Osmanlı Gerileme dönemi
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 06:25:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Osmanlı Gerileme dönemi  (Okunma Sayısı 3303 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
tunga
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 129



« : 29 Nisan 2010, 23:38:42 »

Osmanlı devleti 16 yy dan itibaren gerilemeye ve zayıflamaya başlamıştır ve çöküş sürecine girmiştir.Bu dönem içerisinde sürekli baş gösteren Şeriat ayaklanmaları ve buna engel olmak isteyen Padişahların tecrübesizlikleri nedeniyle engel olamaması, bu padişahların tahttan indirilip katledilmesiyle sonuçlanmıştır.Şeriatın etkili olmasıyla Devlette otorite boşluğu ortaya çıkmış (Padişahların etkisizleştirilmesi),ordu modernize edilememiş ve disiplinini kaybetmiş,adalet mekanizması çökmüştür.



VAKA-İ HAYRİYE


Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, nihayet sadrazam Ben derli Mehmet Selim Sırrı Paşa zamanında gerçekleştirildi. 17 yıldır bu ocağı kaldırmayı tasarlayan II. Mahmut, 25 Mayıs 1825'te bu fikrini uygulamaya koydu. Eşkinci ocağı adı verilen yeni bir askeri sınıf kurulduğunu resmen açıkladı. Avrupa tarzında üniforma giydirilen yeni ordu, 11 Haziran 1826'da eğitime başladı. Bundan 3 gün sonra ayaklanan yeniçeriler, kazanlarını Etmeydanı'na çıkararak gösterilere başladılar. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif'i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray'daki Etmeydanı'nda bulunan yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000'den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. Bu arada tarikat dergâhları kapatılarak yakalanan müritler kılıçtan geçirildi. Hızını alamayan II. Mahmut, tarikat mezarlarının başlarındaki kavukları da kırdırttı. Bugünkü, başsız mezar taşlarının büyük bir kısmı o dönemden kalmadır. Ayrıca birçok yeniçeri kıyafet ve silahlarını da ortadan kaldırdı.



 

II. Abdülhamit Dönemi

II. Abdülhamit (Osmanlıca: عبد الحميد ثانی `Abdü’l-Hamīd-i sânî)(d. 21 Eylül 1842 – ö. 10 Şubat 1918). 34. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir.

Sultan Abdülmecid'in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecid'in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi Abdülhamid'i kendi çocuğu gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid'in eğitimiyle de yakından ilgilendi. Abdülaziz 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamid'i de beraberinde götürdü.

Amcası Abdülaziz'in 1876'da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat'ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla görevden alınarak Çırağan Sarayı'na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu. 31 Ağustos 1876'da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp'te kılıç kuşandı.[1] Ağabeyinin yerine tahta geçirildikten sonra, her iki saltanat değişiminin mimarı olan Mithat Paşa'yı sadrazam yaptı.

33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi, 3 yıl Selanik'te Alatini köşkünde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912'de İstanbul'a Beylerbeyi Sarayına getirildi. 10 Şubat 1918’de de İstanbul’da vefat etti. Büyükbabası için Divanyolu'nda yaptırılmış Sultan II. Mahmut Türbesi’nde yatmaktadır.


Tahta Çıkışı

Abdülhamit Devletin çok kötü olduğu buhranlı bir dönemde tahta çıktı. İleri görüşlü, son derece zeki ve çalışkandı. Bunun yanında küçüklüğünde yaşadığı bazı tecrübeler onun yapıcağı hamlelerde daha dikkatli ve temkinli olmasını sağlıycaktı.

Bu yüzden devletini düzeltmek için yaptığı hamlelerde başarılı olmuş ve önemli ölçüde bir düzelmede sağlamıştı. Abdülhamit ilerleyen çağa ayak uydurmak zorunda olduğunu biliyordu. Bu yüzden modern çağa uygun bir yönetim şekline (Cumhuriyet) geçilmesini düşünüyordu. Bunuda kademeli bir şekilde yapmayı planlamıştı. Ayrıca toprakları mümkün olduğunca elinde tutmaya çalışacak ve ilerleyen zamanlarda kurulması düşünülen Turan devleti ne zemin hazırlayacaktı.

Abdülhamit Padişahlığı döneminde Almanlarla yakın ilişkiler kurdu. Alman Kralıyla ve önde gelenleriyle sürekli ziyaretleşmelerde bulundu. Rusya ve İngiltere o dönemde her iki devlet için de tehlike arz ediyordu.

Abdülhamit Fransız destekli çıkan Ermeni ayaklanmalarını çok sert bir şekilde bastırmıştı. Bu yüzden adına Kızıl Sultan (Kan Dökücü Sultan) da denilmiştir. Kızıl Sultan iddiası, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid'in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid'in kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başlatılmıştı.



Ordu'nun Modernleştirilmesi ve Donanmanın Durumu:

1879'de Osmanlı İmparatorluğu'nun hezimetiyle sonuçlanan 93 Harbinden sonra, Sultan 2. Abdülhamid Rus Yayılmacılığı'na karşı Osmanlı Ordusu'nun modernleşmesi gerektiğine karar verdi ve bu yayılmacılıktan etkilenen diğer ülke olan Almanya ile işbirliğine karar verdi. Aralarında sonradan Müşir rütbesi verilecek olan Baron Von der Goltz komutasında bir Alman askeri heyeti İstanbul'a geldi. Von der Goltz, askeri okullarda köklü reformlar gerçekleştirip genç subayların yetiştirilmesi için önkoşulları oluşturdu. Ancak bununla birlikte von der Goltz, Türk generallerinin günümüze kadar dayanan, herkesten daha modern yöntemlerle eğitilmiş olma ve en yeni askeri teknolojileri takip etme bilincinin temel taşını oluşturdu.


Bu okullarda yetiştirilen Subaylar kısa zaman içerisinde yönetimi ele alacak tamda Abdülhamit’in düşündüğü şekilde devlet politikasını belirleyeceklerdi ve Turan fikrini uygulamaya koyacaklardı.


31 MART OLAYI

Devlette ki düzelmeler bazı çevreleri rahatsız etmişti. Bunun üzerine bir gurup din adamının başını çektiği tarikatlar ve onların kışkırtmasına gelen askerler Abdülhamit’e karşı ayaklandı. Ülkenin Şeriatla yönetilmesini istiyorlardı.


Ayaklanma Heyet-i Mebus an üzerinde de etkili oldu. O gün İttihat ve Terakki üyesi mebuslar, can güvenlikleri olmadığı için meclise gitmediler. Bazıları İstanbul'dan uzaklaşırken, bazıları da kent içinde gizlendi. Bu arada ayaklanmacılar İttihatçı mebusları buldukları yerde öldürüyorlardı. Hükümetin ve meclisin etkisiz kalmasıyla, II. Abdülhamid yeniden duruma el koydu. Ayaklanmayı başlatan yobazlar ise, herhangi bir programdan yoksun olduğundan başarı sağlayamadı.

İstanbul'da denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki asıl güç merkezi olan Selanik'teki 3. Ordu'yu harekete geçirdi. Böylece ayaklanmayı bastırmak üzere Harekât Ordusu kuruldu. Ayaklanmacılar 23 Nisan'ı 24 Nisan'a bağlayan gece İstanbul'a girmeye başlayan Harekât Ordusu'na başarısız bir direniş çabasından sonra teslim oldular. Heyet-i Mebus an ve Heyet-i Ayan da bir gece önce Yeşilköy'de toplanarak Harekât Ordusu'nun girişiminin meşruluğunu onaylamışlardı.



BAB-I ALİ BASKINI VE ENVER PAŞA NIN YÖNETİMİ EL KOYMASI


Balkan savaşının kaybedilmesi ve Bulgarların Edirne ve Çatalcaya doğru ilerlemesi ve bu durum karşısında hükümetin hiç bir şey yapamaması üzerine Enver Paşa yaptığı ani bir baskınla yönetime el koydu.



23 Ocak 1913 günü Enver Paşa ve İttihatçı fedailerden Yakub Cemil'in başı çektiği grup, cemiyetin Nuruosmaniye'deki merkezinden ata binerek Babıâli’ye yöneldi. Bu arada Talat Paşa da bir grup ittihatçıyla Babıâli’ye gitmişti. Ayrıca Bâb-ı Âli binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti. Yol boyunca toplanan halkın da katılımıyla ellerinde bayraklarla tekbir getiren kalabalık Babıâli’ye vardı.

Kabine toplantı halindeyken Enver Paşa ve yanındakiler Babıâli’ye girdiler. Sadaret (Başbakanlık) yaveri Ohrili Nafiz Bey müdahale etmek istediyse de öldürüldü. Harbiye nazırının yaveri Kıbrıslı zade Tevfik Bey de vuruldu. Bu arada Tevfik Bey'in tabancasından çıkan kurşunla ittihatçılardan Mustafa Necip öldü. Vurulanlar arasında kapıyı bekleyen polis komiseri Celal Bey'de vardı. Harbiye Nazırı Müşir Nazım Paşa gürültü üzerine kabine toplantısından balkona çıkıp baskıncılara karşı direnip ne oluyor demeye kalmadan Yakub Cemil tarafından alnından vuruldu. Silah sesleri üzerine kabine üyeleri dağılmıştı. Enver Paşa, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa'nın makamına zorla girip, kafasına tabanca dayayıp, sert bir ifadeyle milletin kendisini istemediğini ve istifa etmesi gerektiğini bildirdi. Kamil Paşa asker tarafından gelen teklif üzerine istifaya mecbur kaldığını padişaha hitaben yazdı. İttihatçılar buna ahali sözcüğünü de ilave ettirdiler. Böylece istifa gerekçesi ahali ve asker tarafından gelen teklife dönüştü. Bu sırada İttihatçıların ünlü hatiplerinden Ömer Naci ve Ömer Seyfettin Babıali önünde toplanan kalabalığı çoşturuyor.Yaşasın Millet!.. Yaşasın İttihat ve Terakki! Diye bağırıyorlardı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
tunga
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 129



« Yanıtla #1 : 06 Mayıs 2010, 14:51:06 »



Abdülhamitten sonra Saltanat son bulmuştur.Ondan sonra gelen Padişahlar kuruluş süreci tamamlanana kadar göstermelik olarak tahta oturmuşlardır.Cumhuriyet in ilanından sonra ismi kalan ve işlevini yitiren bu makamlar (Hilafet-saltanat) kaldırılmıştır.

Abdülhamit in temellerini attığı Cumhuriyet fikri Enver Paşa tarafından uygulamaya konmuş,M.Kemal Paşa tarafından devam ettirilmiş ve tamamlanmıştır.










Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.046 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.