Milli Mücadele Kahramanları
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Kasım 2019, 16:26:16


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Milli Mücadele Kahramanları  (Okunma Sayısı 64013 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YABGU
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 829


Mustafa Kemalin Askeri , Atsız Atanın Kalemi.


« : 01 Eylül 2013, 11:15:45 »

Milli mücadelede kuvvayi milliye çatısı altında savaşmış kıyıda köşede kalmış tarihin unuttuğu bölgesel kahramanları bu başlık altında yazarsak hem ruhlarını şad etmiş oluruz hemde gelecek nesillerin kuvvacı ruhunu kaybetmemesini sağlarız.

Not : Daha çok büyüklerimizden duydumuz hikayelerdeki bölgesel kahramanları yazarsak  daha verimli bir konu olur. Kendi yaşadımız bölgelerde belki adını bir çoğumuzun hiç duymadı nice kahramanlar vuruşmuştur düşmanla bunlar tarihin tozları arasında kalmasın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hun53
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 606


Gökyüzü bayrağımız olsun, yeryüzü otağımız!


« Yanıtla #1 : 01 Eylül 2013, 15:57:41 »

İpsiz Recep… (Emice)

Rize’nin Portakallık Mahallesi’nde 1878 yılında doğan İpsiz Recep’in annesi Cemile, babası Hüseyin’dir. Emiroğulları’ndan olan İpsiz Recep, genç yaşında çalışmak için İstanbul’a gider. Yelkenli teknesiyle Boğaziçi’nde çalışmaya başlar. Yanında çalışanlara eziyet eden Rum ve Ermenileri zararsız hale getirir. Orada çalışmalar arasında huzuru temin eder. İpsiz Recep’in bu tür çıkışları halkı, ya haklı ya haksız diyecek şekilde yaratışı nedeniyle yaptıkları ataklar neticesinde çevresinde sayılır, sevilir, cesareti takdir edilerek ‘İpsiz’ lakabını alır.


İpsiz Recep, Karasu’nun ve Civarının Savunmasını Ele Aldı İpsiz Recep’in huzuru temin edip, çalışmaya başladığı zaman İstiklal Harbi patlar. İpsiz Recep, on beş arkadaşı ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Kefken Adası’na gelir. Arkadaşlarıyla birlikte dinlendikleri bir zamanda yabancı bandıralı bir geminin kendilerine doğru geldiklerini fark ederler. İyice yanaştıkları zaman geminin Fransız olduğu anlaşıldı. On beş arkadaşlarıyla birlikte gemiyi çevirip, teslim alırlar. Gemiyi Sakarya Nehri’ne kadar getirip zamanın Karasu Bucak Müdürü’ne teslim ederler. Geminin arpa yüklü olduğu görülür. Bu hareketinden sonra İpsiz Recep Karasu’da karargah kurup Ankara ile irtibat sağlar. Ankara kendisine ‘milis kuvvetleri komutanlığı’ olarak ‘yüzbaşı rütbesi’ verir. Bundan sonra İpsiz Recep’in etrafında 1800-2000 kişi kadar genç toplanır. Bu gençlerin katılmasıyla İpsiz Recep, Karasu’nun ve civarının savunmasını ele alır.


İpsiz Recep ve Çetesi Halk İpsiz Recep’e “Emice” Unvanını Vermişti
İpsiz Recep doğruluğu, dürüst ve mertliği sayesinde etrafın takdirini toplayıp sözü geçen kişi durumuna gelmiş, halk kendisine “emice” unvanı vermiş, İpsiz Recep’in bu durumunu tespit eden Ankara, emrine üç istihbarat subayı vererek harp hali ve şekli üzerine nasıl hareket edeceğine dair emirler göndermiştir. İpsiz Recep, aldığı emir gereğince Karasu’ya saldırmak üzere hazırlık yapan Yunan ordusuna karşı hazırlığını yapıp, Karasu’ya girmesine mani olmak üzere taarruza geçerek Yunan kuvvetlerini püskürtmüştür. Bozguna uğrayan düşmanı takip etmek amacıyla Geyve Boğazı, Bilecik, Eskişehir milis kuvvetlerine katılıp yardım ederek başarı sağlamış, İstiklal Savaşı’nda gösterdiği başarıdan dolayı kendisine ‘İstiklal Madalyası’ verilmiştir.



Recep Reis’in T.B.M.M adına terhis teskeresi verme yetkisi vardı. Verdiği belgelerden birini görüyorsunuz. Soldaki mühürde şunlar yazılıdır: Türkiye Büyük Millet Meclisi Milis Menzil Kumandanı Yüzbaşı Recep Reis.

Recep Reis’in Nüfus –Hüviyet- Cüzdanı.

İstiklal Savaşı’nda iç ve dış düşmanlara karşı milli duygularla dolu olarak saldıran, bu konuda anlayış gösterenlerin yardımlarından yararlanan İpsiz Recep ve mahiyetindeki milliyetçiler amansız bir mücadele ile Yunan ve Çerkez Ethem kuvvetlerinin herhangi bir şekilde zarar vermelerine meydan vermemişlerdir. Düşman denizden bombalarla dağları dövmüşse de çıkarma yapma imkânı bulamamıştır. Karasu’da yürüyemediği gibi çekilip, bilinmeyen yönlere doğru gitmek zorunda kalmıştır.

İpsiz Recep Reis hakkında birçok kitap yazılmıştır.

Murat Sertoğlu’nun hazırladığı “İpsiz Recep” yazı dizisi günlerce önceden duyurulmuş ve yayınlandığında büyük ilgi görmüştü.
İstiklal Savaşı’nda her türlü zorluğa karşı mücadelesini sürdürüp, milli duygularının sesine göre fedakarlıktan çekinmeden başarı gösteren İpsiz Recep, 1928 yılında Yenimahalle’deki evinde ölmüş, vasiyeti üzerine mezarı Karasu şehir mezarlığına defnedilmiştir. İpsiz Recep’in kişiliğini tanıyan, iyiliğini unutmayan, yardımı borç ve görev sayan Karasulular tarafından hizmeti ve kişiliğine yaraşır mezarı ile muhteşem görünüşü göze çarpmaktadır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
İpsiz Recep Türküsü (Uğur Sönmez)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hun53
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 606


Gökyüzü bayrağımız olsun, yeryüzü otağımız!


« Yanıtla #2 : 06 Eylül 2013, 23:08:46 »


ŞEHİT BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN

Milli Mücadele döneminde Karadeniz Bölgesi Giresun yöresinde oluşturulan ve Kurtuluş Savaşı’mıza çok önemli katkılar sağlayan, o zamanki Genelkurmay kayıtlarında ALPARSLAN GURUBU olarak geçen Giresun Nizamiye Alayı’nın komutanı, Giresun Askerlik Şube Başkanı olan Hüseyin Avni Bey’dir. Onun Alparslan lakap ve adı,Türk Yurdu dergisinde ki, o dönemin subay ve aydınlarının okuduğu önemli bir fikir dergisiydi, yazdığı Türk Ulusu ve Türkçe hakkındaki yazılarında “Alparslan” takma adını kullanmasından kaynaklanmaktadır. Ancak, artık kendisine resmiyette ve çevresinde Alparslan denmekteydi.

Hüseyin Avni Bey, bugün Giresun’un ilçesi olan Tirebolu’nun, Cintaşı mahallesinde 1876 yılında doğdu. Hüseyin Avni, Amasya’nın Suluova ilçesinden Hüseyin YAZICIOĞLU ailesinden Tirebolu’ya hoca olarak gelen Emin efendinin oğludur. Annesi Tirebolu’lu Yanıkömeroğluzadelerden diğer deyişle Yanıkömeroğullarından, Kadın hanımdır. Başarılı bir tahsil hayatıyla kazanılması zor olan Pangaltı Mekteb-i Harbiyesi’ni kazanır ve başarıyla bitirir. Teğmen rütbesiyle mezun olunca Balkanlara, Selanik’e tayin oldu.H.Avni, Selanik’li Başyazıcı ailesinden Rıza Ağa’nın kızı Huriye Hanımla evlendi.Çocuğu yoktur. Balkanlarda eşkıya takibinde görevler yaptı. Jandarma kursuna katılarak jandarma sınıfına geçti. Bulgar çetelerini mağlup etti. 31 Mart ayaklanmasında arkadaşlarıyla gönüllü olarak hareket ordusuna katıldı.

1. DÜNYA SAVAŞINDA DOĞU CEPHESİ ve H.A.ALPARSLAN:

1.Dünya Savaşı’nın, Osmanlı bayrağı taşıyan iki Alman savaş gemisini (Sonradan donanmamıza katılıp, Yavuz ve Midilli adını alan ) Karadeniz’de ki Rus limanlarını bombalayıp savaş gemilerine saldırı haline geçmesi ile, Osmanlı Devleti’nin, zaten Almanya ile ilişkisi artmış olan İttihatçı hükümetin ve Enver Paşa’nın gizlice anlaştığı söylenen Almanya yanında savaşa girmiş oldu. Osmanlı- Rus Savaşı, 1 Kasım 1914 günü sabahı Rus kıtaları, doğu sınırında hep birden Oltu, Micinkent, Soğanlı ve Ağrı dağı geçitlerinden sınırı geçtiler.İşte konumuz olan, H.Avni Bey, bu savaşlara katılan, Bahattin Şakir’in Doğu Masası Başkanlığını yaptığı Teşkilat-ı Mahsusası’nda yer alan, bölge halkından milis kuvvetler oluşturan aktif subaylar arasındadır. Tavasker, Ergenis Tabur ve Müfreze komutanlıkları yapmış, ünlü Çoruh Müfrezesinde (Deli) Halit Paşa’yla birlikte savaşmıştır.Erzurum ilçeleri, Artvin yöresi, Bayburt savaş alanıdır, çok sayıda muhabereye katıldığı, askeri kayıtlardan anlaşılmaktadır. Hüseyin Avni, Doğu cephesinde savaşırken ayni zamanda “Türk Yurdu Dergisi’ne” “Alparslan” adı ile yazılar yazmaktadır. Kendisi dönemin bir çok aydını gibi Türkçü eğilimler taşımakta, Osmanlı Devleti’nin gerilemesi nedenleri olarak Fatih’ten bu yana yönetici kadrolardan Türklerin uzaklaştırılmasını neden olarak görmektedir.Özelliklede öz Türkçe’ye önem vermekte, ülkede yer adları dahil saf Türkçe’ye dönülmesini savunmaktadır. Dilin yabancı kelimelerden o günkü şartlarda Arapça ve Farsça’dan kurtarılmasını savunmaktadır. Çünkü Türkçe ana, zengin ve kelime üretilebilen bir dildir. Bizzat kendisi bu konularda çok sayıda olmasa da makaleler yazıyor, hatta Divan- Lügat-ı Türk’ten faydalanarak kelimeler üretiyordu. Hüseyin Avni, pek çok yerinde görev yaptığı Karadeniz bölgesiyle ilgili, kendiside o yıllarda Trabzon’a bağlı Giresun ili Tirebolu ilçesinden olmasını da dikkate alırsak, bölgede Subay olarak görev yaparken hem de bölgede yaşayan insanlarımızın kökeni hakkında araştırma yapmış ve “ Trabzon ili Laz mı Türk mü” adlı bir araştırma eserini yazmıştır.Araştırmaları ve kaynaklara göre Giresun yöresi başta olmak üzere bölge ağırlıklı olarak Oğuzların(Türkmen) Çepni ve diğer Türk boylarındandır. Bir miktar etnik olduğu söylenen unsurlar varsa da geçmiş tarihlerden beri Türk Boylarının yerleştiği bölgede bunlarda Türk soylu olması muhtemeldir, zaten halk da bu inançtadır. “Alparslan” bu çalışma ve teorileriyle esasında “ Tek Millet” ve “Ulus Devlet” düşüncesine katkı vermektedir. Hüseyin Avni Bey, Osmanlı devletinin çok dinli, Uluslu ve etnik yapılı insan yapısını, birlikte barış içinde sürebilecek bir hayatın, Osmanlı Devletini yıkıp dağıtmak isteyen malum Emperyalist devletlerin kışkırtma ve misyoner faaliyetleriyle, kanlı çatışmalara ve sayısız acılara sebep olduğunu yaşayarak görmüştür. Çözümü de görmüştür.

HARŞIT ÇAY’I SAVUNMASI:

Rus Orduları karşısında Karadeniz kıyılarında Harşıt Çayı’na kadar gerileyen Ordumuz, Harşıt’ın batısından Tirebolu’da döküldüğü yerden yukarılara doğru cephe oluşturur.Yarbay Hamdi Bey komutasında Teşkilatı Mahsusa Alayı başta, 9 taburlu 3 Alaylı bir kuvvet oluşturulur. Osman Ağa,110. Alay komutan V. Olarak Hüseyin Avni de buradadır. Sahil Müfrezesi olan adı, daha sonra 37. Tümen olan bu birlikler, Harşıt’ın öte yakasına Rusları geçirmezler. Sürekli olmasa da kanlı çatışmalar olur. Ancak Rusya’da 1917 Ekim ihtilalinin de olmasıyla Rus Ordusu’nda iç karışıklık ve ayaklanmalar da çıkar. Osmanlı Devletiyle Erzincan anlaşmasını imzalayıp çekilmeyi kabul eden Ruslar bir müddet sonra Harşıt boylarından da çekilmeye başlarlar. 37.Tümen de takip harekatı başlatır. Trabzon ve Rize kurtarılır.Ancak Rus Ordusunda da yer alan ve ayrıca çeteler kurmuş olan Ermeniler ilerlemeye karşı koyarlarsa da dağıtılırlar. Batum ve Kars da geri alınır. Bu esnada Rusya’da iç savaş çıkmış, orduları dağılma noktasında, mukavemeti düşmüştür. ORDU’muz, Azerbaycan ve Dağıstan’a, bölge halkından, Azeri Türklerinden de aldıkları destekle bir harekat düzenlerler, Ermeni ve Gürcülerle çatışmalar olur. Birliklerimiz hemen tüm Azerbaycan’ı ele geçirir. Hatta İran’ın Hoy şehri ve bölgesini de. Hüseyin Avni Bey’de bu Azerbaycan harekatına katılmıştır. Bu esnada 1. Dünya savaşının seyri değişmiş ve Almanya teslim olmuştur. Bizim de Irak, Suriye cephesin- de savaş iyi gitmemiştir. Mondros mütarekesiyle birlikte Osmanlı bütün ele geçirdiği topraklardan geri çekilir.

Mondros’un ardından İstanbul’da çok kısa bir süre Harita Heyetinde görev yapan Hüseyin Avni, artık Orduda , Teşkilat-ı Mahsusa’da gönüllü, milis kuvvetler oluşturmuş, pek çok savaşta en önlerde savaşmış bir subaydır. Üstelik Türk Ulusu hakkında Karadeniz yöresinde araştırmalar yapmış, eser ve makaleler yazmış biridir. Vatanın içine düştüğü bu durumda önemli görevler yapacak durumdadır. O sıralar Genelkurmay’da oluşan çare arayan ve gizli, açık yeni yapılanmaların onunda içinde olduğu açıktır. Hüseyin Avni, son derece alçak gönüllü, fedakar birisidir. O, en zor görevlere koşan, verilen vazifeyi başarmak için canını öne koyan, sisler arasında kalan gerçek bir kahramandır. Ancak, atandığı görevler de ona üstlerinin verdiği önemi ve güveni göstermektedir. O öncelikle İstanbul’da oluşan devamında Ankara’ya, Mustafa Kemal’e bağlanıp resmiyet kazanan M.M.’in, Müdafaa-i Milliye Teşkilatı’nın önde gelen üyesi ve Karadeniz’de Özel Görevlisi’dir.

BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ BEY GİRESUN’DA:

Hüseyin Avni Bey, Mayıs 1919’da Pazar, Eylül 1919’da da Rize Askerlik Şube Başkanlığı’na atandı. Bu sırada Samsun’dan Trabzon’a kadar Pontus Devleti kurmayı amaçlayan Pontus çeteleri Milli Mücadele’ye karşı büyük bir bela idi. Giresun yöresi ise bu ayaklanma karşısında Osman Ağa ve milisleri sayesinde Türk hakimiyet alanı halindeydi. Ancak milisler (Kara zıpkalılar) haliyle yeterince düzenli ve disiplinli değildi. İşte Hüseyin Avni Bey, 1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Şube Başkanlığı’na atandı. Bir süre Giresun Kayma- kamlığı görevini de vekaleten yürüttü. Giresun’da Osman Ağa, Müdafaa-i Hukukçular ve halk ile el ele vererek düzenli birlikler oluşturdu. Giresun Nizamiye Alayı kuruldu. Hüseyin Avni, cesur bir kişi ve ateşli bir milli mücadeleci idi. Ayni zamanda Hüseyin Avni Bey memleketin bu durumunda atak ve cesur evlatlarına ihtiyacını çok iyi biliyor, bilhassa Osman Ağa’yı destekliyor, o muvazzaf Subay olarak, Osman Ağa’da Milis Subay olarak ve Halk üzerindeki otoritesiyle birbirlerini tamamlıyorlardı. Tabi yanlarında Müdafaa-ı Hukuk üyeleri, diğer Subaylar pek çok milli mücadeleci vardı, Giresun yöresi halkımız vardı. Birbirlerine samimiyetle bağlıydılar, esas neden Vatan’ın kurtuluşuydu açıkcası.

Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN, Komutasında ki, oluşturulan Giresun Nizamiye Alayına, ALPARSLAN GURUBU adı verilmiştir. Genelkurmay Başkanlığı’nın Türk İstiklal Harbi adlı eserde, Milli Kuvvetler sayılırken, Pontus tehlikesi ve Yunan Ordusu’nun Karadeniz’den çıkartma yapması durumunda 3000 silahlı Alparslan gurubu da Giresun’da hazırdadır, denmekteydi. Devamen Osman Ağa’nın da katkısıyla yeni gönüllüler toplanmış ve 42. ve 47. gönüllü Alaylar oluşturulmuştur. Bu Alayların gönüllü yapılanması ve devam etmesi, Kuva-yı Milliye kuvvetleri özelliğini devam ettirdiklerini ayni zamanda “gayri nizami harp” yapılanmasını ve “Özel” yanlarını vurgulamakta.. Kuva-yı Milliye dönemi, gönüllü milisler “çete savaşı” yöntemleriyle ayaklanmacılara ve işgale karşı savaşmışlardır. Bugünkü açıklamayla “gayri nizami harp” .Topal Osman ve kara zıpkalıların savaşı da bu sistemle örtüşebilir.

42. GÖNÜLLÜ ALAY ve Hüseyin Avni ALPARSLAN SAKARYA’DA.!

42. ve 47. Gönüllü Alaylar, Pontus ve Milli Kuvvetlere karşı ayaklanmaların bastırılmasında pek çok görev yapmış devamen Ankara üzerinden Türk Ulusu için kritik bir savaş olan Sakarya Savaşı’na katılmışlardır. Savaşın hassas bir safhasında 42. Alay Mangaltepe’nin geri alınması muhaberelerine katılmış, Haymana üzerinden Ankara’ya sarkmayı planlayan Yunan Ordusu ile göğüs göğse savaşmıştır. Askerlerinin de büyük bölümüyle Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan Gököğüz mevkinde Şehit olmuştur. Mangaltepe , Taşlıtepe ve Gököğüz mevkinde, 42.Alay’ın içinde bulunduğu 4. Tümen, 47. Alay ve Muhafız Taburu, yokluk ve cephanesizlik şartlarında, genç subaylar önde, yüzlerce şehit vererek, savaşın kaderini Ordumuz lehine çevirmede etkili olmuşlardır. Esasında Sakarya Zaferi, Tuna boylarından beri gerileyen Ulusun kötü kaderinin tersine döndüğü ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin habercisi olan büyük bir zaferdir.
Selçuklu Sultanı Alparslan, Bizans Ordusu’nu yenip, Türk Ulusu’ na Anadolu’nun (Malazgirt Savaşı-1071)yolunu açan Kişi’dir. Önemi açıktır ve bilinir. Anadolu’nun da elden çıkma tehlikesi yaşanmakta, bölgemizde Bizans yeniden inşa edilip, Pontus Devleti kurulması planlanıyordu.Yunan Ordusu İzmirden beri Anadolu içine ilelerken Pontusçu Rumlar’da Karadeniz’de ayaklanıyordu. Osman Ağa ve milislerininde ana kuvvetini teşkil ettiği ALPARSLAN GURUBU .. İşte oyunu bozan kuvvet…İsmi önemini ve misyonunu yeterince göstermekte…Bugünde boş durmuyorlar..Çeşitli isimlerle açık ve maskeli faaliyetler sürmekte.. İmkanları geniş, maddi olanakları çok..Hedeflerini de biliyorlar.. Son yıllarda kısmen gündeme gelen Hüseyin A.ALPARSLAN ve yörenin Kurtuluş Savaşında ki gerçek önemi ortaya konulmalıdır.. Binbaşı H.Avni, Gönüllü örgütlenme yapısının iki Alay asker oluşturması, Topal Osman Ağa ile birlikte hareket eden ancak gönüllülerin disiplin altına alınmasını sağlayan bir komutandır. O,“Trabzon ili Türk mü Laz mı” eseriyle bölge halkının bilinçlenmesini, Türk kimliğini daha kuvvetle öğrenmesini sağlayan , yerel gazetelerdeki yazılarıyla da halkın milli mücadeleye katılım ve desteği amacıyla propaganda faaliyetlerini yürüten öncü bir komutandır.

Bu gerçekler , onun düşün yapısı ve birliklerin ve bilahire oluşturduğu 42.Alay’ın Sakarya savaşındaki Kahramanlık ve Şehitlikleri bugünde ihtiyacı mız olan Kuva-yı Milliye Ruhunun canlandırılmasında, Ülkemiz üzerinde bugünde oyunlar oynayan, bölmeye ve parçalamaya çalışan iç ve dış güçlere karşı bilhassa yeni yetişen nesilleri, gençlerimizi uyandıracak, bilinçlendirecek önemdedir.

Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN, Sakarya Savaşının o kritik saatlerinde, Başkomutan Mustafa KEMAL, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün Vatandır” emrini verip, emir cephedeki Subaylara ulaşınca o saatlerde, en şiddetli çatışmaların olduğu, Mangaltepe Gökgöz mevkinde, Subaylarına o da şu emri vermiştir:

“İzinsiz ve emirsiz çekilen her asker idam edilecektir. Bu savaş böyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih yağma savaşı değil, Vatan Savaşı. Hiç bir hatayı affetmeye hakkımız olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe geri çekilmeyeceğiz, öleceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul mal mülk değil, Milleti için Şehit yada Gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız…”

Gayretlerimizin sebeleri ortadadır. Sebep VATAN SAVUNMASI için Tarih bilincinin ve Kuva-yı Milliye Ruhu’nun yeniden canlandırılmasıdır…
SÖZ KONUSU VATAN’SA GERİSİ TEFERRUATTIR…


Mustafa KÖSE
Tarih Bilimci
21.11.2007 SAMSUN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Alp77
YörükoğluYörük
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 990



« Yanıtla #3 : 07 Eylül 2013, 00:21:42 »

Milli Mücadele'nin AtaTürk'ten sonraki en büyük kahramanı benim için annemin dedesidir.
Osman benim büyükdedem, topalladığı için lakabı Topal Osman, Giresun'lu has yiğit akıncı-başı ile ilgisi yok.Gülümseme
Büyük Taarruz için asker toplanırken, toplanma yeri Adana olarak karar edilince, bu aksak büyükdedem.... Ceyhan'dan
araba maraba yok, yayan yola revan olup Ceyhan'dan Adana'ya kadar ilerleyip hedefe ulaşabilmiş.
Hani topallayarak 40-45 kilometre yayan gitmek idare eder etmeye ama daha da güzel olan ise,
büyükdedem aksak olduğunu belli etse gidemeyecek, saklamayı başarmış bunu Gülümseme
Uzun lafın kısası büyükdedem bu harpten geri gelemedi, nerde nasıl şehit oldu bilemiyoruz.
Rahmetli dedemin anlatımına gore, kendisi 2 yaşındaymış ona anlatılan, 1920'liydi 2004'te vefat etti dedem, ordan
büyükdedemin Sakarya'ya (1921) değilde, Büyük Taarruz'a (1922) katılanlar arasında diyebiliyoruz.
Tüm şehit, gazi ve en ufak emek veren kim vardı ise, sonsuz teşekkür ediyorum, hele hele Ordu'ların başkomutanı
en büyük Türk Uluğ Alp-Bozkurt AtaTürk'e binlerle ve binlerce teşekkür ederim
.
Rahmetli dedemin ağzıyla "Yunanı denize dökme harbi"ni kazandıkları için.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Nihal Atsız Ata'dır, Türkçülüğün kapısı,
O'nun mahiyetinde, çizilmiştir yapısı,

Nihal Atsız atmıştır, davaya son temeli,
Turan Yurt kurulması, O'nun birtek emeli,

Gökbilge'dir davada, bu yüzden Atsız Ata,
Tanrı her doğan Türk'e, O'nun ruhundan kata...


Alp
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.030


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #4 : 31 Ocak 2018, 18:34:18 »

Kuvvayi Milliye ruhu sadece Türk soyuna ait.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.106 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.