KURTULUŞ SAVAŞI İLE İLGİLİ YUNAN BELGELERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Ağustos 2020, 11:44:44


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 8
  Yazdır  
Gönderen Konu: KURTULUŞ SAVAŞI İLE İLGİLİ YUNAN BELGELERİ  (Okunma Sayısı 22044 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 28 Ağustos 2011, 10:40:52 »

Kurtuluş Savaşı ile İlgili
Yunan Belgeleri


  Doğu Sorunu, önce Türklere karşı Avrupa topraklarını
nasıl koruyabilmek ve 1683 Viyana bozgunundan sonra
Türkleri Avrupa topraklarından nasıl atabilmek şeklinde
gelişti. Avrupa ülkeleri, çirkin bir Türk görünümü yaratmak
istemişler, gerek edebiyat gerekse sanatlarında bu
konuyu özellikle işlemişlerdir. XVIII. yüzyılın sonuna doğru
yaklaşıldığında, bünyesinde Avrupa türü bir kültür, ekonomi
ve teknik evrimi gerçekleştirerek, çağın güçlü ülkeleri
arasına katılan Rusya, Fransa ve ingiltere ile birlikte karşısında
ortak bir sorun bulmuştu: "Gerilemekte olan Osmanlı
İmparatorluğu'nun geleceği".
Çar Petro'nun"1" ülkesine kazandırdığı Boğazlardan Akdeniz'e
inmek gibi geleneksel bir politikanın, Fransa ve
İngiltere'yi Rusya'ya karşı birleştirmesi, Doğu Sorunu'nun
görünümünü de değiştirmişti. Bu üç ülke Osmanlı topraklarını
aralarında paylaşamadıkları gibi, hiçbiri de diğerinin
İstanbul'a egemen olmasına razı değildi. Aranan seçenek,
kuvvetler dengesi ilkesi içinde, Osmanlı İmparatorluğu'-
nun yaşantısını sürdürmesine razı olmak şeklinde kendini
gösterdi.

   1869'da Süveyş Kanalı'nın açılması üzerine, Akdeniz'deki
İngiliz çıkarları artık boğazlardan değil, güçlü bir
donanma ile Malta ve Kıbrıs suları arasında savunulabilirdi.
İngiltere 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan yararlanıp
"Akdeniz'in anahtarı olarak" tanımladığı Kıbrıs Adası'nda
değerli bir üsse kavuşuyordu. Böylece Rusya'ya
karşı yürütülen yakın denetim politikasının gevşemesi,
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1878 Berlin Kongresi örneği,
topraklarının daraltılmasıyla sonuçlanmıştı. Güç dengesinin
Akdeniz'e kaydırıldığı bu süreçte, Osmanlılar 1856'da
verdikleri ödünü, diğer bir deyişle Hıristiyanlar için yapmaya
söz verdikleri reformları gerçekleştirememekle suçlanıyorlardı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceğini Almanya'nın
yenilmezliği varsayımına bağlayan ve 2 Ağustos 1914'te
gizli ittifakın yapılmasında başrolü oynayan Harbiye Nazın
Enver Paşa2 kötü bir sonucu düşünmemiş olmalıydı. 1912—
1913 Balkan savaşlarının kayıplarını giderebilmek ve özellikle
bu savaş sonucu eline geçirdiği Anadolu'yu çevreleyen
Ege adaları ile "Megalo İdea"yı "İyonya"ya taşıma
amacında olan Helenizm hülyalarına son vermek zorunluydu.
    Bu da Ege Denizi'nde kesin bir üstünlük sağlamakla
gerçekleşebilirdi. Ancak bu konuda ne Londra ne de Paris,
Yunanistan'a karşı İstanbul'a bir güvence vermek niyetinde
değildi. Bu durumu değerlendirmek isteyen Rusya, İtalya'nın
19 Nisan-18 Mayıs 1912 arasında Çanakkale Boğazı'nı
ablukaya alması üzerine, Babıâli boğazları tüm ticaret
gemilerine kapatınca, tarım ticaretinin %40'ını Karadeniz'den
yaptığı için büyük zarara uğramıştı. Bunun üzerine
boğazlara egemen olmayı bir kez daha düşlemeye başlamıştı.
Öte yandan Karadeniz'de Rusya'ya karşı savunma,
Ege'de üstünlüğü ele geçirebilme stratejisinde Yunanistan'a
saldırı politikasında Enver Paşa Osmanlı Devleti'nin
geleceğini Almanya'nın Dünya Savaşı'ndaki başarısına
bağlamıştı.

    3 Kasım 1914'te savaşa giren Babıâli'nin karşısında
İngiltere, Fransa ve Rusya'yı bulması, önceki yüzyılların
örnekleriyle hiç bağdaşmıyordu. Çünkü bu üç devlet Osmanlı
İmparatorluğu'nu önce yıkmak ve daha sonra topraklarını
bölüşmek için şimdi güç birliği yapmışlardı. Böyle
bir diplomasi anlayışına varılmasında savaş stratejisinin
ortaya koyduğu zorunluluklar olsa da, asıl olarak Balkan
savaşlarının ortaya çıkardığı en önemli sonucun da etki ve
paydası esas olmuştu. Bu da Osmanlı İmparatorluğu'nun
sona erdirilmesi ve topraklarının paylaşılması düşüncesinin
emperyalist Batı'mn dış politikasımn biçimlenmesinde
temel bir işlev görmeye başlamasıdır. Bu nedenledir ki
gizli paylaşım antlaşmaları Balkan bozgunundan sonra
Birinci Dünya Savaşı içerisinde yapılmıştı. Yapılan gizli
paylaşım antlaşmaları içerisinde İstanbul Antlaşması Londra,
Paris ve Petrograd arasında çeşitli notalaşmaların sonucunda
ortaya çıkmıştı. İstanbul ve Çanakkale Boğazları,
Marmara Denizi, Gelibolu Yarımadası, Enez-Midye hattına
kadar Trakya, Bozcaada ve Gökçeada,3 Sakarya Nehri'ne
kadar Kocaeli yarımadası Rusya'ya bırakılıyordu. İzmit
Körfezi'nin güney yakasındaki kuşağı ise daha soma saptanacaktı.
İtalya'mn, Alman ittifakından ayrılarak müttefiklerle
güç birliği yapmasını sağlayabilmek için Osmanlı topraklarının
Roma'ya peşkeş çekildiğini görmekteyiz. İtalya'nın
On İki Ada üzerinde 1912'den beri Babıâli'ye karşı sürdürdüğü
egemenlik iddiası müttefiklerce de kabul ediliyor-
du. 26 Nisan 1915 tarihli Londra gizli antlaşmasının 9.
maddesinde şu hükümler yer almıştı:
   "Fransa, İngiltere ve Rusya, İtalya'nın Akdeniz bölgesindeki
çıkarlarını genellikle tanır ve Babıâli 'nin Anadolu
topraklarının paylaşılması durumunda, İtalya'nın da Antalya
yörelerinde hakkına düşen hisseye sahip olacağını
kabul ederler. Zaten İtalya burada kendisine bazı haklar ve
çıkarlar sağlamış ve onun bu özelliği anılan konuda bir
İngiliz İtalyan antlaşması için gerekli ortamı hazırlamıştır.
Eğer Fransa, İngiltere ve Rusya savaş sırasında Babıâli
'nin Asya kıtasındaki bazı topraklarını işgal edecek olursa,
Antalya ilinin Akdeniz 'i çevreleyen yöreleri yukarıda
tanımlanan ilkeler gereğince burasını almaya hak kazanmış
İtalya 'ya bırakılacaktır."

Bu antlaşma etkisini hemen göstermiş ve Mayıs sonunda
Almanya ve Avusturya'ya karşı savaşa giren İtalya,
20 Ağustos 1915'te de Babıâli'ye savaş ilan edilmiştir.
Yukarıdaki antlaşmalarla hem İtalya'nın hem de Rusya'nın
özlemlerini doyuran İngiltere ve Fransa, bu kez Ortadoğu'daki
kendi amaçlarını saptamak yoluna gittiler.
İngiliz müsteşarı Sykes ve Fransız meslektaşı Georges
Picot 1916 Martı'nda Petrograd'a gelmişler ve antlaşma
taslağını Ruslara göstermişlerdir. Rusya bu istekleri ancak
Erzurum, Trabzon ve Bitlis illeri ile Muş, Siirt ve Türkİran
sınırını içeren kuşağın da kendisine verilmesi karşılığında
kabul ediyordu. Bu koşulları içeren protokolün Fransız
elçisi Paleolog ve Dışişleri Bakanı Sazonof tarafından
imzalanmasıyla Sykes-Picot antlaşması da 26 Nisan
1916'da kesinleşti. Böylece Fransa, Suriye kıyıları ve hin
terlandı ile birlikte Çukurova,4 Kayseri dışarıda kalmak
şartıyla Sivas, Elazığ,5 Maraş, Antep ve Mardin'e sahip
çıkıyor, Halep-Şam-Musul üçgeni ise Fransız etkinlik bölgesi
içine giriyordu. İngiltere Basra'dan Bağdat'a kadar
tüm güney Mezopotamya'yı eline geçiriyor ve bunun dışındaki
yörelerde etkinlik bölgesi kuruyordu. Filistin için
uluslararası bir statü tasarlanmıştı. İskenderun serbest liman
ilan edilirken, Akka ve Hayfa da İngilizlerin olacaktı.

   Bu antlaşma İtalyanlardan saklı tutulmak istenmişse
de, 1917 yılı başlarında durumun farkına varan Roma,
Londra Antlaşması uyarınca Anadolu'da ilke olarak kendisine
verilmesi onaylanan topraklarının kesinlikle belirlenmesini
istedi. 17 Nisan 1917'deki Saint Jean de Maurienne
Antlaşması ile Antalya, Muğla ve çevresi, Konya ilinin
büyük bir kısmı, İzmir ve kuzeyindeki etkinlik bölgesi İtalyan
toprakları olarak tanımlanıyordu. Bu antlaşma Rusya'nın
onayına bağlanmıştı. 1917 devrimiyle iktidara gelen
Bolşevikler, değil bu antlaşmayı onaylamak, Çarlık rejiminin
emperyalist oyunlarını dünyaya göstermek amacıyla
bütün bu gizli antlaşmaları yayımlayarak ortaya sereceklerdi.
Müttefik donanmalarının Çanakkale Boğazı'nı zorlayarak
geçemeyeceklerinin anlaşılması üzerine, 25 Nisan
1915'de Gelibolu yarımadasına çıkan birliklerin Aralık ayı
sonunda geri çekilmesi, İngiliz Donanma Bakanı Winston
Churchill'in stratejisinin başarısızlıkla sonuçlandığını belgeliyordu.
Rus ordularının başarısızlığında, Rus ihtilalinde
ve savaşın uzamasında Çanakkale zaferinin önemli payı
vardı. İngilizler Enver Paşa'nın amcası Halil Paşa'nın, Kutü'l-
Amare'de başlarında General Townshend olduğu halde
75.000 kişilik ordusunu tutsak aldığını unutmayacaklardı.6
Türkiye'nin kendisine karşı yer yer başarıyla savaşmış
olması yüzünden İngiltere'nin öç alma isteğinin ötesinde,
incinmiş olan sömürgeci duygularının tatmini ve imparatorluğunda
estirdiği etkili gözdağı havasının yeniden kurulabilmesi
için Türkiye'nin örnek, yani ezici bir biçimde
cezalandırılması gerekiyordu.
   Savaşı kazanan İngiltere, Fransa ve İtalya son derece
sarsılmış durumdaydılar. Almanya ise, bütün savaş boyunca
vuruşmaları kendi toprakları dışında yapmıştı. İtilaf
Devletleri'nin amacı Trakya, İstanbul ve Anadolu dışında
bütün toprakları ondan almak olmalıydı.7 Bunun gerekçeleri
Osmanlı yönetiminin kötülüğü, sonra Osmanlı Devleti'nin
üç kıta arasındaki durumuydu ki ona birçok deniz
üsleri ve Müslüman ve özellikle Türkçe konuşan halklar
üzerinde etki olanağı sağlıyor ve Mısır ile Hindistan'ı doğrudan
doğruya tehdit ederek Britanya İmparatorluğu'nun
böğründe bir oduncu kaması haline sokuyordu. İngiltere,
aynı zamanda doğrudan doğruya toprak istemi en az olan
devlet görüntüsündedir. Ekonomik ve siyasal etkisini ve
söz dinletirliğini güçlendirmek ve dünyaya yayılmış imparatorluğun
iletişim ve ulaşım yollarının güvenliğini sağlamak
amacıyla önlemler almak peşindedir.
   Musul, Mezopotamya8 üzerinde, amacı petrol olan bir
göz dikme, savaş içi müttefikler arası antlaşmalarında olduğu
gibi, Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak barış antlaşması
tartışmalarının her aşamasında göze çarpmaktadır.
Bunu kanıtlayan başka bir öge de savaş sonunda Fransızların
Suriye'de karşılaştıkları zorluklar karşısında İngiltere'nin
yardımına başvurmaları üzerine Lloyd George'un
Clemenceau'dan, bu yardım karşılığında sadece Musul'u
istemesi olayıdır. Musul'un İngiltere açısından güvence
altına alınabilmesi çevre güvenliğini gündeme taşıyor, bunun
için de Kürdistan ve Ermenistan adı altında bağımsız
bölgeler yaratılmak isteniyordu. Bu aynı zamanda Türkiye
ile Musul arasında tampon bölgeler oluşturmak anlamına
geliyordu. Bu düşünce Kurtuluş Savaşı süresinde kuvveden
fiile çıkarılmaya çalışıldığında yani Kürdistan ve Ermenistan'ın
ısrarlı ve özenli biçimde güncelleştirilmek istenmesine
paralel olarak 1919 yılı Ekim'inden itibaren İngiltere,
Fransa'yı Güneydoğu Anadolu'ya sokarak farklı bir tampon
bölge oluşturmayı deneyecektir.
   Savaş sırasında Amerika Birleşik Devletleri'nin tutumuna
gelince; Toprak istememekte, manda yönetimi kabulüne
yanaşmamaktadır. Wilson, başta Lloyd George olmak
üzere İngiliz devlet adamlarında rastlanan bir bağnazlıkla,
padişah'm İstanbul ve Boğazlar bölgesinden kovulmasını,
savunmaktadır. Amerikalılara göre, Mezopotamya, Suriye
ve Ermenistan'ın Türkiye'den ayrılması gerekmektedir.
Birleşik Devletler'in savaş ve savaş sonrası amaçlarımn
dayandığı ilkeleri 8 Ocak 1918'de kongrede dile getiren
Wilson'm bu on dört noktasından 5.si sömürgelerle ilgili
idi ve bu madde de "geniş ve tamamıyla yansız bir düşünce
ile serbestçe tartışılarak çözülmesi"ne yer verilmişti. Bu
yeni bir yaklaşımdı. Batı emperyalizminin izlediği politikadan
bütünüyle farklı, diplomasi yolunun benimsendiği ve
daha sonraki dönemlerde dostluk ve yardımlaşma antlaşmaları
ile sömürgeci emellerin tatminine yönelindiğini
göstermekteydi.
    Öte yandan Dışişleri Bakanı Lansing, Amerikan heyetine
vermiş olduğu andırı ile yönergelerde Bulgaristan'ın,
Sırbistan'ın ve Yunanistan'ın sınırlarının, Balkan savaşı
sonrası çizgilerini izleyeceğini, ancak Bulgaristan'ın, Ege'-
de Yunanistan'a bırakacağı topraklara karşılık, İstanbul dolaylarında
toprak elde etmesi gerekeceğini; Yunanistan'a,
Ege kıyılarında, On iki Ada'da ve belki de Küçük Asya'da9
toprak verileceğini bildirmekte ve Osmanlı İmparatorluğu'-
nun Avrupa'dan çıkarılarak sadece Anadolu'da bırakılacağına
işaret etmekte idi. Görüldüğü üzere yukarıdaki cümleler
Amerika'nın Birinci Dünya Savaşı'nm ertesinde Osmanlı
İmparatorluğu'nun geleceğine ilişkin yaklaşım ve
görüşlerinin hemen hemen tamamıyla İngiliz eksenli bir
bakışla örtüştüğünü ortaya koymaktadır.
Fransa'ya gelince; İngiltere'den farklı olarak Fransa'-
nın istemleri arasında başta Çukurova olmak üzere özellikle
savaş sonrasında Suriye mandaterliği yer alıyordu. Fransa,
Türkiye'de toprak katma10 politikası yerine etki alanla-
rı11 eksenli bir politika güdüyordu.
    İtalya ise Türkiye'ye karşı Fransa ve İngiltere'den
farklı olarak sömürgede yerleşme politikası izliyordu. 12
Nisan 1917 tarihli B. Balfour'un imzasını taşıyan bir mektupta,
İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nca İtalya'nın Londra büyükelçisine,
İtalya'ya verilecek Güney Anadolu topraklarının,
İtalyan göçmenleri için kısa zamanda bir anavatan
parçası haline geleceği anlatılmaktadır. Bu bize İtalya'nın
Türkiye politikasında "sömürgede yerleşme" sürecini öngördüğünü
göstermektedir.
    Yunanistan ise, İtalya'nın tutumundan daha ilerde,
Türk topraklarının kendisine resmen bağlanması ilkesi izliyor,
yani bir ilhak politikası peşinde koşuyordu. İstanbul'-
un kendisine verilmesi umuduyla başlayan, Çatalca çizgisine
kadar Türk Trakyası'nın tümünü kapsayan bir uygulamaya
razı olan Yunanistan Ege bölgesinde de İtalya ile
toprak paylaşmasına giden bir uygulama kabul etmiştir.
Ege'de Yunanistan, barış antlaşmasını beklemeden eyleme
geçmiş ve bir oldubitti ile "kendi bölgesine" sahip çıkmağa
koyulmuştur.
   Ermenistan, Antant devletlerinin savaş içinde ve savaş
somasında, kendi aralarında en tutarlı biçimde savundukları
bir konu olmuştur. Bu tutarlılığın temelinde, dünya Ermenilerinin,
batı kamuoyunu ve özellikle Amerikan kamuoyunu,
tek yanlı duygusal bir yaklaşım içinde canlı tutmakta
gösterdikleri başarı yanında, Fransa ve İngiltere'nin kendisiyle
çıkar kavgasına düşmeden, Amerika'yı Ortadoğu
sorunlarıyla ilgili tutmak için Ermeni sorununu tehlikesiz
bir araç olarak kullanma çabalan da etken olarak bulunmuştur
denebilir.
  Bogos Nubar ile Aharonian'ın amacı Maraş'la birlikte
Çukuova'yı ve Sivas, Erzurum, Harput, Diyarbakır, Bitlis
ve Van illerini kapsayan ve Trabzon ilinin bir kısmını da
içeren " Büyük Ermenistan"ı gerçekleştirmekti. Ermeniler
Türk illerini kendi topraklarına katmak peşinde idiler. Yani
aynen Yunanistan gibi ilhak politikası izliyorlardı. Yunanlılann
ve Ermenilerin ilhak politikalanmn yanı sıra yukanda
belirtildiği üzere İtalyanlar ise Anadolu'nun belirli bölgesinde
"sömürgede yerleşme" politikası izlemekte idi.
Ana hatlarına kısaca değinilen, yayınladığımız bu belgeler,
1918-1922 arasında Yunanistan'ın paylaşım mücadelesinde
izlediği politika ile Batı Anadolu'dan önemli ölçüde
bir toprak parçasının kendi ülkesine katılımını sağlamaya
yönelikti. Bu mücadeleyi emperyalist Batılı devletler
katında özellikle Venizelos aracılığı ve girişimleriyle yürütmüştür.
Dolayısıyla bu belgeler Yunanistan'ın toprak
katma politikası karşısında başta İngiltere olmak üzere diğer
emperyalist devletlerin tutumu ve davranışlannı da
ortaya koymaktadır.

            
   KAYNAKÇA
AKŞİN, Sina; İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, İstanbul 1976.
BAYUR, Yusuf Hikmet; Atatürk Hayatı ve Eserleri, Ankara 1990.
BIYIKLIOĞLU, Tevfık; Türk İstiklal Harbi I, Mondros Mütarekesi ve
Tatbikatı, Ankara 1962.
HELMREİCH, Paul C.; Sevr Politikaları (Çev: Şerif Erol), İstanbul
1996.
KITSIKIS, Dimitri; Yunan Propagandası, İstanbul (tarihsiz).
KURAT, Yuluğ Tekin; Osmanlı İmparatorluğu 'nun Paylaşılması, Ankara
1990.
OLCAY, Osman; Sevr Anlaşmasına Doğru, Ankara 1981.
SMÎTH, Michael Llewellyn; Anadolu Üzerindeki Göz (Çev: Halim
İnal), İstanbul 1948.


 İÇERİK
1-1689-1725.
2-1913-1918.
3-İmroz.
4-Kilikya.
5-Harput.
6-29 Nisan 1916.
7-Anadolu derken Samsun-Kayseri-Adana-Mersin çizgisinin batısı
  amaçlanıyordu.
8-Irak.
9-Asia Minör.
10- İlhak.
11-Nüfiız bölgeleri.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 28 Ağustos 2011, 10:47:45 »

BELGELER


Belge 1

Verıizelos 'un Batı Anadolu 'daki Yunan Emelleri Hakkında
İngiltere Hükümeti Başbakanına Verdiği Muhtıra


  Paris, 2 Kasım 1918

    Benden istemek lütfunda bulunduğunuz, Osmanlı
Devleti'ne bağlı sorunların en iyi bir yolda çözülmesini
gösteren diplomatik mektubu sunmakla onur duyarım. Bu
diplomatik mektupta bu sorun, Helen bakımından değil
yalnızca objektif bakımından göz önüne alınmıştır. Yunan
Hükümeti'nin başbakanı sıfatıyla bu mektupla size daha
çok Yunan görüşünü bildirmeme izin veriniz. Büyük devletlerin,
Arapların, Suriyelilerin, Ermenilerin geleceği ile
uğraşarak Osmanlı Devleti'ndeki Rumların geleceğini göz
ardı etmesi ne doğru ne de siyasaldır. Ermeniler bütün uygar
dünyanın sempatisine hak kazanmışlardır. Doğu sorununu,
Ermenilerin geleceğini ve bağımsızlığını ihmal edecek
bir şekilde ele almaya olanak yoktur. Fakat Rumlar da
aynı sempatiye hak kazanmışlardır. Ermeniler kadar kalabalık
olan Rumlar da onlar gibi baskıların ve yok edilmenin
kurbanı olmuşlardır. Selanik Hükümeti'nin başkanı
sıfatıyla kurmak zorunda olduğum Milli Savunma Ordusu'nun
önemli bir kısmını on binlerce Rum oluşturmuş ve
Balkan savaşlarına katılmıştır. Bundan başka, Sırbistan ile
Romanya'nın ulusal birliklerini bitirmek üzere oldukları bu
saatte Batı Anadolu'daki Helenlerin geleceğinin de Yunanistan'a
katılması durumu, Yunanistan'a his olunacak şekilde
büyümeyi sağlayacak tek çözüm şeklidir. Yunanistan'ın
genişlemesi bu tarafa doğru götürülmeyecek olursa,
bu genişlemeyi Trakya yönüne çevirmek ve sınırları Karadeniz'e
kadar genişletmek gerekecektir. Fakat bu çözüm
şekli, sınırların Batı Anadolu'ya doğru genişlemesinin karşılaşacağı
güçlüklerden daha pek büyükleriyle çarpışacaktır.

   Anadolu'da Yunanlıların genişlemesine başlıca engel
İtalyan itirazıdır. 26 Nisan 1915 Londra Antlaşması ile İtalya'ya
Anadolu'nun güney kıyılarında Antalya bölgesinde
yerleşebileceği üstlenilmiştir. Londra konferansından iki
yıl sonra Avusturya İmparatoru'nun Prens (Sixte de Bourbon)'
e gönderdiği bir mektupta Adriyatik Denizi'nden
İtalyan emellerini tatmin etmeyen bir barıştan bahsedildiği
bir anda Saint Jean de Maurienne Konferansı'nda İtalya'ya
İzmir'de bir etkinlik bölgesi tanındı. 1916 da yapılan konferansta
İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Küçük Asya'-
ya ilişkin yapılan uzlaşmalar İtalya'nın İzmir üzerindeki iddialarına
esas oluşturmuştur. Fakat İtalya'nın savaşa katılmasından
önce İstanbul'u da Ruslara bırakmaya razı olan
Batı devletlerinin bu husustaki uzlaşmaları yürürlükte değildi.
   Şu halde Küçük Asya'ya ilişkin uzlaşmalarda yapılan
köklü değişikliklerden dolayı İzmir'le ilgili olan vaatleri
geçerli saymak olanaksızdır. Esasen İtalyanların İzmir'de
yerleşmesi müttefiklerin savaşı idare etmek için ileri sürdükleri
ilkelere karşıdır. Yunanistan ile İtalya'nın durumu
genel savaştan önceki Avusturya ile Sırbistan'ın bulundukları
duruma benzer bir hale düşecek ve dolayısıyla Yunanistan'ın
barışçı gelişimi olanaksız kalacaktır. Fakat Yunanistan'ın
Batı Anadolu'nun batısındaki girişimine İtalyan
itirazı engel olamamıştır. Bundan dolayı küçük devletleri
olabildiği kadar güçlendirmek ve onları kısa süre içinde
yabancı etkilerden kurtarmak Avrupa'nın çıkarlarının gereği
idi. Esasen Akdeniz ulusu olmak sıfatıyla Yunanistan'ın
güçlenmesi bu denizlerde uluslar arasındaki dengeyi
amaçlamaktan ibarettir. İtalya'nın çıkarlarını tehlikeye
koyamaz. Antant uluslarının Anadolu'da Yunanistan'a verdikleri
ayrıcalıklarla ilgili vaatlerini yerine getirmek zorunda
olmadıklarını tamamen teslim ediyorum. Çünkü Yunanistan
da kendisine verilen bu vaatlerin kapsadığı koşulları
yerine getirmemiştir. Fakat müttefikler de çok iyi biliyorlar
ki bu büyük savaşta Yunanistan'ın geleceğini onlarınki
ile birleştirmek için hiçbir şeyi ihmal etmedim. Yine
biliyorlar ki Yunanistan benimle aynı düşüncede idi. Şubat
1915'te sabık Kral Konstantin ile olan ilk anlaşmazlığımdan
soma genel seçim yapıldığı bir sırada her ne kadar
millete Venizelos'un savaş politikası ile kralın barış politikasını
seçmek fırsatı verildi ise de tekrar çoğunluğu kazandım.
Ne zaman ki Eylül 1915'te önceki kral Konstantin
memleketine ihanet ederek yeniden anlaşmazlığa düştü.
Yunanistan savaşa girmek için bir ihtilal yapmaktan çekinmedi.
   Bu koşullar içinde böyle takdire değer bir davranışta
bulunacak pek az millet olduğunu söylememe izin
verilsin. Fakat Yunan milletinin davranış biçimi dikkate
alınmaksızın da Anadolu'nun batı bölgesinin Yunanistan'a
bırakılması müttefiklerin başarmak için harbi yaptıklarını
ilan ettikleri ilkeleri gereğindendir.

   Neden bu prensiplerin uygulanmasında yalnız Yunanistan
için bir ayrım yapılsın? Memleketimin geçerli haklarının
savunulması için Britanya İmparatorluğu'na hâkim
olan adalet ilkesinden güçlü bir yardım beklememe izinlerinizi
rica ederim.
Saygılarımın kabulü ile.
İmza
Venizelos
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 28 Ağustos 2011, 10:52:13 »

BELGE 2

  Büyük Ermenistan, Batı Anadolu ve Yunanistan, İstanbul
ve Trakya Sorunları Üzerinde Muhtıra.


   Suriye, Filistin ve Mezopotamya Osmanlı İmparatorluğu'ndan
fiilen ayrıldıktan sonra bu imparatorluğun korunması
gelecek için yeni anlaşmazlıklara neden olacaktır.
Gerçekten bu imparatorlukta 1.000.000 Ermeni, 2.473.000
Rum kalacaktır. Bu rakamlar ancak savaştan önceki döneme
aittir. Çünkü savaş zamanında halkın Türkler tarafından
ne ölçüde katledildiğini tahmin etmek güçtür. Türklerin
Hıristiyan halk üzerindeki kötü yönetimi dünya barışında
tepki oluşturacak sürekli anlaşmazlıklara neden olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Hıristiyan halkın üçte biri
kadarının tehcir edildiği, imparatorluğun uzak illerine sürüldüğü
veya kendi isteği ile yabancılara sığındıkları göz
önünde tutulursa Osmanlı İmparatorluğu'nun korunmasının
olanaksızlığı anlaşılıyor. Çünkü bu durum sürülen bütün
insanların ocaklarına dönmeleri sorununu çözülemeyecek
bir duruma sokacaktır.

  Bu sorunun çözümü Wilson'un on iki maddelik programının
içinde bulunabilir. Bu hükümler Osmanlı İmparatorluğu'nu
bu günkü imparatorluğun yalnız Türk bölgeleriyle
sınırlandırıyor. Diğer yandan da şimdiki durumda
Türk egemenliği altında bulunan bütün milletlere tam bir
asayiş ve emniyet vermek suretiyle özerk bir şekilde gelişmeleri
sağlanmalıdır. Bu ilkeyi uygulamak için Osmanlı
İmparatorluğu'nda Yunanlılar ve Ermenilerin bulundukları
bölgeleri olanaklar ölçüsünde saptamak gerekir. Çünkü
Irak, Filistin ve Suriye'nin imparatorluktan ayrılmasından
sonra Yunanlılarla Ermeniler Osmanlı egemenliği altında
bulunan en önemli milletleri oluşturuyorlardı.
  Ermeni Sorunu'na gelince; Amerika ve Antant'ın savaşmak
için ileri sürdükleri ilkeler gereğince hareket edilerek
eski Rus İmparatorluğu'nun Ermenileri ile Türkiye'deki
Ermeniler birleştirilerek bir devlet kurma olanağını
verebilirse bu sorunun çözümü çok kolay olacaktır. Ancak
böylece, Türk Ermenilerine karışmış Kürtleri de kapsayan
bu devlet, büyük bir Ermeni çoğunluğu üzerine dayanarak
kalıcı olabilecektir.

  Yunan Sorunu'na gelince; üç bin yıldan beri Yunan
halkının oturduğu ve bu halk tarafından tamamen Elenize
edilen Batı Anadolu'nun Yunanistan'a katılmasıyla halledilecektir.
 Meğri (Fethiye) körfezi kıyısında ve Rodos'un
karşısındaki Meğri kentinden itibaren Marmara'da Artaköy
(Erdek) Yarımadası'na kadar olan alanda yoğun ve kesintisiz
Yunan nüfusu ile bulunmaktadır. Bu nüfus 812.000
insandan ibarettir. Bunların 512 Kilisesi, 75.000 öğrencisi
olan 454 okulu vardır. Adı geçen halkın ekonomik çıkarları
göz önünde tutularak Meğri kenti ile Erdek Yarımadasındaki
Anadolu'nun bu bölgesinin sınırlaması sorunsuz yapılabilir.

  Bununla birlikte Helen bölgesi dışında Anadolu'da
daha 80.000 Yunanlı kalmış olacaktır. Diğer yandan sınırlaması
söz konusu bu Yunanlaşmış (Helenik) bölgede nicelik
olarak aşağı yukarı Yunanlılara (Elenlere) eşit bir Osmanlı
kitlesi bulunacaktır. Böylece gelecekteki Osmanlı
Devleti, Yunanlılara verilen Anadolu kısmıyla Ermenistan
arasında bulunacaktır. Bu Osmanlı Devleti'nde çoğunluğu
Türk olan altı milyon Müslüman halk kalacaktır. Keza
800.000 Yunanlıyı da kapsayacaktır. Fakat Yunanistan'a
verilen Anadolu kısmında Yunan halkına eşit Müslüman
kitlesi bulunacağından dolayı Müslümanlara ait taşınmaz
malları satın almak için Yunan Hükümeti'ni mecbur kılan
barış antlaşmasına bir madde eklenmesi uygun olacaktır.
Müslümanlar Türkiye'ye göç etmek isterlerse bu emlak
Yunan Hükümeti'ne ait olacaktır. Gelecekteki Türk Devleti'nde
kalmış olan Yunanlıların taşınmaz mallarını Türkler
satın almak zorunda kalacaktır. Kuşkusuzdur ki bu duruma
karşılık ve isteğe bağlı bir göç etme durumu doğacaktır.

   Böylece birkaç yıl içinde Yunanistan'a verilen yerlerdeki
Türk nüfusunun ve Osmanlılara verilen bölgedeki Yunan
halkının sayılan hissedilecek ölçüde azalacaktır. Bu çözüm
biçimi Wilson'ın programına uygun olduktan başka müttefiklerin
resmi temsilcilerinin çoğu kez savaş için sebep
gösterdikleri ilkelerden esinlenmiştir. Bu ise Doğu Sorunu'nun
köklü bir biçimde çözülmesi demektir. Bu çözüm
biçimi sayesinde dünya kendisine sıkıntılı bir durum doğuran
bu sorundan kurtulacaktır. Önerilen bu çözüm biçiminde
yapılacak tek değişiklik Batı Anadolu'nun Yunanistan'a
eklenecek yerinde özerk konuma konulmasıdır. Fakat bu
bölgenin Yunanistan'a katılmasından çok özerk olarak yönetilmesi
lehinde yeterli ölçüde sebep bulmak güçtür. Nüfusuna,
Yunan (Elen) unsurlannm uygarlaştırıcı ve ekonomik
üstünlüğüne ve yine üç bin yıl içinde Yunan (Elen)
halkının egemenliğinden dolayı bu özerk yönetim tamamen
bir Yunan Devleti oluşturduğundan şimdiki Yunan Krallığına
siyaseten katılması doğru olacaktır. Bu iki devletin
ayrılması hemen her iki tarafta da birleşme için bir eğilim
uyandıracak ve bu eğilim yeni uluslararası anlaşmazlıklara
neden olacaktır. Hâlbuki bu genel savaştan soma bütün
sorunlar olanaklar ölçüsünde giderilmeli ve bu şekilde yeni
anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına engel olunmalıdır.

   Şimdi de, İstanbul ve Trakya sorunlarının çözümüne
gelince; eğer barış antlaşması gereğince Milletler Cemiyeti'nin
kurulması kararlaştırılıyorsa gösterilecek çözüm biçimi
boğazların serbestisini sağlayacak bir şekilde İstanbul
ve Türkiye'ye ait Trakya kısmının yönetimi bu cemiyete
verilecektir. Eğer barış antlaşması gereğince Milletler Cemiyeti
kurulmaz ise bu sorun Akdeniz devletlerini ilgilendirdiği
gibi bu denize çıkışı olmayan Romanya ve Rusya
gibi Karadeniz devletlerini de ilgilendirir. Bu devletler yani
İngiltere, Fransa Rusya, İtalya, Yunanistan ve Romanya
her beş veya on yılda bir bu yerlerin yönetimi için bir vali
atayabilirler. Eğer Bulgaristan Adalar Denizi'nden (Ege
Denizi) uzaklaştırılırsa yukarıda saydığımız devletlere katılabilir.
Bundan başka çözüm biçimi mümkün müdür? Yukarıda
anılan çözüm biçimi her ne kadar radikal ise de başka
bir şekil düşünmek de mümkündür. Ancak şu koşulla ki
barış antlaşması gereğince Milletler Cemiyeti şimdiden kurulsun.

    Bu takdirde Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan kısım
bölünmesi mümkün olmayan siyasi bir bütün olarak
devam edecektir. Türk Hükümeti kaldırılacak ve Milletler
Cemiyeti her on yılda bir vali atamayı üzerine alacaktır. Bu
vali memleketi yavaş yavaş kendi kendisini yönetmeye
alıştıracaktır. Her bölgede egemen unsuru göz önüne almak
koşuluyla memleketi bölünmelere uğratacak. İlk yıllar
içinde yerli askerlerle jandarma kurulana kadar güvenliğin
sağlanması için gerekli olan silahlı güç Milletler Cemiyeti
tarafından verilecektir. Milletler Cemiyeti yönettiği devletin
özerk olarak yönetilebilecek bir dereceye geldiğine ka-
rar verdiği zaman bu devletin anayasasını yapacak, milli
bir meclis toplayacaktır. Bu yeni devlet şeklinin de
federatik olması mümkündür. Bu andan itibaren iç işlerine
her türlü müdahalenin tamamen kesilmesi dolayısıyla bu
devlet tam bağımsızlığını kazanacaktır. Milletler Cemiyeti'nin
görevi boğazların serbestisini sağlamak ve kontrolünü
üzerine almak olacaktır. Bu çözüm biçiminin barış antlaşması
gereğince Milletler Cemiyeti'nin kurulmasına bağlı
olduğu kuşkusuzdur. Çünkü ancak bu cemiyettir ki bu zor
görevi başarıyla sonuçlandırmak için gerekli olan bütün
garantileri sağlayacaktır. Eğer Milletler Cemiyeti'nin kurulması
gerçekleşmezse ve bu devletin eğitilmesi devletlere
verilirse kurulmak istenen bu sistemin yıkılacağı çok açıktır.

   Bir yandan devletlerin karşıt çıkarları sürekli olarak
anlaşmazlıklar doğuracak ve bu anlaşmazlıklar her birinin
bir etkinlik bölgesine sahip olmak arzusunu oluşturacak ve
bu arzu ilgili devletler arasında, bu devletin gelecekteki bir
paylaşımına neden olabilecektir. Öte yandan bu devletlerin
gelecekteki bir paylaşımı gözetmedikleri var sayılsa da
yerli halk ile diğer ilgili devletlerin kendilerine karşı uyanan
kuşkulan gidermek mümkün olabilecektir. Böylece
devletlere verilen bu eserin başanlmasına uygun olmayan
bir güvensizlik havası yaratılmış olur. Osmanlı Sorunu'nu
kesin bir çözüme bağlayan başka bir çözüm şekli düşünmek
güçtür. Eğer Osmanlı İmparatorluğu devam eder ve
etkinliğini birçok Hıristiyan uyruk üzerine uygulamayı
sürdürürse gelecekte düzelmesi mümkün olmayan yanlış
yönetimi yüzünden dünya barışını bozacaktır. Üzerlerine
yalnız zaferi sağlamak değil, barışın sonucunda ortaya çı-
kaçak durumun da düzenlenmesi gibi şeref dolu fakat o
oranda çetin görevi almış olan devlet adamları, yüzyıllardan
beri dünyanın huzurunu tehdit eden Doğu Sorunu'nu
çözümleme gücünü göstermiş olmakla birlikte, eğer savaş
ve barış için yapılan bu kadar özverilerden soma bu anlaşmazlık
ocağını söndürmek konusunda duraksayacak olurlarsa
insanlık karşısında çok ağır bir sorumluluk altına gireceklerdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 28 Ağustos 2011, 20:19:41 »

BELGE 3

  Türkiye ile Yapılacak Barış Şartlarının Gerekliği. Venizelos
'tan İngiliz Hükümeti Başbakanı 'na Muhtıra.


  Türkiye ile ateşkes imzalanmasından tam bir yıl geçtiği
halde, bu devlet ile barış antlaşması henüz imzalanmadığı
gibi, yakında imzalanacağını da gösteren hiçbir şey yoktur.
  Bu gecikmeler Türkiye'de mandater olmayı kabul edip
etmeyeceğine ilişkin Amerika Birleşik Devletleri hükümetlerinin
bir karar vermediklerinden ileri geldiğini pekâlâ
biliyorum. Üzülerek söylüyorum ki Birleşik Amerika hükümetlerinin
bu hususta ne yapacaklarını bilmek zamanı da
henüz gelmemiş gibi görünüyor. Barışın gecikmesi ciddi
tehlikeler doğuruyor.

  Mustafa Kemal'in arkasına katılan genç Türkler, yalnız
Türkiye'de duruma hâkim olmakla kalmıyorlar, aynı
zamanda bütün dünya Müslümanları arasında propaganda
faaliyetlerine yorulmadan devam edecek durumda bulunuyorlar.
  Şimdiye kadar ordu denmeye layık bir kuvvet oluşturmayı
başaramadıkları kesindir. Fakat kendilerine daha
üç dört ay zaman bırakılırsa bunda da başarılı olacakları açıktır.
  Amerika'nın Yakındoğu'da bir manda yönetimi kabul
edip etmeyeceğini daha birkaç ay bilememesi ihtimal dâhilindedir.
  Bundan dolayı Birleşik Amerika hükümetlerinin
ilerideki bir tarihte bu manda yönetimini kabul veya reddetmeleri
hakkı saklı kalması koşuluyla Türkiye'nin geleceğinin
en kısa zamanda belirlenmesi uygundur. Doğal
olarak böyle bir Türkiye'nin Avrupalı devlet olarak kalamayacağını
tahmin ediyorum. Zira İstanbul kendisine baş-
kent bırakılmak şartıyla Avrupa devletleri arasında yer
almasına izin verilirse, Yakındoğu milletlerinden hiçbiri
yeryüzünün bu köşesinde durumun tamamen çözümlendiğini
kabul etmeyecek ve bu milletlerin her biri Türkiye'nin
Avrupa haritasından silinmesi konusunun bir oldubitti olacağı
anı bekleyecektir. Trakya'nın ve İstanbul'un geleceği
hakkındaki bu güvensizlik diğer Balkan milletlerini Balkan
Yarımadası'nin diğer bölgelerinde elde edilmemiş çözüm
biçimlerini ancak geçici olarak görmeğe yöneltmesinden
ve bu milletlerin bugün hüküm süren barışı geçici olarak
kabul etmesinden de korkulur. Öte yandan Türkiye'nin
İstanbul üzerinde egemenliği, Almanların bu kentte yalnız
entrikalar çevirmesine fırsat oluşturmakla kalmayacak,
fakat Almanya'nın başkanlığı altında Türkiye, Bulgaristan
ve Macaristan arasında bir uyuşmayı da bütünüyle mümkün
kılacaktır. Aym şekilde yeniden örgütlenmiş bir Rusya
doğal olarak gözlerini tekrar İstanbul üzerine çevirecek ve
Türkiye'nin boğazlar üzerinde yerine geçmek için elinden
geleni yapacaktır. Rusya'nın böyle geniş ölçekli bir projede
başanlı olmak için Almanya ile işbirliği yapması boş bir
şey olmayacaktır. Sultan İstanbul'dan uzaklaştırıldığı takdirde
Hint Müslümanlarının büyük bir kırgınlık duyacakları
ileri sürüldü. Bununla birlikte sağlam olarak elde edilen
haberlere göre Hint işlerinde derin bilgisi olan büyük İngiliz
devlet adamları sultanın İstanbul'dan çıkarılması konusunda
anlaşmışlardır.

   Şunu da burada ileri sürmeme izin buyrulsun ki eğer
sultanın Hindistan'daki etkinliği gerçekten ileri sürüldüğü
kadar önemli ise, bu etkinliğin devamına izin verilmesi gelecekte
kargaşalıkların sürmesi demek olacağından İngilte-
re Hükümeti'nin bu günkü savaştan yararlanarak böyle bir
etkinlikten kesin olarak sıyrılması belki uygun olacaktır.
   Eğer uygun olacaktır diyorsam bu da Türkiye'nin son savaşta
Büyük Britanya'nın düşmanlarına katılmasmdandır.
Bundan dolayı Türkiye'nin geleceğinin belirlenmesi sorumluluğu
yalmz Büyük Britanya'ya değil Almanya ayrı
tutulduğunda bütün büyük devletlere düşecektir. Düşünceme
göre, Müslümanlığın kutsal kentleri elinden alınan
sultan, İstanbul'dan da uzaklaştırılırsa, İslam dünyası üzerinde
etkinliğini kaybedecek ve Marok sultanı seviyesine
indirilecektir. Bütün bu ileri sürülen kanıtlara karşın İstanbul'daki
sarayları ve ibadet yerleri bırakılmak, bu kentte
dini bir başkan olarak isteğine göre oturmak ve bütün uluslararası
hukuktan yararlanmak koşuluyla, Türkiye Hükümeti'nin
merkezini Bursa veya Konya'ya nakletmek belki
mümkün olacaktır. Bu çözüm biçimi kabul edildiğinde,
sultan İstanbul'da Papa'nın Roma'daki durumuna benzer
bir durumda oturacaktır. Hint Müslümanlannı Türk Hükümeti'nin
kötü yönetimi ilgilendirmediğinden böyle bir düzenlemeye
hiçbir biçimde itiraz edemeyeceklerdir. Eğer
yukarıda sözünü ettiğimiz bu karar kabul edilirse Türkiye'den
başkentin Anadolu'ya nakli istenecek ve Türkiye'nin
Avrupa'daki topraklarının siyasi durumunun düzenlenmesi
ve kararlaştırılması müttefiklere bırakılacaktır.
  Türkiye önceden bu karara tamamen uyacağını vaat edecektir.
Konferansın yüksek meclisi veyahut Milletler Cemiyeti
kurulduğu takdirde İstanbul'un yönetimi için geçici
bir olağanüstü komiser atayacaktır. Eğer şimdiden Birleşik
Amerika Hükümeti Trakya'nın Yunanistan'a katılmasını
kabul ederse bu geçici komiserin görevinin kendisine yük-
lediği bütün sorumluluk İstanbul'u yönetme ve boğazları
denetlemekten ibaret olacağından çok ağır sayılmayacaktır.
Bu durumda Birleşik Amerika Hükümeti altı ay içinde İstanbul
üzerindeki manda yönetimini kabul edip etmemek
konusunda karar vermek hakkına sahip olacaklardır. Bu
mandayı kabul ettikleri takdirde olağanüstü komiser istifa
edecektir. Aksi durumda Milletler Cemiyeti her beş ya da
on yılda bir kendisine İstanbul kentinin yönetimini devredeceği
bir genel vali atanmasına girişecektir. Bu kent, basının
önerdiği üzere Doğu ile Batı arasındaki üstün konumu
dolayısıyla pekâlâ cemiyetin merkezi olabilecektir.
Bununla birlikte, bu öneri kesin değildir. Avrupa'dan Türk
egemenliği kalktığı anda Anadolu'daki milli Türk Devleti'nin
de sınırlan belirlenmiş olur. Böylece bu sınır içindeki
Hıristiyan halkın korunması için gereken önlemler alınmış
olacaktır. Anadolu'da Aydın, Bursa, Ankara, Kastamonu,
Trabzon, Sivas, Konya ve Adana illerinde olduğu gibi İzmit
ve Çanakkale bağımsız sancaklarında da 1.690.000
Rum, 400.000 Ermeni, 50.000 Musevi ve Türk olmayan
başka milletlere mensup 90.000 kişi vardır. Erzurum, Harput,
Diyarbakır, Bitlis ve Van gibi Ermeni illerinde soykırımdan
kurtulanların sayısı her ne kadar kesin olarak bilinmiyorsa
da 1.500.000 kişi zannedilir. Türk olmayan bu
3.820.000 kişi gelecekte her hangi bir yok etme tehlikesinden
kurtulmuş olacaklardır.12 Kimsenin kontrolü altında
bulunmayacak olan Türk yönetiminin insafına bırakılan bu
3.200.000 nüfus kalıcı barışı imkânsız kılacak ve karışıklı-
ğı sürdürecek baskılar altında yok olacaklardır. Bu durumun
çözümünde bir sorun söz konusu olacaktır.
  51.000 Ermeni ve 106.000 Rum bulunan ve boğazların
korunmasına yarayan Biga ve İzmit bağımsız sancakları
İstanbul hükümetlerinin sınırlan içine alınırsa ve bundan
başka büyük devletlerden biri 500.000 Rum ve 1.500.000
Ermeni'nin bulunduğu Karadeniz bölgesiyle Ermeniler
üzerindeki manda yönetimini üstlenmek isterse gerçekten
bu sorun daha basit görülebilir. Bu durumda Türk Devletinin
sınırları içinde daha 500.000 Rum ve o kadar da Ermeni
kalacaktır. Eğer Anadolu'nun güneyi Fransa ve İtalya'nın
mandaları altına konursa sorun daha basitleştirilmiş
olur. Çünkü Türk Devleti'nin sınırları içinde kalmış olan
Rum ve Ermeni nüfusunun sayısı 700.000 ile sınırlı kalacaktır.
  Sayısı ne olursa olsun, bir milyona varsın veya varmasın
son çare Yunanistan, Ermenistan ve Türkiye arasında
aynı millete mensup olanlann arasında yapılacak bir
nüfus değişiminden ibaret olacak ve bu nüfus değişimi de
Milletler Cemiyeti'nin gözetimi altında yapılacaktır. Kuşkusuz
ki bu nüfus değişimi hiçbir zorunluluğu kapsamayacaktır.
Zira bu çirkin bir hakaret olacaktır. Fakat Yunanistan
ve Ermenistan Türk Devleti içinde dağılmış olan hemcinsleri
üzerinde manevi etkinliklerini kullanmak istedikleri
sürece ve bu karşılıklı nüfus değişimi Milletler Cemiyeti'nin
kontrolü altında, devamı milli devletlerinin sınırları
içinde yaşamak ve yerleşmek fırsatından yararlanmak istemeyen
hiç kimsenin kalmayacağı kuşkusuzdur.

   Yukarıda söylendiği üzere eğer Türk Devleti'nin toprakları,
Bursa, Ankara illeri ile Sivas ve Kastamonu illerinin
büyük bir kısmından meydana gelirse nüfusunun Türk
kısmı 3.640.000 kadar olacak ve yukarıda önerilen göç
nedeniyle bu nüfus yaklaşık 4.400.000'e varacaktır. Eğer
İtalya, Güney Anadolu'daki manda yönetimini almazsa
Türk Devleti'nin sınırları Konya iliyle Aydın ilinin güneyi
ve Adana ilinin batı kısmına kadar uzanacak ve bu şekilde
genişletilmiş Türk Devleti'nde Türk nüfusu 5.300.000 kadar
olacak ve bu miktar nüfus değişiminden soma
6.300.000'e varacaktır. Bu nüfus değişimi sayesinde Batı
Anadolu'nun Yunan bölgesinde 100.000 Avrupalı Musevi
ve Ermenilerden başka sırf Rum olan 100.000 halk bulunacaktır
ki yöre adalarının halkı ile 1.500.000 Yunanlı bir
kitle oluşturulacaktır. Diğer yandan son yirmi beş yıl içinde
yok etme nedeniyle, nüfusunun azaldığına tanık olan
Ermenistan nüfusunun yoğunlaştığını görecektir.
  Aslında bu Ermeni halkının oranı yarım milyon Türkün
Ermenistan'ı terk etmesiyle fiilen çoğalacaktır. Paris'te
26 Haziran 1919 da Ferit Paşa'nın başkanlığında bulunan
Türk heyeti delegelerine verilen yanıttan soma Türk Sorunu'nun
çözümü için konferansa daha az şiddetli önlemler
alınmasına izin verilmeyeceğine burada işaret etmekliğime
izin verilsin. Eğer konferans daha az köklü önlemlerle yetinirse
yalnız kendi ilkelerini inkâr etmiş değil, aynı zamanda
Türkiye'de milyonlarca Hıristiyan'ın yok edilmesinin
manevi sorumluluğunu da kabul etmiş olacaktır. Çünkü
barışın ardından genç Türkler iktidara geçtikten soma tekrar
yok etme siyasetlerine devam edeceklerdir. Bundan
başka konferans doğuda barışı sağlayamayacaktır. Zira
aynı baskılar başlayacak Türkiye ile Yunanistan arasında
bu yüzden savaş önlenemez bir duruma gelecektir. Gerçekten
Fransa'da bir takım mali gruplar tarafından tarihin de-
neyimlerini unutturmak maksadıyla yapılan sistematik girişimlere
tanık olmamak ve böylece Türkiye'yi daha doğrusu
örgütleri sayesinde Türkiye'de biricik kuvvet sayılan genç
Türklerin, Hıristiyan halk hakkında izledikleri siyasetin
serbestçe devam ettiğini görmek tasalanmaya değerdir.
  Clemenceau'nun Fransa Hükümeti'nin başında bulunuşu
bu grupların etkinliğine bir engel oluşturmaktadır. Fakat
Clemenceau seçimlerden sonra iktidardan çekileceğini ilân
etti. Fakat bu çekiliş Türk Sorunu'nun çözümünden önce
olursa bu sorunun haklı bir surette çözümüne ilişkin Paris'te
ortaya çıkacak güçlüklerini önceden kestirmek imkânsızdır.
Amerika'nın Türkiye üzerinde sonradan bir
manda kabul etmek ile etmemek şekillerinden birisini seçebilmesi
koşuluyla bu sorunun kesin şekilde çözümü için
söylediklerimin yeni bir neden oluşturduğunu zannediyorum.

   Savaş zamanında ordusu on iki tümenden yani
300.000 kişiden oluşan Türkiye'ye konferansın kararını
kabul ettirmeye hazır bir Yunan Ordusu'nun varlığı esasen
bu sorunun hızla çözümü için yeni bir neden oluşturacaktır.
Eğer Türk Sorunu'nun çözümü geciktirilirse Yunanistan
Bulgarlarla antlaşmanın imzalanmasından sonra bugün
fevkalade bir surette üzerine çöken mali yükü hafifletmek
için ateşkesin imzasından bir yıl geçtiği halde Yunanistan
ordusunun yarısını terhis etmek zorunda kalacaktır.
Konferans bu böylece bir yandan kararlarını kabul ettirmek
için Yunan Ordusu'nun yansından yoksun kalacağı
gibi diğer yandan da askeri örgütlerini tamamlamak için
genç Türklere ihtiyaç duydukları zamanı verecek, bu da
onların konferans kararlarına direnmek için bir neden oluşturacaktır.
Cumhurbaşkanı Wilson'un hastalığı ve Bay
Clemenceau'nun çekilmesinin yakınlığı nedeniyle en büyük
sorumluluk İngiltere Başbakanı'na düşmekte ve Türk
Sorunu'nun çözümünde başrolü oynamasını gerektirmektedir.
   Türk Sorunu her ne kadar sorunlardan en az önemlisi
ve dünya barışını az ilgilendireni değilse de çözümü somaya
bırakılmış bir sorundur. Esasen Türk Sorunu üzerinde
Büyük Britanya İmparatorluğu son yüzyılda büyük bir etki
yapmıştır. Ülkemin geleceği ve milyonlarca bahtsızın hayatları
bu sorunun adaletli bir biçimde çözümüne bağlıdır.

  Bu sorunun kesin ve zaman geçirmeksizin çözümü konusunda
Büyük Britanya'nın birinci vatandaşına sesleniyorum.
Bu hitabımın da boş olmadığı görüşündeyim.



      İÇERİK
12- Metinde verilen sayıların toplamı zaman zaman birbirini tutmamaktadır.
Bu tutarsızlık Venizelos'tan kaynaklanacağı gibi çevirenin
yazım yanlışından da çıkmış olabilir (İzzet Öztoprak).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 29 Ağustos 2011, 13:14:54 »

Belge 4
  Yunanistan ve Trakya (Batı Anadolu ve Adalar
  Yunanistan'ı ilgilendiren arazi durumunu incelemeyle
görevli komisyon tarafından müttefiklerin yüksek meclisine
Trakya hakkında sunulan rapor.


  A-Trakya
1- Batı Trakya ( Bulgar Trakya'sı)

  Amerika, Britanya ve Fransız delege heyetleri Yunan
iddialarını haritada gösterilen hafif değişiklik yapılmak
şartıyla kabulde ilke bakımından anlaşmışlardır.13 İtalya
delege heyeti ilke bakımından isimleri geçen devletlerle
anlaşmış olmakla beraber itirazlarda bulunuyor, ek (2). filinde
var olan istatistiklerin incelenmesinden soma komisyon,
Batı Trakya'da Müslüman olmayan nüfusunun Bulgar
olmaktan çok Yunan olduğunu14 ve dolayısıyla Yunanlıların
etnik isteklerinin Bulgarlannkinden daha güvenilir olduğunu
sanıyor. Komisyon tarafından elde edilen haberlere
göre de Batı Trakya'da Türk halkının Bulgar egemenliğin-
den çok Yunan egemenliğini tercih edeceğini zannediyor.
Komisyon Batı Trakya'nın da Yunanistan'a bırakılması
meselesinde Bulgaristan için ekonomik bir tutsaklık oluşturup
oluşturmayacağını da inceledi.

  Venizelos, Yunan Hükümeti adına Bulgaristan'a gerek
Kavala, gerek Selanik ve gerekse Dedeağaç olmak üzere
bir denize çıkış vermeyi üstlenmiş ve hatta Bulgaristan
arzu ettiği takdirde Dedeağaç'tan Bulgar hududuna kadar
giden bir demiryolu hattının inşa edileceğini bile komisyon
huzurunda kesin biçimde kabul etmiştir. Venizelos'un bu
kesin üstlenimi karşısında Amerika, Britanya ve Fransa
delegeleri Batı Trakya'nın Yunanistan'a katılmasını Bulgaristan'ın
ekonomik ve yaşamsal hiçbir tehlike oluşturmayacağı
konusunda görüş birliği içindedirler. Aynı zamanda
Dedeağaç limanının coğrafık durumu ve bulunduğu doğal
koşulların niteliği o şekilde ki Bulgarlar için öneme sahip
bir duruma asla konulamaz. Öte yandan da Boğazların
açılması gelecekte Bulgaristan'ın Varna ve Burgaz limanları
aracılığıyla ticaret konusunda ulaşımını sağlamak için
serbest geçit sağlayacaktır. Bu koşullar içinde komisyon
üyeleri Batı Trakya'nın Yunanistan'a bırakılması konusunda
anlaşmışlardır. Bununla birlikte İtalya delegeler heyeti
(ek 3'te yazılı) itirazlarını ileri sürmektedir. Bundan başka
Amerika, Britanya, Fransa delegeleri iki numaralı haritada
gösterilen bu bölgenin Bulgar ve Yunan sınırlarının saptanması
konusunda yine uyuşmuşlardır.

  Fransa ve Britanya delegeleri heyetleri Venizelos'un
haritasında Amerika delegeler heyetinin yaptığı küçük değişiklikte
(Haritada yeşil renkte) Yunanlıların Arda vadisinde
ekonomik ulaşımını kesmeyecek şekilde olduğu hak-
kında onlar tarafından verilen güvenceyi kabul ediyorlardı.

**
  Batı Trakya konusunda İtalyan delegeler heyetinin itirazları:

  İtalyan delegeler heyetinin Batı Trakya hakkındaki görüşlerine
göre, tamamen kıyıya özgü olan bölgelerin Yunan
çoğunluğunun dikkate alınması zorunlu görünmekle birlikte
Yunanistan'a katılması istenen bölgenin bu kıyı kısmından
başka Yunanlılara uygun olmayan etnik koşullarıyla
birlikte15 ekonomik koşullarını da gözden kaçırmamak
gerekir. Tokacık Dağı ile Marta Dağı'nin tepelerinden geçen
hattan başka sınır belirlemesi için elverişli unsur içermeyen
bu bölgenin coğrafi yapışım da göz önüne almak
gerekir.
  İtalyan delegeler heyeti ilkesel bakımdan öteki delege
heyetlerinin de Venizelos'un isteklerinin yerine getirilmesi
konusundaki düşüncelerine katılmaktadır. Bununla birlikte
sorunun daha ciddi bir biçimde incelenmesi yapıldığı takdirde
Bulgaristan'a Dedeağaç limanı sağlanabilir. Ve böylece
de Bulgarların ekonomik çıkarlarına uygun en iyi durum
sağlanmış olur. Bu değişiklikle Doğu Trakya toprakları
İstanbul bölgesine katılacaktır. Venizelos tarafından sunulan
istatistiklere göre Dedeağaç'ta Bulgarların Yunanlılara
oranla çoğunluk oluşturduğunu hatırlatmak gereksiz
olmayacaktır.


        İÇERİK
13-Gerek Doğu Trakya ve gerekse Batı Trakya hakkında önerilen
sınırlar merkezi İstanbul olacak olan devletin genişliğine bağlıdırlar.
Ve bu sınırları onaylayacak bu devletin genişliği açıklığa
kavuştuktan sonra sonsuz bir değişikliğe uğrayacaklardı. Birleşik
Amerika Cumhuriyetleri delege heyeti Doğu Trakya arazisinin
çözüm şekline göre, onayladığı sınırın değişiklik hakkına sahip
oluyor.
14-Türk nüfusu tahmin edilemiyor, edilemez de, çünkü Batı Trakya'nın
nüfusu genel olarak Türk'tür. Hatta Türk nüfusu Yunanlılarla,
bu grubun toplam nüfusundan fazladır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 29 Ağustos 2011, 13:21:46 »

Belge 4
  Yunanistan ve Trakya (Batı Anadolu ve Adalar
  Yunanistan'ı ilgilendiren arazi durumunu incelemeyle
görevli komisyon tarafından müttefiklerin yüksek meclisine
Trakya hakkında sunulan rapor.


2- Doğu Trakya

  Doğu Trakya hakkında öneride bulunan komisyon, İstanbul
şehri Marmara Denizi ve Boğazlann Yüksek Konferans
tarafından ayrı bir bölge oluşturmalarını ve bu bölgenin
kuzey sınırında yine Yüksek Konferans tarafından saptanması
hipotezini ileri sürüyordu. Sonuç olarak komisyon
tarafından önerilen sınır, Yunanlıların Karadeniz'e çıkması
sorunuyla kesinlikle ilgili değildir. Eğer konferans bu çıkışın
gerekli olmadığını değerlendirirse, Midye hattının kuzeyini
tam Midye'de, fakat Bulgaristan'ın güney sınırının
her hangi bir noktasına koymak şartıyla Yunanistan'ı Karadeniz
kıyılarından uzaklaştırabilir. Bu varsayıma dayanan
komisyon, İstanbul bölgesi dışında Türk Trakya'sının
bir kısmı üzerindeki Yunan isteklerinin haklı olduğunu
çoğunlukla kabul eder. Amerika, Britanya ve Fransız delegeler
heyetleri sınırın iki numaralı haritada gösterildiği gibi
saptanması düşüncesindedirler. İtalya delegeleri bu çözüm
biçimini ilkesel bakımdan kabul etmekle beraber üç numaralı
ek'te yazılı bazı itirazlarda bulunurlar. Aynı zamanda
komisyon Müslümanların kutsal yerleriyle camilerinin ve
Müslüman halkın uygar, okullarla ilgili, eğitim ve dinsel
haklarının titizlikle korunacağı konusunda Venizelos'un
verdiği tam kesin güvencenin Yunan Hükümeti tarafından
uygulanacağını söylemeyi görev bilir. Aynı güvence Ortodoks
Yunan dininin ileri gelenlerinden başka diğer bütün
cemaatleri de kapsayacaktır. Bütün bu güvence, uygun
biçimde barış anlaşmalarında kaydedilecek ve belirtilecektir.


**
 Paris, 1 Mart 1919
Doğu Trakya hakkında İtalyan delegeler heyetinin itirazları
İstanbul için hukuksal bir iradenin kurulması olasılığı
karşısında Yunanlıların Doğu Trakya'ya ilişkin istekleri
hakkında İtalyan delegeler heyetinin görüşleri, bu konuda
birçok hipotezlerin incelemelerden geçirilmesinin uygun
olacağı yolundadır.
1- Bütün Doğu Trakya bölgesi İstanbul'a gösterilmiş
olan sınırlar içine girecektir.

2- Bu bölgenin önemli bir kısmı İstanbul'a gösterilen
sınırlar içinde, bu sınırlar ile Bulgar sınırları arasından
topografik bir aykırılık oluşturacak şekilde bulunacaktır.

3- İstanbul'a gösterilen sınırlar, bu sınırlar ile Bulgar
sınırları arasında her hangi bir şekilde kullanılmaya elverişli
bir toprak bölgesine sahip olacaktır. İtalyan delegeler
heyeti komisyonun ilgisini bu son durumda halkın ve Edirne
sorununun geleceği ile ilgili özel önem üzerine toplar.
Yunan (Helen) olmayan halkın etnik, hukuksal ve dinsel
kurumlar hakkında Yunan görüşünü öğrenmek için İtalyan
delegeler heyeti tarafından ilgililere sorulan sorulara
verilen yanıtlar bu sorunların nasıl bağlanacağı konusunda
komisyonu aydınlatamıyorlar. Bu ve buna benzer birçok
konularda eski Yunan Krallığı'nda önemsiz bir azınlık
oluşturan sınırlı sayıda Müslüman'a değinen Yunan yasasının
kısa birtakım hükümleri yeterli olmayacaktır. Zira
şimdi yeni sınırlar içine önemli ölçüde Türk, Bulgar, Yahudi,
halkın girmesi söz konusudur. Bu bölgelerin de Yunanlılardan
başka birlikler tarafından işgali için İtalyan
 delegeler heyetine Müslümanlarca başvuruda bulunulmuştur.


**
Paris, 1 Mart 1919
Küçük nedenlere gelince; Britanya ve Fransız delegeleri
heyetleri, Venizelos tarafından bu konuda ileri sürülen
ideallerinin esaslı olduğu düşüncesinde idiler. Birleşik
Amerika Hükümeti delegeler heyeti karşılıklı olarak birbirine
uymayan düşüncedeydi. İtalyan delegeler heyeti ise
hâlâ isteklerinin Anadolu sorununun bütünüyle ilgili olduğunu
ve bu bölgelerin önceden uluslararası uzlaşmalara
konu oluşturduklarını göz önüne alarak onları tartışmaktan
çekiniyor. İşte Yunan işleri komisyonu tarafından Küçük
Asya'ya ilişkin Yüksek Meclis'e gönderilen rapor:
Britanya ve Fransız delegeler heyetleri harita üzerinde
yeşil paftada kalan toprakların Yunanistan'a katılması konusunda
anlaşmışlardır. Birleşik Amerikan Hükümeti delegeler
heyeti bu bölgelerin ayrılmasına karşıdırlar. Britanya
delegeleri heyeti Yunanistan tarafından istenilen bölgenin
doğu ve kuzey kısımlarına değinen Fransız hattını kabul
etmeye hazırdır. Bununla birlikte İngiliz delegeler heyeti
güney bölgesi için Fransız hattının lehine birçok kanıtların
ortaya çıkacağını kabul etmekle birlikte Menderes Ovası'ndaki
Türk halkı konusunda itirazlarda bulunmaktadır.
   Buna karşın Fransız ve İngiliz delege heyetleri bir takım
ilkelere ekonomik ve yönetsel düşüncelere dayanarak,
Ayvalık ve İzmir'in belirli bir hinterland ile birlikte haklı
olarak Yunanistan'a katılmalarını isteyebileceklerini uygun
görmektedirler. Yine bu heyetler bir numaralı haritada gösterilen
ortak sınırın kabul edilmesinde anlaşmışlardır. Bir-
leşik Amerika Hükümeti delegeler heyeti bağımsız Türk
devletinin mandater bir hükümetin koruması altına konabileceği
düşüncesini ileri sürdü. Fransız ve İngiliz delege heyetleri
bu görüş kabul edildiği takdirde Batı Anadolu kıyılarında
yaşayan yoğun ve uygar bir halka sahip Yunan (Helen)
müstemlekelerinin böyle bir yönetim altına konmayacağı
üzerine dikkatlerini çeker.

  Aşağıda ileri sürülen sebeplerden dolayı Birleşik Amerika
Hükümeti heyetinin delegeleri İngiliz ve Fransız
meslektaşlarının görüşlerine katılamayacaklardır. Her ne
kadar Birleşik Amerika Devletleri delegeler heyetinin Anadolu'daki
Yunan nüfusu hakkındaki tahmini Yunan Hükümeti
tarafından yapılan tahminlerden altta ise de aradaki
fark kesin bir protestoyu gerektirecek kadar büyük değildir.
Fakat Amerika delegeleri Türk halkı hakkında Yunan (Helen)
Hükümeti tarafından verilen rakamları kabul edemezler.
Çünkü yaptıkları soruşturmalara göre Yunanistan tarafından
istenilen sancaklarda İzmir dışında hepsinde Yunanlıların
Türklere oranla belirgin bir azınlık oluşturdukları
sonucuna vardılar. Bu soruşturma Batı Anadolu'nun etnik
durumu hakkında İtalyan delegeler heyeti tarafından yapılan
soruşturma ile uyuşmaktadır.

  Yine Amerika delegeleri Batı Anadolu kıyı bölgelerini
merkezi yayladan ayırmanın ve böylece Osmanlı İmparatorluğu'nun
geri kalan kısmını denize çıkış yollarından
yoksun bırakmanın da ekonomik açıdan doğru olmayacağı
düşüncesindedirler.


   İÇERİK

15-Tüm ekseriyet kast ediliyor
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 29 Ağustos 2011, 13:28:27 »

Belge 4
  Yunanistan ve Trakya (Batı Anadolu ve Adalar
  Yunanistan'ı ilgilendiren arazi durumunu incelemeyle
görevli komisyon tarafından müttefiklerin yüksek meclisine
Trakya hakkında sunulan rapor.


B- Anadolu Hakkında İtalya'nın Bildirisi

7 Mart 1919
İtalyan delegeler heyeti, Yunan istekleriyle ilgili bir
kararın komisyon tarafından kabul edilmeyeceği düşüncesindedir.
Çünkü siyasal, ekonomik ve etnografik bakımdan
Yunanistan tarafından istenilen toprakların geleceği hükmen
Anadolu'nun diğer kısımlarının geleceğine bağlıdır.
  Bundan başka Venizelos tarafından istenilen bölge veya
hiç olmazsa bu bölgenin büyük bir kısmı İtalya ile İngiltere
ve Fransa arasındaki konvansiyonun konusunu oluşturmuştu.
Yani 26 Nisan 1915 Londra Antlaşmasının 9. maddesi
ve yine 18 Ağustos 1915'te imzalanan Londra kararları.

  Bu antlaşmalar karşısında İtalyan delegeler heyeti antlaşma
ya da sözleşme yapan devletlerin kendisine tamamen
veya kısmen bir hak tanıdıklarını anımsatarak Yunanlılara
haritalar üzerinde gösterilen hattı öneri niteliğinde de olsa
kendilerince olanak verilmeyeceği düşüncesindedir. Gerçekten
Venizelos tarafından İzmir ilini de kapsayacak biçimde
istenilen bölge, Ağustos 1917 konvansiyonu ile İtalya'ya
tanınan bölge içindedir. 1915 Londra Antlaşması'nin
9. maddesine gelince; bu madde kesin coğrafık sınırlama
içermeyecektir. Bundan dolayı Yunan isteklerinin özü saptanmadan
önce müttefikler arasında bu konuda karşılıklı
görüş alışverişleri yapılmalıdır. İtalyan delegeler heyeti,
yenisi yapılmadıkça Ağustos 1917 konvansiyonunun bugün
hâlâ geçerli olduğunu saymaktadır. Gerçekten bu konvansiyon
onamaya bağlı olduğundan Rusya'nın ortadan
kalkmasıyla kaldırılmıştır. Bu kayıt olayların güçlenmesiyle
kendiliğinden ortadan kalktı. İtalya'nın Ege denizinde
işgal ettiği adalar için aynı durum oluştu.

  İtalya delegeler heyeti 26 Nisan 1915 Londra Antlaşmasının
8. maddesindeki kararları anımsattı. Bu madde
gereğince İtalya'nın oluru olmaksızın müttefikler tarafından
hiçbir aksi öneride bulunulmayacaktı. Bundan başka
İtalyan delegeler heyeti, Fransız ve İngiliz hükümetlerinin
geçen Kasım ayında Suriye ve Mezopotamya'nın yönetim
biçimi ve iki hükümet arasındaki anlaşmalara dokunmayan
kararlara da tam katılım umuyordu. Bu nedenlerden, İtalyan
delegeler heyeti, komisyonun Yunanlıların İtalyanlar
tarafından işgal edilmiş yerler ve Küçük Asya hakkındaki
istekleri konusunda yalnızca karar veremeyeceği görüşünde
bulundu ve İtalya'nın çıkarlarım ve haklarını koruyacak
koşullar kondu. Ege Denizi'ndeki adalara gelince İtalyanlar
tarafından işgal edilmeyenleri komisyon oybirliği ile Yunanistan'a
vermekten yana idi. İtalya tarafından işgal edilen
Dodecanes16 adalarına gelince; yalnız İngiliz ve Fransız
delegeleri etnik sebeplerden, bunların Yunanistan'a verilmesini
istiyorlardı. Bundan başka komisyon üyeleri 26
Nisan 1915 tarihli Yakındoğu'ya ait gizli Londra Antlaşmasının
yürürlüğünü onaylıyordu.


İşte Komisyonun raporu ve İtalyan delegeler heyetinin
itirazları:



    İÇERİK
16-Rodos ve On İki Ada.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 29 Ağustos 2011, 13:31:42 »

Belge 4
  Yunanistan ve Trakya (Batı Anadolu ve Adalar
  Yunanistan'ı ilgilendiren arazi durumunu incelemeyle
görevli komisyon tarafından müttefiklerin yüksek meclisine
Trakya hakkında sunulan rapor.


C- Adalar
  İtalyanlar tarafından işgal edilen on iki adadan ayrı
olarak Ege Denizi'ndeki diğer adalara gelince; bunların
Yunanistan'a verilmesi oybirliği ile kabul edilmiştir. Yunan
(Helen) Hükümeti İmroz ve Tenedos17 adalarını ne
kendisine ne de her hangi bir devlet için bu adalarda bir
deniz üssü oluşturmayacağına ilişkin güvencede bulunacaktı
(2, 3 numaralı haritalara bakılacak). İtalyanların işgal
ettikleri On İki Ada için de Fransız ve İngiliz delegeleri
1915'te İtalya ile yapılan antlaşmanın ancak Yakındoğu'ya
ait hükümlerinin yürürlülüğünü dikkate alıyorlar. Etnik nedenlerden
dolayı bu adaların Yunanistan'a bırakılması düşüncesindedirler.
Dodecanes'den ayrı diğer Ege adalarına
ilişkin komisyon önerileri, bu adalar halkının Yunan olduğu
görüşünde anlaşmışlardır.
Castelorrizo Adası
Bu küçük adanın Anadolu kıyılarına yakınlığı göz
önüne alınarak bu kıyı üzerinde egemen olacak olan devletin
koruyuculuğu altına konulması kabul edilmiştir. Fakat
bu kıyı Türkiye'ye bırakıldığı takdirde Castelorrizo adası
Yunanistan'a verilecektir.



     İÇERİK
17-Gökçeada ve Bozcaada.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 29 Ağustos 2011, 13:35:20 »

Belge 5

  Venizelos 'un Cumhurbaşkanı Wilson 'a Aydın İli Konusunda
Notu.


  Venizelos, Yunan işleri komisyonu'nun Yüksek Meclise
verdiği raporda, bu komisyon üyelerinin beşte ikisinin,
Aydm ilinin bir kısmı ile Bursa iline bağlı Ayvalık ilçesini
Yunanistan'a bırakmak düşüncesinde olduğunu gözlemledi.

  Venizelos, ileri sürdüğü iddialarının komisyon tarafından
açıktan açığa reddedildiğini görünce, Aydm ilinin geri
kalan kısmının kendisine Milletler Cemiyeti'nin mandateri
sıfatıyla bırakılmasını istemiştir. Bursa iline gelince; bu il
için Marmara Denizi'nde bir çlkış bırakılması konusundaki
isteğin komisyonun bütün üyeleri tarafından reddedildiğini
dikkate alarak Venizelos, hiç olmazsa Edremit Körfezi'nin
"Assos" noktasından Kaz Dağı'nı izleyerek açık denize
varılacak bir biçimde sınırın düzeltilmesini istedi. İşte bu
konuda Venizelos tarafından Cumhurbaşkanı Wilson'a
gönderilen nota ve alman yanıt:
Kişisel ve gizlidir.
Paris, 19 Mayıs 1919


              Bay Cumhurbaşkanı,
  Müttefiklerin Yüksek Meclisi'ne sunmakla şeref duyduğum
bugünkü tarihi taşıyan diplomatik mektupta Yunanistan'ın
Aydın ili hakkında sunulan isteklerinin bu ilin bir
kısmı üzerinde İtalyan ihtirasları ile çarpışması çok olasıdır.
  Bununla birlikte İtalya'nın bu ihtirasları bir esasa dayanmaktadır.
Londra Antlaşması İtalya'ya Antalya ile hinterlandını
işgal etme hakkını tanıyor. Fakat Antalya, Küçük
Asya'nın güney kıyısı üzerindedir. Dolayısıyla coğrafya
bakımından Konya yaylasına, yönetim bakımdan da Konya
iline bağlıdır. Şu durumda Antalya'nın hinterlandı iklim
bakımından da kendisinden büsbütün farklı olan Aydın ili
değil, Konya ili olmak gerektir. Londra Antlaşması'nm
görüşmeleri sırasında İtalya, İzmir ilinin kendisine bir etkinlik
bölgesi olarak tanınmasını ileri sürmüş ve bu iddiasını
şiddetle savunmuştur. Bu istek o zaman İtilaf Devletleri
tarafından reddedilmişti. Reddetmenin nedenlerini bilmemekle
birlikte Ocak 1915'te müttefikler yönettiğim hükümete
ve aynı yılın Nisan ayında da yerime geçen hükümete
Aydın ilini söz vermişler. Bu söz ise bölgenin Yunan
karakterine sahip olduğunu kısmen açıklamak demektir.

  Gerçekten İtalya, toprak iddialarının geçerli olmadığı yerde
yani Mersin'in batısında bulunan bütün Adana ilini manda
yönetimine alabilir. Bu bölge Aydın ilinin iki katı kadardır
ve o şekildedir ki bu son ilin oluşturduğu ekonomik, tarihsel,
coğrafi birliği parçalamayı haklı gösterecek bir neden
yoktur.

Derin saygılarıma inanınız Bay Cumhurbaşkanı.

İmza
Venizelos





Paris, 21 Mayıs 1919

Azizim Venizelos,
Aydın ilinin bir kısmına ilişkin İtalyan isteklerini içeren
notanız için teşekkür ederim. Sizin bu konudaki görüşlerinize
bütünüyle katıldığımı serbestçe söyleyebilirim.
Sevgiyle ve içtenlikle sizinim.
Duacınız,

Woodrow Wilson
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #9 : 29 Ağustos 2011, 14:47:15 »

Paylaşımın için teşekürler kalkan bunlar ders kitaplarında üstün körü anlatılsa da asıl eğitim ailenin bu bul bilinçte olup, evladına dostu - düşmanı ve sorunun neyle alakalı olduğunu, anlayacağı basit bir dille anlatması ile başlar. Oysa bu konuda ne kadar ilgisiz olduğumuz aşikar. Yukarıda bahsi geçen her durum zamanla vuku bulacaktır. Dünden beri şu azınlıklara sunulan hediye paketine takılmış durumdayım, bilemiyorum ama sonuçlarının ve böyle bir  eylemin zamanla daha başka sorunlara neden olacağının da kanısındayım. Çeşmeler, hanlar - hamamlar, arsalar, arazileri kapsayan bir paket tüm bunlar azınlıklara sunuluyor ve biri de çıkıyor biz osmanlı zamanında rahattık, böyle değildik diyerek Cumhuriyete ve Başbuğumuz ATATÜRK' e meydan okuyor, kimsenin çıtı çıkmıyor bir de alkış tutuyorlar bunu yapanlar da kendilerine kemalist diyen zevatlar, aydınlar.. Aydınlıkları sanırım ampulden ibaret, kafalarında bir gram beyin yok ya da kanları bozuk ne denir bilmiyorum ama bilen biri varsa bu konuya açıklık getirebilir...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 8
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.263 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.