Cumhuriyet Tarihi Boyunca AZINLIKLAR ve İSYANLARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Şubat 2020, 04:51:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cumhuriyet Tarihi Boyunca AZINLIKLAR ve İSYANLARI  (Okunma Sayısı 3505 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« : 18 Temmuz 2015, 23:19:34 »

1.BÖLÜM: 1919 YILINDAN
İTİBAREN ŞARK İSYANLARI


Öncelikle yazımıza, 1919 yılında başlayan Simko isyanı ve devamında gelen
Koçgiri isyanından PKK'nın kuruluşuna kadar geçen sürede meydana gelen olayların net
çizgilerini belirlemekle başlayalım. Bütün Kürt isyanlarının temel ortaya çıkış noktası
bağımsız bir Kürt devletini kurmaktır. Mesela henüz Erzurum Kongresi'nden 2 sene sonra
meydana gelen Koçgiri İsyanının önderi Alişan Bey önce Mustafa Kemal'le birlikte hareket
etme kararı alan ve kendisini Sivas milletvekili olarak tanıtıp, zamanla bu sözünden caymış
ve Orta Anadolu ile Güney Doğu Anadolu'yu kapsayan Bağımsız Kürt Devleti kurulması
için aşiretleri ayaklandırmıştır. Tarihin ilk Dersim ayaklanması olarak da geçer. Bu özellikle
önemlidir çünkü 1937 yılındaki Dersim isyanı bu isyandan duygusal veya ideolojik olarak
ayrı değildir. Genel olarak Kürt isyanlarının karakteristik özelliğinin yeni bir devlet kurmak
amacı güttüğünü söylemiştik. Bunu 18 sene boyunca çeşitli aşiretler denemiş ve bu
isyanları her seferinde büyük bir şiddetle bastırılmıştır. Çoğunluğu Sevr Antlaşması'na
uyulması gerektiğini diretmektedir. Nitekim Sevr, Lozan Antlaşması'nın aksine Osmanlı
Devleti'ni çeşitli parçalara ayırmış ve Güney Doğu Anadolu'yu da Ermenistan sınırları
dahilinde göstermiştir. Kürt çetelerin Kurtuluş Savaşı sırasında Ermeni birliklerle muhattaplı
olarak hareket ettiklerini belirtmemize gerek yok sanıyorum ki. Bu da aklımıza erken
cumhuriyet yıllarında meydana gelen Kürt isyanlarının çoğunlukla Ermenistan güdümlü
olduğunu getirmektedir.
1919-1922 yılları arasında meydana gelen ve genel olarak Osmanlı Devleti'ne karşı
olan Simko İsyanı, İran'ın Batı Azerbaycan bölgesinin Salmas bölgesini bir süre elinde
tutan Şıkak Aşireti'nin oğlu olan Simko tarafından Osmanlı'nın Kotur bölgesini ele
geçirmesinden sonra çıkmıştır. Osmanlı'nın Simko'ya teslim olması karşılığında Kotur,
Çerhik ve Soma'nın yöneticilik teklifini reddettikten sonra İran'a bağlılığını belirtmiş ve
Osmanlı Devleti'ne karşı isyan başlatmıştır. Ancak İran'a olan bağlılığı çok uzun
sürmeyecek ve 1. Dünya Savaşı sırasında Alman İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti'nin
İran'a karşı ajanlık faaliyetine destek verme sözüyle maddi taleplerde bulunacaktır.
Talepleri yerine getirilen Simko sözünden tekrar cayacak ve 1. Dünya Savaşı sırasında
Rusya'ya bağlanarak Rus ordusuyla beraber Osmanlı İmparatorluğu'na saldıracaktır. Daha
sonraları Seyit Taha'nın etkisiyle Bağımsız Kürt Devleti fikrine kapılan Simko kendini
Bağımsız Kürdistan Kralı ilan etmiştir. Akabinde başkenti Çehrik düşmüş ve Türkiye'ye
kaçmak zorunda kalmıştır.

Simko isyanı genel çapta olmayıp sadece ihanet döngüsü içerisinde olmasından
ötürü etkisi fazla sürmemiştir. Ancak Koçgiri isyanı hem cumhuriyetin ilk isyanlarından
oluşu hem de kapsamı açısından diğer isyanlardan daha geniş olması oldukça önemlidir.
Çoğu tarihçi tarafından ilk Dersim isyanı olarak gösterilen Koçgiri isyanı Kürt Teali Cemiyeti
(Kürtleri Yükseltme Cemiyeti) üyeleri tarafından başlatılıp, çeşitli aşiretlerin katılımıyla
3000 kişilik bir isyan dalgasına dönmüştür. Ana eksen İç ve Güney Doğu Anadolu'yu
kapsayan bir Kürdistan kurma amacıyla yola çıkmış, ancak Alişan Bey'in meclise girmesi
sonucu işler Sevr maddelerine uyulma maksadına dönülmüştür. Halbuki Sevr'de Kürdistan
bölgesi daha çok Türk bölgesine bağlıyken Alişan Bey'in istediği topraklar Ermenistan'a
verilecekti. Peki Alişan Bey bunu neden istesin ki? Cevabı basit: Zaten bağımsız Kürdistan
istemiyorlardı. Büyük parça için isyan başlatıp kendilerini halkın önderi olarak gösteren ve
Türk hükümetine karşı gözdağı vermeyi hedefleyen bu kişilerin asıl amacı Büyük
Ermenistan'ın kurulmasıydı. Size defalarca Dersim isyanının Koçgiri isyanının devamı
olduğunu anlatmıştık. Bu bağlamda Dersim'e yapılan askeri operasyonun neden o denli
geniş çapta tutulduğunu anlamamız için Koçgiri isyanını biraz daha derinlemesine
incelememiz gerekiyor.
Öncelikle Koçgiri isyanı Alişan Bey tarafından gizliden örgütlenmiş ancak belli
edilmemiştir. Başta Bağımsız Kürdistan isteyen Dersim bölgesi aşiretlerinden oluşan isyancı topluluğu olduğu sanılmıştır. Koçgiri aşireti; Suşehri, Hafik (Koçhisar), Kemah,
Kuruçay, Ovacık, Zara, İmranlı, Divriği, Refahiye, Kangal ve çevresinde 135 köy ile en az
40.000 nüfustan oluştuğu tahmin ediliyordu. İsyanı bastırmak için 3.161 erden oluşan
birlikler gönderildi. İsyancıların toplam mevcudu ise en az 3000 kadardı. Kürdistan Teali
Cemiyeti Alişan Bey'i Dersim'e göndererek örgütün kurulmasını istemiş ve Alişan Bey,
Baytar Nuri ile birlikte örgütü kurmuştur. Baytar Nuri, ayrıca Zara, Divriği, Kangal, Hafik,
İmraniye, Beypazar, Celalli, Sincan, Hamo, Zınara ve Domura'da cemiyetinin şubesini
kurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresi kararlarının Kürtleri de kapsadığını
anlatarak Alişan Bey'i ikna etmeye çalışmış ve Sivas milletvekili olmasını önermiştir. Alişan
Bey Sivas milletvekili olmayı başta kabul ettiyse de Kürt Devleti kurma amacında olan
Baytar Nuri ile konuştuktan sonra bu öneriyi reddetmiştir. Bununla birlikte Baytar Nuri de
milletvekilliği önerisini kabul etmemiştir. Ayrıca Baytar Nuri, Kürt özerkliğiyle yetinen Seyit
Abdülkadir'i Türk ajan rolünü oynamakla suçlamıştır. 1920 başlarında Baytar Nuri, Yellice
nahiyesinde Hüseyin Abdal tekkesinde Cangaben ve Kurmeşan gibi aşiretlerin reisleriyle
birlikte Temmuz ayında Zara'nın Çulfa Ali karakoluna ve Şadan aşiret reisi Paşo da
Refahiye'ye saldırmışlardır.

Yani görüldüğü üzere Koçgiri isyanını başlatan sebep Alişan Bey ve çetesinin
Bağımsız Kürdistan istemesi. Amaçlarına ulaşmak için de Çulfa Alia karakoluyla
Refahiye'ye saldırmayı tercih ediyorlar. Bunun üzerine şimdiki Kürt vatandaşların tabir
ettiği faşist dikta yönetimi müzakere yoluna gitmekle kalmayıp isyanı bastırmak amacıyla
Alişan Bey'i Refahiye Kaymakamlığına, kardeşi Haydar Bey'i de İmraniye Bucak
Müdürlüğüne getiriyorlar. Fakat emelleri Bağımsız Kürt Devleti'ni kurmak olan Alişan Bey
ve haydutları üstelik de bu makamlardayken TBMM'ni Sevr maddelerini uygulama yolunda
zorlamaya çalışmış ve bunun için de (tabii ki bulunduları makamları da kullanarak) silahlı
mücadeleye gireceklerini belirtmişlerdir.

Şimdi en baştan beri toparlarsak, bir devlet düşünün ki henüz kurulma aşamasında
olan ve batıda Birinci ve İkinci İnönü harpleriyle, Kurtuluş Savaşı'nı vermekte olan, üstelik
de bu sırada doğuda Ermenistan ve Fransız askerlerinin tecavüzleri yetmezmiş gibi Kürt
aşiretlerinin de prim toplamak için isyan çıkartmış olmalarına verdiği cevap, aşiret reislerini
devletin makamına getirmek! Faşist bir yönetim bunu yapar mı? Diktatör bir yönetim
sistemi içerisinde böyle bir anlayış var mıdır? Yoktur. Tarih üzerinde çıkan isyanların
hemen hemen tamamının çıktığı andan itibaren askeri operasyonla bastırılmaya çalışıldığı
bir gerçeği biliyorsak, Türk yönetimin ne denli humanist bir tutum sergilediğini de görmemiz
gerekir. Buna rağmen 1937 yılında aynı aşiretler yine aynı bölgede Dersim isyanını
tetikliyorlar. Biraz da onu inceleyelim ondan sonra Şeyh Sait isyanına geçeceğiz.
Öncelikle Dersim bölgesinde yaşanan olumsuzluklar ve ihanetlerin geniş çaplı bir
hatırlatmasını yapalım. Dersim bölgesi sıkıntıları 1916 yılından itibaren başlıyor. 1915
yılında Wilson ilkelerinin birinci maddesi* sebebiyle Ermeni tehciri yaşandığı sıralarda
Dersim halkı 20.000 ila 36.000 Ermeni ailesini Osmanlı Devleti'nden saklıyor. 1916 yılında
ise tehcirden kaçan 30.000'den fazla Ermeni'yi Dersim ve çevresinde destekliyor. Aynı
zamanda çıkan Rus – Osmanlı Savaşı'nda özerklik almaları karşılığında Rusya'ya karşı
savunma savaşına girerler. Ruslar geri çekildikten sonra çeşitli madalya ve hediyelerle
ödüllendirildikten sonra Seyit Rıza Erzincan İl İdaresi Yöneticiliği'ne getirilir. Bu sırada
askere gitmek istemeyenleri gitmiş gibi belgeler ve bir yandan da isyancılara destek verir.
Askere gitmek istemeyen 6.000 kadar kişinin de sempatisini kazanan Seyit Rıza otoriteye
karşı isyan başlatır.

Koçgiri ve Dersim'in birbirinin uzantısı olduğunu söylemiştik. 1937 yılına kadar
Seyit Rıza'nın Ermenileri saklaması bilinmesine rağmen (yaklaşık olarak 70.000 ermeni
ailesinden söz ediyoruz) mevkiisine dokunulmamış ve sürekli müzakere yolu aranmıştır.
Fakat buna rağmen Ermenilere desteğini bir türlü azaltmayan ve bağımsız Kürdistan
hayalinde olan aşiret liderleri Tunceli'de İsmail Hakkı adlı bir teğmenin komutasındaki
karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlenir. Karakol yakılır ve 33 askerin tümü
öldürülür. 27 Mart 1937 tarihinde Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprü Haydaran ve
Demanan aşiretleri tarafından yakılır. Diğer Türk Birlikleri ile bağlantı kurulmasın diye
Dersimli gruplar tarafından bölgenin telefon hatları kesilir. Jandarma birliklerine pusu
kurulur. Pax bucağı karakoluna baskın düzenlenir. Seyit Rıza bizzat Sin Karakolu'nun da
basılması için asi milislere emir verir. Bölgedeki 9. Seyyar Jandarma Taburu'na da baskın
düzenlenir. Kendi vatandaşlarından kurulu düzensiz gerilla kuvvetlerine karşı savaşmak
üzere eğitilmemiş ve bu yönde bir hazırlığı olmayan askeri kuvvetler kendilerini korumakta
zaafiyet içine düşerler. Birçok askeri birlik basılarak askerler öldürülür ve yaralanır. Asiler
Mazgirt Köprüsü'nü tahrip ederler. Yüzlerce askerin öldürüldüğü ve binlercesinin
yaralandığı Dersim isyanlarının büyük çoğunluğunda Seyit Rıza defalarca Meclise
çağırılmış, müzakere edilmek istendiği belirtilmiş, fakat Seyit Rıza tarafından kabul
görmemiştir. Meşhur askeri tatbikat bunun üzerine 50.000 kişilik bölgeye gönderilmiş ancak başarılı olmamıştır. Dağların yaman oluşundan ötürü askerlerin bölgeye ulaşamaması sonucu 3 filoyla uçak saldırısı düzenlenmiştir. Operasyonlar sonucunda yakalanan Seyit Rıza ve yanındaki 7 kişi idama mahkum
edilmiş fakat yaşları geçkin olmasından ötürü 4'ü hakkındaki idam kararı 30'ar sene
hapisle değiştirilmiştir. Seyit Rıza'nın öcünü almak isteyen aşiretlerin ayaklanmaları 1948
yılına kadar sürmüş ve bu sürede Tunceli bölgesine üç kere daha askeri operasyon
düzenlenmiştir. Fakat birinci Dersim harekatından bu yana Mustafa Kemal'in
operasyonlardan haberi yoktu. “'Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi' kitabının yazarı
tarihçi Ali Kaya'ya göre, harekatın sorumlusu dönemin Başbakanı Celal Bayar'dır. Asıl
yaşanan büyük olayların daha çok 15 Mayıs-15 Eylül 1938 tarihleri arasında meydana
geldiğini belirten Ali Kaya, Atatürk'ün o dönemde ciddi olarak hasta olduğunu, doktor
raporlarının bulunduğunu ve Atatürk'ün son gelişmelerden haberi olmadığını ileri
sürmüştür.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #1 : 18 Temmuz 2015, 23:21:44 »

Dersim olayları hakkındaki gerçekleri ortaya çıkartmak özellikle önem taşıyordu.
Çünkü son 5 senede meydana gelen Dersim tartışmaları, Kürtlere verilen imtiyazlar ve
PKK'nın Orta Doğu bölgelerinde güçlerini arttırması çok değil bundan bir çok sene sonra
Türkiye'de Sevr benzeri isteklerin dile getirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda Türk
halkının vereceği tepki özellikle önem taşımaktadır. Çünkü eğer Türk milleti kendi
devletlerine sahip çıkmazsa örf ve adeti mutlaka yitip gidecektir.
Gelelim doğu bölgelerinde çıkan yine bir çoğu birbiriyle bağlantılı olan, ancak daha
düşük çapta gerçekleşen isyanlara. Bunlardan ilki Birinci Sason İsyanı. İsyanın çıkış amacı
devlete vergi vermemek. Bilindiği üzere Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye içi politikalarının
Doğu Anadolu ayağı çoğunlukla köy enstitülerini kurmak ve toprak reformu üzerineydi. Köy
enstitüleri Avrupa standartlarından da öte eğitim veren ve halkın tamamını kapsayan
meslek öğretim okullarıydı. Köy enstitülerinden demirciden öğretmene, nalbanttan askere,
motor mühendisinden ziraat mühendisine bir çok dalda uzman veya teknik eleman çıkması
planlanıyordu. 1954 senesine kadar binlerce köylü vatandaşımız bu okullardan mezun
olmuş, bir çoğu öğretmenlik yolunda gelecek nesillere gönüllü olarak eğitmenlik yapmıştır.
Özellikle köy enstitülerinden çıkanların tayinlerini doğuya istemeleri bu eğitim sisteminin ne
kadar düzgün ve idealist bireyler yetiştirdiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Bir
diğer gelişim hareketi de toprak reformu idi. Yani toprak sahibi olan ağaların ellerinden
değerleri karşılığında toprakları alınacak ve bu topraklar köylüye dağıtılacaktı. Zaten
ideolojik olmayan doğu isyanlarının temelinin bu toprak reformu olduğunu görüyoruz.
Ellerinden topraklarının alınmasını istemeyen feodal beyler altında bulundurdukları
köylülerle birlikte gözdağı vermek amacıyla isyan çıkartıyorlardı. Bunlardan ilki de Sason
isyanıydı. Yıllarca devlet memurlarını eli boş gönderen ağalar askeri birliklerin Batman
bölgesini basması üzerine aşiret reisleriyle birlikte toplanarak isyan başlatıyorlar.
Karşılarındaki askerlerin kararlı olması sonucu bir miktar para verip göndemek isteyen
isyan önderine rağmen içlerinden bir aşiret reisinin askerlerden birine iftira atması sonucu
yaşanan gerginlikte 2 asker şehit edilmişti. Gerilen ortamın çıkarlarına ters düştüğünü
düşünen isyancılar arayı bulmak için bir miktar para daha verip yolladılar. Aslında
isyanların içinde en farklı olan isyan Sason isyanıyken bu kadar az biliniyor olması
şaşılacak şeydir. Bunun en büyük sebebi sanırım Sason isyanının Kürt milleti açısından
herhangi bir sömürü aracı olarak kullanılmasının mümkün olmayışıydı. Sason isyanını günümüze uyarlarsak 2011 yılında meydana gelen Uludere olayını
örnek gösterebiliriz. Zira kaçakcılığın halen daha suç olduğu bir ülkede kaçakçılara masum
siviller muamelesi yapılması halkın birliğine ve etik çerçevesine oldukça zarar vermektedir.
Bilinmelidir ki çocuklarımız zehirleyen uyuşturucu maddeler, kaçak mazot ve silahlar da
aynı yöntemle ülke içerisinde sokulmakta, gelirleri tamamen PKK'ya gönderilmektedir. Şeyh Sait isyanı Dersim isyanı gibi ideolojik olmakla birlikte aynı zamanda dini bir
isyandır da. Cumhuriyetin ilk yıllarında hilafetin kaldırılması sonucu başlayıp ancak daha
sonraları bir Kürt özgürlük hareketi olarak vücut bulan Şeyh Sait ayaklanmasının fitilini
ateşleyen olay, Şeyh Said'e bağlı kişilerin Diyarbakır'ın Eğil nahiyesine bağlı Piran
köyünde (Diyarbakır ilçesi Dicle) arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya
girmeleriydi. Zaten öteden beri askeri vesaite karşı çıkan Kürt isyancıların bu olaylardan
cesaret almaları olayların daha da büyüyerek önü kesilemez bir hal almıştır. Bizzat Şeyh
Sait tarafından verilen emirle Darahini bölgesini basarak valiyi ve yanındaki görevlileri
kaçırmıştır. İsyanın farklı mecralara kayarak kendi otoritesi dışına taşmasını sitemeyen
Şeyh Sait acele bir hareketle Kürt isyancılara mektup yazarak bu hareketin İslami bir
hareket olması gerektiğini ve bütün müslümanların devlet otoritesine karşı koymaları
gerektiğini yazmıştır. Kendisini müslümanların lideri olarak tanıtıyordu. Mistan, Botan ve
mıhellemiler aşiretlerinin desteğini aldıktan sonra Genç ve Çapakçur (bugün Bingöl)
üzerinden Diyarbakır'a yöneldi.Maden, Siverek ve Ergani'yi ele geçirdi. Şeyh Abdullah'ın
yönettiği başka bir ayaklanma kolu da Varto üzerinden Muş'a doğru harekete geçti.
Varto'yu ele geçiren isyancılar, Muş'a ilerledilerse de halktan toplanan yardımcı kuvvetlerle
Murat Köprüsü civarında mağlup edilip, Varto'ya geri çekilmeleri sağlandı. 21 Şubat'ta
gelişmeler üzerine hükümet doğu vilayetlerinde sıkıyönetim ilan etti. 23 Şubat'ta
ayaklanmacıların üzerine gönderilen ordu birlikleri Kış Ovası'nda Şeyh Said kuvvetleri
karşısında tutunamayarak Diyarbakır'a çekilmek zorunda kaldı. Ertesi gün Elazığ'a giren Gökdereli Şeyh Şerif yönetimindeki başka bir ayaklanma kolu kenti kısa süre de olsa denetim altına aldı. Elazığ birkaç gün boyunca isyancılar tarafından yağmalandı. Mart başında Şeyh Said'in emrindeki 10,000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır'a saldırdı ve
kuşatma altına aldı. Kuşatanlar takviye alıyordu ve kuşatma Şeyh Said tarafından bizzat
yönetiliyordu. Mürsel Paşa komutasındaki garnizon günlerce süren saldırıları geri
püskürtmeyi başardı. Fakat bir gece bir grup şehirin Kürt sakinlerinin yardımıyla Diyarbakır
içine girebilmeyi başardı. Bunların varlıkları garnizon tarafından farkedildi. 7- 8 Mart arası
süren ağır bir çarpışma sonrası şehire sızan grup bozguna uğratıldı ve sadece birkaçı
kaçabildi. Kuşatma'nın başarısız olduğunu gören Şeyh Said, kuşatmayı kaldırdı ve
adamlarını Diyarbakır'dan çekti.
Daha sonra neler olduğun hepimiz çok iyi biliyoruz. Şeyh Sait yakalanıp idama
mahkum ediliyor. Peki şu ana kadar devletin herhangi bir suçu var mı? Hayır yok. Türkiye
Cumhuriyet'nin bekasını sağlamak amacıyla hilafetin kaldırılmasını(üstelik o zamanki
halifenin de rızasıyla birlikte) bahane eden Kürt çeteler çeşitli yollardan isyan etmiş ve
sonuç olarak istekleri hep aynı olmuştur: Kürdistan'ı kurmak! Ancak tabii ki bu amacın
birincil sonucu Kürt halkının refahını düşünmek değildir. Bölgenin yapısına bakacak
olursak asıl istenen şey Büyük Ermenistan'ın kurulmasıdır. Bu durumda sorulması gereken
Kürtler aslında kimlerdir? Binlerce yıldır birlikte yaşadığımız bu insanların neden sürekli
isyan ettiklerini anlamak gerçekten çok güç.
Bu durumda yapılacak olan şey dikkatli olmak ve halkımızı bu tarz hareketlerden
uzak tutmaktır. Gezi '13 olaylarında da görüldüğü üzere halkın demokratik taleplerine
sızarak kendi çıkarları uğruna halkı sömürmek isteyecek bir çok Kürt grup vardır. Bunların
oyunlarına gelmemek ve mümkün olduğunca araya mesafe koymak Türk halkının imajı
açısından oldukça önemlidir. Zira düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışı beraberinde
bir çok ihaneti getirir.
Türk'üm diyemeyen, Türkiye Cumhuriyeti lafından alerjisi olan azınlıklara fazla yüz
verdiğimiz takdirde sonumuz Suriye gibi olacaktır. Bunun için bu tarz grupların önünün
kesilmesi gerekmektedir. Halktan destek bulamayan örgütler mutlaka kendilerini daha
marjinal mecralara itecek, gerçek yüzlerini son 30 senede gösterdikleri gibi
göstereceklerdir. PKK terör örgütünü eylemlerinden haberdar olan ve onlara halen daha
özgürlük kahramanı muamelesi yapan herkes halkın gözünde yargılanmalı ve idama
mahkum edilmelidir. Aksi takdirde sadece Türkiye değil, masum Türk halkı da bundan
zarar görecek ve kendi atalarının kurduğu cumhuriyet, kendi dedelerinin savaşarak aldığı
topraklar birkaç haddini bilmez isyancı yüzünden ellerinden alınarak miraslarından
mahrum edileceklerdir. Üstelik isyanlar ve ayrılık talepleri sadece Kürt bölgeleri için sınırlı
olmayacak, tarihteki gibi Pontus ve Ermeni ayaklanmaları da baş gösterecektir. Bunun için
kitabımızın ikinci bölümünü Rum ayaklanmaları konusuna ayırıyorum ki bundan 100 yıl
önceki olayların, günümüz olaylarının ilerleyiş tarızyla ne kadar doğru orantılı gittiğini
görebilelim.


Emre C. BERKANT


Yazarın Notu:

Yazarın notu:
Bu yayın kişisel çıkardan ziyade, Türk milletinin çeşitli iç ve dış güçler
tarafından yok edilmiş olan millî duygularını pekiştirmek amacıyla yazılmıştır. Şu
anda içinde bulunduğumuz öne sürülen barış(!) ortamının aslında hangi amaçlara
hizmet ettiğini kitabın ilerleyen bölümlerinde kendiniz aklınızda oturtacaksınız.
Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu düşünmekle birlikte, izlediği yolların çeşitliliği
bakımından da uyanık olmak, Türk halkının atalarından aldığı mirasa sahip çıkması
açısından önemlidir.
Ekranınızda gördüğünüz bu kitabın konusu cumhuriyet sonrası gerçekleşen
çeşitli azınlık gruplarının isyanları hakkında detaylı bilgi içermektedir. Kitabın
sonlarına doğru günümüz 'örtülü' isyanların benzerlerini 1921 yılından itibaren
görecek ve -umarız- ilerleyen süreçte olabilecek olaylara karşı hazırlıklı olacaksınız.
Kitap öncelikle -halen daha günümüzde mevcut olduğundan ve zamanında en
kapsamlı şekilde düzenlendiğinden dolayı – Kürt isyanları hakkında, daha sonra bu
isyanlardan güçlenen Pontus (Rum) isyanlarına değinecektir.
Yayınlanan bütün belgeler zaten hali hazırda internet üzerinde bulunduğundan
ve erişimi oldukça kolay olduğundan ötürü, kaynakça için ayrı bir bölüm
oluşturulması gereksiz görülmüştür.
Umarız okuyucularımız hangi ideolojik görüşü benimsemiş olursa olsunlar,
Türkiye Cumhuryeti içerisinde oynanan üstü kapalı oyunların farkına varır ve derhal
harekete geçerler. 1980 öncesi Amerika ve Rusya'nın soğuk savaş döneminden kalma
ideolojik üstünlük kavgalarını Türkiye üzerinde oynamasına benzer bir kutuplaşmaya
mahal vermezler. Şuurlu hareket etmek fevri hareket etmekten her zaman yeğdir.
Saygı ve sevgilerimle

Emre C. BERKANT
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Başkurdistan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 305


Türk için Çalış


« Yanıtla #2 : 18 Temmuz 2015, 23:34:19 »

Cumhuriyetten önce kurulunca ve sonrası isyanların hepsi kürt isyanıdır ve sorarsan hepsi de milli mücadelede yanımızdalar Peynir
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ertin Böke Alp
Ertin Böke Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 541


Turana kadar.


« Yanıtla #3 : 19 Temmuz 2015, 00:39:36 »

1. dünya savaşından bu yana açıkça Türk milletinin karşısında olanlar ve her fırsatta yağılık eden isyan çıkaran toprak isteyen, paçadan ısıran bu kanı bozuk, soysuz köpeklerin sanki asırlardır yanı başımızda ve omuz omuza cenk etmiş gibi aklımızla alay edilerek gösterildiği günümüzde, milletimin düşmanını açıkça seçebilmesi için faydalı bir konu olmuş, var ol Bögü!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yitmez TÜRK nesli
Tükenmez TÜRK nefesi
Her yanda çınlama TÜRK sesi
Irkıma şereftir Tanrının TÜRK demesi
Yurduma denmeli sadece ulu TÜRK ülkesi
Aklıma Başbuğumdan armağan TÜRK ülküsü
Gönlüme maziden yarına bir vurgun TÜRK sevdası.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #4 : 19 Temmuz 2015, 00:54:21 »

Yazar, Gezi olaylarinda çikarci kürt gruplarina da deginiyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Ertin Böke Alp
Ertin Böke Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 541


Turana kadar.


« Yanıtla #5 : 19 Temmuz 2015, 01:05:07 »

Gezi olaylarında ben de 3-5 cahil vatandaş dışında Türk devletinin aleyhine iş yapanlardan başka kimseyi göremedim zaten. Benim için k*rtlerin masum olduğu hiç bir durum, olay yoktur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yitmez TÜRK nesli
Tükenmez TÜRK nefesi
Her yanda çınlama TÜRK sesi
Irkıma şereftir Tanrının TÜRK demesi
Yurduma denmeli sadece ulu TÜRK ülkesi
Aklıma Başbuğumdan armağan TÜRK ülküsü
Gönlüme maziden yarına bir vurgun TÜRK sevdası.
EfeTorunu009
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 8


« Yanıtla #6 : 19 Temmuz 2015, 01:14:44 »

Madem bunlar bu kadar hak talep ediyorlar.Peki bu ülkenin marşına neden saygı duymuyorlar.Elektrik parası ödemekten aciz insanların devlet kurma fikirlerine hayranım helal olsun
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kara_Kurt
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 198



« Yanıtla #7 : 19 Temmuz 2015, 14:01:15 »

Bu it sürülerinin zaten tek amacı araplar gibi olmaktır. araplarda bir bok üretemez bir bok yapamaz petrol parasıyla yaşar. Bu itlerde Türkiyenin maden kaynaklarınıyla aynı şekilde yaşamak istiyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.