Malazgirt Zaferi, Türk Irkına Kutlu Olsun!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Kasım 2017, 18:31:01


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 [3] 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: Malazgirt Zaferi, Türk Irkına Kutlu Olsun!  (Okunma Sayısı 10248 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Horasanlı Türkmen
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 212


Batı'da İskender varsa, doğuda Nadir Şah var...


« Yanıtla #20 : 26 Ağustos 2011, 15:12:47 »

Ümmetin piçlerinin son günlerde daha doğrusu bir kaç on yıldır dillerine doladıkları söylem, kürt denen orospu çocuklarının malazgirtte Türkler ile savaştığı yönündedir, bu anlatım sadece ve sadece bu piçleri bizim mankurtlara kabul ettirmeyi amaçlıyor, şimdilerde Kurtuluş savaşında beraberdik yalanı ile aynı değerdedir bu deyişler. Biz bu söylemde bulunanlara tek şunu diyoruz Hassiktirin Lann!

Öncelikle atam Alparslan ile Süleyman Şah'ın zaferi kutlu olsun. Ebediyyete kadar Anadolu'da olmak dileğiyle. Tabii, işin bir de bu tarafı var ki Türk soylu Peçeneklerin gayrı-Muslim olması kürd kardeşlerinin değerini düşüyor o***** çocuklarının gözünde, o yüzden ki Mervaniler diye götten büzükten bir devlet uydurarak, bakın Türk-k*rd kardeş, 1000 seneden beri nasıl beraber savaşmışlar, yani bu topraklarda sizin kadar onların da hakkı var demeye getiriyorlar. Güya üniversite bitirip eğitimci olmuş, tarih hocası kıvamına erişmiş bir mahlukattan bunu duymak ise işin daha acı tarafı. Ümmet piçlerinin yeni icadı da şu: "Alparslan Malazgirt'te savaşırken Zazoşlar sınır boyunda muhafızlık yapıyormuş. O yüzden onlar da savaşmışlar."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

" Benim ölümüm benim son silahımdır, bu silah dünyaya mert gelip mert gidenlerin silahıdır."

-Babek Hürremiddin-
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #21 : 26 Ağustos 2011, 15:20:00 »

Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıldönümü ve Milli Kültür

Geçmişi anmak insanlara mahsus bir iştir. Hayvanlar geçmişi düşünmez. Onlar yalnız içinde bulundukları ânın kaygısındadır. “Geçmiş” ne kadar kusurlu olursa olsun bugün ve yarın için vereceği derslerle, göstereceği ibretlerle ihmaline imkân olmayan bir kitap, insanlara milletlerin güç kaynaklarından biridir. Bundan dolayıdır ki bir millete geçmişini unutturmak onu yok etmenin ilk şartıdır.

Günümüzde, geçmişi unutturularak yok edilmek istenen bir milletin en tipik örneğini görmekteyiz: Moskoflar, Sovyetler ülkesindeki en azından 40 milyon Türk’ü ortadan kaldırmak için bu çareye başvurmuşlardır. Önce eski ulus, uruk ve boylan sözde ayrı milliyetler hâline getirmişler, alfabelerini ayırarak ortak edebî dili bertaraf etmişler sonra da tarihte görülmemiş bir utanmazlıkla uydurma tarihler düzerek “geçmiş”le ilgilerini kesmeye başlamışlardır.

Aynı maskaralık İran’da da yürütülmektedir. Türk, Fars, Kürt, Arap, Lor, Bülüç ve Ermeni’den kurulu 25 milyonluk devletin içinde 12 milyonluk nüfuslarıyla en büyük ve en enerjik unsur olan Türkler’e Türklüklerini unutturmak için her şey yapılmakta, bu Türkler’in aslında Fars oldukları halde Çengiz istilâsı sırasında zorla Türkçe konuşmaya zorlandıkları gibi ahmakça bir iddia ileri sürülmektedir.

Moskoflar da, Acemler de yabancı oldukları ve mazideki hâdiseler dolayısıyla Türkler’den çekindikleri için bu davranışlarda kendi bakımlarından mazurdurlar. Fakat biz kendimiz maziyi hesaba katmamak gibi bir gafletin içinde bulunursak bu suçumuzu bağışlatacak hiçbir sebep ve bahane ileri sürülemez.

İslâmiyet’ten önceki zamanlarda Türkler millî geçmişlerini biliyorlardı. Milât sıralarındaki Kunlar, aradan iki yüzyıl geçtiği halde Tanrıkut Mete’yi hatırlıyorlardı. 730 yıllarındaki Gök Türkler de diktikleri anıtlarda 180 yıl önceki Bumun Kağan’la İstemi Kağan’ı unutmadıklarını göstermişlerdi. Bundan başka ağızdan ağıza dolaşan destanlarla maziyi yaşatıyorlar, daima bir millî romantizm içinde bulunuyorlardı. Millî romantizm büyük bir güç kaynağı idi. Bugün de öyledir.

Türkler’e millî mazisini unutturan önce manihaizm, sonra da İslâmiyet olmuştur. Gök Türkler’den sonra 745′te Türkeli’nin başına geçip Dokuz Oğuz-On Uygur ve kısaca Uygur denen Türkler’in üçüncü kağanı “Alp Külüg Bilge Bögü Kağan” (759-780), 763′te manihaizmi resmî din diye kabul etti.

Parlak bir medenî hayat yaşayan Uygurlardan kalma binlerce yazma eser Doğu Türkistan kazılarında bulunup Avrupa müzelerine getirilmiş, birçoğu değerli bilginler tarafından yayınlanmış, fakat şimdiye kadar aralarında bir tek tarihî esere rastlanmamıştır. Eserlerin hemen hepsi manihaizm ve budizme aittir. Demek ki yabancılardan alınan din ön plâna geçmiş, milli olanı sürüp çıkarmış ve Türkler’in geçmişle ilgisini kesmiştir. Millî mazi ancak göçebe Türkler arasında ve destan halinde yaşıyordu.

Onuncu Yüzyılda kabul olunan İslâmiyet de millî maziye aynı darbeyi vurmuştur. Hem bu seferki darbe birincisinden daha yaman olmuş, maziyi unutmak faciası halk tabakasına kadar bulaşmıştır.

Anadolu Türkleri Yedinci Yüzyılda üç dört yüz kişi arasında geçen Bedir savaşını, Arapların bir iç meselesi olan Ali-Muâviye düşmanlığını, Hüseyin’in Kerbelâ’da öldürülmesini ısrar ve taassupla andıkları halde On Birinci Yüzyıldaki Malazgirt’i, Türkler’in kendi iç savaşlarında ölen ve her birisi birer millî kahraman olan Kutlamış, Süleymanşah ve Kılıç Arslan’ı unutmuşlar, maziye ait olarak akıllarında sadece şekilsiz bir “Sultan Alâaddin” kalmış, eskiden olan her şeyi ona bağlayarak işin içinden çıkmışlardır.


Haydi, diyelim ki İslâmiyet’e taassupla sarıldılar da İslâmiyet’ten önceki çağı inkâr ettiler. Peki, o halde Hıristiyanlara karşı kazanılan Malazgirt savaşıyla Haçlılara karşı yurdu savunan Birinci Kılıç Arslan, Mesud ve İkinci Kılıç Arslan neden unutuldu?

Süleymaniye Kütüphanesi’nde 1952-1969 arasındaki 17 yıllık görevim sırasında gözden geçirdiğim on binlerce kitabın içinde millî geçmişin hatırlandığına dair bir esere rastlamadım ama “Eshâb-ı Bedr” adıyla yazılmış, Bedir savaşındaki Arapları birer birer adıyla, künyesiyle kaydeden pek çok eser gördüm. Tabiî, hiçbirisi zamanında tespit edilmemiş, hepsi savaştan çok uzun süre sonra kaleme alınmış olan bu isimlerin hemen hepsi uydurma ve yakıştırma idi. Fakat Türkler bunlara hakikat diye bakıyor, buna karşılık kendi geçmişini anmıyor, kendisini hesaba katmıyor, kavm-ı necib-i Arab’ın mefâhirini bütün yalan dolanlarıyla kabul ediyordu. Hâlid bin Velid, Târık bin Ziyâd büyük kumandan diye göklere çıkarıldığı halde onları emir eri diye bile kullanmayacak olan Çağrı Beğ, Afşın Beğ, Oruç Reis unutulmuştu.

Büyük bir Türk bilgini olan Kemalpaşaoğlu Ahmed Şemseddin, Arapça’dan sonra en üstün dilin Farsça olduğuna dair makale yazmıştı.

Türkler nasılsa Osmanlılar çağını unutmamışlardı. O da hâkimiyette bulundukları içindi.

1971 Ağustosunun 26′sında Malazgirt zaferinin 900′üncü yıl dönümü kutlanacak. Bu, çok yerinde bir davranıştır. Fakat her millî işte olduğu gibi yine geç kalınmıştır. Şimdi yapılacak şey Malazgirt savaşı ve Alp Arslan için dikilecek anıtın temelini atmaktan ibaret kalacaktır.

Büyük zaferlerin ve büyük kara günlerin yıldönümlerini anmak milletleri ruhlandırmak, inançlarını berkitmek için şarttır. Macarlar 1926′da Mohaç bozgununun 400′üncü yıl dönümünde büyük bir tören yapmışlardı. Biz ise 1953′te İstanbul fethinin 500′üncü yıl dönümünü kepaze ettik. Yunanlı dostlarımız gücenmesin diye töreni sönük göstermek için ne lâzımsa yapıldı. Yalnız başkalarını düşünmek, kendimizi hesaba katmamak bize mahsus bir özellik. Acaba bu milli bir ruh hastalığı mı?

Malazgirt’in 900′üncü yıl dönümü yurt kalkınmasında bir hamle yapmak için de mühim bir fırsattı. Genelkurmayın, jeologların, meteorolojinin, Devlet Su İşlerinin ve ilgili bütün dairelerin reyleri alınarak Malazgirt savaşının yapıldığı ovanın kenarında “Alparslan” adıyla bir şehir kurmak, Plânlama Teşkilâtının teklif edeceği fabrikaları dikmek, bir üretme çiftliği ile hara yapmak ve 24 Oğuz boyunu canlandırmak için Alparslan şehrinin çevresinde 24 modern örnek köy kurarak Anadolu’ya köyler halinde dağılmış olan Oğuz boylarından seçme aileleri oraya yerleştirip fennî tarıma yöneltmek, pilot bölge denilen bir örnek kesim kurmak için bire bir fırsattı. Düşünülmedi. Çünkü partizan hükümetler önce kazanacakları oyları, sonra taraftarlarına sağlayacakları çıkarı düşünmek alışkanlığında olduğundan millî şuur felce uğramıştı.

Nitekim radyo haberlerinden öğrendiğimize göre Malazgirt için yapılacak her şey 26 Ağustos 1971′de başlayacaktır. Halbuki o gün her şeyin bitmiş olması ve her şeyin açılış töreninin yapılması gerekirdi.

Millî kültürü geliştirip yeniden yaymak için Millî Eğitim ve yeni kurulan Kültür Bakanlıklarına hayli iş düşecektir ve öyle görünüyor ki yeni hükümetin başını belâya sokacak olan tek konu eğitim reformu olacaktır.

Toprak reformu beş on yıllık sürede sonuca bağlanabilir. İdaredeki kırtasiyecilik bir iki kanun ve sert uygulama ile çözüm yoluna girebilir. Uçak ve tankları Türkiye’de yapmak biraz sabır ve çalışma işidir. Bütçe açığı ciddî tasarrufla önlenebilir.

Fakat iş eğitime gelince o kadar kolay değildir. Eğitim reformunda bilgi ve millî terbiye söz konusudur. Kurslarla öğretmenlerin bilgi eksiklerini tamamlamak mümkündür ama millî terbiye kursla verilemez. Eğer öğretmenin kafasında Marks, Lenin, Mao gibi hastalıklar varsa o öğretmen kaybedilmiş demektir. Başımızı kuma gömmeden söylemek gerekirse bugün Moskofçuluk, Maoculuk alabildiğine sürüp gitmekte, binlerce öğretmen onmaz ruh hastalığına tutulmuş bulunmaktadır. Kendi milletine ve vatanına düşman olan; Moskof’u, Çinli’yi bekleyen ve özleyen öğretmenlerle Türk çocuklarına nasıl millî terbiye verilecek? Sıkı Yönetim Mahkemelerine düşen öğretmenler bu hastaların pek küçük bir bölümüdür. Ötekiler göze çarpmadığı veya sindiği için yerlerinde bırakılmıştır. Yarın elverişli ortam bulunca bunlar yine ağularını saçmaya başlamayacak mıdır?

Demek ki eğitim reformu için binlerce öğretmeni feda etmekten başka çıkar yol yoktur. Güç iş. Fakat yapılmalıdır. Ordudan 7.000 subayı birden emekliye sevk eden, 1500 Harbiyeliyi birden askerlikten çıkaran prensip, milletin yarınını feda etmemek için birkaç bin öğretmeni feda etmekten çekinmemek zorundadır. Yoksa Türk milletinin geleceğinden ümit kesmek lâzım.

Kültür Bakanlığının kuruluşu yerinde bir kararın sonucu idi. Fakat kültür bakanının iş başına geçer geçmez, sanki başka hiçbir mühim mesele yokmuş gibi, tiyatro ve baleden bahsetmesi bizi ha- yal kırıklığına uğrattı. Türk kültürü deyince akla en son gelecek şey tiyatro, hiç gelmeyecek şey ise baledir:

Kültür nedir? Millet fertleri arasındaki ortak değer ve inançlar değil mi? O halde Türk kültürü deyince ilk düşünülecek konu “dil”, sonra da “ahlâk”, “tarih”, “müzik”, “mimarlık”, “süsleme sanatları” ve “folklor”dur.

Kültür Bakanlığından ilkönce tiyatroyu köye kadar götürmesini değil, “Türk Kültürünü Koruma Kanunu” adlı bir kanunla milletimizin temelini baltalayan sebepleri ortadan kaldırmasını beklerdik.

Tiyatro kurmak kolaydır. Şimdi herkes artist olduğu için sahne sanatkâr bulmak da güç değildir. Fakat Türk milletine ve onun halk tabakasına millî şuur, zevk ve kültürü aşılayacak tiyatro eserleri nerde? Kültür Bakanı Türk köylüsüne Hamlet yahut Faust’u, yerli piyes diye de solakların devrik cümleli eserlerini seyrettirecekse hiç zahmet etmesin.

Türk kültürünün baş unsuru olan Türkçe’yi korumak ve geliştirmek derken, tabiî, okullarda öğretilecek sağlam dil bilgisini, sekizinci yüzyıldan beri temel eserleri bilinen Türkçe eserlerden seçme parçaları, Türk lehçelerini kastediyorum. Bu vatanın “Türkeli’ olması için bütün coğrafya isimleriyle her türlü ticarî, ilmî, iktisadî, kültürel ve turistik kuruluş adlarının Türkçe olmasını, bir Dil Akademisi kurulmasını ve utanç verici şekilde hâlâ tespit edilmemiş bulunan imlânın kesin hal almasını, Türk tarihinin millî şuur ve menfaat açısından tedvinini ve Türkiye’de ne kadar Türk mimarî eseri varsa hepsinin onarılarak yıkılmaktan kurtarılmasını kastediyorum.

Mühim bir nokta da Türkiye’nin uygun bir yerinde bir “Ölmezler Yolu’nun yapılmasıdır. Ölmezler Yolu, Türk tarihinin ulu kişilerinin heykel ve anıtlarıyla süslü, en heybetli ağaçların gölgelediği bir tarih yoludur. Şimdilik Alp Er Tunga ile başlayıp Atatürk’le bitecek ve ilerde de yetişecek büyüklerin heykel ve anıtlarının eklenebileceği uzun ve gösterişli bir yol..

Büyük kahramanlar, devlet başkanları, başbuğlar, bilginler, şairler için törenler Ölmezler Yolu’nda yapılacak, geçit resimleri burada olacaktır. Bütün Türk çocukları en aşağı bir defa bu yolda yürüyecek, her büyüğün anıtında yazılı birkaç satırı okuyarak Türk olmanın gururunu burada tadacaktır.

Bir millet yalnız Keban Barajı, Ayşe fırını ve Hilton Oteli ile beslenmez. Geçmişin büyüklüğünden hız alarak daha büyük gelecekler için ümidini bilemezse yozlaşır.

Türk Kültürünü Koruma Kanunu, kültürün mühim bir bölümü olan ahlâkı da koruyacağı için Türk ahlâkını yıkıcı yazılar, resimler, piyesler, filimler, reklâmlar, dernekler bu kanunla yasaklanacak, böylelikle millî çöküntü önlenecektir.

En büyük sosyal kanunlardan biri “taklid”dir. Gazete, dergi, film, sahne, radyo, plaj ve sokakta daima “gayrı millî”yi, daima “gayrı ahlâki”yi gören genç nesillerin birer milli kahraman, ülkücü yiğit olarak yetişmesine imkân yoktur. Sokakları dolduran karı kılıklı erkekler gördüğünü taklidin sonucudur.

Bunun çaresi, yukarda da işaret ettiğimiz gibi “Türk Kültürünü Koruma Kanunu’dur. Müthiş bir telkin vâsıtası olan, bu sebeple birer okul gibi mütalaa edilmesi gereken tiyatro ve filim devlet kontroluna alınıp millî, ahlâkî, vatanî propaganda haline getirilirse manevî kalkınma için en tesirli tedbir olur.

Malazgirt’in 900′üncü yıl dönümünde o savaşı kazananların ruh ve karâkter sağlamlığı ile bugünün acıklı manevî yapısı arasındaki çelişki bize bunları düşündürdü.

Vaktiyle, Demokrat Parti iktidarında, hükûmetin ıvırzıvırla uğraşması ve uyarmalara aldırış etmemesi dolayısıyla, Dr. Cezmi Türk bir Meclis konuşmasında “biz Meclise değil, zabıtlara hitap ediyoruz” demişti.

Biz de yarınki araştırıcılara hitap ettiğimizi sanıyoruz.

Başka ne yapabiliriz ki?…

Hüseyin Nihal Atsız Ötüken, 9 Ağustos 1971, Sayı: 8
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #22 : 26 Ağustos 2011, 19:08:33 »

Ümmetin piçlerinin son günlerde daha doğrusu bir kaç on yıldır dillerine doladıkları söylem, kürt denen orospu çocuklarının malazgirtte Türkler ile savaştığı yönündedir, bu anlatım sadece ve sadece bu piçleri bizim mankurtlara kabul ettirmeyi amaçlıyor, şimdilerde Kurtuluş savaşında beraberdik yalanı ile aynı değerdedir bu deyişler. Biz bu söylemde bulunanlara tek şunu diyoruz Hassiktirin Lann!

Kirolarin bizim yanimizda Bizans ordusuna karsi savastiklari hikayesini 1990 lardan sonra Türk-Islam sentezcileri yaymaya basladilar, bunun öncülügünü Alparslan Türkes yapmis ilerleyen yillarda Namik Kemal Zeybek, Özcan Yeniceri gibi o cizgide ki Türkcü düsmani Türk-Islam sentezcileri hararetle savunmuslardir..
Kirolarin kendilerinin bile inanmadiklari bu yalan hikayeyi yaymakta ki maksatlari kürt ve diger azinliklara karsi Türk milletinin savunma reflekslerini kirip milli suuru sekteye ugratmak icindi. Bugün bu rezillerin milliyetcilik kisvesi adi altinda Türk milletine siringaladiklari ümmet-hümanizm zehirinin aci faturasini her gün görmekteyiz.
Kisacasi bizden gibi görünüp asil Türk milletinin kuyusunu kazan bu Türk-Islam sentezcilerinin Türk milletine verdikleri zarari, tahribati ne kizillar vermistir ne de baskalari...

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #23 : 26 Ağustos 2012, 00:42:45 »

"Savaşmayı seviyorum, çünkü sonunda zafer var."

Başbuğ Alparslan Han

Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, "Türklere Anadolu'nun kapılarında kesin zafer sağlayan son savaş" olarak bilinir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
the battle of manzikert
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tarhun Hatun
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 702


Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRKLÜĞÜMÜ!


Site
« Yanıtla #24 : 26 Ağustos 2012, 00:51:43 »

Bugün Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümü. Anadolu'nun kime ait olduğunu bir kez daha hatırla hatırlat ey TÜRK oğlu!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #25 : 26 Ağustos 2012, 00:56:09 »

Kutlu olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunçyürekli
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.185



« Yanıtla #26 : 26 Ağustos 2012, 01:25:06 »

 Sultan Alparslan bugünkü halimizi görse suratımıza tükürecekti ya, uçmağa varınca yüz yüze gelmeye bile utanırım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

DEME BANA KAYI, OĞUZ, OSMANLI/TÜRK'ÜM BU AD HER ÜNVANDAN ÜSTÜNDÜR/YOKTUR ÖZBEK,AZER,KIRGIZ,KAZANLI/TÜRK MİLLETİ BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!
Sancaktar Turan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 531


"Kutlu Turan sancağını, Türkeli'ne asacağız!"


« Yanıtla #27 : 26 Ağustos 2012, 01:33:15 »

Türk ırkının şanlı zaferlerinden biri olan Malazgirt zaferi kutlu olsun! Bu zaferi bize kazandıran büyük Türk komutanı Alp Arslan'ın ruhu şad olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Benim adım TÜRK, kanım TÜRK, ruhum TÜRK,vicdanım TÜRK!"

"Türklüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılınç kaldıran eli kır!"

"Tanrı Türk'ü üstün yarattı!"
Türkeli_Bozkurt
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 55


Türkçü Turancı


Site
« Yanıtla #28 : 26 Ağustos 2012, 03:52:47 »

kutlu olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi
hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur.

Hüseyin Nihal Atsız
Türkçü Komando
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 185


Güneydoğulu! Bozkurtlar!


« Yanıtla #29 : 26 Ağustos 2012, 12:03:59 »

Ümmetin piçlerinin son günlerde daha doğrusu bir kaç on yıldır dillerine doladıkları söylem, kürt denen orospu çocuklarının malazgirtte Türkler ile savaştığı yönündedir, bu anlatım sadece ve sadece bu piçleri bizim mankurtlara kabul ettirmeyi amaçlıyor, şimdilerde Kurtuluş savaşında beraberdik yalanı ile aynı değerdedir bu deyişler. Biz bu söylemde bulunanlara tek şunu diyoruz Hassiktirin Lann!

Kirolarin bizim yanimizda Bizans ordusuna karsi savastiklari hikayesini 1990 lardan sonra Türk-Islam sentezcileri yaymaya basladilar, bunun öncülügünü Alparslan Türkes yapmis ilerleyen yillarda Namik Kemal Zeybek, Özcan Yeniceri gibi o cizgide ki Türkcü düsmani Türk-Islam sentezcileri hararetle savunmuslardir..
Kirolarin kendilerinin bile inanmadiklari bu yalan hikayeyi yaymakta ki maksatlari kürt ve diger azinliklara karsi Türk milletinin savunma reflekslerini kirip milli suuru sekteye ugratmak icindi. Bugün bu rezillerin milliyetcilik kisvesi adi altinda Türk milletine siringaladiklari ümmet-hümanizm zehirinin aci faturasini her gün görmekteyiz.
Kisacasi bizden gibi görünüp asil Türk milletinin kuyusunu kazan bu Türk-Islam sentezcilerinin Türk milletine verdikleri zarari, tahribati ne kizillar vermistir ne de baskalari...



 Sultan Alparslan Anadoluyu feth ederken kırolar zağros dağlarında yaşıyorlardı iki bölük arkeri bulsalardı yada öyle bir güçleri olsa idi yerleşik hayatta olup kendilerini çeşitli saldırılara karşı koruyabilirlerdi lakin çok zayıf ve medeniyetten yoksun oldukları için dağlarda yaşıyorlardı bu şekilde katledilmekten korunuyorlardı, gel görki: "Türk" büyük bir hata yaparak bunları dağlardan indirdi bağrına bastı, şehir yerleşik hayatı göstererek medeniyet öğretti ve şimdi anlatmaya gerek kalmayan bu duruma geldik. İnsaniyet perverliğimizin cezasını çekiyoruz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 2 [3] 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 2.169 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.