Kapitalistleşemeyen İmparatorluk: Osmanlı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 01 Nisan 2020, 14:28:09


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kapitalistleşemeyen İmparatorluk: Osmanlı  (Okunma Sayısı 2754 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çepni77
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 130



Site
« : 01 Kasım 2010, 13:41:03 »

300 yıl boyunca bir cihân imparatorluğu olarak yaşayan bir devlet nasıl oldu da kalan 300 yıl boyuca Batılı devletlerin sömürgesi hâline geldi? Nasıl oldu da İngiliz İmparatorluğu gibi kapitalistleşemedi, merkantalistleşemedi, emperyalistleşemedi? İşde bu makâlede, bu soruların cevâbını bulacaksınız.

 

***

 

Osmanlı ekonomik düzenini anlamak için öncelikle İslâm şerîat hukûkunu iyi kavramak gerekiyor. Osmanlı'daki Sünnî Türkler Hânefî mezhebinden olduğu hâlde Osmanlı çoğu konuda Şâfi'i hukûk ekolüne göre karar almışdır. Örneğin, devşirme sistemi Hânefî İslâm hukûkuna aykırı olduğu hâlde Şâfi'i hukûk ekolüne aykırı değildir (1). Kezâ, ekonomik konularda da Şâfi'i hukuk ekolünün egemen olduğunu görüyoruz.

 

İmam Şâfii'nin mezhebini benimseyen ve savunan Gazalî'ye (2) göre tüccârlık, sarrâflık ve zenginleşmek günâhdır (3). Ayrıca, Gazalî, "Tahafut-al-Falasifa" adlı eserinde İbn Sinâ ve Farabî gibi büyük Türk âlimlerini de eleşdirmişdir (4). Buna karşın, Yusuf Has Hacib'in yazdığı Kutadgu Bilig'e ve Hânefî mezhebinin kurucularından Şaybânî'ye göre "Ortaya çıkan Müslüman tüccâr sınıfının iyi bir yaşam için çabaları İslâmiyet'e aykırı bir şey değildir, bu aksine dînî bir ödevdir." Şaybânî, lüksü, dine aykırı görmez, övülmeye değer bulur (5).

 

Gazalî ekolünü benimseyen Osmanlı, bu yüzdendir ki kapital oluşumlara pek izin vermemişdir. Ölenin mirasının önemli bir bölümü, vasiyetlere, vakıflara, zevcelere ve câriyelere yapılan bağışlara gitmekdeydi. Ondan sonra mirasdan, miras taksimi yapan kadı için "kısmet resmi" ve diğer görevliler için kassâmiye, kâtibiyye, ihzâriyye ve dellâliyye adları altında bir dizi resimler (=vergiler) alınır, bunların toplamı mirasın yirmide birini bulurdu. Kalan meblağ mirasçılar arasında şerî miras kurallarına göre bölüşülürdü (6).

 

Marrano Yahudileri, Avrupa'daki enkizisyon mahkemelerinden kaçıp Osmanlı'ya sığındıkdan sonra, Osmanlı'da rahatça ticâret yapıp zenginleşmişlerdir (7). Kezâ, Rûm ve Ermeniler de Osmanlı'daki sermaye sâhibi kesimdendi. Bunun sebebi gayri-Müslimlerin şerîata ve hisbâ denilen hirfet (=lonca) kurallarına bağlı olmayışıdır (Meselâ, gayri-Müslimlerin şarap ticâreti yapması gibi). Hülâsâ, İslâm şerîatı gayri-Müslimlerin zenginleşmesine sebebiyet vermişdir.

 

Yerli endüstrinin büyümesi için, gittikçe genişleyen bir dış pazar gereksinimi, hiçbir zaman düşünülmemişdir. Çünkü, iç pazar ihtiyaçlarını önde tutan bir hirfet sistemine bağlı kalınmışdır. Osmanlıların 16. yüzyılda kapitülasyonları Batı devletlerine, iyi bir politika eseri imiş gibi, severek bağışlamaları Osmanlı iktisadî ve ticârî politikasının temelini açıklar: İç pazarda bolluk düşüncesi temel iktisadî kaygıdır. Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Tanzimat dönemine kadar hirfet sistemine sıkı sıkıya bağlı kalmış, endüstri kapitalizmine götürebilecek koşullara karşı durmuşdur. Gördüğünüz gibi, endüstri kapitalizmine götürebilecek bazı somut koşullar ortaya çıkmakla berâber, devletin kontrol politikası, egemen geleneksel kültür koşulları ve kültür davranışı, hiçbir zaman Batı dünyâsındaki gelişime benzer bir gelişmeye izin vermemişdir (Cool.

 

Osmanlı'da en önemli kapital oluşum evlâdiye vakıfları ve özel mülk topraklarıdır. Bununla birlikde, Fâtih devrinde sıkça yapıldığı gibi bu vakıflar çoğu zaman devletleşdirilmişdir, topraklar ise mîrî arazi hâline getirilmişdir. Kezâ, yine Fâtih'in gümüş para ayarını değişdirmesi, yerli ve yabancı tâcirlerin şikâyetine sebeb olmuşdur (9). Aşıkpaşaoğlu bunları, Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zûlümler olarak proteso eder; aslen bir İtalyan Yahudisi olan Vezîr Hekim Ya'kub Paşa'nın bu kötü yenilikleri memlekete sokduğunu iddiâ eder (9).

 

Osmanlı târihinde özel mülke en çok önem veren pâdişâh kuşkusuz ki Sultan II. Abdülhamîd'dir. Sultan II. Abdülhamîd devrinde pek çok mal ve mülk -bu arada Musul'daki petrol kuyuları da- Hazine-i Hassâ'ya, yâni pâdişâhın şahsî hazinesine dâhil edilmişdir. Ancak 27 Nisan 1909'da, Sultan II. Abdülhamid'in tahtdan indirilmesi ile birlikde Hazine-i Hassâ mülklerine dâhil edilen bütün araziler, evler, dükkânlar, yâni bütün taşınmazlar Maliye Nezâreti'nin idâresine, yâni devletin idâresine terk edilmişdir. Devlet yıkılınca da doğal olarak bütün mülkler kaybedilmişdir (10).

 

***

 

Sonuç:

 

Hülâsâ, Osmanlı hiçbir zaman için kapitalistleşememiş, merkantalistleşememiş, emperyalistleşememişdir. Aksine, İngiltere gibi devletlerin açık bir pazarı hâline gelerek "sömürgeleşen bir imparatorluk" olmuşdur. Ticârete ve endüstriye gerekli önemi vermemişdir, daha çok tarıma dayalı bir ekonomik politika izlemişdir. Bu sebeble, Osmanlı'yı "köylü imparatorluğu" diye karakterlendirmekde bir abartma yokdur (11).

 

Mehmet ÇALIŞKAN

 

***

 

Kaynakça:

 

1) Prof. Dr. Paul Wittek - Devshirme and Shari'a ve Prof. Dr. Halil İnalcık - Osmanlılar sf. 186

 

2) Görsel Yayınlar Genel Kültür Ansiklopedisi, cilt:6, sf. 1123

 

3) Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 264, 265

 

4) Görsel Yayınlar Genel Kültür Ansiklopedisi, cilt: 6, sf. 304

 

5) Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 262, 263

 

6) Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 297

 

7) Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 282, 283

 

Cool Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 294

 

9) Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 121

 

10) Habertürk Târih Dergisi, 17 Ekim 2010, sayı: 21, sayfa: 7

 

11) Prof. Dr. Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye sf. 248, 249

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, büyük Türkelinde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hakimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olma ülküsüdür.
Onbaşı Yamtar
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 446



« Yanıtla #1 : 01 Kasım 2010, 15:26:30 »

Çok güzel makale Kandaşım sağ olasın...
Türkiye'nin bugünki sorunlarının da temellerinde Osmanlı'nın Türk'ü ezen gayritürk'ü semirten düzeni yatmaktadır, şöyle ki;
Türkler'i sadece savaşlarda hatırlayan savaştıkları sürece toprak sahibi olmalarına izin verilen kahpe düzen olmasaydı, belki bizde de zengin sınıf oluşacak, belki sanayi devriminin gerisinde kalmayacaktık. Sanayi devrimi köylü halkın daha erken kentlileşmesine, halkın sınıflanmasına ve örgütlenmesine neden olacaktı.
 Başbuğumuz'dan sonraki dönemde toprak reformunun da yapılmaması nedeniyle miras bölünmeleri ile topraksız kalan köylü resmen köyden kente  kente göçmeye zorlanmış, örgütlü bir işçi sınıfının olmaması ile de kente göçen köylüler sermayenin köleleri olmuşlardır. Ancak karnı doyacak kadar kazanan millet ne düşünebilmiş, ne kendini eğitebilmiş, sahte cennet vaatleriyle bu umutlarını ve mutluluğu öte aleme bırakmıştır.
 Cahil ve fakir insanı kandırmak dünyanın en kolay en masrafsız işidir herhalde. Çocuğunluğu cahil ve fakir olan millettimizin seçimleri de ortada, seçilen tasması dışarda iktidârın icraatları da ortadadır. 600 yıl milletin kanını emen kahpe Osmanlı düzeni'nin günümüze yansımaları da bunlardır...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Toprak ana uyuturken koynunda bizi
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.175 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.