İttihat ve Terakki'nin Gizli Planı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 30 Mayıs 2020, 14:54:50


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İttihat ve Terakki'nin Gizli Planı  (Okunma Sayısı 2577 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gök Alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 121


« : 24 Ocak 2010, 03:50:07 »

İttihat ve Terakki Umumi Merkezi her ihtimali göz önüne alarak, Dünya Harbi yenilmemizle neticelendiği takdirde, silahları bırakmayarak Anadolu'ya çekilip orada kademe kademe müdafaaya devam kararı vermiş, bunun için de bir plan hazırlamıştı. Bu plan, umumi merkezde çeşitli toplantılarda uzun müzakereler sonunda bütün teferruatı ile meydana getirilmişti. Çanakkale'de bilhassa 18 Mart'ta zorlandığımız günlerde, bu planın ilk defa tatbikine lüzum görülmüş ve düşman donanmasının boğazı geçip İstanbul'u işgal etmesi ihtimali karşısında, bu plan gereğince vazifelendirilmiş olanlar harekete geçmişler, Anadolu'ya geçecek olanların ailelerini İstanbul'dan çıkarmakla işe başlamışlar ve bu arada, ben de göz hekimi Profesör Esat Paşanın ailesiyle bizimkileri hemen Bursa'ya götürmüştüm. Çünkü Almanlar, müttefiklerin dokuz saatte Çanakkale'yi geçeceklerini söylüyorlardı. Şayet ben Bursa'da iken İstanbul böyle bir işgal faciasına uğrarsa, orada devşireceğim kuvvetlerle Bursa-Bilecik bölgesinde mukavemet hareketine geçecektim. Esat Paşa bazı arkadaşları ile İstanbul'da kalacak ve buradan insan, silah ve malzeme ile işe yarayacak ne akla gelirse göndererek, Anadolu'daki kuvvetleri takviye edecekti.

Çanakkale zaferimizle İstanbul'u işgal tehlikesi bertaraf edildikten bir müddet sonra ben Avrupa'ya gitmiştim. Viyana'dan döndüğüm zaman, müttefiklerimizin bazı cephelerde kötü duruma düştüklerini ve Bulgarların silahlarını terke niyetlendiklerini; Macarların da harp etmediğini, peşlerinden Avusturya'nın da geleceğini Merkez-i Umumi'de Bahattin Şakir ile diğer arkadaşlara anlattım. Benim bu söylediklerimi Viyana Konsolosu Hüsnü Bey de teyit ediyordu. Buna rağmen, galiba Enver Paşa'nın telkinleriyle bizimkiler Almanya'ya çok güvendiklerinden, "Bir ordu gönderir, bunların hepsini düzeltir." diyerek, hiçbir şeye ehemmiyet vermiyorlardı.

Çok geçmedi, korktuğum oldu. Bulgarlar "Teslim" dediler. biz de mütareke yapmaya mecbur olduk. Bunun üzerine Talat Paşa, bir kongre toplayıp İttihat ve Terakki'yi "Teceddüt" Fırkasına inkıla ettirdiler ve akabinde de ortadan kayıp oldular. Yalnız son gün, yani kaçışlarından bir gün evvel - tabii hiçbir şeyden hayır yoktu ama o sıkışık zamanda belki lazım olurum diye - Boyacıköy'deki yalısında, Cemal Paşa'yı ziyaret etmiştim. Hiç unutmam, söz arasında bana: "İktidarda bulunmuş namuslu adamlar her zaman millete hesap vermeye mecburdurlar. Ancak böyle zamanlarda hesap vermek için bir müddet ortadan kaybolmaları lazımdır. Yoksa bugünkü vaziyette hesap vereyim derken, güme giderler." demişti. Ama ben yine kaçacaklarını bilmiyordum. Böyle bir şeyi aklıma dahi getirmemiştim. Bunlar sonradan da anlaşıldığı gibi, dışarıda çalışmak için kaçmışlardı.

Onlar kaçtıktan sonra, biz kalanlar, başta Esat Paşa olmak üzere toplandık ve sözünü ettiğimiz planı tatbikata başladık ve ailelerimizi Anadolu'ya göndererek, kendimiz İstanbul'da, Anadolu'da kurulması gereken mukavemet teşkilatı üzerinde çalışmaya koyulduk. Önce Esat Paşa'nın teşebbüsü ile Milli Kongre toplandı. Sonra rahmetli Trabzon mebusu Ali Fikri'nin Cağaloğlu'ndaki istifade ile birçok propaganda  risaleleri ile İngilizlerin cinayetlerinin fotoğraflarını çoğaltarak her tarafa, hatta Avrupa'ya yaydık. bu işleri o zaman İsviçre'deki merkezimizi "Kara Şemsi" takma adıyla idare eden Reşit Saffet Bey yapıyordu. Fakat İstanbul'un işgali, faaliyetlerimizi kısmen sekteye uğrattı. Buna rağmen biz, Anadolu'ya insan ve malzeme kaçırmakta devam ediyorduk. Esat Paşa, Çamlıca eteğinde Kayışdağına bakan çiftliğini bir "Anadolu'ya sevkiyat merkezi" haline getirmişti. Fedakâr Kuleli talebeleriyle, Ankara'ya giden tek hariciyeci olan Rüstem Bey ve daha birçok münevverler, hep buradan kaçırıldılar. Ben de o sırada, bilhassa bu kaçırma işini bir başka yoldan yürütmek maksadıyla Sarıyer'de, hem de karakolun tam karşısında bir yalı kiralamıştım. Milli Mücadelenin meşhur Bulgar Sadık'ı ile daha birçoklarını ben bu yalıda gizledim. Gündüzleri yalıdan çıkmaz, geceleri sabahlara kadar Maçka ve Zeytinburnu depolarından kaçırdığımız silah ve cephaneleri, takalarla Anadolu'ya sevkederdik. O zaman Tasvir-i Efkâr gazetesi sahip ve başyazarı rahmetli Velit Ebüzziya, Yahya Kaptan, Mustafa Nevzat, Dördüncü Noter Veli, Yenibahçeli Şükrü Bey gibi arkadaşların büyük himmet ve gayretleri görülmüştür. Başı diye bir şeyimiz yoktu. Böyle bir şey hiç düşünülmemişti.

Yalnız, plan gereğince Anadolu'da harekete geçileceği zaman orduya bir baş lazım olduğunu düşünerek Esat Paşa, evvela eski Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'yı münasip görerek kendisiyle temas etti. İzzet Paşa bu işi memnuniyetle kabul edeceğini beyan etmekle beraber, teşkilat yapmak için en azından bir iki milyona ihtiyaç olduğunu ileri sürdü. Ve bu para temin edilmezse bu işin olamacağını bildirdi. Bu parayı nereden bulacaktık? Esat Paşa ile bizim cebimizde ne vardı? Para ancak, Anadolu'ya geçtikten sonra bulunabilirdi. İşi ele alınca, tekmil mal memurlukları ile, para kaynakları ele geçecekti.

O zaman Mustafa Kemal Paşa üzerinde durduk. İstanbul mebusu Rıza Beyi, Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdik. O da yine teşkilat için para, bir de mutlaka Anadolu'daki ordu kumandanlarının üstünde bir mevki ve selahiyete sahip olmayı istedi. O sırada Abdullah Paşa Harbiye Nazırı idi. Esat Paşa gerek saray, gerek Harbiye Nezaretinde Mustafa Kemal Paşa'nın ordu müfettişliği payesiyle Anadolu'ya geçirilmesi konusunda bir hayli gayret sarfetti. Hatırlarsanız, Atatürk'ün büyük nutkunda da bahis konusu olmuştu. Bir "Rahip Frew'ın mektupları" meselesi vardı. Bu mektuplar Sait Molla'da idi. Sait Molla o sırada Cağaloğlu'nda Emniyet Sandığının karşı tarafında bir evde oturuyordu. Esat Paşa, Bulgar Sadık vasıtasıyla sabıkalı hırsızlardan Mustafa isminde birini para ile tatmin ederek, bir gece Molla'nın evinden bu mektupları çaldırdı. Ve bu suretle eline geçirince, tetkik ederek, Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdi.

Nihayet İngilizler 16 Mart'ta İstanbul'u işgal ederek, Esat Paşa ile diğer bütün fedakâr Kuvayı Milliyecileri yakalyıp Malta'ya sürdüler. Fakat buna rağmen, tesadüf eseri olarak İstanbul'da kalanlar, Mustafa Kemal Paşa ile işbirliği halinde çalışmaya devam ettiler.


Şeref Çavuşoğlu, Yakın Tarihimiz, 1. cilt, s.263-264
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.