KÖK TÜRKÇE YAZITLARDA GEÇEN GÖLLER VE NEHİRLER
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Şubat 2020, 18:53:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KÖK TÜRKÇE YAZITLARDA GEÇEN GÖLLER VE NEHİRLER  (Okunma Sayısı 7277 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 17 Aralık 2009, 18:51:59 »

KÖK TÜRKÇE YAZITLARDA GEÇEN GÖLLER VE NEHİRLER
ÖZET


Eski Türk yurtlarında binlerce akarsu ve göl mevcut ise de; bu incelemede Kök Türkçe metinlerde geçen otuzsekiz göl ve nehrin yerinin tespitine çalışılmış ve tarihi önemleri üzerinde kısaca durmaya özen gösterilmiştir. Bunun için de alfabetik bir sıra takip edildi.


Bilindiği üzere tarihin tanımı yapılırken mekan mefhumu da göz önünde bulundurulur. Buna bağlı olarak tarihçiler, geçmişteki hadiselerden bahsederken sadece zamanı değil, mekanın ve sosyal sonuçların da üzerinde durur. Binlerce yıllık Türk tarihinin geçtiği ve bugün de halâ Türklerce meskun bulunan Orta Asya’daki tarihimizin hiç şüphesiz en kıymetli eserlerinin başında Kök Türkçe yazılı belgeler gelmektedir. Bunlara doğuda Çin’den başlayarak, batıda Avrupa’nın orta ve kuzeylerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada rastlanılmaktadır1.
Söz konusu çalışmada özellikle Kök Türk ve Uygur çağına ait kitabelerde zikrolunan göller ve nehirlerin yerleriyle, tarihi önemleri üzerinde durmaya çalışacağız. Bunun için alfabetik bir sıra takip etmeyi düşünmekteyiz.
Eski Türkler göl için “köl” diyorlardı. Yani –k’li biçimi konuşulmaktaydı. Nehir veyahut da büyük akarsular içinse, umumiyetle “ögüz” denmekteydi.
Ak Sub: Şine Usu Yazıtının daha önceki transkripsiyonlarında Kaşuy şeklinde kaydedilmişti, ancak biz bu adın “Ak Sub” biçiminde okunması gerektiğini düşünüyoruz. Moyun Çor’un kardeşi Tay Bilge Tutuk ile yaptığı mücadeleler sırasında geçen2 Ak Sub, herhalde Ubsu Göl’ün kuzey taraflarında olmalıdır. Bugün Ka-kem’in güney kollarından birisi Aksu adını taşımaktadır3. Bununla birlikte iki kardeşin savaşlarının Selenge civarlarında gerçekleştiğini yazıttan öğrenmekteyiz ki, burası Selenge’nin kuzey-batı taraflarıdır. Moyun Çor, Tay Bilge Tutuk’u Ak Sub’udolanarak, Çıgıltır Köl’te kuşatmıştır4. Bilindiği gibi bu mücadelelerden Moyun Çor galip çıkacak ve Uygur Kaganlığının başına geçecektir.
Ak Termel: Kök Türk tarihine baktığımızda, 710 senesinde kaganlık ordularının Kırgızlar üzerine büyük bir seferi söz konusudur. Çin, On Ok ve Kırgızlar, Kök Türklere düşman olunca büyük devlet adamı Tunyukuk, gece ve gündüz düşünmüş, bir savaş planı hazırlayarak, ilk önce Kırgızlara vurmanın doğru olacağına karar vermiştir. Kırgızlara ulaşmak için Kögmen Dağlarının geçilmesi gerekmektedir. Ancak kar yüzünden bütün yollar kapanmıştır. Fakat, Az topraklarından doğru oraya gitmenin mümkün olduğu öğrenilmiş ve Anı Suyu boyunca ilerlenmiştir. Zorlu bir uğraştan sonra Ak Termel geçilmiş, ancak orduya yol gösteren klavuz yolu şaşırdığı için cezalandırılmış, kaganın emri üzerine askerin daha hızlı hareket etmesi için buyruk verilmiştir5. Bu harekatın sonucunda Kırgızlar ani bir baskına uğramışlar, büyük bir kısmı öldüğü gibi, onların kaganları da ortadan kaldırılmıştır6.
Kırgız savaşları sırasında geçen Ak Termel, Anı Suyu’na yakın, Yenisey’in kollarından birisi olsa gerek. Bugün de Anı Nehrinin yukarılarına varmak için Ak Sug veya sadece Ak denilen bir sudan geçildiği söylenmektedir7.
Anı Sub: 710 sıralarında, Çin’in, On Oklar ve Kırgızların Kök Türklere düşman olmaları sebebiyle, yukarıda verdiğimiz metinde olduğu gibi, Anı Suyu adıyla karşılaşıyoruz8. Bu sefer hususunda Tunyukuk Yazıtında; Kırgızlara giderken kar yüzünden bütün yolların kapandığı, fakat Az ülkesinden doğru oraya gitmenin mümkün olduğu anlaşılmış ve Anı Suyu boyunca ilerlenmişti9. Burada söz konusu olan Anı, Yenisey’in kollarından biri olan Abakan’ın bir parça
Arkar Başı: Şine Usu Yazıtının güney tarafı, 1. satırında Kem, Kargu ve İrtiş Nehrinden sonra geçer. Buna göre Arkar Başı İrtiş Nehrine akan suların başlarından biridir11. 752 senesinde Uygurlara karşı, bir Tokuz Oguz-Kırgız ittifakı söz konusudur. Şine Usu Yazıtından anlaşılacağına göre, Kırgızlara bağlı olan Çikler de bu ittifak arasına alınmış ve Uygurlara bir darbe vurma hazırlığına girişilmişti12. Daha sonra bu birleşmeye Üç Karluk boyu da katıldı. Bunların hareketini önceden haber alan Uygurlar, evvela Üç Karluklara, arkasından da Çiklere boyun eğdirip; Çikler üzerine bir tutuk ile ışbara ve tarkanlar gönderdiler13.
Balıklıg: Bu nehrin adını da yine 752 yılı olayları vesilesiyle görmekteyiz. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Uygurlar Kırgız, Karluk ve Çiklerin muhalefetiylekarşılaşmışlardı. Bu sırada Çin’deki Oguzlar ve Türkler de onlara karşı harekete geçtiler. Uygur ordusu üç bin kişiydi. Ancak onlar hasımlarını yenmeyi başardılar. Daha sonra da Orkun ve Balıklı nehrinin kavşağında Moyun Çor otağını kurdurdu. Yenisey kıyılarında, muhtemelen Abakan civarlarında Çigillere de bir darbe vuruldu14. Şine Usu Yazıtında anlatılan bu bilgilere baktığımızda, Balıklıg’ın Orkun’un kollarından birisi, muhtemelen de bu büyük ırmağın orta taraflarında bir yer olduğu anlaşılmaktadır15.
Bolçu: Hem bir nehir adı olup, büyük bir ihtimalle İrtiş’in kollarından birisidir, hem de başka bir coğrafi mevki olması mümkündür. Onu Urungu Nehriyle birleştirenler de vardır16. Bolçu adını dört büyük kitabede görmekteyiz17. 8. asrın başlarında Çin imparatorluğunun oyunlarına gelen On Oklardan Türgişler, Kırgızlar ve onların akrabaları Çikler, Kök Türk Kaganlığına cephe almışlardı. Büyük devlet adamı Tunyukuk gece uyumayıp, gündüz oturmayıp, bütün bu düşmanlarını birer birer tesirsiz hale getirdi. Kitabelerde en son olarak da Türgişlerle olan savaştan söz edilmektedir18. Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında; Altun Yış aşılarak ve İrtiş Nehri geçilerek, tıpkı Kırgızlara olduğu gibi Türgişlere de ani bir baskın yapıldı. Türgiş kaganının ordusu Bolçu’da Kök Türklerin üzerine saldırdıysa da; Köl Tigin burada da kahramanlığını gösterdi ve Türgiş kaganının bakanlarından Az Tutuk’u bizzat kendisi ele geçirdi. Onların başında bulunan kagan So-ko19 ailesi ile birlikte öldürüldü ve böylece Türgiş halkına boyun eğdirildi20, deniliyor. 300 bine yakın ordusu olduğu söylenen So-ko’ya (belki Saka) karşı aslında burada bir talihsizlik ya da ihanet söz konusudur. Kardeşi Börü, kendisine yönetimde fazla yetki verilmediğinden ve kendi halkının sayıca az olmasından dolayı Kapgan Kagan’ın tarafına geçmişti. Kök Türk ordularına rehberlik eden Börü, kardeşi So-ko’nun hakimiyeti altındaki Tanrı Dağlarının kuzeyi, Tarbagatay Dağları ve İli Vadisinin yeniden merkezi idareye sokulmasına vesile oldu. Fakat Kapgan Kagan, So-ko’nun kardeşi Börü’yü de ileride tehlike yaratabileceğini düşünerek ortadan kaldırdı21. İşin gerçeği ağabeyine ihanet eden bir kardeş, kendisine de rahat rahat karşı gelebilirdi. Kapgan bu durumu göz önünde bulundurulmuştur.
Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında özet şeklinde verilen Türgiş savaşı, Tunyukuk Yazıtında aynen Kırgız seferinde olduğu gibi, savaştan önceki ve sonraki olaylar da dahil olmak üzere teferruatlı olarak anlatılmıştır. Tunyukuk; Altun Yış veİrtiş Ögüz’ün büyük zorluklardan sonra geçildiğini, Kök Türk ordusunun Bolçu’ya tan ağarırken ulaştığını, keşif kollarının Türgiş ordusunun Yarış Yazısı’nda toplandığını haber verdiğini, burada biriken Türgiş kuvvetlerinin 100.000 olduğunu, söylemektedir22.
Burgu: Şine Usu Yazıtında, ünlü Moyun Çor’un ağabeyi Tay Bilge Tutuk ile yaptığı savaşlar sebebiyle anılıyor. Moyun Çor birçok çağırılar yapmış olmasına rağmen, kardeşi ve yandaşlarını ikna edememiş ve Burgu’da, haziran ayının 15. günü bir muharebeye daha girdikten sonra, önemli miktarda insan ve hayvan ele geçirip, Selenge’nin batısındaki (veya gerisindeki) Yılan Kol’dan güney taraftaki Şıp Başı’na kadar asker çıkarmıştır23. Terhin Yazıtında da, Moyun Çor’un gezip-dolaştığı sular arasındadır24. Yukarıda adı geçen Burgu’nun Ka Kem olduğu iddia edilmişse25 de, bize göre Ka Kem uzakta kalmaktadır. Çünkü Terhin Yazıtında Sekiz Selenge, Orkun, Togla, Sebintürdü ve Kargu’dan sonra adı geçiyor ki, dolayısıyla bu akarsulara yakın bir nehir olmalıdır.
Çıgıltır Köl: Şine Usu Yazıtının doğu tarafı, 6. satırında, sekizinci ayda Selenge Irmağının kaynakları bölgesinde olduğunu düşündüğümüz Çıgıltır Kölde, Ak Sub (Aksu) dolanılarak, Moyun Çor’un kardeşiyle bir muharebeye daha girdiğini ve ayın onbeşinde Keyre Başı ve Üçbürkü’de Tay Bilge Tutuk tarafını tutan Tatarlarla kıyasıya bir savaş yaptığını ve onları takip ettiğini görüyoruz26. Çıgıltır Köl’ün adı bize göre Anadolu’da Çıldır Gölünde yaşamaktadır. Söz konusu iki kardeşin bu savaşları da herhalde 748-749 tarihlerinde meydana gelmiştir27.
Çuş Başı: Meşhur Kök Türk hükümdarı Kapgan Kagan’ın son zamanlarına doğru büyük bir Oguz isyanı çıktı28. Köl Tigin Yazıtında, Oguzların kendi halkı olduğu, yer ile gök birbirine karıştığı için onların düşmanlık yaptıkları, Oguzlarla bir yılda tam beş defa savaşıldığı29, haber verildiği halde; Bilge Kagan kitabesinde de, Tokuz Oguzların kendi bodunları olduğu, yine gök ile yerin birbirine karıştığı ve Oguzların içine kıskançlık düştüğü için düşman oldukları, ancak bir yılda dört defa savaşıldığı30, anlatılmıştır. İşte bu Oguzlarla yapılan üçüncü savaşın mevkiidir. Türk milletinin burada gevşekliğinden de söz açılıyor. Ölecek olanların yeniden dirildiği ve Tongra Yılpagut’un bir oymağının Tonga Tigin’in cenaze töreninde kuşatılarak, hırpalandığı31 haberi veriliyor. Burasının Togla Nehri civarlarında bulunduğunu sanmaktayız.
İrlün: Yerini tam olarak belirleyemediğimiz, ancak Cungarya bölgesinde bir yer olduğunu sandığımız İrlün32, 752 tarihinde Basmıl ve Karluklarla olan savaş vesilesiyle, Şine Usu Yazıtında geçer. Uygur kaganı Moyun Çor, Oguzların onlar hakkındaki planlarını bir casus vasıtasıyla öğrenir. Bu arada Basmıllar da düşman olurlar. Fakat Uygurlar bu rakiplerine fırsat vermeyip, bozguna uğrattılar. Ondan sonra Karlukların malını-mülkünü yağmaladılar. Basmıllar ve Karlukların yurdu talan edildikten sonra Yogarı Yarış'da33 bir kez daha yendiler. İrlün'de ve Talakamın'da34 düşmanlara yetişildi. Bu sırada Çin’deki Türkler de Uygurlara karşı harekete geçmişlerdi. Uygur ordusu üç bin kişiydi. Ancak Uygurlar hasımlarını alt etmeyi başardılar35.
İrtiş: Bilindiği üzere Asya’nın ve dünyanın önemli nehirleri arasındadır. 2970 km uzunluğundaki bu ırmağın kaynakları Altaylardan başlar. Malum olduğu üzere bu ırmak, Kimek destanlarının da ana unsurlarından birisidir. Altun Orda Hanlığının kurucusu sayılan Cuci’nin mezarının dahi bu ırmağın kıyısında olduğuna inanılıyor ki, bilindiği üzere Çingiz Han ülkesini çocukları arasında paylaştırırken, Cuci’ye bu bölge düşmüştü36.
Evvelce de söz ettiğimiz üzere 710 sıralarında Kök Türk ordularının İrtiş Nehri civarlarında yaşayan Türgişlerle bir mücadelesi vardır37. Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında özet şeklinde verilen Türgiş savaşı38, Tunyukuk Yazıtında aynen Kırgız seferinde olduğu gibi, savaştan önceki ve sonraki olaylar da dahil olmak üzere teferruatlı olarak anlatılmıştır. Buna göre; “Altun Yış ve İrtiş Ögüz büyük zorluklardan sonra geçildi. Kök Türk ordusu Bolçu’ya tan ağarırken ulaştı. Keşif kolları, Türgiş ordusunun Yarış Yazı’da39 toplandığı haberini verdiler. Burada biriken Türgiş kuvvetlerinin sayısının 100.000 olduğu bildirilmektedir. Kök Türk ileri gelenlerinden bazıları düşmanla karşılaşılmadan geri dönülmesini istemişler; fakat Tunyukuk birçok zorluklara rağmen, Altun Yış ve İrtiş Ögüz’ün aşıldığını,Tanrı, Umay40 ve kutlu vatanın onların yanında olduğunu, düşmanlarının çokluğundan korkulmaması gerektiğini söylemiş ve saldıralım, demiştir. Neticede Kök Türk ordusu taarruza geçti ve Türgiş kuvvetlerini savaşın birinci gününde mağlubiyete uğrattılar. İkinci gün Türgiş askeri yeniden toparlanmış ve hücuma kalkmışsa da, Tunyukuk ile Bilge arasında sıkıştırılan On Oklar dağıtılmışlardı. Bu savaş sonucunda yukarıda da zikrettiğimiz gibi Türgiş kaganı, yabgusu ve şadı öldürüldü. Daha sonra devletin temelini oluşturan On Ok halkına haber gönderilerek, yeniden devlete boyun eğmeleri sağlandı”41. Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında Türgiş seferinin kısaca anlatılmasının sebebi, bu savaşta ordu komutanın İni İl Kagan olmasından ileri geldiğini sanıyoruz. Köl Tigin ve Bilge Kagan kitabelerinde kendilerine rakip olarak gördükleri İni İl Kagan’ın faaliyetlerine pek değinilmez42.
Bundan başka İrtiş Nehrinin adı Şine Usu Yazıtında da karşımıza çıkmaktadır. Yazıtın güney tarafı, 1. satırda geçen Kem’den sonra Kargu’yu, daha sonra İrtiş Nehri’ni, nihayet Arkar Başı coğrafî adlarını görüyoruz. Bu yine Oguz, Kırgız, Karluk, Çik, Basmıl gibi Türk boylarının Uygurlara karşı 752 tarihinde yaptıkları ittifak sebebiyledir43.
Kanuy: Bu ırmağa Terhin Yazıtında rastlıyoruz44. Moyun Çor Kagan iktidarını sağlamlaştırıp, yabgu ve şadları atadıktan sonra45 Ötüken’in batı ucunda Tez Başı'nda bir yaylak meydana getirdi, otağı orada kurdurdu, sınırını orada yaptırdı ve 750-753 yıllarını burada geçirdi. Bu Tez Başı’nın doğusunda, Kanuy ve Künüy nehirleri bulunuyordu46. Burası bugünkü Tuva’nın güneyinde ve Hayargas Göl’e dökülen kollar olmalıdır.
Kara Bulak: 752 yılında Tokuz Oguzlar ile Kırgızların Uygurlara karşı bir ittifak meydana getirdiklerine yukarıda da değindik. Ürüng Beg ve Kara Bulak’da otururlarken Kırgızlara elçi göndermişlerdir47. Bu cümlede geçen Ürüng Beg ve Kara Bulak, kitabenin ilk değerlendirilmesi sırasında asil begleri ve avam bulukı (?)şeklinde manalandırılmıştı48. Fakat biz bu iki kelimenin de yer adı ve Abakan’ın kuzeyinde olduğunu tahmin ediyoruz49.
Kara Köl: Kök Türk çağında, Tannu-Ola’nın kuzeyinde bulunan ve Kırgızların komşuları olan Azların 714’te bir isyanları söz konusudur. Fakat Kök Türkler tarafından tekrar itaata alındılar. Kara Köl’de yapılan bu savaş sırasında Köl Tigin kırk yaşına gelmiştir. Onların bozguna uğratılmalarında Köl Tigin’in şahsi gayretleri çok fazladır. Köl Tigin, Az il-teberi’ni bizzat kendisi yakalamıştı50. Azlarla savaşın gerçekleştiği Kara Köl bugünkü Mogolistan’ın batı taraflarında, Tuva’nın güneyindedir. 715 yılı da Kök Türk ülkesinde isyanlar ve karışıklıkların fazlalaştığı bir zamana rastlar. Kapgan Kagan ihtiyarlamış yaşına rağmen tutarsız hareketlerde bulunuyordu. Hatta 714 yılında, imparator Hsüan-tsung’a bir elçi göndererek bir Çinli prensesle daha evlenmek istemişti51. Bu sırada kendine bağlı boylara karşı olan tutumu da değişti.
Kargu: Moyun Çor’un 752’de ülke dirliğini sağladıktan sonra konar-göçer olarak yaşadığı su kıyalarından birisidir ki52, Burgu Nehrinden söz ederken, buraya da değinilmiştir. Dolayısıyla Selenge ve Orkun’un kollarından birisi olmalıdır.
Kazluk Köl: Şine Usu Yazıtının güney tarafı, 2. ve 3. satırlarında iki göl adına rastlıyoruz, bunlar; Kazluk ve Taygun göllerdir. Buraların önemli tarihî olaylara sahne olduğu açıktır. Ancak yazıtın ilgili yerleri maalesef silindiğinden bu hadiseleri ortaya çıkarmak mümkün değildir. Burada adı geçen Kazluk Köl ve Taygun Köl, Altun Yış’ın batı taraflarında, yani Karluk, Basmıl sahasındaki göllerden birileri olmalıdır53. Bununla beraber biz Kazluk veya Kazılık adını Dede Korkut Hikayelerinde de görmekteyiz. Yer itibarıyla Kazılık Dağı bugünkü Güney Kazakistan’dadır. Ama Dede Korkut Hikayelerindeki konumuna baktığımızda, burası herhalde Doğu Anadolu veya Kafkasya sahasındadır. Buna bağlı olarak Kafkasya sıradağlarının Dede Korkut’ta Kazılık biçiminde kaydedildiğine dair iddialar vardır54. Bu da demektir ki, atalarımız yine ta Orta Asya’daki bir coğrafi adı, batıya göçerlerken beraberlerinde getirmişler ve vatan yaptıkları o topraklarda da kullanmışlard
Kem: Türk tarihinde ve kültüründe önemli bir yere sahip olan Kem’i yani Yenisey Nehrini birkaç kitabede görüyoruz. Öncelikli olarak Bilge Kagan Yazıtında; Bilge 26 yaşındayken, yani 709 yılında Kırgızlarla işbirliği yapan Çiklerin55 üzerine Kem Irmağı geçilerek yürünmüş ve Ürpen’de56 yapılan savaşta Çik ordusu mağlup edilerek dağıtılmıştı57. Aynı sefer sonunda Azlar58 da itaata alındılar.
Kem’in adına bir kez de Uygur döneminde, yine Çiklerin ayaklanması vesilesiyle tesadüf olunur. 750 yılında Çiklere karşı bir sefer düzenleyen Uygur kaganı Kem’de onları mağlûp ettikten sonra, 751 senesinde Kasar’ın batısında, ki muhtemelen Tez Nehrinin batısı, otağ kurdurmuştur. Doğu tarafı dokuzuncu satırda anlatılan bu hadiselere göre; yazı burada geçirerek, kitabesini yazdırmış ve herhalde bu sırada Tatarlarla küçük bir mücadele yapmıştır59.
Yenisey Nehrinin toplam uzunluğu 3800 km’dir. Kaynakları Mogolistan’ın kuzeyinden itibaren başlamaktadır. Özellikle Hakas, Tuva, Altay gibi Türk topluluklarının etrafını yurt tuttuğu bereketli bir sudur.
Kergü: Bilindiği üzere babaları Kutlug Bilge öldükten sonra, Uygur tigini Moyun Çor ile ağabeyi Tay Bilge Tutuk arasında kıyasıya bir mücadele başladı. Çin kaynaklarında fazla bir malûmata rastlanmamasına rağmen, Kök Türkçe belgelerde bu kavga teferruatıyla anlatılmıştır. Moyun Çor birçok çağrılar yapmış olmasına rağmen, kardeşi ve yandaşlarını ikna edememişti60. Bunun üzerine o, Selenge yakınlarında Yılan Kol'dan Şıp Başı'na kadar asker gönderdi, onlar da Kergü ve Sakış'dan61 yürüyerek geldiler. Beşinci ayın 29’unda tekrar kardeşiyle savaşa tutuştu. Onu Selenge Nehrinin kıyısına sıkıştırarak, büyük bir bozguna uğrattı. Bu yüzden Moyun Çor kitabesinde, halkın kötü kişilerin peşine takılmasından dolayı, ölüp-mahvolduğunu da dile getirmiştir62. Biz işte burada söz konusu olan Kergü’nün, Selenge’nin kuzeyinde olduğunu tahmin ediyoruz63.
Keyre Başı: Şine Usu Yazıtının kuzey tarafı 6. satırında geçen Keyre ile 7. satırda bir Keyre Başı ve Üçbirkü (veya Üç-bir-ekü) adını görüyoruz. Keyre Başı ve Üçbürkü hususunda bugüne kadar birşey söylenmemiştir. Ancak daha sonraki satırlarda karşılaştığımız yer adlarına bakacak olursak, buraları Ongin Irmağının güney-doğu taraflarında olmalıdır64. 739-40 yıllarında On Uygur ittifakı meydana gelmiş, Moyun Çor’da babası Köl Bilge’ye bağlı olarak, Kök Türk Kaganlığına tabi olan topraklar üzerinde faaliyetlere girişerek, Keyre, Keyre Başı ve Üçbirkü’de babasının askerleriyle birleşmiş, Yılan yılında (741) Türk topraklarında bir karışıklığa sebep olmuştur65.
Kök Öng: 687 senesinde İl-teriş komutasındaki Kök Türk orduları, Oguzların hakimiyeti altında bulunan Ötüken’in merkezi Ordu Balık’a doğru harekete geçtiler. Bu sırada Çinliler ve Kıtanlar da Oguzlarla müttefiktiler. Çinliler ve Kıtanlar sürekli yaptıkları gibi müttefiklerini yalnız bıraktılar66. Kök-Öng geçilerek ordu Ötüken Yış’a doğru sevkedilmiş, inek ve yük hayvanlarıyla yürüyen Oguzların üç bin askeri, iki bin kişilik Kök Türk ordusuyla karşılaşmış ve Kök Türk inancına göre Tanrı izin verdiği için yenilmişlerdir67. Togla kenarında yapılan bu savaşta Oguz beyi Baz Kagan öldürüldü (687). Oguzların bu gözü pek başbuglarının Tengri adında bir oğlunun olduğunu da bilmekteyiz68 Ancak onun Kök Türk savaşlarına katılıp-katılmadığı hakkında bir malumata sahip değiliz. Adına taş yazılan bu çocuğun belki de, Kök Türklerle son vuruşmadan biraz önce öldüğünü söyleyebiliriz. Eğer Kök Türk savaşlarına katılmış olsaydı, Orkun Yazıtlarında onun da adının geçmesi gerekirdi. Halbuki bu belgelerde böyle bir şeye rastlamıyoruz.
Netice itibarıyla Kök Öng, umumiyetle araştırmacılar tarafından bugünkü Ongin Nehri’yle birleştirilmektedir69.
Künüy: Bu ırmağın adıyla, biz Terhin Yazıtının batı tarafı, 5. satırında karşılaşıyoruz. Moyun Çor Kagan sahip olduğu coğrafya hakkında bilgi verirken Kanuy ve Künüy’ü de anmaktadır70. Bu nehirlerin yerini daha önce Kanuy bahsinde anlatmaya çalıştık.
Orkun: Türk tarihinin ve kültürünün en önemli nehridir. Kelime “or” ve “kun/ kün” isimlerinin birleşmesinden teşekkül etmiş ve toplumun, milletin merkezi, karargâhı manasına geliyor, olmalıdır. Neredeyse bir baştan, bir başa Kutlu Ötüken’i dolaşır. Suyunun bir damlası için yüzyıllar boyunca Türkler can verip, kan dökmüşlerdir. Selenge Irmağının ana kolu durumundaki bu su 1130 km uzunluğunda olup, şu an ki Mogolistan’ın verimli ve hayvancılığa en müsait topraklarını meydana getirir. Kök Türk Kitabeleri olarak bilinen, Türk tarihinin kıymeti hiçbir şey ile ölçülemeyecek eserleri de bu Orkun Havzasındadır. Abidelerin bulunduğu yer, geçmişte olduğu gibi, bu gün de stratejik bir öneme sahiptir. Burası Orkun Vadisinin doğudan giriş kapısıdır ve en büyük düşman, yani Çin’den gelecek tehlikelere karşı da ilk engelin oluştuğu mevkidir71.
Orkun’un adını biz Şine Usu ve Terhin Yazıtlarında görmekteyiz. Uygur kuvvetleri 752 senesinde Basmıl ve Karluklarla bir savaş yapmıştır. Bu mücadelede, Moyun Çor Kagan’ın iki rakip Türk kabilesini yendikten sonra Orkun ve Balıklı nehirlerinin kavşağında otağını kurdurması72 vesilesiyle karşımıza çıkar. Ülke içindeki huzur sağlandıktan sonra kagan, Sekiz-Selenge, Orkun, Togla, Sebintürdü, Kargu ve Burgu'nun kıyılarında konar-göçer olarak hayatını sürdürdüğünü73, bildirmektedir.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 17 Aralık 2009, 19:00:00 »

KÖK TÜRKÇE YAZITLARDA GEÇEN GÖLLER VE NEHİRLER 2

Sebintürdü: Adına Terhin Yazıtında rastlıyoruz74. Burası Selenge’nin kollarından biri olmalıdır. İsmi geçen yerlere dikkat edilirse, hepsi Baykal’ın güneyinde ve Selenge Nehri etrafındadır75.
Sekiz Selenge: Burası da yine Moyun Çor’un vaktiğini geçirdiği ve ziraata müsait mekanlar vasıtasıyla Orkun, Togla, Sebintürdü, Kargu ve Burgu’nun adıyla birlikte anılmaktadır76.
Selenge: Yenisey’in hemen güney-doğusunda kutlu Ötüken topraklarında, Selenge ve onun en büyük kolu olan Orkun’a vardır. Orkun ve Selenge; biri ana, diğeri oğul gibidir ve Baykal Gölüne dökülür77. Selenge adı, Terhin Yazıtı, batı tarafı 4. satırda, yukarıda izah ettiğimiz üzere Sekiz Selenge vesilesiyle geçmekle beraber, yine Şine Usu Kitabesinde; Moyun Çor Kagan’ın yaylak ve kışlak mıntıkalarından biri olarak anılmaktadır78. Ayrıca bu yazıtta, kardeşi Tay Bilge Tutuk’la 748-749’larda yaptığı mücadeleleri hatırlatırken Selenge adıyla karşılaşmaktayız. O kardeşi ve taraftarlarını muhtemelen Selenge Nehrinin kıyısına sıkıştırarak yendi79. Bu sırada kardeşi Tay Bilge Tutuk’un da öldürülmüş olduğunu sanıyoruz80.
Bunun dışında Moyun Çor döneminin sonuna doğru Selenge kıyısında Bay Balık adında bir şehir yaptırılmıştır ki81, bu yüzden de Selenge Irmağının adını görüyoruz. Sogdlu ve Çinli ustalara kurdurulan bu şehrin kalıntıları halâ durmaktadır82.
Bilge Kagan Yazıtında ise, Selenge ismi Uygur olayları sebebiyle karşımıza çıkar. Köl Tigin ve Bilge tahtı ele geçirdikleri sırada, Kök Türk ülkesindeki karışıklık henüz sona ermemişti. Bilge Kagan’ın ilk savaşı, Uygur il-teberine karşı 716 yılının sonlarına doğru, Selenge Nehri boyunda, Kargan Kısıl’da meydana geldi. Uygurların yurtları dağıtıldı, Uygur il-teberi yüz kadar adamıyla doğuya doğru kaçtı83. Uygurlar burada büyük bir zaiyat verdiler ve bundan epey bir süre etkilenerek Kök Türk Börülü (Aşina) ailesine karşı ters bir harekette bulunamadılar84.
Şıp Başı: Burası da Moyun Çor’un, kardeşi Tay Bilge Tutuk’la olan savaşlarından dolayı, Şine Usu Yazıtında geçer85. Şıp Başı da herhalde Selenge’nin doğu taraflarında olmalıdır86.
Taygun Köl: Daha önce 752 yılında, Uygurlara karşı Tokuz Oguz, Kırgız, Karluk ve Çiklerin bir ittifak meydana getirdiklerini bildirmiştik. İşte Moyun Çor,Şine Usu Yazıtında Çikleri yola getirdikten sonra onlara ışbara, tarkan ve tutuklar atadığını söyledikten sonra, Taygun Kölde ordusunu toparlayıp, Karluk ve Basmılların niyetini öğrenmiş, onlarla da savaşmıştır87. Burada anılan Taygun Köl’ün biz, Altun Yış’ın batı taraflarında, yani Karluk, Basmıl sahasındaki göllerden biri olduğunu sanıyoruz88.
Tez Başı: Moyun Çor Kagan hakimiyetini sağlamlaştırdıktan sonra, adına dikilen kitabelerinde Tez Nehri’nin batısında bir hükümdar otağı kurdurduğunu, 750-753 yıllarını burada geçirdiğini haber veriyor89. Terhin Kitabesinde ayrıntılı olarak anlatılan bu hadiseye Tez II Yazıtında da değinilmektedir90. Adı geçen vesikalardan yola çıkacak olursak, Tez Nehri civarları kaganın yazlık merkezi durumundaydı. Devletin esas başkenti Orkun Irmağı kıyısındaki Ordu Balık (Karabalgasun) şehriydi.
Tez Nehri günümüz itibarıyla Mogolistan sınırları içerisinde bulunan ve Ubsu Köl’e dökülen bir ırmaktır. Belgelerden de anlaşılacağı üzere Tez Nehri boyları geçmişte ve günümüzde Türklerin hayatlarını sürdürdüğü önemli akarsulardan birisidir. Burası ayrıca Uygur halkı için de önem arzediyordu ki, kaganlığın temellerinin atıldığı yıllarda ilk Uygur hükümdarları bu suyun etrafında yaşadılar. Ayrıca orada Türk tarihinin ve kültürünün en mühim kaynaklarından olan kitabelerini de yazdırdılar.
Togla: Mogolların Tuul, bizim Togla dediğimiz bu akarsu Orkun’un doğu kollarından birisidir. Bilge Kagan, Tunyukuk ve Terhin yazıtlarında kayıtlıdır. İlk önce İl-teriş, Tunyukuk ve Kapgan’ın Kök Türkleri yeniden derleyip-toparlamaları sırasındaki olaylar anlatılırken, Togla kıyısındaki savaştan söz edildiğini görmekteyiz. 687’de Togla Nehri kıyısında meydana gelen harpte Oguzların mağlubiyeti hususunda; “Kök Öng geçilerek ordu Ötüken Yış’a doğru gönderildi, inek ve yük hayvanlarıyla yürüyen Oguzların üç bin askeri, iki bin kişilik Kök Türk ordusuyla karşılaştı ve Kök Türk inancına göre Tanrı izin verdiği için mahvoldular”91, deniyor.
Bu ırmak, 715 senesindeki Oguz savaşları vesilesiyle de karşımıza çıkmaktadır92. 716 yılına kadar süren bu savaşların sonunda, Oguzların büyük bir bozguna uğrayarak, bir kısmının Çin’e gittikleri anlaşılmaktadır. Herhalde bu yenilgi onlara çok ağır gelmiştir. Bu sırada Çin imparatorluğunun sürekli Türk topluluklarına kucak açmasının elbette çeşitli sebepleri vardı. Herşeyden önce birbirleriyle kavga eden, birlik ve beraberlikten yoksun Türklerin kullanılması çok kolaydı93.Terhin Kitabesinde ise yukarıda birkaç defa değindiğimiz gibi, Moyun Çor’un ekip-biçtiği mahaller arasında Togla boyları da gösterilmektedir94.
Tokuş: 751 yılında Moyun Çor Kagan’ın muhtemelen Ubsu Köl civarlarında95, Yabaş ve Tokuş adlı suların kavşağında yazı geçirdiğini Şine Usu Yazıtından öğrenmekteyiz96.
Türgi-Yargun Köl: Herhalde, 705 veya 706 yılında Kök Türk ordularının bir Bayırku seferi vardır. Bu sıralarda Bayırkuların97 Ulug İrkinleri düşman olmuş, Türgi-Yargun Kölde yapılan savaşta Bayırku kuvvetleri bozguna uğratılmıştı98. Bilge Kagan Yazıtında ve Çin kaynaklarında anlatılmayan bu savaş sonunda Ulug İrkin kendi canını zor kurtarabilmişti99. Söz konusu gölün biz, Togla yakınlarında olduğunu sanmaktayız.
Uçuz Köl: Bu gölün adını biz ilk defa Tez II Yazıtında görmekteyiz ki, bu anıt Moyun Çor’un oğlu Bögü Kagan adına dikilmiştir100. Bu kitabede anlatılanlardan yola çıkarak, 687 tarihindeki Kök Türk-Tokuz Oguz mücadelelerine atıf yapıldığı anlaşılmaktadır. 687’de Baz Kagan'ın öldürülmesi sırasında meydana gelen bu olaylar hakkında Tez II ve Terhin kitabelerinde şöyle yazılmaktadır: “Bozguncuların başı tarafından baskın yapılıp Uçuz Köle ileri gelenleri dökülmüştür...Bedi Bersil ve Kadır Kasar oraya varmıştır. O halkım orada büyük kavga yaptı”101; “...Uçuz Köl'e ileri gelenleri dökülmüş. Kadır Kasar, Bedi Bersil, Yatız Oguz...”102. Biz burada adı geçen şahıslar hakkında Uygur Tarihi ve Kültürü adlı kitabımızda gerekli izahlarda bulunduk103. Dolayısıyla Uçuz Köl’ün de Togla Nehri civarlarında olması lazımdır.
Yabaş: Söz konusu nehri Kem ve Tokuş hakkında açıklamalarda bulunurken zikretmiştik. 750-751 yılı olayları vesilesiyle anılan104 bu akarsu da Tokuş ile aynı yere dökülüyor olmalıdır.
Yar Ögüz: Şine Usu ve Terhin yazıtlarının, kuzey tarafı ile doğu yüzünün 8. satırlarında geçen ırmaklardan birisi de budur. Moyun Çor, son Kök Türk kaganlarından Ozmış’ın hareketine engel olmadan önce, Üç Tuglıg Türk Bodunın105 başında, Kara Kum’u aşıp gelen Kutlug Yabgu ile karşılaşmış ve yapılan savaşlar sonunda onu ortadan kaldırmıştır106. 742’deki Karluk, Uygur ve Basmılların Kök Türklere karşı bu galibiyetlerinden sonra onlar, Basmılların liderini kagan seçip, aralarında bir idarî taksimata gittiler. Uygurların önderi doğu bölgesine, Karluk il-teberi de On Ok yurdunu yönetmeye başladı. Bu sırada, “Kök Türk Kaganlığında Ozmış Tigin han olmuştu. Moyun Çor, Koyun yılında (743) onun da üzerine yürüdü. Talihsiz Ozmış Tigin ele geçirildi, Kök Türk halkına büyük bir darbe indirildi. 743 yılında Kök Türk kaganı Ozmış öldürüldü ve kellesi Çin başkentine gönderildi107.
İki kitabede, aynı olayların anlatılması sırasında rastladığımız bu Yar Ögüz’ün, Huang-ho’nun kuzeyinde olduğu söylenmektedir108.
Yaşıl Ögüz: Çin’in kuzeyindeki Sarı Su olarak da anılan ırmaktır. Esasında ta Hunlar çağından beridir, Türklerle Çinliler arasındaki tabiî sınırlardan birisidir. Kök Türk Yazıtlarından olan Tunyukuk Kitabesinde rastladığımız, Taluy Ögüz’den de bu nehrin kastedildiği anlaşılıyor109. Köl Tigin ve Bilge Kagan Yazıtlarında Çin’e yapılan seferler vesilesiyle anılmaktadır ki110, bu hususta şunlar kayıtlıdır: Amcam kagan ile doğuda Yaşıl Ögüz’e, Şantung Yazı’sına (ovasına), batıda Temir Kapı’ya, Kögmen’i aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevkettik. Toplam 25 defa akın yaptık. Onüç kere savaştık111.
Yılan Kol: Selenge’nin batısındaki parçalarından birisi olduğunu düşünmekteyiz. Çünkü Şine Usu Yazıtından böyle bir anlam çıkmaktadır112. Bu nehirin yazıtta ne sebeple geçtiğini yukarıda, ilgili yerlerde açıkladık.
Yinçü Ögüz: Türk coğrafyasının en önemli ırmaklarından birisi de budur. Günümüzde Sir Derya olarak bilinen bu akarsuya atalarımız Yinçü Ögüz demişlerdir ki, “İnci Nehri” anlamına geliyor. Amu Derya ve Sir Derya ırmakları çevresi ile ikisinin arası bilindiği üzere tarihte Maveraünnehir olarak anılır. Ayrıca Türklerin yerleştiği en eski toprak parçalarından bir bölümünü teşkil eder. Hem geçmişte hem günümüzde bu topraklar Oguz yurdu olarak da tanınır. Bu iki su da Aral Gölüne dökülmektedir. Özellikle Sovyet döneminde uygulanan tarım politikaları yüzünden, Amu Derya ve Sir Derya’nın Aral’a giden havzası üzerinde oynamalar yapıldığından, her iki nehrin suyunda da azalmalar görülmüştür113.
Orkun Yazıtlarından öğrendiğimize göre; 710 yılının sonlarına doğru Sogdları düzene sokmak için yapılan bir Temir Kapı seferi vardır. Köl Tigin Yazıtında bölgeye asker sevki hususunda; Sogd halkını yeniden düzenlemek için Yinçü Ögüz geçilerek, Temir Kapı’ya kadar bir ordu yollandı114, denmektedir. Tunyukuk Yazıtında ise bu olay şöyle anlatılıyor: Yinçü Ögüz geçilip, Tinsi oglunun yattığı kutlu Ek Tag’a ve oradan Temir Kapı’ya ulaşıldı115. Yine Bilge Kagan yaptığı seferlerden bahsederken; “batıda Yinçü Ögüz üzerinden Temir Kapı’ya kadar ordu
çıkardığını”116 söylüyor. Biz meşhur Köl İç Çor’un yazıtında da benzer ifadeleri görmekteyiz117.
Yula Köl: Biz bu su birikintisinin adına Şine Usu Yazıtında, 752 yılı olayları sırasında rastlamaktayız. Bildiğimiz gibi Moyun Çor Kagan’ın Türgiş ve Karluklarla da savaşları söz konusudur. Bunun için o, Cungarya bölgesindeki Yogarı Yarış Ovasına gitmeden önce herhalde ağırlıklarını Yula Köl’de bırakmış olmalıdır ki, bu hususta kitabesinde; ebimin Ersegünte Yula Költe kotım118, diyor. Ersegün ve Yula Köl’ün biz Cungarya’ya varmadan önceki bir yer olduğunu sanmaktayız119.
Şimdiye kadar otuzsekiz göl ve nehrin yerini tespite çalıştığımız gibi, tarihi önemleri üzerinde de kısaca durmaya özen gösterdik. Tabi ki bunların dışında da eski Türk yurtlarında binlerce akarsu ve göl mevcuttur. Türkçe belgelere akseden bu isimler değiştirilmeye kalkışılsa da, sonsuza kadar onların tapusu olacaktır.



                                    KAYNAKÇA
∗ Prof.Dr., A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü.
1 Hatta biz öyle sanıyoruz ki eski İskandinav ve Germen yazılarının menşei de Türk alfabesiyle ilişkilidir.
2 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 6. satır: Sekizinç ay eki yangıka Çıgıltır Költe, Aksub kezü süngüşdim.
3 Biz daha önce yaptığımız bir çalışmada, Ak Sub’u bugünkü Doğu Türkistan’daki Tarım Nehri’nin kolu olan Aksu ile birleştirmiş isek de, daha sonraki incelemelerimize göre bunun mümkün olamayacağını gördük. Bakınız, S.Gömeç, “Kök Türkçe Yazıtlarda Geçen Yer Adları”, Türk Kültürü, 34/453, Ankara 2001, s.25-26.
4 S.Gömeç, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, 2. baskı, Ankara 2000, s.27.
5 Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Doğu tarafı, 6-7; Kuzey tarafı 1-2. satırlar: Kögmen yolı bir ermiş tumış tiyin işidip “bu yolın yorısar yaramaçı” tidim yirçi tiledim Çöllüg iz eri bultım işitdim: “Az bir yolı Anı birle...bir at orukı ermiş anın barmış nngar aytıp bir atlıg barmış” tiyin “ol yolın yorısar anç” tidim sakıntım kaganıma ötüntim sü yorıtdım “at altın” tidim Ak Termel keçe ogurkalatdım.
6 S.Gömeç, Kök Türk Tarihi, 2. baskı, Ankara 1999, s.56-58.
7 L.P.Potapov, “O Narode Bökliyskoy Stepi”, Tyurkologiçeskiye Issledovaniya, Moskova-Leningrad 1963, s.290-291; Gömeç, a.g.m., s.26.
8 Gömeç, a.g.e., s.56-57.
9 Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Doğu tarafı, 6-7; Ança sakıntım: “ilk Kırkızka süleser yig ermiş” tidim Kögmen yolı bir ermiş tumış tiyin işidip “bu yolın yorısar yaramaçı” tidim yirçi tiledim Çöllüg iz eri bultım. işitdim: “Az bir yolı Anı birle...bir at orukı ermiş”.
10 Gömeç, a.g.e., s.57.
11 Gömeç, a.g.m., s.27.
12 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 1. satır:...sü Karluk tapa...Kem Kargu...İrtiş Ögüzig Arkar Başı...anta er kamış...yanta sallap keçdim bir yegirminç ay sekiz yegirmike...yolukdım…
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
13 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.31.
14 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 8-10. satırlar:...Tabgaçdakı Oguz-Türk taşıkmış anta katılmış anta beyler...biş yüz kedimlig yadag bi eki şaşıp kelti küngim kulım bodunıg tengri yer anta ayu birti anta sançdım...Karluk tapa tezip kirti anta yana tüşip Orkun Balıklıg beltirinte el örginin anta örgipen ititdim...
15 S.Gömeç, “Şine-Usu Yazıtı’nda Geçen Yer Adları Üzerine”, Belleten, LXIV/240, Ankara 2001, s.433.
16 Bolçu’nun, bugünkü Bolun Tokoy kasabası olduğu da söylenmektedir. Bakınız, R.Giraud, L’Empire des Turcs Celestes, Paris 1960, s.178-179; L.N.Gumilev, Hazar Çevresinde Bin Yıl, Çev. A.Batur, İstanbul 2001, s.165.
17 Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 37. satır; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 28. satır; Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Kuzey tarafı, 35. satır; Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 1-2. satır.
18 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.56-58.
19 Sou-ko (veya So-ko) adını biz, Türgiş boyu So-ko ile alâkalı görmekteyiz. Bunun da muhtemelen Saka ile irtibatı olabilir! Türgiş beyi So-ko (Saka) kendisini kagan ilan ettikten sonra, bugünkü Doğu Türkistan’da Kuça, Aksu ve Kaşgar gibi bazı yerlere akınlar düzenlemişti.
20Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 36-38. satırlar; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 27-28. satırlar: Ol yılka Türgiş tapa Altun Yışıg toga İrtiş Ögüzig keçe yorıdımız Türgiş bodunıg uda basdımız Türgiş kagan süsi Bolçuda otça borça kelti süngüşdümiz Köl Tigin başgu boz at binip tegdi başgu boz at (anta ölti)...ikisin özi altuzdı anta yana kirip Türgiş kagan buyrukı Az Tutukıg eligin tuttı kaganın anta ölürtümiz ilin altımız Kara Türgiş bodun kop içikdi. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
21Bakınız, J.M.Deguignes, Hunların, Türklerin, Moğolların ve daha sair Tatarların Tarih-î Umumisi, C. 2, İstanbul 1924, s.469-472; E.Chavannes, Documents sur les Tou-Kiue [Turcs] Occidentaux, Petersburg 1903, s.77-78; E.Baytur, Şincan’daki Milletlerin Tarihi, Pekin 1991, s.363; Gömeç, a.g.e., s.56-60.
22 Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Kuzey tarafı, 11; II. Taş, Batı tarafı, 1. satır: Altun Yışıg yolsuzın aşdımız İrtiş Ögüzig keçigsizin keçdimiz tün katdımız Bolçuka tang öntürü tegdimiz tılıg kelürti sabı antag: “Yarış Yazıda on tümen sü terilti” tir.
23 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 2-3. satırlar: Kentü bodunım” tidim “udu keling” tidim kodup bardım kelmedi yiçe ertim Burguda yetdim törtünç ay tokuz yangıka süngüşdim sançdım anta yılkısın barımın kızın-koduzın kelürtim bişinç ay udu kelti Sekiz Oguz, Tokuz Tatar kalmatı kelti Selenge kidin Yılan Kol birdin sıngar Şıp Başınga tegi çerig itdim.
24 Bakınız, Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 4. satır: Sekiz Selenge, Orkun, Togla, Sebintürdü, Kargu ve Burguda sularımda konar göçerdim ben.
25S.G.Klyaştornıy, “Terhinskaya Nadpis”, Sovyetskaya Tyurkologiya, No 3, Bakû 1980, s.94.
26Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 6: Sekizinç ay eki yangıka Çıgıltır Költe Aksuy kezü süngüşdim anta sançdım anta udı yorıdım ol ay biş yegirmike Keyre Başı Üçbirküde (üç-bir-eki) Tatar birle katı tokıdım sıngarı bodun içikdi.
27 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.26-27.
28 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.63-65.
29Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Kuzey tarafı, 4. satır: Tokuz Oguz bodun kentü bodunım erti tengri yir bulgakın üçün yagı boltı bir yılka biş yolı süngüşdümiz. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
30Bakınız, Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 29-30. satırlar: Tokuz Oguz mening bodunım erti tengri yir bulgakın üçün yagı bolt. bir yılka tört yolı süngüşdümiz.
31Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Kuzey tarafı, 7. satır; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 30-31. satırlar: Üçünç Çuş Başınta süngüşdim Türk bodun adak kamşatdı yablak boltaçı erti oza yanya keligme süsin agıtdım öküş ölteçi anta tirilti anta Tongra Yılpagutı bir oguşıg Tonga Tigin yogınta egire tokıdım.
32 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.33.
33 Yarış Yazısının bir bölümü olup, burası Cungarya bölgesinde olmalıdır.
34 İrlün için geçerli olan mesele bunun için de söz konusudur.
35 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 12. satır; Güney, 1-9. satırlar: ...tokuz yangıka sü yorıtdım...tutuk başın Çik tapa bınga ıtdım İsi Yer tapa az er ıtdım kör tidim Kırkız kanı Kögmen irinte eb barkında ermiş yelmesin İsi Yeringerü ıdmış yelmesin mening er anta basmış til tutmış kanınga İsinge er kelti Karluk İsinge kelmedük tidi...sü Karluk tapa...Kem Kargu...İrtiş Ögüzig Arkar Başı...anta er kamış...yanta sallap keçdim bir yegirminç ay sekiz yegirmike...yolukdım Bolçu Ögüzde Üç Karlukıg anta tokıdım anta yana tüşdim Çik bodunıg bıngam süre kelti...çıtımın yayladım yaka anta yaladım Çik bodunka tutuk birtim ışbaras tarkat anta ançuladım...Kazluk Költe...Taygun Költe tiriltim bidgüçi er anta ıtdım er kelti Kara Yotulkan keçip kelirti ben utru yorıdım...Karluk tapa er ıdmış...içre ben bulgayın timiş taşdından...Basmıl yagıdıp ebimrü bardı anı içgermedim taşdından Üç Karluk üç ıduk...bişinç ay altı otuzka süngüşdim anta sançdım...toguru sançdım anta ötrü Türgiş Karlukıg tabarın alıp ebin yulıp barmış ebime tüşmiş...sekizinç ay ben udu yorıdım ebimin Ersegünte Yula Költe kotım anta irtim...Yogarı Yarışda süsin anta sançdım ebi on kün öngre ürküp barmış anta yana yorıp tüşdim...İrlünte Talakamınta yetdim...Tabgaçdakı Oguz Türk taşıkmış anta katılmış anta beyler...biş yüz kedimlig yadag bir eki şaşıp kelti küngim kulım bodunıg tengri yer anta ayu birti anta sançdım
36 S.Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, Ankara 2006, s.15.
37 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.58.
38 Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 36-38. satırlar; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 27-28. satırlar.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
39Yarış Yazı, Tarbagatay ve Tanrı Dağları arasındaki Cungarya Ovası’dır. Bakınız, Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.58.
40Yaptığımız araştırmalar neticesinde, Umay’ın ya milattan önceki devirlerde yaşamış kahraman bir Türk kadını veya bir melek olduğu kanaatine varmış bulunuyoruz. Belki de Türk destanlarındaki dişi kurtun kendisidir. Bakınız, S.Gömeç, “Umay Meselesi”, Türk Kültürü, Sayı 318, Ankara 1989, s.630-634; S.Gömeç, “Drevnyaya Religiya Tyurok”, Şamanizm Kak Religiya: Genezis, Rekonstruktsiya, Traditsii. Tezisı Dokladov Mejdunarodnoy Nauçnoy Konferentsii, 15-22 avgusta 1992 g. Yakutsk 1992.
41Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Kuzey tarafı, 11. satır; II. Taş, Batı tarafı, 1-8. satırlar: Altun Yışıg yolsuzın aşdımız İrtiş Ögüzig keçigsizin keçdimiz tün katdımız Bolçuka tang öntürü tegdimiz tılıg kelürti sabı antag: “Yarış Yazıda on tümen sü terilti” tir ol sabıg işidip; “beyler kopın yanalım arıg ubutı yig” tidi ben ança tir men; “ben Bilge Tunyukuk. Altun Yışıg aşa keltimiz İrtiş Ögüzig keçe keltimiz kelmiş alp” tidi tuymad. Tengri, Umay, ıduk yir-sub basa berti erinç “neke tezer biz öküş tiyin neke korkur biz az tiyin ne basınalım tegelim” tidim tegdimiz yuludımız ekinti kün kelti örtçe kızıp kelti süngüşdümiz bizinte eki uçı sıngarça artuk erti Tengri yarlıkaduk üçün öküş tiyin biz korkmadımız süngüşdümiz Tarduş şadra udı yayndımız kaganın tutdumız yabgusın şadın anta ölürti eligçe er tutdumız ol ok tün bodunın sayu ıtdımız ol sabıg işidip On Ok beyleri bodunı kop kelti yükünti.
42 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.59-60.
43 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 1. satır: Karluk tapa...Kem Kargu...İrtiş Ögüzig Arkar Başı...anta er kamış...yanta sallap keçdim bir yegirminç ay sekiz yegirmike...yolukdım Bolçu Ögüzde Üç Karlukıg anta tokıdım anta yana tüşdim.
44 S.Gömeç, “Terhin Yazıtının Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi”, DTCF. Tarih Araştırmaları Dergisi, 27/28, Ankara 1996, s.74.
45 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.28-29.
46 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 5. satır: yaylagım Ötüken kuzı kidin uçı Tez Başı öngdüni Kanuy Künüy…
Ayrıca bakınız, Tez II Yazıtı, Güney tarafı, 2. satır: Tezig Kasar kurıg kontı çıt tikdi örgin yaratdı yayladı.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
47Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 10. satır: Yime yurtın yagıdıp gelmiş Ürüng Begig, Kara Bulakıg anı olurmış Kırkız tapa er ıdmış.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 17 Aralık 2009, 19:05:31 »

KÖK TÜRKÇE YAZITLARDA GEÇEN GÖLLER VE NEHİRLER 2

                                  KAYNAKÇA (Devamı)
∗ Prof.Dr., A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü.

48 G.J.Ramstedt, “Zwei Uigurische Runeninschriften in der Nord-Mongolei”, Journal de la Sociètè Finno-Ougrienne, 30, Helsinki 1913/18, s.23; H.N.Orkun, Eski Türk Yazıtları, C.1, İstanbul 1938, s.172;
49 Gömeç, “Şine-Usu Yazıtında…”, s.431.
50Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Kuzey tarafı, 2-3. satırlar: Az bodun yagı boltı Kara Költe süngüşdümiz Köl Tigin bir kırk yaşayur erti Alp Salçı akın binip oplayu tegdi Az ilteberig tutdı Az bodun anta yok boltı.
51 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.63.
52 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 4. satır: Sekiz Selenge Orkun Togla Sebintürdü Kargu Burgu ol yirimin subımın konar köçer ben.
53 Gömeç, a.g.m., s.432.
54 O.Ş.Gökyay, Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul 1973, s.336.
55 Çikler hakkında daha geniş bilgi için bakınız, S.Gömeç, “Kök Türkçe Kaynaklarda Geçen Boy ve Kavimler Üzerine: Çikler”, Türk Kültürü, 32/370, Ankara 1994.
56Ürpen, Kögmen Dağlarının güneyi ile Yenisey’in Kemçik ve Elegeş kollarının birleşme noktalarının üzerinde olsa gerek! Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
57Bakınız, Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 26. satır: Altı otuz yaşıma Çik bodun Kırkız birle yagı bolt. Kem keçe Çik tapa süledim Ürpente süngüşdim süsin sançdım.
58 Azlar konusunda bakınız, S.Gömeç, “Kök Türkçe Kaynaklarda geçen Boy ve Kavim Adları: Azlar”, Belleten, 58/221, Ankara 1994.
59 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 7-10. satırlar: Bars yılka Çik tapa yorıdım ekinti ay tört yegirmike Kemde tokıdım ol yıl ol bodun içikdi anta Kasar kurdan örgin ititdim çıt anta tokıtdım yay anta yayladım yaka anta yakaladım belgümin bitigimin anta yaratıtdım ançıp ol yıl küzün ilgerü yorıdım Tatarıg ayıtdım tabışkan yıl bişinç ayka tegdim ulu yılka Ötüken Yış başınta Süngüz Başınta ıduk baş kidinte Yabaş Tokuş beltirinte anta yayladım örgin anta yaratıtdım çıt anta tokıtdım bing yıllık tümen künlik bitigimin belgümin yassı taşka yaratıtdım.
60 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.26-27.
61 Kergü ile aynı bölgede olmalıdır.
62 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 2-5. satırlar:... ebin barkın yılkısın yulımadın kıyın aydım turguru kotım kentü bodunım tidim udı kelin tidim kodıp bardım kelmedi…Selenge kidin Yılan Kol birdin sıngar Şıp Başınga tegi çerig itdim Kergün Sakışın Şıp başıng yüre kelti...Selenge tegi çerig itdi bişinç ay tokuz otuzka süngüşdim anta sançdım Selengeke sıka sançdım yazı kıltım öküşi Selenge kodı bardı ben Selenge keçe udı yorıdım süngüşde tutıp on er ıtdım Tay Bilge Tutuk yablakın üçün bir eki atlıg yablakın üçün kara bodunım öltin yetdin yana içik ölmeçi yelmeçi sen tidim yiçe işig küçig ebirgil tidim.
63 Gömeç, “Şine-Usu Yazıtında…”, s.430.
64 Gömeç, a.g.m., s.428. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
65Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 6-7. satırlar: Sü yorıtdı özimin öngre bınga başı ıdtı Keyrede öngdin yantaç...içgerip yana yorıdım Keyre Başınta Üçbirküde kan süsi birle katıldım.
66 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.46.
67Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Güney tarafı, 8-9. satırlar: Kök Öngüg yoguru Ötüken Yışgaru udıztım ingek kölükin Toglada Oguz kelti süsi üç bing ermiş biz eki bing ertimiz süngüşdümiz Tengri yarlıkadı yayndımız ögüzke tüşti yaynduk yolta yime ölti.
68Baz Kagan’ın oğlunun adını biz Hangita-Hat Yazıtında görüyoruz (Bakınız, S.Gömeç, “Türk Tarihinin Kahramanları: 13- Baz Kagan”, Orkun, Sayı 64, İstanbul 2003).
69 Gömeç, “Kök Türkçe Yazıtlarda Geçen…”, s.33.
70 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 5. satır: yaylagım Ötüken kuzı kidin uçı Tez Başı öngdüni Kanuy Künüy...
71 “Orkun”, Orkun, Sayı 46, İstanbul 2001.
72 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 8-10. satırlar:...Tabgaçdakı Oguz Türk taşıkmış anta katılmış anta beyler...biş yüz kedimlig yadag bir eki şaşıp kelti küngim kulım bodunıg tengri yer anta ayu birti anta sançdım...Karluk tapa tezip kirti anta yana tüşip Orkun Balıklıg beltirinte el örginin anta örgipen ititdim... Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
73 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 4. satır: Sekiz Selenge Orkun Togla Sebintürdü Kargu Burgu ol yirimin subımın konar köçer ben.
74 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 4. satır:..Ötüken eli tegiresi ikin ara ılgam tarıglagım Sekiz Selenge Orkun Togla Sebintürdü Kargu Burgu ol yirimin subımın konar-köçer ben.
75 Gömeç, “Kök Türkçe Yazıtlarda Geçen…”, s.34.
76 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 4. satır.
77 Gömeç, “Orkun”, s.32; Gömeç, “Şine-Usu Yazıtında…”, s.428.
78Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 2. satır: Ötüken tegresi eli ikin ara olurmış subı Selenge ermiş.
79 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.26-27.
80Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 2-4. satırlar: Kentü bodunım” tidim “udu keling” tidim kodup bardım kelmedi yiçe ertim Burguda yetdim törtünç ay tokuz yangıka süngüşdim sançdım anta yılkısın barımın kızın koduzın kelürtim bişinç ay udu kelti Sekiz Oguz Tokuz Tatar kalmatı kelti Selenge kidin Yılan Kol birdin sıngar Şıp Başınga tegi çerig itdim Kergün Sakışın Şıp başıng yüre kelti...Selenge tegi çerig itdi bişinç ay tokuz otuzka süngüşdim anta sançdım Selengeke sıka sançdım yazı kıltım öküşi Selenge kodı bardı ben Selenge keçe udı yorıdım.
81 Gömeç, a.g.e., s.37-38.
82 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Batı tarafı, 5. satır: Sugdak Tabgaçka Selengede Bay Balık yapıtı birtim.
83Bakınız, Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 37. satır: Selenge kodı yorıpan Kargan Kısılta ebin barkın anta bozdım...Uygur il-teber yüzçe erin ilgeri tezip bardı.
84 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.68.
85Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 3-4. satırlar: Sekiz Oguz Tokuz Tatar kalmatı kelti Selenge kidin Yılan Kol birdin sıngar Şıp Başınga tegi çerig itdim. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
86 Gömeç, “Şine-Usu Yazıtında…”, s.430.
87 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 2-5. satırlar: Çik bodunıg bıngam süre kelti...çıtımın yayladım yaka anta yaladım Çik bodunka tutuk birtim ışbaras tarkat anta ançuladım...Kazluk Költe...Taygun Költe tiriltim bidgüçi er anta ıtdım er kelti Kara Yotulkan keçip kelirti ben utru yorıdım...Karluk tapa er ıdmış...içre ben bulgayın timiş taşdından...Basmıl yagıdıp ebimrü bardı anı içgermedim taşdından Üç Karluk üç ıduk...bişinç ay altı otuzka süngüşdim anta sançdım...”
88 Gömeç, a.g.m., s.432.
89 Bakınız, Taryat Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 1-2. satırlar: Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kagan İl Bilge Katun atıg atanıp Ötüken kidin uçınta Tez Başınta örgin anta etitdim çit anta yaratıtdım bars yılka yılan yılka eki yıl yayladım ulu yılka Ötüken ortusınta Süngüz Başkan ıduk baş kidininte yayladım örgin bunta yaratıtdım çit bunta tokıtdım.
90 Bakınız, Tez II Yazıtı, Güney tarafı, 2. satır: Tezig Kasar kurıg kontı çıt tikdi örgin yaratdı yayladı.
91Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Güney tarafı, 8-9. satırlar: Kök Öngüg yoguru Ötüken Yışgaru udıztım ingek kölükin Toglada Oguz kelti süsi üç bing ermiş biz eki bing ertimiz süngüşdümiz Tengri yarlıkadı yayndımız ögüzke tüşti yaynduk yolta yime ölti.
92Bakınız, Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 29-30. satırlar: Tokuz Oguz mening bodunım erti tengri yir bulgakın üçün yagı boltı bir yılka tört yolı süngüşdümiz ang ilki Togu Balıkda süngüşdümiz Togla Ögüzig yüzeti keçip süs…” Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
93 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.63-65.
94 Bakınız, Taryat-Terhin Yazıtı, Batı tarafı, 4. satır: Sekiz Selenge Orkun Togla Sebintürdü Kargu Burgu ol yirimin subımın konar köçer ben.
95 Gömeç, “Kök Türkçe Yazıtlarda Geçen…”, s.35.
96 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 9-10. satırlar: Ulu yılka Ötüken Yış başınta Süngüz Başkan ıduk baş kidinte Yabaş Tokuş beltirinte anta yayladım örgin anta yaratıtdım çıt anta tokıtdım bing yıllık tümen künlik bitigimin belgümin yassı taşka yaratıtdım.
97Çin kaynaklarında Tölöslerin bir boyu olarak geçen Bayırkuları, ayrıca Tokuz Oguz federasyonu içerisinde de görmek mümkün olup; Kök Türklerin doğusunda, Oguzların ve Togla Nehrinin kuzeyinde yaşıyorlardı. Çince Pa-ye-ku şeklinde transkripsiyon edilen Bayırku adı, tibetçe metinlerde Bayarbgo ve Bayarkata biçiminde yazılıdır. Geniş bilgi için bakınız, S.Gömeç, “Kök Türkçe Kaynaklarda Geçen Bayırkular”, DTCF. Tarih Araştırmaları Dergisi, 16/26, Ankara 1994.
98Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 34. satır: Anta kisre Yir Bayırku Ulug İrkin yagı boltı anı yanyıp Türgi Yargun Költe bozdımızUlug İrkin azkınya erin tezip bardı.
99 Gömeç, Kök Türk Tarihi, s.55.
100 Tez II Yazıtı için bakınız, S.Gömeç, “Bögü Kagan’ın Yazıtı: Tez II”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı 124, İstanbul 1997.
101 Bakınız, Tez II Yazıtı, Kuzey tarafı, 3-4. satırlar:...buzuk başın akıza Uçuz Kölke atlıgın töke barmış...Bedi Bersil Kadır Kasar anta barmış ol bodunım keng kerişdi...
102 Bakınız, Taryat Terhin Yazıtı, Doğu tarafı, 2. satır:...bodunı akıza barmış Uçuz Kölke atlıgın töke barmış Kadır Kasar Bedi Bersil Yatız Oguz...
103 Gömeç, Uygur Türkleri…, s.19-20.
104 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 9-10. satırlar: Ulu yılka Ötüken Yış başınta Süngüz Başınta ıduk baş kidinte Yabaş Tokuş beltirinte anta yayladım örgin anta yaratıtdım çıt anta tokıtdım bing yıllık tümen künlik bitigimin belgümin yassı taşka yaratıtdım.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
105Üç Tuglıg Türk Bodun için bakınız, Gömeç, Uygur Türkleri…, s.22-23.
106Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Kuzey tarafı, 8. satır; Terhin Yazıtı, Doğu tarafı, 8. satır; Kara Kum aşmış Kögürde Kömür Tagda Yar Ögüzde Üç Tuglıg Türk Bodunka yitinç ay tört yigirmike...anta tokıttırdım.
107 GÖMEÇ, Uygur Türkleri…, s.23.
108 L.Bazin, “Notes de Toponymie Turque Ancienne”, Acta Orientalia, 36/1-3, Budapest 1982, s. 60.
109Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, I. Taş, Doğu tarafı, 1-2. satırlar: Türk bodun kılıngalı Türk Kagan olurgalı Şantung Balıkka Taluy Ögüzke tegmiş yok ermiş kaganıma ötünip sü ilttim Şantung Balıkka Taluy Ögüzke tegürtdim üç otuz balık sıdı.
110 GÖMEÇ, Kök Türk Tarihi, s.50-52.
111Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 17-18. satırlar; Bilge Kagan Yazıtı, Doğu tarafı, 15. satır: Eçim kagan birle ilgerü Yaşıl Ögüz, Şantung Yazıka tegi süledimiz kurıgaru Temir Kapıgka tegi süledimiz Kögmen aşa Kırkız yiringe tegi süledimiz kamagı biş otuz süledimiz üç yigirmi süngüşdümiz.
112 Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Doğu tarafı, 3. satır: Selenge kidin Yılan Kol birdin sıngar Şıp Başınga tegi çerig itdim.
113 GÖMEÇ, Türk Kültürünün…, s.15
114Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Doğu tarafı, 39. satır: Sogdak bodun iteyin tiyin Yinçü Ögüzig keçe Temir Kapıgka tegi süledimiz. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
115Bakınız, Tunyukuk Yazıtı, II. Taş, Batı tarafı, 9. satır: Yinçü Ögüzig keçe Tinsi oglı yatıgma bengülig Ek Tagıg ertürtim.
116 Bakınız, Köl Tigin Yazıtı, Güney tarafı, 4. satır; Bilge Kagan Yazıtı, Kuzey tarafı, 3. satır: Kurıgaru Yinçü Ögüzig keçe Temir Kapıgka tegi süledim.
117 Bakınız, Köl İç Çor Yazıtı, Doğu tarafı, 4. satır: Yinçü Ögüzig keçe Temir Kapıgka Tezikke tegi süngüşdükde.
118Bakınız, Şine Usu Yazıtı, Güney tarafı, 6. satır: Evimi Ersegün’deki Yula Köl’de bıraktım. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
119 GÖMEÇ, “Şine-Usu Yazıtında…”, s.432.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 19 Ocak 2010, 22:24:03 »

“Sır Derya” Havzasının Türk Tarihindeki
Yeri ve Önemi

Orta Asya bozkırları ne kadar büyük ve geniş ise geçmişte buralarda yaşayan
kavim ve devletlerin tarihi de bir o kadar kadim ve köklüdür. Bu bölge kendi
coğrafi özelliklerine göre; etnik yapısı, iktisadi üretim biçimleri ve kültürel
hayatı bakımından birkaç bölgeye ayrılmaktadır. Bu bölgelerden biri de Sır
Derya veya Sır havzasıdır.
M.Ö.VIII. yüzyıldan itibaren İskit, Massaget, Hun, Kanglı (veya Kañlı), Peçenek,
Karluk, Oğuz, Kıpçak v.s kavimlerin mekanı olan Sır havzasının şüphesiz
kendine has bir tarihi zenginliği ve kültür çeşitliliği vardır. Günümüzde bu
bölgenin tarihi Kazakistan tarihinin bir parçası olarak araştırılmakta ve Kazak
kültürünün oluşumunda büyük bir payı olduğu belirtilmektedir. Bu bölge,
kendisini diğer bölgelerden farklı kılan bazı özelliklere sahiptir. Bunlardan en
önemlisi, buradan Orta Asya’nın en büyük akarsuyu olan Sır Derya’nın
geçmesidir. Suyun her zaman insanların hayat kaynağını teşkil ettiğini hatırlarsak,
bu bölgenin tarihi geçmişi de eskilere dayanmaktadır. Bölgenin tarihi
ve kültürel ehemmiyetini eski çağ tarihçileri Herodotos, Strabon, Diodoros,
Arrian, Photius ve diğer Ortaçağ İslâm müelliflerinden ve yakın dönem araştırmacılarının
eserlerinden görebiliyoruz.
Sır Derya havzasının tarihi ve kültürel anlamda değerini çok güzel özetleyen
Kazak tarihçisi ve etnografı Auelbek Konratbayev bu hususta şöyle diyor:
“Asya’da iki büyük nehir vardır. Biri Mezopotamya’daki Fırat ve Dicle diğeri
Seyhun ile Ceyhun’dur. Bunların her ikisi de insan oğlunun yaşadıkları en
eski mekanlardır ve uygarlığın ocağıdır” (Konratbayev 1983: 13).
Eski devirlerden günümüze kadar Sır Derya’nın bir çok isimleri olmuştur. Bu
konu hakkında daha sonra ayrıntılı bilgi verilecektir. Şimdi ehemmiyetinden
az çok bahsettiğimiz bu bölgeyi önce coğrafi açıdan tanıyalım.
Bölgenin coğrafi tanıtımını yaparken, Sır Derya’nın geçtiği yerleri kendi
içinde Yukarı, Orta ve Aşağı Sır Derya şeklinde üç kısma ayırabiliriz. Araştırma
bölgemiz olan Orta Asya’nın güney kısmında diğer (kuzey ve doğu)
bölgelere nispeten göl ve ırmaklar azdır. Bozkırın batı kenarı 2800 km’lik bir
mesafede Hazar denizine bitişik ise de büyük bir kısmı çöllerle örtülüdür
(Togan 1981: 16).
Zamanında Güney bozkırının en önemli göllerinden sayılan Aral istikametinde
akan Sır Derya (1886 km) ve Amu Derya’nın (2350 km) kolları; Oghış,
Kâfirnihan, Sürkhan, Aksaray, Çırçık ve vaktiyle onların kollarını teşkil eden
ırmaklardan Belkhap, Zerefşan, Murghap, Tican’dan ibarettir (Togan 1981:
18).
Coğrafi yer-su adlarının kaynaklardaki isimleri ile ilgili en başta al-İdrisî’nin
Oğuz elini anlattığı coğrafi eseri “Nüzhet el-Müştak”ta önemli bilgiler bulabiliriz.
al-İdrisî, beşinci iklimin sekizinci cüzünü anlatırken burasının Oğuzlar’a
ait toprak olduğunu vurgular. Ona göre, Oğuz boyları o zamanki adı ile
Harezm veya Cend gölü denilen Aral gölünün çevresinde oturmakta idiler
(Togan 1981: 16). Daha sonra Harezm (Aral) gölüne dökülen nehirlerden
bahsederken İdrisi onların isimlerini şöyle sıralar: Ceyhun, Şaş, Berk veya
Parak, Rûdâ ve Marğâ (Şeşen 1993: 112-114) (veya K. Miller’e göre Margz.)
Miller, bu Margz isminin altında Irgız nehrinin isminin saklı olduğunu ileri
sürmüştür (Agacanov 2003: 70). Bu nehirden ileride ırmaklar başlığı altında
bahsedeceğiz.
Sır Derya’nın Kolları
Sır Derya havzası ve Oğuz şehirleri üzerine yaptığı önemli araştırmalarıyla tanınan
S. Tolstov kendisinin “Eski Oxus ve Yaksart Deltaları” adlı eserinde Sır
Derya’nın kollarından ve onun civarlarında kurulmuş eski şehirlerden söz ederken,
bu nehrin güneydeki en önemli iki kolu olan Cana Derya ve Kuan Derya’ya
dikkat çeker. Sır Derya’nın diğer kollarına gelince, bunlardan Barşın Derya
ile Yeni Derya hakkında F. Sümer, “Oğuzlar” adlı eserinde bahsetmektedir.
Müellif Barçınlığkent ile Barçın Derya isimleri arasındaki bağlantıdan bahsetmekte
ve bu deryanın bir nevi arık veya Kuruçay olduğunu söylemektedir (Sümer,
1992: 52.) Bu kollardan oldukça geniş bir şekilde söz ederek, onların haritadaki
yerini belirlemeye çalışan Kazak tarihçisi Tınısbek Konratbayev, yukarıda
işaret ettiğimiz Cana Derya, Kuan Derya (Tolstov’ta Kuvan Derya olarak geçmektedir)
(Tolstov 1962: 273) ve Barçın Derya’ya ek olarak, bir de İnkar Derya
ile Kalgan Derya’dan bahsetmektedir (Konratbayev 1996: 18). Bu adı geçen
ırmakların, zamanında Sır Derya’nın kollarını teşkil ettiği düşünülmektedir. Günümüzde
ise bunlar kurumuştur ve bazılarının yeri dahi tam olarak tespit edilememektedir.
A. Z. V. Togan’ın Türk İli haritasında adı geçen ırmaklardan Kuan
(Quan) Derya ile Cana Derya’nın (Yañ Derya) yerleri Orta ve Aşağı Sır Derya
kısımlarında gösterilmektedir (Togan 1945). Bunların dışında Kratav’dan (Karadağ)
başlayan ve İsficab ile Otrar bölgesinden geçerek, Sır Derya’ya katılan
bölgenin önemli akar sularından biri de Arıs nehridir. Daha sonra göreceğimiz
gibi, bu nehirden açılan ark-kanallar boyunca büyüklü küçüklü yerleşim yerleri
ortaya çıkmıştır. XVI. yüzyıla ait bazı kaynaklarda, şimdiki Türkistan şehri yakınlarında
“Karasu” nehrinin (veya ırmağı) olduğu bahsedilmektedir (Baypakov
1992: 78). Bu nehrin günümüzde “Karaçuk” suyu adıyla bilinen ve Karatav’dan
gelen su ile aynı olup olmadığı bilinmemektedir. Günümüzde mevcut olan
Karaçuk suyu Türkistan’ın kuzey-doğusunda, şehre 8 km’lik uzaklıktadır. Bunlardan
başka Sır Derya havzasına kısmen de olsa dahil edilebilecek Talas-İli
nehri bulunmaktadır.
Kaynaklarda “Sır Derya” Adının Kullanılması ve Anlamı
Yukarıda belirttiğimiz gibi, Sır Derya havzası insanlığın eski çağlardan beri yaşadığı
ve tarihi olaylara tanıklık ettiği bir bölgedir. Çeşitli zaman dilimlerinde bu
bölgedeki dağ, ırmak ve çöller değişik isimlerle anılmıştır. Antikçağ tarihçilerinin
ve Ortaçağ seyyahlarının eserlerinden de görüldüğü gibi, bu durum bazen isimlerin
hatalı bir şekilde okunmasını ve adı geçen dağ, ırmak veya yerin tam olarak
teşhis edilmesini zorlaştırmaktadır. Burada ilk olarak, Sır Derya’nın ve bölgedeki
diğer dağ, ırmak ve çöllerin tespit edebildiğimiz tarihi isimlerinden bahsedeceğiz.
Bu mevzuda coğrafi bilgileri ihtiva eden Eski ve Ortaçağ eserlerinden
yararlanmak durumundayız. Bu bölgede yaşayan en eski kavim olarak haklarında
kaynaklardan bilgi bulabildiğimiz ilk kavim, Saka veya İskitlerdir. İskitler
hakkında bilgi veren Strabon ile Herodotos’un eserlerinde bu bölgeye ait isimler
geçmektedir. Herodotos İskitlerin sınır bölgelerini anlatırken “Tanais nehrini
geçtikten sonra İskitya sona ermektedir” der (Herodotos IV: 21). Buradaki
Tanais nehri hakkında V.V. Barthold sonradan bunun Don nehri olduğu sonucuna
vardı ise de, önceden bu nehrin Sır Derya olabileceğini düşünüyordu. Bu
görüş Kazakistanlı ve yabancı bir çok araştırmacılar tarafından hâlâ bir varsayım
olarak kabul görmektedir. İskitler zamanında Sır Derya’nın ismi diğer bir kaynakta
“Silis” olarak geçmektedir (Durmuş 1993: 136). Bu isimler hakkında S.G.
Klaştornıy ise Solon ve Pliny’nin kayıtlarına bakarak şu sonuca varıyor: Sır
Derya’ın orta kısmında yaşayan İskitler ona “Yaksart” derken, Sır Derya’nın
aşağı kısmı ve Aral civarında yaşayan göçebe İskitler “Silis” diyordu (Klaştornıy
1953: sayı 3). Silis kelimesi “berrak, temiz, aydınlık” anlamına gelmektedir
(Durmuş 1993: 137). Bu nehrin kaynaklarda geçen diğer adı olan “Yaksart”
ismine gelince, bu konuda da değişik görüşler vardır. Mesela bunun etimolojisini
yapan Marquart, VIII. yüzyıldaki Göktürk yazıtlarında geçen “İnci nehri” (Yençi
Ügüz) ve Çin kayıtlarında “has İnci nehri” anlamına gelen “Çin-çu-ho” kelimelerine
dikkat çeker. Ona göre Yaksart kelimesinin aslı, eski İranî dildeki “jah-saarta”
yani “hakiki İnci” kelimesinden gelmektedir (Konratbayev 1996: 13). Tarihçilerin
bir kısmı bu görüşü destekliyorsa da, Marquart’ın kelimenin eski Türk
yazıtlarında geçmesine rağmen anlamını İran dilinden araması kafalarda soru
işareti oluşturmaktadır. S. G. Klaştornıy, “Yaksart-Sır Derya” adlı makalesinde
Marquart’ın görüşüne değinerek, “Yaksart, Sır Derya’nın sadece bir kısmına
verilen isim olmalıdır. Çünkü bu ad, eski kaynaklarda İskender seferi ile beraber
anılmaya başlıyor” der. Böylelikle kelimenin İskender seferinden sonraki dönemlerde
meydana çıktığını ileri sürmüştür (Klaştornıy 1953: 189). Göktürk
yazıtlarında geçen “İnci” isminin Sır Derya’nın Fergana ile Taşkent arasındaki
kısmına verilen ad olduğu görülmektedir (Konratbayev 1996: 7). Ortaçağ müellifleri
el-Mes’udî ve el-Birûnî’nin eserlerinde de Sır Derya hakkında bilgilere
rastlanmaktadır. el-Mes’ûdi, Sır Derya’ya “Yaksart” derken, Birûnî’de bu isim
“Haşart” şeklinde geçmektedir (Barthold 1914: 130).
XI. yüzyıl müelliflerinden Kaşgarlı Mahmûd’un eserinde “Öğüz”den bahsederken
şöyle diyor: “Öğüz (Ökuz) kelimesi yalnız olarak söylendiği zaman Oğuzlarca
Benegit ırmağı anlaşılır; çünkü şehirleri onun kenarındadır. Göçebeleri dahi
bu ırmağın kenarına inerler” (DLT I: 156-157). Anlaşılan Kaşgarlı Mahmûd,
“Benegit ırmağı” adı altında Sır Derya’yı kast etmektedir. Çünkü, Türk kavimlerinin
şehirleri daha sonra göreceğimiz gibi çoğunlukla bu nehrin, ya da bu nehir
kollarının kenarında yer almıştır. Sır Derya Türk ülkesinde doğudan batıya
doğru uzanan, bütün Türk kavimlerinin yaşam kaynağı olan nehirlerden biridir.
Çin kaynaklarında da Sır Derya’nın değişik isimlerle kaydedildiğini görüyoruz.
Bunlardan “Hsin T’ang Shu” (Yeni T’ang Tarihi) ’da “Yao Sha Shui” şeklinde,
Yüan Shih (Yüan Tarihin) ’de Hu Chang (Khojend) diye kaydedilmiştir. Söz
konusu nehrin yukarı mecrası Hsin T’ang Shu (Yeni T’ang Tarihi) nin 221.
bölümünde Şaş Devleti ile ilgili metinlerde “Chen chu he” (Noryn) diye kaydedilmiştir
(Abdurahman 1997: 60). Buradaki Chen chu hi yani “Noryn” ifadesi
çok önemlidir. Buradaki Noryn her halde “Narın” nehri olmalıdır. Bu iki nehir
arasında şöyle bir bağlantı vardır: Narın nehrinin Sır Derya’nın kaynağı olduğu
doğrultusunda bir görüş mevcuttur. XV-XVI.yüzyıl kaynaklarından “Mihmânnâme-
i Bûhâra”nın müellifi Fazlullah b. Rûzbihân, Sır Derya adı hakkında eserinde,
“yerlilerin ona (Seyhun) Hocent Suyu (Âb-i Hocend) dediklerini ve Moğollarla
Özbeklerin de Sir Suyu (Âb-i Sir) dediklerinin kaydetmektedir (Sümer
1994: 88).
Sır Derya’nın ismi konusunda yapılmış son zamanlara ait araştırmalara gelince:
Kazakistanlı A. Şilterhanov, Sır kelimesini Kazak boylarından Sirgeli’nin ismiyle
bağlantılı olarak açıklamaya çalıştığı makalesinde, Orhon yazıtlarında geçen
“Türk Sir bodun” ifadesindeki Sir kelimesini halk, il anlamında çevirerek, bugünkü
Sır ismiyle özdeşleştirmeye çalışmıştır. Orhun abidelerinden Bilge Kağan
ve Tonyukuk yazıtlarında “Türk Sir milleti” ifadesi sık-sık geçmektedir (Ergin
1996: 61). Bu kelimeyi Sır Derya ismiyle özleştirmenin doğru olup olmayacağı
tartışılır. Çünkü Sır Derya ismi bugünkü anlamıyla çok daha sonra ortaya çıkmıştır.
Klaştornıy’nın da dediği gibi, Sır Derya ismi en erken XV-XVI. yüzyıllarda
yaygınlaşmaya başlamıştır (Klaştornıy 1953: 193). Orhun abidesinde Sır Derya
nehri için “İnci nehri” ifadesi kullanılmıştır (Ergin 1996: 18-27-59). Oğuzların da
Sır Derya için aynı ismi (İnci öğüz) kullandıklarını biliyoruz. Sözlük anlamına
gelince “Sir” kelimesinin millet anlamına geldiği ileri sürülmektedir. Mesela Altı
Sir (Altı Millet) gibi (Ergin 1996: 128).
İskitlerden sonra Sır havzasında eski Kanglı veya Kangyu Devleti (M.Ö. III. yy)
kurulmuştur. Bu devlet hakkında Yunan ve Latin kaynaklarında pek fazla bilgi
bulunmamaktadır. Esas bilgiye daha çok Çin kayıtlarında rastlanmaktadır. S.
Tolstov “Eski Harezm Uygarlığının İziyle” adlı çalışmasında Çin vakanüvisi
Çjan-Siyan ve diğerlerinin vermekte olduğu bilgiye dayanarak, Kangyuler’in Sır
Derya’nın aşağı kısmından Otrar’a kadar olan bölgede yaşadıklarını söyler.
Sınırlarının doğuda Fergana, güneyde Part ülkesi ile Baktriya, batıda ise
Harezm ve Buhârâ topraklarıyla hemhudut olduğunu aynı kaynaktan öğrenmekteyiz.
Kangyu Devletinin merkezi olarak Bitan şehri gösterilmektedir (Tolstov
1948: 143).
Burada Kanglı veya Kangyu devletinden bahsetmedeki asıl amacımız, Sır Derya’nın
eski adının bazı kaynaklarda Kang şeklinde geçmesidir. S. Tolstov bu
kelimenin Farsça “Kanga”, yani “ark” (su kanalı) kelimesinden geldiğini söylemektedir
(Tolstov 1948: 144). Kang kelimesinin “sulu” anlamına geldiğini ve
“Kanglı” adının suyun yakınlarında, nehrin kenarında oturanlara verilen isim
olduğunu ileri sürenler de vardır (Kabışev 1997: 46). Kang kelimesinin “taş”
anlamına geldiğini varsayanlar da bulunmaktadır. Mesela, O. Pritsak, Taşkent
kelimesini Kang’ın Türkçe tercümesi olarak görür. Düşünülmesi gereken bir
mesele, Kang kelimesinin Farsça bir kelime olmasıdır. Oysa tarihte adı geçen
Kanglı kavmi Türk kökenli bir kavimdir. Aynı zamanda bu topluluk, bugünkü
Kazak yüzlerinden Ulu Cuz’e dahil en eski kavimlerin birisi sayılmaktadır
(Sadibekov 1994: 34)
Moğol istilâsından sonra ise, Moğolların bu nehre Gil-Zaryan dediklerini
Mustafî’nin verdiği bilgilerden öğrenmekteyiz (Strange 1968: 478). Yerli halk Sır
Derya’ya “Nehr’ü-ş-Şaş” diyordu (İA,X: 567). Nehirlerin veya ırmakların, onların
boylarında kurulan şehirlerin ismiyle anılması rastlanan bir olaydır. Moğol
istilâsından sonra, günümüze dek bu nehre, Sır suyu veya Sır Derya denmektedir.
Daha önce bahsettiğimiz Silis adının da bu Sır kelimesiyle ilgisi olduğu söylenmektedir
(İA, X: 567).
Buraya kadarki incelememizde Sır Derya’nın değişik zaman dilimlerinde
“Tanais, Silis, Kang, Yaksart, İnci, Jaxartes, Seyhun ve Sır suyu” gibi isimlerle
anıldığını görüyoruz.
Sır Derya’dan bahsederken onun yanı başındaki Amu Derya da konudan pek
uzak kalmayacaktır. Ortaçağ İslam müelliflerinin Mâveraünnehir, yani nehrin
ötesi dedikleri, ondan önce ise Turan ismiyle anılan topraklar, Seyhun ile Ceyhun
arasındaki bölgedir. Mâveraünnehir’in ikinci önemli nehri olan Ceyhun eski
kaynaklarda “Oxus” şeklinde geçmektedir. Araplar arasında, bu iki nehrin
(Seyhun Ceyhun) Dicle ile Fırat gibi cennet nehirlerinden olduğu yönünde bir
rivayet mevcuttur (Kurt 1998: 27). Bu konuya değinen Guy le Strange, Sır Derya’nın
eski isimlerinden bahsederken ilginç bir açıklamada bulunuyor. Strange
yukarıda bahsettiğimiz cennet nehirleri hakkındaki rivayetin Araplara Yahudilerden
geçtiğini, çünkü bu isimlerin aslının Tevrat’ın Tekvin bölümünde geçen
cennet nehirlerinin adı olan Geyhun ile Peysun veya Feysun olabileceğini söylemektedir
(Strange 1968: 434). Yani Ceyhun Geyhun’un bozulmuş şekli;
Feysun da Seyhun’un aslıdır. Bu isimlerin ne anlama geldiği bilinmemektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 19 Ocak 2010, 22:36:00 »

“Sır Derya” Havzasının Türk Tarihindeki
Yeri ve Önemi ll

Sır Derya Havzasındaki Eski Yerleşim Yerleri (Kadîm Sır Derya)
Sır Derya ve Güney Kazakistan’daki eski yerleşim yerlerinden bahsetmeden
önce, bölgenin öneminden kısaca söz edelim. Çoğu tarihi eserlerden de bildiğimiz
gibi yazılı eserlerde haklarında bilgi verilen ilk kavim Sakalardır. İlim dünyasının
bir bölümü Hunlar ile İskitlerin menşei konusunda değişik görüşleri savunsalar
bile, Göktürklerin menşei konusunda aşağı-yukarı hemfikirdirler. Türk
tarihinin ayrılmaz bir parçası olan ve en eski devirlerden bu yana Türk kavimlerinin
yaşadığı bir bölge olarak bilinen Türkistan ve onun içinde Sır Derya bölgesinin
bizce bilinen ve yazılı eserlerde haklarında bahsedilen ilk sakinleri Sakalar
veya İskitlerdir (Durmuş 1993). Sır Derya havzasının kadim zamanlardan beri
insanoğlunun yaşadığı bir yer olduğunu bahsetmiştik. Peki, bu bölge ne kadar
kadim olabilir? Bildiğimiz İskitler dönemi öncesinde buralarda kimler vardı?
Buralarda ilkel dediğimiz eski devir insanları yaşamış mıydı? Bu soruları cevaplayabilmemiz
için Güney Kazakistan’da yapılan arkeolojik araştırmaları incelemeliyiz.
Bunu yapmaktaki amacımız Sır Derya havzasının, en eski devirlerden
başlayarak İskitler dönemi, sonradan Hun, Wu’sun ve Göktürk dönemleri ile bir
bütün olarak göz önüne getirebilmektir. Çünkü, bu bilgiler çalışmamızın önemli
kısmını oluşturan yerleşim bölgeleri, eski şehirler, etnik yapı, sosyal yaşam gibi
konuların daha net bir şekilde anlaşılması bakımından önemlidir.
Sır Derya havzasının ortaçağ ve daha sonrası için arz ettiği ehemmiyete bakarak,
bu bölgenin eskiden de böyle öneme sahip olup olmadığı konusu, ilim
adamlarının ilgisini çekmiştir. Bu nedenle yapılan arkeolojik araştırmalar sayesinde
Güney Kazakistan topraklarından eski çağa ait bir çok taş ve kemik eşya
bulunmuştur. 1848 yılında elde edilen bulguları inceleyen taş devri, Rus araştırmacı-
uzmanı G. P. Sosnovsky “Kazakistan topraklarında eski kültür merkezlerinin
mevcudiyeti ve eski devir insanlarının yaşamış olabileceğini söylemiştir”
(Sır Õniri 1998: 16). Daha sonraki dönemlerde elde edilen arkeolojik buluntular
Sosnovsky’nin bu fikrinin doğruluğunu göstermiştir. İlk olarak Kazakistanlı arkeolog
olan H. A. Alpısbayev Güney Kazakistan’dan eski devir insanlarına ait
yerleşim yerlerini bulmuştur. Bunu daha sonra diğer bulgular takip etmiştir.
Böylece, yıllar süren arkeolojik araştırmalar sonucunda, Güney Kazakistan’dan
oldukça zengin eski çağa ait taş, kemik ve değişik materyallerden yapılmış eşyalar
elde edilmiştir (Alpısbayev 1961: say 1). Bu çeşit verilerin incelenmesi neticesinde,
Güney Kazakistan’da ilk insanların bundan takriben 500 bin yıl önce
yaşamış oldukları saptanmıştır (Kazakistan’daki Arkeolojik araştırmalar 1973).
Güney Kazakistan’ın Algabas, Betpak, Kosmola, Şakpak, Kızılcar ve Üçbulak
gibi yerlerinde bulunan taştan yapılmış iş aletleri, insanların geçirmiş olduğu
gelişme evreleri hakkında bilgi vermektedir. Bilindiği gibi, eski devir insanları bir
çok gelişme aşamalarından geçmiştir. Bu devirlerin arkeoloji literatüründe kendi
isimleri vardır. İnsanlardaki bu çeşit gelişmeler onların kullandıkları eşya, yaşa
dıkları ortam ve üretim vasıtalarından açıkça anlaşılmaktadır. Kazakistan topraklarında
bulunan eski devir buluntuları, çoğunlukla eski ve yeni neolitik dediğimiz
taş devrine ait eşyalardır. Bu çeşit eşyaların bulunmasına rağmen henüz ilkel
insan kemiğine rastlanmış değildir. Ama araştırmacıların düşüncesi, Güney
Kazakistan’da bu çeşit insanların yaşaması için uygun iklimin mevcut olduğu
doğrultusundadır (Kazak SSR Tarihi 1980: 121). Bu konuda arkeoloji ilminde
henüz son sözün söylenmediğini de belirtelim. Taş devri Kazakistan’da M.Ö.
800.bin yıl ile 12.bin yıllar arasındaki zaman dilimini içermektedir. Buna
Karatav (Karadağ) civarında yapılan kazı sonucu elde edilen bulgular delalet
etmektedir (Karadağ’ın kuzey cephesinde yapılan arkeolojik araştırmalar 1962:
XIV). Bu, bahsettiğimiz zaman dilimi içerisinde Afrika, Hindistan ve Çin’deki
yaşamın benzerinin Kazakistan’da da yaşanmış olabileceği demektir. Sarı su
nehri civarındaki Kosmola ile Kızılcar yerleşim yerlerinde bulunan taş devrine ait
eşyalar bu dediklerimizi kanıtlamaktadır. Kazakistan topraklarında yeni taş devri
olan neolitik devre ait 400’den fazla buluntu gün ışığına çıkartılmıştır
(Alpısbayev 1961: 111-112). Bunlardan Güney Kazakistan’daki Karatav’ın
güney cephesindeki Karatav nehri ile Kızılorda (Ak meşit) ilindeki Sekseul demir
yol istasyonu civarında bulunan eşyalar neolitik devri konusunda mühim bilgiler
vermektedir (Sır Õniri 1998: 8.).
Yeni Taş Devrine ait buluntulara Sır Derya’nın eski yatağı civarında da sıkça
rastlanmaktadır. Bu bölgede elde edilen en eski buluntu M.Ö. III.bin yılın ilk
çeyreğine aittir. Bu bulgu çamurdan yapılmış tabak, bakırdan yapılmış bıçak ve
çakmak taşından ibarettir. Araştırmacılar, bu kum ve toprak karışımından yapılan,
yan tarafları inceltilmiş tabağın Neolitik devrinde az rastlanan örneklerden
olduğunu söylemektedirler. Tabakta her hangi bir süsleme bulunmamaktadır
(Alpısbayev 1961: 115).
Buraya kadarki bilgileri özetleyecek olursak, Eski ve Yeni Taş Devrine ait Sır
Derya havzasındaki yerleşim yerleri Karatav civarı, Karatav nehri, orta ve aşağı
Sır Derya kısmına giren Akmescit iline dahil günümüzdeki Sekseul istasyonu
civarı ve eski Sır Derya yatağındaki Kosmola-4 ile Kosmola- 5’ten ibarettir. En
eski eşyanın tarihi de M.Ö. III. bin yıla aittir. Buralarda yaşanan sosyal hayata
gelince, insanların kullandıkları eşyalara bakarak M.Ö. II. bin yılda hayvancılık
ve ziraatla beraber artık gelişmiş demirciliğinde mevcut olduğunu söyleyebiliyoruz
(Arkeolojik buluntular hakkında daha fazla bilgi için bkz. Kazak SSR Tarihi
ve Kazakistan’daki Arkeolojik araştırmalar İlimler Akademisi dergisi, Alamtı:
1973).
Bronz devrine ait buluntulara Güney ve Yedisu bölgesinde Kazakistan’ın diğer
bölgelerine nazaran çok daha az rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda,
bu devire ait birkaç mezarlıkla insanların yaşadıkları meskenler bulunmuştur.
Bunların içinde Sır Derya’nın eski yatağı olan İnkarderya civarındaki
Uygarak çayırı yakınlarındaki Egizkök ile Köksengir meskenlerini söyleyebiliriz
(Erzakoviç 1975: 60). Yapılan kazı sonucunda elde edilen çanak-çömlekler
üçgen ve yuvarlak şekillerde olup resimlerle süslenmiştir. Bronz devrinin son
dönemine ait bulgular arasında en önemlisi İnkarderya boyundaki (Kızılorda
şehrinden güney doğuya doğru) Tükösken çayırındaki kuzey Tükösken mezarlığıdır.
İskitlere ait bu mezarlığın büyüklüğüne ve gömülen eşyaların zenginliğine
bakılırsa, bir başbuğa ait olduğu söylenebilir (Sır Õniri 1998: 20).
M.Ö. II. bin yıl ile M.Ö.I. bin yıl başında Sır Derya’nın aşağı kısmında yaşayan
insanların batı ve orta Kazakistan’ın göçebe kavimleriyle sıkı münasebette oldukları
anlaşılmaktadır. Aral denizinin güneydeki komşularıyla yakınlaşması
M.Ö. II.bin yılda daha çok İnkar derya ile Akşa derya civarlarında iyice hissedilmeye
başlanmıştır. M.Ö. I.bin yılın başlarında Harezmlik “Emirabad” tuğlası
İnkar Derya’nın hemen-hemen tüm kısımlarında rastlanmaktadır (Akişev, 1963:
72). Bronz devri yerleşim yerlerinin Sır Derya boyunda çok az rastlanması, bu
devirdeki Sır havzasının iklim ve toprak yapısının yerleşik hayat için uygun
olmayıp, daha çok göçebe hayvancılık için müsait olduğu kanaatini uyandırmaktadır.
Bununla beraber, Sır Derya’nın güney cephesi ile kuzey Tükösken
bulguları, buralarda göçebe hayvancılığın yanısıra, yer-yer ziraatla uğraşan yarı
göçebelerin de mevcut olduğunu göstermektedir (Sır Õniri 1998: 20).
Bronz devrinin en parlak yapılarından sayılan Tükösken mezarlıkları, Aral denizinin
doğu kısmının eski sakinlerinin dini yapılar ve mimari konusunda epey
geliştiklerini göstermektedir. Bu çeşit mezarlıklarla türbeler kendine has özellikler
taşımaktadır. Bulguların türlerine gelince, onlara has ortak özellik çeşitliğidir.
Kazı sonucu türlü resimlerle süslenmiş, toprak ve cam eşyalar elde edilmiştir
(Artamonov 1973: 15). Bu eşyalardaki sanat ve kullanılan ham malzemelere
bakarak, uzmanlar M.Ö. III. yüzyılda İskitler’in kültürel yapılarının ve sosyal
gelişmelerinin hangi noktada olduğunu söyleyebiliyorlar. Bizim asıl konumuz,
Sır Derya havzasındaki eski yerleşim birimleri olduğu için, İskitlere ait bulgular
ve onların sosyal gelişmeleri üzerinde daha fazla durmadan, onların yerleşim
yerlerinin tespitine geçelim.
Yüzyılların geçmesiyle beraber, buralarda yaşayan toplulukların hayatlarında da
önemli değişiklikler vukubulmuştur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kültürel verilere
bakılırsa, bronz devrinde kavimlerin göçebe hayata nazaran, daha çok yerleşik
ve yarı göçebe hayat tarzını benimsemeye başladıkları anlaşılmaktadır. Buna
bağlı olarak ziraatın geliştiği, insanların geçici konutlar yerine, kalıcı evler yaptıklarını
ve yerleşim merkezlerini kurmaya başladığını görüyoruz. Kullandıkları
aletlerin taş ve kemikten daha dayanıklı demir ve çeşitli diğer malzemelerden
yapılarak büyük bir ilerleme kaydettiği anlaşılmaktadır (Konıratbayev 1996: 7).
Araştırma sahamız olan Sır Derya bölgesindeki gelişmeler Güney Kazakistan’daki
gelişmelerle benzerlik arz etmektedir. İskitlerin yaşadığı dönem M.Ö.
VIII-VI. yüzyıllar arasıdır. Bu kavimin menşei ve tarihi hakkında bir çok çalışma
ve araştırmalar mevcuttur. Burada onların siyasi tarihine değinmeden, konumuzla
ilgili başlıca birkaç nokta üzerinde duralım. Bahsettiğimiz yüzyılda İskitler
sadece Güney Kazakistan ve Sır havzasıında yaşamış değildir. İskitler Kazakistan’ın
hemen tüm kısımlarında varlıklarını sürdürmüştür. Ama yoğun olarak
Yedisu ile Güney Kazakistan’da yaşadıkları anlaşılmaktadır (Durmuş 1993: 23).
Tarihi verilere bakılırsa, Sır Derya havzasında İskit-Massagetler yaşamıştır. Aşağı
Sır Derya kısmındaki Uygarak ve Tükösken obaları onlar hakkında bilgi edinmemizi
sağlamaktadır. İskitler esas olarak keçe evlerde yaşarlardı. Arkeolojik
kazı sonuçları da İskitlerin gelişmiş bir kültüre sahip olduklarını göstermektedir.
Bu durum M.Ö. I. bin yılın yarısında daha da belirginleşmiştir (Sır Õniri, 1998:
21). Bu dönem Harezim kültürünün geliştiği ve yayıldığı bir dönemdir. Bu dönemde,
Sır Derya İskitleri’nin yaşadıkları bölgelerde sadece surla çevirili kaleler
değil, büyük yerleşim merkezleri olan şehirler de kurulmaya başlamıştır (Akişev
Baypakov 1972: 5-11). Bunların içinde, “Şirik-Rabat” şehri ile Canaderya’da ve
ona yakın bölgelerde ortaya çıkan yerler ve gelişmiş sulama sistemine sahip
“Babiş-Mola” şehrini söyleyebiliriz (Tolstov 1962: 175). Buna benzer diğer bir
yerleşim yeri, İnkarderya yakınlarındaki “Balandı” kasabasıdır. Burada çeşitli
mezarlıklarla, türbeler bulunmuştur. Kazı sonucu çıkartılan eşyalarda (süs ve
günlük hayatta kullanılan her çeşit eşya) , “Harezim kültürü” etkisi açıkça kendini
göstermektedir. Bu gibi etkileşmeler aynı zamanda, sosyal hayatta da görülmeye
başlamıştır. Mesela, Sır bölgesinin, çok daha erken yerleşik hayata geçen
ve tarımla uğraşan Amu Derya bölgesiyle olan münasebeti sonucunda, yarı
göçebe hayat tarzına geçmeye başladığı anlaşılmaktadır. Sulama amacıyla
açılmış 40-50 metrelik arklar buna delidir. Bu çeşit arklara Kuanderya boyunda
rastlamak mümkündür. Aynı zamanda kazı sırasında elde edilen bulgular arasında,
un yapımında kullanılan değirmen taşları da mevcuttur (Hamzaoğlu
2002: 90).
Bu devirde artık kavimlerin göç bölgeleri, yayla ve kışlakları belirlenmiştir. Bunlar
Yedisu bölgesindeki dağ etekleri, İli, Çu, Talas ve diğer nehir kenarlarındaki
yaylak ve kışlaklardır. Bu bölgelerde yaşayan göçebe kavimler Sır Derya ile
Talas ve diğer nehir boyunda yaşayan ve tarımla uğraşan yerli ve yarı göçebe
kavimlerle sıkı münasebet içinde idiler. Bir anlamda bu iki değişik hayat tarzını
benimsemiş topluluklar, varlıklarını sürdürebilmeleri için bir birlerine muhtaçtılar.
Buraya kadarki çalışmamızda Sır Derya boyundaki İskit öncesi ve İskit devirlerine
ait yerleşim yerlerini tespit etmeye çalıştık. Bu hususta bilmemizde yarar
olduğunu düşündüğümüz bir nokta daha vardır. Yukarıda bahsettiğimiz yerleşim
birimleri sadece üzerinde arkeolojik çalışmalar yapılmış olanlarıdır. Bu yerlerden
elde edilen bulgular, incelenerek hangi yüzyıla ve kimlere ait olduğu
tespit edilebilmesine rağmen, bu kazı yapılan yerin adı konusunda arkeoloji ilmi
kesin bir tespit yapamıyor. Bu yüzden bahsettiğimiz kazı yerleri, bilim adamları
tarafından verilen isimleriyle anılmaktadır. Bunların çoğu, varsa yakınlarındaki
köy ismi veya mevki adlarından alınmıştır. (Mesela: İskitlere ait yerleşim yerlerinin
isimleri Cusalı, Kosbulak-1, Kosbulak-2 gibi.)
Yer adları konusunda yazılı kaynaklar bize yardımcı olabilir. Fakat bahsettiğimiz
yüzyıllara ait eserlerin sınırlı olması, bu işi oldukça zorlaştırmaktadır. Çin kaynakları
bu konuda bize bazı bilgiler vermektedir. Bu çeşit yerleşim adları, İskitlerden
sonra Sır havzsında varlıklarını sürdüren Kanglı veya Kañlı kavimlerinden
söz eden Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Böyle bir kaynakta Kañlı devletinin
beş küçük ulustan müteşekkil olduğu yazılmaktadır (Kurt 1998: 30). Çin kaynağından
edindiğimiz bir başka bilgi de Kanglıların başkentinin Bitan şehri olduğudur
(Tolstov 1962: 175). Kanglıların esas yaşadıkları bölge Sır Derya’nın
aşağı kısmı Taşkent civarı ve Karatav bölgesidir. Kanglıların sayıca 120 bin aile
veya 600 bin insan oldukları tahmin edilmektedir (Baypakov 1992: 45).
Kanglıların yerleşik hayat sürdüren grubu, Sır Deryanın orta kısmında yaşamışlardır.
Kanglılar kendilerinden önceki İskitlere nazaran, ağırlıklı olarak yerleşik
yaşam tarzını benimsemişlerdi. Bu sonuca, yapılan arkeolojik araştırmalar sayesinde
varılmaktadır. Bu çeşit incelemelere konu olan Kanglılara ait meskenler
hakkında bahsedelim. Bunlar Aktepe-1, Aktepe-2 (Karatav etekleri ile orta Sır
Derya kısmı), Aktepe-3 (Taşkent yakınları), Karaultepe (Arıs nehri boyunda),
Yedi asar (Sır Derya’nın aşağı kısmı, şimdiki Kızılorda ilindeki Karmakşı ilçesi
batısında Kızıl kum tarafında), Aıtın asar (Sır Derya’nın aşağı kısmı, Kuanderya
yakınları) gibi yerleşim yerlerinden ibarettir. Şimdi bu yerleşim yerlerinin özellikleri
üzerinde duralım. Sır Derya’nın orta ve aşağı kısmına yayılmış olan Kanglı
devleti nehir kolları boyunda kurulmuş irili-ufaklı şehirlere sahipti. Buralardan
çıkartılan eşyaların incelenmesi sonucunda Kanglıların “Kauınşı”, “Yediasar” ve
“Otrar” kültürel dairesine* dahil oldukları anlaşılmaktadır. Kanglı şehirlerinin
özelliklerine gelince, Karatav kültürel dairesine giren Aktöbe yerleşim yeri buna
bir örnek olabilir. Burası çevresi surla çevirili doğu tarafından giriş kapısı bulunan
kaleli bir şehirdir. Ev yapımında, genelde çiğ tuğla kullanılmış olup, odalar
bir birine bağlı olarak yapılmıştır. Evlerdeki ısıtma sistemi, zeminde yapılmış bir
ocak yardımıyla gerçekleştirilmekte idi. Oda duvarlarının iç kısmı çamurla sıvanmıştır.
Ambar olarak kullanılan odalara da rastlanmaktadır (Senigova 1962:
57-70). Aktöbe halkının tarımla ve hayvancılıkla uğraştıkları anlaşılmaktadır.
Buna ek olarak balıkçılık ve avcılıkla da meşgul oldukları bilinmektedir. Elde
edilen eşyalar Aktöbe halkının çanak çömlek yapımıyla beraber, zanaatla ve
sanatla uğraştıklarını göstermektedir. Ayrıca bulgular, Kanglıların çamurdan
testi, vazo yapma işinde ciddi gelişmeler kaydettiklerini de göstermektedir
(Tolstov 1962: 136).
Aktöbe-2’deki kazı sonucu elde edilen veriler, Sır Derya’nın orta kısmında yaşayan
Kanglıların kültürleri ve yaşam tarzı hakkında, daha çok bilgi edinmemizi
sağlamaktadır. Bu yerleşim yeri de çepe-çevre sağlam ve yüksek duvarlarla
kuşatılmış olup, tahminen 4 hektara yayılmış büyük bir yerleşim yeridir. Şehirde
halkın yaşadığı evlerin dışında, şehir valilerinin ve ileri gelen zenginlerin yaşadıkları
saray biçimindeki yapılara da rastlanmaktadır (Kozıbayev 1996: 132). Bu
çeşit yapılardaki inceliklere bakarak, Kanglı devrinde mimari gelişmelerin ne
derece ilerlediğini görebiliriz (Ayrıntılı bilgi için bkz: Kazak SSR tarihi: 329). Asıl
konumuz Kanglılara ait yerleşim yerleri olduğu için, bu çeşit ev yapımı ve onların
mimari özellikleri üzerinde fazla durmaya gerek görmüyoruz. Bu şehrin halkı
da taşıma su ile sulanan tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştır. Bulguların incelenmesi
sonucunda şehir halkının dokumacılık, silah yapımı, günlük hayatta kullanılan
demir eşya yapımı ile iştigal ettiği; altın küpe, bronz yüzük, kıymetli taşlarla
süslü bilezikler, gerdanlık gibi süs eşyaları yaptıkları ve kullandıkları anlaşılmaktadır
(Tolstov 1962: 137). Aşağı Sır Derya’ya ait Altın Asar ve Yedi Asar’dan
çıkartılan eşyalar ile evlerin duvarlarının incelenmesi sonucunda, 16 hektara
yayılmış olan bu şehirde, duvarlara boya ile resimler yapmak da dahil olmak
üzere, her çeşit sanat türünün geliştiğini müşahede ediyoruz. Şehir halkı tarım ve
hayvancılıkla uğraşıyordu. Çalıştıkları tarlalar şehre yakın mesafede olup,
Kuanderya’dan açılan arklar vasıtasıyla sulanmakta idi. Kangılı kavminin yaşadıkları
yerlerin hepsinin yakınlarında mezarlıklar bulunmaktadır. Mezarlıklarda
ahşap tabak, çanak çömlek vs. gibi eşyalara rastlamak mümkündür. Mezar bir
erkeğe ait ise ok, yay, kılıç v.s. silah türleri; kadına ait ise, yüzük, küpe, bilezik
gibi ziynet eşyaları beraberinde defnedilmiştir.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Kanglı kültürü, daha çok yerleşik hayat sürdüren
halkın kültürüdür. Kanglılardan kalan yapıların mimari özellikleri; gelişmiş el
sanatları; süs ve resim sanatları; günlük hayattaki üretim metotları ile eşyaları,
onların kültürel gelişmede ulaştıkları seviyeyi göstermektedir.
Buraya kadarki çalışmamızda Sır Derya havzasına ait M.Ö. I. bin yıl ile milattan
sonraki yüzyıllardaki ve sonrası olan İskit ve Kanglı devrine ait eski yerleşim
yerlerini sıralamaya ve bilgi edinmeye çalıştık. Böylece üzerinde arkeolojik çalışmalar
yapılan yerleşim birimleri ve elde edilen bulgular sayesinde Sır Derya
boyundaki eski yerleşim yerlerindeki kavimlerin sosyal ve kültürel gelişmeleri
konusunda fikir sahibi olduk.
Ortaçağlarda adlarından tarihi-coğrafi eserlerde sıkça bahsettirecek olan Sır
Derya boyundaki ünlü şehirler, bu yukarıda bahsettiğimiz mekanlarda ortaya
çıkarak gelişecek ve Türk Tarihinde vuku bulan önemli tarihi olaylara sahne
olacaktır.

Kaynakça
AGACANOV, Sergey (2002), Oğuzlar, çev. E. Necef; A. Annaberdiyev, Selenge
yayını, İstanbul.
ABDUERAHMAN, Varis (1997), “Divanü Lugat-it Türk’deki Türk İllerinin Çağdaş
Çin Kaynakları İle Mukayesesi Ve Değerlendirilmesi”, yayınlanmamış
yüksek lisans tezi, Ankara.
AKIŞEV, K. (1963) , Drevnaya Kultura Sakov i Usuney Dolinı Rek İli (İli nehri
boyundaki eski İskit ve Uysun kültürüne dair), Almatı.
ALPISBAYEV, H. A (1961), Otkrıytie pamyatnikov drevni i pozdnego poliolita v
yucnom Kazakistane (Güney Kazakistan’da bulunana eski ve son taş devrine
ait abideler), Sovyet Arkeolojisi der. Say. 1, Almatı
AKIŞEV.K- BAYPAKOV, K. (1972), Drevni Otrar (Kadim Otrar), Almatı.
Arkeologicheskiye isladovanoye v Kazakistane (Kazakistan’daki Arkeolojik
araştırmalar), İlim Akademisi yasy, Almatı. 1973.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.722 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.