Sehzade Mahmud ise cariyelerin ve hizmetkarlarinin yardimiyla sarayin çatisina kaçirildi. Alemdar Mustafa Pasa, Sultan Dördüncü Mustafa'yi tahtan indirerek yerine Sultan Ikinci Mahmud'u getirdi. Sultan Ikinci Mahmud, kendisinin tahta çikarilmasini saglayan Alemdar Mustafa Pasa'yi sadrazam yapti.

Alemdar Mustafa Pasa'nin sadrazamligi ve Ikinci Mahmud'un padisahligi sirasinda sarayda yasayan Dördüncü Mustafa yeniçerilerin onu tekrar padisah yapmaya çalistiklari bir ayaklanma sirasinda Sultan Ikinci Mahmud'un emriyle 17 Kasim 1808'de öldürüldü. Son derece acimasiz bir tabiata sahip olan ve ihtiraslari karsisinda zayif durumlara düserek ülkede kaos ortami olusmasina sebep olan Sultan Dördüncü Mustafa islahat hareketlerine karsi tutumuyla Osmanli tarihine geçti.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:09:46
(http://img139.imageshack.us/img139/2540/30padisah.gif)
SULTAN IKINCI MAHMUD
1808 - 1839


Babasi : Sultan Birinci Abdulhamid
Annesi : Naksidil Valide Sultan
Dogumu : 20 Temmuz 1785
Ölümü : 01 Temmuz 1839
Saltanati : 28 Temmuz 1808 - 1839


HAYATI
   

Sultan Ikinci Mahmud, 20 Temmuz 1785 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Naksidil Valide Sultan'dir. Orta boylu, genis omuzlu, beyaz sakalli, zarif ve sevimli yüzlüydü. Diger Osmanli padisahlari gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Ögrenimi ile Sultan Üçüncü Selim padisahligi sirasinda bizzat mesgul olmustu.

Cesur, temkinli, sabirli ve azimli bir kisilige sahip olan Sultan Ikinci Mahmud, Alemdar Mustafa Olayi sonrasinda, 28 Temmuz 1808 tarihinde tahta çiktiginda 23 yasindaydi. Zeki ve bilgili bir insan olan Sultan Ikinci Mahmud, Avrupa'daki yenilesme hareketlerini benimsemisti. Adalet islerine gereken önemi verdi, yeni kanun ve tüzükler hazirlatti ve bu sebeple kendisine "Adli" sani verildi.

Siiri, edebiyati ve bilimi seven, halk arasinda dolasmayi ve onlarin dertlerini dinlemeyi gerekli gören Sultan Ikinci Mahmud, Osmanli Imparatorlugu'nu gerek sosyal bakimdan, gerekse uygarlik açisindan ileri bir ülke yapmaya çalisti. Sultan Ikinci Mahmud yakalandigi verem hastaligindan kurtulamayarak, 1 Temmuz 1839 günü dinlenmek için gittigi kardesi Esma Sultan'in Çamlica'daki köskünde, 54 yasinda vefat etti. Büyük bir cenaze töreni ile halkin gözyaslari arasinda Divan Yolu'ndaki türbesine defnedildi.

Erkek Çocuklari: Abdülmecid, Abdülaziz, dört tane Ahmed isimli Sehzade, Bayezid, Abdülhamit, Süleyman, Mehmed, Murad, Nizameddin, Mehmed, Abdullah, Osman
Kiz Çocuklari: Emine Sultan, Hamide Sultan, Hayriye Sultan, Sah Sultan, Saliha Sultan, Ayse Sultan, Atike Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan, Adile Sultan
 
 
OSMANLI - RUS ILISKILERI


Sultan Ikinci Mahmud tahta geçtigi zaman Osmanlilar Ruslarla savas halindeydi. Ingiltere ile 1809'da yapilan antlasma sonucu Ruslarla savasa devam karari alindi. Ruslarin Fransa ile olan sorunlari, Osmanli Devleti ordularinin yillarca süren savastan yorgun düsmesi yüzünden iki devlet de baris imzalamaya mecbur kaldilar.

28 Eylül 1812 tarihinde imzalanan Bükres Antlasmasi ile Rusya, Eflak ve Bogdan'dan çekilecek, Baserabya bölgesi ise Ruslara birakilacakti. Osmanlilar Bosna ve Eflak'dan iki yil vergi almayacak, Sirplar kendi içlerinde serbest kalacakti. Tuna nehrinde hem Osmanli, hem de Rus gemileri serbestçe dolasabilecekti. Prut ve Tuna nehirlerinin sol sahilleri iki ülke arasinda sinir kabul edilecekti.
 
 
SIRP ISYANI
 

Fatih zamaninda fethedilen Sirbistan, Osmanlinin adaletli ve hosgörülü yönetiminden çok memnundu. Ancak Rusya ve Avusturya'nin kiskirtmalari, 17.yy'da Osmanli yönetimindeki otorite zayifligi, yeniçerilerin halka iyi davranmamasi ve Fransiz Ihtilalinden sonra ortaya çikan milliyetçilik akimlari sonucu Sirp isyani çikti. 1804 yilinda Kara Yorgi'nin baslattigi Sirp isyanini Rusya desteklemisti. Osmanli Devleti Rus savasi ile mesgul oldugu için, Sirp isyani 1812'den sonra ancak bastirilabildi. Osmanli ve Rusya arasinda imzalanan Bükres antlasmasi ile Sirplara bazi imtiyazlar verildi.

Sirbistan'daki ikinci isyani Milos Obronoviç çikardi. Osmanli Devleti Milos'u Sirp Prensi olarak kabul etti. 1828-29 yillari arasinda yapilan Edirne antlasmasi ile Sirbistan yari bagimsiz hale geldi.
 
 
NAVARIN OLAYI
 

Çok uluslu bir devlet olan Osmanli Imparatorlugu'nda, Yunanlilar da Fransiz Ihtilali'nin etkisi altinda kalmislardi. Rusya ve Avrupa devletlerinin kiskirtmalari ile birlikte, Etnik-i Eterya Cemiyeti'nin çalismalari sonucu Yunanlilar Osmanli Devleti'ne karsi harekete geçtiler. Etniki Eterya cemiyetinin amaci Bizans Imparatorlugu'nu yeniden kurmakti. Rus Çarinin yaveri Alexander Ipsilanti'nin kurdugu bu cemiyet Yanya Valisi Tepedelenli Ali Pasa'nin varligindan dolayi rahat hareket edemiyorlardi. Tepedelenli Ali Pasa'nin Osmanli yönetimine karsi isyan etmesini firsat bilen Yunanlilar ayaklandilar. Eflak'da baslayan bu ayaklanma kisa bir sürede bastirildi.

Ikinci isyan Mora'da çikti. Kisa sürede genisleyen bu isyani bastirmasi için, basarili oldugu takdirde Mora ve Girit valilikleri vaad edilen Misir Valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa görevlendirildi. Kavalali Mehmed Ali Pasa, oglu Ibrahim Pasa komutasindaki kuvvetli bir ordu ve donanmayi Mora'ya gönderdi ve isyanin bastirilmasini sagladi. Yunan Isyanin bastirilmasi Avrupa'da büyük üzüntü yaratti.

Ayrica Mora ve Girit'in Kavalali Mehmed Ali Pasa'nin eline geçmesi Ingitere'nin isine gelmemisti. Zayif bir Yunan Devleti'nin kurulmasi Ingiltere ve Rusya'nin çikarlarina daha uygundu.

Ingiltere, Rusya ve Fransa aralarinda bir antlasma yaparak Yunanistan'a bagimsizlik verilmesini istediler. Sultan Ikinci Mahmud'un bu istegi reddetmesi üzerine Mora'nin Navarin Limaninda demirlemis olan Osmanli donanmasi yakildi.
 
 
EDIRNE ANTLASMASI
 

Rusya, Sultan Ikinci Mahmud'un Navarin'de Osmanli donanmasinin yakilmasi ile sonuçlanan olaylardan dolayi savas tazminati istemesi üzerine, Osmanli Devleti'ne karsi savas açti.

Sultan Ikinci Mahmud bu arada Yeniçeri Ocagi'ni kaldirmis, yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli yeni bir askeri teskilat kurmustu. Teskilatlanmasini henüz tamamlayamamis olan bu ordu Rus kuvvetleri karsisinda önemli bir varlik gösteremedi. Eflak ve Bogdan'i isgal eden Ruslar, Tuna'ya kadar indiler. Balkanlari asan Rusya, batida Edirne, doguda ise Erzurum'a kadar ilerledi. Bu gelismeler üzerine Osmanli Devleti baris istedi. Ruslarla yapilan Edirne Antlasmasi sonunda, Yunanistan'a bagimsizlik verildi. Eflak, Bogdan ve Sirbistan'a imtiyazlar tanindi. Ruslar isgal ettikleri yerleri geri verdiler. Rus ticaret gemilerine bogazlarda geçis hakki tanindi. Osmanli Devleti Rusya'ya savas tazminati ödemeyi kabul etti.
 
 
KAVALALI ISYANI
 

Kavalali Mehmed Ali Pasa Napolyon tarafindan isgal edilen Misir'i kurtarmak için Misir giden gönüllülerdendi. Okur yazar degil fakat zeki bir kimseydi. Askeri yeteneklere de sahip olan Kavalali Mehmed Ali Pasa Kahire'de basi bozuk askerin belli bir disiplin altina alinmasini saglamis, gösterdigi basarilardan sonra Misir'a vali olmustu (1804).

Kavalali Mehmed Ali Pasa valililigi sirasinda önemli hizmetleri bulunan degerli bir devlet adamiydi. Kölemen beylerini ortadan kaldirmisti. Fransizlarin destegiyle kuvvetli bir ordu ve donanma kurmus, sulama kanallari açarak tarima önem vermis ve Misir'in kalkinmasini saglamisti.

Kavalali Mehmed Ali Pasa, Mora isyani sirasinda Mora ve Girit valiliklerinin kendisine verilmesi sartiyla Sultan Ikinci Mahmud'a yardim etmisti. Mora isyanini bastiran Kavalali Mehmed Ali Pasa, Osmanli Rus savaslarinda Osmanli Devleti'nin yardim istemesine ragmen kuvvet göndermedi. Mora valiligi yerine Suriye valiligini isteyen Kavalali Mehmed Ali Pasa, bu isteginin reddedilmesi üzerine Suriye'yi isgal etti. Kavalali Mehmed Ali Pasa'nin oglu olan Ibrahim Pasa, isyan sirasinda Suriye'yi aldi. Toroslari geçen Ibrahim Pasa Adana ve Konya'da Osmanli kuvvetlerini yenilgiye ugratti.

Bu basarilardan sonra Mehmet Ali Pasa kuvvetlerini Istanbul'a kadar durdurabilecek herhangi bir güç kalmamisti. Sultan Ikinci Mahmud Ruslardan yardim istedi. Rus donanmasinin Istanbul'a gelmesinden tedirgin olan Ingilizler ve Fransizlar, Misir ile Osmanli Devleti arasinda bir baris antlasmasi imzalanmasini sagladilar. Osmanli Devleti ile Misir valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa arasinda imzalanan Kütahya antlasmasina göre, Kavalali Mehmed Ali Pasa'ya Mora ve Girit valiliklerinin yani sira Suriye valiligi, Oglu Ibrahim Pasa'ya da Cidde valiligine olarak Adana Valiligi de verildi.

Misir'da güçlü bir yönetimin bulunmasi Ingilizlerin isine gelmemisti. Çünkü Mehmet Ali Pasa Ingilizlerin bu bölgede ticaret yapmalarini engelliyordu. Bu sorunun o bölgede tekrar Osmanli Devleti'nin hakim olmasiyla çözülecegine inanan Ingiltere, Sultan Ikinci Mahmud'u Kavalali Mehmed Ali Pasa'ya karsi kiskirtti. Nizip'te Osmanli ordusu ile yapilan savasta Osmanli ordusu bir kez daha yenildi. Kaptan-i Derya Ahmet Pasa Osmanli donanmasini Kavalali Mehmed Ali Pasa'ya teslim etti (1839). Artik Osmanli Devleti'nin, kendi valisine karsi yaptigi savaslar sonunda ne ordusu, ne donanmasi kalmisti. Bu gelismelerin yasandigi günlerde Sultan Ikinci Mahmud öldü, yerine oglu Abdülmecid Osmanli padisahi oldu.
 
 
BOGAZLAR
 

Sultan Ikinci Mahmud Mehmed Ali Pasa isyani sirasinda bogazlara gelen Ruslarla, Hünkar Iskelesi Antlasmasini imzaladi (1833). Imzalan bu antlasma ile asagidaki maddeler kabul edildi;

1- Hem Osmanli Devleti, hem de Rusya herhangi bir savasa girdiginde birbirlerine yardim edeceklerdi.

2- Osmanli Devleti, savas tehlikesi ile karsi karsiya kaldigi zaman Rusya, Osmanli Devleti'ne kuvvet gönderecekti.

3- Rusya'ya karsi bir saldiri oldugu zaman, Osmanli Devleti Çanakkale ve Istanbul Bogazlarini kapatarak diger ülke donanmalarinin Karadeniz'e açilmalarina engel olacak ve Rusya bu sayede güneyden deniz yoluyla gelecek saldirilarla ugrasmak zorunda kalmayacakti.

4- Bu antlasma sekiz yil boyunca yürürlükte kalacakti

Bu antlasma Osmanli Devleti'nin bogazlar üzerindeki egemenlik haklarini kullanarak imzaladigi son antlasmadir. Ayrica Ruslar bu antlasma sayesinde Karadeniz'de güvenliklerini saglamis oluyorlardi.
 
 
ISLAHAT HAREKETLERI
 

Sultan Üçüncü Selimin yaninda yetismis olan Sultan Ikinci Mahmud ondan etkilenmis, padisahligi döneminde de islahatlar yapmanin gerekliligine inanmisti. Askeri ve Idari alanda islahatlar yapmaya çalisan Sultan Ikinci Mahmud, Sekban-i Cedit adi verilen yeni bir askeri teskilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine tehlike olabilecek alternatif bir askeri kuvvet istemiyorlardi. Ayaklanarak Sekban-i Cedit'in kaldirilmasini sagladilar.

Eskinci adi verilen yeni bir askeri teskilat kuran Sultan Ikinci Mahmud'a karsi yeni bir yeniçeri ayaklanmasi oldu. Sultan Ikinci Mahmud, artik Osmanli Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarini Vaka-i Hayriye adi verilen olayla ortadan kaldirildi (15 Haziran 1826). Yeniçeri ocagi kaldirildiktan sonra, onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adi verilen yeni bir askeri teskilat olusturuldu.

Yapilan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafindan da benimsenmesi gerektigine inan Alemdar Mustafa Pasa, Sultan Mahmud döneminde Ayanlarla Sened-i Ittifak'i imzaladi. Buna göre ayanlar merkeze sadik kalacak ve yenilik hareketlerini destekleyecek, padisahlar da ayanlarin elde etmis olduklari haklari taniyacakti. Sened-i Ittifak ile ayanlar padisahin mutlak otoritesine karsi siyasi bir mesruiyet kazanmis oluyorlardi. Padisah otoritesinin baska herhangi bir güçle ortaklik kabul etmesi mümkün degildi ve Osmanli idari yapisinin hem ruhuna, hem de tabiatina aykiriydi. Bu sebeple zaten ölü dogan Sened-i Ittifak çok uzun ömürlü olmadi. Kisa bir süre sonra Sultan Ikinci Mahmud, idareyi tamamen eline alarak ayanlari bir bir ortadan kaldirarak merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalismistir.

Sadece askeri alandaki yeniliklerle bir yere varilamayacagini düsünen Sultan Ikinci Mahmud, Divan Teskilati'ni kaldirarak onun yerine Bakanliklar (nazirlik) kurdu. 30 Mart 1838'de Sadrazamlik makamina "Basvekalet", Sadrazama "Basvekil" denilmesi kararlastirildi. Ölen ya da azledilen devlet memurlarinin mallarina el konmasi anlamina gelen "Müsadere" usulünü kaldirdi. Ayrica devlete islahat hareketlerinde yardimci olmak, yeni teklifler getirmek, memurlarin terfi ve yargilanmasiyla ugrasmak üzere Darü's Suray-i Bab-i Ali kuruldu.

Sosyal alanda da bazi yenilesme hareketlerine ve islahatlara girisen Sultan Ikinci Mahmud, 3 Mart 1929'da kiyafet degisikligi hakkinda bir ferman yayinlandi. Ilk Türk gazetesi Takvim-i Vekayi yayin hayatina basladi (1 Kasim 1831). Medreselerin yaninda Avrupali tarz egitim veren yeni okullar açildi ve Avrupa'ya ögrenciler gönderildi.

Posta teskilatinin kurulmasi ve Karantina uygulamasi da yine Sultan Ikinci Mahmud döneminde gerçeklestirildi. Avrupali tüccarlarla rekabet edebilmeleri için Türk tüccarlara gümrük kolayliklari getirildi. Ilk nüfus sayimi yapildi. Bu sayim sonucunda Anadolu'da 2.500.000'dan fazla, Rumeli'de de 1.500.000 erkek vatandasin yasadigi tespit edildi.

Ülke içinde ve disinda yapilacak seyahatlar için, bazi esaslar kabul edildi. Buna göre ülke içinde seyahat yapacak yurttaslar Mürur Tezkiresi (geçis belgesi) tasiyacaklar, ülke disina çikacak yurttaslar da Hariciye Nezaretinden (Dis Isleri Bakanligi) pasaport alacaklardi.
 
 
MIMARI ESERLER
 

Sultan Ikinci Mahmud döneminde, mimari alanda da yeni bir gelismenin basladigi görülür. Imparatorlugun degisik bölgelerinde birbirinden güzel yapilar insa edildi. Sultan Ikinci Mahmud'un yaptirdigi eserlerden bazilari sunlardir;
Rodos Süleymaniye Camii,
Izmir Biyiklioglu Mahmud Camii,
hayatini kurtaran Cevri Kalfa'nin adini verdigi mektep,
Nusretiye Camii,
Istanbul Kocamustafapasa Küçük Efendi Camii ve Külliyesi,
Tas Kisla,
Gülhane Parki girisindeki Alay Köskü.

Sultan Ikinci Mahmud ayrica, Istanbul'daki bütün büyük camilerin tamirini de yaptirdi.
Unkapani köprüsü yine onun zamaninda yapildi.
Mekke-i Mükerreme'de bir medrese yaptirdi ve
Mescid-i Aksa'yi tamir ettirdi.

Ayni zamanda hattat, bestekar ve sair olan Sultan Ikinci Mahmud yazdigi siirlerde Adli mahlasini kullandi.

 
HARITA

(http://img20.imageshack.us/img20/6915/h15e.jpg)
II. Mahmud döneminde Osmanli sinirlari


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:11:26
(http://img130.imageshack.us/img130/1629/31padisah.gif)
SULTAN BIRINCI ABDÜLMECID
1839 - 1861


Babasi : Sultan Ikinci Mahmud
Annesi : Bezm-i Alem Valide Sultan
Dogumu : 25 Nisan 1823
Ölümü : 25 Haziran 1861
Saltanati : 01 Temmuz 1839 - 1861


HAYATI
 

Sultan Birinci Abdülmecid 25 Nisan 1823 günü dogdu.  Babasi Sultan Ikinci Mahmud, annesi Gürcü Bezm-i Alem Valide Sultan'dir. Annesi Gürcüdür. Sultan Birinci Abdülmecid, babasinin arzusu yönünde bir egitim ve terbiye gördügü için islahatçi fikirlere sahipti. Bati alemine karsi hayranlik besliyordu. Babasinin vefati üzerine, henüz 17 yasinda iken Osmanli tahtina oturdu. Devletin ilerleyisi için Avrupayi hayat tarzinin ülke çapinda yayginlastirilmasini istedi. Saltanatinin henüz dördüncü ayinda ilan ettigi Gülhane Hatt-i Hümayunu sebebiyle Tanzimat Dönemi padisahi olarak söhret bulmustur.

Sultan Birinci Abdülmecid batili yazarlarin takdir ve sevgiyle andiklari bir padisahti. Adil, merhametli, islahatçi, yenilikçi bir insan olan Sultan Birinci Abdülmecid, çok genç yaslardan itibaren içki kullanmaya basladi. 25 Haziran 1861 tarihinde 39 yasinda iken Istanbul'da veremden dolayi vefat eden Sultan Birinci Abdülmecid, Yavuz Sultan Selim'in türbesi yanindaki mezarina defnedildi.

Sultan Ikinci Mahmud, ölüm döseginde iken, Osmanli Devleti'ne karsi ayaklanmis olan Kavalali Mehmed Ali Pasa Osmanli kuvvetlerini Nizip'te yenilgiye ugratmisti. Sultan Birinci Abdülmecid böyle karmasik bir ortamda tahta çikti. Misir Sorunu, Rus donanmasinin Hünkar Iskelesi Antlasmasina uyarak Istanbul'a gelmesi üzerine bir Avrupa sorunu haline geldi.

Basta Ingiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya olmak üzere Avrupali devletler, Osmanli Devleti ile Misir Valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa arasindaki Misir Sorununu çözmek için bir konferans düzenlediler. Avrupa Devletleri Misir'da güçlü bir yönetim istemiyorlardi. Kavalali Mehmed Ali Pasa'ya karsi Osmanli Devleti'nin tarafini tuttular ve bu ortamda Londra Sözlesmesi imzalandi (1840).

Buna göre; Misir Osmanli Devleti'ne bagli kalacak, ancak yönetimi Mehmed Ali Pasa ve ogullari yürütmeye devam edecekti. Misir 80.000 altin vergi ödeyecekti. Suriye, Adana ve Girit tekrar Osmanli yönetimine birakiliyordu.

Hünkar Iskelesi Antlasmasi'nin süresi bitince, Londra'da bir yeniden bir konferans düzenlendi (1841). Toplantiya Osmanli Devleti'nden baska Rusya, Fransa, Ingiltere, Prusya ve Avusturya katildi. Konferansta alinan kararlara göre, Bogazlarda egemenlik hakki Osmanli Devleti'ne ait olacak, ancak baris döneminde hiçbir savas gemisi bogazlardan geçmeyecekti.

Bu antlasma ile Fransa ve Ingiltere Akdeniz'deki güvenliklerini saglamis oluyorlar, Osmanli Devleti'nin bogazlar üzerindeki kayitsiz sartsiz haklarina kisitlama geliyordu. Rusya ise Hünkar Iskelesi Antlasmasi ile bogazlar üzerinde sagladigi üstünlügü kaybetmis oluyordu.
 
 
TANZIMAT FERMANI

 
Tanzimat hareketleri Osmanli'ya batili anlamda bir düsünce biçimi ve yönetim sekli getirmek için Avrupa'dan esinlenerek yapilan programli bir yenilik ve kültür hareketiydi. Bu hareket Sultan Ikinci Mahmud'un padisah oldugu yillarda baslamisti.

Sultan Birinci Abdülmecid tarafindan Londra Elçiliginden alinip Hariciye Nazirligina (Dis Isleri Bakanligi) getirilen Mustafa Resit Pasa, Avrupa siyasetini iyi bilen bir devlet adamiydi. Tanzimat hareketinin bugüne kadar yapilan islahatlardan farkli oldugunu Sultan Birinci Abdülmecid'e kabul ettirdi.
Tanzimat Fermani; Topkapi sarayinin Gülhane Bahçesinde düzenlenen ve yabanci elçilerle, devlet adamlarinin hazir bulundugu bir toplantida, Mustafa Resit Pasa tarafindan     Kasim 1839 tarihinde ilan edildi. Tanzimat fermanina tarihimizde Tanzimat-i Hayriye veya Gülhane Hatt-i Humayun'u da denir.

Tanzimat Fermani'nin getirdigi önemli yenilikler sunlardi; Müslüman veya gayrimüslim olan herkesin can, mal, namus güvenligi devlet garantisi altina alinacak, vergiler herkesin gelirine göre düzenli bir sekilde alinacak, askerlik belirli bir düzene göre olacak, mahkemeler herkese açik olacak ve mahkeme karari olmadan kimse idam edilmeyecek, herkesin mal ve mülk sahibi olmasi ve bunu miras olarak birakabilmesi saglanacak, rüsvet ve iltimas kaldirilacak, kanun gücünün her gücün üstünde oldugu kabul edilecekti.

Tanzimat Fermani, Osmanli Devleti'nde anayasal düzenin baslangiç noktasi olarak kabul edilebilir. Bu fermanla Sultan Birinci Abdülmecid, kendi gücünün üzerinde bir güç oldugunu kabul ediyordu. Tanzimat Fermani ile azinliklara bazi haklar verilmisti. Bu haklari bahane eden Avrupa devletleri Osmanli Devleti'nin iç islerine karismaya devam ettiler. Oysa Tanzimat Fermani, bir anlamda bu tip müdahaleleri önlemek için ilan edilmisti.
 
 
KIRIM SAVASI

 
Tanzimat Fermani, Osmanli Devleti içinde gerektigi ilgiyi görmese de, Avrupa'da ses getirdi. Bu siralarda, Tuna boylarinda ilerlemeye baslayan Rusya, Osmanli topraklarina son vermek ve bu topraklari Avrupali devletler arasinda pay etmek istiyordu.

Ayrica Rusya, Osmanli Ortodokslarinin haklarinin kendisine birakilmasini da istiyordu. Ancak Rusya'nin hesabi tutmadi. Ingiltere ve Fransa bu plani kabul etmeyerek, Rus saldirisi karsisinda Osmanli Devleti'nden taraf oldular. Ruslar, Ingiliz ve Fransiz kuvvetlerinden destek alan Osmanli kuvvetleri karsisinda yenilgiye ugradilar ve Sivastopol ele geçirildi (1855).

Osmanli Devleti karsisinda ugradigi yenilgiler yüzünden intihar eden Rus Çari Birinci Nicolay'in yerine tahta geçen  Çar Ikinci Alexander, baris istemek zorunda kaldi. 1856 yilinda yapilan Paris Antlasmasina göre; Osmanli Devleti bir Avrupa devleti sayilacak, topraklari Avrupa devletlerinin kefaleti altinda olacakti. Karadeniz'de her iki tarafin da savas gemileri bulundurulmayacakti. Taraflar aldiklari yerleri birbirlerine geri vereceklerdi.
 
 
ISLAHAT FERMANI
 

Islahat Fermani Osmanli Devleti'nin bir iç düzenleme olmakla beraber Rusya ve Avrupa'nin iç islerine karismasini önlemek amaciyla ilan edilmistir. Bu ferman Paris Konferansi'nin baslamasindan hemen sonra Istanbul'da yabanci devlet temsilcilerinin huzurunda okunarak açiklandi. Fermanin getirdigi önemli hususlar sunlardi:

- Din ve mezhep özgürlügü saglanacak, okul kilise ve hastane gibi binalarin tamiri yapilacak

- Müslümanlarla Gayrimüslimler kanun önünde esit sayilacak

- Patrikhanede yeni meclisler kurularak bu meclislerin aldigi kararlar Osmanli Devleti tarafindan onaylandiktan sonra yürürlüge girecek

- Devlet hizmetlerine, okullara askerlik görevine bütün uyruklar esit olarak kabul edilecekti.

- Vergiler esit alinacak iltizam usulü kaldirilacak

- Yabancilar da Osmanli Devleti sinirlari içinde mülk sahibi olabileceklerdi.

Bu fermanla gayrimüslimlere daha fazla hak verilmis, Avrupali devletler Osmanli Devleti'nin içislerine karismayacaklarini Paris Antlasmasiyla kabul etmelerine ragmen sözlerinde durmamislar ve bu fermani bahane ederek Osmanli Devleti'nin içi islerine karismislardir.

Otuz sekiz yasinda ölen Abdülmecid, Osmanli padisahlari arasinda, ilk Avrupa kültürü alan padisahtir. Osmanli Imparatorlugu'nun her bakimdan Avrupalilasmasi için yapilan hareketlere daima yardimci olmus, bu hareketler sonucu, padisahin yetki ve otoritesinin azalmasina ragmen bu duruma itiraz etmemis, ülkede gazete çikarilmasina, özgürlük fikirlerinin yayilmasina, yeniligin yerlesmesine, memlekette mesrutiyet havasinin esmesine engel olmamistir.
 
 
MIMARI ESERLER
 

Padisahligi döneminde önemli mimari yapilarin olusturulmasini saglayan Sultan Birinci Abdülmecid,
Besiktas Küçük Mecidiye Camii,
Fatih Hirka-i Serif Camii,
Humus Ulu Camii,
Fuat Pasa Camii ve Türbesi,
Dolmabahçe Camii,
Ortaköy Camii yaptirdi.

Bunlarin yani sira Dolmabahçe Sarayi,
Küçüksu Kasri,
Mecidiye Kasri ve Sultanahmet Darülfunun binasi gibi birbirinden güzel sanat eserleri yine Abdülmecid döneminde yapildi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:36:04
(http://img20.imageshack.us/img20/5264/32padisah.gif)
SULTAN  ABDÜLAZIZ
1861 - 1876

Babasi : Sultan Ikinci Mahmud
Annesi : Pertevniyal Valide Sultan
Dogumu : 08 Subat 1830
Ölümü : 04 Haziran 1876
Saltanati : 25 Haziran 1861 - 30 Mayis 1876


HAYATI
 

Sultan Birinci Abdülaziz 8 Subat 1830 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Ikinci Mahmud, annesi Pertevniyal Valide Sultan'dir. Ela gözlü, beyaza yakin kumral tenli, sert bakisli ve top sakalliydi.

Agabeyi Sultan Birinci Abdülmecid'in vefati üzerine 25 Haziran 1861 günü tahta çiktiginda 31 yasindaydi. Israfçi bir padisah olarak taninmasina ragmen, çok sade giyinir, sarayda bir terlik, bir entari ile dolasirdi. Babasi öldügü zaman dokuz yaslarindaydi. Ancak agabeyi Sultan Birinci Abdülmecid, onun egitimine çok önem verdi. Sehzadeligi sirasinda rahat ve korkusuz bir hayat sürdü.

Çok iyi Fransizca konusurdu. Siire ve müzige de ilgisi vardi. Kendine ait besteleri vardir. Resim yapma kabiliyeti de çok üstün olan Sultan Birinci Abdülaziz, Osmanli donanmasina ismarlayacagi gemilerin planini bizzat kendisi çizmisti. Ok atmayi, ata binmeyi, avlanmayi ve özellikle güresmeyi çok severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapiliydi. En iyi pehlivanlarla güresir ve sirtlarini yere getirirdi.
 
 
SIYASI GELISMELER
 

Abdülaziz tahta çiktiginda Osmanli Devleti'nde önemli dis borç sorunu vardi. Hazine bosalmis ve Osmanli Devleti'nin eski görkemli dönemleri geride kalmisti.

Osmanli içinde yasayan özellikle gayri müslim milletler Fransiz Ihtilalinin getirdigi özgürlükçü ve milliyetçi duygulardan ve Avrupali devletlerin kiskirtmalari sonucunda  yeniden ayaklanmaya baslamislardi.
 


KARADAG ISYANI


Balkanlarda Rusya'nin ve Avusturya'nin tesvikiyle Karadag'da ayaklanma basladi. Ancak Serdar-i Ekrem Ömer Pasa komutasindaki birlikler ayaklanmayi bastirdi.

Rusya'nin ve Fransa'nin baskilari sonucu 8 Eylül 1862 tarihinde imzalanan Istanbul Protokolü ile Belgrad kalesinin iç kesimleri Osmanlilara kalacak, dis bölgeleri ise Sirplara birakilacakti.
 
 
MISIR SEYAHATI
 

Sultan Birinci Abdülaziz Misir seyahatine çikmaya karar vermisti. 3 Nisan 1863 günü Feyz-i Cihad Vapuru ile Istanbul'dan ayrildi. Yaninda yegenleri Sehzade Murat, Sehzade Abdülhamid ve Sehzade Mehmed Resad da bulunuyordu. Misir'da halk padisaha çilgin sevgi gösterilerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim'den bu yana hiçbir Osmanoglu Misir'a ayak basmamisti.

Misir'a önem veren Abdülaziz sonraki yillarda da Misirla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Misir Valileri 2 Haziran 1866 gününden itibaren "Hidiv" ünvaniyla anilmaya baslandi.
 
 
ROMANYA SORUNU
 

Imzalanan Paris Antlasmasi'nda belirtilen maddeye göre Eflak ve Bogdan Beyligi iç islerinde bagimsizdilar. 1862'de  Bükres'te toplanan Eflak ve Bogdan ortak Meclisi Romanya'nin birligini sagladilar. Romanya prensinin güvesizlik oyu alamamasindan sonra olaylar büyüdü ve  Romanya'daki kargasa bitmedi. 1866 yilinda Romanya birligi ve Romanya Prensi Charles'in prensligi kabul edildi.
 
 
GIRIT SORUNU
 

18. yüzyil sonlarinda baslayan Girit sorunu 19. Yüzyil boyunca devam etmis, Girit'te yasayan Rumlar her firsatta ayaklanmislardi. Sultan Abdülaziz döneminde de adada isyan çikti. Osmanli Devleti sorunu hem askeri, hem de idari açidan çözmek için girisimlerde bulundu. Ancak Yunanistan'a ilhaktan (Enosis) baska bir düsünceleri olmayan Giritli Rumlara karsi basari saglanamadi (2 Eylül 1866).

Girit'e gönderilen Sadrazam Mehmed Emin Ali Pasa, 6 Ekim 1867'de adanin yeni statüsünü belirlemek için bir ferman yayinlatti. Bu fermanla Girit'e yeni bir idare sekli getiriliyordu. Sivil yönetim padisahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise   komutana veriliyor, atanan valinin biri müslüman digeri hiristiyan iki yardimcisi olacakti. Gümrük vergisi hariç diger vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacakti. Karma meclis tarim, bayindirlik, ticaret ve endüstri islerini planlayacakti.
 
 

BELGRAD'IN ELDEN ÇIKMASI
 

Paris Antlasmasi'ndan sonra Sirplar düsmaca davranislar sergiliyor, Müslümanlar ve Sirplar arasinda çarpismalar oluyordu. 1862'de varilan mutabakata göre Belgrad kalesi Osmanlilarda kalmis, Sirplar ise Belgrad yakinlarindaki Sokod ve Owitza kalelerine hakim olmuslardi. Sirplar Avrupali devletlere güvenerek Belgrad'i da istediler. Yeni bir savasa girmek istemeyen Osmanli Devleti, Kanuni Sultan Süleyman tarafindan alinan Belgrad'i 10 Nisan 1867'de Sirbistan'a teslim etti.
 
 
AVRUPA SEYAHATI
 

Sultan Abdülaziz ülke disina çikip, Avrupa Baskentlerini ziyaret eden ilk padisahtir. Zira o tarihe kadar bir Osmanli hükümdarinin yabanci bir ülkeyi resmi veya gayri resmi sekilde ziyaret etmesi asla görülmemisti.

Sultan Abdülaziz'in 21 Haziran 1867 günü Istanbul'dan hareketinden, 7 Agustos 1867 günü Istanbul'a dönüsüne kadar bir ay on alti gün süren bu Avrupa seyahati, bilhassa Rusya ile müttefik sekilde hareket eden Fransa'ya, Balkanlardaki Türk siyasetini açiklamak ve yeni bir Rus savasini önlemek amaciyla düzenlendi.
 
 
BOSNA HERSEK VE BULGAR ISYANI
 

1875 Yilinda Bosna-Hersek'te de ayaklanma çikti. Bu bölgedeki ayaklanmaya müdahale eden Avrupali devletler bazi reformlar yapilmasini istediler. Hazirlanan reform paketi Bulgaristan'da ayaklanma basladigi için uygulanamadan rafa kaldirildi. Bulgaristan'in amaci tam bagimsiz bir devlet olabilmekti. Ayaklanan Bulgar çetelerine destek veren Avrupalilar kendi çikarlarina uygun bir nokta bulamadiklari için Bulgaristan sorunu da askida kaldi.
 
 
ISLAHATLARI


Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde baslayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teskilatlanmasina geçildi. Kadilik Kurumu daha siki denetim altina alinarak 1 Nisan 1868 Sura-yi Devlet ve 1870 yili içerisinde de Divan-i Muhasebat kuruldu (Danistay ve Sayistay). Ayrica egitim, ulasim ve bankacilik konularinda çesitli düzenlemeler yapildi.

Sultan Abdülaziz döneminde donanmanin modernlestirilmesine de çalisildi. 1875 yilina dogru Türk donanmasinda 816 top tasiyan 21 zirhli ve 173 yardimci gemi vardi. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç  Oramiral vardi. Bu görüntüsüyle Ingiltere ve Fransa'dan sonra  dünyanin üçüncü büyük donanmasi haline gelmisti. 

Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay bes gün tahtta kalmistir. Bu süre içerisinde mesrutiyet fikrine basta sicak baksa da, sonralari degisip bu fikri savunanlara karsi zor kullanacaktir.Dönemin aydinlarindan Sinasi, Namik Kemal ve Ziya Pasa ile padisahliginin ilk dönemlerinde sicak iliskiler kurduysa da Namik Kemal'i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kibris'a sürgün edecek kadar sertlesmistir. Ülkede mesruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattigi bu özgürlük havasi içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu olusturuldu. Mithat Pasa'nin kiskirtmalari sonucu üniversite ögrencileri 10 Mayis 1876 tarihinde bir protesto yürüyüsü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayis 1876 sali günü sabaha dogru saray Hüseyin Avni Pasa komutasindaki askerlerce basilmis ve Sultan Abdülaziz kansiz sekilde tahttan indirilmistir. 

Sultan Abdülaziz'in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayati yasadigi Feriye Sarayinda sakalini düzeltmek için istedigi söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettigi söylense de öldürülmüs olabilecegine dair kanitlar da vardir (4 Haziran 1876).
 
 
MIMARI ESERLER


Hemen hemen tüm Osmanli padisahlari gibi Sultan Abdülaziz'de, mimari konuda çalismalar yapilmasini destekledi.

Misir seyahatinden önce yaptirdigi Harbiye binasi,
Aksaray Valide Camii,
Sadabad Camii,
Maçka sirtlarinda Aziziye Camii,
Yine Konya'da Aziziye Camii,
Beylerbeyi Sarayi ve Çiragan Sarayi onun döneminde insa edildi.
 
 
HARITA

(http://img130.imageshack.us/img130/5721/h16s.jpg)
Abdülaziz devrinde Osmanli sinirlari


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:37:41
(http://img163.imageshack.us/img163/1781/33padisah.gif)
SULTAN  BESINCI MURAD
1876 - 1876

 
Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi : Sevk Efza Kadin Efendi
Dogumu : 21 Eylül 1840
Ölümü : 29 Agustos 1904
Saltanati : 30 Mayis 1876 - 31 Agustos 1876


HAYATI
 

Sultan Besinci Murad 21 Eylül 1840 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Abdülmecid, annesi Sevk-Efza Kadin Efendi'dir. Annesi Çerkez asillidir. Sultan Besinci Murad, çocuklugunda ve gençliginde iyi bir egitim gördü ve Fransizca ögrendi. Okumaya çok merakli oldugundan dolayi, Fransa'dan kitaplar getirtir ve sürekli olarak okurdu. Edebiyata karsi çok ilgiliydi. Aralarinda Ziya Pasa ve Namik Kemal'in de oldugu devrin bir çok sairi ile yakin dostluk kurmustu. Yabanci kültürlerin etkisi altinda kalan Sultan Besinci Murad, piyano çalardi. Bati müzigi stilinde besteler bile yapmistir. Avrupali prenslerle dost olmus, onlarla mektuplasmis olan Sultan Besinci Murad, yerli ve yabanci gazeteleri sürekli takip ederdi.

Sultan Birinci Abdülaziz ile beraber çiktigi Avrupa seyahati sirasinda Avrupa'yi yakindan görüp hayran kalmis olan Sultan Besinci Murad, bu gezi sirasinda Ingiltere'de tanistigi Gal Prensi (sonradan Ingiltere Krali olan VII. Edward) ile yakin bir dostluk kurdu. Müsrif ve ihtiras sahibi bir insandi. Padisah olmak için amcasinin ölümünü bekledigini açikça söylerdi.

Sultan Besinci Murad, tahttan indirilen Sultan Abdülaziz'in yerine 30 Mayis 1876'da padisah oldu. Ancak, Osmanli Imparatorlugu'nu kurtarmak için mesrutiyetin kurulmasini isteyen, bu düsünce ile tahta güvendikleri bir hükümdar getiren aydinlarin umudu yine kirilmisti. 93 gün kaldigi Osmanli tahtindan 31 Agustos 1876 günü indirildi. 28 yil daha sarayda yasayan Sultan Besinci Murad, 29 Agustos 1904 tarihinde vefat etti ve annesi Sevk-Efza Kadin Efendi'nin Yeni Camideki türbesine defnedildi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:38:51
(http://img42.imageshack.us/img42/7513/34padisah.gif)
SULTAN  IKINCI ABDÜLHAMID
1876 - 1909

Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi : Tir-i Müjgan Kadin Efendi
Dogumu : 21 Eylül 1842
Ölümü : 10 Subat 1918
Saltanati : 31 Agustos 1876 - 27 Nisan  1909


HAYATI
 

Sultan Ikinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadin Efendi'dir. Annesi Çerkezdir. Sultan Ikinci Abdülhamid çok küçük yasta iken annesini kaybettigi için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadin yetistirdi. Çocuklugunda çok zayif bir bünyeye sahip olan Sultan Ikinci Abdülhamid sik sik hasta olurdu. Babasinin padisahligi sirasinda bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hosgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yaninda musiki dersleri aldi ve piyano çalmayi ögrendi.

Bekarligi sirasinda çok serbest bir hayat yasayan Sultan Ikinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm bos zamanini ailesiyle, çocuklariyla geçirmeye basladi. Sultan Ikinci Abdülhamid, yikilmak üzere olan Osmanli Imparatorlugu'nu 33  yil ayakta tutmayi basarmis büyük bir padisahtir.  Dindar bir  insan olan Sultan Ikinci Abdülhamid ibadetlerini aksatmazdi. Hayirsever ve cömert bir insan olan Sultan Ikinci Abdülhamid, siradan bir vatandas gibi yasardi. Yunan seferi sirasinda, kendisine hazinede yeterli para bulunmadigi söylenince, atalarindan kalma sahsi servetinden masraflari karsilamis, devletten bes kurus almamisti.

Bos vakitlerini marangozhanede geçirir, harika esyalar yapar, bunlari sattirir ve parasini fakire fukaraya dagittirirdi. Son derece sefkatli bir insan olan Sultan Ikinci Abdülhamid'in kendisini öldürmek isteyenleri bagislamasi, dünya siyaset tarihinde görülmemis bir olaydir. Sultan Ikinci Abdülhamid, kültüre önem vermis ve egitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptirmistir.

Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okullari kuran Sultan Ikinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okullari, kiz meslek okullari da yaptirmistir. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokullari köylere kadar ulastirdi.

Istanbul'da Sisli Etfal Hastahanesi'ni ve Darülaceze'yi kendi sahsi parasiyla yaptirdi. Hamidiye adi verilen nefis içme suyunu borularla Istanbul'a getirtti. Karayollarini Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan Ikinci Abdülhamid, Bagdat'a ve Medine'ye kadar da demiryollari dösetmistir. Büyük sehirlere atli tramvay hatlari dösetti.
 
 
I. MESRUTIYET'IN ILANI

 

Ittihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlar'da ard arda çikan isyanlar ve giderek çogalan ülke bunalimlarini bahane ederek, Sultan Abdülaziz'i tahttan indirip yerine Sultan Besinci Murad'i padisah yapmislardi. Kisa bir süre sonra Sultan Murad'in hasta oldugunun anlasilmasindan sonra yerine Sultan Ikinci Abdülhamit getirildi.

Avrupa ile olan iliskiler sonucu Osmanli Devleti'nde de bir aydin sinif olusmustu. Ittihat ve Terakki Cemiyeti bu aydinlarin sözcüsü gibi çalisiyor ve Mesruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacagina inaniyorlardi. Sultan Ikinci Abdülhamid tahta çikmadan önce Mesrutiyeti ilan edecegini vadetmisti. Padisah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralik 1876'da Osmanlilarin ilk anayasasi olan Kanun-i Esasi'yi ilan etti.

Ilan edilen I. Mesrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Pasa padisahlarin yetkilerini kisitlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsiz olan Sultan Ikinci Abdülhamid, Sultan Abdülaziz'in öldürülmesinden sorumlu tuttugu Mithat Pasa'yi sadrazamliktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanli-Rus savasi ve Meclisteki Mebuslarin aralarindaki çekismeleri yüzünden meclis çalisamaz hale gelmisti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettigini açikladi (1878).
 
 
1877 -1878 OSMANLI - RUS SAVASI (93 HARBI)
 

Osmanli-Rus gerginligi Paris Antlasmasiyla asilmisti ama, Rusya bu durumdan memnun degildi. Çünkü bu antlasmada var olan Karadeniz'in tarafsizligi ilkesi Rusya'nin çikarlarina ters düsüyordu. Ayrica Rusya Slav irkindan olan uluslar arasinda yaymaya çalistigi Panislavizm hareketlerine hiz vermisti. Bosna-Hersek, Sirbistan, Karadag ve Bulgaristan'da ayaklanmalar çikti.

Yeni bir savastan çekinen Avrupalilar bir konferans düzenlediler. Konferans devam ederken Osmanli Devleti, Birinci Mesrutiyeti ilan etti. Osmanli Devleti Istanbul Konferansi'nda alinan kararlari kabul etmedi. Çünkü müzakerelerde Bosna'ya, Hersek'e ve Bulgaristan'a muhtariyet verilmesini, Sirbistan ve Karadag'dan Osmanli kuvvetlerinin çekilmesini istediler. Avrupalilar Londra'da yeni bir konferans topladilarsa da savasa engel olunamadi.

Savas, Ruslarin Balkanlarda Tunayi geçerek Osmanli topraklarina saldirmasiyla basladi. Dogu'da ise Arpaçay'i geçen Ruslar, Kars ve Ardahan'i ele geçirdiler. Rus ordusunu Gazi Ahmet Muhtar Pasa Erzurum'da durdurdu. Bati'da, Gazi Osman Pasa Plevne'de Rus saldirilarina uzunca bir süre basariyla karsi koydu ise de gerekli yardimi alamadi. Ruslar Plevne ve Sapkayi geçtiler. Böylece Edirne yolu Ruslara açilmis oluyordu. Rus Ordusu'nun Yesilköy'e kadar gelmesi üzerine Osmanli Devleti baris istedi.
 
 
AYASTEFANOS ANTLASMASI
 

1878'de imzalanan Ayastefanos Antlasmasina göre;

- Osmanli Devleti'ne bagli bir Bulgaristan Prensligi kurulacak, Prensligin sinirlari Tuna'dan Ege'ye, Trakya'dan Arnavutluk'a uzanacakti.

- Bosna-Hersek'e iç islerinde bagimsizlik verilecek

- Sirbistan, Karadag ve Romanya tam bagimsizlik kazanacak ve sinirlari genisletilecek

- Kars, Ardahan, Batum ve Dogu Beyazit Rusya'ya verilecek

- Teselya Yunanistan'a birakilacak

- Girit ve Ermenistan'da islahat yapilacak

- Osmanli Devleti Rusya'ya 30 bin ruble savas tazminati ödeyecekti.

  Rusya'nin Osmanli Devleti'ni Ayastefanos Antlasmasiyla istedigi gibi parçalamasini istemeyen Avrupali Devletler bu antlasmaya itiraz ettiler. Berlin'de toplanan konferanstan sonra yeni bir antlasma imzalandi. Berlin Antlasmasi ile:

- Ayastefanos Antlasmasiyla kurulan Bulgaristan, üç kisma ayrildi.

- Bosna-Hersek Osmanli Devleti'ne ait kabul edilecek fakat Avusturya tarafindan yönetilecekti.

- Karadag, Sirbistan ve Romanya'nin bagimsizligi devam edecek, fakat sinirlari degistirilecek

- Kars, Ardahan, Batum, Ruslarda kalacak, fakat Dogu Beyazit Osmanli Devleti'ne birakilacak

- Teselya Bölgesi Yunanistan'a ait olacak

- Rumeli'de ve Anadolu'da Ermenilerin oturdugu bölgelerde islahatlar yapilacak

- Osmanli Devleti, Rusya'ya 60 milyon ruble savas tazminati ödeyecekti.
 
 
OSMANLI DEVLETI'NIN DAGILMASI
 

Berlin Antlasmasi'ndan sonra Osmanli Devleti dagilma sürecine girmistir. Balkanlarda yasayan uluslarin bagimsizliklarini kazanmaya baslamalari ve ardindan Rusya  ile yapilan savas neticesinde imzalanan antlasmalarla Osmanli Devleti o görkemli devirlerini aramaktaydi. Rusya'nin Akdeniz'e açilmasi ihtimalini öne süren Ingilizler Kibris'i isgal etti. Osmanli Devleti toprak mülkiyeti kendisinde kalmak sarti ile adayi geçici olarak Ingiltere'ye devretti.

Fransa, Cezayir'e yerlestikten sonra gözünü Tunus'a dikmisti. Berlin Konferansi'nda aradigi firsati ele geçiren Fransa, Tunus'u isgal etti. Osmanli Devleti'nin Protestosu sonuç vermedi. Fransizlarin Tunus'u isgal etmeleri üzerine Ingilizler de harekete geçti.

1869 yilinda Süveys Kanalinin açilmasi Misir'in Jeopolitik konumunu artirmisti. Bu durum Misir üzerindeki Ingiliz ve Fransiz rekabetini hizlandirdi. Misir Hidivi Ismail Pasa Misir'i iyi idare edemiyor ekonomik problemler halkin Avrupali tüccarlarin isyerlerine saldirmalarina yol açiyordu. Bu gelismeleri bahane eden Ingiltere Misir'i isgal etti (1882).

Yunanistan'in bagimsizlik kazanmasindan sonra Giritli Rumlar Yunanistan'a baglanmak istedi. Osmanli Devleti bunu kabul etmedi. Çikan isyan bastirildi. Yunanistan'in Girit'e asker çikarmasi üzerine Osmanli Devleti Yunanistan'a savas açti. Teselya bölgesinde yapilan savasta, Gazi Ethem Pasa komutasindaki Osmanli Kuvvetleri Yunanlilari bozguna ugratti (1897). Avrupali devletlerin araya girmesiyle bir antlasma imzalandi. Bu antlasma ile Girit'e muhtariyet verildi. 1908 yilinda Yunanistan adayi yeniden isgal etti. Balkan Savaslarindan sonra Girit tamamiyla elimizden çikti.

Bosna-Hersek'in idaresi Berlin Antlasmasiyla geçici olarak Avusturya'ya verilmisti. Sultan Ikinci Abdülhamid'in Ikinci Mesrutiyeti ilan etmesinden sonra yasanan karisikliklar sonunda Avusturya bu bölgeyi resmen topraklarina katti. Osmanli Devleti Yeni Pazar sancagi bizde kalmak sarti ile bunu kabul etmek zorunda kaldi (1908).

Berlin Antlasmasiyla üç bölgeye ayrilan Bulgaristan Prenslik haline gelmis Dogu Rumeli ve Makedonya islahat yapilmak sartiyla Osmanli Devleti'nde kalmisti. 1885'de Dogu Rumeli'de isyanlar çikti. Bulgaristan Dogu Rumeliyi Kendisine bagladigini ilan etti. II. Mesrutiyet'in ilanindan sonra Bulgaristan bagimsizligina kavustu ve Dogu Rumeli'yi de içine alan bir Bulgaristan Kralligi kuruldu (1908).
 
 
II. MESRUTIYET'IN ILANI


Mesrutiyet yanlilari Jön Türkler adi altinda çalismalara baslamislar ve padisah Sultan Ikinci Abdülhamid'e Mesrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskida bulunuyorlardi. Daha çok Makedonya'da örgütlenen Ittihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya basladilar bu isyanlarin daha da büyümesinden çekinen Sultan Ikinci Abdülhamid, Mesrutiyeti Ikinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908).

Ikinci Mesrutiyetin ilani ile; ülkede asayis ve güven ortami kurulmus, sansür kaldirilarak basina serbestlik taninmis, hürriyet ve güven ortami kurulmus, siyasi partiler olusmaya baslamis, Kanun-i Esasi yürürlüge girmis ve anayasa üzerinde önemli degisiklikler yapilmis ve halk ikinci kez yönetime padisah yaninda katilma imkani bulmustur.
 
 
31 MART OLAYI


Mesrutiyetin yeniden ilanindan sonra çesitli gruplar arasinda çekismeler ve tartismalar baslamisti. Mesrutiyete karsi olanlar avci taburlari ile birleserek Istanbul'da büyük bir Isyan baslatti. Selanik'ten gelen hareket ordusu bu isyani bastirdi. Tarihimize 31 Mart vakasi olarak geçen bu olaydan sonra Ittihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayi sorumlu tutulan Sultan Ikinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan Ikinci Abdülhamid'in yerine Sultan Mehmed Resad padisah oldu.
 
 
MIMARI ESERLER
 

Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara önem veren ve ince ruhlu bir padisah olan Sultan Ikinci Abdülhamid döneminde, özellikle yabanci mimarlarin faaliyetleri göze çarpar. Sultan Ikinci Abdülhamid'in padisahligi döneminde yerli ve yabanci mimarlarin yaptiklari mimari çalismalardan bazilari sunlardi;

Istanbul Arkeoloji Müzesi,
Eski Sark Eserleri Müzesi,
Yüksek Ticaret Merkezi,
Tarabya Italyan Sefareti,
Haydarpasa Tibbiye Mektebi,
Düyun-i Umumiye ve Karaköy Osmanli Bankasi,
Karaköy Palas Ishani,
Maçka Palas,
Ankara Is Bankasi,
Istanbul Maçka Italyan Sefareti,
Haydarpasa Gari,
Sultanahmet'de Alman Çesmesi,
Sirkeci Gari,
Kütahya Ulu Camii,
Istanbul Yildiz Hamidiye Camii,
Cihangir Camii.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:39:52
(http://img191.imageshack.us/img191/8788/35padisah.gif)
SULTAN  MEHMED RESAD
1909 - 1918

 
Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi : Gülcemal Kadin Efendi
Dogumu : 02 Kasim 1844
Ölümü : 03 Temmuz 1918
Saltanati : 27 Nisan  1909 - 1918


HAYATI
 

Sultan Mehmed Resad 2 Kasim 1844 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadin Efendi'dir. Annesi Çerkezdir. Çocuklugu, padisah olan babasinin yaninda geçti. Egitim ve ögrenimine gereken önem gösterildi.

Sultan Mehmed Resad, amcasi Sultan Abdülaziz zamaninda rahat bir sehzadelik yapmasina ragmen agabeyi Sultan Ikinci Abdülhamid zamaninda sarayda hapis hayati yasadi. Veliaht oldugu için devamli kontrol altinda tutuluyordu. Sultan Mehmed Resad günlerini haremde geçirir, siir ve kitap okurdu.

Sultan Besinci Mehmed Resad, Ittihat ve Terakki partisinin destegiyle tahta çiktiginda 65 yasindaydi. Sultan Ikinci Abdülhamid'in padisahligi sirasinda devlet isleriyle yeterince ilgilenmemisti. Padisahligi sirasinda yönetim daha çok Ittihat ve Terakki partisinin ileri gelenlerinden Enver Pasa, Talat Pasa ve Cemal Pasa'nin eline geçmisti.
 
 
TRABLUSGARP SAVASI
 

Sömürgecilik yarisinda birligini geç sagladigi için geri kalan Italya, Kuzey Afrika'da Osmanlilara ait olan Trablusgarb'i ele geçirmek istedi. Avrupali devletlerin de destegini alan Italya, Osmanli Devleti'ne bir ültimatom vererek, Trablusgarp'in kendisine birakilmasini istedi. Italyanlarin bu istegi reddedilince Trablusgarp ve Bingazi isgal edildi (1911).

Mustafa Kemal ve Enver Bey Trablusgarp'a geçerek Derne ve Tobruk'da önemli direnis hatlari olusturdular. Italya Osmanli Devleti'ni barisa zorlamak için Çanakkale'de Türk istihkamlarini denizden topa tuttular. Ayrica Oniki adaya asker çikardilar. Balkan Savaslarinin baslamasi üzerine Italyanlarla baris imzalandi ve Trablusgarp Savasi sona erdi. Yapilan Usi Baris Antlasmasi'na göre; Trablusgarp ve Bingazi Italya'ya verildi. Oniki ada Yunanistan'in isgal etmemesi için geri verilmek üzere Italya'da kaliyordu.
 
 
I. BALKAN SAVASI
  

Bagimsizliklarini kazandiktan sonra Osmanli Devleti'ni Balkanlardan çikarmak isteyen Bulgaristan, Sirbistan, Yunanistan ve Karadag Trablusgarp savasiyla ugrasan Osmanli Devleti'ne savas açtilar. Rusya'nin saldirmama garantisine güvenen Osmanli Imparatorlugu ordularini terhis etmisti. Birinci Balkan Savasi sirasinda birçok cephede birden savasmak zorunda kalan Osmanli Devleti agir yenilgiler aldi. Bulgarlar Çatalcaya kadar ilerlediler, Yunanlilar Selanik'i isgal etti. Bu olaylardan faydalanan Arnavutluk bagimsizligini ilan etti.
 
 
II. BALKAN SAVASI
 

Osmanli Devleti'nden aldiklari topraklarin kendi aralarinda paylasirken anlasmazlik içerisine girdiler. Sirbistan, Yunanistan ve Romanya Bulgaristan'a karsi savasa basladi. Osmanli Devleti bu firsattan yararlanarak Bulgaristan'a savas ilan etti. Osmanli ordusu tarihi sehir Edirne'yi kurtardiktan sonra Meriç'e kadar ilerledi ancak, Avrupali devletlerin müdahalesi ihtimaline karsi daha fazla ileri gitmedi. Ikinci Balkan Savasi sonunda yapilan Istanbul Antlasmasi ile Edirne ve Kirklareli Türklere geri verildi. Kavala ve Dedeagaç ise Bulgaristan'da kaldi. Iki devlet arasinda Meriç nehri sinir oldu.
 
 
I. DÜNYA SAVASI
 

Avrupa'da yasanan sanayi inkilabindan sonra, fazla mal üreten ülkeler yeni sömürgeler ve pazarlar bulmak için aralarinda yarisiyor ve kendi aralarinda gruplasiyorlardi. Osmanli Devleti, 28 Haziran 1914 tarihinde baslayip, 1918 yilina kadar devam eden ve bu süre içinde milyonlarca insanin ölmesine ve sakat kalmasina ekonomik olarak büyük hasara yol açan Birinci Dünya Savasi'na Almanya'nin yaninda katildi.

Osmanli Devleti Birinci Dünya Savasi'nda birçok cephede savasti. Çanakkale Savasi'nda tarihin en büyük direnislerinden birini gerçeklestiren Türk milleti, tüm olumsuz sartlara ragmen, düsman donanmasinin bogazlardan geçmesine izin vermedi. Osmanli birlikleri, her cephede kahramanca mücadeleler vermesine ragmen, kazandigi yerel basarilar sonuca etki etmedi. Milletin basariya ulasmasi için dua etmekten baska bir is görmeyen Mehmet Resad, Osmanli Imparatorlugu'nun bu feci sartlari içinde, 1918 yilinda kalp yetmezliginden dolayi vefat etti.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 20:45:57
(http://img94.imageshack.us/img94/2935/36padisah.gif)
SULTAN  MEHMED VAHDEDDIN
1918 - 1922

Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi : Gülistu Kadin Efendi
Dogumu : 02 Subat 1861
Ölümü : 15 Mayis 1926
Saltanati : 04 Temmuz 1918 - 01 Kasim 1922


HAYATI
 

Sultan Mehmed Vahdeddin otuz altinci ve son Osmanli padisahidir. Babasi Sultan Abdülmecid, annesi Gülistu Kadin Efendi'dir. 2 Subat 1861 tarihinde Istanbul'da dogdu. Babasi Sultan Abdülmecid, Sultan Mehmed Vahdeddin dogdugu yil, annesi Gülistu Kadin Efendi de, o henüz çok küçükken vefat etmislerdi. Çocuk denecek yaslarda hem öksüz, hem yetim kalan Sultan Mehmed Vahdeddin, babasi Sultan Abdülmecid'in kadinlarindan Sayeste Kadin tarafindan büyütüldü.

Sultan Abdülaziz'in saltanati sirasinda henüz bir çocuk oldugu için serbest yetisti. Egitim ve ögrenimi ile agabeyi Sultan Ikinci Abdülhamid henüz padisah degilken bile yakindan ilgilendi. Sultan Ikinci Abdülhamid, saltanat yillarinda da bu tutumunu degistirmedi, ona hep deger verdi ve onu korudu. Bu yüzden agabeyinin saltanat yillarinda rahat bir hayat yasadi.

Sultan Mehmed Vahdeddin, çok okurdu, okudugunu iyi anlardi. Özellikle fikha ait eserler ilgisini çekmisti. Kitabeti ve imlâsi düzgündü. Zekî bir insandi, fikirlerini kâgit üstüne aktarmakta zorluk çekmezdi. Çok nazik bir insan olan Sultan Mehmed Vahdeddin, Viyana seyahati sirasinda hem yanindakileri hem de yabancilari nezaketine hayran birakmisti. Az konusur, daha çok dinlemeyi sever ve birisini dinlerken pür dikkat kesilirdi.

Sultan Mehmed Resad, padisah oldugu zaman, yas bakimindan Sultan Mehmed Vahdeddin'den daha büyük olan Sultan Abdülaziz'in oglu Yusuf Izzeddin veliaht idi.
Yusuf Izzeddin'in ölümü üzerine veliahtliga Sultan Mehmed Vahdeddin getirildi.

Veliaht olarak bulundugu yillarda, Birinci Dünya Savasi çikti. Savas sirasinda Osmanli Devleti'nin veliahti olarak Almanya'ya resmî bir gezi yapti. Bu seyahatinde yaninda
Mustafa Kemal de bulunudu. Sultan Mehmed Resad'in ölümü üzerine, Sultan Altinci Mehmed Vahdeddin sani ile padisah oldu.
 
 
MONDROS MÜTAREKESİ
 

30 Ekim 1918 tarihinde, Limni adasının Mondros Limanı'nda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp'un Başkanı olduğu İtilâf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. I. Dünya Savaşını bitiren bu antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilâf Devletleri'ne Osmanlı Devleti'nin herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi.

Mustafa Kemal bu mütareke ile ilgili olarak şunları söylüyordu; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilâsı için onlara muaveneti (yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilâya maruz olacağı şüphesizdir.

Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilâf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi gereğince, bütün bir memleketin işgali için İtilâf Devletleri'ne imkân veriyordu.

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır:

1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz'e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilâf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.

2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.

3- Karadeniz'deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.

4- İtilâf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim olunacaktır.

5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.

6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.

7- İtilâf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.

8- Osmanlı demiryollarından İtilâf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.

9- İtilâf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.

10-Toros Tünelleri, İtilâf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.

11- İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.

12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilâf Devletlerine geçecektir.

13- Askerî, ticarî ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.

14- İtilâf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den temin edeceklerdir (Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır).

15- Bütün demiryolları, İtilâf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.

16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilâf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.

17- Trablus ve Bingazi'deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.

18- Trablus ve Bingazi'de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.

19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğundan olanlar bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.

20- Gerek askerî teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilâf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.

21- İtilâf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.

22- Osmanlı harp esirleri, İtilâf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.

23- Osmanlı Hükümeti, merkezî devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.

24- Altı vilâyet adı verilen yerlerde bir kargaşa olursa, vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilâf Devletleri haiz bulunacaktır.

25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahallî saat ile öğle zamanı sona erecektir.

 
SEVR ANTLAŞMASI
 

Ana hatları 24 Nisan 1920'de San Remo Kanferansı'nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti.

Antlaşması'nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilâf Devletleri'nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve Nazilli'nin ardarda işgali ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.

Sultan Vahdeddin'in başkanlığında toplanan Şûra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek Antlaşma'nın onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, millî şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damad Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hâdi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920'de imzaladılar.

Sevr Antlaşması'na göre, Osmanlı Devleti parçalanıyor, Türk Milleti de yasama hakkından yoksun bırakılıyordu.

Rumeli sınırımız aşağı-yukarı İstanbul vilâyeti olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve havalisi) Yunanlılara veriliyordu. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye'nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa'ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye'ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak'ın kuzey kısmında nüfuz bölgeleri tesis ediyorlardı. İstanbul'da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar'da ordusu, donanması, bütçesi ve organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı. Türklere bırakılan bölge, hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilâyetleri ve dolayları idi. Sevr'e göre, memleket dahilinde bulunan azınlıklar Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtuluyorlar, yeniden hiç kimsenin Türk tabiyetine de girmesine müsade edilmiyordu.

Devletin askerî kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azamî miktar 50.700 kişi olacak; tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mâlî ve iktisadî hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devleti'ni İtilâf Devletlerinin müşterek sömürgesi haline getiriyordu. İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mâli Komisyon, Osmanlı Devleti'nin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.

Sevr Antlaşması'nın Osmanlı Hükümeti'nce imzalanması, Anadolu'daki millî mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti'nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur.

Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması'nı imzalayan ve bunu onaylayan Şûra-yı Saltanat'ta bulunanları vatana hıyanetle itham ederek vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilân etti.

 
KURTULUŞ SAVAŞI
 

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına Almanya'nın yanında katılmıştı. Ağır ve yorucu savaşlardan çıkmış Osmanlı kuvvetleri savaş sırasında kahramanca çarpışmalarına rağmen, düşman kuvvetlerinin tüm yurdu işgal etmelerine karşı koyamamışlardı. Bu sıralarda imzalanan Mondros ve Sevr Antlaşmaları, Osmanlı Devleti'ni tamamen yok etmeye ve Türk yurdunu parçalamaya yönelik hazırlanmıştı.

Sultan Mehmed Vahdeddin Osmanlı Mebusan Meclisi'nin toplanmasına karar verdi. Toplanan meclis düşman devletlerin görüşleri dışında bir karar alarak Misak-ı Millî'yi kabul etti. Bunun üzerine İngilizler İstanbul'u resmen işgal edip Osmanlı Mebusan Meclisi'ni dağıttılar.

19 Mayıs 1919 yılında Samsun'a çıkarak Millî Mücadele hareketini başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Anadolu'daki direniş hareketini örgütlediler. Kongreler, Kuva-yı Milliye direnişleri gerçekleştirildi. Nihayet 23 Nisan 1920'de TBMM'nin Ankara'da açılmasına karar verildi.

Türk milleti, canını ve malını hiçe sayarak girdiği Kurtuluş Savaşı'ndan muzaffer çıkmış, düşmanlar vatan topraklarından atılmıştı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa idaresinde büyük bir zafer kazanılmıştı. Yeni meclis saltanatın kaldırılması ve Osmanlı hanedanının Türk topraklarından çıkarılmasını istemişti.

 
İSTANBUL'DAN AYRILIŞI
 

Hayatını tehlikede gören Sultan Mehmed Vahdeddin, İstanbul'daki işgal kuvvetleri komutanına baş vurarak İngiliz devletine sığınmak istediğini bildirdi. 17 Kasım 1922 sabahı İsranbul'dan Malaya isimli bir İngiliz zırhlısı ile ayrıldı.

Saraydan ayrılışından sonra Vahdeddin önce Malta'ya, daha sonra Hicaz'a gitti.

Mekke'de bir süre kaldıktan sonra İtalya'nın San Remo şehrine giderek vefatına kadar orada kaldı.
 
 
ÖLÜMÜ
 

Sultan Mehmed Vahdeddin, San Remo'da kalp yetmezliğinden dolayı 15 Mayıs 1926 günü 65 yaşında vefat etti. Vatan topraklarına gömülmek en büyük arzusuydu. Ancak bunun mümkün olmayacağını bildiği için en azından halkı müslüman olan bir ülkenin topraklarına gömülmek istemişti. Şam'daki Selâhaddin Eyyubi Türbesi'ni seçmişti ve bu son arzusuydu.

Cenazesi alacaklıların haciz koymaları yüzünden bir süre ortada kaldı. Ancak devrin Suriye Devlet Başkanı Ahmed Nami Bey, olayı duyunca çok üzüldü ve bütün borçlarını ödeyerek, cenazesini Suriye'ye getirtti. Ancak toprağa verilmeyi çok arzuladığı Selâhaddin Eyyubi Türbesi doluydu. Ahmed Nami Bey, Sultan Mehmed Vahdeddin'in cenazesinin
Sultan Selim Camii'nin bahçesine gömülmesini sağladı.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ALBayraK üzerinde 10 Ocak 2010, 22:43:49
OsmanLi PadisahLari'nin Tugralari..

(http://img690.imageshack.us/img690/5253/tugra02.jpg)
ORHAN GAZI'nin Tugrasi

(http://img442.imageshack.us/img442/4385/tugra03.jpg)
SULTAN MURAD HÜDAVENDIGAR'in Tugrasi

(http://img686.imageshack.us/img686/7382/tugra04.jpg)
SULTAN YILDIRIM BAYEZID'in Tugrasi

(http://img35.imageshack.us/img35/1842/tugra05a.jpg)
SULTAN ÇELEBI MEHMED'in Tugrasi

(http://img63.imageshack.us/img63/9418/tugra06.jpg)
SULTAN IKINCI MURAD'in Tugrasi

(http://img35.imageshack.us/img35/4723/tugra07.jpg)
FATIH SULTAN MEHMED'in Tugrasi

(http://img442.imageshack.us/img442/4426/tugra08.jpg)
SULTAN IKINCI BAYEZID'in Tugrasi

(http://img191.imageshack.us/img191/9017/tugra09.jpg)
YAVUZ SULTAN SELIM'in Tugrasi

(http://img532.imageshack.us/img532/3567/tugra10.jpg)
KANUNI SULTAN SÜLEYMAN'in Tugrasi

(http://img33.imageshack.us/img33/2743/tugra11.jpg)
SULTAN IKINCI SELIM'in Tugrasi

(http://img63.imageshack.us/img63/1824/tugra12.jpg)
SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD'in Tugrasi

(http://img690.imageshack.us/img690/3337/tugra13.jpg)
SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED'in Tugrasi

(http://img191.imageshack.us/img191/4640/tugra14.jpg)
SULTAN BIRINCI AHMED'in Tugrasi

(http://img690.imageshack.us/img690/3326/tugra15.jpg)
SULTAN BIRINCI MUSTAFA'nin Tugrasi

(http://img191.imageshack.us/img191/2307/tugra16.jpg)
SULTAN GENÇ OSMAN'in Tugrasi

(http://img690.imageshack.us/img690/8463/tugra17.jpg)
SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD'in Tugrasi

(http://img35.imageshack.us/img35/3963/tugra18.jpg)
SULTAN BIRINCI IBRAHIM'in Tugrasi

(http://img12.imageshack.us/img12/2274/tugra19.jpg)
SULTAN DÖDÜNCÜ MEHMED'in Tugrasi

(http://img6.imageshack.us/img6/2642/tugra20.jpg)
SULTAN IKINCI SÜLEYMAN'in Tugrasi

(http://img690.imageshack.us/img690/5051/tugra21.jpg)
SULTAN IKINCI AHMED'in Tugrasi

(http://img191.imageshack.us/img191/6341/tugra22.jpg)
SULTAN IKINCI MUSTAFA'nin Tugrasi

(http://img442.imageshack.us/img442/3266/tugra23.jpg)
SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMED'in Tugrasi

(http://img33.imageshack.us/img33/7701/tugra24.jpg)
SULTAN BIRINCI MAHMUD'un Tugrasi

(http://img6.imageshack.us/img6/6583/tugra25.jpg)
SULTAN ÜÇÜNCÜ OSMAN'in Tugrasi

(http://img12.imageshack.us/img12/9162/tugra26.jpg)
SULTAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA'nin Tugrasi

(http://img35.imageshack.us/img35/7421/tugra27.jpg)
SULTAN BIRINCI ABDÜLHAMID'in Tugrasi

(http://img690.imageshack.us/img690/1219/tugra28.jpg)
SULTAN ÜÇÜNCÜ SELIM'in Tugrasi

(http://img63.imageshack.us/img63/4346/tugra29.jpg)
SULTAN DÖRDÜNCÜ MUSTAFA'nin Tugrasi

(http://img63.imageshack.us/img63/3915/tugra30.jpg)
SULTAN IKINCI MAHMUD'un Tugrasi

(http://img63.imageshack.us/img63/2159/tugra31.jpg)
SULTAN BIRINCI ABDÜLMECID'in Tugrasi

(http://img33.imageshack.us/img33/2138/tugra32.jpg)
SULTAN ABDÜLAZIZ'in Tugrasi

(http://img26.imageshack.us/img26/7811/tugra33.jpg)
SULTAN BESINCI MURAD'in Tugrasi

(http://img26.imageshack.us/img26/778/tugra34.jpg)
SULTAN IKINCI ABDÜLHAMID'in Tugrasi

(http://img199.imageshack.us/img199/7898/tugra35.jpg)
SULTAN MEHMED RESAD'in Tugrasi

(http://img191.imageshack.us/img191/1017/tugra36.jpg)
SULTAN MEHMED VAHIDÜDDIN'in Tugrasi


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: yigidogan58 üzerinde 08 Mayıs 2010, 13:15:24
Ermenilerin de sözde soykırımla ilgili birçok sahte belgesi var onlara da inanıyor musun Tien san?


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: yigidogan58 üzerinde 08 Mayıs 2010, 13:25:49
Nedense Osmanlı padişahları arasında bütün dini bütün padişahlara iftiralar atılıyor, saçma fikirler öne sürülüyor. Onlar olmasaydı siz bu halde, kendi vatanınızda, kendi dilinizde, kendi değerlerinizle yaşayamazdınız. Vahdettin hain değildir. Vahdettin kaçmamıştır. Sürgün kararı alınmıştır. Atatürk'ün itirafları var. Vahdettin ölünce şöyle demiştir:"Çok iyi bir adam öldü. İstese Topkapı Sarayındaki bütün mücevheratı götürüp kendine çok güçlü bir ordu kurarak geri gelirdi." Ayrıca Atatürk'ün, Vahdettin'in ülke dışına çıkışı ile ilgili pek çok sözünü bulabilirsiniz. Bu sözlerden birinde şu anlatılmakta: Eğer Vahdettin ülke dışına çıkmasaydı ülke içinde harp çıkacaktı. İç savaş sonunda mücadele başlayamayacaktı.
Atatürk 19 Mayıs 1919 da Samsun'a çıkarken nasıl o kadar düşman donanması arasından geçti sanıyorsunuz. Sizler gibi düşünen pek çok yanlışa düşmüş insan Vahdettin ingilizlerden yardım istedi diye bilirler. Bu yardımı Atatürk'ün Samsuna çıkıp Milli Mücadele'yi başlatması için istemiştir. Bakın sırf bunun için İngilizlerden yardım istiyor ve kendi şerefini insanların dillerine düşürmeyi göze alıyor. Siz de arkasından küfrediyorsunuz.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Gökkurt-1776 üzerinde 19 Mayıs 2010, 20:43:16
Arkadaşlar Osmanlı Tarihi Türk Tarihi'nde önemli bir yer tutar.O nedenle yorum yaparken tarihimizle yüzleştiğimizi unutmayalım.Günümüzde yani 2000li yıllarda baktığımızda neyin doğru neyin yanlış olduğunu görmek kolay.O dönemin gözüyle değerlendirme yapmak zorunda olduğumuzu sanıyorum.Aksi takdirdeki yorumlar havada ve önemsiz kalır diye düşünüyorum.Bana göre gerçek bir Türkçü tarihiyle övünmesini bildiği gibi onunla yerilmesini de bilmelidir.Tarihimizde bir çağ kapanmış yeni bir çağ açılmıştır.Yeni çağ açılırken bazılarının tek şanssızlığı bu çağda yanlış tarafta olmaktır.Bazen bilmeden de olsa.
Fakat bazılarının Kanuni gibi padişahlara hakaret ettiğini görüyorum ve üzülüyorum.Kanuni dönemi itibariyle en önemli devlet başkanıdır.Sadece Osmanlı'nın iç politikasında değil Avrupa'daki güç dengesini Osmanlı lehine değiştirmesinden dolayı da önem arzeder.Diplomasinin de özellikle günümüzde savaş kadar önemli olduğunu düşünürsek o yıllarda bu uygulamayı en muhteşem göstermiş kişidir.O nedenle biraz saygı diyorum.Sevmeyebilirsiniz belki ama hakaret etmeyip sadece saygı duyabiliriz.Unutmayalım Osmanlı Tarihi'nin en güçlü dönemlerini Kanuni döneminde yaşadı.Çöküş Kanuni'den sonradır.
Yazının başında da söyledim yine söylüyorum.Fatih ile Osman Gazi ile övünüp 3.Mustafayla 1.Abdülhamit ile yerilmesini de bilmeliyiz.Tarihe saygı bu şekilde olmalıdır.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: tunga üzerinde 19 Mayıs 2010, 21:34:23
heh gelelim şu konuya, burada dediğim gibi vahdettin'in kendisinin hazırladığı bir belge değil ki zaten orada fermanı onaylasada onaylamasada karar alınacaktı çünkü 2.Abdülhamid'den sonra padişahın şahsi karar yetkisi yoktur bu belge damat ferid'in önergesiyle meclise sunulmuş ve demokratik(!) çözümler sonucu kabul edilmiştir.


Doğru söylemiş.Yazıda yanlış bir şey yok.



Vahdettin hain değildir.Tüm yetkileri alınmış ve (işgal güçleri tarafından) sürekli baskı altında tutulmuştur.Onun adına çıkartılan tüm belgeler sahtedir ve dönem itibariylede geçersizdir.

O dönemde kimse söylemlerin ve belgelerin Padişah a ait olduğuna inanmadı zaten.











Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Mete Han üzerinde 19 Mayıs 2010, 23:02:07
Evet Vahdettin hain değildir Osmanlı hazinesinden hiçbir şey almadan gitmiştir ve ülke dışında devlete eleştiren,küçük düşüren şeyler söylememiştir.Kendi dönemindede güçsüz,etkili biri olmadığı için birşey yapamamıştır herşeyi Damat Ferit yapmıştır.Vahdettin zaten istesede bir şey yapamazdı eli kolu bağlıydı ama kendide pasif biriydi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Mete Han üzerinde 19 Mayıs 2010, 23:06:24
Genel Osmanlıya gelince hatalı bir kültür ve yönetim biçimide olsa sonuçta Türk devleti ve Türk devleti adına başarıları var.Avrupalılar Türkler geliyor,Türkler fethediyor diyordu,Türklerden korkuyorlardı bu bile önemli bence.Hala Avrupalılar Osmanlının kendilerini ezmesinden dolayı bizden korkarlar.Elbette Osmanlıda hatalarda vardı ama yaptıkları başarılarda göz önüne alınmalı ve atalarımıza her ne olursa olsun hain dememeliyiz.Tarihi bugüne göre değil ozamanın şartlarına göre yorumlamalıyız ozaman dünyada genel bir din devlet olgusu vardı ve Avrupalılarda din-devlet şeklindeydi ama zaman içindeki yenilenmeyle Avrupalılarda ulus devlete geçti bizde.Tarihi her zaman odönemki şartlara göre düşünelim.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Oğuz Şad üzerinde 19 Mayıs 2010, 23:22:35
 Yanılmıyorsam Abdülhamit'ti. Ya da başka bir Osmanlı padişahı da olabilir yanlışsa bilen bir arkadaş düzeltsin.  Bir sözü vardı. ''Soyum olan Osmanlı padişahları içerisinde sarhoş, deli, kadın düşkünü çıkmıştır. Fakat, içlerinden vatan haini çıkmamıştır.''

Vahdettin'e ve hainlik olayına gelirsek; Şunu başta açıklığa kavuşturalım. Vahdetttin veyahut bir başka Osmanlı padişahı, vatan hainliğini payitaht olarak algılamaktadırlar. Yani vatana ihanet sadece payitahta ihanet olarak algılanmaktadır. Yoksa Türk'ün kanı oluk oluk arap çöllerinde, balkan illerinde akmış onların umurunda bile değildi. Yeter ki, payitaht yaşasın, hilafet yükselsin! Gerisi hikaye...


O sebepten dolayıdır ki, Kurtuluş mücadelesine başlayan Atatürk'ün, payitaht için tehlike arzetmesi yüzünden, idam fermanının çıkmasına neden olmuştur. Yani, o hainlik yapmayan Vahdettin(!) için yeri geldiğinde bir zamanlar çok yakınında bulunmuş olan Atatürk, Nutuk adlı eserinde ''Soysuzlaşmış'' demiştir. Bilmem bu ''soysuzlaşmış'' sözü, bazı şeyleri açıklamak ve anlamak için yeter mi?

Şunu da eklemesek olmaz. O payitaht öyle bir payitaht ki, içinde hiç bir şekilde cephede kan dökmesi dışında Türk'e yer vermiyor, barındırmıyor.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: tunga üzerinde 19 Mayıs 2010, 23:38:33
Payitaht Devlettir.Devlet elden giderse vatanın hiç bir anlamı kalmaz.









Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: tunga üzerinde 19 Mayıs 2010, 23:54:50



O sebepten dolayıdır ki, Kurtuluş mücadelesine başlayan Atatürk'ün, payitaht için tehlike arzetmesi yüzünden, idam fermanının çıkmasına neden olmuştur.


O dönemde Payitaht zaten İstanbul un işgal edilmesiyle bitmiştir.(Görünürde vardır) Atatürk hakkında idam kararını çıkartan da bu işgal güçleridir.Ama bu Türk Milletince itibar görmemiştir ve uygulanmamıştır.TBMM nin kurulmasıylada İstanbul Hükümeti kendi kendini feshetmiştir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: KANK üzerinde 20 Mayıs 2010, 00:17:31
Vahidettin'in ne olduğunu Yüce Türk tarihi yazmıştır,şimdi hiç kimse çıkıpta sırf Türk soyludur diye,o'nun yapmış olduğu pislikleri aklamaya yeltenmesin! Şeref ile anılmayı hak edenler,Şerefi ile ölmeyi bilenlerdir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: İlteriş Kutluk Kağan üzerinde 20 Mayıs 2010, 00:45:31
Atsız Ata'nın Osmanlı Padişahlarıyla ilgili makalesini oku Kank kandaşım. Vahdettin Han ile ilgili bölümü özellikle.


Tanrı Türk'ü Korusun!...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Oğuz Şad üzerinde 20 Mayıs 2010, 11:27:28
Atsız Ata'nın Osmanlı Padişahlarıyla ilgili makalesini oku Kank kandaşım. Vahdettin Han ile ilgili bölümü özellikle.

O dönemde Payitaht zaten İstanbul un işgal edilmesiyle bitmiştir.(Görünürde vardır) Atatürk hakkında idam kararını çıkartan da bu işgal güçleridir.Ama bu Türk Milletince itibar görmemiştir ve uygulanmamıştır.TBMM nin kurulmasıylada İstanbul Hükümeti kendi kendini feshetmiştir.

Hiç de dediğiniz gibi değil. Ulu Önder, O günkü durumu Nutuk'ta bakın nasıl anlatıyor.
''I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.''

Kısaca, devşirmelerden mürekkep saray efradı ve onların Anadolu içlerine kadar uzanmış atanmış yöneticileri ile 600 yıl Türk'ün kanını oluk oluk emen payitaht, en zor zamanda bile kendi mevcudiyetini korumaktan başka bir şey düşünmemiştir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Oğuz Şad üzerinde 20 Mayıs 2010, 13:18:01
Payitaht Devlettir.Devlet elden giderse vatanın hiç bir anlamı kalmaz.

Payitaht devlet olabilir. Fakat devlet olmadığı zaman vatanın hiçbir anlamının kalmayacağı doğru değildir.

İşgal zırhlıları İstanbul'da payitahtın ciğerine demirlediği zaman, payitaht sadece kendi varlığını sürdürmek için her türlü çarelere başvuruyordu. İşte o anda Anadolu'da Atatürk önderliğinde Türk milleti Vatan Savunması yapıyordu. Hiç kimsenin aklında Vahdettin'in saltanatı ya da devleti yoktu. Sadece ve sadece düşmanı bir an evvel Vatan topraklarından kovmak vardı. Yani, devlet veya payitaht değildir aslolan, Vatan'dır. 
Zaten o günün şartlarını ve olaylarını iyi değerlendirirsek herşeyi çok iyi analiz edebiliriz. Vatan mı? Devlet mi?
Ciğerine kadar giren düşman ve o düşmanın emireri olmuş payitaht karşısında Halk ta payitaht(devlet) ile Vatan arasında seçimini Vatan'dan yana kullanmış.


Kişiler, kurumlar geçicidir. Kalıcı ve gerçek olması gereken ise Vatan üzerinde Türk milletinin tam bağımsız yaşamasıdır. Kürşad'ın büyüklüğü de zaten oradan gelir. Milletine Vatan yapabilmek için, hakkı olduğu halde dahi feragat ederek bir başkasını başa geçirip, ölümüne mücadeleye girmesinden...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: tunga üzerinde 21 Mayıs 2010, 12:16:17
M.Kemal in Nutku okuduğu tarih 1927 dir.Türk Tarih Kurumu ise 1930-1935 arası çalışmalarına başlamıştır.M.Kemal de bu andan intibaren Cumhurbaşkanı olduğu dönemde tarih çalışmalarını yakından takip etmiş hatta kendiside bizzat bu çalışmalara katılmıştır.


Osmanlı nın son dönemlerinde Türklük bilinci Türk soyundan olanlarda (Padişah,asker,devlet adamları,ve gazeteciler)vardı.Ama tarih bilinci şu anki düzeyde değildi.


Dönem itibariyle bitmiş,tükenmiş toprakları işgal edilmiş, dönemin koşullarına göre bakıldığında Türk Milleti ni kaderine terketmiş bir Devlet vardı.M.Kemal de bunun sorumlusu olarak gördüğü Osmanlı hanedanına çok kızgındı.



Ancak günümüzde Nihal Atsız gibi büyük tarihçilerin çalışmaları da buna eklenince tarih hakkında daha net bilgilere sahip olduk.




VI. Mehmed:

 Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hain damgası vurulmuştur. Fakat hain değil,
--> BÜTÜN OSMANLI PADİŞAHLARI <-- gibi vatanseverdir. Veliahd iken Almanya'ya gittiği zaman (M.Kemal de yanında gitmiştir), batı cephesinde ateş hattı siperlerini gezmiş, herhangi bir umulmadık tehlikeye karşı başını eğmesi söylendiği zaman:

              "--> TÜRK BAŞI DÜŞMAN KARŞISINDA EĞİLMEZ! <--"

cevabını vermiştir.

                                                                                  H.NİHAL ATSIZ



Damat Ferit İngiliz yalakası,korkak bir Dalkavuktur.İngilizlerin uşaklığını yapmıştır.Padişah Vahdettin Damat Feriti hiç sevmezdi, hatta nefret ederdi.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: hasyörük üzerinde 16 Temmuz 2010, 13:02:42
Evet Vahdettin hain değildir Osmanlı hazinesinden hiçbir şey almadan gitmiştir ve ülke dışında devlete eleştiren,küçük düşüren şeyler söylememiştir.Kendi dönemindede güçsüz,etkili biri olmadığı için birşey yapamamıştır herşeyi Damat Ferit yapmıştır.Vahdettin zaten istesede bir şey yapamazdı eli kolu bağlıydı ama kendide pasif biriydi.


''BEN VE BUDUNUM TENGRİNİN KIRBACIYIZ.TENGRİ LANETLENEN BUDUNLARI CEZALANDIRMAK İÇİN BİZİ GÖNDERİR.''BAŞBUĞ ATTİLA          ''TÜRK BEĞLERİ, BUDUNU, İŞİTİN!ÜSTTE  MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE,ALTTA YAĞIZ YER DELİNMEDİKÇE, SENİN İLİNİ VE TÖRENİ KİM BOZABİLİR?
TİTRE VE KENDİNE DÖN!''BİLGE KAĞAN                                          

"TÜRK'ÜN ALAMET-İ FABRİKASI FARÎKASI BREKİSEFAL KAFATASINDADIR" BAŞBUĞ ATATÜRK                                                                      

1)CAHİLİN DİNİ OLMAZ. 2)ARAPLAR CAHİLİN ÖNDE GİDENİDİR.
1. CÜMLEDE CAHİLLER YERİNE ARAPLAR YAZABİLİRİZ ÇÜNKÜ ARAP=CAHİL

abicim öncelikle hanedanın (osmanlı) en yakın akrabası karakeçili yörüklerinden bir TÜRKOĞLUYUM ama önce kendi gözündeki omcayı gör sonra diğer kavimlere dil uzat. daha baş buğun (M.Kemal) sözünü bile doğru dürüst anlayamamışsın arap=cahil diyorsun. Alamet-i Fârikası olacak, Alameti Fabrikayı nereden çıkardın kara cahil. millete kendinizi güldürmeyin. Türkleri kara cahil göstermeyin önce kendiniz başbuğlarımızın sözlerini adam gibi öğrenin.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Motun_TR üzerinde 16 Temmuz 2010, 18:31:07
Evet Vahdettin hain değildir Osmanlı hazinesinden hiçbir şey almadan gitmiştir ve ülke dışında devlete eleştiren,küçük düşüren şeyler söylememiştir.Kendi dönemindede güçsüz,etkili biri olmadığı için birşey yapamamıştır herşeyi Damat Ferit yapmıştır.Vahdettin zaten istesede bir şey yapamazdı eli kolu bağlıydı ama kendide pasif biriydi.


''BEN VE BUDUNUM TENGRİNİN KIRBACIYIZ.TENGRİ LANETLENEN BUDUNLARI CEZALANDIRMAK İÇİN BİZİ GÖNDERİR.''BAŞBUĞ ATTİLA          ''TÜRK BEĞLERİ, BUDUNU, İŞİTİN!ÜSTTE  MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE,ALTTA YAĞIZ YER DELİNMEDİKÇE, SENİN İLİNİ VE TÖRENİ KİM BOZABİLİR?
TİTRE VE KENDİNE DÖN!''BİLGE KAĞAN                                           

"TÜRK'ÜN ALAMET'İ FABRİKASI BRAKİSEFAL KAFATASINDADIR" BAŞBUĞ ATATÜRK                                                                     

1)CAHİLİN DİNİ OLMAZ.2)ARAPLAR CAHİLİN ÖNDE GİDENİDİR.
1. CÜMLEDE CAHİLLER YERİNE ARAPLAR YAZABİLİRİZ ÇÜNKÜ ARAP=CAHİL

abicim öncelikle hanedanın (osmanlı) en yakın akrabası karakeçili yörüklerinden bir TÜRKOĞLUYUM ama önce kendi gözündeki omcayı gör sonra diğer kavimlere dil uzat. daha baş buğun (M.Kemal) sözünü bile doğru dürüst anlayamamışsın arap=cahil diyorsun. Alamet-i Fârikası olacak, Alameti Fabrikayı nereden çıkardın kara cahil. millete kendinizi güldürmeyin. Türkleri kara cahil göstermeyin önce kendiniz başbuğlarımızın sözlerini adam gibi öğrenin.

 Sende önce adam akıllı konuşmasını öğren. Başkasına bilmişlik taslayacağına öncelikle kendi hatalarına bak. Burada kimse Türkleri kara cahil olarak göstermiyor. En büyük düşmanlarımız bile bilirler ki Türkler Kara Cahil değildir. Bir daha Türk Soylu kandaşını aşağılamaman gerektiğini hatırlatıyorum. Bu ilk uyarımdır ikinci uyarında gidersin. Arap= Cahili Atatürk değil, Kandaşımız söylemiştir bu görüşünde de haklıdır.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: açina üzerinde 16 Temmuz 2010, 19:25:12
Bu Osmanlı hanedanını aklamak da son günlerde moda oldu.TV kanalları son şehzadeler diye ne idüğü belirsiz adamları kanallrında ağırlamak için yarış halindeler..Ama boşuna kapılmasınlar.Bu ülkede, bu topraklarda başbuğumuz ATATÜRK'ün izlerini asla yok edemeyecekler.Başbuğ ATATÜRK büyük nutkun da Vahdettin hain  dediyse tarihi yeniden yazmaya gerek yoktur..


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Çiççi üzerinde 16 Temmuz 2010, 21:12:21
 “İlkâ-i (görevlendirme) milkdârilerinden mülhem azim ve iman ile vazife-i âcizânemde müdavim bulunuyorum.” (TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 1, 1940.) Anlamı: “Mülkün sahibinin (padişahın) arzularından (isteğinden) ilham aldığım azim ve imanla aciz görevime devam ediyorum.”

                                                                  M.Kemal Atatürk (İlk Meclis Konuşması)



İdam kararıyla ilgili söylediği;

                  “Millet, Hilafet ve Saltanat makamının bağımsız ve tehlikeden uzak bulunmasını vicdanî bir emel saymıştır. Müslümanların Halifesi’nin bundan başka bir şey düşünmesi mümkün müdür? Ben şahsen hiçbir şey düşünmem. Hatta zât-ı şâhânenin ağzından işitsem bunun mutlaka zor ve baskı altında söylendiğine hükmederim.”

                                                                          M.Kemal Atatürk (Meclis gizli oturumu)


Nutukta niçin o ifadeleri kullanmıştır.O dönemde hiç bir anlamı kalmayan Saltanat ve Hilafet kaldırıldıktan sonra ve (Millet Padişah ın tekrar gelip Devletin başına geçmesini beklerken) M.Kemal bu kurumları övecek değildi.
                                             



Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: oguz sad üzerinde 16 Temmuz 2010, 21:22:29
Nutukta niçin o ifadeleri kullanmıştır.O dönemde hiç bir anlamı kalmayan Saltanat ve Hilafet kaldırıldıktan sonra ve (Millet Padişah ın tekrar gelip Devletin başına geçmesini beklerken) M.Kemal bu kurumları övecek değildi.


M. Kemal Atatürk, halifeyi kurtaracağız diye yanına toplanan hatırı sayılı kitleyi küstürmemek için daha önce söylememiş olabilir mi?


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Çiççi üzerinde 16 Temmuz 2010, 21:44:44
Nutukta niçin o ifadeleri kullanmıştır.O dönemde hiç bir anlamı kalmayan Saltanat ve Hilafet kaldırıldıktan sonra ve (Millet Padişah ın tekrar gelip Devletin başına geçmesini beklerken) M.Kemal bu kurumları övecek değildi.


M. Kemal Atatürk, halifeyi kurtaracağız diye yanına toplanan hatırı sayılı kitleyi küstürmemek için daha önce söylememiş olabilir mi?

O dönemde kimse Hilafeti yada Halife yi kurtarmayı düşünmüyordu.Her Türk ün Padişah ta dahil tek düşündüğü Devletin kurtarılmasıydı.




Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ANKARALI GÖKTÜRK üzerinde 16 Temmuz 2010, 22:53:41

           Herkesin yurdun kurtarılmasını düşündüğünü söylemek olanak dışıdır. Açıktan yağıyla işbirliği yapan soysuzları nasıl unutursun Kandaş ?


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: oguz sad üzerinde 16 Temmuz 2010, 22:56:03
Nutukta niçin o ifadeleri kullanmıştır.O dönemde hiç bir anlamı kalmayan Saltanat ve Hilafet kaldırıldıktan sonra ve (Millet Padişah ın tekrar gelip Devletin başına geçmesini beklerken) M.Kemal bu kurumları övecek değildi.


M. Kemal Atatürk, halifeyi kurtaracağız diye yanına toplanan hatırı sayılı kitleyi küstürmemek için daha önce söylememiş olabilir mi?

O dönemde kimse Hilafeti yada Halife yi kurtarmayı düşünmüyordu.Her Türk ün Padişah ta dahil tek düşündüğü Devletin kurtarılmasıydı.

Çiççi, 

Enderun mektebi, Yeniçeri Ocağı ile kestiğin yanlış ahkamlardan sonra, sıra Kurtuluş savaşı tarihi üzerine mi yanlış ahkam kesmeye geldi?

''Her Türk ün Padişah ta dahil tek düşündüğü Devletin kurtarılmasıydı.'' Demişsin...  Devlet kimdi Çiççi efendi? Sen ya ne dediğini bilmiyorsun, ya da bizimle kafa buluyorsun. Devlet zaten Osmanlı ve aynı zamanda halife değil miydi? O padişah ki değil miydi Atatürk'e idam fermanı çıkartan?..

Her bilmediğin konu da yanlış konuşup ahkam kesmenden ötürü daha önce 7 gün uzaklaştırdım yine akıllanmadın. İleti atma yetkini ya da üyeliğini iptal ettirmeden sus, özellikle Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi üzerine git de biraz kitap oku!..




Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Motun_TR üzerinde 16 Temmuz 2010, 23:31:25
 
 Çiççi, önceki iletilerine bakarken İsmet' i yörük diye tanıtmışsın. Buda yetmiyormuş gibi Cumhuriyetin kurucuları arasına almışsın. Şimdi de üstteki iletinde '' O dönemde her Türk' ün Padişah' ta dahil amacı devletin kurtarılmasıydı'' demişsin. Kandaşım korkarım ki sende, Tarih bilgisi az gibi gözüküyor. Otağımızda daha çok vakit geçirmeni ve Tarih Bilgini artırmanı istiyorum. Ayrıca Atsız Ata' mızın İsmet İnönü hakkındaki görüşlerini okumanı tavsiye ediyorum. Çünkü Atsız Atamızın görüşlerine karşı çıkarak Türkçü olunmayacağını biliyoruz.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: selimpusat üzerinde 20 Temmuz 2010, 23:59:39
sevgili Gaspıralı kandaşım Yavuz'un Türklüğünü kaybettiğini düşünüyorsun.Herhalde Safavi ve Memlük gibi iki Türk Devletine savaş açtığı için böyle düşünüyorsun. Ancak Yavuz o savaşları yapmasaydı Osmanlı Fatih'in yücelttiği devleti daha ileri götüremezdi. Türk  İslam dünyasında birlik sağlamıştır. Ayrıca Memlük leri yendikten sonra halifeliği aldığı söyleniyor. Ancak Osmanlı halifeliği 1774 Küçük Kaynarca antlaşmasına kadar kullanmamıştır.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: açina üzerinde 22 Temmuz 2010, 00:03:44
Peki ANADOLUDA öldürdüğü yüzbinlerce yörük-türkmen soydaşlarımız içinde bir fikriniz  var mı acaba??


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Almıla-Ay üzerinde 23 Temmuz 2010, 10:49:12
Bence Oamanlı Devleti'nin hatta genişletecek olursak tüm Türk Dünyasının en büyük hatası başka milletlerle kız alış-verişidir. Adı ister barış ister aşk olsun farketmez. Tıpkı Doğu Göktürk Devleti'nde olduğu gibi. Ne oluyorsa Çinli Katunlar geldikten sonra oluyor. Devleti milleti karıştırıyorlar. En azaından bundan sonra dikkat edilmesi gerekiyor.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Dodurga-Avşar-Eymür üzerinde 26 Temmuz 2010, 14:16:12
Evet Padişahların bir çoğu devleti korumakla saltanatı korumayı bir birine karıştırmıştır.

Not:
Payitaht başkent manasına gelen bir kelimedir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: özbek43 üzerinde 01 Ekim 2010, 10:15:05
Albayrak kandaşım,

Bunları uzun uzun yazmışsın ellerine sağlık. Ancak annelerinin milliyeti hakkında bir bilgi bulamadım. Bunlarıda eklersen çok mutlu olurum.

Esenlikler,


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: turatbek_aytmatov üzerinde 01 Ekim 2010, 18:14:05
Çoğunun annesi gayr-i Türk'dür. Osmanlı padişahlarının belli bir dönemden sonra Irki bağlamda Türk olması mümkün değildir. Her geçen kuşak Türklükten biraz daha uaklaşmıştır. Çünkü bir Irk 3 kuşak ayrı ayrı ırktan birisi ile evlenirse tamamen ırkı bozulur.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Erlik Tanrıöğen üzerinde 24 Ekim 2010, 16:25:55
       Ali Kemal Meram'ın ''Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler'' adlı kitabında bu konu geniş olarak ele alınıyor. Evet, ne yazık ki çoğunu annesi gayrı Türk.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: BASKALTURK üzerinde 24 Ekim 2010, 16:32:05
Alıntı
Sultan Mehmed Vahdeddin, San Remo'da kalp yetmezliğinden dolayı 15 Mayıs 1926 günü 65 yaşında vefat etti. Vatan topraklarına gömülmek en büyük arzusuydu. Ancak bunun mümkün olmayacağını bildiği için en azından halkı müslüman olan bir ülkenin topraklarına gömülmek istemişti. Şam'daki Selâhaddin Eyyubi Türbesi'ni seçmişti ve bu son arzusuydu.

Cenazesi alacaklıların haciz koymaları yüzünden bir süre ortada kaldı. Ancak devrin Suriye Devlet Başkanı Ahmed Nami Bey, olayı duyunca çok üzüldü ve bütün borçlarını ödeyerek, cenazesini Suriye'ye getirtti. Ancak toprağa verilmeyi çok arzuladığı Selâhaddin Eyyubi Türbesi doluydu. Ahmed Nami Bey, Sultan Mehmed Vahdeddin'in cenazesinin
Sultan Selim Camii'nin bahçesine gömülmesini sağladı.

Les'i ortada kalasica vahdettin kansizi'nin su alinti yaptigim bolumu iyice dusunulmelidir. Geberigini turbelere gomdurmek isterken kendisini bir cami avlusunda bulan bu ''vatan satici'' pahisah Turk irki'nin tahihde ki en buyuk atesle sinanmasina imza atan soysuzdur! Mekani kizil tamu yemegi kor atesler ola!


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Erlik Tanrıöğen üzerinde 24 Ekim 2010, 16:36:52
       Ali Kemal Meram'ın ''Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler'' adlı kitabında bu konu geniş olarak ele alınıyor. Evet, ne yazık ki çoğunu annesi gayrı Türk.

Ali Kemal Meram o eserinde  Osmanli düsmanligi ile gözü kör oldugu icin  yalan yanlis seyler yazmistir , Atsiz Ata ile de bir cok kez tartismis Atsiz Ata nin deyimi ile deli bir adamdir Atsiz ata bir sözünde Ali Kemal Meram in Atsiz a bile Türk degil diye hakaret ettigini söyler . Sayin Tanriögen senin bahsettigin kitap hakkinda Atsiz Ata nin görüsü
http://www.nihal-atsiz.com/yazi/mirat-ozcamliya-1-atsizdan-mektuplar.html

Olabilir ağabey tam okumadım kitabı. Vay it vay, ben de adam belledim onun yazısından bahsediyorum. Kusura bakmayınız cahillik.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Erlik Tanrıöğen üzerinde 24 Ekim 2010, 16:48:13
      Ali Kemal Meram'ın ''Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler'' adlı kitabında bu konu geniş olarak ele alınıyor. Evet, ne yazık ki çoğunu annesi gayrı Türk.

Ali Kemal Meram o eserinde  Osmanli düsmanligi ile gözü kör oldugu icin  yalan yanlis seyler yazmistir , Atsiz Ata ile de bir cok kez tartismis Atsiz Ata nin deyimi ile deli bir adamdir Atsiz ata bir sözünde Ali Kemal Meram in Atsiz a bile Türk degil diye hakaret ettigini söyler . Sayin Tanriögen senin bahsettigin kitap hakkinda Atsiz Ata nin görüsü
http://www.nihal-atsiz.com/yazi/mirat-ozcamliya-1-atsizdan-mektuplar.html

Olabilir ağabey tam okumadım kitabı. Vay it vay, ben de adam belledim onun yazısından bahsediyorum. Kusura bakmayınız cahillik.
Estafullah o eser bende de var okudum Ali Kemal Meram görüslerinde Irkci Türkcü dür , fakat o eserinde Osmanli düsmanligini hat safhaya cikarmis , elbette osmanli da elestirilecek cok yön vardir ama bu eserde binde bir olumlu bir sey bile yok bir örnek Osman gazi iran asilliymis ta ölüm dösegin de annesi ne oglu Orhan gazi ye Türkleri kesin diye emir vermis ve gelmis bütün Padisah lar Türk kesmis yani güzel kardesim burdamantikli bir sey varmi elestirr ken bile objektif elestirmek gerek  bu nendenle Atsiz Ata zaten adama manyak demis ya.

       Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Bahsi geçen kitabı bir arkadaşımda görmüştüm, alıp okuma gereği hissetmedim. Buradan öğrendiğim iyi oldu. İddiaları gerçekten ipe sapa gelmez nitelikte. En kısa zamanda kitaplarını okuyacağım. Tanrı böylelerinden korusun.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: turatbek_aytmatov üzerinde 24 Ekim 2010, 17:29:44
Hüseyin Nihal Atsız'ı anarken

Türk milliyetçiliği tarihinin efsane ismi Hüseyin Nihal Atsız’ı 1950’li yıllarda tanıdım. Ve ölünceye kadar dostluğumuz devam etti. Çalıştığım yayınevleri onun eserlerini yayımlıyordu. Daha sonraları kendi yayınevime gelmeye başladı. Yirmi yıldan fazla bir zaman dilimi içinde hemen her gün bana uğrardı. Her defasında da günlük gazetelerin kitap sahifelerinden kestiği kupürlerdeki kitapları satın alırdı. Bunlar edebiyat ve tarihle ilgili kitaplar olduğu kadar siyasi konularda da seçtiği kitaplardan oluşurdu. Çok zaman beraberinde-daha sonraki yıllarda avukatı olan- Kerkük Türkleri liderlerinden rahmetli Enver Yakuboğlu bulunurdu. Yakuboğlu’na benim yayınevime yaklaşırken, “Gel Muhiddin’e bir uğrayalım da ona bir Şaman duası okuyalım...” dermiş. 1955’li yıllarda “Türkçülük ve Türkçülük Mücadeleleri Tarihi” adıyla bir kitap yayımlanmıştı. Kitabı yayımlayan da benim komşum olan “Kültür Kitapevi” idi. Sahibi de iki Yahudi kardeşti. Atsız’a bir adet vermiştim. Hemen ertesi günü ziyaretime geldiğinde bana sordu:
“-Azizim Muhiddin, bu kitabın yazarı olan zat deli mi, sarhoş mu?
Ben o ana kadar kitaba şöyle bir bakmış ve okumamıştım. Hayret ettiğimi görünce:
-” Yahu bu adam benim için öylesine abuk şeyler yazmış ki, baştan aşağı deli saçması hükümlerle dolu. Güya ben “Irkçı, Turancı” değilmişim. Bunlar külliyen hilafı hakikat şeylermiş. Yahu ben hayattayım. Niçin bana sormazlar? diye kaygılanmıştı. Daha sonra:
“-Bu kitabın yazarı Ali Kemal Meram denilen herif-i naşerif adam buraya geliyor mu?
” -Evet hocam, hemen her akşam buradan geçer. Her defasında da selam vererek geçer, dedim. Hoca her zamanki muzip gülümsemesiyle eklemişti:
 “-Bu adamı döveceğim. Öldüreceğim bu adamı...
Aynı akşam Atsız gittikten biraz sonra kapıda dikiliyorum. Ali Kemal Meram göründü. Uzun boyu ile karşıma dikildi. Sordu:
” -Atsız Bey senin dostunmuş. Sana hep uğrarmış. Bir sorsana kitabıma muttali olmuş mu?
Birden Atsız Bey’in feveranı aklıma geldi ve:
 “-O da seni arıyor, dedim.
Muhatabım:
” -Sevindim. Her halde teşekkür edecektir?
Ben:
 “-Ne teşekkürü, öldürecek seni. Dövecek seni, dememle beraber:
” Ama ben onun için kitabımda çok güzel şeyler yazdım. Onu akladım, demez mi. Tepem attı:
 “-Yahu adam için o dindar bir adamdır. Turancı, ırkçı değildir, demişsin. Adam ben ölmedim. Hayattayım. Bana niçin sormadan bu cevherleri yumurtlamış, diyor. Sen ise ben onu akladım diyorsun.
Bunun üzerine Ali Kemal birden kendine geldi. Şöyle bir caddeye ve daha sonra etrafa baktı. Birisini arar gibi. Sonra bana sordu:
” -Atsız Bey acaba yine gelir mi?
Benim, elbette, demem üzerine derhal ve büyük bir telaşla:
 “-Ben gideyim. Ne olur ne olmaz. Bir ihtilafa meydan vermeyelim dedi ve adeta kaçarak çekip gitti. Atsız adamı döver mi döver.
Ben daha sonra kitabın Atsız’dan bahseden sahifelerini okuyarak bol bol güldüm. Durumu ertesi günlerde Atsız Bey’e naklettiğimde o güzel ve gür kahkalarından birini koyverdi. Bir defasında ünlü tarihçilerimizden birinin Türk tarihinden bahsediyordum. Eserde sayılamayacak kadar çok tarih hataları vardı. Özellikle Türk tarihinin kaynaklarını kitabın başında ikibinikiyüz yıl, daha sonraki sahifelerde bundan daha eksik ve bazen de daha fazla göstermesini sıraladım. Atsız Bey’in de dostu olan bu tarihçimiz üstelik kitabının birçok bölümünü Atsız Bey’e de göstermiş ve fikrini almıştı. Bu hataları gören Atsız Bey, ” Canım dedi böylesi hataları hep yapıyorlar. Hocam dedim, böyle hataları ortaokul çocukları bile yapmaz. Bunun üzerine Atsız Bey:
“-(Allah affetsin) Canım, dedi, Allah bile hata yapıyor. Bazılarını insan şeklinde yaratıyor.


KAYNAK:http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6315


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ANKARALI GÖKTÜRK üzerinde 24 Ekim 2010, 19:59:30


          Meram'ın kitabı uzun süredir kitaplığımda birkaç kez okudum. Türkçü bir kişi ancak arıza yok diyemeyiz doğrusu. Kişi veya toplumları eleştirirken biraz uslu davranmak gerekir. Atsız Ata birçok Osmanlı padişahı hakkında olumlu görüş belirtmiştir. Hepsini hayin ve yanlış saymak gerçekten çok biçimsiz bir durumdur. Türk Kağanlarından bir çoğu kahraman birer Başbuğdur. At sırtında yerde ordusunun önünde acuna baş kaldırmak yüreklilerin işidir. Osmanlı konusunda ben de çok eleştiriler yaptım ancak insaf gerekiyor.  ???


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: SUNGAR üzerinde 29 Ekim 2010, 11:19:38
heh gelelim şu konuya, burada dediğim gibi vahdettin'in kendisinin hazırladığı bir belge değil ki zaten orada fermanı onaylasada onaylamasada karar alınacaktı çünkü 2.Abdülhamid'den sonra padişahın şahsi karar yetkisi yoktur bu belge damat ferid'in önergesiyle meclise sunulmuş ve demokratik(!) çözümler sonucu kabul edilmiştir.


                   Soydas vahdettini aklamaya calisiyor gibi bir tutuma giriyorsun Bu otag kurallarina aykiridir Vahdetinin buyrugu olmadan damat ferit kenefe gidemez Vahdettin haindir namussuzdur serefsizdir. Bunun aksini iddia eden kim olursa olsun bizden degildir Hain degildide niye ingilizlere siginip ülkeden kacti?
Bu senin anlattığın masal.
Vahdettin Sevr in TürkMilletini bitirdiğini gördü ve  imzalamadı,KAÇMADI.
İngiliz askerleri tarafından kollarından sürüklenerek gemiye bindirildi.
M.Kemal i Anadoluya, Cumhuriyetçi olduğunu bile bile gönderdi,

Kaynak :Kadir Mısıroğlu

Y.N.: Kadir Mısıroğlu katıksız Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır. Dr. Rıza Nur'a ait olduğu iddia edilen ve Başbuğ Atatürk'e saldırmaktan başka bir içerik barındırmayan komplonun düzenleyicilerindendir. Kaynak olarak belirtilecek mahiyettte birisi değildir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: SUNGAR üzerinde 29 Ekim 2010, 13:32:38
Yurdumuzdaki osmanlI hayranlarInIn ve osmanlI özlemi icinde olanlarIn genelde Türk kökenlileri nin   osmanlI gibi yemen den viyana ya sahip olan bir ülkeden kala kala bir anadolu kalmasInI hazmedemiyenler ve büyük Türkiye sevasInda olanlardIr,birde baska bir zümre vardIr ki bunlar da soy olarak Türk olmadIklarI icin ve Türklüge düsman olduklarIndan oslmanlI hayranIdIrlar

Evet hazmedemiyorum, büyük ve güçlü bir Türkiye sevdasındayım.Türk oğlu Türküm.Yönetecek adam olduktan sonra hiç bir şey olmaz.İllaki saltanat kurulsun, rejim yıkılsın demiyoruz.Büyük Türkiye Cumhuriyeti neden olmasın.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: SELENGA üzerinde 29 Ekim 2010, 13:59:40
Vahdettin Sevr in TürkMilletini bitirdiğini gördü ve  imzalamadı,KAÇMADI.
İngiliz askerleri tarafından kollarından sürüklenerek gemiye bindirildi.
M.Kemal i Anadoluya, Cumhuriyetçi olduğunu bile bile gönderdi,



Vahdettin,anlayıştan yoksun aciz ve sefil bir yaratıktır...

Kaynak ; Nutuk

Bu Devlet,senin gibi sığ düşünenler sayesinde bilgi ve tarih'ten yoksun bir şekilde tahribat'a uğramıştır SUNGAR...

Osmanlı'nın son dönemlerinde hüküm sürenler zaten apolitiktir...Mesela Vahdettin, Çengelköy'de boğazda ki İngiliz zırhlıları'nı  izleyerek beste ve güfteler yapmak ile meşguldü... Vahdettin bile taht'a çıktığında şaşkına uğramıştır çünkü beceriksiz ve işe yaramaz olduğuna kendisi bile tanıktır...



Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: SUNGAR üzerinde 29 Ekim 2010, 14:35:06
Vahdettin Sevr in TürkMilletini bitirdiğini gördü ve  imzalamadı,KAÇMADI.
İngiliz askerleri tarafından kollarından sürüklenerek gemiye bindirildi.
M.Kemal i Anadoluya, Cumhuriyetçi olduğunu bile bile gönderdi,



Vahdettin,anlayıştan yoksun aciz ve sefil bir yaratıktır...

Kaynak ; Nutuk

Bu Devlet,senin gibi sığ düşünenler sayesinde bilgi ve tarih'ten yoksun bir şekilde tahribat'a uğramıştır SUNGUR...

Osmanlı'nın son dönemlerinde hüküm sürenler zaten apolitiktir...Mesela Vahdettin, Çengelköy'de boğazda ki İngiliz zırhlıları'nı  izleyerek beste ve güfteler yapmak ile meşguldü... Vahdettin bile taht'a çıktığında şaşkına uğramıştır çünkü beceriksiz ve işe yaramaz olduğuna kendisi bile tanıktır...


Hangi tarih bilgisinden bahsediyosun.Osmanlıca bilmediğimiz için bu gün kaçımız Osmanlı Tarihini tam manasıyla biliyoruz, bize dayatılan neyse o kadarını biliyoruz.İki dili de okuyup anlayabilsek fenamı olur,belki bilmediğimiz çok şey var.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: oguz sad üzerinde 29 Ekim 2010, 17:43:04
Hangi tarih bilgisinden bahsediyosun.Osmanlıca bilmediğimiz için bu gün kaçımız Osmanlı Tarihini tam manasıyla biliyoruz, bize dayatılan neyse o kadarını biliyoruz.İki dili de okuyup anlayabilsek fenamı olur,belki bilmediğimiz çok şey var.

Seni tutan mı var SUNGAR? öğren her iki dili ve yap araştırmalarını, mevcut araştırmalardan daha iyi bir şekilde anlat olayı; herkes öğrensin...

Kaç gündür din, Osmanlı gibi kısır tartışmaları otağ'da yer bulmasın diye uğraşıyoruz, ama hâla ısrarla ve inatla herkes o konulara girmeye çalışıyor.

Görünüyor ki; Atatürk'ün Nutuk'da sarf ettiği sözlerin senin için geçerliliği yok ama, kafanda tasarladığın ya da olmasını istediğin hayallerin geçerliliği var.

Ve açıklar mısın sen hangi bilinmediğini iddia ettiğin tarih bilgisinden bahsediyorsun?



Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: ERGENOKON üzerinde 29 Ekim 2010, 18:56:06
Türkiye cumhuriyeti Osmanli nin devami midir yoksa Osmanli reddiyesi üzerine mi kurulmustur buna saglikli bir cevap verebilirsek , tartismalar da bir nihayet bulabilir . Osmanli dendiginde ne anlariz sadece saltanat mi yoksa Osmanli dendi mi Namik Kemal leri, Ömer Seyfettin leri, Mehmet Emin Yurdakullar i  mi Türk Osmanli dan mi cikti gökten zembille mi indi Osmanli reddiyesi kendi tarihimizi red etmek midir . Önce beyinler de bunun cevabini verelim o zaman benim gibi Osmanli yi savunanlar da Osmanli yi elestirenler de saglikli bir yerde bulusabilirler.

Tarih iyisiyle kötüsüyle bir milletin  gerçeğidir. Kökenleri Türk olduğu için  Osmanlıyı reddetmek diye bir şey olamaz. İstanbul'u fetheden Fatih'i nasıl reddedebiliriz.  Fetihe karşı olan çandarlı Halil paşayı astırmasında haklı olsada saraya devşirmeleri yerleştirmesi son derece hatalıdır. Bu  devşirmeler daha sonra Osmanlının içine nifak tohumları ekerek Türklük bilincini yok etmeye çalışmışlardır.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Emrah Türkay üzerinde 29 Ekim 2010, 20:50:46
Sungar Vadettin le igili örnek verirken bari Atısız Atanın yazdıklarından kaynak göster Kadir Mısıroğlu tam bir dincidir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: alagöz üzerinde 19 Ocak 2011, 13:09:26
Şahsen Osmanlı'yı bir Türk Devleti olarak görmüyorum... Hiçbir zaman Osmanlıyla övünmedim , övünmem de... Türklüğünü kaybetmiş, diğer etniklerle karışmış , arap- fars- avrupa dili ve kültürünü yüce Türk dili ve kültüründen üstün görmüş şahısların yönettiği bir devletin tarihte Türk Devleti olarak geçmesi de hoşuma gitmiyor açıkçası ... Bu padişahların da savunulacak hiçbir yanları yok ayrıca ... Kanları bozulmuş zaten onların ...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Gumus Kurt üzerinde 19 Ocak 2011, 13:14:19
Şahsen Osmanlı'yı bir Türk Devleti olarak görmüyorum... Hiçbir zaman Osmanlıyla övünmedim , övünmem de... Türklüğünü kaybetmiş, diğer etniklerle karışmış , arap- fars- avrupa dili ve kültürünü yüce Türk dili ve kültüründen üstün görmüş şahısların yönettiği bir devletin tarihte Türk Devleti olarak geçmesi de hoşuma gitmiyor açıkçası ... Bu padişahların da savunulacak hiçbir yanları yok ayrıca ... Kanları bozulmuş zaten onların ...

Eğer Osmanlı'yı Türk devleti olarak görmüyorsanız, Türklerin 700 yıl boyunca başka bir milletin, devletin boyunduruğu altında yaşadığını kabul ediyorsunuz demektir. Bozkurt esaret altında yaşamaz!


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: alagöz üzerinde 19 Ocak 2011, 14:11:56
Şahsen Osmanlı'yı bir Türk Devleti olarak görmüyorum... Hiçbir zaman Osmanlıyla övünmedim , övünmem de... Türklüğünü kaybetmiş, diğer etniklerle karışmış , arap- fars- avrupa dili ve kültürünü yüce Türk dili ve kültüründen üstün görmüş şahısların yönettiği bir devletin tarihte Türk Devleti olarak geçmesi de hoşuma gitmiyor açıkçası ... Bu padişahların da savunulacak hiçbir yanları yok ayrıca ... Kanları bozulmuş zaten onların ...

Eğer Türk devleti olarak görmüyorsanız, Türklerin 700 yıl boyunca başka bir milletin, devletin boyunduruğu altında yaşadığını kabul ediyorsunuz demektir. Bozkurt esaret altında yaşamaz!

Ben %100 Türk Devleti olmadığını kastetmiştim... Yöneticileri gittikçe melezleşen, idari kesimdekilerin Türk olmadığı bir ülke bilmiyorum benim Türkçü görüşüme ters.. Din olayı da var ayrıca oraya hiç girmeyeyim... İçinde bir sürü etnik kökenliler bulunuyor ve Türklerden çok daha fazla itibar görmüşler... Daha rehaf içinde yaşamışlar, daha iyi yerlere gelmişler, devlet idarelerinde önemli görevler verilmiş kendilerine ...Bunun sancılarını günümüzde de çekiyoruz zaten. Etnik kırıntılar daha iyi yerlerde değil mi ? Bakın holding sahiplerine, tv kanallarına , meclise ... % kaçı Türk peki ? Biraz kendimize gelmeliyiz bence ... Osmanlı'daki yabancı seviciliğini bırakmalıyız... Osmanlı'yı Türk kabul edip övünmek ne kadar doğru ??? Bugün Osmanlı'yı ağızlarından düşürmeyenler , o imparatorluk dönemine geri dönmek isteyenler, etnik döküntüler değil mi ? Ben melezliğin karşısındayım üzgünüm... Bu yüzden Orhan Bey'den sonrası için Türk'tür diyemem ... 700 yıl Türkleri kimler mi yönetti ? devşirmeler ne yazık ki .. Din devleti olduğu için Türklerin milli bilinci uyuşturularak yönetildi .


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Gumus Kurt üzerinde 19 Ocak 2011, 14:39:08
On dakikadır yazdığım iletiyi siliyorum ve şimdi yazdığım iletiyi gönderiyorum. Çünkü, bu tartışma bitmeyecektir. Bu kısır tartışmalar yerine güncel konuları konuşmalıyız veya Türklüğe nasıl faydalı olabileceğimizi, Türk soylu insanları nasıl kendi tarafımıza ( Türkçülüğe ) çekebileceğimizi tartışmalıyız. Son olarak, kimse Osmanlı zamanını özlemiyor ve yabancı seviciliği yapmıyordur. Esenlikle...


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Börü_Bilge üzerinde 19 Ocak 2011, 15:40:41
Neden Osmanli. Eger bu kisilerin kaninda TURKLUK var ise neden Imparatorlugun adi OSMANLI? Neden bu isimin icinde TURK adi yok. Katiliyorum alagoz kandasima devsirmeler ve devsirmelerin dogurdugu neydigi belirsiz olan kisiler yonetti.

Hayir yani yokmuydu gozunu sevdigimin memleketin icinde asil Turk kan'i tasiyan Hayirli ve soylu Turk kizi. Haremlerinde dusup kaltiklari kadinlarin soylarini biliyor herkez. Turkleri ve varliklarini kabul etmeyen bir imparatorluk bu osmanli. Kim'ki Osmanli O beni kabul edip etmeyecek. Asil ben Turklukumle Osmanliyi kabul etmiyorum. Mavi gozune kurban oldugum Basbug ATATURK bizi bu illetten kurtardi simdi yine ciktilar piyasaya, simdi kim yada kimler kurtaracak bizi?


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: alagöz üzerinde 19 Ocak 2011, 16:33:34
Neden Osmanli. Eger bu kisilerin kaninda TURKLUK var ise neden Imparatorlugun adi OSMANLI? Neden bu isimin icinde TURK adi yok. Katiliyorum alagoz kandasima devsirmeler ve devsirmelerin dogurdugu neydigi belirsiz olan kisiler yonetti.

Hayir yani yokmuydu gozunu sevdigimin memleketin icinde asil Turk kan'i tasiyan Hayirli ve soylu Turk kizi. Haremlerinde dusup kaltiklari kadinlarin soylarini biliyor herkez. Turkleri ve varliklarini kabul etmeyen bir imparatorluk bu osmanli. Kim'ki Osmanli O beni kabul edip etmeyecek. Asil ben Turklukumle Osmanliyi kabul etmiyorum. Mavi gozune kurban oldugum Basbug ATATURK bizi bu illetten kurtardi simdi yine ciktilar piyasaya, simdi kim yada kimler kurtaracak bizi?

Sağolasın Tuğba kandaşım ! Yeni bir başbuğ kurtaracak umarım bizi bu dinci, kürt, arap, gürcü,ermeni, çingenelerden. İnancımı yitirmiyorum ben. Kimse bizi Osmanlı'ya geri döndüremeyecek. Türk'ü sadece ve sadece Türk yönetir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: SUNGAR üzerinde 09 Şubat 2011, 09:06:59
Sungar Vadettin le igili örnek verirken bari Atısız Atanın yazdıklarından kaynak göster Kadir Mısıroğlu tam bir dincidir.
O zaman bu linkten Hüseyin Nihal Atsız ın Osmanoğulları ve Vahdettin hakkındaki açıklamasını dinle...
5/18 OSMANLI RUHU, Muhteşem Yüzyıl'ın Kötü Niyeti - Kadir MISIROĞLU 4 Şubat 2011


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: Onbaşı Yamtar üzerinde 09 Şubat 2011, 14:05:33
Sungar Vadettin le igili örnek verirken bari Atısız Atanın yazdıklarından kaynak göster Kadir Mısıroğlu tam bir dincidir.
O zaman bu linkten Hüseyin Nihal Atsız ın Osmanoğulları ve Vahdettin hakkındaki açıklamasını dinle...
5/18 OSMANLI RUHU, Muhteşem Yüzyıl'ın Kötü Niyeti - Kadir MISIROĞLU 4 Şubat 2011

Türk Töresinde sıraya saygı esastır. Bir konu hakkında farklı iki söz söyleyen kişi varsa sıraca üstte olanın sözü dinlenir. Ölümsüz Başbuğumuz Atatürk'ün Sultan Vâhidettin ve Osmanlı Âilesi hakkındaki sözleri sâbitken başka hiçkimseyi dinleme ihtiyacımız yoktur, çünkü son sözü Atatürk söyler.


BÜYÜK NUTUK'tan
Samsuna çıktığım gün umumî vaziyet ve manzara:
Padişah ve Halife olan (Saltanat ve halifelik katında oturan) Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın'nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Ya istiklâl ya ölüm:
Sonra, Osmanlı hânedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü, millet her türlü fedakarlığı göze alarak istiklalini kazanmış olsa da, saltanat sürüp gittiği taktirde, bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılamazdı. Artık ,vatan ve milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin istiklâl ve haysiyetinin koruyucusu mevkiinde bulundurulmasına nasıl göz yumulabirdi?


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: SUNGAR üzerinde 10 Şubat 2011, 11:33:41
H.Nihal Atsız Türk milletinin  yetiştirdiği, zamanın en büyük tarih bilginidir.


Konu Başlığı: Ynt: OSMANLI
Gönderen: KHAZAR Manash üzerinde 13 Eylül 2018, 11:25:52
Halil İnalcık hoca Oamanlı soy kütüğünün uydurma olduğunu bunu Timur'a karşı bir asalet kazanmak için yaptığını söylüyor. İlgi alanım değil ama bu soy kütük meselesini araştıracağım.