Istanbul´un Fethi 1453
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ekim 2019, 18:10:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Istanbul´un Fethi 1453  (Okunma Sayısı 14363 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
OnbaşıPars
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 172


TANRI TÜRK'E YAR OLSUN TURAN ELLER VAR OLSUN


« : 03 Nisan 2011, 01:08:31 »

İSTANBUL´UN FETHİ - 1453


İstanbul‚ bölgede önemli bir siyasi güç olan Doğu Roma imparatorluğunun başkenti olmasının yanı sıra iki kıtayı ve iki denizi birbiriyle bağlayan stratejik konumu itibariyle de önemli bir merkezdi. Bundan dolayı tarihte pek çok devletin topraklarına katmak istediği bir kara parçasıydı. Dolayısıyla Osmanlılar da gerek jeopolitik-jeostratejik özelliklerinden ötürü‚ gerekse İslam peygamberi Hz.Muhammed´in (SAV) İstanbul´un feth edileceğini sahabelerine müjdelemesi ve İstanbul´u fethedecek komutan ve askerlerden övgüyle bahsetmesi nedeniyle İstanbul´u Yıldırım Bayezid döneminden beri ciddi anlamda ele geçirmenin hesaplarını yapıyorlardı.


Fetih Öncesinde Bölgenin Coğrafyasına Bakış...




Osmanlı Türklerinin‚ Trakya‚ Boğaz ve Kocaeli Yarımadasını alması ile Bizans‚ İstanbul dahil birkaç şehirden ibaret kalmıştı. Toprak ve nüfus azlığına rağmen‚ Avrupa Hıristiyanlarının hmisi durumunda olan Bizans‚ Papalığın da desteğini görüyordu. Bizans‚ kendisi için tehlike kabul ettiği Osmanlı Devletinin zararına çalışmaktan bir an geri durmuyordu. Anadolu Türk Beyleri‚ Bizansın entrikaları ile Osmanlı Devletine taarruz ediyorlardı. Bizans´ı Osmanlı´nın cihanşümul stratejilerine bir tehdit olarak gören Fatih Sultan Mehmed ise babası II. Murad´ın akim kalan fetih politikasını devam ettirmekte kararlıydı.

Fetih öncesi Bizansın en önemli kuvvet ve ikmal yolu olan deniz yolunu‚ Osmanlı kontrolü altına almak maksadıyla; Anadolu Hisarının karşısına keşfini bizzat kendisinin yaptığı Rumeli (Boğazkesen) Hisarının yapımını başlattı. Anadolu Hisarı da tamir edilip‚ top yerleştirildi. Hisarın‚ kulelerinin‚ kapı ve mazgallarının mevkileri‚ Mehmed Han tarafından tespit edilip‚ Çandarlı Halil‚ Zağanos ve Saruca paşaların‚ masrafını karşıladığı kuleler yapıldı. Rumeli Hisarının inşaatında‚ devlet adamları dahil‚ binlerce işçi ve usta sıkı disiplin altında çalışarak‚ memleketin her tarafından getirilen inşaat malzemeleri ile‚ tamamı iki bin metreyi bulan sur ve kuleler‚ dört ay içinde tamamlandı (1452). Firuz Ağa kumandasında dört yüz kişilik muhafaza kuvveti ve devrin en güçlü ateşli silhı topların yerleştirildiği Rumeli hisarının tamamlanmasıyla‚ Boğazın trafiği kontrol altına alınıp‚ Sultan Mehmed Hanın fermanıyla da‚ geçiş talimatı yayınlandı. Fermana göre; Boğazdan her geçen gemi‚ kaleye belli mesafe yaklaştığında yelkenlerini indirerek‚ Hisar komutanına‚ nereden gelip nereye gittiğini‚ yükünün mahiyetini bildirecek‚ belli miktar vergi verecek‚ sonra geçmesine müsaade edilecek‚ aksi şekilde hareket edenler batırılacaktı.


Bu talimata uymak istemeyen bir Venedik gemisi‚ topçu ateşiyle batırılınca‚ işin ciddiyeti herkes tarafından anlaşıldı. Bizanslılar‚ iyice sıkıştırılıp‚ dış dünyayla alkalarının kesileceğini‚ Hisarın yapımı devam ederken anlayıp‚ teşebbüse geçmişlerse de İkinci Mehmed Hanın hakimiyet prensibinin esasını teşkil eden şu tarih cevabı‚ Bizanslıları daha o anda şaşkına çevirmişti:

Varna Savaşı (1444) esnasında‚ İmparatorunuz‚ Macarlarla birlik olup babamın (İkinci Murad Han) Rumeli´ye geçmesine engel olmak istediğinde‚ babam ne zorluklar çekmişti. Şimdi kendi arazim üzerinde‚ gönlümün istediğini yapmama karşı gelmeniz için elinizde ne hak‚ ne de kudret vardır. İki kıyı da benimdir. Anadolu kıyısı benim; çünkü ahalisi Osmanlıdır. Rumeli kıyısı da benimdir; çünkü savunmasını bilmiyorsunuz. Gidiniz‚ efendinize söyleyiniz‚ bir daha böyle haberler göndermesin! Osmanlı Sultanı; Moradan gelecek kuvvetlere karşı Turhan Beyi‚ Avrupadan gelecek kuvvetlere karşı da akıncıları vazfelendirdi. 1452-1453 kışı‚ Edirnede kuşatma hazırlıkları içinde geçti. Büyük toplar dökülüp tecrübe atışları yapıldı. Balistik hesapları bizzt Ftih tarafından yapılan topların dökümü çok kısa zamanda bitirildi.

Osmanlı sultanı‚ kuşatma hazırlıkları içinde iken‚ Bizansa Karadenizden Venedik kadırgaları‚ Cenevizli kaptan Janni Justiniani Langus‚ Sakızlı Maurise Cantaneo yardıma geldi. Bizans imparatoru şehrin savunmasını Cenevizli kaptan Justinianiye verdi. Surun kenarlarında bulunan dolu vaziyetteki hendekler açılıp‚ yenileri kazıldı. Hendeklerin kazdırılmasında ağır cezalı mahkmlar çalıştırıldı. Mezarlıklardaki taşlarla surlar takviye ve tamir edildi. Şehrin kapılarının muhafazası‚ Bizans´a yardıma gelmiş Venedikli ve Cenevizli komutanlara verildi. Haliçteki meşhur zincir Venediklilere gerdirilerek şehir‚ deniz saldırısından korunmaya çalışıldı. Adaların tahkimi ve şehre erzak yığmakla‚ Bizanslılar‚ kuşatmaya karşı son savunma hazırlıklarını yaptılar. Bizans ordusu karmakarışık bir yapıya sahipti. Bulgar‚ İtalyan‚ Fransız‚ Moralı‚ Giritli‚ Alman ve İngiliz ücretli askerleriyle Bizanslılardan meydana geliyordu.


Osmanlı ordusu‚ bütün sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1453 yılı Şubat ayında ağır topçu grubu Edirneden yola çıkarıldı. Toplar‚ Rumeli Beylerbeyi Karaca Beyin kumandasında 10.000 kişilik süvariyle iki ayda İstanbul önlerine getirildi. Anadolu ve Rumelideki bütün silahlı kuvvetler‚ Türk-İslm leminin her tarafından gelen gönüllü kuvvetler ve Osmanlı ordusu içerisinde yer alan bazı Sırp‚ Macar‚ Ulah‚ Alman‚ Latin‚ Rum askerlerden meydana gelen Osmanlı ordusunun mevcudu‚ 125.000 civarındaydı. Devrin en modern silhlı kuvvetlerine sahip Osmanlı Sultanı İkinci Mehmed Han‚ yanında Akşemseddin‚ Akbıyık‚ Molla Gürn ve Molla Hüsrev gibi büyük limler olduğu halde‚ 24 Mart Cuma günü Edirneden hareket etti.



Osmanlıların İstanbul´a İlerleyişi...





Osmanlı kolbaşısı 1 Nisanda Çekmeceye‚ 5 Nisanda İstanbul önüne ulaşıp‚ Bayrampaşa Deresi kenarında Maltepe sırtlarına Otağ-ı Hümyn kuruldu. 6 Nisan Cuma günü bütün ordusuyla İstanbul surları önünde Cuma namazını kılan Sultan Mehmed Han‚ kuşatma hattını kurdu. Topkapıdan Edirnekapıya kadar uzanan merkez kuvvetlerinin başında‚ İkinci Mehmed Han ve Sadrazam Halil Paşa‚ Cenevizlilere ait Galata sitesi önündeki kuvvetlerin başında Vezir Zağanos Paşa vardı. Karaca‚ İshak‚ Mahmud ve Bursalı Ahmed paşalar‚ surları çepeçevre sarmakla vazifelendirildi. Donanmanın başında Kaptan-ı Dery Baltaoğlu Süleyman Paşa bulunuyordu. Vezir Mahmud Paşa‚ sünnet-i seniyyeye uyularak‚ şehrin kan dökülmeden teslimi için Bizans imparatoru On birinci Konstantin Dragazese elçi gönderildi. İstanbulun derhal teslimi hlinde kan dökülmeyeceği‚ ahlinin canına‚ malına hürmet edileceği teklif edildi. Bizans İmparatorunun Osmanlı teklifini reddi üzerine‚ 6 Nisan Cuma günü harekt başlatıldı.






Osmanlı kuşatma harektı başladığında‚ İstanbulun nüfusu yetmiş bin civarında olup‚ Bizans ordusu‚ ücretli asker ve yardıma gelen Haçlı kuvvetleriyle yirmi bin kadar asker ile elli gemiden meydana geliyordu. Osmanlı topçusunun surları çökerten‚ kalplere dehşet veren ateşleri‚ Bizansı iyice korkuttu. Bütün ahl bu durumda topyekün savunmaya iştirak etti. Beş yüz-altı yüz kilogram gelen mermi ve granit top gülleleri‚ yüzyıllardan beri bütün haşmetiyle uzanıp yükselen İstanbul surlarında‚ her patlayışta büyük gedikler açıyordu. Bu gedikler‚ taze kesilmiş hayvan derileri ile kaplı yün ve kumaş balyaları ile kapatılmaya çalışılıyordu. 12-17 Nisan günleri Osmanlı ordusunun‚ bilhassa piyadelerinin surlara yaklaşma gayretleri netice vermiyordu.


Bizanslıların Yaptığı Surların Yapısını Gösteren Bir İllustrasyon...




Top atışlarından istedikleri neticeyi alamayan Osmanlılar yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu‚ Sırp Despot´u tarafından Nvo Brdo´dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa´nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar‚ Johannes Grant adında‚ Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak‚ sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.



Tünellerdeki Çarpışmalar...





Zamanın yaygın tekniğinden çok ileride sayılabilecek‚ seyyar top dökümhnesini de Sultan Mehmed Han‚ ordughın hemen yanına kurdurmuştu. Kuşatmanın onuncu gününde‚ büyük topların güllelerinin açtığı gediklerin Bizans müdfilerince süratle tamir edilmesi üzerine‚ padişah‚ bu topların daha sık atışını emretti. Fakat soğumadan ikinci atış esnasında birinin namlusu parçalandı. Buna çok üzülen Sultan Mehmed Han‚ sabaha kadar bu işe çare düşündü. Sabahleyin‚ topların atıştan sonra zeytinyağı ile yağlanmasını‚ böylece soğutulup daha da sık şekilde atışını emretti. Bundan sonra top atışlarından çok iyi netice alındı. Makinelerin yağla soğutulması‚ Fatih Sultan Mehmed Hanın keşfidir.


İstanbul Kuşatmasını Anlatan Bir İllustrasyon...





İstanbulun savunması ve ikmalini temin için‚ Papa tarafından üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Zeytinburnu açıklarında rüzgrın kesilmesi ile beklemeye başladılar. 12 Nisandan beri Dolmabahçe önünde demirleyen ve 18 Nisanda adaları fetheden Osmanlı donanması‚ bu durumdan istifade etmek isteyip derhal o bölgeye giderek bu dört gemiyi ablukaya aldı ve deniz muharebesi başladı. Baltaoğlu Süleyman Beyin komutasındaki Osmanlı donanması‚ küçük gemilerden kuruluydu. Bizans gemisine kıçtan mahmuz vurulmasına rağmen kesin bir neticeye gidilemedi. Bu harbi‚ Zeytinburnu açıklarından at üzerinde takip eden Sultan‚ hırs ve üzüntüsünden atını denize sürdü. Elbiseleri deniz suyundan ıslanıncaya kadar su içinde ilerledi. Maiyeti de Sultana uydu. Bu halde bile donanmaya emirler gönderdi. Bu muharebede Venedik ve Bizans gemileri‚ Osmanlı kuvvetlerinin elinden kurtularak‚ o sırada çıkan uygun rüzgr ile Haliç önlerine kadar gelerek‚ gerili bulunan zincirin açılması ile içeri alındılar. Muteber kaynaklara göre Osmanlı kaybı‚ yüz kadar şehid ve otuz yaralıydı. Bu durum‚ Bizansın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda Baltaoğlu Süleyman Bey bu vazifeden alınıp‚ yerine Hamza Bey tayin edildi.



Bizanslılar Denizi Kalelerinin Surlarındaki Burçlar Yardımıyla Kontrol Ediyorlardı...






Donanmasının muvaffakiyetsizliği üzerine‚ Sultan Mehmed Han‚ Haliçe kıyı olan İstanbul surlarının çok zayıf olduğunu bildiği için‚ bu zafiyetten yararlanmak istedi. Böylece Bizanslılar‚ kara surlarında mukavemete devam eden kuvvetlerinin bir kısmını‚ bu tarafa kaydırmaya mecbur kalacaklar ve kuvvet dengesi bozulacaktı. Bu maksatla tarihte eşine rastlanmayan ve bu na kadar da bir misaline teşebbüs dahi edilmemiş‚ gemileri karadan yürütme işine karar verdi.

Bu plnını en yakınlarından bile gizleyip‚ son na kadar kimseye sezdirmedi. Gemilerin geçeceği yol güzerghını bizzat kendisinin tespit ettiği rivayet edilir. O zaman bağlık bahçelik ve çalılık olan yerlerden geçen bu yolu temizletip‚ gerekli tesviyelerini süratle yaptırdı. Bu işte binlerce insan çalıştırıldı. Yollar yapılıp‚ iri taşlar üzerine kalaslar döşenerek‚ don yağı‚ sde yağ ve zeytinyağı ile yağlanarak‚ yolun iniş ve çıkışlı yerleri ile virajlarına işin özelliğine uygun palanga‚ bucurgat ve sair tespit malzemeleri yerleştirildi. Ayrıca her gemi için beşiğe benzer kızaklar hazırlatıldı. Yeteri kadar koşum hayvanı da‚ icap eden yerlerde bulunduruluyordu. Bazı malzemelerle zeytinyağı‚ o zaman Galatada oturan Cenevizlilerden satın alınmıştı. Donanmanın büyük bir kısmı‚ 22 Nisanda Tophane önlerine geldiğinde‚ durum ancak anlaşılmıştı. Donanmanın karadan kat ettiği yolun güzerghı‚ Tophne-Kumbaracı Yokuşu-Tepebaşı-Asmalı Mescid-Kasımpaşa şeklinde tespit edilmişti. Yolun uzunluğu‚ 1512 metre kadardı. Gemiler Kasımpaşadan Haliçe ininceye kadar‚ Bizans ve Cenevizliler tarafından fark edilemedi. O devirde Bizansta hurafe o kadar yaygındı ki‚ sabaha karşı gemilerin süratle Haliçe doğru geldiğini görenler; Bu Müslümanlar bize sihir yapıyor diye seyre daldılar. Osmanlı donanmasından altmış yedi gemi‚ İkinci Mehmed Hanın bu dhiyne buluşu sayesinde Haliçe girdi.


Gemilerin Karadan Denize İndirilmesi Bizanslılar Üzerinde Şok Etkisi Yapmıştı...






23 Nisan günü Osmanlı kuvvetleri‚ seri bir şekilde Haliç üzerine bir köprü kurmaya başladılar. Galata tarafında Humbarahne ile Bizans tarafında bugünkü Defterdar arasına kurulmaya başlanan bu köprünün genişliği beş buçuk metre kadardı. Cenevizlilerden satın alınan boş şarap fıçıları ile bazı küçük kayıkların üzerine geniş kalaslar bağlanarak bir ucu serbest olarak inşa edildi. Bu köprüyü‚ akılları ermeyen Bizanslılar‚ Su üstünde yürüme sihri! diye değerlendirmişlerdir. Esasında bu‚ kendilerinin içtikleri şaraplardan boşalan fıçıların yardımıyla yapılan bir köprüydü. Bu köprü‚ İstanbulun fethine kadar asker ve malzeme naklinde kullanılarak‚ yanlarına konan küçük toplarla‚ zayıf Bizans surları dövüldü.

18 Mayısa kadar kara ve denizde devam eden muharebeler‚ yeni bir kuşatma silhının surların kenarında kullanılması ile tekrar kızıştı. Osmanlı kuvvetleri geceleyin‚ ağaçtan yapılmış‚ İstanbul surlarından daha yüksek‚ yürüyen bir kuleyi‚ surlara on adım mesafeye getirdiler. Sabah güneşin ilk ışıkları ile ortalığı seçmeye başlayan Bizans müdafleri‚ bu yürüyen kuleden çok korktular. Bir gecede yapılan bu kulenin iskeleti‚ iki kat deve derisi ile kaplanıp‚ ateşe karşı dayanıklı olması için arası toprakla doldurulmuştu. Üst katlarına merdivenle çıkılan yürüyen kulenin gövdesinde‚ ateş açma pencereleri vardı. Sura yaklaşan kuledeki askerler yıkım yaparken‚ etraftaki askerler de hendekleri dolduruyorlardı.


Fetihte Yer Alan Osmanlı Askerleri...








* Yeniçeriler (15 ve 16. Yüzyıl)





23 Mayısta surlarda açılan gediklerde Bizans askerlerinin savunmada gösterdikleri yılgınlık üzerine‚ Sultan Mehmed Han‚ umum taarruzdan evvel‚ imparatora bir defa daha teslim teklifinde bulundu. Bu maksatla İsfendiyaroğlu Kasım Beyi elçi gönderdi. Osmanlı elçisi‚ Bizansta imparator tarafından merasimle karşılandı. Elçi‚ Sultanın; Umum taarruzun doğuracağı felket ve dehşeti takdir edersiniz. Şehri sağ salim bırakmak isteriz. İmparator‚ bütün mal ve hazineleri ile‚ istediği yere çekilip gidebilir. İstanbul halkından da isteyenler her şeylerini alıp gidebilir. Kalmak isteyenler de mal ve mülklerini muhafaza edebilmek hakkına sahiptirler. İmparatora‚ Mora Despotluğu verilecektir şeklindeki isteklerini bildirdi. Ayrıca ve dostça‚ bunların kabulünü özellikle rica etti. Bu istek‚ uzun toplantılardan sonra reddedildi. Bizansın cevabı; Sultan barış istiyorsa muhasarayı kaldırsın‚ ne kadar ağır olursa olsun istenen vergi verilecektir. Şehri teslim etmek yetkim yoktur şeklinde oldu.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
OnbaşıPars
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 172


TANRI TÜRK'E YAR OLSUN TURAN ELLER VAR OLSUN


« Yanıtla #1 : 03 Nisan 2011, 01:08:41 »

Kuşatmada Osmanlıların Kullandıkları "El Bombası" Niteliğindeki Pişmiş Topraktan Yapılmış Bombalar (İng. "Terracotta Hand Grenades")





Osmanlı elçisinin ordugha dönmesinden sonra‚ 26 Mayıs günü‚ Macar Kralı Vladislasın elçilik heyeti gelerek; Bizans kuşatmasının kaldırılmasını‚ eğer kaldırılmayacak olursa‚ Macaristanın Bizans tarafında yer alacağını‚ ayrıca batılı Hıristiyan devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın İstanbula yaklaşmakta olduğunu bildirdi. Osmanlı kararghında bazı bozguncu sözler dolaşmaya başladı. Çandarlı Halil Paşa kuşatmanın kaldırılmasına taraftardı. Sultan ve Zağanos Paşa ise umum hücumun derhal yapılmasını istiyordu. Toplanan harp meclislerinde tereddütler hsıl oluyordu. Sultanın hocası ve en büyük desteklerinden‚ büyük lim Akşemseddin‚ Padişaha yazdığı bir arzda sert ve enerjik davranılmasını öğütlüyordu. Bunun üzerine toplanan son harp meclisinde‚ daha fazla beklemenin ordudaki bozguncu dedikoduları arttıracağı düşüncesi ile derhal taarruz kararı alındı. Bu arada Zağanos Paşa‚ Hadım Şahabeddin Paşa‚ Turhan Bey‚ Akşemseddin ve Molla Gürn‚ bu kararı destekler mahiyette asker arasında maneviyatı yükseltici konuşmalar yaptılar.



Osmanlı Kuşatmasının Son Safhası...






Böylece‚ 26 Mayıstan itibaren‚ Osmanlı ordughında büyük şenlikler başladı ve 28 Mayıs gecesi saat 24.00e kadar devam etti. 28 Mayıs günü‚ günün batması ile birlikte bütün Osmanlı birlik ve gemileri‚ mum donanması yaptılar. Sanki Bizans bir ışık çemberi ile çevrilmişti. Her yerden‚ tüyleri ürperten tekbir sesleri geliyordu. Bizans halkı‚ bu ışık ve seslerden dehşete düştü. Sokaklar‚ dua eden‚ yalvaran insanlarla doluydu. Bizans komutanı Justiniani‚ gündüz göğsünden bir ok yarası aldı. Ölüm korkusuna kapılan genç ve tecrübesiz Cenevizli‚ yerine vekil bırakmadan komutanlık gemisine çekildi. Justinianinin İstanbul savunmasını terk etmesi ve Bizanslılara‚ herkesin başının çaresine bakıp‚ kiliselerde dua etme tavsiyesi‚ ahlinin zaten zayıf olan maneviyatını iyice bozdu.



Bizans Ordusunda Savaşan Askerler...

* Bizans için para karşılığı savaşan askerler arasında Kuman Türkleri de vardı. Resimde bir Arnavut ve İtalyan askeriyle gözüküyor.





* 3´nolu asker Trabzon ve çevresinden gelen Rum asıllı Trapezuntine askeridir.





29 Mayıs sabahı Sultan Mehmed Han‚ sabah namazından sonra‚ güneş yükselince‚ iki rekat namaz kılarak kılıcını kuşanıp‚ atına bindi ve gece yarısından beri surları döven Osmanlı topçusunun‚ hedefi iyice yumuşattığına kanaat getirerek‚ umum hücum emrini verdi. Osmanlı askeri‚ arkadaşlarının yaralanmasına ve şehid olmasına aldırmadan Allah Allah nidalarıyla hücuma geçti. Ellerine geçirdikleri her türlü vasıtalarla surlara tırmanmaya çalışıyorlardı. Osmanlı kuvvetleri‚ muhtelif bölgelerden‚ dalga dalga İstanbula girmeye başlamışlardı. Bizans halkı‚ panik içerisinde sağa sola kaçışıyor‚ bilhassa Ayasofyaya sığınmaya çalışıyorlardı. Türk kuvvetleri‚ Aksaray bölgesinde birleştiler ve Ayasofyaya doğru ilerlediler. Kiliseye sığınmış olan ahliye kapıları açtırdılar. Fakat‚ güçsüz ve acınacak durumdaki bu insan yığınına kılıç çekmediler‚ onlara dokunmadılar. İmparator Konstantin de çarpışmalarda hayatını kaybedenler arasındaydı.



Bizans İmparatoru Konstantin´in Ölümünü Gösteren Bir İllustrasyon...





29 Mayıs Salı günü öğleye doğru‚ kır atının üstünde‚ yanında hocaları ve ordu kumandanları olduğu halde muhteşem bir alayla Topkapıdan İstanbula giren genç hükümdar‚ doğruca Ayasofyaya gitti. Fatih adıyla anılmaya hak kazanan 21 yaşındaki Sultan Mehmed Han‚ Bizanslıların alkış ve tezahüratı‚ Türk askerlerinin dört bir taraftan göklere yükselen ezan ve tekbir sesleri arasında‚ Ayasofya önüne geldi. Ayasofya‚ ağzına kadar‚ kadın-erkek Rumlarla doluydu. Bizanslıların hüngür hüngür ağlamalarından hasıl olan gürültüyü susturarak‚ süktu sağlayan Fatih Sultan Mehmed Han‚ Ayasofyada şükür namazı kıldı. Yerlere kapanan ahli‚ rahip ve eski Ortodoks patriğine karşı; Kalkınız! Ben Sultan Mehmed‚ sana ve bütün ahliye söylüyorum ki‚ bugünden itibaren ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda‚ benim gazabımdan korkmayınız hitabında bulundu.

Cenevizliler dahil‚ bütün sanat ve ticaret erbabıyla ahlinin din‚ mezhep hürriyeti temin edilip‚ sulh‚ sükn sağlandı. Fatih‚ Ayasofyanın içini gezerek bu mabedin Cuma gününe kadar cami hline getirilmesini emretti. Emevler devrinde yapılan ikinci İstanbul kuşatmasında vefat edip‚ surlar önüne defnedilen‚ Eshb-ı kirmdan hazret-i Eb Eyyb-i Ensrnin kabri‚ Fatihin hocalarından Akşemseddin Efendi tarafından keşfedilip‚ daha sonra buraya türbe ve cami yapıldı. Nihayet Cuma günü maiyeti ile Ayasofyaya gelen Fatih‚ İstanbulda ilk Cuma namazını burada kıldı. 655ten 1453 tarihine kadar devam eden bir idealin (Feth-i Mübn) gerçekleştirildiği‚ fetihnmelerle bütün İslm lemine müjdelenip dünyaya ilan edildi.



Strateji - Taktik:

İstanbul´un fethi askeri tarihte pek çok ilki de beraberinde getirmişti. Öncelikle‚ o döneme değin görülmemiş büyüklükteki toplar imal edilerek yıkılmaz-aşılmaz olarak nitelendirilen Bizans surlarında onarılmaz hasarlar sağlanmıştır. Osmanlı topçusu surlara üçgen biçiminde atışlar yaparak tahribatı yükseltmeye çalışmıştır.

Fatih öncelikle top atışlarıyla surlarda büyük ve onarılmayacak gedikler açarak‚ o bölgelerden şehre girmeyi planladıysa da bu isteği Bizanslıların asker‚ kadın‚ çocuk demeden canla başla gedikleri kapamasıyla akim kalmıştır.

Akabinde Fatih‚ surların altından tüneller kazarak şehre girmeyi düşünmüştü. Sırp askerlerden oluşan bir gruba tünellerden saldırma emri verdi. Ancak işi farkına varan Bizanslılar karşı tüneller kazdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu.

Ayrıca bu savaşta ilk kez havan topları kullanıldı. Fatih bu topların balistik hesaplamalarını bizzat kendi yaptı. Surlara yapılan piyade saldırılarında evvela Hıristiyan askerler ile acemi Azaplar kullanıldı. Acemiliğin getirdiği şevkle surlara pervasızca saldıran Azapların büyük katkısı oldu. Elit Yeniçeri birlikleri ise çarpışmaların maharet gerektiren safhalarında arka kuvvetler olarak yer aldılar.

Yine bu savaşta Fatih´in surların farklı gediklerinde‚ farklı açılarla kullanabileceği surlardan uzun bir tekelekli kuleyi tek bir gecede (İsmail Hami Danişmend 17-18 Mayıs gecesi Bizanslılar farkında olmadan 4 saat içerisinde kulenin yapıldığını belirtiyor.) yapması meşhurdur. Kulede tekerlek görevi gören makaralar kullanılmıştır. Bir gün sonra Bizanslılar kuleyi Grejuva ateşiyle yakmış olsalar da‚ Topkapı surlarının bir tanesi bu kule yardımıyla ele geçirilmiştir.

Fethin askeri tarih açısından belki de en önemli taktiksel aşaması gemilerin karadan yürütülerek‚ denize inmesidir. Haliç´e zincir gerip (bu zincirin parçalarını Harbiye Askeri Tarih Müzesi ve Arkeoloji Müzesi´nde bulabilirsiniz bu arada) Osmanlı gemilerini geçirmeyen Bizanslılar‚ Osmanlıların gemilerini karadan indirdiğini farkedince şok olmuşlardır. Gemileri denize indiren Osmanlılar hem askeri hem de manevi avantaja sahip olmuştur. 28 Mayıs 1453 gecesi Marmara Denizi ve özellikle Haliç çevresinde deniz boyunca "Mum Donanması" düzeninde seyredilmesi Bizanslıların son manevi güçlerini de bitirmiştir. Ateş ve ışış gösterisi biçiminde şekillendirilen bu yöntemde gemilerde kandil-fener-mum-meşale ne varsa yakılarak "Sur" denen borularla sesler çıkarılmış ve arkasından tüm Osmanlılar aynı anda tekbirler getirerek Bizans üzerinde büyük manevi baskı yapmıştır. Bizans kaynakları‚ Bizans halkının bu manzara karşısında hıçkırıklara boğulduğunu ve tüm takatlerini yitirdiklerini yazmaktadır.



KAYNAKLAR:


* CONSTANTINOPLE (1453) - THE END OF BYZANTIUM [OSPREY]

* THE FALL OF THE CONSTANTİNOPLE [OSPREY]

* THE JANİSSARİES [OSPREY]

* ARMIES OF THE OTTOMAN TURKS 1300 - 1774 [OSPREY]

* BYZANTINE ARMIES 1118-1461 A.D. [OSPREY]

* Chiriston I. Archer‚ Dünya Savaş Tarihi‚ Tümzamanlar Yayıncılık‚ İstanbul‚ 2006‚ s. 212-214.

* İsmail Hami Danişmend‚ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi‚ Cilt:1‚ Türkiye Yayınevi‚ İstanbul‚ 1971‚ s. 232-264.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Börü
Genç Börü
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 508


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN


« Yanıtla #2 : 03 Nisan 2011, 10:16:42 »

Konuyu sabitliyorum çok güzel bir konu açmışsın andam ellerine sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN
SeLim-i
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2


Şeyhler ne zamandır şah oluyor,Çaldıran ovasındamı


« Yanıtla #3 : 27 Mayıs 2011, 15:00:22 »

Gerçektende eline sağlık kardeşim.Türk tarihinin belki de en renkli sahnelerinden biridir İstanbul'un fethi.Gemilerin karadan gitmesinden tutun,Rumeli hisarının 1 ay gibi kısa bir zamanda yapılmasından,devasa toplara oradan 10larca milletin istanbulu bir türlü alamamasından hepsi İstanbul'un Fethinin Türk tarihinin en Önemli fethi olduğunu göstermektedir.

Avrupada Rönesans ve Reform haraketlerine yardımcı olması yönünden Avrupalılar açısından önemlidir,Çok avrupalı ağıt yakmıştır istanbul elden gitti diye fakat Onlara bile azda olsa yararı dokunmuştur..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur
Sâdıkâne / belki ol / âlemde bir / serdâr olur
Yâr olur / ağyâr olur / serdâr olur / dildâr olur

Yavuz Sultan Selim
KurtayKağan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 36



« Yanıtla #4 : 27 Mayıs 2011, 21:28:23 »

Kandaş Sağ ol,var ol. sonunda kuşatmayı en ince ayrıntısıyla gösteren fotoğrafları görebildim. Askerleri ve üniformalarını gösteren resimleri de beğendim. Emeğine sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Temuçin
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 54



« Yanıtla #5 : 27 Mayıs 2011, 21:41:41 »

Çok güzel olmuş. Emeğine sağlık. İllustrasyon yerine kurgulama yazabilirdin.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 29 Mayıs 2011, 23:14:52 »

Bugün İstanbul'un Fethinin yıl dönümü. Kutlu olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
esenboğa
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 1



« Yanıtla #7 : 03 Haziran 2011, 20:04:22 »

İşin siyasi, coğrafi, ekonomik tarafları bir kenarada, bazen " keşke İstanbul hiç alınmasaydı " diyorum. Başta " Saray " olmak üzere Bizansın bütün pislikleri de bize geçmiş.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 29 Mayıs 2012, 12:31:12 »

          İstanbul'un fethi, Türk Irkına kutlu olsun. Türk Dünyasının incisi İstanbul'u bize kazandıran başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere, tüm Türk yiğitlerinin ruhları şad olsun.
          Ancak bir iki kelime yazmadan da edemeyeceğim.
Eskiden İstanbul "Rum şehridir diyenler, şimdi ağız değiştirdi,"kürt şehridir" diyorlar. Biz Türkler buhar olup uzaya filanmı karıştık acep???
İzmirdeki abd nin nato üssüne 50.000 Amerikan askeri sessiz sedasız yerleşti. Geçtiğimiz ay Malatya Küreciğe de bir o kadar Amerikan Askeri konuşlandı. İncirliği zaten hiç saymıyorum bile. Bunun tek izahı vardır. Türkiye işgal altındadır. Başımızdaki Damat Ferit iktidarı da gaflet,dalalet ve hatta hıyanet içindedir.Durum bu iken bazı çevrelerin, "İstanbul'un fethi İslam alemine kutlu olsun" diye çarşaf çarşaf slogan üretmesi ne derece doğrudur? İslam alemi çok mu mutludur acaba İstanbul'un Türklerin eline geçmesinden? Ya da bugün bunun farkındalarmıdır? Onlar şimdi Amerikanın kendilerine bahşettiği baharı yaşamakla sarhoş durumdalar. Bizim ülkemizde de o bahar er geç yaşanacak. Hatta yaşanıyor. İstanbul'un fethini İslam alemine bağlayan zihniyete şunu demek istiyorum. Senin ülkende islam dimdik ayakta. Her dönemde bu böyle olmuştur. Ama yok olmaya başlayan TÜRKLÜKTÜR. Bu hiç mi umurunuzda değil?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türk Çerisi
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 796


« Yanıtla #9 : 29 Mayıs 2012, 12:41:04 »

İstanbul..
Bu şehrin surlarını kimse geçemiyordu.
Zamanında atalarımızdan birisi olan Atilla Büyükçekmeceye kadar gelmiş ama doğu roma imparatorluğu Atilla'ya itaat edeceğini bildirdiği için ve ağır bir vergi vermeyi kabul ettiği için Atilla fetihten vazgeçmiştir.

640 yıllarda bu seferler Avar Türkleri İstanbula yüklenmiştir yer yer surlarda gedikler açılsa da Avarlar İstanbula girmeyi başaramamıştır.
Nihayetinde Fatih 1453 de bu şehri ebediyen Türk şehri yapmıştır.

İlginç bir not düşeyim: 453 yılında Başbuğ Atilla Romaya ilerlemiş ve romayı yerle bir edecekken papanın onun önünde diz çöküp yalvarması ile romayı bağışlamış ve roma Atillanın hakimiyetini kabul etmiştir. Tam 1.000 yıl sonra bir başka Türk başbuğu da doğa romayı devirmiştir.

Irkımıza kutlu olsun. Bu şehirde gözü olan yad eller gelseler bile Başbuğumuz Atatürk'ün dediği gibi ''geldikleri gibi giderler''.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Çalış didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,
Bir Tanrıya bir de Türklüğe tapacaksın!
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.065 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.