KIRIM ve KAFKASYA ÖRNEĞİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Eylül 2020, 13:23:45


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KIRIM ve KAFKASYA ÖRNEĞİ  (Okunma Sayısı 2323 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sakallı Nurettin Paşa
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 58


Etnik Öğütücü


« : 24 Mayıs 2015, 14:09:45 »

Abdullah SAYDAM

Us tarihinin son iki yüzyıllık dönemine damgasını vuran, pek çok iç karışıklıklara ve bağımsızlık hareketlerine sebep olan demografik üstünlük sağlama amacına yönelik politikaların doğurduğu sonuçlar, sürekli bir bunalım ve potansiyel tehlike unsuru olarak etkisini hissettirdi. Sovyetlerin milliyetler politikasında da bu etkinin izlerini açıkça görmek mümkündür. Birliğin dağılmasıyla birlikte. Çarlık Rusyası zamanında uygulanan ve Sovyet döneminde de devam ettirilen, Rus olmayan bölgelerde demografik üstünlük tesis etmeyi amaçlayan ve böylece Ruslaştırma hedefini güden politikaların yol açtığı sıkıntılar daha belirgin şekilde kendisini gösterdi. İşin dikkat çekici yönü ise, ideolojik olarak Çarlık rejimine karşı çıkan, dolayısıyla takip ettiği politikalarla da bunu göslermesi gereken Sovyet yönetimlerinin, muhtelif bölgelerde Rus ya da Ruslara taraftar nüfusun üstünlüğünü sağlama düşüncesinde eski idarelerden farklı davranmamasıdır. Hatta aynı amaca yönelik politikalarda Çarlık rejimine nazaran, belki de onların tecrübelerinden yararlanılarak, daha sistemli icraatların yürütüldüğü görülmekledir. Rejim farklılıklarına rağmen iki idarenin de politikasının temel unsuru aynı idi: göç ettirme ve iskân.

Rusların uyguladıkları göç ve iskân çalışmaları umumiyetle Türk dünyasını yakından ilgilendiren, Türkler aleyhine gelişen politikalardır. Temeli baskıya, zulme, soykırımına dayalı olan bu politikaları, normal yerleşim siyasetleriyle bir tutmak mümkün değildir. Rusya'nın izlediği iskân siyaseti öncelikle bir toplumsal kompleksin ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Dostoyevski gibi pa-nislavisller, Avrupa'nın Rusları hor görmesinden ve onları Asyalı kabul etmesinden dolayı kırgınlık duyarak Rusların, Asya'da Batı taklitçiliğini değil, medeniyetçiliğini temsil ettiğini savunmaktaydılar. Bu düşünceyle beraber, üs-

Dr. Abdullah SAYDAM. Karadeniz Teknik Üniversitesi. Falih Eğitim Fakültesi trabzon.

114

Cilt 3, Sayı 2, Yaz 1996


Tünlük iddiasına kutsiyet kazandırılması yolu seçildi. Nitekim ileride Çar II.Nikola adıyla tahta geçecek olan Prens esper Ukhtomsky, 1890 1891 'de Asya'ya yaptığı seyahat sırasında, Rusya'nın hakimiyet telakkisini ilahî hakka dayandırmaklaydı (1). Rus siyaseti, doğulu milletler üzerinde hakimiyet kur masının kendisine yüklenmiş ilahi bir yükümlülük olduğu iddiasındaydı. Dolayısıyla gayri Rus olanları Ruslaştırmak bu görevin bir gereği gibi algılanıyordu. Tatbik edilen sömürge politikaları da ilâhî hakkın tezahürü sayılmaktaydı (2).

Böylelikle istilalarına dinî kimlik kazandıran Ruslar, askeri başarılarıyla birlikte, ele geçirdikleri bölgelerde muhtelif demografik yöntemler uygulayarak zaferlerini kalıcı kılmak istediler. 1989 sayımına göre Türklerin ata yurdu olan Kırım'daki Türk nüfusunun % 2 civarında kalması, rejim ayrımı gözetilmeden iki asır boyunca takip edilen bu politikaların ürünüdür. Adige Özerk Bölgesinin gerçek sahipleri buradaki nüfusun % 22'si kadardır. Karaçay Çerkeş mıntıkasında en kalabalık nüfusu % 42 ile Ruslar teşkil etmektedir. Elbette nüfusun sadece sayısal yapısı oralardaki sömürgeleştirme hareketlerinin gerçek boyutlarını vermeye yetmez. Bir de bu nüfusun yerleştiği bölgelerin önemine, ülke yönetimi içindeki payına ve iktisadî gücüne bakmak gerekir. Şayet nüfusun kalitesi açısından hadiseye bakılırsa çok daha etkili bir sömürge siyaseti ile karşı karşıya kalınacaktır (3).

Rusya'nın Türk dünyası aleyhine genişleme ve yayılma politikasının dönüm noktalarını 1552 yılında Kazan'ın, 1556'da da Astarhan'ın zaptedilmesi oluşturmaktadır. Bir süre bu bölgeleri hazmetmeye çalışan Çarlık Rusyası. müteakip yüzyıllarda önce kuvvetini artırdı, kolaylıkla bertaraf edebileceği rakiplerle uğraştı, nihayet XVII. yüzyıl başında Osmanlı Devleti ile mücadele etmeye kendisini hazır hissetti. Gerçi Prut Savaşı bu yöndeki Rus ilerleyişine bir süre için set çekti ama hemen arkasından I.Pelro'nun bizzat ordularının başında, geçici bir süre için de olsa Doğu Kafkasya sahillerini ele geçirmesi, artık bölge politikasında Rus tesirinin başlangıcını haber veriyordu. Küçük Kaynarca Antlaşması, bu nüfuzun tescilini ve dünyaya ilanını sağladı. Söz konusu antlaşma, Rusların Kazan ve Astarhan taraflarında uyguladıkları demografik istilâ yöntemlerinin Kının ve Kafkasya sahasında da icra edilmesine zemin hazırladı (4).

1783 yılında on yıllık entrikaların ürünü olarak Kırım, Rusya'ya ilhak olunurken, Tiflis Krallığı da Rus himayesine giriyordu. Güney Kafkasya'nın merkezinde sağlanan bu harekât üssü, Rusya'nın bölgede sürekli kalmaya .niyetlenmesine ve bunu temine yönelik politikalar tatbik etmesine yol açtı.

Avrasya E t üd l eri

115


Önçelikle de bölgedeki kesif Türk-İslâm nüfusun tesirsiz hale getirilmesi maksadı güdüldü.-Kırını ile Kafkasya sahasında 1783'lerde başlayan bu yöntemleri şöylece lasnif etmek mümkündür:

a) Savaş veya isyan gibi askerî-siyasî olaylar bahane edilerek imha ve katliâmlara girişilmesi: Kırım ve Kafkasya'da meydana gelen Türk-Rus savaşları, çoğunlukla Rus katliamlarının gerekçesini oluşturmaktaydı. Daha 1771 yılında Kının ve civarını ele geçiren Rusların zulmünden korkan halk dağlara çekilmişti. Bu sırada binden fazla Türk şehir, kasaba ve köyü tahrip edildi (5). Sonraki yıllarda Kırım'da ve Kafkasya'da savaş ve isyanlar sırasında girişilen katliâmlarla Türk-İslâm nüfusu azaltıldı. Meselâ Kırım'da Potemkin'in 150 bin kişilik Rus ordusunun desteğinde halka yapılan baskı acımasızdı (6). Böyle tahribatlardan kurtulmak isteyenlerin kaçmaktan başka çareleri yoktu. Artık her savaş Türk-İslâm nüfusun büyük ölçüde imhasına sebep oluyordu.

Rusya'nın katliâmları demografik üstünlük kurma yollarından biri kabul etmesine misâl olmak üzere 1816 yılında Kafkasya'deki Rus ordularının başkumandanlığına getirilen Yermolof'un icraatlarını zikredebiliriz. Köyler yaktırılıp, kadın ve çocuklar kurşuna dizdirilirken o şöyle diyordu: "Kafkasyalı bir çocuğun asılması yüz Rus askerinin sağ kalması demektir" (7). Aynı şekilde 1877-1878 savaşında Bulgarları silahlandıran buna mukabil Türkleri silahsızlandırmak için her yola başvuran Rus generallerinin siyasetlerini de örnek göstermek mümkündür. Bu siyaset dolayısıyla Eski zağ ra'da, Filibe'de, Malkara'da korkunç katliâmlar meydana gelmiş, birçok Türk çareyi işgale uğramamış olan yörelere hicret etmekte bulmuştu (Cool.

Sovyet rejiminin de ilk çeyrek yüzyılındaki imha siyasetinin boyutları inanılmaz ölçülere varmaktadır. Sadece rejime muhali! ulanlar değil, Türk-İslâm nüfusun aydın tabakası gerçek dışı bahaneler ile ya katlediliyor ya da zindanlarda çürütülüyordu. Azerbaycan'ın komünist lideri Nerimanov bile "Bolşevik olan bir müslümana dahi aman verilmedi" demekten kendini alamamıştı (9).

b) Zaptedilen bölgelerde Rus idaresi kurulmaya başlanırken müslüman halkın ülke dışına, özellikle Osmanlı topraklarına göçürülmeleri: Rusya'nın demografik istilâ yönteminin bu ikinci safhası birincisiyle doğrudan ilgilidir. Savaş sırasında imha edilemeyen nüfusun, meydana getirilen tedhiş ortamından

Ürkerek işgale uğrayan memleketlerden kaçmaları amaçlanmaktadır. Nitekim Po-temkin 1784'te, Kırım Türklerine birtakım haklar vaadeden beyannamesinin mürekkebi henüz kurumadan "dağlık ve çöl mıntıkalarındaki bütün Tatarların yarımadadan uzaklaştırılması" için bir günlük süre tanımıştı (10).

116

Cilt 3, Sayı Z, Yaz 1996


Politikanın hedefi; "sadece düşmanlık gösteren bir unsur" olan Türklerden bölgeyi temizlemek ve burasının bir Rus yurdu halini almasını sağlamaktı (11). Gerçekten de ilk olarak (1785-1788 yıllarında) deniz kıyılarına, iskelelere ve limanlara yakın olan yerlerdeki halk, yapılan tazyiklere dayanamayarak mal ve mülklerini yok pahasına satıp Osmanlı Devleti'ne göç etmek zorunda kaldı. Öy-leki 1800 yılına kadar nüfusun yaklaşık % 33'ü göç etmişti (12).

Ruslar göçü hızlandırmak için özellikle verimli topraklardaki Türkleri birer köle haline getirici yollara başvurdular. Kendi memleketlerinde tatbik edilmekte olan ve köylüyü toprak ile birlikte çiftlik sahibinin eşyası kabul eden kölelik rejimini burada da uygulamak istediler. Bilindiği gibi Kırım'da da çoğunluğu devlete veya vakıflara ait olan arazilerde, vergisini ödemek şartıyla köylü, serbestçe tarım ve hayvancılık yapabilmekteydi. İşte bu çeşit arazilere el konulduktan başka, hazine köylüsü sayılarak ahalinin hürriyetleri ellerinden alınmak istenince, göç kaçınılmaz hale gelmekteydi (13).

Yalnız zaman zaman hükümetin göçü yasakladığını görmekteyiz. Bu doğrudan doğruya Rusların menfaatlerine yönelik tedbirlerdendi. XIX. yüzyıl baslarında, Rus İçişleri Bakanı Kochubei'in başını çektiği bir grup Kırımlının tehcirinin süratle bitirilmesini isterken, bu sırada bölgeyi teftişe çıkan Novorosisky Genel Valisi, göçler sebebiyle bölgenin adeta harap hale geldiğini görmüş, ver-diQi rapor doğrultusunda hükümet göçü engellemeye, verilen pasaportları geri almaya başlamıştı (14). Ancak bu durum (azla uzun sürmedi. İmparator I.AIexander tahta çıktıktan az sonra göçe zorlama ameliyesi yeniden başlatıldı. Çarın 29 Ağustos 1803 tarihli fermanında şöyle denilmekteydi: "Kırım'ın dağlık kısımlarına başka halklar yerleştirildiği takdirde daha ziyade fayda ve ümrana mazhar olacağını göz önüne getirdim. Buralarda toprağa mâlik olanlardan göç etmek isteyenler olursa mani olmamanızı

emretmeye lüzum gördüm" (15). Neticede XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde 400 bin civarındaki göçmen Kırım'dan ayrılıp Osmanlı topraklarına iltica ettiler (16).

Yine Kırım Savaşından sonra Il.Alexandeı tarafından mahallî yöneticilere

gönderilen emirde kullanılan "Tatarların göçlerine gizli ya da açık bir surette mani olmak asla uygun değildir. Aksine gönüllü olarak yapılan bu göç hareketi Kırım'ı istenmeyen unsurlardan temizleyecektir" şeklindeki ifadeler, Rusların Kırım Türklerini ülke dışına çıkarma yolundaki kalıcı politikalarının delilidir. Bu emir üzerine Kırım'da panik artmış ve halk yollara düşmüştü (17).

Rusların Kafkasya'deki tehcir siyasetleri özellikle Müridizm hareketinin bertaraf edilmesinden sonra yoğunluk kazandı. Burada göçün hızlanması için müs-lümanlara iki yol teklif olunmaktaydı: Rus çoğunluğun olduğu Volga boylarına, Batı Sibirya dolaylarına iskân edilmek ya da .ülke dışına çıkmak.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Türkçüler, dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma, az kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde, için için bir çekişme var demektir. Türkçü, ülküdaşları ile olacak bir geçimsizliğin ülküye zarar getireceğini bilir."
Sakallı Nurettin Paşa
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 58


Etnik Öğütücü


« Yanıtla #1 : 24 Mayıs 2015, 14:14:42 »

Kafkas müslümanlan ikinci yolu seçtiler. Akibeti belirsiz Sibirya yolculuğundan ise Osmanlı Halifesinin himayesine girmek tercih edildi. Gercekten.de Rusların Kafkas mıntıkasında kazandıkları her askerî basan beraberinde tehciri getiriyordu. Bir Rus yazarının belirttikleri bu konuya açıklık getirmektedir: "Köy nüfusu gafil avlandığı tokditde. derhal asker muhafazasında en yakın Kozak köyüne götürülüyor ve oradan Karadeniz sahillerine ve daha sonra Türkiye'ye sevk ediliyordu" (18). RuS-ÇerkeS Savaşları Sırasında

Ruslar ele geçirdikleri yerlerdeki halka, bulundukları vadileri boşaltmaları için bir ay süre tanımışlar, bu konuda bir de kararname yayınlayarak karara uymayanların savaş esiri muamelesine tâbi tutulacağını açıklamışlardı (19).

Trabzon Valiliğinden İstanbul'a gönderilen 3 Aralık 1863 tarihli yazıda, Rusların ele geçirdikleri mahaller halkından vatanlarını terk ederek Osmanlı Dev-leti'ne göç edeceklerin, evlerini yakmak suretiyle ayrılmalarını süratlendirdikleri ve iskelelere yığılmalarını sağlamak maksadıyla tazyik ve icbarda bulundukları anlatılmaktadır (2ü). Üslelik İstanbul'daki Rus Büyükelçiliği, tehdit eder gibi, Babıâli'nin bunları kabul etmemesi halinde kan döküleceğini açıkça ifade etmekteydi (21).

Kafkasya'daki memurlar da Türk-İslâm nüfusun göçürülmesi gerektiği yolundaki görüşleriyle hükümeti desteklemekteydiler. Nitekim Rus gazetelerinde yer alan haberlere göre hükümet, Kafkasya'da bulunan General Odomikof'a, buradaki asayişin ..nasıl düzeltilebileceğini sormuş, o da verdiği cevapta, ancak Nogay ahalisinin bulundukları yerlerden kamilen uzaklaştırılmalarıyla bunun mümkün olabileceğini söylemiştir (22). Benzer bir uygulama Çeçenler için de söz konusuydu. Çeçenlerin Terek'in öte tarafına sürülmesi amacıyla bir proje hazırlanmıştı. O sıralarda Rus ordusunda miralay olarak görev yapan Musa Kundukhov durumu öğrenmiş, Osmanlı Devletine göçü tercih etmiş ve Çeçenlerin de buna razı olmalarını sağlamıştı (1865) (23). Aynı şekilde Hükümeti, 1862 yılında Kuzey Kafkasya'daki halkı mutlaka göç ettirme karan almıştı. Buna karşı Nelhaç ve Ubıh kabileleri direnişe geçmişler ise de zor kullanılarak ülke dışına çıkarılmaları sağlanmıştı (24).

Bu şekilde Osmanlı Devleti'ne göç edenler sadece bölgedeki Türk ve müs-lüıııan nüfus değildi. Henüz müslüman olmayan Çerkesler (26) ile Yahudiler (27), Kozaklar (28), Malakanlar gibi gruplar da Rus rejiminin baskısından kurtulabilmek maksadıyla zaman zaman Osmanlı Devletine göç etmek yolunu tercih etmişlerdi. Osmanlı Devleti, mali sıkıntı sebebiyle başlangıçta gelenlerin kabul olunmaması taraftarı iken, onları Rus katliamına maruz bırakmamak için çaresiz ülkeye giriş yapanlara ruhsat vermiştir (39). Neticede Kırım Savaşı sonunda Kafkasya ahalisi için gerekli güvencenin sağlanamaması ve ardından

118

Cilt 3. Sayı 2, Yaz 1996


İmam Şamilin esir düşmesi üzerine, sayıları kesin olarak bilinmemekle birlikte, yaklaşık 1.000.000 ile 1.200.000 arasında müslüman göçmen Kırını ile Kafkasya'dan ayrılmak zorunda kaldı (31). Göçmen miktarları farklı da olsa göç sebepleri ve seyri benzer olmak üzere 1877-78 savaşından sonra da çok sayıda Kafkasyalı müslüman Anadolu'ya göç etmeğe mecbur olmuştu (32).

c) Ülke dışına çıkmayan Kırım ve Kafkasya'daki halkın Rus nüfusun yoğun olduğu bölgelerde iskâna zorlanmaları: Rusya'nın izlediği en önemli demografik üstünlük kurma yöntemlerinden birisi de ne pahasına olursa olsun Türk-İslâm nüfusu yerlerinden oynatmak idi. Böylece yeni iskân alanlarında dağınık şekilde yerleştirilecek kabilelerin potansiyel tehlike oluşturmaları önlenmek isteniyordu. Meselâ Kuban ve Terek'in kuzeyindeki yerler ele geçirildikten sonra buradaki binlerce Nogay ve Kalmuk ailesi, bölgedeki Dağıstanlı ve Çerkeş kuvvetleriyle birleşmesinler diye Volga'nın ötesine göç ettirildiler (33).

Kırım Savaşı yıllarında Türklerin bir kısmı Kerson, Poltava, Orlov, Kursk gibi uzak vilayetlere sürüldüler. Müttefik orduları Gözleve'yi boşaltacağı sırada Osmanlı kumandanı Ahmed Paşaya gelen Türk ileri gelenleri "Rusların kendilerini Kazan'a süreceklerini" söylemişlerdi (34). Merkezî hükümet 1859'da da Tatarlara Orenburg'da yerleşmelerini teklif etmişti (35).

Türklerin Rus ekonomisine katkıları ile ilgili degerlendirmelerdeki farklılıklar da göçürme ve iskân faaliyetlerini derinden etkilemekteydi. Meselâ Temmuz 1854'te Tavrida Vilayeti Hazine Topraklan Genel Müdürü olan Mensikof; Kırını Tatarlarının Rus çiftliklerinde iyi çalışmadıklarını ve bu yüzden bol ürün alınamadığını ileri sürerek "bu insanların, zararlarını önlemek için, Kırım'dan çıkarılıp Rusya'nın uzak vilayetlerinden birisine göçürülmelerini" teklif ediyordu (36). Halbuki bundan altı yıl sonra Vali Graf Stroganof, 3 Ekim 1860 tarihli raporunda; "Hiç olmazsa yalı boyu Tatarlarının vatanlarında bırakılmasının gerektiğini bağ, ve bahçe işlerini yapacak ve Tatarların yerini dolduracak isçilerin bulunmasının çok güç. hatta imkansız olacağım" belirtiyordu (37).

Trabzon valiliğinden Babıâli'ye gönderilen 3 Aralık 1863 tarihli yazıda. Rusların ele geçirdikleri mahaller halkından kendisine tâbi olanlara vatanlarını terk ederek iç bölgelere gitmelerini teklif eylediği anlatılmaktadır (38). Yine aynı konuda sadrazamlılıgın bir yazısında ise şöyle denilmektedir: Rusya, Çerkesistan taraflarını zapt ile Abazih kabilesinin bulunduğu yerlere kadar ilerleyip bunların Kuban havalisinde iskânlarını teklif etmiştir. Bir kısmı bunu kabul etmek zorunda kalmıştır (39).

Rusların bu konudaki tutumları daha savaşların sürdüğü sıralarda yani 1857'lerde belirginleşmeye başlamıştı. Kafkasya'daki Rus ordusunun kurmay

Avrasya Etüdleri

119

başkanlığı görevinde bulunan Milyutin 1857'de şöyle yazıyordu: "Dağlıları zorla

bizim seçeceğimiz bölqelere göndermeliyiz. Onları Don yöresine, sürmemiz gerekir. Çünkü Stav-ropol yöresinde artık boş arazi kalmamıştır. Eğer öyle olmasaydı bile düşmanlarımız olan bu halk-lan Kozakların arkasına yerleştirmemiz sakıncalı olurdu. Bizim esas gayemiz Kafkas Dağlarının eteklerindeki bölgelere Kuşları yerleştirmektir." Buna Cevap olarak Kafkas Orduları BaŞ-

kumandanı Prens Baryatinsky şöyle demekteydi: "Kuban ötesi topraklarda güclenebilmemiz için seçtiğimiz tek yol buraya Kozakları yerleştirerek Dağlıları yavaş yavaş baskı altına almak ve onların yaşama imkânlarını yok etmektir." (40).

Gerçekten de Rus Hükümeti. 1862 yılında Kuzey Kafkasya'deki halkı göç ettirme kararı aldı. Konu hakkında ingiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Bulwer, Londra'ya gönderdiği 12 Nisan 1864 tarihli yazısında, Rusların Çerkeş köylerini göçe zorladıklarını, halka her türlü eziyeti yaptıklarını belirterek Çer-keslerin yardım istediklerini ilave etmişti (41). Aynı konuda Sohum-Kale Konsolosu Dickson, 17 Mart 1864 tarihli yazısında yerlilerin hiç bir şartta kalmalarına izin verilmediğini belirtmekteydi (42).

İç bölgelerdeki vilayetlere nüfusun dağıtılması tarzındaki demografik üstünlük sağlama metodunun en dramatik olanlarından biri II. Dünya Savaşı yıllarında Kırım ve Kafkasya'da tatbik edildi. Sovyet yönetimi 1941 ile 1944 yılları arasında ya düşmanla işbirliği yapma ihtimali var veya yaptılar gibi suçlamalarla, sekiz ayrı halkı yerlerinden yurtlarından kopararak Orta Asya'ya ve Sibirya'ya sürmüşlerdi. Bunlar sırasıyla Kırım Türkleri, Karaçay ve Balkarlar, Mesket Türkleri, Çeçenler, İnguşlar ile Volga boylarının sakinlerinden Kal-muklar ve Alınanlardı. Nüfusları toplam bir buçuk milyonu geçen bu insanlar sürgün yerlerindeki değişik kamplara dağıtıldılar. Stalin'in ölümüne kadar saklı tutulan bu hadise, 1956'da Komünist Partisi'nin XX. Kongresinde yeni genel sekreter seçilen Hruşçov tarafından resmen doğrulandı (43).

ç) Bölgenin yerli ahalisi peyderpey sürgün edildikçe boşaltılan yerlere Rus idaresine taraftar olmak üzere Avrupa ülkelerinden göçmen getirilmesi: Başlangıçta Rusya'da köylü toprakla bitlikte mülk sayıldığından ve Rusya'da hür köylü pek az olduğundan nüfus açığının Avrupa ülkelerinden kapatılması düşünüldü. Meselâ Kırım'da boşalan yerlere 1784-1787 yılları arasında Korsika, Livorna, Piza, Çenova, Almanya gibi yerlerden muhtelif vaadlerle göçmen nakline çalışıldı. Önceleri bunların sayısı ümit edilenin çok altındaydı. Fakat zamanla verilen geniş imtiyazların cazibesi ile gelenlerin sayısı arttı. Hatta bazı yörelerde yabancılar tarafından koloniler dahi kuruldu. Meselâ bir isviçre kolonisi Kefe yakınlarında, bir Alman kolonisi Akmescit'te ve bir Bulgar kolonisi de Alma nehri üzerinde tesis edildi. Josef Blanc adlı bir Fransız, kendisine tahsis

120

Cilt 3, Sayı 2, Yaz 1996

edilen Sudak yakınlarındaki verimli arazide votka fabrikası kurdu. Bu gelen ko-lonistler yerleştikleri yerlerde, arkalarında da devlet desteği, kredi kolaylığı, vergilerden muafiyet imkânları olarak çeşitli yatırımlar yapıyorlar, bölgenin ekonomik kaynaklarını diledikleri gibi kullanıyorlardı (44).

d) Takip edilen demografik yöntemlerden bir diğeri de Osmanlı Devleti ile İran'daki gayr-i müslim nüfusu Rusya'ya göç etmeye teşvik, hatta işgal edilen yerlerde zorlama yoluna baş vurulmasıydi: Boşalan alanlara yeni nüfus iskânı sağlarken aynı zamanda komşu devletlerin gücüne sekte vurulması için Çar hükümeti böyle bir yol izlemekteydi. Albay Lazaref, "Rusya için bu nüfus yeni bir zenginlik kaynağı olacaktı" sözleriyle güdülen amacı açıklamaktaydı (45).

Bu düşünce doğrultusunda 1828'den sonra İran'daki Ermenilerden 8000 aile Kafkasya'ya göç ettirildi. 1829 yılından itibaren Edime Antlaşmasının 13. maddesi (46) kasıtlı yorumlanarak, Doğu Anadolu'dan da yaklaşık olarak 120.000 kişilik Ermeni grubu Kafkasya memleketlerine yerleştirildi. Böylece İran ve Osmanlı sınırlarında askerî kordonlar oluşturuldu (47).

Yine aynı tarihlerde Balkanlarda işgale uğrayan yerlerin Rum ve Bulgar ahalisi baskı, yıldırma, kandırma gibi yollarla Rusya'ya sevk ediliyorlardı. Babıâli, Rumların ve Bulgarların savaş sırasında yaptıkları ihanetleri affederek, vergi muafiyeti gibi imtiyazlar tanıyarak göçü engellemeye çalışmaktaydı. Gidenlerin de geri dönmelerini sağlamak için teşvik edici tedbirler alınmaktaydı. Bu arada Rusya'ya gidip daha sonra pişmanlık duyarak geri dönmeye çalışanların sayısı az değildi. 1830 yılında başlayıp 1840, hatta 1844 yılına kadar geri dönüşler devam etmişti (48).

Sonraları Osmanlı Devletindeki Rus diplomatlarının Hrıstiyanları Rusya'ya göç için teşvik ile görevlendirildiklerini görmekteyiz. Meselâ Yunan basını, Rusya'ya gidecek Yunan göçmenlerinin nakliye masraflarının karşılanacağını Atina Büyükelçiliğinin taahhüt ettiğini vurgulamaktaydı (49). Anadolu'dan da vaadlere aklanarak gidenler olmuş, fakat daha sonra bunların önemli bir kısmı pişman olarak geri dönmüşlerdi. Meselâ Samsun-Bafra arasında bulunan ahaliden on bin kişinin göçe karar verdiği, bunların büyük bölümünün daha sonra pişman olup gitmekten vazgeçtiği basına yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır. Yine Anapa taraflarına giden bin kadar gayr-i müslimin aç-bîilac bırakıldıkları, bunların üçte birinin hayatını kaybettiği ve geri kalanlarının da Osmanlı memleketlerine dönebilmek için müracaat ettikleri anlaşılmaktadır (50). Gerçekten de bunların önce 450'si, sonra da kalanların önemli bir kısmı geri dönmüştü (51). Rusların teşviklerine aldanarak Kırım'a giden yaklaşık 12.000 Bulgar da bir süre sonra geri dönmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne baş vurmuş,müracaatları kabul edilerek Dobruca ve Kuzey Bulgaristan'a yerleşmelerine izin verilmişti (52). 1864 senesinde Sivas'tan Rusya'ya giden Rumlardan 30 hâne, oradan memnun kalmayarak Osmanlı topraklarına dönmek üzere başvurmuş, parasız olduklarından kendilerine 25.000 kuruş yol harçlığı verilerek Anadolu'ya dönmelerine müsaade edilmişti (53). Novorosisky-Sohum Kale arasında yerleştirilmek ü/ere Rusya'ya giden ama daha sonra pişman olup geri dönmeye can atan çok sayıda gayr-i müslim ailenin varlığı dikkat çekmişti (54). Bütün bunlara rağmen Rusya, geri dönmeyenlerden yararlanarak Kırım ve Kafkasya'nın demografik yapısını kendi lehine çevirmeye muvaffak oldu.

e) Uygulanan en etkili yöntemlerden biri de Rusya'nın muhtelif yerlerindeki hıristiyan nüfusun Kırım ve Kafkasya'ya nakli idi. Bilhassa otorite tanımayan asi ' kabilelerin dağıtılabilmesi için en uygun mahal olarak Türk topraklan görülmekteydi. Bu yeni gelenlere Türkler tepki gösterince, aslında merkezî otoriteye karşı olan isyancı güçler kolaylıkla hükümetin yanında yer almaktaydılar. Böylelikle bir taraftan asi Hıristiyan kabileler devlet tarafına çekilirken, diğer yandan nüfus dengesi temin edilmiş oluyordu.

Nitekim XVIII. yüzyılın sonlarında Dinyeper dolaylarındaki otorite tanımaz Kozaklar, Mozdok-Stavropol arasında teşkil olunan müstahkem köylere yerleştirildiler (55). Daha 1784'te siyasî ve askerî maksatların yanı sıra önemli bir iskân merkezi olmak üzere Kuzey Kafkasya'da Vladikafkas şehri tesis edilmişti. Şehrin inşası Rusların gelecekteki hedefinin bütün Kafkasya'yı ele geçirmek olduğunu göstermekteydi (56). Yaş Antlaşması'ndan hemen sonra Kuban ve Terek ırmakları boyunca kolonizasyon faaliyetleri yoğunlaştırıldı. Buraya getirilen Kozak toplulukları için müstahkem mevkiler kuruldu (57). Belirli aralıklarla yapılan bu istihkâmlar Kuban'dan Hazar Denizine kadar uzanıyor ve Kafkasya'nın kuzeyini tamamen kuşatıyordu. Yine bu sıralarda Adigelerin Bje-dug kabilesinden zaptedilen arazi üzerinde, II Katerina'nın ismine izafeten Ya-keterinodar (Krasnodar) şehri kuruldu. Ayrıca Kuban ve Tetek'in kuzeyinden sürülen binlerce Nogay ve Kalmuk ailesinin yerine Rus köylüleri yerleştirildi (58).

Buralardaki iskân çalışmalarının başarıya ulaşması için büyük çaba gösteren yönetim, bölgedeki kolonilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 10 milyon rublelik bir fon teşkil etmiş ve her aileye 125-435 ruble arasında yardım yapmıştı. Ayrıca yol ve benzeri alt yapı çalışmaları devlet tarafından yürütülmekteydi (59).

Bu tür yatırımlar iskâna yönelik talepleri olumlu yönde etkilemişti. Nitekim 1860 yılında yaklaşık 85.000 kişi Kafkasya'nın muhtelif alanlarına yerleştirilmiş, 111 yeni köy inşa olunmuştu (60). Özellikle 19 Şubat 1861 tarihinde köylü serfliğinin kaldırılması suretiyle 21 milyon kadar erkek nüfusun serbest kalması (61), bunlara merkezî Rusya'da toprak bulmanın güçlüğü, bundan dolayı isyanların meydana gelmesi, hükümetin Kırım ve Kafkasya taraflarını iskân mahalli olarak daha fazla göz önünde tutmasına yol açtı.

Uygulanan politikaların bilinçli bir tercih olduğu görülmektedir ki, 1877-1878 savaşından sonra Rus hakimiyetine giren Kars'ta girişilen teşebbüsler bunu ispatlamaktadır. Rus hakimiyetinin kurulmasından önce Kars, Ardahan ve Oltu'nun nüfusu 100 binin üzerinde olup gayr-i müslim nüfus 20 bine varmıyordu. Halbuki Rus hakimiyetinin kurulmasından sonra bölgedeki Ermeni nüfus oranı anormal şekilde artmıştı. Ermenilerden ayrı olarak. 1897 nüfus sayımına göre buraya kolonize grup sıfatıyla 10.695 Rus, 12 Polonez, 23.525 Grek, 280 Estonyalı ve Mordva, 2.330 Oset getirilmişti. Böylelikle belirtilen tarihte Kars'ta 123.418 müslümana karşılık, 100.898 gayr-i müslim yerleştirilerek denge kurulmuştu (62).

Rusların bilhassa Azerbaycan'da nüfus dengesini kendi lehine çevirmeye çok büyük önem verdiğini görmekteyiz. Bunun en önemli sebebi Azerbaycan'ın coğrafi konumu ile yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin iştah kabartıcı olmasıydı. Bölge Rus yetkililerce daima hayat. kaynağı olarak değerlendirilmişti. Bu yüzden Azerbaycan nüfusunun çoğunluğunu Hırıstiyanların oluşturabilmesi için yönetim özel gayret göstermekteydi. 1871'de Gence vilayetinin Dağlık Karabag yöresindeki Türklerin nüfusu 878.000 olup Ermenilerin nüfusu ise 292.000'e ulaşmıştı. Bazı yörelerde Ermeni nüfusun oranı % 21'e, hatta % 40'a kadar yükseltilmişti. Fazla sayıda kolonize grubun yerleştirildiği Baku eyaletinde ise 165.000 Türk, 77.000 Rus, 63.000 Dağlı (Kafkasya'nın yerli halkı), 52.000 Ermeni, 8.000 Musevi ve 137.000 de diğer milletlere mensup olan insan yaşamaklaydı. Başlangıçta sivil hizmetlerde çalışanların Ruslaştırılması ön planda iken, 1880'lerde Baku eyaletinde Rusların etnik ağırlığı giderek arttı. 1913'ü izleyen yıllarda sadece Mugan steplerinde 44 yerleşim birimi oluşturulmuş ve 20.000 hektardan fazla kaliteli, sulanabilir toprak Hıristiyan köylülere dağıtılmıştı (63).

Kafkasya'nın hemen her tarafında icra edilen demografik üstünlük kurma savaşı bütün XIX. yüzyıl boyunca planlı bir şekilde sürdürüldü. Gerçi dağlık mıntıkalar üzerinde pek durulmuyordu, ama bölgenin askerî önemi büyük, sınaî ve ticari alanda değeri fazla olan yerlerinde kulonizatör mülteci grupları yerleştirilirken bilhassa Türkiye sınırında, mutlak anlamda Rus. Ermeni ve Hıristiyan Gürcü nüfusun tamamen hakim olmasına çalışılmaktaydı. Günümüzdeki demografik yapı bunun başarıldığını göstermektedir.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Türkçüler, dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma, az kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde, için için bir çekişme var demektir. Türkçü, ülküdaşları ile olacak bir geçimsizliğin ülküye zarar getireceğini bilir."
Sakallı Nurettin Paşa
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 58


Etnik Öğütücü


« Yanıtla #2 : 24 Mayıs 2015, 14:18:08 »

122

Cilt 3, Sayı 2, Kız 1996

avrasya etütleri

123


O Herşeye rağmen Kırım ve Kafkasya'da kalan Türk-İslâm nüfusun idarî, sosyo-ekonomik ve kültürel politikalar ile etkisizleştirilmesi suretiyle sömürgeleştirmenin tamamlanması: Gerek Çarlık, gerekse Sovyet yöneticileri Kırını ve Kafkasya'nın müslüman halklarını, daima potansiyel suçlu ve ihtilâle hazır unsurlar olarak değerlendirmekteydiler. Bundan dolayı böyle bir fırsatın müslümanlara verilmemesi için olağanüstü gayret gösterilmekteydi. Müslümanların muhtemel bir bağımsızlık savaşında, başarıya ulaşmalarının asgarî şartlarından olan para ve silah gücünün yok edilebilmesi için ayrıntılı planlar hazırlandı ve tatbik edildi. Kırım ve Kafkasya arazisinin hemen her yerinde acımasızca uygulanan ekonomik ve idarî güçsüzleştirmeyi resmî Rus tarihçilerinin dahi İtiraf ettikleri görülmekledir: "Rusya'ya ilhak edilen toprakların çok kısmında askerî koloni rejimi kurulmuştu. Bu yüzden bu eyaletlerin halkları, baskı altında bulundurulmuş ve yağma edilmişlerdir" (64).

Gerçekten de 1859 yılında Baku ve çevresinde petrol rafinerisinin kurulmasıyla üretim hızlanmış, 1872'de kraliyet topraklarındaki petrol yataklarının ihale ile uzun vadeli kiralanması usûlü getirilmişti. Böylece büyük sermayeli yatırımcılar için kapı açılmıştı. Ertesi yıl delme yönteminin eski kazma metodlarının yerini alması ve çok verimli bir petrol kuyusunun devreye girmesi ile Baku, bir anda dünyanın önde gelen petrol merkezlerinden biri oldu. Kısa sürede kente yabancı sermayedarlar ve işçiler akın ettiler. Nüfus hızla arttı ve 1863'te 13.000 olan şehir nüfusu, 1903'te 206.000'e ulaştı. Müslümanların dışındaki nüfusun artış hızı % 50'den fazlaydı. Petrol sanayii bölgenin en önemli gelir kaynağını oluştururken, müslümanlar genellikle vasıfsız ve düşük ücretli işlerde çalıştırılıyorlardı. Maharet ve eğitim isteyen yüksek ücretli işler ise tamamen Rus, Ermeni veya Gürcü asıllıların elinde idi. 1870'te kuyuların % 88'i Türklerin elinde iken, petrol imtiyazlarının ihalesi usûlü getirilir getirilmez kuyular Ermeni, Rus, Yahudi, Batı Avrupalı zenginlerin elinde toplanmaya başladı. Sadece iki yıl sonra Türklerin elindeki kuyuların oranı % 13'e inmişti (65).

Rusya'nın koruyucu kanatlan altında, müslümanlardan çok daha hızlı adımlarla modernleşme sürecine giren Ermeniler, sonuç olarak Azerbaycan ekonomisinin gelişmesinden en kazançlı çıkan taraf oldu. 1872'de Türklerin petrol ihalelerinden elde ettikleri % 5'lik imtiyazın on mislini Ermeniler kazandılar. 167 petrol firmasından, çoğu küçük 49 tanesi Türklere ait iken, zengin Ermeni aileleri 55 orta ve büyük çaplı işletmenin sahibiydiler. 1900'den itibaren, Baku eyaletindeki'l 15 endüstri firmasının % 29'u Ermenilerin, sadece % 18'i Türklerindi. Aynı şekilde şarap yapımı, balık işletmeciliği ve tütün yetiştirme gibi bazı işler tamamen Ermenilerin elinde toplanmıştı (66). Azer-

124 Cilt 3, Sayı 2. Yaz 1996

baycan'da yaşayan Türk nüfusun ezici çoğunluğuna mukabil, servet dağılımındaki bu dengesizlik Rus sömürgeciliğinin ekonomik hedeflerine ulaştığını göstermektedir. Türklerin yerel endüstride hiç rol alamamış olması veya sadece küçük bir kısmında söz sahibi olması hemen bütün Kırım ve Kafkasya için geçerli idi. Gemicilik, ipekçilik gibi bazı sektörlerde az sayıda Türk var idiyse de bunlar istisna oluşturmaktaydılar.

Rusya, ekonomik faaliyetlerde olduğu gibi. eğitim sektöründe de hiç bir zaman Türklerin, daha genel deyimle müslümanların ihtiyaç ve isteklerini dikkate itibara almadı. Bu hususta takip edilen politika ya Türkleri eğitimsiz, cahil insan topluluğu olarak bırakmak ya da Ruslaştırmanın bir gereği olmak üzere Rus okullarında öğrenim görmelerini sağlamak idi. Nitekim eğitim yatırımlarına ilişkin rakamları dikkate aldığımızda bu konuyu çok daha kesin şekilde anlamak mümkündür. Meselâ 1898 yılına ait Kafkasya maarif bütçesinde müslümanların çoğunlukta olduğu vilayetlere daha az ödenek ayrılmıştı. Dağıstan gibi nüfusunun tamamına yakını müslüman olan bir yerde maarif bütçesinden ayrılan pay 2.000 kişiye bir ruble bile değildi. Tiflis'te ise hemen hemen üç kişiye 2 rublelik yatırım ve harcama yapılıyordu. Yine Kafkasya'deki gimnazyumlarda okuyan müslüman öğrenci sayısı erkeklerde 262'yi (% 4.2), kızlarda ise 26'yı (% 0.4) geçmiyordu. Rusların oranı ise erkeklerde % 39,8, kızlarda % 54.7 idi (67).

Şüphesiz müslüman okullarının parasızlık ve öğretmensizlik yüzünden kapanmasının yanı sıra, Rus okullarına halkın tepki göstermesinin bu oran düşüklüğünde büyük payı olduğu açıktır. Zaten Rus Eğitim Bakanı Graf

D.A.TolstOV, 1870'te verdiği emirde "Anavatanımızın sınırları dahilinde yasamakta olan bütün yabancı milletlerin eğitimi, onları, kayıtsız şartsız Ruslaştırma ve Rus halkı ile kaynaştırma hedefini gütmelidir" diyordu (68).

Öte yandan matbuat alanında da Türklere imkânlar verilmediği görülmektedir. Arada sırada çıkan bir iki gazete de, ya istikrarsız yayınlanıyordu ya da hükümet tarafından sudan bahanelerle kapatılıyordu. Kırım ve Kaf-kasya'daki müslümanlar arasında en aktif kesim Azerî Türkleri olmasına rağmen, Azerbaycan'da basın hayatının Türkler açısından verimli olduğunu söylemek oldukça güçtür (69). Halta 1900 yılında bütün Kafkasya'da müs-lümanlarca çıkarılan bir tek yayın organı mevcut değildi. Bu tarihte Kafkasya'da 43 tane süreli yayın çıkıyordu. Bunların 30'u Kuşça, 8'i Gürcüce, 5'i Ermenice idi (70).



Bu kısa araştırma göstermektedir ki, Sovyetler Birliğinin bilhassa Türk-İslâm nüfusun yaşadığı bölgelerindeki karmaşık demografik yapı. Rusların tarih bo-

Avrasya Efüd/eri 125

yunca sürekli ve bilinçli olarak uyguladıkları politikaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bugünkü problemlerin kökeninde son iki yüzyılın uygulamaları yalmakladır. Genel olarak muhtelif bölgelerde kozmopolit nüfus ya pisi oluşturmak, sonra bunların arasında ihtilaflar çıkmasını sağlayıp neticede hakemlik rolü üstlenmek suretiyle Moskova'nın siyasî, askerî ve iktisadi üstünlüğünü tesis etmek geleneksel Rus politikalarının önemli bir niteliğidir. Bir bakıma çözülemeyen ihtilafların ortaya çıklıgı hallerde, tarafların Moskova'ya başvurarak "biz kendi aramızda bu işi halledemiyoruz, lütfen siz hakemlik yapın" demelerine zemin hazırlanmıştır Bunun en belirgin örneği Karabag hadiseleridir. Aynı şekilde Kırım'ın da ileride Türkler ile Ukrayna arasında daha derin ihtilaflara- yol açması muhtemeldir ki, bu da yine Rus idarelerinin hazırladıkları bir ortamdır. Benzer oluşumların diğer bölgelerde de meydana gelmesi şaşırtıcı olmasa gerektir.

Dipçeler :

1. H.Kolin. Panislavizm ve Rus Milliyetçiliği, Ter A.O.Guner, istanbul. 1983, s.183, 185.

2. Temeli baskı olan bu anlayış sadece Rusya'da değil, Avrupa'da da Luka Incili'nin 14. (aslında yer alan ve ziyalet sofrasına davet edildikleri halde gelmeyenlerin zorla getirilmelerini konu edinen bir hikayeye dayandırılmaktaydı. P.Hazard, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme, Cev.E.Güngör. I.C.. istanbul. 1976. s.121-122.

3. Mesela 1921 yılında Azerbaycan'da Türklerin % 17'si şehirlerde yaşarken, Rus iniltisini %63'ü şehirlerde oturmaktaydı R.B.Ismailov. Azerbaycan 'tarilıi, Baku. 1993. s.10.

4. Ruslar 1768-1774 savası esnasında Kazan. Güney Volga. Kuzey Kafkasya ve Don havalisinde yaşayan Türk. Tatar ve Moğollara karşı İslahat projesi ismi altında geniş çaplı bir tehcir siyasetine başladılar. A.C.Eren. Türkiye'de Göç ve Göçmen Meseleleri, istanbul. 1966, s.31.

5. E.F.Gözaydın, Kırım Türklerinin Yerleşme ve Göçmeleri, istanbul. 1959. s.64.

6. A.W. Fisher, Crimean Tatars, California. 1978, s.78.

7. J.l . Baddaley, Rusların Kafkasya'yı istilası ve Şeyh Şamil, Cev.S.Özden, istanbul, 1989. s. 110-173.

8. Bkz.N.ipek. Rumeli'den Anadolu'ya Türk Göçleri, Ankara. 1994.

9. T.Swietochovski. Rus Azerbaycanı (1905-1920). Çıv.N.Meıt. istanbul. 1988.S.160. Ayrıca bkz. M.B.Mehmetzade. "Azerbaycan'da Sovyet imha siyaseti". Dergi. Sayı 5 (Münih. 1956). Sovyet rejimin kuruluş yıllarında Kırım'daki uygulamalariçinde bkz. Fisher. s.l 18 v.d.

10. M.Bala-H.inalcık. "Kırım". İslâm Ansiklopedisi, VI.C., istanbul. 1955, s.757: Gözaydyn, s.71. Halbuki Kırım Rus hakimiyetine sokulurken yayınlanan beyannamede (8 Nisan 1783) kesinlikle Türklerin mal. can ve ırz güvenliği ile din ve vicdan hürriyetinin sağlanacağı vaad edil-mişfi. Abdullah oğlu Hasan, "Kırım Türklerine Karşı Rus Siyaseti", Azerbaycan Yurt Bilgisi, I.C.. Sayı 12 (istanbul. 1933). s.442. Yine Potemkine gönderilmiş olan 28 Haziran 1783 talihli talimatta "Kırım türklerinin dinlerine asla tecavüz edilmemesi" tenbih olunmuştu. Bkz. Gö-zayclın. s.66-69.

11. M.Pinson. "Russian Policy and the Emigration of the Crimean Tatars to the Ottoman Empire (1854-1862)', Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Sayı l (istanbul. 1972), s.37.

12. Bala- inalcık, "Kırını" s.756.

13. Aynı makale, s.757. Resmî istatistiklere göre 1796'ya kadar Kırımlılardan alınan topraklar 288.064 desetine, yaklaşık 300 bin hektar idi. M.Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları, istanbul, 1980, s. 128. General Totleben 1860 yılında hazırladığı bir raporda. Kırımlıların belgeleri belgeleri imzalamaya mecbur edilerek topraklanılın gasp olunduğunu itiraf etmekteydi. Pinson.

5.38-40.

14. Fisher, s. 88; Pinson. s.38.

15. Gözaydın, s.76.

16. Üren, s.33; Gözaydın, s. 78.

17. Pinson, s.39-42.

18. B.Baytugan, "Kuzey Kafkasya", Dergi, XVI.C.. Sayı 61. (Münih. 1970). s.7.

19.W.G.Cabagı, Kafkas-Rus Mücadelesi, istanbul, 1987, s.72; R.Tuna. "Çerkeslerin Kal kasya'dan Göçü", Kafkasya Üzerine Beş Konferans, istanbul, 1977, s.141.

20. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Irade-Meclis-i Mahsus (İMM), 1189, lef 3.

21. BOA, İMM, 1189; Kırını Savaşı sonrasındaki göç hareketleri hakkında bkz.A.Saydam. Kırını ve Kafkas Göçleri (1856-1876). Samsun, 1992 (Yayınlanmamış Doktora Tezi).

22. Cerîde-i Havadis, Sayı 969.

23. Saydam, s.240-243.

24. Takvim-i Vekâyi. Sayı 755; Ailen, s.103-104.

25. Osmanlı Devleti'nin göçmenlere bakış açısını göstermek üzere 24 Nisan 1856 tarihli Sadrazamlık yazısında yer alan şu ifadeyi eklemekle yetiniyoruz: "Hicret edecek ahali her ne milletten olur ise olsun... esbâb-y ziraat ve taayyüşleri tanzim kılınmak..." BOA, İMM, 266, lef 1.

26. Takvim-i Vekâyi, Sayı 809.

27. BOA, İrade-Dahiliye, 23899; Irade-Hariciye, 6857.

28. K.Katpat, Ottoman Population (1830-1914), Wisconsin, 1985, s.64.

29. BOA, Maliyeden Müdevver Defterler, 23109.

30. BOA, Meclis-i Mahsus, 1189.

31. Saydam, s.137 v.d.

32. N.ipek, "Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler (1877-1890)", Ondokuzmayıs Univ. Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 6, Samsun, 1992, s.97-12'!; S.Erkan, Kırım ve Kafkasya Göçleri (1878-1908). Trabzon, 1996.

33. W.E.D.Allen-P.Muradolf, 1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Ankara. 1966. s.18.

34. BOA, İMM, 266, lef 1,4.

35. Pinson. s.45-46.

36. Ülküsal, s. 136.

37. Aynıeser. s.137.

38. BOA, İMM, 1189, lef 3 38. BOA, İMM, 1189.

40 "Milletimiz Böyle Yok Edildi-Kafkasya Basınından Seçmeler". Çev.S.E.B.. Kafkasya Gerçeği, Sayı 6, Samsun, 1991, s.5.

41."Papers Respecting the Settlement ol Circassian Emigrant in Tuıkcy", Accounts and Pa-pers, Volume LXIİl/32. London, 1864, s.2-3 (No:3).

42. Aynı eser. s.1-2 (No:2). Yine Konsolos Dickson'un 13 Nisan 1864 tarihli yazısı, s.3-4 (No:5) ve s.4 (No:6).

43. N.Devlet. Çağdaş Türk Dünyası, istanbul, 1989. s.217. Kırımlıların II.Dünya Savaşı yılları tulumları ve sürgün edilmeleri hakkında geniş bilgi için bkz. Fisher. s.150-179.

44. Fisher, s.92 v.d.

45. K.Beydilli, "1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Anadolu'dan Göçürülen Ermeniler", Belgeler. XII1.C., Sayı 17, s.404.

46. Muâhedât Mecmuası, IV/2.C., istanbul, 1296, s.78-79.

47. Beydilli. s.365-434.

126

Cilt 3. Sayı 2, Yaz 1996

Avrasya Etüdleri

127

48.

49. 50. 51.

52.

56.

57.

58. 59.

60. 61.

62.

63. 64.

65. 66. 67. 68. 69. 70.

U.Gülsoy. 1828-1829 OsMANLI-Rus Savaşı'nda Rumeli'den Rusya'ya Göcürülen reâyâ, istanbul, 1993. s.27 v.d-Rûznâme-i Cerîde-i Havadis (RCH), Sayı 148. RCH, Sayı 1155.

ilginçtir ki, o sırada Rusya'da olan ve dönmek isteyen 200 kadar gayr-i müslimden yediklerine karşılık 6.000 ruble istenmiş, fakat göçmenlerin bunu ödeyememeleri üzerine söz konusu meblağ da Bab-ı Ali taralından karşılanmıştı. RCH, Sayı l 168.

K.ırpat, s.64 65; M.Aydın, "Vidin Bulanlarının Rusyaya Göç Ettirilmeleri", Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı 53, istanbul. 1988, s.67 79.

BOA, Irade-Hariciye, 12463-Tasvir-i Efkar, Sayı 540.

Baytugan, s.5; Ailen. s. 18; A.N.Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990, s.34-37. V.Henze, Kafkaslarda Ateş ve Kılıç: XIX. Yüzyıl Kafkasya Dağ Köylülerinin Direnişi, Çev. A.Kösetorunu. Ankara. 1985, s.4. Halta ll.Katerina'nın gözdelerinden olan Po-temkin'in hayali Rusya'nın kontrolünde Güney Kafkasya'da (Transkafkasya) bir Etmeni Krallığı tesis etmekti. M.S.Anderson. The Eastern Question (1774-1923), London. 1987, s.ll.

AH.Hızal Kuzey Kafkasya Ankara, 1961, s.37: M.Bala, "Cerkesler", islâm Ansiklopedisi, lll.C., istanbul, 1963, s.382-382.

Ailen, s.18.

Ed. Dulauryer, "La Russe Dans le Caucase-L'exode Deş Circassiens et la Colonisation Russe", Revue de Deux Mondes, LXI.C., Paris, 1866, s.60; S.J.Shaw-E.K.Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, Çev.M.Harmancı, ll.C, istanbul, 1983, s.152.

. Dulaurier, s.62.

. A.N.Kurat, Rusya Tarihi, Ankara. 1987, s.338-340. Bu tarihler yapılan reformlar hakkında

geniş bilgi için bkz. H.Seton-W,atson, The Russian empire (1801-1917),Oxford, 1988,

s.332vd.

I.Ortaylı, "Çarlık Rusyası Yönetimlinde Kars", I.Ü. Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 9, istanbul,

1978. s.348-350.

Swietochovski, s.32-35.

P.Fedenko. "Rusya imparatorluğunun Kuruluşu Hakkında Yeni Sovyet Tarihi", Dergi, Sayı

42. Münih. 1965. s. 10.

Swietochovski, s.40-41.

Aynı eser. s.67.

Orlaylı, s.3.56.

B.hayit, Türkistan, Çev. A.Sadak, istanbul. 1975. s. 167 v.d.

Swietochovski. s.47-48.

Ortaylı, s.359.

128

Cilt 3, Sayı 2, Yaz 1996
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Türkçüler, dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma, az kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde, için için bir çekişme var demektir. Türkçü, ülküdaşları ile olacak bir geçimsizliğin ülküye zarar getireceğini bilir."
Sakallı Nurettin Paşa
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 58


Etnik Öğütücü


« Yanıtla #3 : 24 Mayıs 2015, 14:25:02 »

Her ne kadar uzun görünse de günümüzdeki oyunlara ışık tutan bir yazın okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.Türk'ün sadece savaşda iyi olması artık işe yaramıyor.Diplomasi ve sosyolojik ( toplum biliminde ) köktenci adımlar atmamızın ne kadar gerekli olduğunu bir kere daha iyi anlayacaksınız.Yanı sıra ufak nacizane bir bilgi de, vermek isterim.Dipçe de bulunan kitapları satın alıp göz gezdirmeniz eğer ki bu tarz jeostratejik,toplum yönetimi,jeopolitik,diplomatik konularda usunuzda bulunan ? işaretlerine merhem olacaktır.İyi okumalar.Bilgiyle kalın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Türkçüler, dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma, az kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde, için için bir çekişme var demektir. Türkçü, ülküdaşları ile olacak bir geçimsizliğin ülküye zarar getireceğini bilir."
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.233 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.